Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Kıyamet Alametleri’ Category

Kıyamet Alametleri

Posted by Site - Yönetici Haziran 30, 2016

Kıyamet Alametleri

Kıyamet Alametleri

Haddâdî (r.h.) tefsirinde buyurdu:
Efendimiz (s.a.v) hazretleri buyurdular:
Güneş battığı zaman, meleklerin uçma hızlarıyla yedinci kat semâ’ya yükseltilir. Ve Arş’ın altında hapsedilir. Oradan, doğudan mı yoksa batıdan mı doğacağı hakkında hep izin ister. Ay da böyledir… Bu durum, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kullarının tevbelerinin (kabulünün ve kabul edilmeyişinin mîkâtine) vakit kıldığı zamana kadar devam eder. (Zaman gelir) yeryüzünde günahlar ve ma’sıyetler çoğalır.

Ma’rûf (şeriat ve akla uygun olan iyilik ve güzellikler) gider. Hiçbir kimse artık iyiliği (marûfü) emretmez. (Emr ma’rûf kalkar…) Münker (şeriata zıt olan şeyler) yayılır. Hiçbir kimse insanları münkerden nehyetmez…
insanlar, bunu yaptıkları zaman, güneş Arşın altında hapsedilir. Bir gece miktarı geçtiğinde, secde eder ve Rabbinden izin ister;
Nereden doğacağını!” sorar.
Kendisine cevap verilmez.
Ta ki ay da kendisi gibi arşın altında hapsedilir. Beraber secde ederler. Ay da Rabbinden izin ister;
Nereden doğacağını?” sorar.
Kendisine cevap verilmez.
İkisi üç gece miktarı hapsedilirler. 0 gecenin uzunluğunun miktarını ancak teheccüd namazını kılanlar bilirler. Onlar o gün yeryüzünde insanlar tarafından küçümsenen çok az bir kalabalıktırlar.
Onlardan biri o gece uyur; daha önceki gecelerde uyuduğu gibi… Sonra geceleyin kalkar, teheccüd namazını kılar, vird, zikrr ve evradını okur. Sabah olmaz… (Bir türlü gece bitmez.)
Bunu kabul etmez. Çıkar ve göğe bakar ki hâlâ gecedir. Gece hâlâ yerindedir. Yıldızlar, deveran etmektedir. Bunu bir türlü tanımaz ve kendisinin zanlar içinde olup zannetmekte olduğunu sanır. Ve kendi kendisine derki:
Acaba okumayı hafif mi yaptım? Namazı mı kısalttım? Yoksa her zaman kalktığım saatten önce mi kalktım?” der. {Bir türlü karar veremez! Şaşkın bir halde) namazgahına geri döner, ikinci gecedeki namazı gibi namaz kılar. Sonra yine dışarıya çıkıp havaya bakar. Bir türlü sabahı görmez. Korkusu şiddetlenir. Korkuya kapılır. 0 gece, teheccüd namazı kılan bütün mü’minler, kendi memleketlerinin mescidlerinde toplanırlar. Ağlama ve tazarru ile Allâhü Teâlâ hazretlerine yalvarırlar.

Allâhü Teâlâ hazretleri, Cebrail Aleyhisselâm’ı güneş ve ay’a gönderir. Onlara der ki:
Allâhü Teâlâ hazretleri size batma yerinize dönmenizi emrediyor! Oradan (batıdan) doğun!” Artık sizin için yanımızda ne ziya ve ne de nur (yani ışık yansıtmak) yoktur.
Ay ve güneş bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretlerinin korkusundan titreyerek ağlarlar. Onların ağlama seslerini yedi kat göğün içinde olanlar ve Arşın ehli olanlar işitirler.
Sonra bütün mahlûkat ölüm ve kıyamet korkusundan ağlamaya başlar.
Bu arada teheccüd ehli olanlar ağlama, sızlama ve yalvarma içindedirler; gaflet ehli ise gafletlerindedirler. Bir de bakarlar ki ay ve güneş simsiyah (kapkaranlık) bir şekilde batıdan doğarlar. Güneşin ziyası yoktur; ayın da ışığı yoktur. Her ikisi küsüf (tutulma) sıfatlarında oldukları halleri üzerinedirler.

Ve Güneş Ve Ay Toplanır.

İkisi yükselirler…. Yük devesi misâli… Onlardan her biri arkadaşıyla münazaa eder; önüne geçme halinde… O zaman dünya ehli bağrışmaya başlar.
Ağlarlar…
Amma sâlih insanlar… Onların ağlamaları kendilerine fayda verir. Onlar için ibâdet olarak yazılır.
Amma fâsık insanlar ise, onların ağlamaları o vakit kendilerine hiçbir fayda vermez. Kendilerinin aleyhine hasret ve nedamet (büyük bir pişmanlık) olarak yazılır.

Güneş ve ay yerin göğün göbeğine yani yansına ulaştıkları zaman, Cebrail Aleyhisselâm gelir. İkisinin boynuzlarından tutar ve onları yine batıya götürür. “Tevbe kapısı’nda batarlar…
Hazret-i Ömer (r.a.) sordular:
Babam ve anam sana feda olsun! Ya resûlallah, tevbe kapısı nedir?”
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:
Ey Ömer! Allâhü Teâlâ hazretleri, mağribin arkasında tevbe için bir kapı yarattı. Altından iki kanadı vardır. İki kanadının arası bir binekli kişinin kırk (son hızla) varabileceği kadar uzundur. Bu kapı, Aliâhü Teâlâ hazretleri mahlûkatı yarattığı günden bu yana açıktır. Ta güneşin batıdan doğacağı gecenin sabahına kadar da açık olarak kalacaktır.

Ay ve güneş bu (tevbe kapısında) battıkları zaman, bu iki kapı kanadı üzerlerine kapanırlar. İkisinin arası birleşir. Ve sanki ikisinin arasında hiçbir uzaklık (ve mesafe) yokmuş gibi olurlar.
Tevbe kapısı kapandıktan sonra artık hiçbir kulun tevbesi kabul edilmez. Onun (daha önce tevbe etmeyen kişinin) hiçbir hasenesi (güzel ameli) kendisine menfaat vermez; ancak daha önce muhsin (iman, tevbe ve hasene ehli) ise o hariç… Zira bu kişi bu gün (tevbe kapısı kapanmadan) önceki halleri gibi mükâfatlandırılırlar. Yapmış oldukları iyiliklerden dolayı kendilerine sevap yazılır, işte bu (hadis-i şerifte beyân edilen tevbe kapısı) şu âyet-i kerime(nin manâsıjdır:
Onlar ancak şunu gözetiyorlar: Ki, kendilerine melekler geliversin veya rabbin geliversin veya rabbinin ba’zı alâmetleri geliversin… Rabbinin ba’zı alâmetleri geldiği gün, evvelce îmân etmemiş veya îmânında bir hayır kazanmamış bir nefse, o günkü îmânı hiçbir fayda vermez. De ki: “Gözetin, çünkü biz şüphesiz gözetiyoruz”

İman Özgürlük İster

Allâhü Teâlâ hazretleri, bu vakitte (güneşin batıdan doğması ve tevbe kapısının kapanmasından sonra) imanı kabul etmez. Zira bu iman hakikatte kişinin kendi serbest ihtiyarî (özgür iradesiyle) etmiş olduğu bir iman değildir. Bu ancak helak olmak korkusundan edilmiş olan bir imandır. Zira Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
O vakit hışmımızı gördüklerinde, “Allah’ın birliğine inandık ve O’na şirk koştuğumuz şeylere küfrettik?” dediler. Dediler amma hışmımızı gördükleri vakit ki imanları, kendilerine fayda verecek değildi.
Allah’ın, kullarında geçe-gelen sünneti… Ve işte hüsrana bu noktada düştü kâfirler!

Tevbe Kapısı

İman ve tevbenin kabul olunmaması, sadece güneşin batıdan doğuşunu müşahede edenlere mahsus değildir. Bu doğrudur…
Zahir olan güneşin batıdan doğmasından sonra doğan veya daha önce doğmuş olup; o an henüz mümeyyiz olmayanların imanlarının kabul olunacağıdır. Bunun imanı (ve durumu hakkında geniş malûmat) “Şerh-i Mesâbih”te vardır… Bunların imanını sahih kabul etti.

Cesedler Şahidlik Edecek

Hazret-i Aişe (r.a.) buyurdu: -“Kıyamet ilk alâmetleri çıktığında;
1- Kalem, atılır,
2- Hafaza melekleri habsedilir (kişiden alınır)
3- Cesedİer, ameller üzerine şahidlik ederler.

Deccâl – Mehdî

İmam Süyûtî (r.h.) hazretleri buyurdular:
Mehdî aleyhir-Ridvân, Deccâl’dan yedi sene önce zuhur eder. Deccâl ise güneşin batıdan doğmasından on sene önce huruç eder (çıkar…).

Mehdinin Zuhur Zamanı

Mehdî Aleyhir-Ridvân, bin iki yüz (Hicrî 1200) yılında kıyam eder.
Veya bin iki yüz dört (1204) yılında zuhur eder.
Doğrusunu Allâhü Teâlâ hazretleri bilir.
Mehdi aleyhir-Ridvân`in zuhurundan önce başka şartlar da vardır. Benî Asfer (sarı oğullarının) hurucu ve başka alâmetler gibi.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri;8/271-274

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Kıyamet Alametleri, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İmâm-ı Birgivî’den Kıyâmet Alâmetleri

Posted by Site - Yönetici Kasım 30, 2015

İmâm-ı Birgivî'den Kıyâmet Alâmetleri

İmâm-ı Birgivî’den Kıyâmet Alâmetleri

1- İçki içenler çoğalacak.
2- Büyük ve yüksek binâlar çoğalacak.
3- Çalgı ve oyun âletleri yayılıp çoğalacak.
4- Erkek karısına uyup, anasına ve babasına isyân edecek.
5- Vazifeler ehil olmayanlara verilecek.
6- Zararından kurtulmak için şerli kimselere iltifât ve ikram edilecek.
7- Câhiller başa geçip câhillikleri ile insanlara hükmedecek.
8- Deyyuslar (ırzını kıskanmayanlar) çoğalacak.
9- Aşağı kimseler, meclislerde toplantılarda söz sâhibi olacak.
10- Sonradan gelenler, öncekilere hürmetsiz olacak ve onları câhillikle itham edecek.
11- Emin ve güvenilir kimseler azalıp, filan yerde bir emin adam varmış denilip dürüst insanlar parmakla gösterilir hâle gelecek.
12- Akıllı, zarîf ve değerli dedikleri insanlarda zerre kadar imân olmayacak.
13- Adam öldürme ve fitne çoğalacak.
14- Bid’âtler çoğalıp sünnet terk edilecek.
15- Deccâl vekîlleri çıkıp insanları yoldan çıkaracak.
16- İnsanları birbirine bağlayan sevgi kalmayacak.
17- Gençler fâsık olacak.
18- Doğru söyleyenlere imkân verilmeyip yalancılara fırsat tanınacak.
19- Kadınlar türlü türlü baş bağlayıpi dar elbiseler giyecek.
20- Zinâ ve livâta çoğalacak.
21- Câhillik çok olup ilim az olacak, insanlar âlimleri bırakıp câhillere uyacak.
22- Deccâl çıkacak.
23- Mehdî gelecek.
24- Dâbbetü’l-arz gelecek.
25- Âlimler zâlim ve fâsık, ibâdet edenler câhil olacak.
26- İpek giyen erkekler çoğalacak.
27- Her köşede zâlim ve cebbârlar insanların malını elinden alacak.
28- Günâh olan şeyler yapılıp âdet olacak.
29- Dîne âit şeyler ayıp sayılıp terk olunacak.
30- Mârufla emir, münkerden nehiy terk olunup, günâhla emrolunup, iyilikten nehy olunacak.

Kayak : Fazilet Takvimi – 09.02.2006

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet Alametleri, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Sûr Nedir? – Sûr’ün Üç Kademesi Vardır

Posted by Site - Yönetici Ekim 6, 2015

Sur Nedir – Sur’ün Üç Kademesi Vardır,sura-c3bcfc3bcrmek-kc4b1yamet-gc3bcnc3bc-israfil-surmahsermeleklerkiyamet-nezaman

Sûr Nedir?

Hadis-i şerifte buyuruldu:
-“Şüphesiz Allâhü Teâlâ hazretleri gökleri ve yeri yaratma işinden fariğ olunca (bitirince) Sûru yaratarak, onu İsrafil Aleyhisselâm’a teslim etti. İsrafil Aleyhisselâm, onu ağzının üzerine koydu. Ne zaman üflemekle emir olunacak diye gözünü Arş’a dikti…
” Ebû Hüreyre (r.a.) hazretleri buyurdular:
-“Sûr nedir?” diye sordum.
Efendimiz {s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Boynuzdur!” Ben yine sordum:
-“O nasıl bir şeydir?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Çok büyüktür.
Nefsim kudret elinde olan Allâhü Teâlâ hazretlerine yemin olsun ki, şüphesiz ondaki bir dâirenin büyüklüğü gök ve yer gibidir...”
Denilir ki; Sûr’ün delikleri, mahlûkatın ruhlarının adedincedir…

Sûr’ün Üç Kademesi Vardır

(Âlimler) buyurdular:
-Sûr’a üfürülmek üç keredir.

Birincisi: Korkutma üfürüğüdür. İnsanlar birinci nefhâ’yı (üfürmeyi) işittikleri zaman, kendilerinin yakînen öleceklerini (kesinlikle) bilirler. Artık dünya günlerinde hiçbir şey kalmaz. Kendilerini;
1- Ecel,
2- Arz,
3- Hesap,
4- Ve azap korkusu tutar.

İkinci üfürüş: Ölüm üfürüşüdür. Bütün mahiûkatın ölümüdür. Hatta yeryüzünde Allâhü Teâlâ hazretlerinden başkası kalmaz. Allâhü Teâlâ hazretlerinden başka her şey helak olur.

Üçüncü üfürüş: Kabirlerden dirilme üfürüşüdür.
Bir nefhadan diğer bir nefha’ya kadar süren zaman kırk yıldır. Bütün mahiûkatın ölümü üzerine, onların ruhları Sûr’ün içine konulur. İnsandan hiçbir şey kalmaz; hepsi çürür. Ancak bir kemik hariç. Onu asla toprak yemez. 0 “Acbü’z-Zeneb’tir (yani kuyruk sokumundaki bir parçadır…)
Kıyamet gününde mahlûkat ondan yeniden terekküp eder. Allâhü Teâlâ hazretleri, insanın dağılan cesedinin parçalarını toplar.
Yırtıcı hayvanların karınlarından,
Su hayvanlarının midelerinden,
Arzın derinliklerinden, çıkarır.
Kendisine ateşin dokunup yanmakla ölenler, ondan ateşle.
Suyun boğarak öldürdüğü kişiler…
Güneşin kendisine çarptığı kişiler.
Rüzgarın kendisini zerre haline getirdiği kişiler; (hep acbü’z-zeneb’ten yeniden yaratılırlar…); Allâhü Teâlâ hazretlerinin arşın altından su indirir… Ona “Hayvan” (yağmuru) denilir.

Sema tam kırk sene yağmur akıtır. Hatta su yer yüzünden tam on iki zira’ kadar yüksekliğe çıkar. Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, cesetlere emreder; cesetler bakliyatın yeşermesi gibi (oldukları yerden) biterler. Cesetler, toplandığı ve her biri mükemmel bir hale geldiği ve kendisinden ruhlardan başka hiçbir şey eksik kalmadığı zaman; Allâhü Teâlâ hazretleri;
Hamele-i Arş” meleklerini yaratır.
Sonra Cebrail Aleyhisselâm, Mikâil ve İsrafil Aleyhisselâm’ı yaratır.
İsrafil Aleyhisselâm, sûr’a üfürür. Bütün ruhlar, Sûr’ün deliklerinden çıkarlar; bal arıları gibi… Ruhlar yer ve gök arasını doldurmuş bir halde yayılırlar; her bir ruh kendi cesedine geri dönmek için hareket eder. Ruhlar, yeryüzüne inip, kendi cesetlerine girerler.
Sonra ruhlar, burun deliklerine girerler. Zehirin ışınlanan cesette yürümesi (ve yayılması) gibi, ruhlar bütün cesette yürür. Sonra yeryüzü yarılır.
Yeryüzünden (mezardan) ilk çıkacak olan Efendimiz (s.a.v.) hazretleridir.
Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ümmeti mezarından kalkarlar.
İnsanların hepsi mezarlarından otuz üç (33) yaşlarında gençler oldukları halde kalkarlar…
O gün insanların dilleri “Süryânîce” olur.
Hızla Allâhü Teâlâ hazretlerine yürürler.
Bu (anlatılanlar) ihlâs sahibi mü’minler hakkındadır…
Amma kâfirler ise, mezarlarından kalktıkları zaman; -“Bu ne zor gündür!” derler.
Onlar çıplak ve ayakkabısız dirilirler. Tam yetmiş yıl kadar kalırlar… Allâhü Teâlâ hazretleri, onlara rahmet nazarıyla bakmaz.
Mahlûkat ağlar; hatta göz yaşlan kurur… Sonra insanlar kan ağlamaya başlarlar. Ta ki (göz yaşları) çenelerine kadar ulaşır ve ağızlarına gem vurulur.
Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri onların hakkında dilediğini hükmeder…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k. S.) Ruhu’l –Beyan Tefsiri 7/519-521

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Kıyamet Alametleri, Mahşer, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Arasât meydanı – Mahşer yeri.

Posted by Site - Yönetici Eylül 4, 2013

Arasât meydanı – Mahşer yeri.

(Arasât meydanı)na (mevkıf) ve (mahşer yeri) de denir. Burada bulunanların nasıl dâvet edileceklerini âlimlerimiz başka başka söyledi. Tefsîrlerde anlatıldığı gibi, sahih hadislerde de bildirilmiştir. Allahü teâlânın en önce hükm edeceği, kâtillerdir. Ve en önce ecrlerini vereceği kimseler de îmanı doğru olan âmâlardır. Evet! Bir münâdî nidâ eder ki: (Dünyada görmekten men olunanlar nerededirler?) Onlara denilir ki: (Siz Allahü teâlânın cemâline bakmaya herkesten daha çok lâyıksınız). Bundan sonra cenâb-ı Hak, onlara hayâ muamelesi eder de (Sağ tarafa gidiniz!) buyurur.

Bunlar için bir sancak bağlanıp Şu’aybın eline verilir. Şu’ayb onlara imam olur. Onlarla berâber, nûr meleklerinden, hesapsız melek vardır. Adedlerini Allahü teâlâdan başka kimse bilmez. Onların yanına varırlar. Ve sırâtı yıldırım gibi geçerler. Sabrda ve hilmde onlardan herbiri, Abdüllah ibni Abbâs ve ona bu ümmet içinde, benzeyen kimseler gibidir. [Abdüllah 68 [m. 687] de Tâifte vefât etti.]

Bundan sonra (Belâlara sabr edenler nerededir?) diye nidâ olunur. Ve meczûmîn yâni cüzzâm denilen miskin hastaları ve sârî hastalıklara yakalanmış olanlar getirilir. Allahü teâlâ, onlara selâm verir. Onlar dahî sağ tarafa emrolunurlar. Onlar için de, yeşil bir sancak bağlanır. Eyyûbın eline verilir. Eshâb-ı yeminin imamı olur. Mübtelâ olanın sıfatı sabr ve hilmdir. Ukayl ibni Ebî Tâlib ve bu ümmetten Onun emsâli gibi olanlar böyledir.

Bundan sonra nidâ olunur ki: (İslâm düşmanlarının yalanlarına, iftirâlarına aldanmayıp, Ehl-i sünnet îtikatına sımsıkı sarılan ve bu doğru îmanını ve nâmusunu kemâl derecede muhâfaza eden îmanlı ve iffetli gençler nerededirler?) Bunlar da getirilir. Allahü teâlâ bunlara da selâm verip, merhabâ, der. Ve murâd buyurduğu kelâm ile iltifât eder. Bunlara dahî (Sağ tarafa gidiniz) buyurur. Bunlar için de, bir sancak bağlanıp Yûsüfın eline verilir. Yûsüf onların imamı olur. Böyle gençlerin sıfatı haramlardan, yabancı kadın ve kızlardan sakınmaktır. Râşid bin Süleymân ve bu ümmetten onun emsâli gibi olanlar böyledir.

Bundan sonra bir nidâ dahî çıkar ki: (Allahü teâlâ için birbirlerine muhabbet edenler ve müslümanları sevenler ve kâfirleri, mürtedleri sevmiyenler nerededir?) denir. Onlar dahî Allahü teâlânın huzuruna götürülür. Allahü teâlâ, onlara da merhabâ deyip, ne murâd buyurur ise, onunla iltifâta mazhar olurlar. Sağ tarafa gitmeye emrolunurlar. Allahü teâlânın düşmanlarını sevmiyenlerin sıfatı da sabr ve hilmdir ki dünyevî sebeplerden dolayı müminlere ne darılırlar ve ne de kötülük ederler. Hz. Ali ve bu ümmetten Ona benzeyenler bunlardandır.

Bundan sonra, bir nidâ dahî çıkar ki: (Allahü teâlânın korkusundan haram işlemiyenler ve ağlayanlar nerededir?) denir. Onlar da götürülür. Bunların gözyaşları, şehitler kanı ve ulemânın mürekkebi ile tartılır. Gözyaşı ağır gelir. Bunların da sağ tarafa gitmesi emrolunur. Onlar için her renkle süslenmiş bir sancak bağlanır. Zîrâ bunlar, muhtelif haram işliyenlerin arasında bulunduğu, Allah rahîmdir, affeder diye aldatılmaya çalışıldığı hâlde, haram işlememişlerdi. Çeşidli günahlardan sakınarak Allahü teâlânın korkusundan ağlamışlardı. Meselâ, biri Allahü teâlânın korkusundan, biri dünyaya düşkün olmaktan ve öbürü pişmanlıktan ağlamıştı. Bunların sancakları Nuha verilir. Âlimler onların önlerine geçmek isterler. (Bunların ağlamalarının Allah için olmasını biz öğrettik) derler. Bir nidâ gelir ki: (Yâ Nuh, olduğun gibi dur!). Nuh hemen durur. O cemaat de Onunla berâber dururlar.

Ehl-i sünnet âlimlerinin mürekkebi ile şehitlerin kanı tartılır. Âlimlerin mürekkebi ağır gelip, sağ tarafa emrolunurlar. Şehitler için de safranlı bir sancak emrolunur. Yahyâın eline verilir. Yahyâ önlerinden gider. Âlimler önlerine geçmek istiyerek derler ki: (Şehitler bizim ilmimizden öğrenerek çarpıştılar. Biz onlardan ileri gitmeye daha ziyâde lâyıkız). Bu zamanda Allahü teâlâ lütfünü ortaya koyup, meâlen buyurur ki: (Âlimler benim yanımda Peygamberlerim gibidir). Âlimlere hitâben: (Dilediğiniz kimselere şefaat ediniz) buyurur. Âlimler, ehl-i beytine ve komşusuna ve mümin kardeşlerine ve talebelerinden kendilerine tâbi olanlara şefaat ederler.

Şöyle ki, âlimlerden her biri için bir meleğe nidâ ettirilir. Melek insanlara bağırır ki: (Filan âlime Allahü teâlâ şefaat etmekle emreyledi. Kim ki onun bir işini görüverdiyse, yâhut bir lokma yemek yidirdiyse, yâhut bir içim su verdiyse, yâhut kitaplarını yaydı ise, onlara şefaat edecektir) der. O âlime bir iyilik yapanlar, kitaplarını dağıtanlar kalkarlar. O âlim de, o kimselere şefaat eder.

Hadis-i şerifte bildirildi ki, en önce şefaat edenler Resûllerdir. Sonra Nebîler, sonra Âlimlerdir. Âlimler için bir beyaz sancak bağlanır. İbrâhîma verilir. İbrâhîm gizli marifetleri ortaya çıkarmak bakımından Resûllerin en ileride olanıdır. Bunun için sancak kendisine verilir.

Bundan sonra yine bir münâdî nidâ eder ki: (Nafakası için hergün çalışıp terliyen ve kazandığı ile kanaat eden fakirler nerededir?) denir. Fakirler de Allahü teâlânın huzuruna götürülür. Allahü teâlâ taltîf edip, (Merhabâ ey dünya kendileri için zindân olan kimseler) buyurur. Bunların da Eshâb-ı yemin (Cennet ehli) ile berâber olmaları emrolunur. Bunlar için de, bir sarı sancak bağlanıp, Îsâın eline verilir. Îsâ bunlara imam olur.

Bundan sonra yine bir münâdî nidâ eder ki: (Agniyâ yâni Şükreden, mallarını, paralarını, dînî kuvvetlendirmek, müslümanları zâlimlerden korumak için veren zenginler nerededir?) denir. Onlar da götürülür. Onlara ihsân ettiği şeyleri cenâb-ı Hak, beşyüz sene tâdâd ettirir. Yâni zenginlik ile ne yaptıklarının Hesabını sorar. Bunlar için dahî renklerle bir sancak bağlanıp Süleymâna verilir. Süleymân bunlara imam olur. Bunlara da, Eshâb-ı yemine ulaşmalarını emir buyurur.

Hadis-i şerifte bildirildi ki, dört şey, dört şeye şehâdet etmelerini taleb ederler. Malları ile, mevki’leri ile müslümanlara eziyyet edenlere nidâ olunur ki, (Sizi Allahü teâlâya ibâdetten ne mal meşgûl etti?). Onlar der ki: (Allahü teâlâ bize mülk ve rütbe verdi. Bizi onlar, Allahü teâlânın hakkını yerine getirmekten men eyledi). Yine onlara (Mal mülk cihetinden siz mi büyüksünüz, yoksa Süleymân mı büyüktür?) denir. Onlar (Süleymân büyüktür) derler. (Öyle ise, onu benim için ibâdet etmekten, o mal mülk men etmedi de sizi mi men etti) buyurur.

Bundan sonra, (Ehl-i belâ nerededir?) denilir. Onlar da getirilir. Onlara denilir ki: (Sizi Allahü teâlâya ibâdetten men eden şey nedir?) Onlar da derler ki: (Allühü teâlâ, bizi dünyada derdlere, sıkıntılara mübtelâ kıldı. Onun için zikrinden ve hakkıyle ibâdetten mahrum olduk). Onlara denilir ki:(Belâ cihetinden size gelen belâ mı, yoksa Eyyûba gelen belâ mı çok idi?). Onlar (Eyyûba gelen çok idi) derler. (Öyle ise, Onu Allahü teâlânın zikrinden ve Onun dînini kullarına yaymaktan ve hakkını ikâmeden belâ men etmedi de sizi mi etti) denir.

Bundan sonra (Gençler ve memlûkler yâni köle ve câriyeler nerededir?) derler. Onlar da, Allahü teâlânın huzuruna getirilir. Onlara denilir ki; (Sizi Allahü teâlâya ibâdetten men eden şey nedir?). Onlar da, (Allahü teâlâ bize cemâl ve güzellik verdi. Onunla aldandık, gençlik zevklerine daldık. Gençlik bizde hep kalacak sandık. Allahü teâlânın dînini öğrenmedik. Hakkını yerine getiremedik) derler. Memlûkler de (Kölelik ve câriyelik ve beylere kulluk ettik. Dünya büyüklerine tapındık. Din câhili kaldık. Aldandık. Yâ Rabbî, Senin hakkını yerine getirmekten mahrum olduk) derler. Onlara hitâben denilir ki; (Siz mi, yoksa Yûsüf mı daha güzel idi?) Onlar (Yûsüf idi) derler. (Öyle ise, Hz. Yûsüfü, kul itaatinde iken hakkullahı ikâme etmekten hiç birşey men etmedi de sizi mi etti) denir.

Bundan sonra (Çalışmıyan, tenbel, fukara nerededir?) diye nidâ olunur. Onlar da götürülür. Onlara da, (Sizi Allahü teâlâya kulluk vazîfesini yapmaktan men eden nedir?) denilir. Onlar (İş yapmadık. Sanat öğrenmedik. [Kahvelerde, sinemalarda, maçlarda vakit geçirdik.] Allahü teâlâ da, bizi dünyada fakirlik ile mübtelâ kıldı. Fakirlik ve tenbellik bizim kulluk vazîfemizi yapmamıza manî oldu) derler. Onlara hitâben, (Siz mi daha fakirdiniz, yoksa Îsâ mı?) diye suâl olunur. Onlar da (Îsâ bizden daha fakir idi) derler. (Öyle ise, o kadar fakirlik Onu kulluk vazîfelerini yapmaktan, din bilgilerini yaymaktan men etmedi de, sizi mi men etti?) denir.

Bir kimse bu dört şeyden birine yakalanırsa, bunların sahibini düşünsün! Peygamberimiz duâsında (Yâ Rabbî! Zenginlik ve fakirlik fitnesinden sana sığınıyorum) diye duâ ederdi.

Îsâdan ibret alınız ki, dünyada birşeye mâlik olmadı. Bir yün cübbeyi yirmi sene giydi. Seyâhati esnâsında, ancak bir bardak ve bir kara kilim ve bir tarağı vardı. Birgün, birinin, eli ile su içtiğini gördü. Bardağı attı. Birgün de, bir adamın eliyle sakalını tararken gördü. Tarağı da attı. Der ki, benim hayvanım ayağımdır. Evim mağaralardır. Yiyeceğim yerin otlarıdır. İçeceğim ırmakların sularıdır. [Hâlbuki, islâm dîni böyle değildir. Çalışıp helâl kazanmak ibâdettir. Çok çalışıp, çok kazanmak ve kazandığını, islâmiyetin emrettiği iyi yerlere vermek lâzımdır.

(Râmûz-ül-ehâdîs)de yazılı hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Eshâbım için, fakir olmak saadettir. Âhir zamanda gelecek olan ümmetim için, zengin olmak saadettir.) Şimdi âhir zamandayız. Günah işleyenlerin, fitne çıkaranların, ibâdetlere bid’at karıştıranların çoğaldığı bir zamandayız. Bu zamanda helâlı, haramı, bid’atleri ve küfre sebep olan şeyleri öğrenmek ve bunlara uymak ve helâl yoldan kazanarak zengin olmak büyük ibâdettir. Kazandığı ile fakirlere ve Ehl-i sünnet bilgilerini yayan müslümanlara yardım etmek büyük saadettir. Bu saadete kavuşanlara müjdeler olsun!]

Allahü teâlânın indirdiği bazı suhûflarda da bildirilmiştir ki, (Ey Âdem oğlu! Hastalık ve günah işlemek hayat hâllerindendir. Müte’ammiden [kin güderek] adam öldürmenin kefaretinden, hatâen öldürmenin kefareti ehven görülür, buna kısâs olunmaz ise de, bu da çok kötü iştir. Bundan da sakın!)

Büyük günahların sahibinin kalbinde îman varsa, azâbdan sonra şefaate kavuşur. Allahü teâlâ, onlara ikrâm eder. Binlerce sene geçtikten sonra, onları Cehennemden çıkarır. Hâlbuki, Cehennemdekilerin derileri yandıktan sonra, tekrar yaratılmaktadır. Hasen-i Basrî, (Keşke ben, böyle olan kişi olsaydım) buyururdu. Şüphe yoktur ki, Hasen-i Basrî âhiret hâllerini iyi bilen bir zâttır. [Hasen-i Basrî 110 [m. 728] de vefât etti.] Kıyâmet gününde, bir müslüman getirilir. Onun hiç hasenesi (iyiliği) yoktur ki, mîzânında ağır gelsin. Allahü teâlâ, onun îmanına hürmeten ona rahmet olarak buyurur ki: (İnsanlara git, sana hasene ve sevap verecek bir kimse ara. Onun ikrâmı sebebiyle Cennete giresin!). O kimse gider. İnsanlar arasında arzusuna kavuşturacak bir kimse arar. Hâlini anlatacak bir kimse bulamaz. Kime söyler ve sorarsa: (Benim de mîzânımın hafîf gelmesinden korkuyorum. Ben senden daha çok muhtacım) der. Bu hâline çok üzülür. Yanına bir kişi gelerek, (Ne istiyorsun?) der. Bu da, (Bir haseneye [sevaba] muhtacım. Onu belki bin kişiden istedim. Her biri behâne edip esirgediler) der. Bu kişi, ona der ki, (Allahü teâlânın huzuruna vardım. Sayfamda bir sevaptan başka sevap bulamadım. O da beni kurtarmaya yetmez. Onu sana hibe edeyim. Benden onu al!). O kimse, ferah ve sevinçli olarak gider. Allahü teâlâ, o kulun hâlini bildiği hâlde, (Nasıl geldin?) diye suâl eder. O kişi ile olan macerayı haber verir. O hasenesini veren kulu da Allahü teâlâ huzuruna çağırır. Buyurur ki: (Îman sahiplerine benim keremim, senin kereminden, ihsânından daha çoktur. Din kardeşinin elinden tut, Cennete gidiniz).

Mîzânın iki gözü berâber olup, sevap gözü ağır gelmezse, Allahü teâlâ buyurur ki: (Bu, ne Cennet ehlindendir, ne de Cehennem ehlindendir). Bunun üzerine, bir melek; bir sayfa getirip seyyiât [günah] kefesi üzerine kor ki, onda yalnız (üf) yazılmıştır. O göz hasene üzerine ağır basar. Çünkü (üf) lâfzı, anaya, babaya isyân kelimesidir. Kişi bununla, Cehenneme atılması emrolunur. O kişi ise, iki tarafa bakınır. Allahü teâlâ tarafından kendisinin çağrılmasını talep eder. Allahü teâlâ bunu çağırır. Ve der ki: (Ey âsî kul! Niçin seni çağırmamı istiyorsun?) O kul: (Yâ Rabbî! Anladım ki anama babama âsî olduğum için Cehenneme gideceğim. Onların azâbını bana ilâve buyur da, (Onları Cehennemden azâd et!) deyince, Allahü teâlâ buyurur ki: (Anana babana dünyada âsî oldun. Âhırette ikrâm ettin. Onların elinden yapış da, Cennete götür).

Cennete gönderilmiyenleri melekler yakalarlar. Çünkü melekler, âhıret ahkâmını çok iyi bilirler. Hattâ, âhıretten nasibi olmıyan bir kavme nidâ olunur ki, bunlar âhıretin odunudurlar. Cehennemi doldurmak için halk olundular. Onlara hitâben Allahü teâlâ Sâffât sûresi yirmidördüncü âyetinde meâlen, (Onları durdurun, onlar suâl olunacaklardır) buyurur.

Bunlar habs olunurlar. Tâ ki, kendilerine, Sâffât sûresi yirmibeşinci âyet-i kerimesinde meâlen, (Size ne oldu ki, birbirinize yardım etmiyorsunuz?) buyuruluncaya kadar kalırlar. Böylece, teslim olurlar. Günahlarını itiraf ederler ve hepsi Cehenneme gönderilirler. Bu şekilde ümmet-i Muhammedin büyük günah işliyenleri getirilir. İhtiyâr, genç, erkek, kadın nerede ise hepsi bir araya toplanır. Cehennemin bekçisi olan (Mâlik) onlara baktığı vakit der ki: (Siz, eşkiyâ zümresindensiniz. Ammâ görüyorum ki, ne eliniz bağlanmış ve ne de yüzünüz kararmış. Sizden güzel kimse Cehenneme gelmedi). Onlar da (Yâ Mâlik! Biz Muhammed aleyhisselâmın ümmetiyiz. Lâkin işlediğimiz günahlar Cehenneme sürükledi. Bizi bırak da günahlarımıza ağlıyalım) derler. Mâlik onlara: (Ağlayınız! Fakat şimdi size ağlamak fayda vermez!) der.

Nice orta yaşlılar (derdlerim, sıkıntılarım arttı!) diyerek ağlarlar.

Bir ihtiyâr erkek ellerini beyaz sakalı üzerine koyup (Âh gençlik geçti. Elem, üzüntü arttı. Zelîl oldum, rezil oldum!) diye ağlar.

Nice delikanlılar (Âh gençliği elden kaçırdım! Yâni gençliğimin kıymetini bilmedim!) diye ağlarlar.

Nice kadınlar, saçlarından tutup (Eyvâh! Yüzüm kara oldu, rezil oldum!) diye ağlarlar.

Allahü teâlâ tarafından (Yâ Mâlik! Bunları birinci Cehenneme koy) diye nidâ gelir. Cehennem bunları içine alırken, (Lâ ilâhe illallah) diye bağırışırlar. Cehennem bu sözü işitince, bunlardan beşyüz senelik öteye kaçar. [Bir şeyin çok olduğunu bildirmek için, bunu büyük rakamla bildirmenin Arabistânda âdet olduğu (İbni Âbidîn)in (El-hazer vel-ibâha) kısmında yazılıdır. Yâni büyük rakamlar, miktârı değil, çokluğu bildirirler.] [Muhammed ibni Âbidîn 1252 [m. 1836] da Şâmda vefât etti.] Yine bir nidâ gelir ki: (Ey Cehennem! Bunları içine al! Yâ Mâlik! Bunları birinci Cehenneme koy!) Bu zaman gök gürültüsü gibi, bir gürültü işitilir. Cehennem bunların kalblerini yakmak isteyince, Mâlik, Cehennemi men eder. (Ey Cehennem, kendisinde Kur’an-ı kerim olan ve îman kabı olan kalbi yakma! Rahmân olan Allahü teâlâya secde eden alınları yakma!) der. Bu hâl üzre, Cehenneme atılır. Görülür ki, bir kişinin feryâdı Cehennem ehlinin seslerinden daha çoktur. Bunu Cehennemden çıkarırlar. Hâlbuki, derisi yanmış. Allahü teâlâ ona: (Sana ne oldu ki, Cehennem ehlinin en çok bağıranı sensin?) buyurur. O kişi der ki: (Yâ Rabbî! Beni hesaba çektin. Senin rahmetinden daha Ümidimi kesmedim. Bilirim ki, sen beni işitirsin. Onun için çok bağırdım) der. Allahü teâlâ, meâl-i şerifi, (Bir kimse Allahü teâlânın rahmetinden Ümidini keserse, o kimse ehl-i dalâlettir) olan Hicr sûresinin ellialtıncı âyet-i kerimesi ile hitâb buyurup, (Git seni mağfiret ettim) der.

Yine bir kişi Cehennemden çıkar. Allahü teâlâ: (Ey kulum, Cehennemden çıktın. Hangi amelinle Cennete gireceksin?) diye suâl eder. O kul: (Yâ Rabbî! Ben âcizim, azıcık şeyden başka bir şey istemem) der. O kimse için Cennetten bir ağaç gösterilir. Allahü teâlâ: (Gördüğün şu ağacı sana versem, başkasını ister misin?) buyurur. O kul; (Yâ Rabbî! İzzetin ve celâlin hakkı için, başkasını istemem) der. Allahü teâlâ (Bu sana benden hibe olsun!) buyurur. O ağacın meyvesinden yiyip gölgesinde gölgelendikten sonra, ondan daha güzel başka bir ağaç gösterilir. O kimse, o ağaca çokca bakar. Allahü teâlâ: (Sana ne oldu? Ona da mı muhabbet ettin?) buyurur. O kul, (Evet yâ Rabbî) der. Allahü teâlâ: (Sana onu da versem, başkasını istemez misin?) buyurur. (İstemem yâ Rabbî) der. O ağacın meyvesinden yir. Gölgesinde gölgelenir. Ondan daha güzel bir ağaç gösterilir. Bu kimse, ona da bakakalır. Cenâb-ı Hak ona hitâben: (Bunu da sana versem, başkasını istemez misin?) buyurur. (İzzetin hakkı için, istemem yâ Rabbî) der. O zaman, Cenâb-ı Hak, râzı olup, o mümin kimseyi, affbuyurur. Cennete idhâl eder.

Âhıretin şaşılacak işlerindendir ki, bir kişi de Allahü teâlânın huzuruna götürülür. Allahü teâlâ, onu hesaba çeker. Hasenât ve seyyiâti tartılır. O kimse, herhâlde bilir ki, Allahü teâlâ, o zaman, o kimsenin hesabından başka bir şeyle meşgûl olmadı. Fakat öyle değil. Belki o anda milyonlarca, sayısını Allahü teâlâdan başka kimse bilemiyeceği miktârda kimselerin hesabına bakıldı. Onların her biri zanneder ki, hesap, o anda ancak ona mahsûstur.

Orada bazısı bazısını görmez. Birisi diğerinin kelâmını işitmez. Belki, her biri, Cenâb-ı Hakkın perdeleri altındadır. Sübhânallah ki, ne kuvvet ve ne büyük kudrettir. İşte bu Lokman sûresinin yirmisekizinci âyetinin, (Sizin dünyada ve sonra âhırette yaratılmanız bir nefes alacak kadar zamandadır) meâl-i şerifi ile bildirilen zamandır. Cenâb-ı Hakkın bu kavlinde sırlar vardır ki, o zamansız ve mekânsız olmak sırrıdır. Çünkü, Allahü teâlânın mülkü için, ef’âli ve işleri için had ve gaye yoktur. Fe-subhânallah ki, fiillerinden hiçbiri başka işleri yapmasına mani olmaz.

İşte bu zamanda, kişi oğluna gelir ve: (Ey oğul! Ben sana elbiseler giydirdim ki, sen kendin elbise giymeye kâdir değildin. Seni doyurdum ve su verdim ki, bunlardan elbette sen âciz idin ve çocukluğunda seni muhâfaza eyledim ki, sen kendine zarar veren şeyleri def’ etmeye ve fayda veren şeyi istemeye kâdir değildin. Nice meyveleri benden istedin. Satın alıp sana getirdim. Sana dînini, îmanını öğrettim. Seni Kur’an-ı kerim hocasına gönderdim. Lâkin, işte kıyâmetin şiddetini görüyorsun. Günahımın çokluğunu da biliyorsun. Bir miktârını üzerine al! Tâ ki, günahım azalsın. Bana bir iyilik, bir sevap ver ki, mîzânım onun sebebi ile ziyâde olsun) der. Oğlu ondan kaçar ve der ki: (O bir sevaba, ben senden daha çok muhtacım).

Böylece, evlat ile ana arasında bu muamele geçer, zevc ve zevce de birbirleriyle böyle konuşurlar. Kardeş kardeşle bu muameleyi yaparlar. İşte Allahü teâlâ hazretlerinin (Abese) sûresinin yirmidördüncü âyetinin, (O gün insân kardeşinden ve ana evladından kaçar) meâl-i şerifi bu hâli haber vermektedir.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (İnsanlar kıyâmet günü çıplak haşr olunurlar). Âişe-i Sıddîka vâlidemiz, bunu işittikleri vakit, (Bazısı bazısına bakmazlar mı?) buyurdu. Peygamber efendimiz Abese sûresindeki, (Kıyâmet gününde herkesin hâli, kendisini diğerinin hâlinden ve durumundan uzaklaştırır) meâlindeki otuzyedinci âyet-i kerimeyi okuyuverdiler. Peygamberimiz bu hadis-i şerifi ile murâd buyurdular ki, kıyâmet gününün şiddeti ile meşakkati, insanların birbirlerine bakmalarına mani olur.

İnsanlar bu zamanda bir yerde toplanırlar. Onların üzerine siyah bir bulut gelir. O bulut insânlar üzerine (Suhûf-i müneşşere) yâni amel defterlerini yağdırır. Müminin sayfası, sanki gül yaprağı üzerine yazılmıştır. Kâfirlerin ise, sedir yaprağı üzerine yazılmış gibidir.

Sayfalar uçarak iner. Herkesin sağ veya sol tarafından gelir. Bu ise, ihtiyârî değildir. Nitekim, Cenâb-ı Hak, İsrâ sûresinin onüçüncü âyetinde meâlen, (Biz azîm-üş-şân insan için sayfası açılmış olarak kendisine vâsıl olan kitap göndeririz) buyurur.

Âlimlerden bazıları buyurur ki, Kevser Havzı Sırâtı geçtikten sonra getirilir. Bu ise, yanlıştır. Zîrâ Sırâtı geçen kimse, bir daha Havza gelmez.

Yetmişbin [yâni pek çok] kimse ki sıkıntılı hesaba çekilmeden Cennete girerler. Onlar için mîzân kurulmaz. Onlar sayfalar almazlar. Ancak onlara verilen sayfalar üzerinde, (Lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah. Bu filan ibni filanın Cennete girmesinin ve Cehennemden kurtulmasının berâtıdır) yazılıdır. Bir kulun günahları mağfiret olduğu vakit, bir melek onu Arasât meydanına götürür. Ve nidâ ederek: (Bu filan oğlu filandır. Allahü teâlâ, onun günahını affeyledi. Bir daha şakî olmıyacak, saadetle sa’îd oldu) der. O kimseye, bu makamdan ziyâde sevgili hiçbir makam olmaz.

Kıyâmet gününde, Resûller minberler üzerindedirler. Her bir Resûlün minberi, kendi mertebesi miktârıncadır. Ulemâ-i âmilîn, yâni Ehl-i sünnet îtikatında olan ve bildikleri ile amel eden âlimler dahî nûrdan kürsîler üzerinde olurlar. Allahü teâlânın dînini korumak ve yaymak için şehit olanlar ile sâlihler, yâni şeriata uymuş olanlar, Kur’an-ı kerimi hürmet ile ve tegannî etmeden okuyan hâfızlarla, ezanı sünnete uygun olarak okuyan müezzinler, toprağı miskten olan yerlerdedirler. Bunlar, ahkâm-ı islâmiyyeye tâbi olarak, iyi amel işledikleri için, kürsi sahibidirler ki, Âdem aleyhisselâmdan Fahr-i âlem efendimize kadar gelen bütün Peygamberlerden sonra kendilerine, şefaat izni verilecek olanlardandır.

Hadis-i şerifte bildirildi ki, (Kur’an-ı kerim kıyâmet gününde yüzü güzel ve ahlâkı güzel bir kimse sûretinde gelir. Kendisinden şefaat taleb olunur ve şefaat eder. Kendisini mûsikî ile [gazel okur gibi okuyanlardan ve çalgı ve oyun yerlerinde keyflenmek için okuyanlardan ve para kazanmak için] okuyanlardan davâcı olur. Böyle kimselerden hakkını ister. Râzı olduğu kimseleri alıp Cennete götürür).

Dünya [yâni ibâdet etmeye mani olan ve haram işlemeye sebep olan şeyler ve kimseler] da, ihtiyâr, ak saçlı ve kadınların en çirkini sûretinde görülür. İnsanlara denilir ki: (Siz bunu bilir misiniz?) Onlar: (Biz bundan Allahü teâlâya sığınırız) derler. (Siz dünyada buna kavuşmak için birbirinizle çekişirdiniz. Birbirinize de buğz ederdiniz) denilir.

Bu şekilde Cuma dahî sevimli bir insan sûretinde gösterilir. Müminler ona dikkat ile bakarlar. Cuma gününe kıymet verenleri misk ve kâfûr kumları üzerinde hıfz eder. Cuma namazı kılan müminler üzerinde nûr bulunur ki, herkes ona bakıp te’accüb ederler. Cuma gününe yaptıkları saygı sebebi ile Cennete götürülürler.

Ey müslüman kardeşim! Allahü teâlânın rahmetine ve Kur’an-ı kerimin ve islâmın ve Cumanın cömerdliğine bak ki, Kur’an-ı kerim ehli nasıl kıymetlidir. Namaz, oruç, zekât, sabr ve güzel ahlâktan ibâret olan islâmiyet ise ne kadar çok kıymetlidir.

Ölüm zamanında insanın çırpınmasından, sıkıntılı görünmesinden mâna çıkaran kimseye kıymet verilmez. Zîrâ yevm-i Hendekte Peygamber efendimizin (Ey, çürüyecek olan cesedlerin Rabbi ve yok olacak olan ruhların yaratıcısı olan Rabbim!) duâsı gösteriyor ki, Allahü teâlânın dilediği her ceset çürür. Ve ruhlar da, kıyâmet zamanı gelince, fena bulur. Bunların hepsinin yaratıcısı ve Rabbi Allahü teâlâdır. Bu anlatılanların hepsi, ayrı ayrı ilimlere muhtaçdır. Diğer kitaplarımızda bunları anlattık.

İmâm-ı Gazâlî burada âhıret hâllerini gayet kısa bir şekilde anlattığını haber veriyor. Diyor ki, biz bu kitapta, Ehl-i sünnetin tarîklerine müslümanlar sülûk etsin için, ihtisâr kasteyledik. İslâmiyetin aleyhine olan bid’atlere [mezhepsizlere, dinde reformculara] iltifât etme! Kur’an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden Ehl-i sünnet âlimlerinin çıkardıkları, anladıkları mânalara sarıl! Başkalarının, insan şeytanlarının uydurduğu bid’atlere aldanma! Onlardan sakın! Bu sebebden, müminleri, Ehl-i sünnet yoluna sarılanları müjdele!

Allahü teâlânın emni ve keremi ve ihsânı ile, ismet ve muvaffakiyyet isteriz. Âmîn ve hasbünallah ve ni’mel-vekîl ve sallallahü alâ Muhammedin ve âlihi vesahbihi ecma’în.

Kaynak : Kurani Kerim’de Kiyamet ve Ahiret – Imam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet Alametleri, Mahşer, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İmam-ı Gazali | Etiketler: | Leave a Comment »

Peygamberimiz (Sav)’in Hadisi şerifler Işığında’ AHİR ZAMANDA ORTADOĞU’DA NELER OLACAK?

Posted by Site - Yönetici Şubat 10, 2013

peygamberimiz-savin-hadisi-serifler-isiginda-ahir-zamanda-ortadoguda-neler-olacaksuriye

Peygamberimiz (Sav)’in Hadisi şerifler Işığında’ AHİR ZAMANDA ORTADOĞU’DA NELER OLACAK?

Peygamberimiz (sav)’in ahir zamanda meydana gelecek olaylarla ilgili olarak dikkat çektiği bölgelerin başında Ortadoğu gelmektedir. Nitekim hadisi şeriflerde belirtilen alametlerin büyük çoğunluğu da Ortadoğu’da zuhur etmiştir. Bunun yanı sıra Peygamberimiz (sav)’den bölge hakkında çok sayıda başka rivayetler de bulunmaktadır. Bu rivayetlere genel olarak bakıldığında dikkati çeken ortak nokta ise Ortadoğu topraklarında karışıklıkların, fitnelerin ve büyük olayların Hz. Mehdi çıkıncaya kadar yaşanmaya devam edeceğidir. Mekke, Medine, Kudüs, Şam, Bağdat, ve gibi şehirlerin de içinde bulunduğu Ortadoğu bölgesi tarih boyunca hz.Allah’ın mübarek peygamberlerinin yaşadığı, üç semavi dinin de doğuşuna tanıklık etmiş ve her dinin kutsal mekanlarının inşa edildiği kutlu bir bölge olmuştur. Tarih sahnesinde hep başrolde olmuş bir bölgenin ahir zaman gibi muhteşem olayların yaşanacağı bir dönemde de ön planda olacağı ahir zaman hadisi şeriflerinde belirtilmektedir.
Peygamberimiz (sav), hz.Allah’ın izniyle hadisi şeriflerinde, ahir zamanın alametlerini son derece detaylı biçimde anlatmıştır. Hadisi şeriflerdeki bilgilere göre ahir zamanın ilk dönemini oluşturacak kargaşa ve bozulmaların ardından Yüce Allah, güzel ahlaktan uzaklaşıp, dejenerasyona uğrayan toplumları doğru yola iletmek için ‘Mehdi’ (doğruya götüren) sıfatını taşıyan üstün ahlaklı bir kulunu vesile kılacaktır. Hz. Mehdi, İslam dünyasını bir çatı altında toplayacak ve ikinci kez dünyaya gelecek olan Hz. İsa ile birlikte Kuranı kerim ahlakının dünyaya hakim olmasına vesile olacaktır. Bu müjdeli haberin gerçekleşmesi hz.Allah’ın izniyle çok yakındır. İnananlar, dünya tarihinin en özel ve en görkemli zamanlarından biri olacak bu günleri, heyecan ve coşku içinde beklemektedirler.
Günümüzde dünyada yaşanan olaylar dikkatli bir biçimde analiz edilir, Kuranı kerimin ayetleri ve hadisi şerifler ışığında değerlendirilirse ahir zamanın ilk döneminin yaşanmaya başlanmış olduğu açıkça görülecektir. Yeryüzünde savaş ve çatışmaların, terör, şiddet, anarşi ve kargaşanın, katliamların, işkencelerin ve ahlaki dejenerasyonun giderek artmış olması hadisi şeriflerde bildirilen alametlerden yalnızca birkaçıdır.
Bu durum aynı zamanda tüm inanç sahiplerini de hadisi şeriflerde bildirilen ahir zaman alametleri konusunda daha detaylı araştırmalar yapmaya ve alametler üzerinde daha çok düşünmeye sevk etmektedir.
Biz de bu araştırmamızda ahir zaman hadisi şeriflerinde sık sık adı geçen, yaşanacak olaylarda dikkat çekici bir biçimde ön plana çıkan bir bölgeden yani günümüzdeki ismiyle ORTADOĞU’dan bahsedeceğiz.
Hadisi şeriflerde yer alan bilgilere göre, Ortadoğu olarak adlandırılan bu bölgenin Hz. İsa’nın gelişi ve Hz. Mehdi’nin çıkışından önce tanıklık edeceği birçok olay bulunmaktadır. Hatta hadisi şeriflerde, bu kutlu şahısların çıkışlarından sonra da bu topraklarda pek çok gelişme yaşanacağı anlaşılmaktadır. Öte yandan Ortadoğu, tarih boyunca hep önemli hadiselere sahne olmuş, semavi dinlerde de önemli bir merkez olarak geçen ve pek çok peygambere de yurt olmuş özel bir bölgedir. Peygamberimiz (sav)’in hadisi şerifleride, bölgenin geçmişte olduğu gibi ahir zamanda da önemli bir merkez olacağına dair işaretler vardır. (En doğrusunu Allah bilir)

Ortadoğu Tarih Boyunca Birçok Açıdan Önemli Bir Merkez Olmuştur

Günümüzde Irak, İran, Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin ve -kısmen de- Türkiye gibi ülkelerin de içinde bulunduğu bu bölgenin genel adı olan Ortadoğu, tarih boyunca gerek stratejik konumu ve sahip olduğu maddi zenginlikler gerekse de tüm semavi dinlerin mensupları için ifade ettiği önem ve manevi yönü açısından çok büyük bir değere sahip olmuştur.
Örneğin; Dünya petrol rezervlerinin yaklaşık üçte ikisinin (% 65.3), dünya bilinen doğalgaz rezervlerinin ise üçte birinden biraz fazlasının (% 36.1) Ortadoğu’da bulunması bölgenin neden maddi yönden bu kadar değerli olduğunun göstergesidir. Bu cazibe nedeniyle bölge geçmişte, birçok mücadele, savaş ve güç oyunlarına tanık olmuştur.
Bölgenin tarihsel geçmişini incelediğimizde karşımıza çıkan diğer bir önemli bilgi ise günümüzde Ortadoğu olarak adlandırılan coğrafyanın belli başlı birkaç önemli şehir merkezinin, her dönemde tüm dünyanın gözünün üzerinde bulunduğu merkezler olduğudur.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Kudüs’tür. Manevi değeri çok büyük olan bu şehir, pekçok büyük savaşa tanıklık etmiş ve birçok kez de farklı yönetimlerin hakimiyeti altına girmiştir. İçinde bulunduğumuz yıllarda Kudüs, dünya kamuoyunda sıcak bir gündem oluşturmaktadır. Üç Semavi dinin de mensupları için büyük önem arzeden bu şehir, bu yönüyle de farklı bir önem kazanmaktadır.
Bir diğer önemli örnek ise Konstantiniyye veya günümüzdeki ismiyle İstanbul’dur. Yüzyıllar boyunca pekçok devletin sahip olmak istediği bu değerli şehrin fethi Osmanlı’ya nasip olmuştur. Tüm dünya devletleri üzerinde bıraktığı olumlu etkiler günümüzde halen konuşulan Osmanlı İmparatorluğu’nda 500 yıla yakın bir süre boyunca yönetim merkezi olmuş bu şehir, günümüzde de gerek yeri ve stratejik önemi, gerek tarihi ve kültürel birikimiyle geçmişteki misyonunu halen sürdürmektedir. Ayrıca Osmanlı’nın yüzyıllar boyunca İslam dünyasının bayraktarlığını sürdürmüş olduğu halifelik makamının son olarak bu şehirde kalması diğer taraftan Hz. Mehdi’nin ortaya çıkacağı yere işaret olduğu belirtilen, kutsal emanetlerin İstanbul’da bulunması da bu şehrin önemini arttırmaktadır. Peygamberimiz (sav)’in hadisi şeriflerde İstanbul’un ahir zamanın başka büyük olaylarına tanıklık edeceği de belirtilmektedir.
Ortadoğu’daki önemli şehir merkezlerinden bir diğeri ise hadisi şeriflerde genellikle Şam ismiyle geçen ve kelime anlamı itibariyle Mekke ve Medine şehirlerini de kapsayan bölgedir. Bilindiği üzere, her yıl milyonlarca müslüman hac vazifelerini yerine getirmek ve Peygamberimiz (sav)’in yaşadığı kutsal toprakları görebilmek için bu bölgeyi ziyaret etmektedir. İslamiyetin sembolü ve merkezi olan bu bölgenin ahir zamanda yaşanacak olaylarda önemli bir rolü olacağını hadisi şerifler ışığında söyleyebiliriz.
Öte yandan Ortadoğu’yu genel anlamda tekrar ele alacak olursak bu bölgede tarih boyunca Yüce Allah’ın pek çok peygamber yaşamış ve Rabbimiz’in emirlerini insanlara tebliğ etmişlerdir. Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar için kutsal kabul edilen birçok ibadet merkezi de bu bölgede bulunmaktadır. Bununla beraber, hz.Allah’ın risaletini tebliğ eden mübarek peygamberleri yaşadığı bu kutlu mekanlar geçmişte son derece mucizevi olaylara da şahitlik etmişlerdir. Bu bölge, aynı o dönemlerde olduğu gibi, “dünya tarihinin muhteşem dönemi” olarak nitelendirebileceğimiz ahir zamanda da pek çok önemli olayın yaşanacağı bir merkez olacaktır. (En doğrusunu Allah bilir) Gerçekten de günümüzde tüm dünyanın gözü bu bölgede yaşanan sıcak gelişmeler üzerindedir. Gerek “Büyük Ortadoğu Projesi”yle, gerek Irak Savaşı’yla bölge, sürekli olarak dünya kamuoyunda gündem teşkil etmektedir.
kaynak–Peygamberler Yurdu: ORTADOĞU

Kuran’ı kerimde peygamberlerle ilgili verilen bilgilere bakıldığında, ismi geçen peygamberlerin büyük çoğunluğunun tebliğ görevlerine günümüzde Ortadoğu olarak bilinen topraklarda başladıkları görülmektedir. Bu özelliği nedeniyle Ortadoğu bölgesi peygamberler yurdu olarak da adlandırılmaktadır. Hidayet önderleri olan peygamberlerin yaşadıkları yerlerdeki insanlar birçok mucizenin de bizzat şahitleri olmuşlardır.
Peygamberlerle ilgili olarak yaşanan olaylardan bazılarını kısaca hatırlayacak olursak;
– Hz. Nuh, Mezopotamya olarak bilinen yerde kavmine tebliğ yapmış, hz.Allah’ın kendisine inşa etmesini emrettiği gemi, tufan olayının ardından yine aynı bölgede bulunan Cudi Dağı’na oturmuştur.
– Hz. İbrahim hz.Allah’ın emriyle oğlu Hz. İsmail ile birlikte Mekke’de Kabe’nin inşasına başlamıştır. Kavmi Hz. İbrahim’i ateşe atarak onu öldürmek istemiş fakat Yüce Allah ateşe esenlik olmasını emretmiştir.
– Hz. İbrahim’le aynı dönemde yaşayan Hz. Lut da bugün Lut Gölü veya diğer adıyla Ölü Deniz olarak da bilinen bölgede kavmine tebliğde bulunmuştur. İman etmeyen ve hz.Allah’ın haram kıldığı işleri yapmayı sürdüren kavmi hz.Allah’ın dilemesiyle helak olmuştur ve Rabbimiz bu helakı her dönemdeki insanlar için ibret vesilesi olacak bir olay kılmıştır.
-Hz. Musa ile beraber Mısır’dan çıkan ve belli bir süre göçebe bir kavim olarak varlıklarını devam ettiren İsrailoğulları, Hz. Davud zamanında Kudüs’te yerleşik düzene geçmişlerdir.
– Hz. Davud’un ardından Hz. Süleyman Kudüs’te tarihin gelmiş geçmiş en görkemli yapılarından biri olan Hz. Süleyman Mabedini inşa ettirmiştir. Cin ve şeytanların emrine verilmiş olması, kuşlar ve diğer hayvanlarla konuşabilmesi, rüzgara ve bakıra hükmetmesi insanların Hz. Süleyman’da şahit oldukları Rabbimiz’in lütfu olan mucizelerden bazılarıdır.
– Hz. İsa Kudüs’e çok yakın bir bölge olan Nasıra’da doğmuş, bu bölgede tebliğe başlamış ve hz.Allah’ın kendisine vermiş olduğu özel bir ilimle insanlara birçok mucize göstermiştir. Aynı şekilde Hz. İsa’nın yeryüzüne ikinci gelişinin de Ortadoğu bölgesinde olacağı hadisi şeriflerde bildirilmektedir.
-Hz. Muhammed (sav), Mekke’de doğmuş ve kendisine Ku-ran-ı Kerim burada vahyedilmiştir. hz.Allah’ın kendisine bildirmiş olduğu gayb haberleri Peygamberimiz (sav)’in en büyük mucizelerinden biridir ve hadisi şerifler aracılığıyla bize ulaşan bu bilgilerin önemli bir bölümü ahir zaman ve ahir zamanda yaşanacak olaylarla ilgilidir. Gerçekten de içinde bulunduğumuz döneme bakıldığında bahsi geçen gelişmelerin birer birer yaşanmış olduğu ve günümüzde de gerçekleşmeye devam ettiği açıkça görülmektedir.

Ahir Zamanın Başlangıç Alametleri Ortadoğu’da Zuhur Etmiştir

Yazının başında da belirttiğimiz gibi, hadisi şeriflerde ahir zaman olayları çok detaylı bir biçimde anlatılmıştır. Kimi zaman olayların vuku bulacağı mekanın bilgisi verilmiş, kimi zaman da özel bir zaman aralığına veya belirli bir tarihe işaret edilmiştir. Bu işaretler takip edildiğinde ise hemen hemen her özel durumun gerçekleştiği yerin Ortadoğu bölgesi olduğu görülmektedir. Hadisi şeriflerde Hz. İsa ve Hz. Mehdi’nin çıkışından önce gerçekleşeceği bildirilen olaylardan bazıları şunlardır:
İran-Irak Savaşı

Ahir zamanda meydana gelecek önemli bir savaş hadisi şerifte şöyle haber verilir:
“Faris (İran) yönünden gelecek olan bir kavimdir ki, şöyle diyecekler: “Ey Araplar! Siz fazla taassuba kaçtınız! Siz bunlara gereği gibi hak tanımazsanız, sizinle hiç kimse birlik kurmayacaktır… Bir gün, onlara ve bir gün de sizlere verilsin, ve karşılıklı sözler tutulsun…” Onlar Mutık’a (yöredeki bir dağ adı) çıkacaklar, Müslümanlar oradan aşağı yazıya (Irak Ovası) inecekler… Müşrikler öbür yandaki Rakabe (petrol kuyularının çok olduğu bölge) denilen, simsiyah olan nehrin kenarında duracaklar… Aralarında savaş olacak: Her iki ordudan, hz.Allah, zaferi kaldıracak.” (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 179)

Hadisi şerifi detayları ile inceleyelim:
– Faris yönünden gelecek olan: İran tarafından gelecek olan
– Faris: İran – İranlı
– Yazıya inecekler: Ovalık-Irak Ovası
– Mutık: Yöredeki bir dağın adı.
– Rakabe : Petrol kuyularının çok olduğu bölgedir.
“hz.Allah, her iki ordudan zaferi kaldıracak…”

Bu hadisi şerifin de işaret ettiği gibi, İran-Irak Savaşı 8 yıl sürmüş ve binlerce kayıp verilmesine rağmen bir netice alınamamıştır. İki taraf da kesin bir üstünlük sağlayamamıştır.
Afganistan’ın İşgali

“Talikan’a (Afganistan’a) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala’nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır.” (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 59)

Hadisi şerifte Afganistan’ın ahir zamanda işgal edileceğine işaret vardır. Gerçekten de Rusların Afganistan’ı işgali olan 1979 yılı Hicri 1400 yılına, diğer bir ifadeyle Hicri 14. yüzyılın başlangıcına denk gelmektedir.
Orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır…

Rivayetin bu bölümünde de Afganistan’ın maddi zenginliklerine dikkat çekilmektedir. Bugün Afganistan’da çeşitli sebeplerle işletilmeye açılmamış büyük petrol yatakları, demir havzaları ve kömür madenleri tespit edilmiştir.

Kabe Baskını ve Kabe’de Kan Akıtılması

“O’nun çıkacağı yıl, insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler… Hep birlikte Beyt-i Şerif’i tavaf edecekler, sonra Mina’ya indiklerinde, köpekler gibi birbirlerine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresinin üzerine akacak.” (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 168-169)

Hadisi şerifte “onun çıkacağı yıl” cümlesi ile, hz.Mehdi’nin çıkışına yakın Hac sırasında meydana gelecek bir katliama dikkat çekilmektedir. 1979 yılında, Hac sırasında gerçekleşen Kabe baskınında aynen böyle bir katliam yaşanmıştır. Bu kanlı Kabe baskını da ahir zamanın başlangıcının ve hz.Mehdi’nin çıkmasının yakın olduğunun diğer alametlerinin gerçekleştiği dönemin tam başında yani Hicri 1400 yılının ilk gününde, 1 Muharrem 1400 (21 Kasım 1979) tarihinde meydana gelmiştir.
Fırat’ın Suyunun Kesilmesi

“hz.Mehdi’nin çıkışına yakın alametlerindendir: Fırat nehrinin durdurulması.” (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 39)

Gerçekten de Keban Barajı, Fırat Nehri’nin suyunu durdurarak kesmiştir.
“Resulullah buyurdu ki: Fırat Nehri’nin suyu çekilip altından bir dağ meydana çıkmadıkça kıyamet kopmaz…3 (Riyazü’s Salihin, 3/332)

Keban Barajı ve Fırat Nehri üzerine sonradan kurulan diğer barajlar, betondan dev birer dağı andırmaktadır. Bu barajlardan (hadis-i şerifteki benzetmeye göre dağdan) altın değerinde servet dökülmektedir. Dolayısıyla barajlar “altın bir dağ” özelliği kazanmaktadır. (En doğrusunu Allah bilir) Ayrıca yakın zaman önce uydu yolu ile Fırat Nehri’nin altında altın yataklarının bulunduğunun tespit edilmesi de bu hadisi şerifin başka anlamlar içerdiğine işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)
Şam ve Mısır Meliklerinin Öldürülmesi

Ondan önce Şam ve Mısır melikleri (hükümdar, memleket sahibi) öldürülecektir…” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)

Bu hadisi şerifte hz.Mehdi’nin gelişinden önce Şam ve Mısır yöneticilerinin öldürüleceklerine dikkat çekilmektedir. Mısır’ın yakın tarihi incelendiğinde hadisi şerifte de belirtildiği gibi bir “meliğin” öldürüldüğü görülmektedir: 1970 yılında Mısır’ın başına geçen ve 11 yıl iktidarda kalan Enver Sedat. Enver Sedat 1981 yılında bir resmi geçit sırasında muhalifleri tarafından düzenlenen bir suikast sonucunda hayatını yitirmiştir.
Günümüzde Ortadoğu’da Yaşananlar Hadisi şerifleri Doğrulamaktadır

İçinde bulunduğumuz yıllarda Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere bakıldığında yine hadisi şeriflerde anlatımlarla çok büyük bir mutabakat gösterdiği görülmektedir. Bu konudaki en çarpıcı örnek ise Irak Savaşı ve beraberinde bölgede yaşanan gelişmelerdir. Bu noktada özellikle belirtmek isteriz ki bölgede yaşanan anlaşmazlıklar, savaşlar, işkence ve katliamlar Hz. Mehdi’nin zuhuruyla sona erecek, Hz. İsa’nın gelişi ile beraber Kuranı kerim ahlakı hz.Allah’ın izniyle tüm dünyaya hakim olacaktır. Haksızlıkların yerini hak ve adaletlerin, işkence ve savaşların yerini barış ve hoşgörünün, sapkın ve dinsiz ideolojilerin yerini hak din olan İslam ahlakının alacağı günler çok yaklaşmıştır. Son yıllarda bu bölgede yaşanan gelişmeleri haber veren bazı hadisi şerifler ise şu şekildedir:

Bağdat’ın Alevlerle Yok Edilmesi Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Kıyamet Alametleri, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 3 Comments »

Kıyametin şartlarını, kıyametin alâmetlerini, surun üfürülüşünü, zelzele ve insanların perişanlığını bildirir

Posted by Site - Yönetici Haziran 19, 2010

kiyametin-sartlarini-kiyametin-alametlerini-surun-ufurulusunu-zelzele-ve-insanlarin-perisanligini-yaratiklarin-helakini-ve-goklerin-harap-olmasini-bildirirmarifetname

Kıyametin şartlarını, kıyametin alâmetlerini, surun üfürülüşünü, zelzele ve insanların perişanlığını, yaratıkların helakini ve göklerin harap olmasını bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, sadece muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Kıyametin şartları ve kıyametin alâmetleri iki çeşittir. Biri gizli alâmetler, biri de açık alâmetlerdir.

Gizli alâmetler: İnsandan izzet, hürmet, muhabbet, şefkat, edep, haya, cömertlik, ahde vefa, doğruluk, safa, dostluk, takva, şeriatın yürürlükten kalkması gibi. Şehirlerde mescitlerin çoğalması ve cemaatin azalması, binaların yüksek olması, elbiselerin incelmesi, kadınların ve çocukların hakimiyeti ele geçirmesi, kadınların erkekler, erkeklerin kadınlara benzemesi, homoseksüelliğin ve kadınlar arasında seviciliğin yaygınlaşması, eşyanın bereketinin azalması, akraba ziyaretinin ve şeriata uygun alış-verişin kesilmesi, kötülerin hürmet görmesi, iyilerin hakir görülmesi, cariyelerin efendilerini doğurması, kan dökülmesi, fisk ve fücurun artması ve kabirlerin süslenmesi gibi işlerdir ki, bunlara kıyametin şartları dahi derler.

Açık alâmetler: Kıyametin açık alâmetleri ondur.

1- Deccalın çıkışı.

2- Üç gece üstüste ay tutulması.

3- Üç sene boyunca yedi iklimde kıtlık olması.

4- Büyük bir dumanın her tarafı kaplaması.

5- İsa aleyhisselamın Şam’daki beyaz minare üzerine inip, Deccal’ı öldürerek, Şeriat-ı Muhammediyye ile amel etmesi.

6- Resul-ü Ekrem’in soyundan Mehdi çıkıp, kırk yıl adâlet üzere gidip, Hazreti İsa aleyhisselamı bulması.

7- Dâbbe-tül-Arz’ın vücuda gelmesi.

8- Ye’cüc ve Me’cüc’ün İskender seddinden çıkarak, yedi iklimi istilâ etmesi.

9- Hazreti İsa aleyhisselamın Mekke-i Mükerreme’ye gelip, buradan ahirete gitmesi; bundan sonra da Kâbe’nin yıkılması.

10- Güneşin batıdan doğup, orada dolanması.

Bu şartların ve alâmetlerin ortaya çıkmasından sonra misk ve anber kokusu gibi serin ve temiz rüzgâr esip, müminlerin ruhları bu rüzgârın tatlılığıyla çıkar. Bundan sonra Kur’an-ı Kerim’in hükümleri yeryüzünden kalkıp, halkın cümlesi cehalette kalır. Yüz yıl dahi öyle gider.

Müfessirler dahi ittifak etmişlerdir ki: Bütün bunlardan sonra Hak Taâlâ, İsrafil aleyhisselama suru üfürmekle emreder. Hemen o an surun narasının heybetinden yedi gökte olan meleklerin ve yedi yerde olan yaratıkların cümlesi, kıyamet koptu sanıp, yüzleri üzere düşüp, kendilerinden geçerler. Gökler ve yerler titreyiş ve sarsıntıyla düşüp, yıldızlar dökülür. Saçlar, sakallar ağarıp, hamileler doğurup, insanların cümlesi kendinden gidip, sarhoşlar misali kalırlar. Bu, surun ilk üfürülüşüdür ki, ondan bu heybetleri alırlar. Kırk yıl dahi bu minval üzere gider. Bundan sonra Hak Taâlâ, İsrafil aleyhisselama yine sura üfürmekle emreder. Bunun üzerine o dahi ikinci üfleyişte suru öyle güçlü üfler ki, şiddetinden bütün dağlar o demde düzlenerek yerlerinden kopup, havaya çıkıp, atılmış pamuk gibi bulut olurlar. Yedi gök, pare pare olup, yeryüzüne su gibi eriyip dökülürler. Denizlerin suyu kupkuru olup, güneş ve ayın ışığı gidip, kapkara olurlar. Cihanı karanlık kaplayıp, arş-ı âlâdan aşağıların aşağısına belki perde altına dek, her ne kadar yaratık ve melek varsa cümleten helâk olup, fena bulurlar. Ancak Allah’a yakın meleklerden sekiz melek kalırlar. Onlar; Cebrail, Mikail, Rıdvan ve Azrail’dir. Öteki dördü; arşın taşıyıcılarıdır ki, birisi İsrafildir. Bundan sonra Azrail aleyhisselam, o yedi meleğin dahi ruhlarını kabzeder. En son kendi ruhunu kabzederken bir çığlık atar ki, narasının sadası gökleri geçip, yerlere gider.

Şu halde her can, ölümü tadıp, yok olur. İki âlemde bir kimse kalmayıp, ancak Celal ve ikram sahibi olan Allah Taâlâ kalır. Bu âlem, harap, boş, tenha virane gibi, kırk yıl daha bu durum üzere kalır. Ve kimse olmadığından yine kendisi: “Her şeye galip olan tek Allah’ın!” (40/16) deyip, kendi kendisine cevap eder.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Kıyamet Alametleri, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Resulullah gelecekten haber verdi

Posted by Site - Yönetici Mayıs 2, 2009

Resulullah gelecekten haber verdi

Sual: Bazıları mucizeye, keramete inanmıyorlar. Resulullah da gaybı bilemez diyorlar. Bu hususta âyet ve hadis yok mu da böyle diyorlar?

CEVAP: Allahü teâlâ bildirirse, Resulullah da gaybı, gelecekte olan şeyleri bilir.

Peygamber efendimizin bildirilen gaybları bildiğini bildiren üç âyet meali de şöyledir:

(Allah gaybı herkese bildirmez; ancak dilediği resul müstesna, [Mucize olarak ona bildirir.] Çünkü her peygamberin önünden ve ardından gözcüler [melekler] salar.) [Cin 26, 27] (Beydavi tefsiri)

(Allah, müminleri bulunduğu şu durumda bırakmaz, temizi pisten ayırır. Allah size gaybı da bildirmez. Ama Allah Resullerden dilediğini seçip, ona gaybı bildirir. Artık Allah’a ve resullerine inanın, eğer iman eder, müttaki olursanız sizin için de çok büyük bir ecir vardır.) [Al-i İmran 179]

(O, gaybın bilgilerini [vahiy ile bildirilen gizli şeyleri sizden] esirgemez.) [Tekvir 24]

Resulullah efendimizin mucize olarak gelecekten haber verdiği (Bir zaman gelecek) diye başlayan hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:

(Bir zaman gelecek, insanlar, yalnız parayı düşünüp, helal haram düşünmeyecekler.) [Buhari]

(Rüşvet, hediye adı altında verilecek, gözdağı için suçsuz kişiler öldürülecek.) [İ. Gazali]

(Âmirler, imamlar, namazı öldürecek, vaktinden sonraya bırakacaklar.) [Müslim]

(Peygamberim diyen yalancılar çıkacak, benden sonra peygamber gelmeyecek.) [Mişkat] (Peygamberim diyen birçok yalancı çıkmıştır.)

(Sünnetimi öldürerek dini bozmaya çalışan kimseler çıkacak.) [Deylemi]

(Allah’ın kitabının dışında uyacağımız bir şey yok diyenler çıkacaktır.) [Ebu Davud]

(Bir zaman gelecek, beni yalanlayanlar çıkacaktır. “Hadisi bırak, Kur’ana bak” diyeceklerdir.) [Ebu Ya’la]

(Kâfirler için gelmiş olan âyetleri, Müslümanları kötülemek için delil olarak kullanacaklar.) [İbni Ömer] (Vehhabiler, müşrikler hakkında inen âyetleri Müslümanlar için, rafiziler de münafıklar hakkında inen âyetleri Eshab-ı kiram için delil gösterdiler. Resulullahın mucizesi meydana çıktı.]

(Sünnet, bid’at gibi çirkin, bid’at da sünnet gibi rağbet görecek. Sünnete uyan garip olacak, yalnız kalacak. Bid’ate uyan, çok yardımcı bulacaktır.) [Şir’a]

(Kur’an, dünyalık için okunacaktır.) [Ebu Davud]

(Camilerde binden fazla kişi namaz kılacak, içlerinde bir mümin bulunmayacak.) [Deylemi]

(Âlimler fitne unsuru olacak, camiler ve hafızlar çoğalacak, ama hakiki âlim hiç bulunmayacak.) [Ebu Nuaym]

(Sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacak.) [Asakir]

(Din adamları, ince meseleleri ele alıp, halkı şaşırtacaklar.) [Taberani]

(Din âlimi kalmayacak, din adamı yerine geçirilen cahiller, bilmeden fetva verecek, herkesi, doğru yoldan çıkarmaya çalışacak.) [Buhari]

(Din adamları, halkın istediği yönde fetva verecek, helale haram, harama helal diyecekler, dini ticarete, menfaate alet edecekler.) [Deylemi]

(Hacca, hükümdarlar [devlet başkanları] gezi için, zenginler ticaret, fakirler dilenmek, din görevlileri de gösteriş için gidecekler.) [Hatib]

(Kişi dinini ve dünyasını ancak para ile ayakta tutabilecek, altını gümüşü [parası pulu] olmayan rahat edemeyecek.) [Taberani]

(İnsanın bütün kaygısı midesi olacak, şerefi mal, kıblesi kadın, dini para olacak.) [Sülemi]

(Her asır, öncekinden daha kötü olacak, böylece Kıyamete kadar hep bozulacak.) [Hadika]

(İstanbul fethedilecektir. Bunların kumandanı ne güzel emir, askerleri ne güzel askerdir.) [Hakim, İ. Ahmed, İ. Süyuti]

(Ey dağ, sallanma, üstünde bir peygamber, bir sıddık, iki de şehid var.) [Buhari] (Hazret-i Ömer ve Hazret-i Osman’ın şehid olacağını haber verdi.)

(Ya Osman halife olacaksın, hilafet gömleğini çıkarmak isteyecekler, sakın çıkarma! O gün oruçlu olacak, benim yanımda iftar edeceksin.) [Hâkim] (Aynen vaki olmuştur.)

(İnsanlar temizlikte fazla titiz olacak, vesvese edip dinde haddi aşacaklar.) [Ebu Davud]

(Çeşitli isimler altında şaraplar çıkacak, helal sayılacak.) [İ.Ahmed]

(Ortalık bozulacak, dine uymak avuçta ateş tutmak gibi zor olacak.) [Hâkim]

(Köpek beslemek, evlat yetiştirmekten daha cazip olacak.) [Hâkim]

(Kötü kadınlar, çoğalıp, zina bir toplum içinde yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş [frengi, AIDS gibi] bulaşıcı hastalıklara maruz kalır. Ölçüde, tartıda hile yapılırsa, geçim darlığı baş gösterir.) [Beyheki]

(Erkekler azalacak, kadınlar çoğalacak.) [Buhari]

(Çalgı her yere yayılacak, güvenlik güçleri çoğalacak.) [Beyheki]

(Anarşi ve ölüm çoğalacak.) [İbni Mace]

(İşler, ehli olmayana verilecek.) [Buhari]

(Bu dinin başlangıcı gibi, sonu da garip olacak!) [Tirmizi]

(Sadece tanıdıklara selam verilecek ve yazarlar çoğalacak.) [Hâkim]

(Zengine malı için tazim edilecek, fuhuş yayılacak, piçler çoğalacak. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmeyecek. Kurtlar, kuzu postuna bürünecek.) [Hâkim]

Kıyametin kopması ile ilgili hadis-i şerifler:

(Erkek erkekle, kadın kadınla yetinmedikçe, kıyamet kopmayacak.) [Hatib]

(Lutilik mubah sayılmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Deylemi]

(Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmayacak.) [Buhari]

(Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Deylemi]

(Kötüler dünyaya hâkim olmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Tirmizi]

(Müslümanlarla Yahudiler savaşmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Müslim]

(Allah’a inanan Müslüman kaldığı müddetçe kıyamet kopmayacak.) [Müslim]

Yukarıda bildirilen küçük alametlerin çoğu çıktı. Henüz çıkmamış olan küçük alametlerden bazıları şunlardır:

(Kişi yol kenarında kadınla beraber olacak.) [Hâkim]

(Konuşan hayvanlar olacak.) [Tirmizi]

(Kıyamet alametidir ki, erkek evde yokken kadının yaptıklarını ayakkabısı haber verecektir.) [İ. Ahmed]

Kıyametin büyük alametleri de şunlardır:

(Mehdi gelecek.) [Ebu Nuaym]

(Deccal gelecek.) [İ.E. Şeybe]

(İsa gökten inecek, duman çıkacak, Kâbe yıkılacak.) [Buhari]

(Dabbet-ül-arz çıkacak) [Tirmizi]

(Yecüc ve Mecüc çıkacak.) [İbni Cerir]

(Ateş çıkacak, güneş batıdan doğacak.) [Müslim]

Güneşin batıdan doğmasını, bâtıniler, batılıların Müslüman olması diye tevil etmişlerse de, bu tevilleri bâtıldır. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. Güneş batıdan doğunca, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Fakat bu imanları fayda vermez.) [Buhari]

Gaybı yalnız Allah bilir

Gayb, duygu organları ile veya hesap ile, tecrübe ile anlaşılmayan şey demektir. Gaybı ancak Allah bilir. O, Âlim-ül-gayb [gaybı bilen]dir (Haşr 23) ve Allâmül-guyûb [gaybları en iyi bilen]dir. (Sebe 48)

Bu konudaki birkaç âyet meali şöyledir:

(Allah’ın, gaybları en iyi bilen olduğunu hâlâ anlamadılar mı?) [Tevbe 78]

(De ki: Gaybı bilmek Allah’a mahsustur.) [Yunus 20]

(Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir.) [Hud 123, Nahl 77]

(De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka bilen yoktur.) [Neml 65, Hücurat 18]

Gaybı Peygamberler de bilmez. Bu konudaki birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:

(Ben gaybı da bilmem.) [Enam 50, Hud 31]

(Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır.) [Enam 59]

(De ki: Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim.) [Araf 188]

 

Gaybı cinler de bilmez. Bir âyet meali:

(Cinler gaybı bilselerdi, zelil edici azap içinde kalmazlardı.) [Sebe 14]

Falanca hoca, filanca falcı gaybı biliyor demek küfür olur. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Falcının, büyücünün veya başka birinin gaybdan verdiği haberlere inanan, Kur’an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani]

Allahü teâlâ dilerse, Peygamberlerine bazı gayblarını bildirir. Bu konudaki iki âyet meali şöyledir:

(Allah size gaybı bildirmez; fakat dilediği Peygamberine gaybı bildirir.) [Al-i imran 179]

(Allah gaybı herkese bildirmez; ancak dilediği Resul müstesna, [Mucize olarak ona bildirir.] Çünkü her Peygamberin önünden ve ardından gözcüler [melekler] salar.) [Cin 26, 27]

Hazret-i Musa’nın, ledün ilmine sahip, yani Allahü teâlânın kendisine gaybları bildirdiği bir zata, (Rabbimizin sana öğrettiği doğruyu bulmama yardım edecek hayra götürecek bir ilmi bana da öğretmen için, sana tâbi olmak istiyorum) dediği Kur’an-ı kerimde bildiriliyor. (Kehf 66)

Gaybları bilen, ledünni ilme sahip olan bu zatın Hazret-i Hızır olduğu bildirilmiştir. Resulullah efendimize ise, birçok gayblar bildirilmişti. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Saflarınızı tamamlayın. Çünkü sizi elbette arkamdan da görüyorum.) [Müslim]

(Rükû ve secdeleri düzgün yapın, Allah’a yemin ederim ki, sizin rükû ve secde yaptığınızı arkamdan görüyorum.) [Buhari, Müslim]

(Gözde görmeyi yaratan Allahü teâlâ, diğer uzuvlarda da görmeyi yaratmaya kadirdir. Resulullahın bu mucizesini inkâr eden, Allah’ın kudretini inkâr etmiş olur.) Resulullah efendimizin gündüz aydınlıkta nasıl görürse, gece karanlıkta da aynen gördüğü Buhari’deki hadis-i şerifte bildirilmiştir.

Evet, Allah’tan başka gaybı kimse bilemez. Bilir demek küfürdür. Bir gün Resulullah efendimizin devesi kayboldu. Münafıklar bunu fırsat bilip “Hani göklerden, Cennetten, Cehennemden bahsediyordu. Kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor” dediler. Münafıkların bu sözü Resulullah efendimize ulaşınca, (Vallahi ben ancak Rabbimin bana bildirdiklerini bilirim. Şu anda Rabbim, bana devemin nerede olduğunu bildirdi. Devem, şu anda falanca yerdedir) buyurdu. Tarif edilen yere gidip deveyi bir ağaca bağlı olarak buldular. (Mevahib-i ledünniyye)

Ancak, Allahü teâlâ bildirirse Resulü de, evliyası da bilebilir. Bunun delillerini yukarıda genişçe bildirdik. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Kalbleriniz temiz olsa idi, siz de benim duyduklarımı duyardınız.) [İ. Ahmed, Taberani] (Bu hadis-i şerifteki gibi kalbi temiz olan Hazret-i Ömer, Medine’den İran’daki ordusunu görüp, komutanı Sariye’ye, “Dağa yanaş” dedi. (Ş. Nübüvve)

Yine bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Geçmiş ümmetler içinde vukuundan önce bazı gaybları haber veren keramet ehli zatlar var idi. Ümmetimden de Ömer onlardandır.) [Buhari, Müslim]

 

Hazret-i Ömer’inki gibi başka evliyadan da bir çok keramet görülmüştür. Kur’an-ı kerim bunu bildirmektedir. (Neml 38-40, Meryem 24, Al-i imran 37, Kehf 17,18)

 

Netice: Allahü teâlâ dilediğine gaybı bildirir ve o da gaybdan haber verir. (Avarif-ül-mearif)

 

Alinti : Dinimizislam

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Kıyamet, Kıyamet Alametleri, Tavsiyeler, Yorumlar | 1 Comment »

Gerçeklesen ( Bazı ) KIYAMET Alametleri

Posted by Site - Yönetici Ocak 14, 2009

Kıyamet Alâmetleri.Gerçeklesen ( Bazı ) KIYAMET Alametleri,,İçki İçenlerin Ahiretteki Hali..

Gerçeklesen ( Bazı ) KIYAMET Alametleri

Kıyamet alametleri olarak haber verilen olaylar bu günümüze nasıl uyuyor tam haber verildiği gibi aynen bu gün bu işler heryerde işlenmekte

(Ortalık bozulacak, dine uymak avuçta ateş tutmak gibi zor olacak.) [Hakim]

(Çeşitli isimler altında şaraplar çıkacak, helal sayılacak.) [İ.Ahmed]

(Köpek beslemek, evlat yetiştirmekten daha cazip olacak.) [Hakim]

(Kötü kadınlar, çoğalıp, zina bir toplum içinde yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş [frengi, AIDS gibi] bulaşıcı hastalıklara maruz kalır. Ölçüde, tartıda hile yapılırsa, geçim darlığı baş gösterir.) [Beyheki]

(Erkekler azalacak, kadınlar çoğalacak.) [Buhari]

(Çalgı her yere yayılacak, güvenlik güçleri çoğalacak.) [Beyheki]

(Anarşi ve ölüm çoğalacak.) [İbni Mace]

(İşler, ehli olmayana verilecek.) [Buhari]

(Bu dinin başlangıcı gibi, sonu da garip olacak!) [Tirmizi]

(Sadece tanıdıklara selam verilecek ve yazarlar çoğalacak.) [Hakim]

(Zengine malı için tazim edilecek, fuhuş yayılacak. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmeyecek. Kurtlar, kuzu postuna bürünecek.) [Hakim]

Kıyametin kopması ile ilgili hadis-i şerifler:

(Erkek erkekle, kadın kadınla yetinmedikçe, kıyamet kopmayacak.) [Hatib]

(Lutilik mubah sayılmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Deylemi]

(Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmayacak.) [Buhari]

(Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Deylemi]

(Kötüler dünyaya hakim olmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Tirmizi]

(Müslümanlarla Yahudiler savaşmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Müslim]

(Allah’a inanan müslüman kaldığı müddetçe kıyamet kopmayacak.) [Müslim]

Yukarıda bildirilen küçük alametlerin çoğu çıktı. Henüz çıkmamış olan küçük alametlerden bazıları şunlardır:

(Kişi yol kenarında kadınla beraber olacak.) [Hakim]

(Konuşan hayvanlar olacak.) [Tirmizi]

(Kıyamet alametidir ki, erkek evde yokken kadının yaptıklarını ayakkabısı haber verecektir.) [İ. Ahmed]

Kıyametin büyük alametleri de şunlardır:

(Mehdi gelecek.) [Ebu Nuaym]

(Deccal gelecek.) [İ.E. Şeybe]

(İsa gökten inecek, duman çıkacak, Kâbe yıkılacak.) [Buhari]

(Dabbet-ül-arz çıkacak) [Tirmizi]

(Yecüc ve Mecüc çıkacak.) [İbni Cerir]

(Ateş çıkacak, güneş batıdan doğacak.) [Müslim]

Güneşin batıdan doğmasını, bâtıniler, batılıların Müslüman olması diye tevil etmişlerse de, bu tevilleri bâtıldır. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. Güneş batıdan doğunca, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Fakat bu imanları fayda vermez.)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Kıyamet Alametleri, Yorumlar | Etiketler: , , | 6 Comments »

KIYAMETİN BÜYÜK ALAMETLERİNDEN

Posted by Site - Yönetici Ekim 29, 2008

Kiyametin buyuk alametleri,

KIYAMETİN BÜYÜK ALAMETLERİNDEN

Dâbbetü’l-arz, AIDS, world wide web (www)

Dâbbe, Arapça bir isimdir, yük ve binek hayvanı demektir. İslâm akaidinde/inancında, kıyametin büyük alametlerinden kabul edilen “Dâbbe”ye, yer hayvanı anlamında “Dâbbetü’l-arz” da denildiğini hadis-i şeriflerde görmekteyiz.

Debb ve debîb; hafif yürüme ve debelenme demektir. Hayvanlar ve çoğunlukla haşereler için kullanılır. İçkinin bedene yayılması ve bir çürüklüğün etrafına sirayeti gibi hareketi gözle görülmeyen şeyler için de kullanılır. Dâbbe de debelenen, hareket eden demektir. Şu halde tren, otomobil, bisiklet vb. şeylere lügate göre dâbbe denebilirse de ıstılahta daha çok hayvanlar için kullanılır.

“Allah bütün canlıları (her dâbbeyi) sudan yaratmıştır. Kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Allah şüphesiz her şeye kaadirdir.” (1) âyetinden anlaşılacağı üzere her hayvana dâbbe denir.

“Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların (her dâbbenin) rızkı ancak Allah’a aittir.” (2) âyetinden de anlaşılan budur.

“Dâbbetü’l-arz” da; kıyametin kopmasına yakın, ortaya çıkacağı bildirilen ve kıyametin büyük alâmetlerinden olan bir yaratıktır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de: “Söylenmiş olan (tehdit edildikleri şey) başlarına geldiği zaman onlara, yerden bir dâbbe çıkarırız da, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyler.” (3) buyrulmaktadır.

Bu âyetten anlaşılan, dâbbenin bir hayvan-ı nâtık yâni konuşan bir canlı olduğudur. (4)

Râğıbü’l-Isfahânî, yukarıdaki âyete dayanarak şöyle demektedir: “Dâbbe, tanıdığımız hayvanlara benzemeyen bir hayvandır. Ortaya çıkması kıyamete yakın bir dönemde olacaktır. Bir de denildi ki: Bununla, cahiliyede hayvan mertebesinde olan kötü insanlar kastedilmiştir.” (5)

Müfessirler yukarıdaki âyete (6) dayanarak “Dâbbetü’l-arz”ın kıyamete yakın bir zamanda ortaya çıkacağını söylerler. İbn Ömer’e (r.anhüma) göre, “dâbbe”nin çıkması hadisesi, dünyada iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran hiçbir fert kalmadığı zaman vuku bulacaktır.” İbn Merdûye’nin Ebu Saîd el-Hudrî’den (r.a.) rivayet ettiği bir hadîse göre, aynı şeyi bizzat Peygamber Efendimizin (s.a.v.) kendisinden Ebu Saîd (r.a.) de duymuştur. Bu da, insanın başkalarını iyilik yapmaya teşvik ve kötülükten sakındırma (emr bi’l-ma’rûf, mehy, ani’l-münker) vazifesini terk ettiği zaman Allah’ın, kıyametin hemen öncesinde son ihtar vazifesini görmek üzere bir “dâbbe” meydana çıkaracağını gösterir. Bununla birlikte onun tek bir hayvan mı, yoksa bütün yeryüzünü istilâ edecek bir hayvan türü mü olduğu açık değildir. (7)

Akaid kitaplarına, kıyametin alâmetlerinden biri olarak geçmiş olan “Dâbbetü’l-arz” (8) hakkında Resûlüllah’tan (s.a.v.) şöyle rivayet edilir:

“İlk çıkacak Kıyâmet alameti, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vakti insanların üzerine ‘dâbbe’nin çıkmasıdır. Bu alametlerden hangisi önce belirirse, ötekisi onu kısa zamanda takip edecektir.” (9)

“Üç şey vardır ki bunlar çıktığı zaman, daha önceden iman etmeyen hiçbir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez:

1. Güneşin batıdan doğması,

2. Deccâl,

3. Dâbbetü’l-Arz. (10)

“Dâbbe, yanında Hz. Musa’nın (a.s.) asâsı ve Hz. Süleyman’ın (a.s.) mührü olduğu halde çıkacaktır. Mü’minin yüzünü asâ ile parlatacak, kâfirin burnunu da mühürle damgalayacak. İşte o dönemde yaşayan insanlar bir araya gelecekler ve mü’minle kâfir belli olacaktır.” (11)

Bu mevzudaki rivayetler pek çoktur; ancak hiçbiri mütevâtir olmadığından, Kıyâmet gibi tamamen gaybî olan bir meselede delil olamazlar. Bunun için, “Dâbbetü’l-Arz”la ilgili teferruâtı bir yana bırakıp, Cenâb-ı Allah’ın bizi bununla ilgili olarak Kur’ân-ı Kerim’de bildirdikleriyle yetinmemiz, işin iç yüzünü ve mahiyetini O’na havale edip dabbetü’l-arz’ın kıyamete yakın zuhur edeceğine iman etmek en doğru yoldur. Bununla birlikte: “Gaybın anahtarları O’nun yanındadır. O’ndan başkası onları bilemez… ” (12)

***

DÂBBETÜ’L-ARZ VE AIDS VİRÜSÜ” (13)

Öncelikle belirtmeliyiz ki araştırma; takdire şayan bir gayret ve çalışmanın neticesidir.

Araştırmada evvela bu virüsle ilgili yerli-yabancı basına intikal etmiş bilgi-belge ve vak’alar, yayın organlarının kupürlerinin fotokopileriyle veriliyor… Ardından bu virüsün tarifi/tanımı, kaynağı, gelişme ve yayılma hızı ve saire genişçe anlatılıyor… Sonra da çalışmanın asıl gayesi olan; AIDS’in Kıyâmet alametlerinden dâbbetü’l-arz olabileceğinin te’vil ve teşbihlerle isbatına geçiliyor. Bu virüsü taşıdığı iddia edilen maymunun şekli-şemaili, çıkış yeri ve zamanı, ayrıca hastalığın insan vücudundaki tesiri cihetinden, -Kur’ân-ı Kerim ve hedis-i şeriflerde geçen- dâbbetü’l-arz’ın sıfatları ile tam bir tevafuk gösterdiği iddiasına yer veriliyor.

Araştırmadaki söz konusu te’vil ve teşbihlerdeki tevafuklara gelince…

Bilindiği gibi te’vil ve teşbihlerde, hakiki mana ile mecazi mana arasında bulunması gereken kuvvetli alakalar vardır. Halbuki dâbbetü’l-arz hakkındaki hadislerde/haberlerde dâbbe ile alakalı olarak zikredilen şekil, sıfat, çıkış yeri vs. hususulara yapılan te’vil ve teşbihlerde bu alakalar zayıftır. Mesela dâbbetü’l-arz’ın sıfatları arasında yer alan “Başı bulutlara değer” ifadesinin, bu virüsü taşıyan kişinin uçakta seyahat etmesine delaleti ile te’vili, mücerret bir ihtimaldir.

Ve yine “Peşine düşenin onu yakalayamaması” sıfatının, hastalığın tedavi edilemeyeceği, bu virüsün yakalanıp tesirsiz hale getirilemeyeceği, korunmak için alınan tedbirlerin fayda vermeyeceği… gibi açıklamalarla te’vili de mücerret bir iddiadır. Çünkü bu hastalığın bugün için tedavisinin mümkün olamaması, gelecekte de imkansız olacağını icap ettirmez. Nitekim bir zamanlar veremin de tedavisi mümkün değildi… ve bu sebeple İstanbul’da Sümbül Hoca nam bir zat, ‘verem mikrobunun dâbetü’l-arz olduğuna dair bir risâle yazmış… Fakat bilindiği gibi daha sonraki yıllarda hem aşısı bulunuyor, hem de tedavisi mümkün hale geliyor.

Kısacası her zorluğun bir kolaylığı, her yokuşun bir inişi olduğu gibi, yaşlılıktan başka her derdin de bir devası vardır. Rabbimiz (c.c.), şifası olmayan hiçbir hastalık vermemiştir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz bu hususu şöyle dile getirmişlerdir: “Allah Teala, şifası olmayan hiçbir hastalık yaratmamıştır.”(14) “Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz! Zira Allah (c.c.), ihtiyarlıktan başka dermansız bir hastalık vermemiştir.” (15) Bir başka rivayette de, “İhtiyarlık hariç her hastalığın bir çaresi ve ilacı vardır.”(16) buyurulmuştur. Bu sebepledir ki, mensubu bulunduğumuz yüce dinimiz İslâm, insan sağlığına büyük önem vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde hayatın ve sağlığın insanoğluna Rabbi tarafından verilmiş en büyük emanet ve nimet olduğu belirtilerek bunların korunması emredilmiştir.

Ayrıca bu dâbenin evsafı hakkında varid olan haberlerde, zahirde ihtilaflar vardır. Mesela dâbbenin çıkış yeri ile alakalı olarak sekiz ayrı yer zikredilmektedir. Dolayısıyla yapılan te’vil ve teşbihler, bu değişik haberlerden birine uygun düşse bile, diğerlerine uymaz. Bu itibarla, ortaya konulan te’villerin kat’iyet ifade ettiğini söylemek caiz olmayacağı gibi, müdellel bir ihtimal olduğunu iddia etmek de mümkün değildir.

Hasılı, AIDS’in dâbbetü’ll-arz olarak te’vili, mücerret bir ihtimalden öte gidememektedir. Araştırmacılar da zaten, her te’villeri için “Allah Teala daha iyi bilir” demeyi ihmal etmeyip isabetli bir yol takip etmişlerdir.

Ancak ifade ve izahlardaki basit hatalarla beraber, ileri sürülen ihtimaller ve te’villerin bir kısmı, -zayıf da olsa- hakiki mana ile alakaları sebebiyle, reddedilmekten ziyade reddedilmemeye layıktırlarlar. Meselâ; İmam Şa’rânî (k.s.) hazretlerinin, “İnne hâzihi’d-dâbbeti tahrucu min ecnâdin…” (Şüphesiz bu dâbbe askerlerden çıkar) sözlerine, “1960’larda Birleşmiş Millerler Zâire’ye koruyucu kuvvet gönderdiklerinde, bu virüsü kapan askerler, kendi ülkelerine bu hastalığı taşımışlardır” (GÜNEŞ) haberinin muvafakati gibi…

***

Araştırmada dikkatimizi çeken diğer bazı noktalar…

Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet Alametleri, Yorumlar | 1 Comment »

Kıyâmete yakın yeryüzü manzaraları…

Posted by Site - Yönetici Ekim 5, 2008

cehennem, kafirler,İslâm dininden irtidad etti dönen mürted olan

Kıyâmete yakın yeryüzü manzaraları…

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, öldürme ve zorbalıktan başka bir yolla idareye sahip olunamayacaktır. Gasp ve cimrilikten başka bir yolla zenginliğe, dinden çıkma ve nefsânî arzulara tâbi olmaktan başka bir yolla da diğer insanların sevgisine (arkadaşlık ve dostluğuna) ulaşılamayacaktır.

“Kim bu zamana kavuşur ve zengin olması mümkün iken fakirliğe, sevgilerini kazanma imkânı varken nefretlerine, azîz (haysiyet ve itibar sahibi) olmaya gücü yeterken zillete sabrederse; Allah o kuluna, beni tasdîk eden elli sıddîk sevâbı verecektir.” (Minhâcü’s-Sâlihîn, 4, 1637, Tahâvî rh. rivâyet etmiştir)

***
Bir başka hadîs-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:

• Devlet malı muayyen çevrelerin çıkarı yapıldığı,

• Emânet ganîmet sayıldığı, zekât angarya kabul edildiği,

• İlim, dinden başka bir gâye için tahsil edildiği,

• Kişi karısına itâat edip annesine âsi olduğu,

• Dostunu kendisine yaklaştırıp babasını uzaklaştırdığı,

• Mescitlerde gürültüler başgösterdiği,

• Fâsık kimsenin kabîlenin/toplumun başına geçtiği,

• Aşağılık adamın milletin lideri olduğu,

• Şerrinden korkulduğu için kişiye ikrâmda bulunulduğu,

• Şarkıcı kadınlar ve çalgı âletlerinin yayıldığı,

• Sarhoşluk verici her türlü içkilerin içildiği,

• Ümmetin sonu(nun) öncekileri lânetlediği zaman…

“İşte o zaman (insanlar);
Kızıl bir rüzgâr, zelzele, yere batma, şekil değişimi, taşlanma ve ipi kopan bir tesbîhin tanelerinin birbiri ardınca gitmesi gibi birbirini tâkip eden belâları (kıyâmet alâmetlerini) beklesinler.”
(Tirmizî, Sünen, Fiten, 58)

Her şeyin o kadar açık-net olarak anlatıldığı bir hadis-i şerif ki, ayrıca bir ilave açıklamaya hiç mi hiç gerek kalmamış.
Rabbim cümlemize ve bilcümle Ümmet-i Muhammed’e her alanda dikkat-itina ve hassasiyetle hareket etmeyi nasip ve müyesser eylesin. Amin…

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Kıyamet Alametleri, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: