Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Kutuplarda Namaz’ Category

Vakti bulunmayan namazlar

Posted by Site - Yönetici Nisan 26, 2009

Vakti bulunmayan namazlar

Vakti bulunmayan namazlar

Vakti bulunmayan namazlar

Bilindiği üzere vakit, namazın edâsı için şart, farz olması için de sebeptir ve bu hususta namazla oruç müşterektir. Ancak bir vaktin içerisinde hem o vaktin farzı, hem daha başka namazlar kılınabileceği cihetle namaza zarf olan vakit, oruca mi‘yar (ölçü) olur. Bu sebeple namazda niyeti tayin etmek icap ettiği halde, oruçta lâzım değildir.

HER YERDE BEŞ VAKİT TAM OLARAK GERÇEKLEŞMEZ

Farz olan namazlar için tayin olunan vakitler, mâlum olduğu üzere beştir. Lâkin bu beş vakit, yer kürenin her tarafında tam olarak gerçekleşmediği için, Kur’ân-ı Kerim’de de açıkça belirtilmemiştir. Hâl böyle olunca, insanın aklına hemen şu soru takılmaktadır:zamanında fetvâ olarak gelen meselede olduğu gibi… Mesele şöyledir:
– ‘Ey Şeyh-i kebîr, beş vakit namazdan birisini ıskat eden
(düşüren, hükümsüz bırakan) kimse hakkında ne dersin?’ 
– ‘Dördüncüye mahal olmadığı için üçtür’
dedi. Şeyh-i kebîr de, 

– ‘İşte beş vakit namaz da böyledir’
buyurdu. 
Âlûsi’de, Kehf sûresinin tefsirinde, ‘Bazı ufuklarda Güneş, 6 ay doğar, 6 ay da batar’ diye anlatılmıştır. Nitekim 90 arzı (enlemi) ufkunda böyledir. Bazan da 1 saat kaybolup, hemen doğu tarafından aydınlığı meydana çıkar. Senenin bazı günlerinde Bulgar arzı böyledir. Vakitler namaz için sebep olduğundan, fıkıh âlimleri, (bazı) vakitlerin tahakkuk etmediği yerlerde, (o vakitlere ait) namaz da yoktur, dediler. Onların namazları gibi, oruçları ve zekâtları da bahis mevzuu olması lâzımdır. Bununla beraber, oruca sebep olan ‘ayın görülmesi’ gerçekleştiğinden dolayı, farz olmayacağını söylemek de mümkün olmaz. *   *   *

DECCÂL HADÎSİ VE KUTUPLARDA NAMAZ

Müslim’in rivâyet ettiği meşhur Deccâl Hadîsi şudur:

Bütün bu açıklamalardan sonra gâyet net bir şekilde anlaşılır ki;  

 Allah Teâlâ, “Güneş’in kaymasından gecenin karanlığına kadar (belli vakitlerde) namazı güzel kıl! Bir de kıraatiyle mümtaz olan sabah namazını…” (1) buyararak vakti, namazın farziyetine sebep kılmıştır. 

Ve yine, “… Namaz, mü’minler üzerine belli vakitlerle yazılı kat‘î bir farzdır” (2) âyetiyle de, her namazın vakti belirlenmiş ve her vaktin namazını kendi vaktinde kılmak farz-ı ayn olmuştur. Bu âyet-icelilenin tefsirinde Kaazî Beyzâvî hazretleri “kitâben mevkûtâ”yı, “vakitlerle sınırlı kesin bir farzdır ki, onu vaktinden çıkarmak hiçbir halde caiz olmaz” diye tefsir etmişlerdir.

Bu itibarla farz namazlar ile bunların sünnetleri, vitir namazıyla terâvih ve bayram namazları, vakitleri girmezden önce edâ olunmaz. Zira namazın edâsının şartı olan vakit yok ki, meşrut olan namaz sahih olsun. Fıkıh usûlünde meşhur kâidedir: “İzâ vücide’ş-şartu vücide’l-meşrût”. Yani şart bulunursa meşrut vardır. Biri yoksa öbürü de olmaz.

Edâ, vaktin ilk cüz’ünde olursa, namazın sebebi o vaktin ilk cüz’üdür. Şayet ilk cüz’ünde olmazsa, edânın kavuştuğu herhangi bir cüz’üdür. Eğer edâ, vaktin hiçbir cüz’ünde gerçekleşmezse, sebep, nâkıs yani noksan da olsa vaktin son cüz’üdür. Hatta vaktin son cüz’ünde sağlığına kavuşan bir akıl hastası ile o anda ayılan baygına, temizlenen hayızlı ile nifaslıya, bâliğ olan sabîye ve tekrar Müslüman olan mürtede o namaz farz olur. Ancak vaktin son cüz’ünde edâ mümkün olmayacağı için, kaza ederler. 

*   *   *

 

Peki, bu gibi yerlerde hayatını sürdüren Müslümanlar ne yapacak? Bu vakitlere ait namazlar ne olacak?

İşte İslâm âlimleri, her hususta olduğu gibi, yeryüzünde beş vaktin tamamının bulunmadığı yerlerde yaşayan Müslümanların, o vakitlere ait namazları mevzuunda da nasıl hareket etmeleri icap ettiğine dair ictihadlarda bulunmuş, fetvâlar vermişlerdir. Meselâ başta Nûru’l-izah, Mülteka, Kenz, Meydânî, Merâkı’l-felâh, Dürer, Fetâvâ-yı Hindiye gibi Hanefî fıkhına dair meşhur temel eserlerde hulâsa olarak şöyle denilmektedir:

“Kutup ve kutba yakın beldelerde, senenin en kısa gecelerinde, akşam şafağı kaybolmazdan evvel (sabahın) fecri doğar. Bu ve benzeri yerlerde yaşayanlar, yatsı ve vitrin vaktini bulamazlarsa, onların üzerine o namazlar farz değildir. Çünkü, namazın edâsı için sebep olan vakit yoktur.”

Halebî’de ise bu mesele şöyle açıklanmaktadır:

“Vakit; namazın edâsının şartı olduğu gibi, farz olması için de sebeptir. Öyle ise onsuz namaz farz olmaz. Nitekim es-Sadru’ş-şehîd Burhânü’l-eimme Ömer b. Abdülaziz (v.536/1141)

– Biz, beldemizde yatsı namazının vaktini bulamıyoruz; bu namazı kılmamız gerekir mi?

Bu soruya şöyle cevap verilmiştir:

– Sizin, yatsı namazını kılmanız gerekmez. Zahîreddîn Hasan b. Ali el-Mergınânî (ö. 600/1203) de bu şekilde fetvâ vermiştir.

Yine bu mesele, senenin en kısa gecelerinde, şafak kaybolmazdan evvel fecrin tulu‘ ettiği Bulgar(3) memleketi hakkında, Şemsü’l-eimme Abdülaziz b. Ahmed el-Halvânî’ye (v. 448/1056) sorulmuş. O, yatsı ve vitir namazlarını kaza etmekle fetvâ vermiştir. Sonra bu mesele, Harzem’de Şeyhu’l-kebîr Seyfü’s-Sünneti’l-Bakâlî’ye (ö. 562/1167 veya 576/1180) gelmiş; o da, yatsı namazının farz olmadığı yönünde fetvâ vermiştir. Onun bu cevabı Halvânî’ye ulaştığında, Halvânî, Şeyhu’l-kebîr Harzem camiinde va‘z ederken, cemaat huzurunda ondan bu meseleyi sorması için bir adam gönderdi. O adam gitti ve dedi ki; 

Soranın maksadını derhal anlayan Şeyh, delille onu susturmak ve doğruyu açıklamak için şöyle cevap verdi: 

– ‘Elleri dirsekleriyle birlikte veya ayakları topuklarıyla beraber kesilen bir kimse hakkında ne dersin; onun abdestinin farzları kaçtır?’ Buna cevaben adam, 

Bakâlî’nin bu cevabı Halvânî’ye ulaştığında, onu güzel buldu ve bu hususta ona uydu.”(4) 

***

Sırrı Paşa’nın, bir tefsirinde; asrımızın fâdıl âlimlerinden diye bahsettiği son devir Osmanlı ulemâsından Hacı Mehmed Zihni Efendi, Nimet-i İslâm (sh. 268) isimli çok kıymetli eserlerinde bu meseleye şöyle açıklık getirmektedirler:

Senenin en kısa gecelerinde, akşam şafağı kaybolmazdan evvel fecrin tulû‘ ettiği beldelerin ehli gibi, yatsının ve vitrin vaktini bulamayanlara, o namazlar lâzım (farz) olmaz.

Burada anlatılan beldelerden maksat; soğuk kuzey beldelerinin halkı olan Sekâlibe’dir ki, yazın evvelinden 40 gün Güneş, onların arzını 23 saat aydınlatıp (sadece) 1 saat batar. Lâkin, güneşi uzun müddet görmeyenler olduğu gibi, uzun müddet kaybetmeyenler de vardır

 

Bu hususta İbn-i Âbidîn’in açıklaması şöyledir: “Ben derim ki: Oruç, zekât, hac, iddet, alış-veriş, selem, icâre gibi zamanla sınırlı her ibadet ve muâmelede de yine namaz gibi vakit takdir edilir. Bunun için ilk güne dikkat edip dört mevsimin her birine, günlerinin uzunluğuna-kısalığına göre takdir uygulanır. Şâfiî kitaplarında böyle denilmektedir. Biz de buna kaniyiz, yani bu görüşün doğruluğuna inanıyor ve bunu kabul ediyoruz. Çünkü takdirin aslı, namazlar hakkında ittifakla kabul edilmiştir.” (5) 

 

 

“Nevvâs b. Sem’ân (r.a.) anlatıyor: Biz, ‘Yâ Resûlellah, o (Deccâl) yeryüzünde ne kadar kalacak?’ dedik. Resûlüllah (s.a.v.) buyurdu ki: ‘Kırk gün kalacak. (O kırk gün içinden) bir gün, bir sene gibi; bir gün, bir ay gibi ve bir gün de bir hafta gibidir. Diğer günleri ise, sizin bildiğiniz günleriniz gibi (normal 24 saat) olacak.’ Bunun üzerine biz, ‘Yâ Resûlellah! Bir sene gibi olacak o günde, bize bir günün namazı yeter mi?’ diye sorduk. Resûlüllah (s.a.v.), ‘Hayır! O gün için (her 24 saatte normal) bir günün namaz vakitlerini takdir ediniz’ buyurdu.” (6)

Buraya kadar yani yatsı vaktinin taayyün etmediği yerlerle ilgili olarak kıyası kabul etsek bile, bu, ancak kıyasa aykırı olmayan yerlerde caizdir. Deccâl Hadîsi bu kıyasa muhaliftir. Zira kıyasın caiz olması için, iki hükmün mutlaka birbirine eşit olmaları gerekir. Burada ise eşitlik bulunmuyor. Deccâl Hadîsi’nde sadece alâmet yok; yatsı namazının vaktinin tahakkuk etmediği yerlerde ise hem alâmet, hem de takdire müsait zaman yok. Zira akşam namazının vakti biter bitmez, sabah namazının vakti giriyor. Binaenaleyh bu meselede, yatsı namazı için ayrılacak hususi bir zaman mevcut değildir. Bu itibarla bu ve benzeri yerlerde yaşayan Müslümanlar, şayet yatsı ve vitir namazlarını akşam şafağı kaybolmazdan evvel kılmış olsalar cem’-i takdim, fecr-i sâdık tulu’ ettikten sonra kılsalar cem’-i tehir olur ki, her ikisi de caiz değildir

Şeyh Ekmeleddin hazretleri de, Deccâl Hadîsi ile alâkalı olarak, Meşârık şerhinde naklettiğine göre, Kaadî İyâz hazretleri şöyle demiştir: “Bu hüküm o zamana mahsustur. Şerîat sahibi, onu bize beyan buyurmuştur. Zira bu hususta biz, kendi ictihadımıza bırakılsaydık, o günde namaz, bilinen vakitlerde kılınır ve beş namazla iktifa ederdik.”

Hadîs-i şeriften anlaşılan ise, her namaz için hususi bir vakit takdir edilmesidir ki, o vakit, başka namaz için vakit sayılmayacaktır. Hatta o namaz için ayrılan vakit geçmedikçe, ondan sonraki namazın vakti girmeyecektir. Şayet vakit geçer de, o vaktin namazı kılınmazsa, diğer günlerde olduğu gibi namaz kazaya kalacaktır. Zira, sanki zevâl, gölgenin bir veya iki misli oluşu, Güneş’in batması, akşam şafağının kaybolması, fecr-i sâdıkın doğması bu zaman cüzleri içinde, şerîatin hükmiyle takdiren mevcuttur. Ama akşam şafağı kaybolmadan fecr-i sâdıkın doğduğu yerlerde yaşayan Müslümanlar içinse zaman, ya akşam namazının vakti, yahut ittifakla sabah namazının vaktidir. Bu durumda kıyas nasıl sahih (geçerli) olabilir?

Elleri dirseklerinden, ayakları topuklarından kesilmiş bulunan kimsenin hâli ile bu mesele arasında fark yoktur. Nitekim Bakâlî de bunu söylemiştir. Halvânî ise bu hususta ona muhalif bulunduğu halde, insaf ederek, kendisini tasdik etmiş, onun sözüne dönmüştür. Çünkü el ve ayakları yıkamanın hükmü, şartı bulunmadığı için kalkmıştır. Mahaller, yani yıkama yerleri şartlar demektir. Burada da namazın şartı, hatta sebebi de bulunmadığı için, farz değildir. Abdestte elleri yıkamanın farz olması için, dirseklerden koltuklara kadar; ayaklarda ise, topuklardan yukarı ayak miktarı bir kısmın halef olduğunu (onun yerine geçtiğini) gösteren bir delil nasıl yoksa, bu meselede de akşam veya sabah namazının yahut her ikisinin vakitlerinden bir cüz’ün, yatsı vaktine halef olduğuna işaret eden bir delil yoktur.

*   *   *

Evet, mükellef olan Müslümanlara namaz nasıl icmâ ile beş vakit farz ise, abdestin farzları da yine icmâ ile dörtten az değildir. Lâkin bütün bunlarda, farziyetin şart ve sebeplerinin tamamının bulunması da mutlaka lâzımdır.

Kısacası;

Kutuplarda, meselâ 90 arzı (enlemi) ufkunda olduğu gibi, vakitlerin normal olarak tahakkuk etmediği, bununla birlikte takdire müsait bir zamanın hüküm sürdüğü yerlerde ibâdetler, vakitleri normal olarak teşekkül eden en yakın yerlere kıyas edilerek edâ edilir. Zira buralarda, namazın edâsı için şart olan, takdire müsait bir zaman süresi mevcuttur. (7)

Halis Ece : http://www.bilgicagi.netDİPNOTLAR
(1) İsrâ sûresi, 17/78.
(2) İsrâ sûresi, 17/78.
(3) Bulgar beldesi, kuzeyde Rusların karanlık ve pek soğuk bir şehridir. İbn Âbidîn, Terc. 2, 25.
(4) İbrahim el-Halebî (ö.956/1549), Mukayyed Halebî Sağîr, s. 151.
(5) İbn Âbidîn Terc., 2, 31.
(6) el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2, 31, (Hadis No: 1621) Beyrut, 1351; İbn-i Âbidîn (Terc), 2, 28.
(7) İbn Âbidîn (Terc.), 2, 25-32.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kutuplarda Namaz, Namaz, Yorumlar | 1 Comment »

Kutuplarda Oruç

Posted by Site - Yönetici Eylül 12, 2008

Güneşin Batmadığı Yer - Norveç,Kutuplarda Oruç

Kutuplarda Oruç

Sual: Bazı ateistler, Kutuplarda nasıl namaz kılınır, nasıl oruç tutulur. Buna kimse cevap veremiyor, görüldüğü gibi İslamiyet her asra ayak uyduramıyor diyerek, güya İslamiyet’in bazı meselelere bir çare bulamayacağını söylüyorlar. Bunların etkisi altında kalan, reformist zihniyete sahip bazı mezhepsizler de, Bakın dinde cevap verilmesi gereken meseleler çıkıyor, yeni ictihadlar yapılmalı, Kur’anı her çağda, o asrın teknolojisinin, ilminin ışığında yeniden tefsir etmeli, yorumlamalı diyerek Kur’an-ı kerimi asra uydurmaya çalışıyorlar.

Bunlara nasıl cevap vermeli?

CEVAP

İslamiyet’i gönderen, her şeye gücü yeten, her şeyi yoktan yaratan Allahü teâlâdır. Allah için hiçbir zorluk olmaz. Namaz, oruç gibi dinimizin bütün emirleri, zamana göre değişmez. Hiçbiri de çağın şartlarına ters düşmez. Çünkü dini gönderen Allahü teâlâ, her asırda neler olacağını bilir. Zaten bilmeyen ilah olamaz. Öyle ise Allahü teâlânın gönderdiği dinde noksanlık, yanlışlık olmaz. Noksanlık, bir karıncayı, bir arpa tanesini yaratmaktan aciz olan ateistin kafasındadır.

Tefsir, moda kitabı değildir. Her çağa, her asra göre değişik tefsir olmaz. Dinimiz eksik mi ki tamamlanacaktır? Yoksa fazlalık mı var ki çıkarılacak? Dinde eksiklik ve fazlalık olmadığı için değişik, yeni bir tefsire ihtiyaç olmaz. Çünkü dine yeni bir şey eklemek bid’at olur. Dinimizin emirlerini değiştirmek büyük sapıklıktır. Her çağa, her asra göre değişik tefsir yazmak, değişik yorum getirmek demek, dini her asırda bozmak demektir.

İslam âlimleri, olması mümkün olan her meselenin cevabını bildirmişlerdir. Cevap verilmemiş hiçbir mesele kalmamıştır. Kur’an-ı kerimde, beş vakit namazın vakitleri, çeşitli âyet-i kerimelerde bildirildiği halde, Beş vakit namaz tabirinin geçmeyişinin elbette sebepleri vardır. Bunun hikmetlerinden birisi de, kutuplarda ve kutuplara yakın yerlerde, beş vakit namazın hepsinin vaktinin girmemesidir.

Ayakları olmayan kimse için abdestin farzı dört değil, üçtür. Biri sakıt olmuştur. Bulunmayan ayaklar yerine vücudun başka yerini yıkamak gerekmez.

Zengin, İslam’ın beş şartını da yapmakla yükümlü iken, fakire zekat vermek ve şartları yoksa, hacca gitmek de farz değildir. Şu halde ifa bakımından, İslam’ın şartı zengine göre beş iken, fakire göre üçtür. Fakire de, “Sen İslam’ın beş şartını yapmaya mecbursun” denilemez. Çünkü onda zenginlik şartı yoktur.

Muayyen özrü on gün devam eden bir kadın, her ay on gün namaz kılmaz. Çünkü namaz kılmak için o kadında, hadesten taharet şartı yoktur. Özürden kurtulunca kaza etmesi de emredilmemiştir.

Kısa gecelerde şafak kaybolmadan fecrin tulu ettiği ülkelerde, yatsı ve vitrin vakitleri girmediği için bu namazları kılmak gerekmez. (Nimet-i İslam)

Halebi’de buyuruluyor ki:

Vakit girmedikçe, namaz farz olmaz. Nitekim Sadrüddin Bürhan-ül eimme, (Vakti girmediği için yatsı namazı size farz olmaz) diye fetva vermiştir. Şems-ül-eimme Hulvani, (Vakit girmeyen yerlerde yatsı namazı kaza olarak kılınır) diye fetva vermiştir. Ancak bu fetvayı duyan Harezm’de Şeyh-i Kebir Bakkali, (Vakit girmeyen yerlerde yatsı namazı farz olmaz) diye fetva verdi. İmam-ı Hulvani bu fetva üzerine, Şeyh-i Kebir’e, (Beş vakit namazdan birini kaldıran kimse, kâfir olmaz mı?) diye sordurunca, Şeyh-i Kebir de, (Dirsekleri ile birlikte elleri veya aşık kemikleri ile birlikte ayakları olmayan kimse için abdestin farzı kaçtır?) dedi. Daha sonra, (İşte bir abdest uzvu noksan olana abdestin farzı, dört değil, üç olduğu gibi, namaz vakitlerinden bazısı girmeyen yerdeki Müslümanlara, sadece vakti giren namazlar farzdır) buyurdu. Bu cevap karşısında, imam-ı Hulvani, hakkı teslim edip, önceki fetvasından rücu etti.

Şafii âlimlerin çoğuna göre, yatsı ve sabah namazının vakti girmeyen yerlerde bu namazlar, vakitleri giren en yakın bölgeye kıyas edilerek kılınır.

Hanefi’de vakit, namazın hem şartı hem de sebebi olduğu için, sebep bulunmayınca yani vakit girmeyince, o namaz farz olmaz. Vakit girmeden de kılınmaz. Kaza etmek de gerekmez. Fakat bazı âlimlere göre bu iki namazı kılmak farzdır. İhtiyata riayet etmek çok iyi olur. Bu bakımdan bu iki namaz, (Vaktine yetişip de kılamadığım son yatsı) ve (son sabah namazının farzını kılmaya) diye niyet edilerek kılınmalıdır. Bu iki namazı, vakitlerinin başladığı en son günün vakitlerinde kılmak iyi olur.

Bu iki namaz vaktinin başlamadığı zamanlarda, daha önce vakitlerinin olduğu en son günün vakitlerini esas alarak, normal vakti girene kadar her zaman o vakitte kılınır.

Sual: Ramazan ayı gelince, oruç tutmak farz olur. Ancak seferi olanın, dört mezhepte de oruç tutması farz değildir. Kutuplara ve aya giden Müslüman, seferi ise oruç tutmaz. Geriye dönünce kaza eder.

Kutuplarda buz denizinde yaşayan insan yok ise de, biz var olduğunu düşünelim. Altı ay gündüz, altı ay gece olan yerlerde nasıl oruç tutulacaktır?

CEVAP

Gündüzleri 24 saatten daha uzun yerlerde, mesela altı ay gündüz olan yerlerde, oruca saat ile başlanır ve saat ile bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri 24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak oruç tutulur. (Dürer)

Namazı orucu ay ve güneşin durumuna göre ayarlayan İslam dininde 3-6 ay güneş batmayan ve doğmayan yerlere göre benim bildiğim bir kaide yoktur. Varsa gösterin.

CEVAP

Bizim bildiğimiz veya sizin bildiğiniz dinde ölçü olmaz. Dinde dört tane ölçü vardır. Bu ölçülere uygunsa mesele yok. Yoksa şahıslara göre bence senceye göre hareket edilirse insan sayısı kadar din meydana çıkar.

Yukarıda ki yazıda kaidelerden bahsediliyor ya. Mesela vakit girmedikçe namaz farz olmaz kaidesi bildiriliyor ya. Dinde senet olan kitaplardan naklediliyor. Daha ne kaidesi arıyorsunuz? 6 ay gece veya altı ay gündüz olan yerlerde oruca saatle başlanır deniyor ya. Yarasa güneşi göremiyorsa, güneşin bunda suçu yoktur.

1400 yıl önce Arabistan’da yaşayanlar kutuplar diye bir yer bilmiyorlardı. Bilmediklerine göre bir kaide de koymaları imkansızdır.

CEVAP

Arapların bilip bilmemesi önemli değil ki, önemli olan Allah’ın bilmesi ve Resulünün bildirmesidir. Resulü kaideler bildirmiştir âlimler de buna göre ictihadlarını ortaya koymuşlardır. Din zamanla değişmez. Karanlık ülkelerin olduğunu Arapların bilmemesi de söz konusu değil. İslamiyet Arapların dini değildir, kâinata inmiştir eksik değildir. Dediğiniz gibi eksik olursa suçu Allah’a yüklemiş oluruz, dinimizi niye eksik gönderdi diye. Kaideleri de Araplar değil Allah ve Onun Peygamberi koyar.

İman ve ibadetler değişmez. Kıyamete kadar aynıdır. Değişen fen bilgileridir. Zaman geçtikçe kâmil şeklini alırlar. İslamiyet zaten kâmil olarak gelmiştir ve öyledir ve öyle devam edecektir. Cevap verilemeyecek hiçbir mesele yoktur.

Sual: “Dinimizde her şey bildirilmiş, İslam alimleri her şeyi açıklamışlardır” deniyor. Peki, altı ay gündüz ve altı ay gece olan kutuplarda orucun nasıl tutulacağı, namazın nasıl kılınacağı da açıklanmış mıdır?

CEVAP

Evet onlar da açıklanmıştır. Hanefi’de vakit, namazın hem şartı hem de sebebi olduğu için, sebep bulunmayınca yani vakit girmeyince, o namaz farz olmaz. Vakit girmeden de kılınmaz. Kaza etmek de gerekmez. Fakat bazı âlimlere göre vakti girmeyen namazları da kılmak farzdır. İhtiyata riayet etmek çok iyi olur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri 24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak namazlar kılınır. Vakti girmeyen bu namazları kılarken, (Vaktine yetişip de kılamadığım en son ……. namazının farzını kılmaya) diye niyet edilmesi uygun olur.

Dört mezhepte de seferde oruç tutmak farz değildir. Kutuplara ve Aya giden Müslüman, seferi ise oruç tutmaz. Geriye dönünce kaza eder. Ramazan ayı gelince, oruç tutmak farz olur. Bu bakımdan gündüzleri 24 saatten daha uzun yerlerde, mesela altı ay gündüz olan yerlerde, oruca saat ile başlanır ve saat ile bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan, vakitleri normal teşekkül eden, yani gündüzleri 24 saatten az olan bir şehirdeki Müslümanların zamanına uyularak oruç tutulur. (Dürer)

NOT: Daha kolay anlaşılması için şunu da ilave edelim: 6 ay gündüz veya 6 ay gece olan yerlerde, mesela İstanbul’un namaz vakitleri esas alınıp ona göre namaz kılınır. Oruç için de öyle. Ramazan ayı gelince, İstanbul’un oruç vakitleri esas alınır, o saatte başlanıp o saatte iftar edilir.

Sual: Avrupa’daki bazı Müslümanlar, yatsı ve sabahın vakti girmeyen yerlerde cemaatle nafile namaz kılıyorlar. Bu doğru mudur?

CEVAP

Doğru değildir. Ramazanda kılınan teravih hariç, nafile namazlar cemaatle kılınmaz.

Alinti : Dinimizislam

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Kutuplarda Namaz, Oruç, Soru Ve Cevaplar, Yorumlar | Leave a Comment »

KUTUPLARDA NAMAZ

Posted by Site - Yönetici Nisan 30, 2007

11.Kutuplarda Namaz vakitleri.

Kutuplarda Namaz vakitleri.

Vakit, namazın şartı olduğu gibi, vücubunun da sebebidir. Bu bakımdan, bir yerde namaz vakitlerinden biri veya ikisi bulunmasa, o vakitlere ait olan namazlar, o yer halkına farz olmaz. Bazı bölgelerde yılın bir mevsiminde daha şafak kaybolmadan fecir doğarak sabah vakti girmektedir. Bu gibi yerlerde yatsı namazı düşmüş olur; çünkü yatsının vakti bulunmamıştır. Abdest organlarından birini veya ikisini kaybeden kimse için bu organlarını yıkamak zorunluğunun kalkması da bunun gibidir. Bu şekilde fetva verilmiştir. Bununla beraber bazı fıkıh alimlerine göre, bu gibi yerlerde bulunan müslümanlar da, beş vakit namaz kılmakla yükümlüdürler. Bulundukları yerde bu namazlardan herhangi birinin vakti meydana gelmemiş olsa, o namazı kaza şeklinde kılarlar veya beş vaktin bulunduğu kendilerine en yakın bir bölgenin vakitlerine göre, o namaz için vakit belirleyerek namazı yerine getirmeye alışırlar. Gerçek şu ki, vakit namazın şartıdır, bir sebebi ve bir alâmetidir. Fakat namazın asıl sebebi, Allah’ın bir emri oluşudur ve İlâhî nizamın arka arkaya devam edip gitmesidir. Bu bakımdan bütün müslümanlar, bu beş vakti kılmakla yükümlüdürler. Onun için bunları kılmaları gerekir. İmam Şafiî’nin içtihadı da bu şekildedir. İhtiyata uygun olanı da budur. Uzun zaman güneşin batmadığı veya doğmadığı bölgelerde namaz vakitlerinin böyle takdir edilip edilemeyeceği fikrinde fıkıh alimlerinin ihtilâfı vardır. Bu gibi bölgelerde bulundukları kabul edilen müslümanların oruçları ve zekâtları hususunda yine böyle bir ölçü koymak uygun görülmektedir.

Her gün beş vakit namaz kılmanın pek çok hikmetleri vardır. Biz burada yalnız şu kadarını arzedelim: İnsan sabahleyin sanki yeni bir hayata kavuşmuş, karanlıktan aydınlığa çıkmış olur. Yeni bir çalışma gayreti içine girmiş olur. İnsana bu hayat ve çalışma gücünü veren ve insana başarı sağlayacak olan ancak Yüce Allah’dır. Bundan dolayı insan, bu hayat nimetine şükretmek ve bunu bir hayırla sona erdirmek için mübarek sabah namazını kılmakla yükümlü tutulmuştur.

İnsan sabahdan akşama kadar hayatın nimetlerinden yararlanıyor. Bu zaman içinde devamlı olarak maddî bir çalışma gayreti gösteriyor. Bu bir başarı eseridir. İşte bu başarıya şükretmek ve bu başarının ruhları duygusuzluk ve katılık içinde bırakmasına engel olmak için de öğle ile ikindi namazları farz kılınmışlardır. Akşamın yaklaşması ile, sona ermeye yüz tutan bir günlük yaşayışın ve çalışmanın, ruha zevk veren bir ibadetle sona ermesi, bir mutluluk ve şükür nişanı ve bir kulluk görevi olacağından akşam namazı kılınmaktadır.

İnsan daha sonra uyku âlemine can atacaktır. Ölümün bir çeşidi olan bir bakımdan da huzur ve istirahat devresi sayılan bu âleme varmadan önce bir günlük hayata kutsal bir ibadetle son vermek, bir de, o ölüme benzer âleme İlâhî bir zevk ve uyanıklıkla geçmek, yaratıcımızın mağfiretine sığınmak iyi bir sonuç olacağından da yatsı namazı kılınmaktadır.

Sonuç

Gerek insanın ve gerek çevresindeki bütün varlıkların hayatlarında, doğmak, büyümek, duraklamak, yaşlanmak ve sonra da ölüp gitmek gibi değişik beş safha meydana gelmektedir. Artık büyük bir nimet olan bu safhalara bir karşılık olmak ve insanın maddî çalışmaları ile manevî çalışmaları arasında bir denge kurabilmek için, beş vakitte kılınan namazlardan daha yüksek ve daha faziletli bir çare bulunamaz. Bizleri bu kutsal ibadetle yükümlü olmak şerefıne ulaştıran ikramı çok bol mabudumuza ne kadar şükretsek yine azdır.

Kaynak : Namaz Vakitleri – Ömer Nasuhi Bilmen

BÜYÜK İSLÂM İLMİHALİ

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kutuplarda Namaz, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: