Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Mart 2010

Yüksek cennetlerin altında olan perde meleklerin çeşitlerini bildirir.

Posted by Site - Yönetici Mart 31, 2010

yuksek-cennetlerin-altinda-olan-perde-meleklerin-cesitlerini-bildirir-allah-prophet-muhammad-pbuh-firdouse-firdous-jannah-paradise-highest-copy

Yüksek cennetlerin altında olan perde meleklerin çeşitlerini, denizleri, Hak’kın hazinelerini, yedi göğün keyfiyetini ve he birinde sakin olan melekleri ve onların şekillerini ve tesbihlerini bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere demişlerdir ki: Hak Teâlâ yüksek cennetlerin altında güneş ışığından yetmişbin perde icat etmiştir. Onların altında ay ışığından yetmişbin perde ortaya çıkarmıştır. Onların altında karanlıktan yetmişbin perde yaratmıştır. Bütün bu perdeler çeşitli meleklerden ibarettir. Onların altında taksim edilmiş rızıklar denizi vardır. Onun altında nimetler denizi vardır. Onun altında su denizi vardır. Onun altında hayat denizi vardır. Bütün bu denizler, Hak’kın nimetlerinden kinayedir.

Bu denizlerin altında yedi gök vardır. Bu, çiçekli nurdandır. Bir rivayette, kırmızı yakuttandır. Bunun izmi ariba’dır. Meleklerle doludur. Buradaki melekler adam suretindedir. Tesbihleri daima: “Sübhanallah ve bi hamdihi adade halkihi ve zineti arşihi ve midadi kelimatihi” dir. Onlar Hak Teâlâ’dan gayri kimseyi bilmezler. Birbirlerine dahi bakmazlar. Allah korkusundan ayakta durup, kıyamete kadar ağlarlar. Bunlara mukarrabin melekler, ruhaniyyin melekler, derler. Onların reislerinin ismi: Rakyail‘dir. Bu, yedi göğün bekçisidir. Bunların altında altıncı gök vardır. Taze incidendir. Buranın ismi: Raka‘dır. Buradaki melekler oğlan suretinde, yüzleri gülden tazedir. Hepsi Allah korkusundan rükûa gitmişlerdir. “Sübhane Rabbi külli şeyin” tesbihini dillerine vird etmişlerdir. Reislerinin adı: Kemhail‘dir. Bu, altıncı göğün bekçisidir. Bunun altında beşinci gök vardır. Kırmızı altındandır. Bunun ismi: Dineka‘dır. Buranın melekleri huri suretindedir. Bunların hepsi Allah korkusundan oturup kalmışlardır. Tesbihleri: “Sübhane hâlikunnur ve bi hamdihi” olmuştur. Reislerinin ismi: Semhail‘dir. Bu, beşinci göğün bekçisidir. Bunun altında dördüncü gök vardır ki, beyaz gümüştendir. İsmi: Erkalun‘dur. Buranın melekleri at suretindedir. Tesbihleri: “Sübhane melikil kuddüsi Rabbena ve Rabbil melaiketi ver ruh” olmuştur. Reislerinin ismi: Kakail‘dir. Bu dördüncü göğün bekçisidir. Bunun altında üçüncü gök vardır ki, sarı yakuttandır. İsmi: Mâun‘dur. Bunun melekleri kartal suretindedir. Tesbihleri: Sübhane’l-melik’el-hayyi’llezi ve lâ yemût” kelimesidir. Reislerinin ismi: Safdail‘dir Bu, üçüncü göğün bekçisidir. Bunun altında ikinci gök vardıry ki, kırmızı yakuttandır. ismi: Kaydum‘dur. Buranın melekleri deve suretindedir. Tesbihleri: “Sübhane zil izzeti vel ceberut” olmuştur. Reislerinin ismi: Mihail‘dir. Bu, ikinci göğün bekçisidir. Bunun altında birici gök vardır ki, yeşil zebercettendir. İsmi: Berkia‘dır. Buranın melekleri öküz suretindedir. Tesbihleri: “Sübhane zil mülki vel melekut” olmuştur. Buradakilerin reisinin ismi: İsmail’dir. Dünya göğünün bekçisidir. Bu, büyük ve güzel bir melektir ki, Mikail’in vekilidir. Yağmuru her yere taksim eden odur. Yağmur damlaları onun hesabıyle iner ve bulutlar onun sevkeylediği yere gider.

Yedi göğün kırmızı altından hesapsız kapıları vardır. Hepsi kilitlidir ve anahtarlarının ismi: Allahü ekber’dir. Her göğün reisinin desturuyle kapılarını kapıcıları açarlar. Yedi gökten her birinin kalınlığı ve yüksekliği beşyüz yıllık mesafedir. Her iki göğün arası beşyüz yıllık yoldur. Unutmamalıdır ki, yukarıda işaret olunduğu üzere yedi göğün tasnifini tekrarlamaktan murat, sayı ve mesafelerinin tayini değildir. Belki Allah’ın kudretinin büyüklüğünü beyandan kinayedir. Zira Allah’ın kudreti nihayetsizdir. Yedi göğün toplulukları ve şekilleri sahih rivayetler üzere çadırlar misali olup, yerin çevresinde bulunan ekiz kaf dağının yedisi üzerinde karar etmişlerdir. Sekizinci kaf dağı, dünya göğünün içinde yeri kuşatmıştır. Göklerin alt kısımları bu dağlar üzere nihayet bulmuştur.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Müslümana sigarayı bıraktıracak haber

Posted by Site - Yönetici Mart 31, 2010

Müslümana sigarayı bıraktıracak haber

Müslümana sigarayı bıraktıracak haber

Müslümana sigarayı bıraktıracak haber.

Bu haber sigara içen müslümanları ayağa kaldıracak cinsten… Öyle bir iddia ki duyduğunuz andan itibaren bir daha sigara içemeyeceksiniz.

Ne yaptıysanız olmadı mı? Bırakıp bırakıp yeniden  mi başladınız. O zaman bu haberden sonra sigarayı bırakırsınız, tabii Müslümansanız. Sıkı durun açıklıyoruz: Sigarada domuz kanı var:

İddia Avustralyalı bilim adamı Chapman’dan. Chapman’a göre “sigara firmaları, filtrelerde domuz kanı kullanıyor”

FİLTRELERDE DOMUZ KANI ŞÜPHESİ

Sydney Üniversitesi’nden Profesör Simon Chapman, Hollanda’da yapılan bir araştırmaya dayanarak sigara filtrelerinin yapımında domuz kanı kullanılıyor olabileceğine dikkat çekti.

Chapman, kanın solunum organlarına oksijen taşımasını sağlayan hemoglobin isimli proteinin, zararlı kimyasalları süzme özelliği olduğu için filtrelerde kullanıldığını belirtti.

DÜŞÜNCESİ BİLE KORKUTUCU

Bilimadamı, bu durumun başta Müslüman ve Yahudiler olmak üzere bazı grupları rahatsız edebileceğini belirterek, şöyle konuştu: “İnançları gereği domuz ürünleri tüketmeyen bu insanlar için bunun düşüncesi bile korkutucu. Bu sorunu çözmek tütün şirketlerinin sigaraların içeriğiniticari sırgerekçesini öne sürerek açıklamamaları nedeniyle zorlaşıyor.

YUNANİSTAN’DA BİR SİGARA MARKASININ DOMUZ KANI KULLANDIĞI KESİNLEŞTİ

Yunanistan’da bir sigara markasının domuz hemoglabini kullandığı kesinleşti. Eğer Yahudi ya da Müslüman bir sigara tüketicisiyseniz sigaranın içeriğini öğrenmek isteyeceksiniz. Sadece bu dinlere mensup insanlar değil vejeteryanlar da bu durum nedeniyle sigara üreticilerine tepki gösterecektir.

Internethaber.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Haramlar - Helaller, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlginç | 5 Comments »

1 Nisanın tarihçesi

Posted by Site - Yönetici Mart 31, 2010

1 Nisanın tarihçesi,endulus_muslumanlari_ve_1_nisan_sakasi_h11900

1 Nisanın tarihçesi

15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu Endülüs Müslümanlarının son kalesini
kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisi ile, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmektedir.

En sonunda 31 Mart gecesi Kalenin önüne giderek bir elinde Kur’an bir elinde İncil ‘Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım’ der. Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler.

Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların
öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine Müslümanlar
Yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz dediklerinde Haçlı ordusu komutanı ‘Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yokturdiye cevap verir ve bütün Müslümanlar orada Şehit edilir.

İşte o gün bugündür 1 Nisan hıristiyanlar arasında ‘Hile Günü’ olarak kutlanmaktadır.
Maalesef hıristiyanları taklit etmeyi modernleşme sanan gafil Müslümanlar arasında da yaygınlaşmış, yüzlerce, binlerce müslümanın katliam günü olan 1 Nisan’lar, bir şaka günü olarak kutlanmaktadır.

….

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | 1 Comment »

İNSAN VÜCUDUNDA VAZİFELİ MELEKLER

Posted by Site - Yönetici Mart 31, 2010

İNSAN VÜCUDUNDA VAZİFELİ MELEKLER

İNSAN VÜCUDUNDA VAZİFELİ MELEKLER

İNSAN VÜCUDUNDA VAZİFELİ MELEKLER

İnsan vücudunda ‘’ 384 ’’ adet hadim, muvazzaf melaike vardır. Onaltısı Hafaza’dır. İkisi insanın sag ve sol tarafında katiptir. Diger ikisi insana def’-i hacet yaptırmakla memurdur. Tamamı ‘’ 20 ’’ dir. ‘’ 364 ’’ tanesi ise, vücudüi insanda bulunan ‘’ 364 ’’ mafsal kemigini tutmakla memurlardır.Bu melaikeden bir tanesi bırakırsa o mafzal tutmaz olur. Bu gün ona felç diyorlar.

Def’-i hacet melekleri o işi tenezzülen kabul ettikleri için,dereceleri digerlerinden efdal olmuştur.Bu sebepten def’-i hacetten sonra ‘’ Elhamdü lillâhillezî ezhebe annil’ezâ âfânî min zalik ’’ diye dua etmek lazımdır. Buna riayet edenler bir çok hastalıktan beri olurlar.Hatta prostat hastalıgı nedir, bilmezler.Zaten ekseri hastalıklar, Resülullah Efendimiz’in hadis-i şeriflerine göre hareket edilmedigi için meydana gelmektedir.Sizler bunu yazın, ezberleyin ve birbirinize söyleyin.

Bir kimse çıplak olarak helaya girerse, veya çıplak olarak yatarsa o evden bereket kalkar.Ve orada hayırdan eser kalmaz.

Teyemmüm’de yüzügü çıkarmak farzdır.Çünkü teyemmüm abdestin halefidir. Eger elini topraga vurdugu zaman yüzügün altına toprak degmezse teyemmüm olmaz.Ve parmaklar da hilallenecektir.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

Yılan ve Akrebin Zararını Defetme Duası

Posted by Site - Yönetici Mart 30, 2010

Yılan ve Akrebin Zararını Defetme Duası

Yılan ve Akrebin Zararını Defetme Duası

Yılan ve Akrebin Zararını Defetme Duası

Meskenlerde yılanlardan herhangi bir şey görüldüğü zaman şöyle denir:

Ben Nuh Aleyhisselâm’ın sizden almış olduğu ahdi (sözleşmeyi) okuyorum. Ben Süleyman Aleyhisselâm’ın sizden almış olduğu ahdi (sözleşmeyi) okuyorum. Onların hakkı için bize zarar vermeyin.” Eğer bundan sonra yine yılanlardan bir şey görürse, onu hemen öldürsün.

İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1

….

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

Huriler

Posted by Site - Yönetici Mart 30, 2010

Huriler

Huriler

Huriler

İbnü Abbas (r.a.) Hazretlerinden rivayet olundu: Huriler, ayaklarından dizlerine kadar, za’ferandan yaratıldılar. Dizlerinden memelerine kadar, keskin kokulu miskten, memelerinden boyunlarına kadar, beyaz anberden, boynundan başına kadar kâfûr’dan yaratılmıştır. Birine döndükleri zaman, onların yüzünden fışkıran nûr, dünyayı aydınlatan güneşten daha aydın ve parlaktır.

Ve hem onlar orada ebedî kalacaklar.” Yani onlar daimîdirler, ölmezler ve cennetten çıkarılmazlar.

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi – 1.cilt

….

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Türkiye, Yorumlar | 3 Comments »

Hz. Fatih Sultan Mehmet’in öyküsü

Posted by Site - Yönetici Mart 30, 2010

Hz. Fatih Sultan Mehmet'in öyküsü

Hz. Fatih Sultan Mehmet'in öyküsü

Hz. Fatih Sultan Mehmet’in öyküsü

İstanbul’u fetheden efsanevi Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmed’in bugün doğumunun 578’inci yılı kutlanıyor.

30 Mart 1432 tarihinde dünyaya gelen ve 3 Mayıs 1481 yılında, genç bir yaşta vefat eden II. Mehmed, yedinci Osmanlı padişahıydı. İstanbul’u fethederek “Fatih” lakabını alan hükümdar, böylece Orta Çağ’ın sona ererek Yeni Çağ’ın başlamasına sebep oldu.

Bu “çağ açan hükümdar”ın elbette pek çok sıra dışı hikâyesi de var. Yüzyıllardır dilden dile dolaşan bu hikâyeleri merakla okuyacaksınız…

Hapisteki papazlar
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethinden sonra tüm hükümlüleri serbest bırakır. Ancak bu hükümlüler arasında yer alan iki papaz zindan çıkmak istemezler. Halka zulüm ve işkence eden Bizans İmparatoru’na, adaletli olmasını tavsiye ettikleri gerekçesiyle hapse atılan papazlar, bundan böyle hapisten çıkmamaya yemin etmişlerdir.

Olaydan haberdar olan sultan, huzuruna çağırdığı papazların ağzından kendi hikâyelerini dinler ve onlara şöyle der:

Bir teklifim var: sizler İslam adaletinin uygulandığı bu memleketi geziniz, Müslüman hâkimlerin ve halkımın davalarını dinleyiniz. Eğer hayata küsmenize sebep olan adaletsizliği burada da görürseniz gelip bana bildiriniz ve önceden verdiğiniz kararınız doğrultusunda uzlete çekilerek hâlâ küsmekte haklı olduğunuzu kanıtlayınız.

Papazlar zaman kaybetmeden yola çıkarlar. İlk durakları Bursa’dır. Orada şöyle bir olayla karşılaşırlar:
Bir Müslüman’ın, “hiçbir kusuru yok” denilerek bir Yahudi’den satın aldığı atın hasta olduğu ortaya çıkar. Müslüman, sabah olur olmaz kadının yolunu tutar. Ancak kadı henüz gelmemiştir. Bir süre boyunca bekleyen Müslüman, kadının gelmeyeceğini düşünerek atını alıp geri döner ve at o gece ölür. Olayı sonradan öğrenen kadı, atın sahibi Müslüman’ı çağırarak şöyle der:

Eğer geldiğinizde ben makamımda bulunsaydım, atı sahibine iade edip paranızı alırdım. Ancak zamanında daireme gelmediğim için olayların bu şekilde gelişmesine sebep oldum. O yüzden atın ölümünden doğan zararı ben ödeyeceğim.”

Bu olay karşısında hayrete düşen papazlar buradan İznik’e geçerler. Bu şehirde ise şöyle bir mahkeme ile karşılaşırlar:

Bir Müslüman’dan tarla satın alan başka bir Müslüman ekin zamanı gelip de tarlasını sürmeye başlayınca sabanına bir küp altın takılır. Çiftçi altınların hepsini alarak tarlanın ilk sahibine giderek küpü vermek ister. Ona “Ben senden tarlanın altını değil, üstünü satın aldım. Eğer tarlanın içinde bu kadar altın olduğunu bilseydin bana bu fiyata satmazdın. Al şu altınlarını” der.

Tarlanın ilk sahibi ise, tarlayı kendisine taşı ve toprağıyla beraber sattığını söyleyerek altınları kabul edemeyeceğini söyler. Anlaşmaya varamadıkları için iki Müslüman soluğu kadının huzurunda alırlar. Kadı, adamlara çocukları olup olmadığını sorar. Birinin erkek diğerinin ise kız çocuğu vardır. Kadı, bu iki çocuğu nikâhlayarak altını da çeyiz olarak onlara vermeye hüküm verir.

Bu iki olaya tanık olduktan sonra papazlar İstanbul’a gelerek Fatih Sultan Mehmed’in huzuruna çıkarlar ve şöyle derler:

Bizler artık inandık ki bu kadar adalet ve birbirinin hakkına saygı ancak İslam dininde vardır. Bu dinin insanları başka dinden olanlara bile kötülük yapamazlar. Bu yüzden biz zindana dönme kararımızdan vazgeçtik, sizin idarenizde hiç kimsenin zulme uğramayacağına inandık.

“Bu halkla ben dünyayı bile fethederim”

Henüz 21 yaşında olan ve İstanbul’u fethetmeye karar veren Fatih Sultan Mehmed, orduya katılacak olan halkını imtihan etmek amacıyla sabahın erken saatlerinde tebdil-i kıyafetle başkent Edirne’nin pazarında dolaşmaya başlar. Çarşının bir ucundaki dükkâna giderek birkaç erzak alır. Dükkândan çıkarken elindekilerin yetmeyeceğine kanaat getirip biraz daha erzak ister, ancak dükkân sahibi vermek istemez:

Ben sana satış yaparak siftahımı yapmış oldum. Başka alacağın varsa şuradaki dükkândan al, çünkü o henüz siftah etmedi.

Sultan gittiği ikinci dükkânda da ikinci bir mal istediğinde aynı karşılığı alır ve böylece bütün çarşıyı baştan sona dolaşır.

Padişah saraya geldiğinde secdesine kapanarak şöyle der:
Ya Rabbi sana hamdolsun… Bana böyle birbirini düşünen insanların olduğu bir millet ihsan ettin. Ben bu milletimle değil Bizans’ı, dünyayı bile fethederim.”

Padişahla mahkemelik olan Yahudi

Fatih Sultan Mehmed, yapılacak bir cami inşaatı için uygun görülen bir araziyi istimlâk eder. Ancak bu arazi bir Yahudi’ye aittir. İstimlâk kararına itiraz etmek için arazi sahibi Yahudi, kadının karşısına çıkarak padişahtan şikâyetçi olduğunu belirtir. Kadı, padişahı huzuruna çıkarır.

İki tarafı da dinledikten sonra kadı kararını verir: Padişahın istimlâk kararının fermanını mühürleyen sağ eli kesilecektir. Fatih Sultan Mehmed karara sesini çıkartmaz.

Bunun üzerine kadı sultana şöyle der: “Eğer padişahlığına güvenip benim verdiğim karara karşı gelseydin şu gördüğün topuzla senin kafanı ezer, seni oracıkta öldürürdüm”.

Padişah da kadıya şöyle yanıt verir: “Eğer sen de benim padişahlığıma aldanıp farklı bir karar verseydin ben de senin kafanı kılıcımla koparırdım”.

Tüm bu olanları gören Yahudi, padişahı şikâyet ettiğine pişman olur. Bu adalet sisteminden ve insanlıktan o kadar etkilenmiştir ki o anda şahadet ederek Müslüman olur.

Adem’in çocukları

Sultan Mehmed, dışarıda gezerken, yanına gelen dilenciye bir altın verir. Dilenci aldığı parayı beğenmez.

Aman Sultanım, koskoca padişah kardeşine bu kadar mı para verir?”

Padişah, nereden kardeş olduklarını sorunca da şöyle cevap verir:
İkimiz de Hazreti Adem’in çocukları değil miyiz? O yüzden elbette kardeşiz.

Sultan’ın cevabı gecikmez:
Bu keşfini sakın ola ki başkasına söylemeye kalkma. Diğer kardeşlerimiz de pay isterlerse sana zırnık bile düşmez.”

Açlık

Fatih, hocası Akşemseddin’e sorar:
İnsan açlığa ne kadar dayanabilir?

Akşemseddin yanıt verir:
Ölünceye kadar.

Napolyon’un Fatih hayranlığı

St. Helen Adası’nda sürgünde olan Napolyon Bonaparte’a “Fatih Sultan Mehmed mi büyük, yoksa siz mi daha büyüksünüz?” sorusunu yöneltirler. Fransız hükümdarın yanıtı şöyle olur:

Büyüklükte ben onun çırağı bile olamam, çünkü ben, kılıçla zapt ettiğim yerleri henüz hayattayken geri vermiş bir bedbahtım. Fatih ise fethettiği yerleri nesilden nesle intikal ettirmenin sırrına ermiş bir bahtiyardır.

Genç Fatih

Bir genç, “Fatih Sultan Mehmed, neden hep yaşlı bir insan suretinde resmediliyor?” diye sorunca, bir yazar ona şöyle cevap verir:

Yaptığı işler öyle büyük ki, insanlar bunları genç birinin yapabileceğini hayallerine bile sığdıramıyorlar.”

Gönül fetheden İstanbul

Fatih’e sorarlar:
İstanbul’u niçin fethettin?
Cevap verir:
Çünkü önce o benim gönlümü fethetti.

Kader

Çok yaramaz bir çocuk olan II. Mehmed’e, babası II. Murad Han:
Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz” diye çıkışır.
Mehmed’in orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan hocası Akşemseddin ise gülümseyerek şöyle söyler:
Peder ne der, kader ne der.

Müjdeli haber

Oğlu Mehmed’in yaklaşan doğumu üzerine, II. Murad sabaha kadar uyuyamaz, gece boyunca Kur’ân-ı Kerim okuyarak müjdeli haberi bekler. Tam Fetih Suresi’ni okuduğu sırada oğlunun doğum haberi padişaha iletilir. Sultan bu müjdeli haber üzerine:
Ravza-i Murad’da bir gül-i Muhammedî açtı”* der.

* Murad’ın bahçesinde Muhammed’in bir gülü açtı.

Balıkesir yolculuğu

Sultan Fatih, tebdil-i kıyafetle köy köy, kasaba kasaba gezmek için seyahate çıkar. Yorulduğu bir sırada dinlenmek için gözüne ilişen bir kulübenin kapısını çalar. Karşısına çıkan kadıncağızdan içecek soğuk bir şey vermesini rica eder. Kadın ter içinde kalan misafirine ayran ikram eder. Fakat padişah, her yudumda ağzına gelen saman çöpleri yüzünden ayranını hızlı içemez. Ayranını yudumlaya yudumlaya içen Fatih ihtiyar kadına sorar:

Nine, ayranın çok lezzetli ama içindeki şu saman çöpleri ne?
Kadın gülümseyerek cevap verir:
A evladım! Ter içindesin. Eğer bu soğuk ayranı saman katmadan verseydim bir yudumda içecek, belki de hasta olacaktın. Kıyamadım sana!

Bu, sultanın çok hoşuna gider ve fakir kadına kulübesinin civarındaki araziyi bağışlar.

Cihan Padişahının ruhu şad olsun. Hz.Allah şefeatlerine nail eylesin.Amin

…..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Osmanlılar, Tarih, Tavsiyeler, Türkiye, İbretlik, İz Bırakanlar | Etiketler: | 4 Comments »

AB-I HAYAT VE HIZIR ALEYHİSSELAM.

Posted by Site - Yönetici Mart 30, 2010

AB-I HAYAT VE HIZIR ALEYHİSSELAM

AB-I HAYAT VE HIZIR ALEYHİSSELAM

AB-I HAYAT VE HIZIR ALEYHİSSELAM.

Yeryüzü’nde ‘’ ab-ı hayat ’’ tabir edilen hayat suyu vardır. O sudan içen kimse kıyamete kadar hayatta kalır.

Hızır Aleyhisselam ondan içmiştir. Her yüz sende 18 yaşına iner. Onun bu dünyada kalmasına Sure-i Fatiha sebeb oldu. Hızır Aleyhisselam bir feth-i Kübra ile Fatiha-i Şerife’nin Arş-ı Ala’da nurdan bir daire şeklindeki kitabesini görünce hayran kalıp ona aşık oldu. Ve Fatiha-i Şerife’nin envar ve esrarını kendisine ihsan etmesi için Cenab-ı Hakk’a iltica edip yalvardı. Cenab-ı Hak da duasını kabul ederek onu Ümmet-i Muhammed’e dahil eyledi. O şimdi aramızda yaşıyor ve daha çok yaşayacaktır.

Ayasofya’da ihtiyar bir sakallı vardı. Bu zat aynı zamanda Hızr Aleyhisselam’ın dostu idi. Bir gün o ihtiyara dedim ki :

‘’ Nasıl, Hızr Aleyhisselam insanların bu gidişatına ne diyor ? ’’ O sormuş. Hızır Aleyhisselam da :

‘’ İnsanların isyanından çok agır yorgunluk acısı hissediyoruz ’’ demiş.

S H T ( k.s.)

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 5 Comments »

Eğer Beni Hafız Yapmazsanız!…

Posted by Site - Yönetici Mart 29, 2010

 Eğer Beni Hafız Yapmazsanız!...

Eğer Beni Hafız Yapmazsanız!...

Eğer Beni Hafız Yapmazsanız!…

İlkokulu bitirip kursa gelmişti. Ailesi kendi isteğiyle geldiğini söylemişti. Kayıt için adını sorduğumda:

“-Fatıma” dedi, hiç de çekinmeyen bir tavırla… Ve ekledi:

“-Eğer beni hafız yapmazsanız, kayıt yaptırmak istemiyorum.”

Böyle tehdit edercesine konuşması, onu yaşından daha olgun gösteriyordu. Tebessümle:

“-Korkmayın küçük hanım, siz isteyin hafız da yaparız, hoca da!

O küçük gözlerinin içi parıldadı birden.

Annesi:

“-Hocahanım, çocuk işte, kusuruna bakmayın. İlle de hâfız olacağım der, başka bir şey demez. Bizim köyün hocasından duymuş. Peygamber Efendimiz, “Hâfız olanlara cennette taç giydirilecek!” buyurmuşlar herhalde. Siz daha iyi bilirsiniz ya, biz bu kadar duyduk anladık!

Kendisini teselli etmek ihtiyacı hissettim:

“-Tabii teyze, ne demek! Keşke herkes sizin gibi duyduklarını hemen kabul etse de teslim olsa…Siz hiç merak etmeyin, kızınız önce ALLAH’a sonra bize emanet!..”

Kadıncağız elime yapıştı. Öpecekken ellerimi geri çektim, utandım. Tuttum, ben onun elini öptüm. Gözleri yaşardı.

“-Hocahanım bu eller, gözler hep günahlı, asıl sizinkiler öpülmeye layık!..”

“-Estağfirullâh teyze!” dedim . “O âhirette belli olur.

Bu konuşmadan sonra kaydını yaptığımda FatÎma’nın Erzurumlu olduğunu öğrendim. Bir an düşündüm.

“-Küçük nasıl kalacak, bu kadar uzaklarda...”

Zaman ilerledikçe FatIma’nın edepli tavırları daha da çok etkiledi beni. Azimliydi. Geceleri uykusunun arasında ayetleri sayıklarken görüyordum çoğu kez. Böyle devam ederken arada bir bana gelip çeşitli sorular soruyordu. Birgün:

“-Hocam hâfız olmak için Kur’ân’ı bitirmek mi lazım?” diye sordu. Ben de:

“-Tabii ki hepsini ezberleyeceksin ki,hâfız” adını alacaksın.”

Bu cevabıma çok üzülmüş gibiydi. Bir şey demek istiyordu sanki… Teşekkür etti ve döndü arkasına gitti.

Derslerim arasında onlara sürekli Kur’ân ezberlemekle işin bitmeyeceğini mutlaka içindekileri uygulamanın gerektiğini hatırlatıyordum. Talebelerden biri:

“-Hocam” dedi.Fatıma’nın annesi, abdestli olmayanların hâfızlara dokunamayacağını söylemiş. Bu doğru mu?” diye sordu.

Çok ilginçti doğrusu. İçimden “mâşallâh!” dedim. Ve onların sorularına da cevap vermek için, “Osmanlı zamanında atalarımız Kur’ân’a ve hâfıza kıymet verdiklerinden öyle yaparmış.” dedim.

Çok hoşlarına gitmişti bu iş. Hepsi âdetâ kendilerini ulaşılması zor, vitrindeki altın gibi görüyorlardı.

Görsünler” dedim kendi kendime… Bu yaşta, buralara gelmişler. ALLAH’ın kelâmını ezberliyorlar, onlara fazla görmem bunu.

Bu arada Fatma ara sıra rahatsızlanıyor ve revirde yatıyordu. Zaman geçtikçe Fatıma’nın morali ve sağlığı daha da çok bozuluyordu. Birgün dersini 2 kez aksatınca sormak zorunda kaldım:

“-Ne oldu, yoksa anneni mi özledin?”

Sert bir şekilde bana döndü. Solgun yüzüne bir ciddiyet gelmişti:

“-Hayır“, dedi.

“-Öyleyse neden moralin bozuk? Sık sık da hasta oluyorsun!” dedim.

Yalvarır gibi oldu. Gözleri dolmuştu:

“-Yanlış anlamayın, inanın ki annemi özleyip de gitmek istediğim yok. Burayı çok seviyorum. Allâh’ımdan çok korkuyorum. Buraları terk edersem, bana âhirette hesabını sormaz mı?

Dilim dudağım bağlandı. Bir şey diyemedim. Suçlu bile hissettim, kendimi. O küçük kalbte bu ne îmandı, Yâ Rabbi! Onu hayranlıkla izliyordum.

Birgün çok rahatsızlandı. Doktora götürmek zorunda kaldık. Bir çok tahlillerden sonra, arkadaşım olan doktor hanım:

“-Hocahanım, derhal bu talebeyi ailesinin yanına gönder.” dedi. Şaşkınlıkla:

“-Neden?” diye sordum. Bana:

“-Belki üzülecek, hatta inanmayacaksın ama, bu talebekanser!..”.

Âdeta başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü.

Hastâneden ayrılırken Fatıma’ya hiç bir şey diyemedim. O ise hâlimi anlamış gibi, bana sorular sorup dikkatimi dağıtmaya çalışıyordu. Kulağıma eğilerek:

“-Hocam” dedi.Azrail insanların canını alırken nasıldır?”

Ağlamamak için zor tutum kendimi:

“-Mü’min kullara karşı çok güzel bir sûrettedir.” dedim.

Mırıldandı:

“-Belki hafız olamam, ama Elhamdülillah mü’minim!” diye.

Hâfız olmak için Kur’an’ı bitirmek gerektiğini söylediğimde neden üzüldüğünü şimdi anlamıştım. Demek ki hastalığını biliyordu.

Bir kaç gün sonra eşyalarını hazırlamaya başladık. Çünkü artık dayanılmaz acılar içinde kıvranıyordu. Evine gitmesi gerekiyordu. Ailesi geldi. Fatma yanıma gelerek, mahcûbiyetle:

“-Bana kızmadınız değil mi? Eğer söyleseydim belki kursa almazdınız!..”

“-Ne demek!.. Nasıl kızarım sana..” dedim. “Hem sonra, sakın üzülme hâfızlığımı bitiremedim diye. Bu yola girdin ya, Rabbim seni hâfızlar zümresinden yazmıştır inşâallâh!” dedim.

Öyle sevindi ki! Sarıldı boynuma:

“-Gerçekten ben şimdi hâfız sayılır mıyım? Anne bak duydun değil mi?” Hüngür hüngür ağlıyordu.

Ya Rabbi, bu ne aşktı!

Rabbimin hikmeti tecelli etse de iyi olsaydı şu Fatma, ne güzel bir kul olurdu.

Böylece Fatma’yı gözyaşları ile Erzurum’a uğurladık. Çok geçmedi. Bir iki hafta sonra ailesi ağırlaştığı haberini verdi. Bu bir iki hafta içinde ondan iki mektup almıştım. Bana hep hâfızlık tâcını merak ettiğini, bunun rüyalarına bile girdiğini yazıyordu.

Birgün sabah namazından sonra telefon çaldı. Fatma’nın annesiydi karşımdaki ses… Ağlamaklı bir sesle:

“-Hocahanım Fatıma’yı uğurladık. Rica etsem bir hatim okur musunuz?” deyince, ben de dayanamadım ağlamaya başladım.

Annesi beni teselli edercesine telefonu kapatmadan:

“-Size ölmeden önce şunu söylememi istedi“, dedi. Hıçkırarak:

“-Anneciğim, hocama söyle!.. Azrâil söylediğinden de güzelmiş.

İnsanların En hayırlısı insanlara faydası dokunandır.”

HZ.Muhammed (s.a.s)”

Bu yazıyı gönderen M.Emin Özler bey’e teşekkür eder siz degerli ziyaretçilerimizinde dualarını bekleriz.

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | 4 Comments »

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Posted by Site - Yönetici Mart 29, 2010

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

ÜSAME KARAKIŞ’IN HABERİ…

CHP’nin tek parti olarak iktidarda olduğu günlerde Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti tarafından hazırlanan tarih kitabında, Kuran ayetlerinin geçerliliğini kaybettiği ve ilk inen ayetlerin kayıp olduğu iddia edilerek, Kuran’ı Kerim’in Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) tarafından yazıldığı söylenmiş.

CHP’nin tek parti olarak iktidarda olduğu dönemde okullarda Tarih kitabı olarak okutulan kitapta İslam dini ile alakası olmayan çok uçuk bilgiler bulunduğu belirlendi.

CHP’li İsmet İnönü’nün Başbakan olduğu dönemlerde, kitap okullarda ‘Tarih 2‘ kitabı olarak okutulmuş. Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti tarafından kaleme alınan, Maarif Vekilliği Talim ve Terbiye Heyeti’nin 12.6.1932 tarih ve 11 sayılı kararı ile ders kitabı olarak kabul edilen ‘Tarih 2‘ adlı bu kitap, 1932’den 1941’e kadar okullarda öğrencilere ‘ders kitabı‘ olarak okutulmuş.

KURAN’I KERİM AYETLERİNİ HZ. MUHAMMED (SAV) HAZIRLADI

Tarih kitabının ‘Orta Zamanlar‘ bölümünün ‘İslam Tarihi‘ kısmındaki ifadeler, insanın kanını donduracak nitelikte. Kabe’nin etrafından dönülerek yapılan ‘tavaf’ ibadetine, ‘ayin‘ denilen kitapta, Kabe’nin kimler tarafından yapıldığının da bilinmediği ifade ediliyor. Kitapta ayrıca Hacer-ül Esved taşının da günahkarların dokunmasından dolayı karardığı iddia ediliyor. Zemzem olayı, İbrahim (as)’nin Kabe’yi inşaatının hepsi Tarih kitabında ‘uydurma‘ olarak yazılmış. Baştan sona yanlışlarla dolu olan kitapta, Kuran’ı Kerim’in, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) tarafından konulan esaslarla hazırlandığı yazılmış. O zamanlar öğrencilere ders okutulan bu kitapta, yanlışlar bunun gibi birçok örnekle mevcut.

KİTABIN İÇİ YANLIŞ VE YALAN BİLGİLERLE DOLU

İşte tarih kitabındaki yanlış ifadelerden bazıları:

* Kuran ve Vahiy: Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahit ve ilham fikri doğmuştu.

* Muhammed’in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok rivayetler vardır. Bunlar pek çok efsanelerle karışmıştır. Hakikatte peygamberin ilk söylediği Kuran ayetlerinin ne olduğu kati surette malum değildir. Muhammed, uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri lüzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu.

* Kuran’ın içindekiler başlıca üç bahiste mütalaa olunabilir. Birincisi ve en mühimi Allah’ın bir olduğuna ve ondan başka Allah olmadığına ve Muhammed’in onun Resulü olduğuna inanmak, ikincisi hukuki hükümler, üçüncüsü tarihe ait malumatlardır. Hukuki hükümler zaman ve mekan içinde değişebileceğinden 14 asır evvelki kanunlar zamanla değişmeğe mahkûmdur. Tarihe ait malumata gelince yeni fenler sayesinde meydana çıkarılan hakikatler en yakın tarih bilgilerin bile temellerinden sarsmaktadır. İmana ait olan birinci esas sadeliği itibariyle hakikaten pek mühimdir.

Bu yazıyı gönderen M.Emin Özler bey’e teşekkür ederiz.

..

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel, Tarih, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlginç | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: