Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Göynem`in Tarihi’ Category

Köy Odası – Göynem – Beyşehir -Belgesel.

Posted by Site - Yönetici Ekim 18, 2012

Köy Odası – Göynem – Beyşehir -Belgesel.

Posted in Beyşehir Göl Festivali – Video, Diger Konular, Göynem Videoları, Göynem`den Resimler......, Göynem`in Tarihi, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Göynem’in Tarihi

Posted by Site - Yönetici Şubat 8, 2008

Göynem Kasabası`nın Tarihçesi:

 

 Göynem`in’ ın kuruluş ve tarihsel gelişimi hakkında yazılı hiçbir belge bulunamamıştır.Göynem günümüzden yaklasik 410 yıl kadar önce bugünkü merkez cami çevresinde küçük bir yerleşme olarak kurulmuştur. ( 410 yilllik tarihi bulgular koca mezarliktaki bir mazar tasindaki yazan tarihe dayanmaktadir.)Yerleşimi kuranlar hayvancılık yapan Yörük aileleridir. Yerleşme daha sonra kuzeydeki sırtlara doğru yayılmıştır.1970 yılından sonra ilköğretim okulu çevresi Akçabelen yolu üzeri ile bugünkü Belediye Binası çevresinde gelişme göstermiştir.

 Sosyal Yapısı:

Göynem Kasabasında geleneksel Türk kültürü ve aile yapısı görülmektedir.1970 yıllarda başlayan Avrupa ülkelerine göç neticesinde Göynem kasabasında bazı kültürel özellikler değişme göstermiştir. Okur yazar oranı son yillarda yukselme Göstermistir. Liseye giden öğrenci sayısında artis vardir . Üniversite öğrenimi son derece sınırlıdır. 

Ekonomik Yapısı:

Kasabanın ekonomik yapısı hayvancılığa ve yurtdışına dayanıyor. Bunun ötesinde tarım yer yer yapılmaktadır. Hayvancılıkta küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık yaygın olarak yapılmaktadır.Küçükbaşta özellikle keçicilik yapılmakta olup,yazın yaylalarda yetiştiricilik yapılmaktadır. Tarım da ise sadece tahıl üretilmektedir. Tarım arazilerinde tek yıllık tahıllar,nohut,fig(fing,fasıl) gibi çeşitler ekilmekte olup,sulama imkanı olan yerlerde silajlık mısır ekimi yapılmaktadır. Ayrıca asma bağları ve yeni yeni tesis edilen meyve bahçeleri bulunmaktadır.Yurt dışına giden insanların gönderdikleri yardımlar kasabanın geçim kaynağını destekler durumundadır.

Ulaşım:

Yukarıkayalar Beyşehir arasında belediye otobüsü Pazar günleri dışında kasaba halkına hizmet vermektedir. Derebucak ilçesine Belediye servisleri vardir.Ayrıca Antalya’ya direk ulaşım imkanı bulunmaktadır..Kasabamiz Beysehir`e 45 Derebucak`a 8 km uzakliktadir Konya`ya 130 Antalyaya 150 km civarindadir.

 Göynem  İLKÖĞRETİM OKULU

»Okulumuz, 1996-1997 tarihinde öğretime başladı. Bu tarihten itibaren ilköğretim okulu olarak normal eğitim – öğretim yapılmaktadır.
» Okulumuz 9 derslikte, Birinci Kademede 5 sınıf; İkinci kademede de 3 sınıfta eğitim verilmektedir.
» Ana sınıfımız bir dersliğe sahip olup, normal eğitim-öğretim yapmaktadır.
» Bilgisayar sınıfımızda 8 bilgisayar bulunmaktadır. Ayrıca bilgisayar sınıfımızda kasaba halkına yönelik olarak Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğünce Bilgisayar Kursları verilmektedir.

OKULUMUZ İLE İLGİLİ BİLGİLER

Okulun Kısa Tarihçesi
Okulumuz, 1996-1997 tarihinde ilköğretim olarak öğretime başladı.
EğitimÖğretim Durumu:
a) Okul Öncesi Eğitim: Ana sınıfımız bir dersliğe sahip olup normal eğitim-öğretim yapmaktadır.
b) İlköğretim:Okulumuzda 9 derslikte eğitim verilmektedir. İlköğretim düzeyinde 126 öğrenci vardır.
Bina Durumu:
Okulumuzda bulunan odaların sayısal dağılımı aşağıdaki gibidir:


a) Derslik Sayısı: 8
b) Bilgi Teknolojisi Sınıfı: 1
c) Fen Laboratuarı: 1
d) Kütüphane: 1
e) Öğretmenler Odası: 1
f) Arşiv: 1
g) Yönetici Odası:1


Personel Durumu:


1. Yönetici : 1
2. Ana Sınıfı Öğretmeni: 1 (Kadrosuz Usta Öğretici)
3. Sınıf Öğretmeni: 4
3. Branş Öğretmeni : 3

GöynemKasabası Sağlık Ocağı


Sağlık Ocağında halen, biri memur diğeri sözleşmeli olan iki tane ebe görev yapmaktadır.
Sağlık Ocağında doktor bulunmamaktadır. Sağlık Ocağı personeline hizmet veren 4 dairelik
lojman bulunmaktadır. Sağlık ocağında acil hastalara ilk müdahaleleri yapılmaktadır

GEMBOS OVASI

 

Gembos ve Gemboğazı ovası İbradı’nın kuzeyinde Dereköy ile Göynem ve İbradı arasındadır. Rakamı 130 metredir. Dağlardan inen sularla dolar göl halini alır. En kuzey ucu Taşköprü, en güney ucun da Başpayam İbradı belidir. Ortası, Ortapayam ve Erilikli adıyla anılır. Kapladığı arazi aynı bir bademi andırır. Bu ovanın genişliği 2 km. uzunluğu 15 km’dir.

Haziran’da su çekildikten sonra hemen ekilir, toprağı alivyonlu olduğundan 40 gün sonra bereketli mahsul alınır

Derebucak barajinin yapimi bitmesi nedeni ile Gembos ovasi su taskinlarindan ønlenmis bulunmaktadir, 2008 yili itibari ile Gembos ovasi daha bir verimli hale gelmisitr.

Göynem, Konya-Beyşehir-Derebucak, Antalya-Akseki-İbradı, Isparta-Yalvaç üçgeninde, tarihî İPEKYOLU üzerinde yolun 2 kilometre içlerinde kuruluş ve konulma tarihî kesin olarak belli olmayan, muhtemelen bin yıllık bir köy-kasaba. Anadolu’ya Orta Asya’dan kopup gelen, Erzurum, Sivas, Kayseri ve Konya çizgisinde, Doğu Anadolu ve Orta Anadolu’ya yerleşen ilk kavim, Afşar Türkleri tarafından kurulmuş bir köy-kasaba.

Köy-kasaba, 1967 yılına kadar diğer bazı kasaba ve köylerle birlikte Seydişehir İlçesine bağlıyken, 1967 yılında diğer bazı kasaba ve köylerle birlikte Beyşehir İlçesine bağlanmıştır. – Bu satırların yazarı, 1966 yılında askerlik vazifesini deruhte etmek için, Seydişehir Askerlik Şubesi tarafından tertip ve sevkedilmiş, 1968′de terhis işlemleri Beyşehir Askerlik Şubesi tarafından yapılmıştı. -Bilahere, Derebucak Köyü-Kasabası ilçe yapılınca bu kerre yine bazı grup köy ve kasabasıyla birlikte Derebucak İlçesine bağlanmış olup, hâlen idârî işler bakımından Derebucak İlçesine, kazâî işler bakımından da Beyşehir İlçesine bağlı bulunmaktadır. Kazâî işlemler bakımından 1950 öncesinde Beyşehir ve Seydişehir ilçelerinde mahkemeler bulunmadığı için, Antalya-Akseki İlçesine bağlı oldukları bilinmektedir.

2.000 ve daha fazla nüfusa sahip köylerin kasaba haline getirildiği ve belediye kurulduğu furyada “GÖYNEM” köyü de belediye kurularak kasaba haline getirilmişti. “GÖYNEM” ismi de “Yukarıkayalar” olarak değiştirilmişti.
Halen vazifede bulunan belediye reisinin çabalarıyla, belediye meclisinin kararı, Ankara’da ilgili mercilerde uygun bulunmuş, “Yukarıkayalar” ismi tekrar “Göynem” olarak değiştirilmiştir.

TBMM’sinde kabul edilen kanun gereği, nüfusu 2.000′nin altına düştüğü gerekçesiyle emsâli pek çok kasaba gibi GÖYNEM Kasabası da-Anayasa Mahkemesi ilgili kanunun bu maddesini iptal etmezse- 2009 yılı Mart ayı itibariyle köye dönüştürülecektir.
GÖYNEM’e yazık olacak! Göynem’in nüfusu, aslında bağlı bulunduğu ilçe, Derebucak’ın nüfusundan fazladır, Derebucağın şuanki nüfusu üç bin, Göynem’in ise iki binden çok az eksik, oysaki Göynem’den Beyşehir’e göç verilmiş, yurtdışına özellikle Norveç’e önemli miktarda göç verilmiş ve hâlen de verilmektedir.

Beyşehir’de bulunan Göymenlilerin çoğunun Göymen’de evleri vardır. Zaman zaman buraya gelip, kalmaktadırlar. Adrese dayalı nüfus sayımı sırasında köyde bulunsalardı, köy nüfusuna kaydedilecekler ve köy “Kasaba”lık vasfını kaybetmeyecekti.
Göynem’deki Belediye, “Bir masa, bir mühür, al sana belediye” mantığıyla kurulmuş bir belediye değildi. Yurtdışında çalışan ve yaşayan Göynemlilerin büyük yardımlarıyla kasabanın tüm altyapısı tamamlanmış gibidir. Geniş ve işlevli bir makine parkı vardır, servis araçları ambulans dahil tüm ihtiyaçlara cevap verecek yeterliliktedir. Neredeyse Göynem kendi yağıyla kavrulmaktadır. Bu bakımdan Göynem’e yazık olacaktır.

GÖYNEM, Güney-Kuzey ve Doğu tarafı çok taşlık bodur ağaçlarla kaplı yüksek tepelerle çevrili, takribi iki kilometre çapında bir düzlükte kurulmuştu. Ova denilecek kadar geniş bir arazisi yoktu. Bir zamanlar bağların bulunduğu, “Harım” denilen münbit, az miktarda tarlanın bulunduğu küçük bir düzlük…
Göynem’de akar su bulunmadığı gibi, cılız da olsa yeraltı kaynaklı su da bulunmuyordu. Kışları biraz fazlaca akan, yazları ise iyice cılızlayan su, en yakın iki kilometre ötelerde mevcut idi.

Bin yıldan fazla bir zaman Göynem su ihtiyacını 40 arşın genişliğinde, bâzen 6-10 metre derinliklerde kazılan “Havz-ı Kebir”lerden karşılamakta idiler. Sonbahar ve kış aylarındaki yağışlar sırasında sel suları, kar suları ile doldurulan bu havuzlarda, sel suları uzun süre bekletilir ve çökertilerek durulur ve temiz olduğu inancıyla kullanılır ve içilirdi. Hayvanlar için ise köy içinde ve yakınlarında uygun olan yerlerde “ÇOPLAK”lar kazılır, burada biriken sularla hayvanlar sulanırdı. Kışın şiddetli günlerinde bu çoplaklar donunca, dev kazanlarda kar eritilir, bu su ile hayvanlar sulanırdı.

“ÇOPLAKLAR”, günümüzdeki bentlerin, göletlerin küçük nümuneleriydi. Göymenliler, 50 yıl kadar önce suyu bulmaya ve bu suyu Göynem’e getirmeye azmetti. Bunun için de her imkanı kulladı, her çâreye başvurdu. Devlet kapısını, “Devlet Su İşlerinin kapısını” aşındırdı. Zaman zaman ümitlendi, zaman zaman ümidini kaybetti, fakat suyu bulma ve Göynem’e getirme azmini hiç yitirmedi. Tüm masrafları Göynemliler tarafından karşılanmak üzere 25-30 kilo metre mesâfelerden su getirmeyi bile planladılar. Su bulma ümidiyle, insan eliyle varyozlarla dağları deldiler. (Kışları çok büyük bir gürültüyle akan, yatağına sığmadığı için körkuyu denilen yerden fışkırarak tarlaları ve “Kızılova” denilen yeri dolduran bu kör kuyuyu deldiler, suya ulaştılar, fakat kışın horhorlaşan bu suların yaz aylarında çok cılızlaşan kar suları olduğu tesbit edildi, bütün emekler boşa gitti.

Göynem’li suyu aramaya büyük bir azim ve kararla devam etti. Su çıkabileceği ümid edilen yerlerde artizyen kazılarına devam edildi. Nihayet 1000 yıllık bir rüyâ gerçeğe dönüştü. Gedikdibi denilen yerde su çıktı. Buradan çıkan su Göynem’in ihtiyacına yetecek kadar bol ve birinci sınıf kalitede menba suyu idi.

Artık Göymen’li evinde akan suyu kullanıyor, içiyor, güneş enerjisiyle ısıttığı menba suyu ile yıkanıyor, çamaşırını yıkıyor, bahçesini suluyor, seralarda organik sebze-meyve yetiştiriyor.
Bol süt veren sağmal ineğini ahırından çıkarmadan başucundaki musluğu açarak sulayabiliyor.
1000 yıllık susuz köyün meydanında-Belediye parkında su havuzu, su parkı var!

İŞAMİÇİ PİKNİK SAHASI:
Göynem’de belki de bin yıldır korunan bir çamlık orman sahası vardır. 50-60 yıl önceleri buradan Köy İhtiyar Hey’etinin bilgisi dahilinde cami-okul inşatı gibi yapılarda kullanılmak üzere ağaç kesimine izin veriliyordu. Artık, mutlâk koruma altında, hem Orman İdaresinin hem de köylülerin mutlâk koruması altında küçük bakımlı bir “Çamlık” ve koruluk…
Anadolu insanı, sessiz harflerle başlayan kelimelere birer sesli harf ilave ederek telaffuz eder. Meselâ, Çam bir de harf ilavesiyle “İşam”, Liman, “İliman”, Recep “İrecep”, Ramazan “Iramazan” gibi…
Hattâ oğlunun adı Recep olan bir Anadolu hanımefendisinin, “Oğlum İrecep, iraftan ilimanı alıver, mübâraka Iramazan gününde ilâzım olecek!. deyivermesi gibi…
Göynemliler bu çok iyi korunan, köyün 1 kilometre kadar dışındaki Çamlığa, “İŞAMİÇİ” diyorlar.
1000 yıldan fazla bir zaman susuzluk çeken Göynem, kendi tâbirleriyle “İŞAMİÇİ” dedikleri yere su, elektrik getirmişler, izole tuğla ve betonarme piknik ocakları yapmışlar, birinci sınıf bir “Piknik SAHASI’na dönüştürmüşler. Piknik sahasında geçen yıl inşasına başlanan MESCİD tamamlanmış, Piknik sahasına gelenler ibâdetlerini rahatlıkla bu mescid’de eda edebiliyorlar. Türkiye’nin her yerinde Piknik Saha’larının en mübrem ihtiyacı temiz bir tuvallettir. Büyük şehirlerdeki para ile, büyük ücretler ödenerek girilen Piknik Sahalarında bile maalesef, tuvalet sorunu halledilememiştir.
Göynemliler bu muhteşem Piknik Sahasına, Mescid’in yanına benzerleri ancak turistik bölgelerdeki beş yıldızlı otellerde görülebilecek intizam ve kalitede tuvalet yapmışlar, suları muntazaman akıyor, normal ve sıvı sabun, tuvalet kağıdı gibi lüks malzemeler mevcut…
Piknik Sahasının yapımında emeği geçen başta Belediye olmak üzere tüm Göynem halkına, suyun buraya getirilmesi için yardımcı olanlara bir teşekkür borcumuz vardır.
Bir de Mescid’in yapımı, mescidin ve tuvaletlerin temizliği için bizzat çalışan, parasını, emeğini ortaya koyanlardan Muhterem Cemal Arıca ve arkadaşlarına daha da büyük bir teşekkür borcumuz vardır…

Mustafa AKKOCA
Önce Vatan
26/9/2008

 

Bin yıl suya hasret kalan Göymen’de, “Selâtîn” Camiî’leri aratmayan büyük iki cami vardır. Çocukluğumuzda 1950’li yılların başlarında yeni bir cami yapılmıştı. Bu cami, Anadolu mimarisine uygun, hatıllı, helikli, kalın taş duvarlar, tavan ve ara bölmeler hafif ahşap malzeme ile yapılmıştı.

(Bilinenin aksine Anadolu’nun muhtelif yerlerinde sık sık, zelzeler meydana gelmekteydi. Bin yıllık tecrübeyle geliştirilen bu mîmârî tarzda, şiddetli zelzele neticesinde bu binalar yıkılsa bile ölümlere sebebiyet vermiyordu. Çünkü, hatıllı, helikli sistemlerde duvar örülen büyükçe taşların genişce ve düzgün yüzleri dışarda, boşlukları helikle doldurulmuş noksanlı ve dar bölümleri içerde kalmaktadır. Herhangi bir sarsıntı anında hatılların ve heliklerin yardımıyla duvarlar içeriye doğru değil, fakat dışarıya doğru devrildiğinden, tavan ve ara bölmeler de çok hafifi ahşap malzemeden olduğu için, en fazla hafif yaralanmalar meydana gelirdi. Çok büyük zelzelelerde bile ölümler hiç olmaz veya çok mahdut olurdu. Ne yazık ki, artık Göynem’de bile bu mimârî uslup terk edilmiş, büyük şehirlerde olduğu gibi yığma veya betonarme binalar, sefer tası gibi üst üste katlar, Allah muhafaza! herhangi bir sarsıntı anında tost makinesi gibi ara duvarlar yok oluyor, en az 20 cm’lik ağır beton ara katlar üst üste binerek zemin katta birleşiyor, gece uykusunda veya ani sarsıntılarda maalesef, ya az kişi kurtuluyor yada hiç kimse kurtulamıyor.)

Hatıllı taş duvar, tavanı ve zemini hafif ahşaplı, minberi, mihrabı eşsiz Selçuklu süslemeleriyle bezenmiş ahşap objeler yıkılarak yerine bugünkü betonarme ve kurşun kaplı kubbeli bir cami yapılmıştır. Minber, mihrap Kütahya Çinisi’nden yaptırılmıştır. Avizeleriyle herşeyiyle herhangi bir “Selâtîn” cami’ide bulunması gereken her şey Göynem Camiî’nde mevcuttur. Bin yıldan fazla bir zaman sarnıçlardan taşınan sularla ve ibriklerle abdest alınan Göynem’de cami’in kapalı şadırvanında-ki, aslen Göynemli olan ve yıllar önce İzmir’e göç etmiş, orada iş tutmuş Merhûm Mehmet İntaş tarafından yaptırılmıştır.- güneş enerjisiyle ısıtılmış, sıcak veya ılık dilerse soğuk birinci sınıf menba suyu ile abdest alınmaktadır.

Modern bir tuvalet, tuvalette ve şadırvanda rengarenk kokulu, sıvı veya normal sabunlar, tuvalet kağıdı, kağıt havlu ve hiç kullanılmamış yeni havlular… Çocukluk yıllarında ve kış aylarında güğümlerdeki, kovalardaki, ibriklerdeki buzları kırarak abdest almış birisi olarak, gıpta etmemek “Bizler bu dünyaya kaderin tecellisiyle biraz erken gelmişiz” dememek mümkün mü?
Göynem’de, Yukarı Oba, Aşağı Oba, Dıngıloğlu’nun ve Sani Mustafa Ağa’nın odaları olmak üzere dört oda vardı.
Bu odalarda köy dışından gelip, köyde ahbabı bulunmayan misâfirler, deri toplamak, başkaca ticârî maksatlarla gelip uzun süreli kalanlar, devlet adına vergi tahsildarlığı veya âşâr toplamak için gelen vazifeliler, nahiye müdürleri, jandarma kumandanı, jandarma erleri misâfir edilirlerdi.

İhtiyaç duyulduğunda Köy İhtiyar Hey’etleri, köy bütçesi bağlanacağında isteyen herkesin katılabildiği köy genel kurulları bu odalarda toplanırdı. Özellikle kış aylarında köy ileri gelenlerinin öncülük ettiği daha ziyade gençlerin dinleyici olarak katıldığı sohbetler yapılırdı.
Ayrıca köy seyirlik oyunlarından bölümler oynanır, köyün mollaları tarafından Siyer,  Tarihitabarî, Muhammediye, Ahmediyye ve Envâru’l-âşıkîn kitapları okunur, Hikâye-i Deve, Hikâye-i Güvercin ve Hikâye-i Kesikbaş anlatılırdı. Ramazan ve Kurban Bayramlarında ise, oba halkının çoluk-çocuk tamamının katıldığı Bayram Yemeği yenilir ve bayramlaşmalar yapılırdı. Her komşu imkânları nisbetinde, Allah’ın verdiği nîmetlerden tuzlusundan-tatlısına mevsimine göre, sebze-meyve ne varsa getirir, topluca bayram yemeği yenilir, topluca bayramlaşma gerçekleştirilirdi.

Artık odalar fonksiyonlarını tamamlamış, park alanı haline getirilmek veya Mâi-i İnhidam hale gelip tehlike arz etmeye başlayınca belediye tarafından yıkılmışlardır.

Göynem-Derebucak karayolunun ikinci kilometresinde ulu köknar ağaçlarının bulunduğu bir düzlüğe, uzun yıllar yurtdışında işçi olarak çalışmış ve kesin dönüş yapmış Göynemli hayırperver, âlicenap bir hemşehri’limiz bir villa-mescid ve misâfirhane yaptırmıştır. Emsâli Anadolu’nun pek çok yerinde görüldüğü gibi dört duvar, içerisinde bir kaç seccade bulunan basit bir mescid veya misâfirhane değil…
Zengin bir ailenin mutfağında bulunan tüm mutfak eşyası, aklınıza gelen tüm ekstralarıyla burada mevcut, bütan gazla çalışan ocaklar, yedek tüpü de mevcut. Ekrem ve Cemal Reşit Rey kardeşlerin Lüks Hayat Operetinde söyledikleri gibi, “Dolu mutfak, dolu kiler, ah ne güzel lüks hayat!” dedikleri gibi bu mescid ve misafirhane de mutfak ve kiler her tür gıda maddesiyle dolu, ekipman eksiksiz tamam, öyle ki bütan gazlı ocağı tutuşturmak için hem çakmak hem de kibrit var…

Bu mescid-misafirhanede misafirlerin yalnızca maddî açlıkları düşünülmemiş, manevî açlıklarını giderebilmeleri için akar su bulunmayan bu yerde yağmur sularının biriktirildiği betonarme bir havuz yapılmış, bu havuzdan suyun alınabilmesi için tulumba ve uzun ipli kova tertibi alınmıştır.

Mescid-misâfirhanenin belli bir mesâfeden yakınlarına modern bir tuvalet yapılmış, karnını doyuranların ibâdetlerini de lâyıkıyla eda edebilmeleri için ihtiyaç duyacakları herşey hazırlanmıştır.
Ayrıca misafirhaneye yerleştirilen oturma gurupları ve istirahat için gerekli olanlar da eksiksiz burada mevcuttur.
Bütün bunlar yaklaşık olarak ilçe merkezine 6 kilometrelik, kasabaya iki veya üç kilometrelik bir mesafede, “kuş uçmaz, kervan geçmez” bir mahalde, tenha bir yerde Allah’a ve vicdan sahibi insanlara emanettir.
Dünyanın herhangi bir yerinde böylesine bir hayır hizmeti zâten yoktur, bir başka benzerinin Türkiye’nin herhangi bir yerinde olacağını da tahmin etmiyorum.

Göynem, konumu, konduğu yer bakımından güneyden-kuzeye, doğudan-batıya neredeyse 2 kilometre kare bir yerdir. Burada kısmen bağ olan harımlar vardır. Geyşam, Yoluşam, Armutkolu, Kızılova gibi yakın yerler, Nergisalanı, Goraş, Uzunkuyu, Göynükbeli, Tazı, Kavaklıçukur ve Kozlu gibi mezrâları-ki, ne yazık bu mezraların çoğundaki münbit araziler, tarlalar bilgisizlik, ilgisizlik yüzünden orman kadastrosunda “Orman” olarak kayıtlara geçirilmiş vaktinde yapılması gereken itirazlar da yapılmayınca kesinleştirilmiştir. -Akdağ, Alıç ve Ortagölcük gibi yaylaları da mevcuttur.

Bir de Göynem, Aşağıkayar (eski adı “GEYDEŞ”) Pınarbaşı-Mahallesi durumundaki Kayaarası grup köyleriyle, Antalya-İbradı ilçesinden bazılarının geniş tarlalarının bulunduğu, dünyanın en “Egzotik” ovalarından birisi olan “GENBOS OVASI” ve Derebucak-Gökböget Barajı-ki, Devlet Su İşleri kadirşinaslık göstermiş, bu baraja, İstanbul Teknik Üniversitesi eski öğretim üyelerinden Merhum Prof. Dr. Yılmaz Muslu Hoca’nın adını vermiştir. Burada bu vesileyle yöre için çok zarûrî ve faydalı bu önemli baraja Prof. Dr. Yılmaz Muslu Hoca’nın adını verenlere, başta zamanın Devlet Su İşleri Umum Müdürü hâlen Çevre Orman Bakanımız Muhterem Veysel Eroğlu Bey olmak üzere bütün yetkililere teşekkür ederken, Merhum Yılmaz Muslu Hocamıza da Cenab-ı Hakk’ın vâsî rahmetini niyaz ederiz.- ve bu barajdan sulanacak “GENBOS” ovasıyla alakalı olarak ayrı bir yazı yazmamız şart olmuştur.

“GENBOS”

Gembos Ovası, Göynem, Pınarbaşı-Kayaarası, Aşağıkayalar-Geydeş köyler grubunun tarlalarının bulunduğu ayrıca Antalya’ya bağlı, İbradılıların da tarlalarının bulunduğu, Konya-Antalya il sınırının da içinde bulunduğu dünyanın belki de en egzotik ovalarından birisidir, belki de birincisidir.

Göynem, Aşağıkayalar (Geydeş), Kayaarası ve Pınarbaşı köy gruplarının Antalya sınırına en yakın olanı, Pınarbaşı’nı yaklaşık 1 km kadar geçince dünya tarihinin çook eski çağlarında önemli bir yerleşim merkezi olduğu tahmin edilen, tarihî İpekyolu üzerinde bulunan Çukurören, “Alikesiği” ile geçilince Gembos Ovasına ulaşırsınız. -Alikesiği olarak efsaneleştirilen bu kesiğin elbette Hazret-i Ali ile yakından-uzaktan herhangi bir alakası yoktur. Ancak olağanüstü görülen bâzı vak’alar vardır ki, halkımız kolayca efsaneleştirme cihetine gitmiştir. Güyâ, Hazret-i Alî Efendimiz çekmiş kılıcını peynir keser gibi bu yalçın kayayı kesivermiştir.-Akla ve mantığa uygun olan iki ihtimal vardır; Birinci ihtimal, kış aylarında eski zamanlarda Batı Torosların bu yüksek dağlarında 30 metreyi bulan ovalarda bile en az 8-10 metre yüksekliğinde karların erimesiyle Çukurören’i basan suları Gembos Ovasına boşaltmak maksadıyla uzun uğraşlar neticesi kaya kesilerek Çukurören-Gembos Ovası arasındaki bu küçük tepe engeli aşılmıştır. Bir başka ihtimal ise, tarihî İpekyolu’nun bu geçişinde, Antalya-Gembos Ovası arasında geçit vermeyen dağlar aşılırken ikiyüz kilometreden fazla merdiven gibi kademe döşenmiş, çeşitli san’at yapıları yapılmıştır. Muhtemeldir ki, yaz-kış Çukurören “geçit versin” diye bu tepe-yalçın kaya kesilerek kışları suya, yazları kervanlara geçit vermiştir.

Alikesiğinden itibâren Süleksuyu’na kadar Gembos Ovası’nın uzunluğu yaklaşık 12 kilometredir. Ova, beyzî-oval olduğu için genişlik yer yer genişler, yer yer de daralır. Bu mesafe bâzı yerlerde 2 kilometreye kadar düşerken bazı yerlerde 5-6 kilometreyi bulur. Yer yer kuyular kazılmış yer yer de dağların eteklerinde çok cılız akan çeşmeler yapılmıştır. Ovada sürekli akan herhangi bir su kaynağı mevcut değildir. Batı Torosların altındaki buzullardan sızdığı tahmin olunan Süleksuyu mevki’inde çıkan her daim soğuk su, İbradı şehir içme suyu olarak İbradı’ya götürülmüş, yolcular ve günübirlik piknikçiler için sürekli akıcı bir çeşme bırakılmıştır.

Çocukluk yıllarımızda, Batı Torosların yükseklerine ve ovalarına yağan karların erimesiyle, bir de Derebucak “GÖKBÖĞET”ten fışkıran adetâ bir ırmak haline gelen suların istilasıyla Gembos Ovası tam bir göl haline gelirdi. Bâzı yıllar bu suların 30 metre yüksekliklere ulaştığı da olurdu.

Bir taraftan Derebucak “GÖKBÖĞET” arası kanyon, diğer taraftan “ALİKESİĞİ”nden geriye basan sular dolaysiyle Pınarbaşı Köyü’ne kadar Çukurören de su ile dolardı. Bazı yıllar sular hiç çekilmez, bâzı yıllar da Gembos’un ortalarındaki dev düden vasıtasıyla yer altına iner, buradan dünyanın en büyük yeraltı nehri vasıtasıyla yaklaşık 150 kilometre uzaklardan ve muhtelif ırmaklar kanalıyla Akdeniz’e ulaşır. Gembos Ovası, haziran başlarında-ortalarında ekilebilir tava ulaşırdı.

15 Haziran’dan itibaren ancak ya kızılca buğday ya da nohut ekilebilirdi. Birbuçuk-iki ay içerisinde hasadı yapılan buğday ve nohut dünyanın en çabuk pişen buğdayı-bulguru ve nohuduydu.
Ovanın etrafındaki yüksek-yalçın dağlardan ovaya inen alüvyonlar ova için tabiî ve naturel gübre vazifesi görürdü.

DEREBUCAK-GÖKBÖĞET BARAJI:
Gembos Ovası’nı taşkınlardan korumak ve ovayı sulu tarıma açmak için Derebucak-Gökböğet Barajı ki resmî adı YILMAZ MUSLU BARAJI’dır.
Uzun yıllar önce temeli atılan baraj, yeterli tahsisat verilmediği için yıllarca bekletilmiş, AKP Hükûmeti zamanında Çevre ve Orman Bakanı Muhterem Veysel Eroğlu’nun Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü zamanında gerekli olan tahsisat zamanında aktarılmış ve müteahhid firma barajı tamamlamıştır.

Küresel ısınma, kar ve yağmur yağışlarının azalması sebebiyle trajik bir şekilde su kaybına uğrayan Türkiye’nin en büyük tatlısu gölü olan Beyşehir Gölü’ne de bu barajdan su aktarılması projelendirilmiş, barajla Beyşehir Gölü arasındaki kanallar süratle tamamlanmış, bu kanallar üzerindeki Kaşıkçı Beli’ne paralel iki tünel açılmış, geçen kış aylarında ilk defa olarak Derebucak-Gökböğet Barajı’ndan Beyşehir Gölü’ne cansuyu verilmiş hiç değilse gölün trajik bir şekilde ölümü geciktirilmiştir.
Allah barajın bulunduğu yöreye kış aylarında bol kar, sonbahar aylarından itibaren doyurucu yağmurlar, (rahmet) ihsan ederse, hem Beyşehir Gölü beslenecek, kurtulacak hem de yörede çok büyük bir bölüm, arazi sulu tarıma açılacaktır.
Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü çok büyük bir hızla Gembos Ovası sulama kanalları inşaatını sürdürüyor.
Bu çalışmalar neticesinde barajdaki muhtemel taşkınları etrafa zarar vermeden düdene, dolaysiyle yeraltı ırmağına taşıyabilecek kapasitede barajdan başlayarak düdenin bulunduğu yere kadar ovanın tam ortasından geçecek sağ ve sol ulaşım yollarıyla birlikte çok geniş bir kanal açılıyor.

Ayrıca parsellerin yağmurlama sistemiyle, kapalı kanal-buharlaşma nedeniyle su kaybını asgariye indiren bir sistem-sulama kanalları tamamlanmak üzere…

Kanal ve kapalı devre sulama sistemi tamamlandığında, yüzbinlerce dönümlük Gembos Ovası sulu tarıma açılacak, bin yıllık bir rüya gerçekleşecektir. Yıllar yılı sular izin vermediği için hiç ekilemeyen, ya da zaman zaman sular çekildiği için süratle tava gelen ve fakat bir-iki gün içerisinde ekilemeyecek kadar sertleşen ve ekilemeyen bu topraklar, artık suların istilasına mâruz kalmayacak, ekim için Haziran ayını beklemeyecek, hangi mahsûl ne zaman ekilmesi gerekiyorsa zamanında ekilecek, ihtiyaç duyduğunda gübresi, suyu verilecek, müstahsil (üretici) yaklaşık 100 kilometre mesafedeki Antalya, Manavgat, Serik, Side gibi turistik tesislere ürettiğini pazarlayacak, tüketiciler de gerçekten çok kaliteli, organik, tâze meyve ve sebzelere ulaşma imkanı bulacaklardır.


Mustafa AKKOCA
Öncevatan
03.10.2008

 

Posted in Diger Konular, Göynem`den Resimler......, Göynem`in Tarihi, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 6 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: