Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Kıyamet’ Category

DÜNYANIN SONU: KIYÂMET

Posted by Site - Yönetici Şubat 19, 2017

cehennemhell

DÜNYANIN SONU: KIYÂMET

Dünyanın ömrü bitip âhiret âlemi başlamadan evvel İsrafil Aleyhisselam’ın Sûr’a birinci üfürmesi ile bütün insanların ve dünyanın başına kıyâmet kopacaktır.

İsrafil Aleyhisselâm Sûr’a üfürecek, bundan çıkacak müthiş bir ses ile bütün fânî hayat sahipleri ölecek, her şey altüst olacaktır.

Bütün âlemlerdeki düzen, ancak Allâhü Teâlâ’nın bir eseridir, onun kudretinin bir alâmetidir. Hak Teâlâ Hazretleri bu nizâmı ve intizâmı bir an için ortadan her hangi bir sebeple kaldırınca bütün varlıklar derhal alt üst olur, ne umûmî câzibeden, ne de gök cisimleri arasındaki münâsebet ve râbıtadan eser kalır, ne de bir canlının yaşayabilmesine imkân bulunur

İşte bu, bir umumî kıyâmettir. Bunun kopacağı zamanı ancak Allahü Tealâ bilir.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kıyamette Kederden Kurtulanlar

Posted by Site - Yönetici Kasım 30, 2016

allah-paak-desktop-wallpaper-copy

Kıyamette Kederden Kurtulanlar

Kim ki, o gün Allâhü Teâlâ hazretlerine;
1- İhlâs ile O’nun varlığına şehadet eder,
2- Allah’ın Resulü Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerini ikrar eder,
3- Şirkten sihirden, büyüden uzak,
4- Müslümanların kanlarını akıtmaktan uzak.
5- Allah ve resulü için nasihat eder, [1]
6- Allâhü Teâlâ hazretlerine itaat edenleri sever,
7- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine itaat eden ve sünnet-i seniyyeye göre yaşayanları sever,
8- Allah ve Resulü (s.a.v.) hazretlerine isyan edenlere buğz ederse; bu kişi, Allâhü Teâlâ hazretlerine ulaşırsa; Rahmân’ın Arşının gölgesinin altında gölgelenir ve her türlü gam (keder, üzüntü ve korkulardan) kurtulur…

Mevkıf ta Bin Sene Bekler

(Ama) kim, bunların (yukarıda sıralanan günahları işleyip) hududunu aşar, bu günahlardan birini,
1- Bir kelime ile değiştirirse veya kalbini değiştirirse,
2- Ya da dininde bir şeyden şek ve şüphe içine düşerse;
0 kişi, tam bin sene sıcaklıkta, üzüntü, keder, gam ve azab’ta kalır…
Ta ki, Allâhü Teâlâ hazretleri, dilediğiyle onun hakkında hükmetsin..

[1]

Allah ve Resulü için nasihat etmek; Allah ve Resulüne öğüt vermek demek, değildir. Allah ve resulüne halis ve muhlis olmaktır. “Allah ve Resulüne nasihat etmek” cümlesinin manâsını, tam ve doğru anlamak için şu hadis-i şerife bakınız.

Ebû Hüreyre (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu; Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

İyi biliniz ki, muhakkak ki din nasihattir. Bunu üç kere söylediler.” (Sahabeler) sordular:

Ya Resûlallah (s.a.v.)! Kim için?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

1-Allah için,

2- Kitabullah için,

3- Rasûlüllâh (s.a.v.) için,

4- Müslümanların imamları için,

5- Müslümanların hepsi için…” Sünen-i Nesaî: 4128, Allah için nasihat:

1- Allâhü Teâlâ hazretlerine iman etmek,

2- Ona hiçbir şeyi şirk koşmamak,

3- Allah’ın emirlerine amel etmek,

4- Allâhü Teâlâ hazretlerinin yasakladıklarından kaçmak,

5-İnsanları, Allah’a ve dinine davet etmek,

6- Her türlü İslâmî konularda insanlara delil olup göstermek. Resûlullah (s.a.v.) hazretleri için nasihat:

1- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetiyle amel etmek,

2- İnsanları ona davet etmek,

Daha geniş bilgi için bakınız: Ruhu’l-Beyân tefsiri, c, 2, s. 205, Tercümemiz, c. 5, s. 131. Mütercim…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/344.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kıyamet Alametleri

Posted by Site - Yönetici Haziran 30, 2016

Kıyamet Alametleri

Kıyamet Alametleri

Haddâdî (r.h.) tefsirinde buyurdu:
Efendimiz (s.a.v) hazretleri buyurdular:
Güneş battığı zaman, meleklerin uçma hızlarıyla yedinci kat semâ’ya yükseltilir. Ve Arş’ın altında hapsedilir. Oradan, doğudan mı yoksa batıdan mı doğacağı hakkında hep izin ister. Ay da böyledir… Bu durum, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kullarının tevbelerinin (kabulünün ve kabul edilmeyişinin mîkâtine) vakit kıldığı zamana kadar devam eder. (Zaman gelir) yeryüzünde günahlar ve ma’sıyetler çoğalır.

Ma’rûf (şeriat ve akla uygun olan iyilik ve güzellikler) gider. Hiçbir kimse artık iyiliği (marûfü) emretmez. (Emr ma’rûf kalkar…) Münker (şeriata zıt olan şeyler) yayılır. Hiçbir kimse insanları münkerden nehyetmez…
insanlar, bunu yaptıkları zaman, güneş Arşın altında hapsedilir. Bir gece miktarı geçtiğinde, secde eder ve Rabbinden izin ister;
Nereden doğacağını!” sorar.
Kendisine cevap verilmez.
Ta ki ay da kendisi gibi arşın altında hapsedilir. Beraber secde ederler. Ay da Rabbinden izin ister;
Nereden doğacağını?” sorar.
Kendisine cevap verilmez.
İkisi üç gece miktarı hapsedilirler. 0 gecenin uzunluğunun miktarını ancak teheccüd namazını kılanlar bilirler. Onlar o gün yeryüzünde insanlar tarafından küçümsenen çok az bir kalabalıktırlar.
Onlardan biri o gece uyur; daha önceki gecelerde uyuduğu gibi… Sonra geceleyin kalkar, teheccüd namazını kılar, vird, zikrr ve evradını okur. Sabah olmaz… (Bir türlü gece bitmez.)
Bunu kabul etmez. Çıkar ve göğe bakar ki hâlâ gecedir. Gece hâlâ yerindedir. Yıldızlar, deveran etmektedir. Bunu bir türlü tanımaz ve kendisinin zanlar içinde olup zannetmekte olduğunu sanır. Ve kendi kendisine derki:
Acaba okumayı hafif mi yaptım? Namazı mı kısalttım? Yoksa her zaman kalktığım saatten önce mi kalktım?” der. {Bir türlü karar veremez! Şaşkın bir halde) namazgahına geri döner, ikinci gecedeki namazı gibi namaz kılar. Sonra yine dışarıya çıkıp havaya bakar. Bir türlü sabahı görmez. Korkusu şiddetlenir. Korkuya kapılır. 0 gece, teheccüd namazı kılan bütün mü’minler, kendi memleketlerinin mescidlerinde toplanırlar. Ağlama ve tazarru ile Allâhü Teâlâ hazretlerine yalvarırlar.

Allâhü Teâlâ hazretleri, Cebrail Aleyhisselâm’ı güneş ve ay’a gönderir. Onlara der ki:
Allâhü Teâlâ hazretleri size batma yerinize dönmenizi emrediyor! Oradan (batıdan) doğun!” Artık sizin için yanımızda ne ziya ve ne de nur (yani ışık yansıtmak) yoktur.
Ay ve güneş bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretlerinin korkusundan titreyerek ağlarlar. Onların ağlama seslerini yedi kat göğün içinde olanlar ve Arşın ehli olanlar işitirler.
Sonra bütün mahlûkat ölüm ve kıyamet korkusundan ağlamaya başlar.
Bu arada teheccüd ehli olanlar ağlama, sızlama ve yalvarma içindedirler; gaflet ehli ise gafletlerindedirler. Bir de bakarlar ki ay ve güneş simsiyah (kapkaranlık) bir şekilde batıdan doğarlar. Güneşin ziyası yoktur; ayın da ışığı yoktur. Her ikisi küsüf (tutulma) sıfatlarında oldukları halleri üzerinedirler.

Ve Güneş Ve Ay Toplanır.

İkisi yükselirler…. Yük devesi misâli… Onlardan her biri arkadaşıyla münazaa eder; önüne geçme halinde… O zaman dünya ehli bağrışmaya başlar.
Ağlarlar…
Amma sâlih insanlar… Onların ağlamaları kendilerine fayda verir. Onlar için ibâdet olarak yazılır.
Amma fâsık insanlar ise, onların ağlamaları o vakit kendilerine hiçbir fayda vermez. Kendilerinin aleyhine hasret ve nedamet (büyük bir pişmanlık) olarak yazılır.

Güneş ve ay yerin göğün göbeğine yani yansına ulaştıkları zaman, Cebrail Aleyhisselâm gelir. İkisinin boynuzlarından tutar ve onları yine batıya götürür. “Tevbe kapısı’nda batarlar…
Hazret-i Ömer (r.a.) sordular:
Babam ve anam sana feda olsun! Ya resûlallah, tevbe kapısı nedir?”
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:
Ey Ömer! Allâhü Teâlâ hazretleri, mağribin arkasında tevbe için bir kapı yarattı. Altından iki kanadı vardır. İki kanadının arası bir binekli kişinin kırk (son hızla) varabileceği kadar uzundur. Bu kapı, Aliâhü Teâlâ hazretleri mahlûkatı yarattığı günden bu yana açıktır. Ta güneşin batıdan doğacağı gecenin sabahına kadar da açık olarak kalacaktır.

Ay ve güneş bu (tevbe kapısında) battıkları zaman, bu iki kapı kanadı üzerlerine kapanırlar. İkisinin arası birleşir. Ve sanki ikisinin arasında hiçbir uzaklık (ve mesafe) yokmuş gibi olurlar.
Tevbe kapısı kapandıktan sonra artık hiçbir kulun tevbesi kabul edilmez. Onun (daha önce tevbe etmeyen kişinin) hiçbir hasenesi (güzel ameli) kendisine menfaat vermez; ancak daha önce muhsin (iman, tevbe ve hasene ehli) ise o hariç… Zira bu kişi bu gün (tevbe kapısı kapanmadan) önceki halleri gibi mükâfatlandırılırlar. Yapmış oldukları iyiliklerden dolayı kendilerine sevap yazılır, işte bu (hadis-i şerifte beyân edilen tevbe kapısı) şu âyet-i kerime(nin manâsıjdır:
Onlar ancak şunu gözetiyorlar: Ki, kendilerine melekler geliversin veya rabbin geliversin veya rabbinin ba’zı alâmetleri geliversin… Rabbinin ba’zı alâmetleri geldiği gün, evvelce îmân etmemiş veya îmânında bir hayır kazanmamış bir nefse, o günkü îmânı hiçbir fayda vermez. De ki: “Gözetin, çünkü biz şüphesiz gözetiyoruz”

İman Özgürlük İster

Allâhü Teâlâ hazretleri, bu vakitte (güneşin batıdan doğması ve tevbe kapısının kapanmasından sonra) imanı kabul etmez. Zira bu iman hakikatte kişinin kendi serbest ihtiyarî (özgür iradesiyle) etmiş olduğu bir iman değildir. Bu ancak helak olmak korkusundan edilmiş olan bir imandır. Zira Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
O vakit hışmımızı gördüklerinde, “Allah’ın birliğine inandık ve O’na şirk koştuğumuz şeylere küfrettik?” dediler. Dediler amma hışmımızı gördükleri vakit ki imanları, kendilerine fayda verecek değildi.
Allah’ın, kullarında geçe-gelen sünneti… Ve işte hüsrana bu noktada düştü kâfirler!

Tevbe Kapısı

İman ve tevbenin kabul olunmaması, sadece güneşin batıdan doğuşunu müşahede edenlere mahsus değildir. Bu doğrudur…
Zahir olan güneşin batıdan doğmasından sonra doğan veya daha önce doğmuş olup; o an henüz mümeyyiz olmayanların imanlarının kabul olunacağıdır. Bunun imanı (ve durumu hakkında geniş malûmat) “Şerh-i Mesâbih”te vardır… Bunların imanını sahih kabul etti.

Cesedler Şahidlik Edecek

Hazret-i Aişe (r.a.) buyurdu: -“Kıyamet ilk alâmetleri çıktığında;
1- Kalem, atılır,
2- Hafaza melekleri habsedilir (kişiden alınır)
3- Cesedİer, ameller üzerine şahidlik ederler.

Deccâl – Mehdî

İmam Süyûtî (r.h.) hazretleri buyurdular:
Mehdî aleyhir-Ridvân, Deccâl’dan yedi sene önce zuhur eder. Deccâl ise güneşin batıdan doğmasından on sene önce huruç eder (çıkar…).

Mehdinin Zuhur Zamanı

Mehdî Aleyhir-Ridvân, bin iki yüz (Hicrî 1200) yılında kıyam eder.
Veya bin iki yüz dört (1204) yılında zuhur eder.
Doğrusunu Allâhü Teâlâ hazretleri bilir.
Mehdi aleyhir-Ridvân`in zuhurundan önce başka şartlar da vardır. Benî Asfer (sarı oğullarının) hurucu ve başka alâmetler gibi.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri;8/271-274

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Kıyamet Alametleri, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hazret-i İsa ruh ve beden beraber olarak gelecek!

Posted by Site - Yönetici Şubat 14, 2016

Hazret-i İsa ruh ve beden beraber olarak gelecek,Meryem oğlu İsa, nüzül etmedikçe kıyamet kopmayacaktır...,

Hazret-i İsa ruh ve beden beraber olarak gelecek!

Hindistan’da yetişmiş büyük İslam alimi Enver Şah Keşmirî (1292-1352 Hicri) Hz. Meryem oğlu Hz.İsa’nın yeniden geleceği hakkında bildiriler bütün hadis-i şerifleri bir araya toplamış. “et-Tasrih bimâ tevâtera fi nuzuli el-Mesih” adını verdiği bir eser vucuda getirmiştir. Kitapta, bu konudaki 100’den fazla mütevatir hadis-i şerife yer verilmiştir

İsa aleyhisselamın ruh ve beden olarak geleceğini haber veren hadisi şeriflerden bazıları:
Hz. Ebu Hureyre’nin rivayetine göre Resûlullah şöyle buyurdu:
Nefsim elinde olana yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa, adil bir yönetici olarak aranıza inecektir. Sonra haçı kıracak, domuzu öldürecek ve harbe son verecektir. O zaman servet öylesine bollaşacak ki, hiç kimse onu kabul etmeyecek ve Allah huzurunda bir secde’de bulunmak dünya ve içindekilerden daha hayırlı görülecektir.” (Buhari: Kitab-ül-Ehâdis’il-Enbiya, Bâbü Nüzûl’i İsa İbn Meryem’; Müslim: Bâbü Nüzüli İsa; Ebvâb el-Fiten, Bâbün fi Nüzûli İsa; Müsned-i Ahmed: Merviyyatü Ebi Hureyre)
Hz. Ebu Hureyre’den gelen bir başka rivayet şöyledir: “Meryem oğlu İsa, nüzül etmedikçe kıyamet kopmayacaktır...” (Buhari, Kitab-ül-Mezâlim, Bâbü Kesris-Salib; İbn Mâce, Kitab-ül-Fiten)
Hz. Ebu Hureyre; Rasûlullah efendimizin (Deccâl’ın zuhuruyla ilgili haberleri zikrettikten sonra) şöyle dediğini rivayet etmektedir:
“Müslümanların onunla (Deccâl’la) savaşmak üzere hazırlık yapıp, saf bağlayıp ikame’de bulunulduğu sırada nüzûl edecek. Ve Allah’ın düşmanı (yani, Deccâl) onu görür görmez, tuzun suda eridiği gibi erimeye başlayacaktır. Eğer İsa onu kendi haline bırakırsa, öyle eriyip ölecektir. Fakat Allah onu İsa’nın eliyle öldürecek ve İsa mızrağı üzerindeki kanını Müslümanlara gösterecektir.” (Mişkât: Kitab ül-Fiten; referans Müslim’edir.)
Ebu Hureyre’nin rivayetine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur:
“Onunla (yani İsa Mesih ile) benim aramda peygamber yoktur ve o nüzül edecektir. Şu halde onu gördüğünüzde tanıyın. Orta boylu, açık tenlidir. İki parçalı sarı bir elbise giymiş olacaktır. Saçları adeta üzerinden su damlıyor gibi olacaktır ama ıslak olmayacaktır. İslâm uğruna hasımlarla savaşacak, haçı kıracak, domuzu öldürecek ve cizye’ yi kaldıracaktır. Allah İslâm’ın dışındaki tüm ümmetlere son verecek ve Mesih, Deccâl’ı katledecek ve dünyada 40 yıl kalıp ölecek ve cenaze namazını Müslümanlar kılacaktır.” (Ebu Dâvud: Kitâb el-Melâhim; Müsned-i Ahmed: Merviyyât-ı Ebû Hureyre).

Abdullah bin Amr bin As, Rasûlullah’ın şöyle dediğini rivayet ediyor:
“Deccâl, ümmetin içinde zuhur edecek ve kırk şu kadar yaşayacak. Sonra Allah Meryem oğlu İsa’yı gönderecek. O, Urve bin Mesûd’a (ki bir sahabi’dir.) çok benzeyecek. Deccâl’ı izleyip öldürecek. Sonra yedi yıl boyunca insanlar o durumda yaşayacak ki iki kişi arasında ne kötü niyet, ne de düşmanlık mevcud olacak.” (Müslim: Zikrü’d-Deccâl)

Hz Aişe (Deccâl haberi ile ilgili olarak) rivayet etmiştir:
“Sonra İsa inecek ve Deccâl’i öldürecek. Bundan sonra İsa yeryüzünde adil bir imam ve hak tanır bir yönetici olarak kırk yıl kalacaktır.” (Müsned-i Ahmed)
İmran bin Husayn Resûlullah’ın şöyle dediğini rivayet ediyor:
Ümmetimden daima Hak üzere sebat eden ve düşmanları alteden bir grup olacak. Tâ ki Allah’ın hükmü gele ve Meryem oğlu İsa nuzül ede...” (Müsned-i Ahmed)

Bütün bu hadis-i şeriflerden, İsa aleyhisselamın şahsı manevi olarak değil ruh ve beden olarak geleceği açıkça anlaşılmaktadır. Bu konuda farklı yol tutmak, İslam âlimlerinin söz birliğinden ayrılmak, kötü bir çığır açmak olur.
Câbir bin Abdullah, Rasûlullah efendimizin (Deccâl’dan söz ederken) şöyle dediğini rivayet ediyor:
“İşte tam o sıralarda Müslümanlar arasında Meryem oğlu İsa Aleyhisselâm zuhur edecektir. Sonra insanlar namaz için kalktıklarında kendisine sorularak “Öne geç ve bize namaz kıldır. Fakat O, “Hayır, sizin kendi önderiniz geçip namazı kıldırmalıdır.” diyecektir. Sonra sabah namazını edâ ettikten sonra, Müslümanlar Deccâl ile savaşmaya çıkacaklardır. Buyurdu ki: “O yalancı, İsa’yı görünce tuzun suda eridiği gibi eriyecektir. Sonra İsa, ona doğru ilerleyecek ve onu katledecektir. Ve öyle bir durum olacaktır ki, ağaçlar ve taşlar “Arkamda bir Yahudi gizleniyor ” diye bağıracaklardır. Deccâl’a tâbi olanlardan hiçbiri kalmayacaktır ki İsa kendisini öldürmemiş olsun.” (Müsned-i Ahmed, Rivayâtu Câbir bin Abdullah)

Hazret-i Nevvas bin Sam’ân Kitâbî, (Deccâl haberiyle ilgili olarak) şunları rivayet ediyor:
“Deccâl şunları yaparken Allah Meryem oğlu Mesih’i gönderecek ve o, Dimaşk’ın (Şam) doğu kesimine beyaz minarenin yakınına sarı elbiseli ve iki meleğin kanatlarına yaslanmış olarak inecektir. Başını eğdiğinde saçlarından su damlıyor gibi olacaktır, başını kaldırdığında da âdeta inci misali damlalar aşağı dökülüyormuş hissini verecektir. Nefesindeki havanın ulaştığı yerlerdeki ve görüş ufkunun içinde kalan bütün kâfirler ölecektir. Sonra Meryem’in oğlu, Deccâl’ın peşine düşecek ve onu Lud kapısında kaltedip, öldürecektir.” (Müslim: Zikrüd’-Deccâl, Ebû Dâvud: Kitab el-Melâhim: Tirmizi: Ebvab el-Fiten; İbn Mâce: Kitab el-Fiten.)
Huzeyfe bin Esîd el-Gifarî anlatıyor:
“Bir keresinde Rasûlullah meclisimize teşrif etti. Biz o esnada aramızda konuşmaktaydık. “Ne hakkında konuşuyorsunuz” diye sordu. “Kıyamet hakkında konuşuyorduk” dediler. “On alamet belirmedikçe kıyamet kopmaz.” dedi ve sonra on âlameti saydı: (1) Duman, (2) Deccâl, (3) Dâbbet’ül-Arz, (4) Güneşin batıdan doğması, (5) Meryem oğlu İsa’nın nüzulu, (6) Ye’cüc ve Me’cüc, (7) Üç büyük yer kayması: Biri doğu’da (8) İkincisi batı’da, (9) Üçüncüsü Arap yarımadasında, (10) Yemen’de çıkacak ve insanlığı mahşere kadar körükleyen bir yangın.” (Müslim: Kitab el-Fiten, Ebu Dâvud: Kitab el-Melâhim.)

Ebu Umâme Bâhilî (Deccal’i uzun bir hâdis içinde zikrederken) rivayet ediyor:
“Selâm verildikten sonra İsa şöyle diyecek: “Kapıyı açın.” Kapı açılacak, karşılarına 70.000 silâhlı Yahudiyle Deccâl çıkacak. O, İsa’ya bakar bakmaz tuzun suda eridiği gibi erimeye başlayacak ve kaçmaya başlayacaktır. İsa şöyle diyecek: “Sana öyle bir nefes edeceğim ki, seni öldürecek.” Sonra onu Lud kapısının doğu yakasında altedecek ve Allah Yahudileri yenilgiye uğratacak… Ve yeryüzü tıpkı kabın suyla dolması gibi Müslümanlarla dolacak. Tüm dünya bir de aynı Kelime’yi zikredecek, ona uyacak ve Allah’tan başkasına ibadet edilmeyecektir.” (İbn Mâce: Kitab el-Fiten)
Semüra bin Cündüp (Uzun bir hadiste) rivayet etmiştir ki, Resûlullah şöyle dedi:
“Sonra o sabah Meryem oğlu İsa, Müslümanlarla bir olacak ve Allah, Deccâl ile ordusunu hezimete uğratacaktır. Ta ki duvarlar ve ağaç kökleri haykıracaktır: “Ey mü’min, bir kâfir arkamda saklanıyor, gel ve öldür onu.” (Müsned-i Ahmed, Hâkim).
Rasullah’ın azadlısı Sefîne (Deccâl ile ilgili haberden söz ederken) rivayet ediyor:
“Sonra İsa inecek ve Allah, Afik tepesi yakınlarında Deccâl’i öldürecektir.” (Müsned-i Ahmed)

Bütün bu mütevatir hadis-i şeriflerden açıkça anlaşılıyor ki, İsa aleyhisselam gelecek. Bu gelmesi de, şahsi manevi, bir hareket, bir akım şeklinde olmayacak. Ruh ve beden olarak olacak. Bunu da, hadis-i şeriflerde geçen, adil bir yönetici olacak, hac ve umre yapacak, namaz kılacak, Deccali öldürdüğünde mızrağı üzerinde kan olacak, orta boylu, açık tenli, iki parçalı elbise giyecek, 40 yıl kalıp ölecek ve namazını Müslümanlar kılcak, Dimaşk’ın (Şam) doğu kesimine beyaz minarenin yakınına sarı elbiseli ve iki meleğin kanatlarına yaslanmış olarak inecektir… gibi ifadelerden anlaşılmaktadır.

Bu hadis-i şeriflerin ve nuzül ile ilgili diğer hadislerin mütevatir olduğunu müfessir ibn-i Cerir et-Taberi, el-Aburi, İbn-i Atiyye, Müfessir el-Kurtubi, Müfessir Ebu Hayyan, Müfessir ibn-i Kesir, Buhari şarihi Hafız ibn-i Hacer el-Askalani…. Keza Sahih-i Buhari’yi şerh eden el-Keşmiri kitaplarında açıklamışlardır.
Sormak hakkımız değil mi : Taberi, Ebu Hayyan, Kurtubi, İbn-i Kesir gibi seçkin tefsir otoritelerinin, Hafız İbn-i Hacer gibi bir hadis uzmanın karşısında saf tutan bozuk bir görüşün ne gibi ilmi bir değeri olabilir?!

Bugüne kadar, Ehli sünnet alimleri, bu açık ifadelere hiçbir yorum getirmemişler, olduğu gibi inanmışlardır. Bundan sonra da, ehli sünnet yolunda olanların böyle inanmaları, Ehli sünnet dışı yorumlara itibar etmemeleri gerekir.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, H.z İsa, Kıyamet, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Amel Terazisi – Muhakeme Ve Hesaptan Sonra Amellerin Tartılması

Posted by Site - Yönetici Aralık 16, 2015

Amel Terazisi - Muhakeme Ve Hesaptan Sonra Amellerin Tartılması,dante_in_the_hell_by_darkpi-d4fyfca copy

Amel Terazisi – Muhakeme Ve Hesaptan Sonra Amellerin Tartılması

Yüce Allah buyurdu ki:

Kıyamet günü doğru teraziler kurarız. Hiç bir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gö­ren olarak biz yeteriz.” (Enbiyâ, 21/47)

Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır. Tartıları ha­fif gelenler, işte onlar, kendilerine yazık edenlerdir. Cehennemde temellidir­ler.” (Mümınûn, 23/102-103)

Gerçek tartı kıyamet günündedir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kur­tulanlardır. Tartıları hafif gelenler, âyetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır.” (A’râf, 7/ 8-9)

Ama tartılan ağır gelen kimse hoş bir hayat içinde olacaktır. Tartıları hafif gelenler ise, onların yeri bir çukurdur. O çukurun ne olduğunu sen bi-lirmisin? O, kızgın bir ateştir.” [Kıyamet Gününden Önce Görülecek Olan Duman:[Karia. 101/6-11]

“Ey Muhammed! “Size, amelce en çok kayıbda bulunanları haber vere­lim mi?” de. Dünyâ hayatında, çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar, güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı. Bunlar, Rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştr. Kıyamet günü biz onlara de­ğer [Kehf. 18/103-105] vermeyecğiz.” [İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 268.]

Muhakeme Ve Hesaptan Sonra Amellerin Tartılması:

Ebû Abdillah el-Kurtubî, alimlerin şöyle dediklerini nakl etmiştir: He­sap tamamlandıktan sonra ameller tartılır. Çünkü tartmak, işlenen amelin karşılığını vermek içindir. Şu halde tartmanın muhasebeden sonra olması ge­rekir. Muhasebe, işlenen amelin kendisi içindir. Şu halde verilecek olan kar­şılıkta, amelin kendisine ve miktarına göre olmalıdır. “Kıyamet günü doğru teraziler kurarız” âyet, orada amelleri tartmak için birden fazla terazinin bu­lunması ihtimalini gündeme getiriyor. Belki de bundan kasıt, tartılan amelle­rin müteaddit olacağıdır. Âyet-i kerimede geçen terazi kelimesi, tartılan amellerin çeşitli oluşu nazar-ı itibara alınarak çoğul olarak kullanılmıştır. Doğrusunu noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir. [ Tezki­re. 336 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 268-269.]

Terazinin İki Maddi Kefesi Olacak Ve Hiç Bir Şey Besmeleden Daha Ağır Basmayacaktır:

İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Amr’dan rivayet etti ki; Rasûlul-lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“(Kıyamet gününde) Cenab-ı Allah, yaratıklar arasından bir adam seçer, onun aleyhinde -her biri göz alabildiğince büyük- doksan dokuz defter açar. Sonra ona sorar:

— Bu defterlerde yazılanlardan inkâr ettiğin var mı? Muhafız yazıcı me­leklerin sana haksızlık etmişler mi hiç?

— Hayır ya Rab!

— Bu hususta beyan edeceğin bir mazeretin veya bir iyiliğin var mı?

— (Adam şaşar) Hayır ya Rab.

— Hayır, hayır, senin bizim katımızda bir hasenen (iyiliğin) var. Bu gün sana asla haksızlık edilmez.

Cenab-ı Allah, üzerinde ‘eşhedü en lâilâhe illallah ve eşhedü enne Mu-hammeden abduhu ve Rasûluh‘ yazılı olan bir etiket çıkarır. Meleklere de “Bunu ona bildirin” diye emreder. Bildirirler. Adam da sorar:

— Ya Rab! Bu defterlerin yanındaki bu etiket te ne?

— (Bu gün) sana haksızlık edilmeyecektir.

Defterlerin hepsi terazinin bir kefisine, o etikette diğer kefesine konulur. Defterlerin bulunduğu kefe hafif kalır ve yukarıya kalkar; etiketin bulundu­ğu kefe ise ağır basar. Hiç bir şey besmeleden daha ağır basmayacaktır.” [Tir-mizî, (bab) 7/5 İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 269.]

Kıyamet Gününde Kişi, Kendi Ameliyle Birlikte Aynı Terazide Tartılacak Mı?

İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Amr b. Âs’tan rivayet etti ki; Ra-sûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde teraziler kurulur. Adam getirilir, terazinin bir kefesi­ne konulur. Kendisine (okunup) sayılan amelleri de diğer kefeye konulur. Terazi onu aşağıya indirir (amel kefesi hafif kaldığı için yukarıya kalkar) ve bu sebeple o adam cehenneme gönderilir. Arkasını dönüp cehenneme git­mekteyken Yüce Rahman’ın yanından biri, “Acele etmeyin onun tartılmamış bir hasenesi kaldı!” diye yüksek sesle bağırır. Üzerinde “La ilahe illallah” ke­limesi yazılı bir etiket getirilip o adamla birlikte kefeye konur; terazisi ağır gelir.” [Ahmed b. Hanbel, 2/221]

Bu ifadelerde bir gariplik vardır ama büyük faydalar da vardır. Faydası, kişinin kendi ameliyle birlikte tartılacak olmasıdır. [İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 269.]

Kıyamet Gününde Kelime-i Şehadetin Konulacağı Kefe, Günahların Konulacağı Kefe Karşısında Daha Ağır Basacaktır:

İbn Ebi’d-Dünyâ… Abdullah b. Amr’dan rivayet etti ki; Rasûlul-lah(s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde bir adam terazinin yanına getirilir. Onun hakkında -her biri göz alabildiğince büyük olan- doksan dokuz defter ortaya çıkarılır. O defterlerde onun günahları ve hatâları kayıtlıdır. Bunlar terazinin bir kefe-sine konulur. Sonra o adama ait bir kağıt ortaya çıkarılır. Parmak ucu büyük­lüğünde olan o kağıdın üzerinde ‘Eşhedü en lailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Rasûluh’ yazılıdır. Bu kağıt da diğer kefeye konu­lur ve günahların bulunduğu kefeden daha ağır basar.”

Ebubekir b. Ebi’d-Dünyâ… Abdurrahman b. Abdullah b. Sabit’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz. Ebubekir vefat etmek üzere olup can çekişirken Hz. Ömer’e haber salıp şöyle dedi: “Kıyamet gününde tartısı ağır gelenlerin tartılarının ağır oluşunun sebebi, dünyadayken kendilerine ağır (ve zor) gel­diği halde hakka tabi olmalarıdır. Kefesine hak konulduğu zaman terazinin ağır gelmesi de haktır(zorunludur). Tartısı hafif gelenlerin tartılarının hafif oluşunun sebebi, dünyadayken kendilerine hafif (ve kolay) geldiği için batı­la tabi olmalarıdır. Kefesine batıl konulduğu zaman terazinin hafif gelmesi de haktır (zorunludur).”

Kaynak : Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir
.

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Kıyamet Hadisi – Dikkatle Okuyun Efendiler.

Posted by Site - Yönetici Ekim 20, 2015

Kıyamet,Kıyamet Hadisi

Kıyamet Hadisi

Kıyamet Hadisi diye bilinen bu hadisi şerifin tam metni, Eddürrul-Mensûr kitabında mevcuttur. Okuyucularımıza faydalı olur kanaati İle buraya tam metin olarak aldık.

Ebû Hüreyre (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu: Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden işittim şöyle diyordu. Yanında da sahabeden bir taife vardı:
-“Muhakkak ki Allâhü Teâlâ ve Tebâreke hazretleri gökleri ve yerleri yaratma işinden fariğ olunca (bitirince) Sûr’u yarattı. Onu İsrafil Aleyhisselâm’a verdi. İsrafil Aleyhisselâm Sûr’u ağzı üzerine koydu. Emir olunacak zamanını beklemek üzere gözünü Arşa dikti. Ben:
-“Ya Resûlallah (s.a.v.) Sûr nedir? diye sordum.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Boynuzdur!” Ben yine sordum:
-“Nasıl bir boynuzdur?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Büyüktür! Beni Hak ile gönderen Allah’a yemin olsun, muhakkak ki ondaki bir deliğin büyüklüğü gökler ve yerin eni gibidir.
Ona üç kere üflenecektir.
Birinci üfleyiş: Korkutma üflemesidir.
İkincisi üfleyiş: Ölme üfleyişidir.
Üçüncüsü üfleyiş: Ölümünden sonra Âlemlerin Rabbi için yeniden diriliş için olan üflemedir.
Allâhü Teâlâ hazretleri İsrafil Aleyhisselâm’a: birinci nehfa (üflemeyi) emreder ve buyurur:
-“Üfle!”
O da hemen “feza’ nefhâ”sını (korkutma üfürmesıni) üfürür. Allâhü Teâlâ hazretlerinin diledikleri müstesna gök ve yerin bütün ehli korku ve dehşete kapılır. Allâhü Teâlâ hazretleri kendisine üflemeyi uzatmasını emreder. O da hiç durmaksızın uzun uzun üflemeye devam eder. Bunlar, Allâhü Teâlâ hazretlerinin şu kav!-i şerifinin manâsıdır.
-Onlar da başka değil, bir tek sayhaya bakıyorlar; öyle ki ona hık yok!” Sad: 38/15,
İşte o zaman, Allâhü Teâlâ hazretleri, dağları harekete geçirip yürütür. Onlar bulutlar gibi yürümeye başlarlar. Ve neticede bunlar serap hâline gelirler.
Sonra yeryüzünü çok şiddetli bir sarsıntı ile sarsar. Yeryüzü, denize atılmış ve fırtınaya tutulmuş dalgaların kendisine çarptığı, tavana asılı bir kandili rüzgarlar salladığı gibi içindekileri sallayan bir gemiye benzer. Bu durum Allâhü Teâlâ hazretlerinin şöyle buyurması gibidir:
-“0 gün ki sarsar râcife, 6 Onu velyeder o râdifeî 7 Yürekler o gün oynar kaygıdan. 8 Gözleri kalkmaz saygıdan!” En-Nâizât: 79/6-9,
İnsanlar yerin üzerinde sallanırlar. Emzikli anneler, emzirdikleri yavrularından gafil olup atarlar. Hamileler düşük yaparlar. Çocuklar ihtiyarlar.
Şeytanlar, dehşetten uçarlar. Göğün kenarına geldiklerinde, melekler hemen onlara yetişir ve onları döverler, kamçılarlar… İnsanlar, arkalarını dönüp kaçarlar. Muhakkak ki onlar için, Allah’ın emrinden hiçbir kurtarıcı kurtaramaz. 0 zaman insanların bazıları bazılarını çağırmaya başlarlar, işte bu Allâhü Teâlâ hazretlerinin şu kavl-i şerifidir:
-“O arkanıza dönüp gideceğiniz gün….” Mümin: 40/32,
Onlar bu haldeyken yer çatlamaya başlar. Yeryüzü bir uçtan diğer uca kadar yarılıp çatlamaya başlar. İnsanlar daha önce benzerini görmedikleri bir hadise görürler. Bu yüzden onları büyük bir sıkıntı ve şiddet tutar. BüyüklüöünÜ ancak Allah bilir.
Sonra göğe baktıkları zaman onu erimiş maden gibi görürler. Sonra gök yarılır. Yıldızlar dökülür. Güneş ve ay tutulup katlanır ve dürülürler.
‘Mezarındaki ölülerin bu hadiselerin hiçbirinden haberleri olmaz. (Râvî) Ebü Hüreyre (r.a.): Ya Resûlallah (s.a.v.)!
-“Hele sûr üfürüleceği. üfürülüp de bütün göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler, Allah’ın dilediği müstesna olmak üzere hepsi feza’ ile ürperdiği ve her biri ona hor-hakir geldikleri gün ne müthiştir?” en-Neml: 27/87,
Kavl-i şerifinde, Allâhü Teâlâ hazretlerinin diledikleri müstesna olan kimseler kimlerdir? Sordu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Şehitlerdir!”
Dehşet ve korku ancak dirilere ulaşır. Şehitler ise Rablerinin katında nzıkiandırılan kimselerdir. Allâhü Teâlâ hazretleri onları o günün dehşet ve korkularından koruyup emin kılmıştır. O günün şiddeti, Allâhü Teâlâ hazretlerinin Öyle bir azabıdır ki onu mahlukatınin en şerlilerine gönderir. İşte Allâhü Teâlâ hazretlerinin şu kavl-i şerifidir:
-“Ey o bütün insanlar! Rabbinize korunun; çünkü o saat zelzelesi çok büyük bir şeydirl 1 Onu göreceğiniz gün, her emzikli emzirdiğinden geçer ve her yüklü kadın hamlini vaz’eder ve nâsı hep sarhoş değillerdir ve lâkin Allah’ın azabı şediddir!” El-Hac: 22/1-2,
O azap içerisinde bütün kollar, Allah’ın uzamasını dilediği kadar kalırlar. Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri İsrafil Aleyhisselâm’a “ölüm nehfa’sını üflemesini emreder. İsrafil Aleyhisselâm ölüm üfürüşünü üfürür. Bu üflemenin ardından Allâhü Teâlâ hazretlerinin diledikleri hariç yer ve göklerin ehli bütün mahlukatı hemen o an düşüp ölür.
Sonra ölüm meleği Azrail Aleyhisselâm Allâhü Teâlâ hazretlerine gelir.
-“Ya Rabbil Senin dilediklerin müstesna bütün gök ve yer ehli öldü!” der. Allâhü Teâlâ hazretleri, kimlerin kaldığını en iyi bilen olduğu halde sordu:
-“Kimler kaldı?” Azrail Aleyhisselâm;
-“Ya Rabbi ölmeyecek olan Sen,
Hamale-i Arş (Arşı taşıyan melekler…),
Cebrail Aleyhisselâm,
Mikâil Aleyhisselâm
Bir de ben (Azrail Aleyhisselâm…)
Bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri,
-“Cebrail ve Mikâil’de ölsün!” buyurdu. Böylece Cebrail Aleyhisselâm ile Hazret-i Mikâil’de ölürler…
Sonra Azrail Aleyhisselâm, Cebbar olan Allâhü Teâlâ hazretlerine gelir;
-“Ya Rabbi! Cebrail ve Mikâil de öldü!” dedi.
Allâhü Teâlâ hazretleri, her şeyi kendisi bildiği halde sordu:
-“Kim kaldı?” diye sordu. Azrail Aleyhisselâm;
-MYa Rabbi! Hiç ölmeyecek olan Hay. Kayyûm ve Bakî olan Senî Hamele-i Arş ve ben,” der.
Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
-“Hamele-i Arş melekleri de ölsünler!” Hamel-i Arş, melekleri de ölürler.
Ondan sonra Allâhü Tealâ hazretleri, Arş’a Sûr’u İsrafil’den almasını emreder.
Sonra Azrail Aleyhisselâm gelir:
-“Ya Rabbi! Hamel-i Arş’ta öldü!” der. Allâhü Teâlâ hazretleri her şeyi bildiği halde sordu:
-“Kim kaldı?” Azrail Aleyhisselâm:
-“Ya Rabbi Hay. Kayyum ve Bakî olan Sen ve (mahlukattan) ben kaldım!” der. Allâhü Teâlâ hazretleri.
-“Sen de benim mahlukatimdan birisin, seni ve gördüğün her şeyi yarattım. Sen de hemen öl!” der. Bunun üzerine Azrail Aleyhisselâm’da öldü.
Ne zaman ki, doğurmayan ve doğrulmayan bir olup kimseye muhtaç olmayan vâhid (bir) ve Kahhâr olan Allâhü Teâlâ hazretleri yalnız kalır. İşte o zaman Evvel olduğu gibi Âhir de O olmuştur. Gökleri ve yeri yazılı kağıtların tomarını dürür gibi dürüp. onları döşer. Sonra da üç kere onları kudret eliyle yakalayıp, dürmesinin akabinde üç defa:
Cebbar Benim!
Cebbar Benim!
Cebbar Benim! Buyurur.
Sonra (harf ve ses gibi noksan sıfatlardan münezzeh olan) Allâhü Teâlâ hazretleri, kendi kelâmıyla üç kere seslendi:
-“Bu gün mülk kimindir?”EI-Mümin 16, diye nida eder. (Bütün canlılar öldüğü için) Allâhü Teâlâ hazretleri kendi zatına cevap verir:
-“Vâhid (bir) ve Kahhâr olan Allah’ındır!” Mümin: 16, Bu konuda Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
-“O gün ki yeryüzü başka şekle tebdil olunur, semâvat da… ve hep o vâhid-kahhâr olan Allah için fırlarlar;” İbrahim: 48, Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
-“Bir de sana dağlardan soruyorlar, binaenaleyh de ki: “Rabbim onları un ufak edip savuracak da yerlerini düpedüz bomboş bırakacak: onda ne bir eğrilik, ne bir yumruluk göremeyeceksin!”‘ Taha: 105-107,
Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri bütün mahlukata tek bir sayha ile nida eder. Bu nida üzerine mahlûkatın hepsi daha önce bulundukları gibi, o değiştirilen arazide, içinde olan içinde, üstünde olan üstünde olmak üzere bu yeni yeryüzünde bulunurlar.
Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, onların (yeni arazinin ve ölülerin) üzerine Arş’ın altında bir yağmur yağdırır. Göğe yağmasını emreder. O da kırk gün yağar.
Yağmur insanların (ve yerin) üzerine tam on iki zira1 kadar yükselir. Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, cesetlerin bitmelerini emreder. Cesetler, kalkan otu veya yeşilliklerin bitmesi gibi biterler. Cesetler, tekâmül ederler ve tekâmül edip. eski hâline gelirler.
Allâhü Teâlâ hazretleri:
-“Hamele-i Arş, dirilsin!” buyurur. Onlar da hemen dirilirler. Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, İsrafil Aleyhisselâm’a emreder; o da sûra ağzının üzerine koyar. Daha sonra Allâhü Teâlâ hazretleri,
-“Cebrail ve Mikâil dirilsin!” buyurur. Onlar da hemen dirilirler.
Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, ruhları çağırır. Müslümanların ruhları nur gibi parlayarak, kâfirlerin ruhları ise kapkaranlık (zulmetler içinde) getirilirler. Hepsini kudret eliyle yakalar ve sûrun içine atar.
Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri İsrafil Aleyhisselâm’a “Yeniden diriliş nefhâ”sına üfürmesini emreder. İsrafı! Aleyhisselâm, ba’s (yeniden diriliş) nefhâsını üfürür. Bütün ruhlar, gökle yer arasını dolduran anların kovanlarından çıktığı (ve etrafa dağıldığı) gibi, ruhlar da sûrlardan çıkarlar.
O zaman, Allâhü Teâlâ hazretleri;
-“İzzetim ve Celâlim hakkı için, elbette her ruh cesedine dönecektir! Buyurur. Bu emir üzerine yerin içinde bulunan cesetlerine girmeye başlarlar. Önce insanların burunlarından girip, sonra bedenlerin içerisinde (zehirli hayvanlar tarafından) sokulan kişinin içinde zehir yürüdüğü gibi yürürler, sonra da onların üzerinden toprak yarılıp açılır.
Ben toprağın kendisinden varılacağı (ve topraktan çıkacak) kimselerin ilkiyim.
(Bu şu âyeti kerimenin manâsıdır:)
-” Özleri düşkün düşkün kabirlerden çıkarlar, sanki çıvgın çekirgeler gibi çağırana koşarak der ki kafirler: “Bu pek zorlu bir gündür!” el-Kamer:7- 8,
Yalınayak, çıplak, sünnetsiz bir halde, dirilirler ve süresi yetmiş sene olan bir mevkif te duracaksınız. Ne sizlere bakılacak ve ne de aranızda hüküm verilecektir. O kadar ağlayacaksınız ki göz yaştan dökeceksiniz. Göz yaşlarınız tükenecek sonra kan ağlayacaksınız. 0 kadar terleyeceksiniz ki, ter ağzınıza kadar çıkıp dayanacaktır veya çenelere ulaşacaktır.
0 zaman siz:
-‘”Bizim için Rabbimize kim şefaatçi olacak ki aramızda hüküm versin” diyeceksiniz. Sonra Allah Teâlâ hazretlerinin kendi kudret eliyle yarattığı, kendisine ruhundan üflediği ve kendisiyle karşılıksız konuştuğu babanız Adem Aleyhisselâm’dan bu hususta daha hak sahibi kim olabilir?’ diyerek; hep birden Adem Aleyhisselâm’a gelip; kendisinden bu hususta talepte bulunacaksınız. O da,
-‘Ben bu işin sahibi değilim” demek suretiyle bundan çekinecek.
Böylece (insanlar) şefaat için bütün peygamberleri tek tek araştırıp dolaşacaklar. Fakat her peygambere geldiklerinde o, onlara karşı bu şefaate yanaşamayacaklarını beyân edeceklerdir. Ta ki bana gelecekler. Ben de ‘Fahs a giderek secdeye kapanacağım.
Ebu Hureyre (r.a.) hazretleri sordular:
-‘”Ya Resulallah! Fahs nedir?’ Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
“Arşın ön tarafıdır”
{Sonra Efendimiz s.a.v. hazretleri devam etti:
Ta ki Allahü Teâlâ hazretleri, bana bir melek gönderir. O melek benim pazılarımdan tutarak beni kaldırır ve Aliahü Teâlâ hazretleri bana;
-” ‘Ya Muhammedi’ diye hitap eder. Ben de:
-“Evet! Ya Rabbü’ derim.
Allahü Teâlâ hazretleri, en iyi bilen olduğu halde;
-“Halin nedir?’ diye sorar. Ben de;
-‘Ya Rabbü Bana şefaat vaad ettin, öyleyse beni mahlûkatın hakkında şefaatçi Kıl da onlar arasında hüküm ver!” derim.
Allahü Teâlâ hazretleri:
-‘Muhakkak seni şefaatçi kıldım. Ben (hareketten münezzeh olduğum halde) size gelip aranızda hüküm vereceğim” buyurur. Bunun üzerine ben de döner ve insanlarla birlikte dururum. Biz o halde dururken; gökten şiddetli bir gürültü duyarız da o bizi korkutur.
Derken birinci kat semanın ehli, yeryüzünde bulunan cin ve insanların iki misli olarak inerler. Yere yaklaştıklarında yer onların nuruyla parlar ve safları tutarlar. Biz onlara;
-” ‘Rabbimiz sizin aranızda mı?’ (Size hüküm mü veriyor) deriz. Onlar;
-‘Hayır! o gelecektir’ derler.
Sonra ikinci kat semanın ehli, daha önce inmiş olan meleklerin iki misli ve yeryüzünde bulunan cin ve insanların iki katı olarak inerler. Yere yaklaştıklarında yer onların nuruyla parlar ve onlar da safları tutarlar. Biz onlara
-‘”Rabbimiz sizin aranızda mı?’ deriz. Onlar;
‘Hayır! o gelecektir’ derler.
Sonra (üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve) yedinci kat dahil bütün sema tabakalarının ehli olan melekler bu katlanarak artmayla yeryüzüne inerler. Neticede Cebbar Teâlâ hazretleri, buluttan gölgeler içinde, meleklerle tecelli eder.
O gün O’nun Arşını sekiz melek taşır. Bu gün ise dört tanedir. Ayakları yedi kat yerin son hududunda olup; yer ve gökler onların bellerine gelmektedir. Arş ise onların omuzları üzerindedir. Onlar sesli yaptıkları teşbihlerinde:
Arş’ın ve azametin sahibini teşbih ederiz
Mülk ve melekût’un (maddi ve manevi bütün alemlerin) sahibini tenzih ederiz,

Hiç ölmeyecek diriyi teşbih ederiz.
Yaratıkları öldürüp kendi ölmeyen Zatı tenzih ederiz.
0, son derece teşbih edilen, son derece mukaddes olan, ziyadesiyle münezzeh olandır., 0 Kuddüs’dür,
Meleklerin ve Ruh’un (Cibril-i Emin’in) Rabbi olan, o yüce Rabbimizi tenzih ederiz Mahlukatı öldürüp kendi ölmeyen yüce Rabbimizi teşbih ederiz..” derler.
Bundan sonra Allahü Teâlâ hazretleri, kürsüsünü dilediği yere koyarak kendi kelamıyla kullarına:
-‘”Ey cinler ve insanlar topluluğu! Ben sizi yarattığım günden bu gününüze kadar dinledim. Sözlerinizi duyuyor, amellerinizi görüyordum. Şimdi siz de beni dinleyin:
-“İşte bunlar sizin amelleriniz ve defterlerin izdir ki size okunmaktadır, artık
hayır bulan Allah’a hamdetsin/ başkasını bulan ise kendini tenkit etsin’ diye nida eder.
Sonra Allahü Teâlâ hazretleri, cehenneme emreder de ondan uzun ve karanlık bir boyun çıkar. Bundan sonra Allahü Teâlâ hazretleri buyurur:
And vermedim mi size “Ey ademoğulları! Şeytan’a kulluk etmeyin, o size açık bir düşmandır!” diye. Ve, ‘Bana kulluk edin, doğru yol budur!’ diye?! Böyle iken celâlime karşı o içinizden bir çok cibilletleri yoldan çıkardı. Ya o vakit sizin akıllarınız yok muydu? Bu, işte o cehennem ki va’dolunur dururdunuz; Bugün yaslanın ona bakalım küfür ettiğiniz için! (Yasin: 60-64). Sonra Allahü Teâlâ buyurur:
-“Ve haydin ayrılın bugün ey mücrimler ey günahkârlar!” Yasin: 59
Böylece Allahü Teâlâ hazretleri insanları ayırır ve ümmetler diz üstü çökerler. Bu hususta da Allahü Teâlâ hazretleri şöyle buyuruyor:
-“Ve her ümmeti görürsün ki diz çökmüştür, her ümmet kitabına davet olunuyordun ‘Bugün o yaptığınız amellerin cezası verilecek! İşte kitabımız yüzünüze karşı hakkı söylüyor; çünkü biz sizin yaptıklarınızı hep istinsah (kopya) ediyorduk…” el-Câsiye: 28-29,
Bundan sonra Allahü Teâlâ hazretleri, cinler ve insanlar hariç, bütün mahlûkat arasında hüküm verir. Vahşi hayvanlar ve diğer hayvanlar arasında hükmeder. O kadar ki, boynuzlu hayvan aleyhine boynuzsuz için hükmeder. Kısas uygulanır.
Bütün bunlar bitip hiçbir hayvanın diğerinde alacağı kalmadığında Allahü Teâlâ hazretleri, onlara
-Toprak olun!” buyurur. Bütün hayvanlar toprak olurlar.
“O gün ki kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve diyecek ki kâfir: ‘Ah ne olaydı ben bir turab (toprak) olaydım!'” Nebe sûresi: 40,
Sonra Allahü Tealâ hazretleri, kulları arasında hükmetmeye başlar. İlk hükmolunan şey kan davaları olur. Allah yolunda öldürülenlerin hepsi şah damarları kan aktığı bir halde başlarını taşıyarak gelirler ve (katillerini ; göstererek)
-” ‘Ey Rabbimiz! Filan filan kimseler bizi katletti’ derler.
Allahü Teâlâ hazretleri en iyi bilen olduğu halde,
-‘”Siz öldürüldünüz değil mi?’ diye sorar, onlar da,
-‘”Ey Rabbimiz! Biz izzet senin olsun diye öldürüldük1 derler. Allahü Teâlâ hazretleri de onlara:
-‘Doğru söylediniz’ buyurur. Yüzlerine güneşin nuru gibi bir nur verir, sonra melekler onları cennete götürürler…
Allah yolundan başka niyetlerle öldürülenler de, şah damarından kan aktığı halde başlarını taşıyarak gelirler ve (katillerini göstererek)
-‘Ey Rabbimİz! Filan filan kimseler bizi katletti’ derler.
Allahü Teâlâ hazretleri, en iyi bilen olduğu halde:
‘(Siz) niçin öldürüldünüz?’ diye sorar. Onlar da,
-‘Ey Rabbimiz! Biz izzet senin olsun diye öldürüldük,” derler. Allahü Teâlâ hazretleri onlara,
-‘Siz (benim yolumda öldürülmüş görülseniz bile, sizin niyetiniz benim azametim, yolunda olmadığı için helak oldunuz” buyurur.
Sonra öldüren her bir kişi mutlaka öldürdüğüne karşılık öldürülür. Zulüm yapan herkes de yaptığı zulme karşılık mutlaka cezalandırılır. Yine de her şey Allahü Teâlâ hazretlerinin dilemesindedir. Allahü Teâlâ hazretleri, dilerse kuluna azap eder; dilerse rahmet eder.
Sonra Ailahü Teâlâ hazretleri, kalan kullar arasında hüküm verir. O derece ki kimsenin yanında kimsenin hakkı kalmaz. Mutlaka Allahü Teâlâ hazretleri, mazlumun hakkını zâlimden alır: Hatta süte su katıp satanı sütü sudan ayırması için zorlar.
Allahü Teâlâ hazretleri bundan da fariğ olunca, bütün mahlukata sesini işittiren bir münadi:
“Her kavim, kendi ilahlarının ve Allah’ı bırakıp da taptıklarının yanına gitsin” diye seslenir. 0 zaman Allah’tan başka bir şeye tapan herkesin önüne o ilahlarının bir sureti sokularak mutlaka çıkartılır…
0 gün meleklerden bir melek Üzeyr Aleyhisselam’m suretine; diğer biri de Meryem oğlu Isa Aleyhimesselam’in suretine sokulur. Yahudiler ona, Hıristiyanlar da buna tabi olurlar, sonra ilahları onları cehenneme çeker. Bu hususta Allahü Teâlâ hazretleri şöyle buyurdu:
-“Haberiniz olsun ki siz ve Allah’tan başka taptığınız nesneler hep cehennem mermisisiniz, siz O’na vürûd edeceksiniz.
Oniar ilâh olsalardı ona vürûd etmezlerdi, halbuki hepsi onda muhalled kalacaklar.” Enbinya: 98-99,
Artık içlerinde münafıkların da bulunduğu müminlerden başkası kalmaz. Allahü Teâlâ hazretleri onlara dilediği bir hey’ette (şekil ve hareketten münezzeh olduğu bir halde) gelerek:
-“Ey insanlar! insanlar (ilahlarının peşine) gitti! Siz de ilahınıza ve ibadet eder olduğunuza tabi olun!” buyurur.
Onlar da;
-Vallahi bizim Allah’tan başka ilahımız yoktur. Biz ondan başkasına ibadet etmezdik”dedi!er.
0 zaman Mevla Teâlâ hazretleri;
-“Ben sizin Rabbinizim!’ der. Onlar (bunun imtihan olduğunu sanarak),
-“Biz senden Allah’a sığınırız’ derler. Sonra Allahü Teâlâ hazretleri;
-‘Sizinle Rabbinizin arasında, onunla kendisini tanıyacağınız bir nişan ve alâmet var mı?” diye sorar. Onlar;
“Evet’ derler.
O zaman Allahü Teâlâ hazretleri, onlara sakından keşfedip (müminlere heybetini gösterip), azametiyie tecelli buyurunca, O’nun Rableri olduğunu anlarlar. Çeneleri üzerine yüzükoyun secde eder oldukları halde yere kapanırlar.
Her münafık da (secde etmek isteyince) ensesi üzere geri düşer, Allahü Teâlâ hazretleri, onların bellerini sığır boynuzları gibi yapar (da eğilmeye güç bulamazlar). Sonra Allahü Teâlâ hazretleri, onlar (in yerden kaldırılmaları) için izin verir (melekler onları) kaldırırlar.
Allahü Teâlâ hazretleri cehennemin ortasına, bıçağın veya kılıcın keskin tarafı gibi olan Sırat11 kurar… Sıratın üzerinde, geçeni aşağı çeken kancalar, çengeller ve sa’dan {her tarafında demir gibi dikenleri olan, devenin otladığı bir bitki) dikeni gibi dikenler vardır. Onun önünde çok kaygan, ayaklan üzerinde sabit duramayacağı bir köprü vardır….
Sırat köprüsünün üzerinde (insanların kimi)
Göz açıp kapama.
Yahut şimşek çakma.
Veya rüzgar esmesi gibi,
Ya da iyi cins koşucu atlar,
Veya süratli koşan süvariler.
Yahut yayalar gibi….
insanlar amellerine göre farkı hızlarla) geçerler.
(Onlardan kimi) selametle kurtulur:
Kimi yara bere içinde kurtulur,
Kimi de yüzü üstü cehenneme şiddetle atılır…..
Cennet ehli cennete vardığında,
-‘Bizim için Rabbimize kim aracı olur da (onun şefaatıyla) cennete gireriz? derler. Sonuçta;
-“Allahü Teâlâ hazretlerinin kudret eliyle yarattığı kendisine ruhundan üflediği ve kendisiyle karşılıklı konuştuğu babanız Adem’den bu hususta daha hak sahibi kim olabilir?’ derler.
Hep birden Adem Aleyhisselâm’a gelirler, kendisinden bu hususta talepte bulunurlar. Adem Aleyhisselâm, bir zellesini anlatarak,
-“Ben bu işin sahibi değilim, lakin siz Nuh’a gidin, çünkü o, Allah’ın Resullerinin ilkidir” der.
Bunun üzerine mahşer ehli Nuh Aleyhisselâm’a giderler. Ondan da şefaat talep ederler. Nuh Aleyhisselâm da bir zellesini anlatarak;
-‘Ben bu işin yetkilisi değilim. Siz ibrahim’e gidin, çünkü Allah onu Halil (dost) seçmiştir”der.
Mahşer ehli ibrahim Aleyhisselâm’a varırlar, ona da aynı talepte bulunurlar. O da bir zellesini zikrederek,
-“Ben bu işin sahibi değilim, siz Musa’ya gidin, (çünkü Allah onu sırdaş olarak kendine yaklaştırmış, onunla konuşmuş ve ona Tevrat indirmiştir” der.
0 vakit Musa Aleyhisselâm’a giderler. Kendisinden şefaat istendiğinde o da bir zellesini anlatarak:
-“Ben bunun ehli değilim, lakin siz Allah’ın ruhu ve kelimesi olan Meryem oğlu isa’ya gidiniz,” der.
Meryem oğlu Isa Aleyhisselâm’a gelirler. Şefaat taleplerini arz ederler. Isa Aleyhisselâm;
-“Ben sizin sahibiniz değilim ve lakin siz Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerine gidin,” der.
Bu arada insanlar bana gelirler. Rabbim katında benim Üç şefaat hakkım vardır. Allah onları bana vaad etti. Ben de yürüyüp cennete giderim. Cennetin kapısının halkasından tutup açılmasını isterim, hemen kapı bana açılır. Selamlanır ve ‘Merhaba’ denilerek karşılanırım….
Cennete girdiğimde Rabbime bakınca secdeye kapanırım. AllahÜ Teâlâ hazretleri, bana m ahi u katından hiç birine izin vermediği şekilde hamd ve tazimde bulunmam için müsaade etti. Sonra bana:
‘Habibim Ahmed! Resulüm ya Muhammedi Başını kaldırl Şefaat eti (şefaatin) kabul olunacaktır…. İste! (isteğin sana) verilecektirl’ buyurur.
Başımı kaldırdığımda Allahü Teâlâ hazretleri en iyi bilen olduğu halde,
‘Halin nedir?’ diye (bana) sorar. Ben de,
-“Ya Rabbii Bana şefaati vaad ettinî öyleyse beni cennete girecekler hakkında şefaatçi kıl ki, cennete girebilsinler!” derim. Bunun üzerine Allahü Teala hazretleri:
-“Muhakkak ki ben seni şefaatçi kıldım ve onlara cennete girmeleri için izin verdim,” buyurur…. (Bunun üzerine cennet ehli cennete girerler….)
Canım (kudret) elinde olan Zat’a yemin ederim ki, cennet ehli, ailelerini ve evlerini bildiği kadar siz, dünyadaki ailelerinizi ve evlerinizi bilemezsiniz. Onlardan her biri yetmiş iki zevcesinin yanına girerler. Bunlardan yetmişini Allahü Teâlâ hazretleri yoktan yaratmış (hûriler)dir. İkisi de Adem Aleyhisselâm’ın evlâdından dünyadaki hatunlardır. Onlar (dünya kadınları) Allahü Teâlâ hazretlerine dünyada ibadet ettikleri için, Allahü Teâlâ hazretlerinin yoktan yarattığı {cennet kadınların in -hurilerin) üzerine üstünlükleri vardır.
Yakuttan bir köşkte bulunan hanımlarından ilkinin yanına girdiğinde, onu incilerle bezenmiş altından bir taht üzerinde otururken bulur ki, üstünde ince ve kalın ipek kumaşlarından yetmiş kat elbise bulunur.
Sonra o kişi elini onun iki omuzu arasına koyup baktığında elbiselerinin, derisinin ve etinin ötesinden kendi elini, onun göğsünden görür. Şüphesiz ki o, sizin biriniz içi boş yakutun ipini gördüğü gibi hanımın bacağındaki iliği görür. Onun göbeği kocası için bir ayna, kocasınmki de onun için bir aynadır.
O, hanımının yanında iken ne o hanımından usanır ve ne de hanımı ondan bıkar. Her defa onunla yakın olmak istediğinde mutlaka onu bakire olarak bulur. Ne onun tenasül uzvu gevşer ve ne de hanımının ki acı çeker. O sıra kendisine.
-“Muhakkak biz anladık ki, sen usanmazsın da, usanılmazsın da (sen de hanımında birbirinizden usanmayacaksınız), fakat burada hastalık ve ölüm yoktur, senin başka hanımların da var’ diye nida edilir.
O da hanımının yanından çıkarak diğer hanımlarına tek tek uğrar, her birine geldiğinde, hanımı ona;
-“Vallahi cennette senden güzel bir şey göremiyorum ve cennet içinde bana senden daha sevgili hiç bir şey yoktur’ der.
Cehennem ehli cehenneme düştüğünde cehenneme Rabbinin yarattığı kullardan, amellerinin kendilerini helak ettiği bir takımları düşer ki, ateş onlardan kiminin sadece ayaklarını yakalar, daha ileri geçmez. Bazısını ateş yarı dizlerine kadar, kimini dizlerine, bir kısmını da bellerine kadar tutar. Kiminin de yüzü
müstesna bütün vücudunu kaplar. Ancak Allahü Teâlâ hazretleri yüzünü ateşe haram kılmıştır.
0 zaman ben,
-‘Ya Rabbii Ümmetimden ateşe düşenler hakkında beni şefaatçi kili* derim…
Allahü Teâlâ hazretleri de;
-“Tanıdıklarınızı çıkarın!’ buyurur. Bunun üzerine İçlerinden tek fert kalmayacak şekilde onlar çıkartılırlar….
Sonra Allahü Teâlâ hazretleri, şefaat izni verince, şefaat etmeyen hiç bir peygamber ve şehit kalmaz. Allahü Teâlâ hazretleri,
-“Kalbinde bir dinar ağırlığında imân bulunanı (cehennemden) çıkarın.”
buyurur.
Böylece onlardan bir fert kalmayacak şekilde hepsi (cehennemden) çıkarılırlar. Sonra Allahü Teala şefaat ederek;
-“Kalbinde bir dinarın üçte ikisi kadar imân bulduğunuzu da çıkarın” buyurur. Sonra
-“Üçte bir kadar,” buyurur. Sonra,
-‘Dörtte biri kadar’ buyurur. Sonra ,
-‘Bir kırat kadar’ ve en sonunda,
-‘”Hatta bir hardal tanesi kadar imân bulduğunuzu (cehennemden) çıkarın!” buyurur.
Bunun üzerine onlar da çıkarılır… Hatta içlerinde imân sahibi bir kişi bile kalmaz. Nihayet Allah için bir hayır yapan bile ateşte kalmaz ve şefaat hakkı olan bütün fertler; (Yani:
1- Peygamberler,
2- Evliya.
3- Âlimler
4- Şehitler,
5- İlim talebeleri de şefaat etmemiş kalmaz…)
O kadar ki, Allah’ın bu rahmetini gören iblis bile kendisine şefaat edilir ümidiyle uzanır.
Sonra Allahü Teâlâ hazretleri;
-“Ben kaldım! Ben ise rahmet edenlerin en rahmetlisiyiml” buyurur ve Allahü Teâlâ hazretleri, (kudret) elini cehenneme sokup, kendisinden başka kimsenin sayamayacağı miktarda çok kimseleri, kömür gibi oldukları halde oradan çıkarır…
Onlar, hayat ırmağı denilen bir nehre atılırlar ve dere kenarında yetişen tane gibi biterler ki onlardan güneş görenler yeşil, gölgede kalanlar san olur; böylece onlar inci misali yetişirler de boyunlarında,
-“Rahman Teala’nın azatlısı olan cehennemlikler’ diye yazılırlar…
Cennet ehli onları bu yazı ile tanırlar… Halbuki Allah için hiç bir hayır işlememişlerdir. Bu yazı boyunlarında olarak, Allah’ın dilediği kadar cennete bekledikten sonra onlar;
Ey rabbimiz! Bu yazıyı bizden sil! Derler allahü teala hazretleri de onlardan o yazıyı siler .

Kaynak : Ed dürr’l-mensur:c. 7, s. 256,257-258, 259-260,261,262.
(Tam metni, eddürrül mensurdan ilave edilen kıyamet hadisi burada bitti.)

İsmail Hakkı Bursevi (k. S.) Ruhu’l –Beyan Tefsiri Dipnotlardan 7/539

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Kıyamet, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

Sûr Nedir? – Sûr’ün Üç Kademesi Vardır

Posted by Site - Yönetici Ekim 6, 2015

Sur Nedir – Sur’ün Üç Kademesi Vardır,sura-c3bcfc3bcrmek-kc4b1yamet-gc3bcnc3bc-israfil-surmahsermeleklerkiyamet-nezaman

Sûr Nedir?

Hadis-i şerifte buyuruldu:
-“Şüphesiz Allâhü Teâlâ hazretleri gökleri ve yeri yaratma işinden fariğ olunca (bitirince) Sûru yaratarak, onu İsrafil Aleyhisselâm’a teslim etti. İsrafil Aleyhisselâm, onu ağzının üzerine koydu. Ne zaman üflemekle emir olunacak diye gözünü Arş’a dikti…
” Ebû Hüreyre (r.a.) hazretleri buyurdular:
-“Sûr nedir?” diye sordum.
Efendimiz {s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Boynuzdur!” Ben yine sordum:
-“O nasıl bir şeydir?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Çok büyüktür.
Nefsim kudret elinde olan Allâhü Teâlâ hazretlerine yemin olsun ki, şüphesiz ondaki bir dâirenin büyüklüğü gök ve yer gibidir...”
Denilir ki; Sûr’ün delikleri, mahlûkatın ruhlarının adedincedir…

Sûr’ün Üç Kademesi Vardır

(Âlimler) buyurdular:
-Sûr’a üfürülmek üç keredir.

Birincisi: Korkutma üfürüğüdür. İnsanlar birinci nefhâ’yı (üfürmeyi) işittikleri zaman, kendilerinin yakînen öleceklerini (kesinlikle) bilirler. Artık dünya günlerinde hiçbir şey kalmaz. Kendilerini;
1- Ecel,
2- Arz,
3- Hesap,
4- Ve azap korkusu tutar.

İkinci üfürüş: Ölüm üfürüşüdür. Bütün mahiûkatın ölümüdür. Hatta yeryüzünde Allâhü Teâlâ hazretlerinden başkası kalmaz. Allâhü Teâlâ hazretlerinden başka her şey helak olur.

Üçüncü üfürüş: Kabirlerden dirilme üfürüşüdür.
Bir nefhadan diğer bir nefha’ya kadar süren zaman kırk yıldır. Bütün mahiûkatın ölümü üzerine, onların ruhları Sûr’ün içine konulur. İnsandan hiçbir şey kalmaz; hepsi çürür. Ancak bir kemik hariç. Onu asla toprak yemez. 0 “Acbü’z-Zeneb’tir (yani kuyruk sokumundaki bir parçadır…)
Kıyamet gününde mahlûkat ondan yeniden terekküp eder. Allâhü Teâlâ hazretleri, insanın dağılan cesedinin parçalarını toplar.
Yırtıcı hayvanların karınlarından,
Su hayvanlarının midelerinden,
Arzın derinliklerinden, çıkarır.
Kendisine ateşin dokunup yanmakla ölenler, ondan ateşle.
Suyun boğarak öldürdüğü kişiler…
Güneşin kendisine çarptığı kişiler.
Rüzgarın kendisini zerre haline getirdiği kişiler; (hep acbü’z-zeneb’ten yeniden yaratılırlar…); Allâhü Teâlâ hazretlerinin arşın altından su indirir… Ona “Hayvan” (yağmuru) denilir.

Sema tam kırk sene yağmur akıtır. Hatta su yer yüzünden tam on iki zira’ kadar yüksekliğe çıkar. Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, cesetlere emreder; cesetler bakliyatın yeşermesi gibi (oldukları yerden) biterler. Cesetler, toplandığı ve her biri mükemmel bir hale geldiği ve kendisinden ruhlardan başka hiçbir şey eksik kalmadığı zaman; Allâhü Teâlâ hazretleri;
Hamele-i Arş” meleklerini yaratır.
Sonra Cebrail Aleyhisselâm, Mikâil ve İsrafil Aleyhisselâm’ı yaratır.
İsrafil Aleyhisselâm, sûr’a üfürür. Bütün ruhlar, Sûr’ün deliklerinden çıkarlar; bal arıları gibi… Ruhlar yer ve gök arasını doldurmuş bir halde yayılırlar; her bir ruh kendi cesedine geri dönmek için hareket eder. Ruhlar, yeryüzüne inip, kendi cesetlerine girerler.
Sonra ruhlar, burun deliklerine girerler. Zehirin ışınlanan cesette yürümesi (ve yayılması) gibi, ruhlar bütün cesette yürür. Sonra yeryüzü yarılır.
Yeryüzünden (mezardan) ilk çıkacak olan Efendimiz (s.a.v.) hazretleridir.
Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ümmeti mezarından kalkarlar.
İnsanların hepsi mezarlarından otuz üç (33) yaşlarında gençler oldukları halde kalkarlar…
O gün insanların dilleri “Süryânîce” olur.
Hızla Allâhü Teâlâ hazretlerine yürürler.
Bu (anlatılanlar) ihlâs sahibi mü’minler hakkındadır…
Amma kâfirler ise, mezarlarından kalktıkları zaman; -“Bu ne zor gündür!” derler.
Onlar çıplak ve ayakkabısız dirilirler. Tam yetmiş yıl kadar kalırlar… Allâhü Teâlâ hazretleri, onlara rahmet nazarıyla bakmaz.
Mahlûkat ağlar; hatta göz yaşlan kurur… Sonra insanlar kan ağlamaya başlarlar. Ta ki (göz yaşları) çenelerine kadar ulaşır ve ağızlarına gem vurulur.
Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri onların hakkında dilediğini hükmeder…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k. S.) Ruhu’l –Beyan Tefsiri 7/519-521

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Kıyamet Alametleri, Mahşer, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

ÂHİRETE DAİR BAZI TABİRLER

Posted by Site - Yönetici Ağustos 13, 2015

Kıyamet,cennet,cehennem,mizan,sirat,mahser,olum,kabir,Surun Üfürülmesi,Ahiret Günü,ÂHİRETE DAİR BAZI TABİRLER

ÂHİRETE DAİR BAZI TABİRLER

Âhiret Günü: Kâinât yok olduktan sonra yeniden bir takım âlemlerin yaratılacağı, bütün ölülerin tekrar hayat bulacağı günden itibaren başlayan nihayeti olmayan bir zamandan ibarettir.

Kıyâmet: Bütün mahlûkatın yok olup kâinâtın ömrünün biterek tamamen harab olacağı gündür. Bütün ölülerin tekrar dirileceği güne de denir. Bu bir kıyamet-i kübrâ; büyük kıyamettir.

Her insanın ölümü ise kendi hakkında bir kıyamet-i suğrâ; küçük kıyamettir.

Sûrun Üfürülmesi: İsrâfil aleyhisselâmın “Sur” denilen ve mahiyetini ancak Allâhü Teâlâ’nın bildiği bir şeye üfürmesinden ibarettir. Bu iki defa olacaktır.

Hz. İsrafil’in ilk defa sura üfürmesinden meydana gelecek pek şiddetli bir ses ile yerde, gökte bulunanlar öleceklerdir. İkinci defa üfürmesi üzerine bütün ölülerin ruhları, yeniden teşekkül eden cesetlerine dönerek yattıkları yerden kalkacaklardır.

Haşir: Kıyamette ruhların cesetlere dönerek “Mevkıf-i Arasât; Arasat meydanı” denilen düz mahalde toplanmalarıdır.

Kitapların Verilmesi: Dünyada iken herkesin yaptığı güzel ve çirkin amellere dair Kirâmen Kâtibin meleklerinin tuttukları amel defterlerinin sahibine verilmesidir.

Defterler müminlere sağ taraflarından, kâfirlere sol ve arka taraflarından verilecektir.

Mizan: Mahşerde herkesin amellerinin (sevap ve günahının) miktarını bildiren şeydir. Allâhü Teâlâ’nın adâletinin tecellisine vesile olacaktır.

Sual: Allâhü Teâlâ’nın dilediği hususları kullarından sorması demektir. Bütün yaratılmışlar, insanlar ve cinler amellerinden dolayı hesaba çekilecek Cenâb-ı Hakk’ın adaleti tecelli edecektir.

Havz-ı Kevser: Mahşerde Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) ihsan buyurulacak olan gayet geniş bir havuzdur. Sütten beyaz, miskden daha güzel kokulu olan suyundan müminler içerek şiddetli hararetten kurtulacaklardır.

Şefâat: Âhiret gününde günahkâr müminlerin af ve mağfireti, ibadet ve itâat edenlerin daha büyük mertebelere kavuşmaları için peygamberlerin ve evliyânın Allâhü Teâlâ’dan istirhamda bulunmalarıdır.

Sırat: Cehennem üzerine kurulmuş son derece ince ve keskin bir köprüdür. Herkes bunun üzerinden geçecektir. Cennete gidebilmek için başka yol yoktur. Müminler amellerine göre bir süratle geçerler. Kâfirler ve müminlerin âsîleri geçemeyip cehenneme düşerler.

Cennet: Allâhü Teâlâ’nın bütün mümin kulları için hazırladığı hatır ve hayale gelmeyen ve dünya nimetleriyle asla kıyas olmayan, cismânî ve rûhânî nice nimet ve lezzetlerin bulunduğu sekiz tabaka olan büyük mükâfat evidir.

Cehennem: Bütün kâfirler ile âsî müminlerin azab görmesi için yedi dereke olan bir azab evidir.
.

Posted in Ölüm - Ecel, Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Mahşer, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kıyamet Gününün Tam Elli (50) Mevkıfı Vardır

Posted by Site - Yönetici Nisan 8, 2015

Kıyamet Gününü,sc4b1rat-kc3b6prc3bcsc3bc-cehennemin-vasfi-c59fiddet-ve-zorluc49fu

Kıyamet Gününün Tam Elli (50) Mevkıfı Vardır

Kıyamet gününün tam elli (50) mevkıfı vardır. İsmail Hakkı Bursevî (k.s.) hazretlerinin kaynaklarından biri oian Şeyhü’l-Ekber Muhyiddin-i Arabî (k.s.) hazretlerinin “Fütuhata Mekkiye” isimli kitabında mevkifler alakalı uzunca bir hadis-i şerif vardır.
Hadis-i. şerifte şöyle buyurulmaktadır:
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Muhakkak ki kıyamet gününde elbette elli (50) mevkıf vardır.
Bu mevkıflardan her biri bin senedir.
İlk mevkıf, insanlar kabirlerinden kalktıkları zamandır.
İnsanlar, mezarlarından kalktıklarında tam bin sene çıplak, ayak ve başı açık, aç ve susuz olarak beklerler…

Kim kabrinden;
1-Rabbine iman etmiş,
2- Peygamberine iman etmiş,
3- Allah’ın cennetine…
4- Ve cehennemine iman etmiş,
5- Ölümden sonra dirilmeye,
6- Kıyamete
7- Kaza ve kadere…
8- Hayrın ve şerrine.,.
9- Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerinin Allâhü Teâlâ hazretleri katında getirdiklerini…
Yani, Kur’ân-ı kerim ve İslâm şeriatinî, tasdik ederse, kurtulur, fevz ve necata uğrar… Ganimete erip mes’ûd olur…
Ama kim bu şeylerden (İmanın esaslarından birinden) şek ve şüphe ederse, açlığında, susuzluğunda, gam, keder ve üzüntü İçinde tam bin sene kalır. Ta ki Allahü Teâlâ hazretleri onun hakkında dilediği gibi hükmedinceye kadar öyle kalır… Sonra insanlar bu makamdan mahşere sevk edilirler. İnsanlar ateşin kıvılcımları ve tepesinde ve güneşin sıcaklığı altında tam bin sene ayakları üzerinde beklerler. Ateş onların sağlarında ve ateş onların sollarında, bir ateş onların önlerinde bir ateş onların arkalarında ve güneş ise onların üzerlerinde olduğu halde beklerler. O gün arşın gölgesinden başka bir gölge yoktur. Kim Allâhü Teâlâ ve tebâreke hazretlerine, ona ihlâs ile şahit ve peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerine ikrar ederek;
1- Şirk,
2- Sihirden uzak,
3- Müslümanların kanlarını akıtmamış olarak…
4- Allah’a nasihat.
5- Resulü (s.a.v.) hazretlerine nasihat….
6- Yani Allah ve Resulü (s.a.v.) hazretleri için iyilik İsteyen…
7- Allah ve Resulü (s.a.v.) hazretlerine itaat edenleri seven,
8- AHâh ve Resulü (s.a.v.) hazretlerine isyan edenlere buğz edenler ise;
Rahman olan Allah’ın arşının gölgesinin altında gölgelenirler. Gam ve kederinden kurtulur.
Ve her kim. bu konularda had ve hududunu aşar ve tek bir kelime ile bu günahlardan birine düşerse ve bu konuda kalbi değişir veya dinin emirlerinden biri konusunda herhangi bir şek ve şüphe taşırsa; tam bin sene, sıcaklıkta üzüntü ve Allah’ın azabında kalır. Ta ki Allâhü Teâlâ hazretleri onun hakkında dilediği gibi hükmedinceye kadar… Sonra insanlar zulmet ve nûr’a sevk edilirler… O zulmette tam bin sene kalırlar.
1- Allâhü Teâlâ hazretlerine herhangi bir şey şirk koşmadan kavuşur;
2- albine nifaktan herhangi bir şey girmez,
3- Dinin emirlerinden herhangi birinde içinde şek ve şüphe etmez,
4- Kendi nefsinde hakkı verir.
5- Hakkı söyler
6- Kendi nefsinde insanlara karşı insaflı olur.
7- Gizlilik ve aşikâr olarak Allah’a itaat eder,
8- Allâhü Teâlâ hazretlerinin kaza (ve takdirine) râzî olur.
9- Allâhü Teâlâ hazretlerinin kendisine verdikleriyle kanaat ederse;
Göz açıp kırpıncaya kadar miktar (çok kısa bir sürede) yüzü bembeyaz olarak zulmetten
nûr’a çıkarılır… Ve böylece gam ve kederlerin hepsinden kurtulur. Kim bu şeylerin birinden geri kalır veya muhalif olursa, o gam, keder ve üzüntünün içinde tam bin sene kalır. Sonra o kişi yüzü kapkara (simsiyah) olmuş olduğu bir halde, o zulmetten çıkarılır. 0 kişi artık Allâhü Teâlâ hazretlerinin meşîeti (ve dilemesi) altındadır. Allâhü Teâlâ hazretleri ona dilediği gibi yapar (ve hükmeder)…'” Futûhât-i Mekkiyye c. 1, s. 386-387,
Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn-i Arabî (k.s.) hazretleri, bu hadis-i şerifi rivayet ettikten sonra devamında buyururlar:
Sonra insanlar, hesap için mevkiflere sevk edilirler… Bunlar on mevkıftır… Mevkiflerin her birinde bin sene kalırlar. (Birinden kurtulan diğerine geçer…):
1. Mevkifte haramlardan sual olunur,
2. Mevkifte hevâ-ü hevesten,
3. Mevkifte, Anne ve baba hakları,
4. Mevkifte, işleri kendi emrinde olan insanların haklarından, (aile ve bakmakla yükümlü olan kişilere) Kur’ân-ı kerimi talim etmek, onlara dinlerini öğretmek ve onları edeplendirmekle hakkında hesaba çekilir.
5. Mevkifte; mülkiyeti altında olanlar hakkında (köle, esir ve işçileri) hakkında hesaba çekilir.
6. Mevkifte akrabalarının hak ve hukuku.
7. Mevkifte sıla-i rahm…
8. Mevkifte, hasetten…
9. Mevkifte mekir (tuzak…) ile..
10. Mevkifte, hile hakkında hesaba çekilirler…. Futûhât-i Mekkiyye c. 1, s. 387,
Sonra İnsanlar, kitaplarını almak için tam on beş mevkifte hesap olunurlar. Bu mevkiflerin her birinde tam bin sene beklerler.
1. Mevkifte, sadakalardan ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin kendisine farz kıldığı zekattan hesaba çekilirler.
2. Mevkifte, hak sözden, İnsanları affetmek ve bağışlamak konularında hesaba çekilir.
3. Mevkifte iyiliği emretmek.
4. Mevkifte, kötülüğü nehyetmek,
5. Mevkifte, güzel ahlak,
6. Mevkite Allah İçin sevmek ve Allah için buğz etmek konusunda.
7. Mevkifte haram maldan…
8. Mevkifte İçki içmek,
9. Mevkifte ferçlerini (avret mahallerini) haramdan korumak,
10. Mevkifte yalan sözden…
11. Mevkifte yalan yere yemin etmek,
12. Mevkifte, faiz yemek,
13. Namuslu kadınlara iftira etmek.
14. Mevkifte yalan yere şahitlik etmek,
15. Mevkifte bühtandan sual olunur…
Bütün bunlardan kurtulan kişi Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin “Livâ-ü’l-hamd” sancağının altında toplanırlar. Futûhât-i Mekkiyye c. 1, s. 387.
Bu günahları işleyip, dünyada bunlardan tevbe etmeden ölen kişiler ise, bunların her birinde tam bin sene gam, keder, üzüntü, korku, açlık, susuzluk içinde bekler. Ta ki Allâhü Teâlâ hazretleri onun hakkında hükmünü verince kadar. Futûhât-i Mekkiyye c. 1, S. 388, Sonra insanlar, kitaplarını okumak için bin sene ayakta kalırlar.
Ameli iyi olan cennete kötü olan insan İse insanların önünde rezil ve rüsvâ edilir ve orada bin sene kalırlar.
Sonra insanlar, mizan için sevk edilirler… Burada bin sene kalırlar. Hesabı ağır gelen kurtulur. Hafif gelen ise bin sene orada kalırlar. Sonra insanlar, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kudret önünde on iki (12) mevkifte kalırlar. Bu mevkiflerin her biri bin senedir.
1. Mevkifte, köle azad etmek,
2. Mevkifte, Kur’ân-ı kerim hakkında, Kur’ân-ı kerimin hukuku ve Kur’ân-ı kerimi okumak…
3. Mevkifte cihattan…
4. Mevkifte gıybetten.
5. Mevkifte nemîmeden,
6. Mevkifte, yalandan,
7. Mevkifte, ilim öğrenmekten,
8. Mevkifte, ucub (kendini beğenmek) dinî, mesleği, İşi, soyu ve sopu hakkında kendini beğenmek ve insanlardan üstün görmek.
9. Mevkifte, kibirlenmekten.
10. Allah’ın rahmetinden ümidini kesmekten.
11. Mekrullah’tan emin olmaktan,
12. Mevkifte komşu hakkından sual olunur…
Bunların her birinde kurtulan kurtuldu. Yoksa her birinde tam bin sene yokluk, açlık, üzüntü ve keder içinde kalırlar.
Sonra insanlar sırat köprüsüne sevk edilirler. Sırat köprüsünün üzerinde geçitler vardır. Uç bin sene yükseliş, üç bin sene düz, üç bin sene de İnişli bir yoldur. Sırat köprüsünün üzerinde gözetleyen melekler vardır. Köprünün üzerinde bulunan gözetlemelerde melekler sual ederler:
1. imandan,
2. Namazdan,
3. Zekattan,
4. Oruçtan,
5. Hacdan…
6. Taharetten…
7- Mezâlim {haksızlık olunanlara hakkını vermekten…).
İnsanlar, bunların her birinde bin sene kalırlar. Ta ki Allâhü Teâlâ hazretleri dilediği gibi
hükmedinceye kadar… Futûhât-i Mekkiyye c. 1, s. 388,

Allah’ın mağfiretine rahmetine sığınırız; Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şefaatini talep
ederiz. Âmin. Mütercim.

Kaynak Dipnotlardan : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/312-315.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Sur’a Üfürmek – Kıyamet Günü ve……

Posted by Site - Yönetici Ekim 22, 2014

Sur'a Üfürmek - Kıyamet Günü israfil sur,mahser,melekler,kiyamet nezaman

SÛR’A ÜFÜRMEK

Ölünün can çekişirken çektiği acı ve ızdıraplar, son nefesteki tehlike, kabrin karanlığı ve azabı, Münker ve Nekir’in sorguları… Bütün bunlar Sûr’un üfürülmesinden önceki hallerdir. Bunların hepsinden daha büyük olanı, şimdi üzerinde duracağımız Sûr’a üfürülme olayı ile baş layan kıyamet gününün zorluklarıdır. Mahşer, Allah’ın huzurunda hesap verme, terazinin kurulması, kılıçtan keskin, kıldan ince diye tabir olunan Sırat Köprüsü ve Cennet ile Cehennem… Kuş kusuz bunlar çok daha zor, dehşetli hallerdir.

Bunların üzerinde çok düşünmek gerekir. Fakat ne yazıktır ki, günümüz insanlarının çoğunluğunda samimi ve kamil bir imana rastlamak gerçekten
çok zordur. Gönüllerinin derinliğine bu hususlar gereği gibi yerleşmemiştir.

Dünyanın soğuklarına ve sıcaklarına karşı korunmak için gereken hazırlığı yaparlar da, cehennemin dehşetli ve şiddetli ateşlerine karşı korunmak için gereken hazırlığı yapmazlar. Tuhaf değil mi?

Kendilerine ahiretten sorulduğu vakit , bunları dilleri ile tasdik ederlerken, kalpleri gaflet içindedir. Örnek verecek olursak, bir kimseye yemeğinde zehir olduğu söylendiği zaman, o kimse:
“Evet , doğru söylüyorsun.” diye kendisine yemeğinde zehir olduğunu söyleyen adamı dili ile tasdik ettiği halde, yemeği yine de yerse, yaptığı iş
ile yalanlamış olur. İş ile yalanlamak, dil ile yalanlamaktan çok daha önemlidir.

Nitekim sevgili Peygamber Efendimiz bir hadis -i kutside şöyle buyuruyor:
“Allah-ü Teâlâ buyuruyor ki: “İnsanoğlu benim hakkımda kötü şeyler söyledi. Oysa hakkımda kötü söylemesi, bana küfretmesi doğru olamaz.
İnsanoğlu beni inkar etti. Oysa, beni yalanlaması, inkar etmeside doğru değildir. Bana küfür etmesi “Allah’ın – haşa – oğlu vardır” diye bana evlat
isnat etmesidir. Beni inkar etmesine gelince, bu da (kullarımın) beni yarattığı gibi bir daha diriltemez demesindendir.”

Hadis -i kutside buyrulduğu gibi, günümüzün insanlarının büyük bir kısmı, Allah ‘ı inkar etmekte, bir daha dirilteceğine inanmamaktadır. Geçmişte de bu hatayı işleyenler olmuştur kuşkusuz. Fakat bu büyük hatalarının cezasını onlar ebediyyen çekecekleri azaba çarptırılmakla buldular. Bu her zaman böyle olmuştur, böylede olacaktır.

İnsan, canlıların doğum yapmalarını görmese de, Allah’ın bir damla meni’de akıllı, kamil ve tasarruf sahibi mükemmel bir insan yaratmasına rağmen, O’nu tasdik etmek istemez. Bunun için Allah-ü Teâlâ bu gibi kimseler hakkında şöyle buyurmaktadır:
İnsan, kendisini bir damla meniden yarattığımızı görmedimi ki? Şimdi o, açıktan açığa aşırı bir düşmanlık yapmaktadır.” (Yas in Sûres i, ayet : 77)

Hz. Allah, diğer bir ayet -i celilede ise şöyle buyurmaktadır.
İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağınımı sanıyor? O, dökülen meniden bir damla su değilmiydi? Sonra o meni bir kan pıhtısı haline gelmiş , daha
sonra da Allah onu insan biçiminde yaratmış , (uzuvlarını) düzenlemiştir. Kısacası, ondan erkek ve dişi olmak üzere iki sınıf çıkarmıştır.”
(Kıyame Sûres i, ayet : 36-39)

Evet , insanın yaratılışındaki acaip haller, azalarının birleşimindeki ayrılıklar, onun tekrar dirilmesinden çok daha önemlidir. O halde siz, Allah ‘ın insan’ı tekrar dirilteceğini inkar eden gafiller!.. Sorarım size:
Allah-ü Teâlâ’nın sanat ve kudretindeki bu acaib halleri görebilen bir kimse nasıl olur da öldükten sonra dirilmeyi inkar edebilir? Tüm kainatı yoktan var eden, yaratan Hz. Allah, yeni bir âlemi (ahiret i) yaratmaktan ve insanoğlunu tekrar diriltmekten aciz midir? Haşa!..

Hz. Allah buyuruyor ki:
“Sûr’a üfürülecek ve artık Allah’ın diledikleri dışında göklerde ve yerde kim varsa hepsi düşüp ölecektir. İkinci Sûr’a üfürülüşte ise, görürsün ki; ölüler dirilmiş , ayakta bakınıp dururlar.” (Zümer Sûres i, ayet: 68)
Hz. Allah buyuruyor ki:
Sûr’a üfürüldüğü vakit , o gün çok zor bir gündür. Hele Kâfirler için, hiçde kolay değil… Çetin bir gün olacaktır.” (Müdes s ir Sûres i, ayet : 8-10)

Bu Sûr, öyle bir haykırıştır ki, sadece Allah-ü Teâlâ’nın dilediği bazı melekler hariç, yerde ve gökte ne kadar maddi-manevi varlık varsa, hepsi ölür.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Nasıl sevineyim, zevkleneyim? Sûr’un sahibi, Sûr’u ağzına almış , yönünü çevirmiş , kulaklarını eğmiş , Sûr’a üflemek için emir bekliyor.

Mukaatil diyor ki:
“Sûr, bir boynuz şeklindedir. Bu Sûr’un yarım daire şeklindeki genişliği, yer ile gökler kadardır. İsrafil, Sûr’u üfüreceği vakit için, gözünü Arş ‘a dikip oradan emir beklemektedir. İsrafil (A.S.), birinci Sûr’a üfürmekle tüm maddi – manevi varlıklar ölür. Bunun yanında kendiside dahil olmak üzere Cebrâil ve Mikail (A.S.) de ölür. Nihayet Azrail de ölür. Artık kainat’ta bir tek Allah’tan baş ka hiçbir şey yoktur. Böylece aradan tam 40 y ıl geçer. Bu müddet sonunda Allah-ü Teâlâ İsrafil (A.S.)’ı tekrar diriltir. Ona ikinci defa Sûr’a üfürmesini emreder. Ayet -i celilede buyurulduğu gibi, Sûr’a ikinci bir kez üfürüldüğünde tüm ölüler dirilip kabirlerniden kalkacaklar. “Bize ne oldu?” gibilerden ayağa kalkmış , şaşkın şaşkın etraflarına bakınıp duracaklar.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Ben Peygamber olarak gönderildiğimde, Sûr da sahibine (İs rafil’e) verildi.
İsrafil (A.S.) onu ağzına alıp, bir ayağı ilerde, bir ayağı geride, Sûr’a üfüreceği zamanı beklemektedir. Sûr’a üfürüleceği zamandan ve onun dehşetinden Allah’a sığınırım.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam-ı Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Kıyamet, Mahşer, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: