Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Hasan-ı Basri’ Category

Gece namazları…

Posted by Site - Yönetici Şubat 13, 2008

Gece namazları.

Kul, işlediği günahı sebebiyle geceleri namaz kılmaktan,gündüzleri de oruç tutmaktan mahrum bırakılır.

Hasan-ı Basrî (k.s.) hazretleri demiştir ki:

Kul, işlediği günahı sebebiyle geceleri namaz kılmaktan, gündüzleri de oruç tutmaktan mahrum bırakılır.”

Âlimlerden bir zât ise şöyle demiştir: “Ey insan, oruç tuttuğunda kimin yanında ve ne ile iftar ettiğine dikkat et. Çünkü kulun kalbi ve tefekkürü, yediği şeye göre değişir ve ilk hâline bir daha dönemez.

Bir diğeri de şunları söylemiştir: “Nice yiyecekler vardır ki, sahibinin gece kıyâmına mâni olur. Nice bakışlar vardır ki, Kur’an okumaktan alıkoyar. Kul bir şey yer veya bir iş yapar da, bunlardan dolayı bir sene boyunca gece ibâdeti yapmaktan mahrum bırakılır. Güzel bir tedkik ve iyi bir araştırma ile neyin artırıcı, neyin noksanlaştırıcı olduğunu bilebilir, [günahları azaltabilirsin]. Ve ancak günahları azaltarak kayıplarını görebilir, onlara vâkıf olabilirsin.

Kezâ denilmiştir ki; “Gece namazının uzun olması, kıyâmette rahatlık sebebidir ve bu namaz, büyük günahlara keffârettir… Gece namazları, farz namazlardaki eksiklikleri telâfi eder.” (1)

GECE İBÂDETİNE KALKABİLMEK İÇİN YAPILACAKLAR

Hadîs-i şerifte buyuruldu ki; “Kul, gece ibâdetine kalkabilmek için, şu üç şeyden yardım sağlamalıdır:

1. Helâl yemek,

2. Tevbeye yönelmek,

3. Allâh’ın vaîdi (cehennemi)nin korkusu, va‘di (cenneti)nin şevk ve recâsı (ümidi) içinde bulunmak.” (2)

Demek ki, kulu gece ibâdetlerinden mahrum bırakan veya onu uzun süre gaflet içinde kalmaya mahkûm eden üç sebep vardır. Bunlar;

a) haram ve şüpheli yiyecekler yemek,

b) Israrlı bir şekilde günah işlemeye devam etmek,

c) Dünya düşüncesinin kalbe gâlip gelmesidir.

Dünya düşüncesi ve sevgisinin gâlip geldiği kalp, ne Allâh’ın azâbını hatırlar, ne de cennet ve Cemâli’ni özleyip ümitvâr olur. (3)

DİPNOTLAR
(1) Ebû Tâlibi’l-Mekkî k. s., Kûtu’l-Kulûb, Gecenin ve teheccüd ehlinin evsâfı bahsi.
(2) Buharî, Sahîh, Teheccüd, 13.
(3) Ebû Tâlibi’l-Mekkî, a.g.e. ve bahis.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hasan-ı Basri, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, İbadet | 3 Comments »

HASAN-I BASRİ H.Z

Posted by Site - Yönetici Ağustos 9, 2007

 
HASAN-I BASRİ ( H.Z )

Tâbiînin büyüklerinden. Zâhid, muhaddis, fakîh ve müfessir.

Adi, Ebû Sâid el-Hasan b. Ebi’l-Hasan Yesâr el-Basrîdir. Babasi Yesâr, Irak’in bir kasabasi olan Meysânlidir. Yesâr, Meysan’in fethedilmesi sirasinda esir düsmüs ve buradan efendisinin kendisini âzâd ettigi, daha sonra da Hasan-i Basrî’nin annesi Hayrâ ile evlendigi Medine’ye götürülmüstür. iste, Hasan-i Basrî, burada Hazreti Ömer’in halifeliginin son ikinci yili olan Hicrî 21 senesinde dogmustur (21/641).

Annesi Hayrâ, Peygamberimizin hanimi Ümmü Seleme’ye hizmette bulunmustur. Bu arada, Ümmü Seleme’nin Hasan’i emzirdigi ve ondaki hikmet ve belâgatin bundan dolayi oldugu söylenir. Ayrica, Ümmü Seleme’nin, kendisini Ömer’e götürdügü ve onun için söyle dua ettigi de rivâyetler arasindadir; “Yâ Rabbi, onu dinde fakîh kil ve insanlara sevdir (Ibn Sa’d, Tabakât, VII/I, 114).

Hasan, Vâdi’l-Kurâ’da büyümüs ve çocuklugu orada geçmistir. Gençliginde Dogu iran’in fethine (43/663) katilmis, bundan kisa bir müddet sonra, Horasan vâlisi Rebi’ b. Ziyâd’in kâtipliginde bulunmustur. Bundan sonraki hayatinin geri kalanini çogunlukla Basra’da geçirmistir. En son vefât edenleriyle birlikte üç yüz sahâbe ile görüstügü rivâyet edilir. Bu bakimdan tâbiînin önde gelenlerinden olup ilim ve fazileti, zühd ve takvâsi ile meshurdur. Ebû Tâlib Mekkî, Hasani Basrî’nin tasavvuf yolunda imamlari oldugunu söylemistir. Enes b. Mâlik, kendisine bir mesele soruldugunda, onun Hasan-i Basrî’ye de sorulmasini, onun derin ilim sahibi oldugunu söylerdi (Ibni Sa’d, a.g.e., s. 128).

Insanda bir irade hürriyetinin mevcudiyetini, buna bagli olarak da hayir ve serrin islenmesinde kisinin tamamen hür oldugunu kabul eden zühd ve takvâ önderi Hasan-i Basrî, persembe aksami vefat etmis ve cuma günü defnedilmistir (110/728). Halkin cenazesine katilmasi muhtesem olmus ve rivâyete göre o gün camide ikindi namazi kilinamamistir (Osman Karadeniz, Hasan el-Basrî ve Kelâmî Görüsleri, D.E. Ü.ilâhiyet Fak. Dergisi, II, izmir- 1985).

Hasan-i Basrî’nin çesitli konulardaki görüslerini söylece özetleyebiliriz:

Hasan-i Basrî, “Allah, mahlûkati ve tabiati yaratti. Hersey yaratilisina uygun olarak hareket eder” demekle kadere inancini açiklayip, Kaderiyye gibi düsünmedigini belirtir ve günâhkâr mü’minin, münâfik oldugunu söyler.

Ibâdet hayatinda bütün kaide ve emirlerin siki sikiya tatbik edilmesini ister. Nifak ve riyâya siddetle düsman olup, amelde ihlâsin bulunmasi gerektigini söyler. “Biz insanin dindarligini sözleriyle degil, fiiliyatiyla anlariz” diyerek de uygulamaya önem verdigini belirtir.

O’nu da “eski”ye özlem içinde görmekteyiz. “Eskiden dünya ehli fânî mallarini, ilimleri için âlimlere sarfediyorlardi. Bugün âlimler, ilimlerini ehl-i dünyanin menfaati, onlarin fânî mallari için kullaniyorlar. Dünya ehli mallariyla, alimlerden yüz çevirdi ve onlarin ilimlerinden mahrum kaldi. Çünkü alimlerin verdigi hükümlerde talihsiz sonlarini gördüler” der.

Gerçek fakîhin, takvâ sahibi oldugunu, kimseden himmet beklemedigini, kimseye hakaret nazariyla bakmadigini, ilmine karsilik bir dal bile beklemedigini, çesitli sözlerinde belirtmektedir.

Hasan-i Basrî, sûf giyenleri tenkid eden bir sûfî olup, Basra’dakilerin ilki degildir. O’nun zühd anlayisi, tefekkür, nefs muhasebesi, dünyadan uzaklasma ve Allah askina dayanmaktadir. “Tefekkür, sana iyi ve kötü fiillerini gösteren bir aynadir”;

“Mü’min, daima nefsinin hâkimidir. Onu Allah için inceler. Dünyada nefsini murâkabe edenlerin hesabi, âhirette kolay olacaktir. Kendilerini murâkabe ve muhâsebe etmeyenlerin hesabi da zor olacaktir” dedigi bilinmektedir.

O, karsisindakileri egitmek için sorular sorar, gerçekleri bizzat kendilerinin bulmasini isterdi. Çünkü kisilerin yalniz ölüp, yalniz gömüleceklerini, yalniz dirilip, yalniz baslarina hesap vereceklerini beyanla herkesin kendisine dönmesinin önemine isaret ederdi. Ona göre, düsüncesini âhiret üzerine yogunlastiranlarin, dünyadan ve fânî seylerden sevgisini kesmeleri ve her iste Hazret-i Peygamber’in yolunu izlemeleri sarttir.

Hasan-i Basrî, hüzünlü olmayi kendine siâr edinen bir sûfi olarak temayüz etmistir. Dünyadan kaçis, zâhidâne bir hayat, nefsinden hiçbir zaman emin olmama, iste bunlarin hepsi, O’ndan hükmün kaynagini teskil etmektedir. Hüznü savunan bir sözünde “uzun hüzün, iyi amellerin kaynagidir” demektedir” “Yaptiklarinin cezasi olarak, bundan böyle az gülsünler, çok aglasinlar” (et-Tevbe, 9/82) âyetinin isaret ettigi emir çerçevesinde fazla gülmemeyi ögütler, fazla gülmenin kalbi öldürdügünü söylerdi. Kisi bir bütün olarak Kur’ân-i Kerîm’e uygun hareket ederken, en küçük kötülükten çekinir, her konuda çok titiz olursa o, verâ sahibi olmus olur. Bunu, Hasan-i Basrî’de su ifadelerle billurlasmis görüyoruz.

“Amellerine bak, onlari incele. Çünkü birbirinden kesin sinirlarla ayrilan hayir ve ser tartilacak. En küçük bir hayiri degersiz bulma, âhirette o sana fayda verecek. En küçük bir kötülügü zararsiz sayma, ahirette aleyhinde olacaktir.” Hasan-i Basrî’de Allah aski (muhabbettullah) zirvededir. Bunu, hadîsi kudsîden aldigi güçle saglamistir. “Bana, kendilerine farz kildigim seyleri edâ ettigi gibisi ile yaklasani yoktur. Eger kul, bana nâfile ibadetlerle yaklasirsa ben onu severim. Ben onu sevince de, onun kulagi, gözü, eli, dili ve ayagi olurum. Benimle duyar, benimle görür, benimle konusur, benimle tutar ve benimle yürür” (Buhârî, Rikak, 38). O’na göre Allah aski manevî hayatin en yüksek noktasidir. Çünkü bu ask, Allah’a dogru yükselisin meyvesidir.

Cennette Allah’in zâtinin ihatasiz olarak görülebilecegini kabul eder. iyiligi emir kötülügü nehyetmek kurali, O’nun hareket noktasini olusturmaktadir.

Tefsîr ve hadîste tenkid edici fakat gerçekçi bir görüse sahiptir. Müslümanlarin ibâdetlerinde mevcûd Israiliyyat’i biliyor ve onlari bu yanlis inançlardan kurtarmak için, korkusuzca mücâdelesini sürdürüyordu. Bunun yaninda isyan etmeden, halifelere bile açikça hatalarini söylemekle, cesaret örnegini göstermistir. Haccâc b. Yûsuf’un zulmüne karsi, ona kafa tutmustiir. Rûhu sâd olsun… (Hayranî Altintas, Tasavvuf Tarihi, Ankara Üniversitesi, ilâhiyet Fakültesi,1986, s. 61-65).

Hasan Fehmi KUMANLIOGLU

Kaynak: Sâmil Islam ansiklopedisi

HAYATI :

İrfan menbaı, zamanın şeyhi, tabiinin ulularından, ittika zümresinin piri, Evliyaullah Fırkası defterinin başta gelenlerinden, Ehli Velayet ve Kıble-i Erbab-ı,zâhid, muhaddis, fakîh ve müfessir.Hidayet Cenab-ı Şeyh Hasan Basri (RA) Hz.leri Hicret-i Nebeviyye’nin 21. senesinde (M. 641) Medine-i Münevvere’de doğmuştur. Adı “El-Hasan ibni Ebil Hasan Yesar el-Basri”dir. Babası Ashab-ı Kiram’dan Zeyd bin Sabit’in kölesi Yesar’dir. Annesinin adı Hayra’dır ve Peygamberimiz’in (SAV) zevcelerinden Hz. Ümmü Seleme’nin (RA) azad edilmiş cariyesi idi. Oğulları Hasan Basri (RA) Hz.leri doğunca azad edildikleri rivayet edilmiştir.

Ümmü Seleme’nin (RA) evine gidip hizmetinde bulunan annesi, bu hizmetleri sırasında çocuğunu da yanında götürüyordu. Bir iş için dışarı çıkınca yalnız kalan küçük Hasan’ı Ümmü Seleme (RA) annemiz kucağına alarak bağrına basıp ona dua ediyor, hatta oyalamak için emzirdiği de oluyordu. Ümmü Seleme (RA) annemiz ihtiyar olduğu halde sütü gelmiş, küçük Hasan’da onun sütünü emmiştir. Böylece büyük bir berekete ve bu bereket sebebiyle de nimetlere kavuşmuştur. Ayrıca Ümmü Seleme (RA) annemizin Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri hakkında şöyle dua ettiği rivayet edilir: “Yâ Rabbi (CC)! O’nu (RA) dinde fakîh kıl ve insanlara sevdir.“

Hasan Basri (RA) Hz.leri Medine-i Münevvere’de bulunduğu sırada ilimde önemli olan Arapça’yı iyice öğrendi. 12 yaşlarında iken Kur’an-ı Kerim’i ezberledi. Henüz 14 yaşında iken hıfzını tamamlayan Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri, bu yaşlarda Basra’ya gitmiş ve orada ilmi ve hitabeti ile büyük şöhret kazanmıştır.

Gayet edebi vaazlariyle Basra halkını etkilemişti. Vaazlarında daima Allah (CC) korkusunu telkin ederdi. Ahiret korkusu ile daima üzgündü. “Mümin, üzgün sabahlar, üzgün akşamlar . Bundan başkasını yapamaz. Çünkü o iki korku arasındadır: Geçmiş olan ve Allah’ın (CC) o hususta kendisine ne işlem yapacağını bilmediği bir günahla, başına ne gibitehlikelerin geleceğini bilmediği bir ömür arasında.” derdi.

Bütün rivayetler, onun daima ahiret tasasında olduğu konusunda birleşmektedir. Kur’an’dan bir ayet okusa ağlardı. Dermiştir ki: “Vallahi, ey adem oğlu, eğer sen Kur’an okur, ona inanırsan; bu dünyada üzüntün artacak, korkun şiddetlenecek, ağlaman çoğalacaktır!”.

Çocukluk günlerini Medine’de geçirdiğinden sahabilerin yaşadığı zühd hayatı, Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri’nin ruhuna sinmiştir. O havayı hiç unutmadı, bu zühd havasını Basra’ya götürdü. Basralılara gerçek zühdün ne demek olduğunu öğretti: “Vallahi, yetmiş Bedir’liye yetiştim, çoğu kez giydikleri sof idi. Eğer siz onları görseydiniz deli sanırdınız. Onlar da sizin iyilerinizi görselerdi, ‘Bunların ahirette bir nasibi yok’ derlerdi. Kötülerinizi görselerdi, ‘Bunlar hesap gününe inanmıyorlar’ derlerdi.” derdi.

Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri, o derece hikmetli konuşurdu ki, İmam-ı Cafer-i Sadık (RA) Hz.leri O’nun (RA) hakkında: “Sözü Peygamber’in (SAV) sözüne benziyor” demişti. O derece kuvvetli bir hitabet gücüne sahipti ki, kendine öz üslubiyle “Nereye gidiyorsunuz?” demesi, dinleyenleri ağlatmaya kafi gelirdi. Gözü yaşlı olarak onu dinleyenler, yanından çıkarlarken artık dünyayı tamamen unutmuş, ölümden başka herşeyi kafalarında silmiş olurlardı. Üzerinde durduğu tek konu, Allah (CC) korkusu ve ölüm endişesi idi.

Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri’nin iki meclisi vardı. Biri evde, biri camide idi. Evdeki özel meclisi idi. Burada yakın dostları ile oturur, zühd ve batın ilimler üzerinde konuşurlardı. Özel meclisine devam edenler için : “Kardeşlerimiz, bize ailemizden, karımızdan ve çocuklarımızdan daha sevgilidir. Çünkü ailemiz bize dünyayı hatırlatıyor, kardeşlerimiz ise bize ahireti hatırlatıyor” demiştir.

Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri’nin en son vefât edenleriyle birlikte üç yüz Sahâbe (RA) ile görüstügü rivâyet edilir. Bu bakimdan tâbiînin önde gelenlerinden olup ilim ve fazileti, zühd ve takvâsi ile meshurdur. Ebû Tâlib Mekkî, Hasan-i Basri (RA) Hz.leri’nin tasavvuf yolunda imamlari oldugunu söylemistir. Enes b. Mâlik (RA), kendisine bir mesele soruldugunda, onun Hasan-i Basri (RA) Hz.leri’ne ye de sorulmasini, onun derin ilim sahibi oldugunu söylerdi.

Hasan-ı Basri (RA) Hz.leri 15-16 yaşlarına gelince eşi bulunmaz bir alimdir artık. Bir gün kürsüdeyken kapıdan bir yabancı girer. Hasan-ı Basri (RA) Hz.lerimescidin nurlandığını hisseder. Bu ne heybettir Ya Rabbi (CC), bu ne güzelliktir… Yoksa bu zat… Evet, yanılmadığını anlar. Meçhul misafir Hazret-i İmam-ı Ali’nin (KV) ta kendisidir. Hasan-i Basri (RA) Hz.leri, Hazret-i Ömer (RA) ve Hazret-i Osman’dan (RA)sonra “ilim şehrinin kapısı” ile şereflenir. Hazreti İmam-ı Ali (KV) Efendimiz, bu genç vaizi çok sever. Kimseye yapmadığını yapar, ona tasavvuf ile ilgili sırları fısıldar. Dahası nurlu elleri ile bir “icazet” yazar ve talipleri yetiştirmekle vazifelendirir. İşte tasavvufta hilafetnâme (izin belgesi) verme usülü Hazret-i İmam-ı Ali (KV) Hz.leri’nden kalma bir gelenektir.

O günden sonra Hasan-ı Basri’nin hizmeti büyük olur. İnsanlar fevç fevç sohbetine gelirler. Talebeleri ülkeler beldeler ötesini nurlandırırlar ki bunların arasında Malik bin dinar (RA), Utbe-i Gulâm (RA), Ebû Haşim-i Mekki (RA), Habib-i Acemi (RA) gibi pırlantalar vardır. Bu yol ölümünden sonra da devam eder İbrahim Edhem ve Mûiniddin-i Çeşti gibi zirveler halkaya eklenirler.

ALLAH ŞEFAATLERİNE BİZLERİ NAİL EYLESİN.

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hasan-ı Basri, Kim Kimdir ?, İslam Alimleri | Leave a Comment »

DOĞRULUK

Posted by Site - Yönetici Temmuz 3, 2007

12211Mecmau’l-Enhür sahibi Muhammed b. Süleyman, “Damat Efendi”

DOĞRULUK

Zalim bir vali vardı. Bu vali bir gün adamlarını göndererek Hasan Basri Hazretleri’ni yakalatmak istedi. O da bir vakit ders verdiği Habib-i Acemi Hazretleri’nin kulübesine gelip saklandı. Valinin adamları geldi ve hışımla:
– Hasan Basri’yi (r.a.) gördün mü? diye sordular.
O gayet sakin:
– Evet, dedi.
– Nerede?
– İşte şu kulübemde…
Adamlar kulübeye daldı, fakat bir türlü Hasan Basri Hazretleri’ni bulamadılar. Dışarı çıkınca tehdit edip:
– Ya şeyh, niçin yalan söylüyorsun? dediler.
– Ben yalan söylemedim, dedi. Siz göremedinizse, benim suçum ne?
Tekrar girdi, aradı, fakat bulamadılar. Onlar gidince, Hasan Basri Hazretleri:
– Ey Habib! Biliyorum ki Rabb’im senin hürmetine beni onlara göstermedi. Fakat yerimi niçin söyledin, hocalık hakkı yok mudur? dedi.
Hazreti Habib mahcub bir şekilde:
– Ey Üstadım! Sizi bulamamaları benim hürmetime değil, doğru söylediğimizdendir. Çünkü bilirsiniz ki, Doğruların yardımcısı Allah’tır. Eğer yalan söyleseydim, sizi de beni de götürürlerdi, dedi.

Tevil yapmaya, bir zalimin elinden bir mazlumu kurtarmak için, yalan söylemeye ruhsatın olduğu yerler olsa bile, efdal olan, eğer Habib-i Acemi Hazretleri gibi bir teslimiyetiniz varsa, doğruyu söylemektir.

KAYNAK: AKAR, Mehmet; Mesel Denizi, Nil Yayınları, İstanbul 2001, s. 149-150

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hasan-ı Basri, Tavsiyeler, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: