Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘İbadet’ Category

Dünya Ehlinin İbâdeti Ve İbâdetin Tadı

Posted by Site - Yönetici Ocak 19, 2014

9-vahsi-r-a-m-musluman-olusuana-babaya-hutmetana-baba-hakki-copy-jpgss

Dünya Ehlinin İbâdeti Ve İbâdetin Tadı

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Dünya ehlinin hâli, suda yürüyenin hâli gibidir. Suyun içinde yürüyen kişi, ayaklarının ıslanmamasına gücü yetebilir mi?
Bu hadis-i şeriften, bedenleriyle dünya nimetlerine dalıp, kalblerinin dünyadan temiz olduğunu ve bâtınlarının (iç dünyalarının) dünyevî alâkalardan kesik ve uzak oluduğunu iddia ve zannedenlerin cehaleti bilinmekte (ve tarif edilmekte)dir.
Bu (düşünce) şeytanın hilesidir. Belki onlar, oldukları hâl’den çıkarılmış olsalar; ondan ayrılmaktan büyük acılar hissedeceklerdir.
Suda yürümek nasıl ki, ıslanmayı gerektiyor ve en azından ayakların ıslanmasından kaçınmak muhal ve imkansız ise; dünyaya sarılmak ve yapışmak da alâka ve kalbte zulmeti gerektirir.
Kalbin dünya ile beraber alâka duyması, ibâdetin halâvetine (tadını ve zevkini almaya) mânidir.

İbâdetin Tadı

Şeyh Ebû Abdullah Kureşî (k.s.) buyurdular:
-“Bâzı insanlar, salihlerden bir adama şikâyette bulundular. İyilik yaptığı halde kalbinde ibâdetin halâveti ve zevkini bulamadığını beyan ettiler!” O büyük zât:
-“Senin yanında şeytanın kızı var! Senin kalbindedir! O (şeytanın kızı) dünyadır! Babanın, elbette evinde kızını ziyaret etmesi gerekir. Onun evi de senin kalbindir. Şeytanın oraya girmesi ise ancak fesat ve bozgunculuk meydana getirir!

Allâhü Teâlâ buyurdu:
-“Ey Dâvûd! Eğer sen beni seviyorsan, kalbinden dünya sevgisini çıkart! Çünkü benim sevgimle dünyanın sevgisi bir kalbde ebediyyen toplanmazlar!

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/241-243

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbadet | Etiketler: | Leave a Comment »

Teravih Namazının Fazileti

Posted by Site - Yönetici Temmuz 3, 2012

Teravih Namazının Fazileti

Teravih Namazının Fazileti

H.z Ali bin Ebu Talip diyorki : Efendimizden, teravih namazi`nin faziletinden ve verilecek sevaptan sual olundugunda Efendimiz buyurdular ;

1.gecesi teravih kılan, anasından doğduğu gün gibi tertemiz olur.günahtan eser kalmaz,kul ve hayvan hakkı hariç, O haklari yerine getirmek gerekir.

2. gecesi teravih kılan, ana babası imanla ölmüşse Allah onları magfiret eder.

3. gecesi teravih kılan, Bir melek ona nida edip ‘amelin Allah katında makbul oldu,geçmiş günahların bağışlandı ’müjdesini verir.

4. gecesi teravih kılan,  Kuran-ı kerim,bozulmaya ugramamis Allah katinda makbul olan İncil,tevrat ,Zebur ve kitab-i munirleri  okumuş gibi sevaba nail olur.

5. gecesi teravih kılan,Haremi Kabe’de meescid-i nebiy ve aksa’da kılınan namazlar gibi sevap kazanır.

6. gecesi teravih kılan,Beytül-mamuru tavaf etmiş sevabı verilir.taşlar ve ağaçlar onun için istiğfar eder.

7. gecesi teravih kılan, Hz.Musa’nın(a.s.) Firavun ve Hamman’a karşı yaptığı mücadelede Hz.Musa’ya yardım etmiş sevabı verilir.

8. gecesi teravih kılan,İbrahim halilullah’a verilen sevap verilir.

9. gecesi teravih kılan,Allah habib olur.yani Allah o kulunu sever.

10. gecesi teravih kılan,dünyanın ve ahretin hayırlı rızkları ile merzuk kılınır.

11. gecesi teravih kılan,öldüğü gün anasından doğduğu gibi tertemiz rabbina vasil olur.

12. gecesi teravih kılan,mutlu ve kutlu kimse mahşer yerine, yüzü ayınOndørdu  gibi parlak mutlu gelir.

13. gecesi teravih kılan,kıyamet günü Arasat meydanında korkulardan emin olur.

14. gecesi teravih kılan,bütün melekler kıldığı namaza şahadet ederler,o kimse kıyamet günü hesaptan kurtulur.

15. gecesi teravih kılan,Arş ve kürsiyi hamil olan melekler salat ederler.

16. gecesi teravih kılan,cehennemden azâd olduğuna dair berat verilir ve cennete gider.

17. gecesi teravih kılan,Embiya Aleyhisselama verilen sevaptan verilir.Bir teravih mukabili verilen bu mukafatlar cok gørulmemelidir, butun bu mazhariyetlerin neden ileri geldigini bir dusun ! Cumle enbiyaya bu mukafatlar bildirilince; Ummeti muhammede gipta edip “ Ya rabbi keske bizleri ummeti muhammedden kilsaydin “ demislerdir.

18. gecesi teravih kılan,bir melek “ey Allah’ın sevgili kulu Allah senden,anandan ve babandan razı oldu”.der.

19. gecesi teravih kılan,Firdevs-i ala derecesi verilir.

20. gecesi teravih kılan,şehitler ve Salihler mertebesi verilir.

21. gecesi teravih kılan,cennette nurdan bir köşk hazırlanıp ihsan olunur.

22. gecesi teravih kılan, kıyamet günü üzüntü ve sıkıntıdan azad edilmişlerden olur.

23. gecesi teravih kılan,cennette bir şehir bina edilir ve o sehir o kulun ismi ile isimlenir.

24. gecesi teravih kılan,kişinin o gece 25 duası kabul olunur.

25. gecesi teravih kılan,kabir azabı kaldırılır,kabir azabı görmez.

26. gecesi teravih kılan,40 yıl ibadet etmiş sevabı verilir.

27.Bu gece umulur ki Kadir gecesidir.80 yıl ibadet etmiş gibi olur.Korkunc sırat köprüsünden yıldırım gibi geçer.

28. gecesi teravih kılan, cennet-i ala da bin derece verilir.

29. gecesi teravih kılan,bin defa hac edip bin haccı kabul olmuş sevabı alır.

30. gecesi teravih kılan,kula Allah c.c. “Ey kulum,cennetime gir,cennet meyvalarımdan ye,selsebil ırmağında yıkan,Kevser ırmağından su iç,ben senin Allah’ınım sende benim kulumsun”. diye hitap eder.

Kaynak : İmam-ı Gazali Hazretlerinin “Ey Oğul” isimli arapça risalesinden

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Namaz, Ramazan-ı Şerif, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbadet | Etiketler: | 15 Comments »

İbâdetler de on tanedir

Posted by Site - Yönetici Nisan 24, 2010

Kadınlar camiye gidebilirmi

İbâdetler On Tanedir

İbâdetler de on tanedir:

1 Namaz,

2Zekat,

3Oruç,

4Hac,

5Kur’ân-ı Kerim’i okumak,

6Her halde Allah’ı zikretmek,

7HeIal’dan rızık istemek (için çalışmak),

8MüsIümanların hak ve hukukuna riâyet etmek, sohbet hukukuna riâyet etmek,

9Emr-i bil’ma’ruf ve nehyi anilmünker (iyiliği emretmek ve kötülüğü menetmektir),

10Sünnet-i seniyye’ye tâbi olmaktır. Rasûlüllah’ın sünnetine tâbi olmak kurtuluşun anahtarı ve Allah sevgisinin işaretidir. Cenâb-ı Allah, buyurduğu gibi:

De ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı mağfiretle örtsün. Allah gafûr’dur, rahîm’dir.”

Mevlânâ Cami (k.s.) Hazretleri şöyle dedi:

Ey Allah’ın peygamberi Salat-ü selam üzerine olsun senin.

Kurtuluş ve umduğuna kavuşmak, nezdindedir ancak senin.

Gerçi yürüyemedim yolunda senin sünnetinin.

İsyan etti sünnetine senin ümmetin.

İsyan yükünün altındayım sünnetinin.

Uzanmazsa kurtuluş yok bize senin ayağın ve elin.


 

Ruhu’l Beyan Tefsiri Tercümasi . 1.cilt

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Yorumlar, İbadet | Leave a Comment »

Abdestin Fazileti

Posted by Site - Yönetici Mart 28, 2009

Abdestin Duaları,Abdestin Fazileti,Abdest Nasıl Alınır,Abdest_by_onecatisi, Hikâye (insanlara iyilik)

Abdestin Fazileti

Abdestin bozulmasından sonra hemen abdest almak İslamın edeblerindendir.Rasülüllah Efendimiz (s.a.v.) ‘’ Ancak mü’min devamlı abdestli bulunur .‘’

‘’ Bir kimse abdestli bulunmaya devam ederse şehid olarak vefat eder.’’ Buyurmuşlardır.

Tabiinden Kürz bin Vebre (r.a.) vefat ettigi gece karnından rahatsızdı. Abdestli olarak ölüp şehit olmayı arzu ettigi için rahatsızlıgı sebebiyle seksen defa abdest aldı.

İmam-ı Buhari (rh.)’nin rivayet ettigi bir hadis-i şerifte ‘’ Ümmetim kıyamet gününde abdest eserlerinden,alınları ve ayakları parlak olarak davet edilecektir.’’ Buyurulmuştur.

Bir başka hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ‘’ Müslüman bir kul, abdest alıp yüzünü yıkadıgı vakit, gözü ile işledigi her günah yüzünden su ile yahut suyun son damlası ile cıkar.Ellerini yıkarken, elleri ile işledigi her günah su ile yahut suyun son damlası ile ellerinden çıkar. Ayaklarını yıkarken, yürüyerek işledigi her günah su ile yahut suyun son damlası ile ayaklarından çıkar. Kul günahlarından tertemiz çıkıncaya kadar bu böyle devam eder.’’

Büyük Hanefi fakihlerinden Şemsü’l-Eimme Serahsi (r.h.) ‘’ Muhakkak ben bu ilme, tazimim (dinin edeblerine hürmetim ) sebebi ile nail oldum: zira ben abdestsiz elime kagıt almadım.’’ Buyurmuştur. İmam Serahsi (r.h.), kendi yazdıgı Mebsut kitabını okuttugu bir derste rahatsız oldugundan: on yedi defa abdest almışlardır.

Devamlı abdestli bulunan kimseye Allahü Teala yedi şeyi ikram eder :

1-  Melekler onunla beraber olmayı arzu ederler
2-  Amel defterine devamlı sevab yazılır
3-  Azaları tesbih eder.
4-  Cemaatle kılacagı namazlarında ilk tekbiri geçirmez
5-  Uykuya daldıgı vakit Allahü Teala onu insanların ve cinlerin şerrinden muhafaza edecek melek gönderir.
6-  Abdestli bulundukça Allahü Tealanın emanında ( Himayesinde ) olur.
7-  Allahü Teala ölüm sekeratını ( ızdıraplarını ) ona kolaylaştırır. (Nihayetü’l – murad )

Bir Hadis

‘’ Bir kimse abdest alır ve abdestini güzel eylerse günahları bedeninden hatta tırnaklarından bile çıkar.’’ ( Hadis-i Şerif, Sahih-i Müslim )

Alıntı : Fazilet Takvimi 02.02.2009

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbadet, İslam | Etiketler: | 1 Comment »

Mazlumun duâsı

Posted by Site - Yönetici Mart 21, 2009

123 copy

Mazlumun duâsı

Namaz kişinin sığınağı, sıkıntıda olanların, en büyük yardımcısıdır. Çok önceleri, Horasan ilinin çok âdil bir valisi vardı. Adı, Abdullah bin Tahir. Bu valinin jandarmaları birgün bir kaç hırsız yakalamış, vâliye bildirmişlerdi… Getirilirken

hırsızlardan birisi kaçtı. Hadisenin olduğu sırada Hiratlı bir demirci de Nişabur’a gitmişti. Bir zaman sonra evine dönerken, yolu Horasan’dan geçiyordu… Kaçan hırsız olduğunu zannederek, yakaladılar bunu. Diğer hırsızlarla valinin huzuruna çıkardılar… Vâli:

– Hepsini hapsedin! dedi.

Bu suçu olmayan demirci, hapishanede, abdest alıp, namaz kıldı. Ellerini uzatıp:

Yâ Rabbî! Bir suçum olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan ancak sen kurtarırsın!” diye duâ etti.

Bu mazlum demirci böyle yalvarırken, vali evinde uyuyordu. Uyurken dört kuvvetli kimsenin gelip, tahtını ters çevirecekleri zaman uyandı uykudan. Bu rü’yadan çok korktu. Hemen kalkıp, abdest aldı. Namaz kıldı iki rek’at. Tevbe istiğfar etip, tekrar uyudu. Tekrar o dört kimsenin tahtını yıkmak üzere olduğunu gördü ve uyandı. Kendisinde bir mazlumun âhı olduğunu anladı. Gündüz ki hırsızlar hatırına geldi. Acaba içlerinde suçsuz olanlar mı var?

Vâli hemen hapishane müdürünü çağırtıp sordu:

– Acaba bu gece hapishanede mazlum birisi kalmış mı?

Müdür dedi ki:

– Bunu bilemem efendim. Yalnız biri namaz kılıyor, çok duâ ediyor. Gözyaşları döküyor.

– Hemen o adamı buraya getiriniz!

Demirciyi vâlinin huzuruna getirdiler. Vâli hâlini sorup, durumu anladı. Ve dedi ki:

– Sizden özür diliyorum. Hakkını helâl et ve şu bin gümüş hediyemi kabûl et. Ayrıca herhangi bir arzun olunca bana gel!

Demirci cevaben ne dedi biliyor musunuz?

– Ben hakkımı helâl ettim… Verdiğiniz hediyeyi de kabûl ettim. Fakat, işimi dileğimi senden istemeğe gelemem.

– Niçin gelemezsiniz?

– Çünkü benim gibi bir fakir için senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çeviren sahibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına söylemek kulluğa yakışır mı hiç? Namazlardan sonra ettiğim duâlarla beni nice sıkıntılardan kurtardı. Nice muradıma kavuşturdu. Nasıl olur da başkasına sığınırım. Rabbim, nihâyeti olmayan rahmet hazinesinin kapısın açmış, sonsuz ihsân sofrasını herkese açmış iken, başkasına nasıl giderim? Kim istedi de vermedi? Kim geldi de boş döndü? İstemesini bilmezsen, alamazsın. Huzûruna edeple çıkmazsan rahmetine kavuşamazsın…

Tabiî ki, namazın insanı sıkıntıdan kurtarması için şartlarına uygun ve cenab-ı Hakka tam bir tevekkül içinde kılınması şarttır. Allaha tam bir teslimiyet sağınma şeklinde kılınmalıdır. Gerçekten, insan sıkıntıya düştüğünde hemen abdest almalı, namaz kılmalı. Kur’ân-ı kerîm okumalıdır. Tecrübeyle sabittir, böyle yapanların çok kerre, sıkıntılarının hafiflediği görülmüştür. Fakat, kılınan namazın şartlarına uygun olması lâzım.

Mehmet Oruc -365 gun dua

Posted in 365 Gün Dua, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbadet, İbretlik | 2 Comments »

İslam’ın Şartlarından Ramazan Orucu Ve Ramazan-ı Şerif

Posted by Site - Yönetici Eylül 1, 2008

Din Doğru Olarak Nereden Öğrenilir

İslam’ın Şartlarından Ramazan Orucu Ve Ramazan-ı Şerif

Ramazan-ı Şerif ayı, 11 ayın sultanıdır. Ümmet-i Muhammed’in ayıdır. Gündüzleri oruçla, geceleri Teravih namazlarıyla ihyâ edilir. Ramazan-ı Şerif Kur’an ayıdır. Bu itibarla, Kur’an okumasını bilen herkes, bu ayda bir hatim yapmalıdır. Ramazan-ı Şerif ayının evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennem’den âzaddır.

Oruç lügatte, bir şeye karşı kendini tutmaktır. Nitekim Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerîm’de Hz. Meryem’den hikâyeten şöyle buyurmuştur: “Ben, Rahman (olan Allah) için oruç adadım (Yani söz söylememeye nezrettim). Onun için bugün hiçbir kimseye kat’iyyen söz söylemeyeceğim” (Sûre-i Meryem, Âyet 26) Kısaca Meryem vâlidemiz burada, konuşmamayı adadım demek istemiştir.

Dînî ıstılahta ise Oruç; tutmakla mükellef kimselerin niyet ederek, fecrin doğuşundan, imsâk vaktinden güneşin batışına kadar, ibâdet niyetiyle yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmak gibi orucu bozan şeylerden uzak durmak, bunları yapmamaktır.

Oruç, İslâm’ın beş temel şartından biridir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur: “Ey iman edenler! Takvâ üzere olasınız diye, sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi, size de oruç tutmak farz kılınmıştır.” (Sûre-i Bakara, Âyet 183) “Kim o aya (Ramazan ayına) erişirse oruç tutsun” (Sûre-i Bakara, Âyet 185.)

Hâdis-i Şeriflerde de; “Eğer kullar Ramazan ayındaki fazileti bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi” (Mecmau’z-Zevâid, 3/140-14.) “Ramazan ayı gelince, Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır” buyrulmuştur. (Et-Terğib ve’t-Terhîb, 2/92)

Ramazan Orucu, Hicret’in ikinci yılı Şâ’ban ayının onunda, kıble Kâ’be’ye döndürüldükten bir buçuk sene sonra farz kılınmıştır. Gerek Âyet-i Kerîmelerden gerekse Hadis-i Şeriflerden anlaşılacağı üzere, orucun ruhî ve bedenî yönden pek çok hikmetleri vardır. Ancak, hepsinden önce oruç, Rabbimiz Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri’ne itaat ve ibâdettir. Mü’min kul, bu itaatinden ötürü hudutsuz bir şekilde ecir kazanır, Allah’ın rızâsına nâil olur. Çünkü oruç, sadece ve sadece Allah içindir. Allah’ın keremi ise pek geniştir. Kezâ, “Reyyan” denilen ve sadece oruçlulara tahsis edilmiş bulunan Cennetin o hususi kapısından içeri girme hakkı elde edilmiş olur.

Mü’min oruç sebebiyle, daha önce hasbelbeşer işlediği günahlardan dolayı hak ettiği azaptan da kendini uzaklaştırır. Oruç, bir yıldan öbür yıla kadar işlenen küçük günahlara keffarettir. Oruçtan hâsıl olan itaat sebebiyle Mü’min, Allah’ın çizdiği yolda dosdoğru gider. Çünkü oruç, Allah’ın emirlerini tutmak ve yasaklarından sakınmaktan ibâret bulunan takvâyı gerçekleştirir, irâdeyi kuvvetlendirir, gayreti biler, sabrı öğretir, zihnin berraklaşmasına, tefekkürün parlamasına yardımcı olur. Lokman Hekim oğluna şöyle demiştir: “Oğlum, mide dolduğu zaman tefekkür uyur, dil hikmetsiz olur, â’zâlar Allah’a ibâdetten geri kalır.”

Oruç insana, düzen ve disiplin öğretir. Çünkü oruç, oruçluyu muayyen bir vakitte yemeye içmeye mecbur eder.

Oruç, insandaki merhamet ve kardeşlik bağlarını geliştirir. Müslümanları birbirine bağlayan yardımlaşma ve ictimâî tesânüd (sosyal dayanışma) bağlarını kuvvetlendirir. Oruçlu kişinin açlık ve ihtiyaç hissetmesi onu başkalarına iyilik yapmaya sevkeder… Fakirlik, hastalık ve açlık sıkıntıları mevzuunda başkalarının derdine ortak olmaya teşvik eder. Oruç fiilen insanın hayatını yeniler, vücuttaki fazlalıkları atar, mideyi ve hazım organlarını rahatlatır, yiyecek ve içeceklerin bıraktığı kokuları yok eder. Hadis-i Şerifte de buyrulduğu gibi; “Oruç tutan sıhhat bulur”, “Sizlere oruç tutmanızı tavsiye ederim. Çünkü oruç kalplerinizi saflaştırır” (Künz-ül Hakâyık) Oruç, fakirlere karşı şefkatli ve merhametli olmayı öğretir. Çünkü nefis bazı zamanlarda açlığın acısını tadınca, bu acıyı diğer bütün zamanlarda da hatırlayarak, fakirlere karşı merhametli davranmasını temin eder, dolayısiyle Allah indinde güzel bir mükâfata kavuşur.

Hülâsa, yukarıdan beri saymaya çalıştığımız bütün bu faydalı ve güzel hasletleri kazandıran orucun farz olduğu mübârek Ramazan-ı Şerif ayına ulaşmış bulunmaktayız. Bu bakımdan herşeyden önce bizleri bu aya kavuşturan yüce Rabbimize şükretmeliyiz. Zirâ, geçen sene beraber iftar ettiğimiz bazı insanlar, ne yazık ki bu aya ulaşmadılar. Rabbimiz bizleri ve topyekün Ümmet-i Muhammed’i Ramazan ayının rahmet, mağfiret ve feyz deryasından mahrum etmesin, felâha ermeyi nasib ü müyesser kılsın.

RAMAZAN-I ŞERİF AYININ FAZİLET VE ESRÂRI

İmam-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed el-Farûkî es-Serhendî Kuddise Sırruh Hazretlerinden: «Ramazan-ı Şerif ayı büyük bir aydır. Bu ayda nâfile olarak kılınan namaz, zikir, sadaka ve benzerî ibâdetler, diğer aylarda edâ olunan farz ibâdetlerin sevâbı ile eşittir. Bu ayda bir farz ibâdeti edâ eden, diğer aylarda yetmiş farz ibâdeti edâ edenin ecrini alır.

Bir kimse, Ramazan-ı Şerif ayında bir oruçluya iftar ettirirse, günahlarına keffâret olacağı gibi, kendisini de Cehennem azâbından kurtarmış olur. İftar ettirdiği kimsenin sevabından birşey eksilmeksizin, onun sevâbı kadar da kendisine sevap verilir.

Ramazan-ı Şerif ayında, bir kimse kölesinin veya hizmetinde bulunanların vazifelerini hafifletirse, Allah Teâlâ kendisini bağışlar ve Cehennem azâbından âzâd eder. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz Ramazan-ı Şerif ayına girdiği zaman, bütün esirleri serbest bırakırdı. İstek ve ihtiyaç sahiplerine ihsanlarda bulunurdu.

Bir kimse Ramazan-ı Şerif ayında hayırlı işler ve faydalı amellerde muvaffak olursa, bu muvaffakiyeti bütün sene boyunca devam eder. Şayet bu ay, dağınık ve perişanlık içerisinde geçerse sene boyunca, dağınıklık ve perişanlık sürer. Bu bakımdan, mümkün olduğu kadar bu ay içinde cem’iyyet elde etmeye (derlenip toparlanmaya) çalışmak lâzımdır. Bunun için de bu ayı ganîmet bilmelidir. Allah sübhânehû ve Teâlâ Hazretleri, bu gecelerin her birinde, Cehennem azâbına müstehâk olmuş binlerce kimseyi âzâd eder. Bu ay içinde Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, Şeytanlar zincire vurulur ve rahmet kapıları açılır.

İftarda acele etmek, sahuru te’hir etmek sünnettir. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bunun üzerinde ehemmiyetle dururdu. Bu hususa ehemmiyet vermek, âdeta kulluk makâmına münasip bir tarzda ihtiyacını arzetmektir.

Hurma ile iftar etmek sünnettir. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), iftarda şu duâyı okurdu: “Zehebe’z-zamâü ve’b-telleti’l-urûku ve sebete’l-ecru inşâallaâhü teâlâ”. (Meâli: Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, inşâallah ecir de sâbit oldu.)

Bu ayda, Terâvih namazı kılmak, Kur’ân-ı Kerîm’i hatmetmek sünnet-i müekkededir. Bunların neticeleri çok faydalıdır. Allah Teâlâ Habîb’i (s.a.v.) hürmetine cümlemizi muvaffak eylesin.» (Mektûbât, c.1, s. 61)

SABIR VE ŞÜKÜR AYI

Ramazan-ı Şerif oruç ayı olduğu gibi aynı zamanda bir sabır ve şükür ayıdır. Sabır, hem zirvedeki insanların hâli hem de o yolda mesafe katetmeye çalışanların güç kaynağı… Şükür ise, insana bahşedilen duygu, düşünce ve âzâları yaradılış gâyesi istikâmetinde kulanmak… Ramazan-ı Şerif ayı da hem sabrın hem de şükrün; kalb, lisan ve bütün âzâlarla zirve noktasında îfâ edildiği mukaddes bir aydır.

En uzun ömürlüler, en çok yaşayanlar değil, uhrevî bakımdan hayatlarından en çok semere almasını bilenlerdir. İşte Ramazan-ı Şerif ayı böylesine bir ömür sürmek isteyenlerin, acziyet ve fakirliklerini itiraf ile ilâhî hazinelerden bolca istifade edebilecekleri bolca bir zaman dilimidir. Zirâ bu ay, sînesinde “Bin aydan daha hayırlı olan” bir geceyi, yani Kadir Gecesi’ni barındırmaktadır.

İnananlar olarak bize düşen sadece rahmet, mağfiret ve felâh ayı olan Ramazan-ı Şerif’de değil, onun dışındaki günlerde de Rabbimize müteveccih bir hayat yaşayıp bütün bir seneyi Ramazanlaştırmak… İslâm’ın ulvî düsturlarını hayatımıza esas kılmak… Ve Efendimiz (s.a.v.)’in sünnet-i seniyyelerine sımsıkı sarılmaktır.

BATILILARA GÖRE ORUÇ
İlahiyatçı Marienne Meierir şöyle diyor:

“İnsan Allah için yaptığı fedakârlık nisbetinde kulluk zevkini tadıyor. İnsana, Allah için kayda değer bir fedakârlık yapma hissini oruç kadar veren bir başka ibadet düşünemiyorum. Siz Müslümanlar, Rabbinize olan müthiş bir sadakatle, “ye!” deyince yiyor, “yeme!” deyince çekiliyorsunuz. Bilhassa iftar sofrasında, her şey hazırlanırken, onun “ye!” emrini beklemenin heyecanlı zevkini tadıyorsunuz. Bu bizim çok yabancı olduğumuz bir ulvî histir. Ancak bu güzel kulluk heyecanıyla yürekler, hakiki Allah inancını bütün haşmetiyle hissedebilir. Bizim ibadetlerimizde hakim olan; sathîlik, katılık, heyecansızlık ve kuruluktur. Oruçla gelen kulluk zevkini, ben de yaşamak istiyorum.”

Dr. Helga Bühler de şunları söylüyor:

“Açlık grevi ile oruç arasındaki fark, insanın niyetidir. Oruç, pozitif ve istekli bir harekettir. Açlık grevi ise, öfke ve gadaptan kaynaklanır. Bilindiği gibi öfke ve sinirlilik halleri mide asiti üretmekte, mide asiti ise acıkmaya sebep olmaktadır. Dolayısıyla oruçlu kişi açlık hissetmezken, diğeri büyük bir açlıkla karşı karşıyadır.”

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de, asırlar öncesinden bu hakikati şu mübârek Hadis-i Şerifleriyle hülasa olarak ifade buyurmuşlardır: “Oruç tutunuz ki, sıhhat bulasınız” (Tergîb, 2, 83)

RAMAZAN VE KADİR GECESİ GİBİ FIRSATLARI GANİMET BİLMELİ

Mü’min fırsatları iyi değerlendirmelidir. Ömür, bize verilen en büyük nimetlerdendir ve fırsatlarla doludur. Zaman zaman, gaybten bir fırsat treni istasyonumuza uğrar… Fakat biz gaflet uykusundaysak yükünü boşaltmadan gelip geçer. O trenin bazen tekrar geldiği de olur. Fakat sizin ondakilere duyduğunuz ihtiyaç önceki gibi değildir artık.

Haşr günü’nün isimlerinden biri “pişmanlık günü” (Sûre-i Meryem Âyet 39) Bir diğeri de, “aldanma günüdür” (Sûre-i Teğâbûn, Âyet 9) “Ölen herkes pişman olacak… Kötülük yapanlar, kötülüklerinden dolayı: iyilik yapanlar da daha fazla yapamadıkları için” (Sahih-i Tirmizî, Zühd, 64)

Cehennemdekiler, belki de Cehennem ateşinden ziyade, pişmanlık ateşiyle yanıp tutuşacaklar. Fakat, “Ey bizim Rabbimiz! Bizi buradan çıkar; eğer tekrar kötülüğe dönersek, gerçekten biz zalimleriz” (Sûre-i Mü’minûn Âyet 107) “Yâ Rabbenâ! Bizi (dünyaya tekrar) çıkar; yaptığımızdan başkasını yapalım (salih amel işleyelim)” diyerek canhıraşhâne feryatları bir fayda temin etmeyecektir. Zirâ Cenâb-ı Hakk, “Size, düşünebilecek kimsenin düşünebileceği, öğüt alabileceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size Peygamber de geldi. (Fakat siz inanmadınız) O halde tadın! (azabı) Çünkü zalimlerin yardımcısı yoktur” buyuruyor. (Sûre-i Fâtır, Âyet 37)

Hayatta bize sunulan fırsatlar bazen de aleyhimize gibi görülen şeylerde gizlidir. Şartlar, limon gibi ekşi olabilir. Fakat biz su ve şeker ilâve ederek, o limonu limonata yapabiliriz. (Dale Carnegie, Üzüntüsüz Yaşamak Sanatı)

Sesiniz, kasîde okumaya müsâit olmayabilir; üzülmeyin. Zirâ buna rağmen iyi bir âlim olabilir ve güzel sesli bir çok kimsenin düştüğü tuzaklardan selâmette kalırsınız.

Hasta mı oldunuz? Tedaviye çalışmakla beraber bunu aynı zamanda Allah’a iltica ve tazarruya vesile yapıp, mânen istifâde edebilirsiniz. Fakir bir ailenin çocuğu musunuz? Merak etmeyin; zirâ değerlendirebilirseniz, bu sizin lehinize olacaktır. Pek çok zengin çocuğu tembelce oyalanırken, siz ciddî bir çalışma temposuyla vakitlerinizi değerlendirebilirsiniz.

Sözlerimizi, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir Hadis-i Şerifleri ile noktalıyalım: “Mü’minin hâli ne güzeldir. Eğer bir nîmete mazhar olsa şükreder, sevap kazanır. Bir musîbete uğrasa, sabreder yine sevap kazanır.” (Sahih-i Müslim, Zühd, 64) Sabredip, şükredebilenler ne mutlu!

ORUCUN FARZLARI

1- Niyet etmek,

2- Niyetin evvel ve ahir (son) vaktini bilmek,

3- Şafak yeri ağarmadan önceki vakitten güneş batıncaya kadar orucu bozan şeylerden kendini muhafaza etmek.

Oruca başlama zamanına “imsak”, orucu açmaya da “iftar” denir.

ORUCUN KISIMLARI
Oruç altı kısımdır:

1- Farz,

2- Vâcip,

3 – Sünnet,

4 – Mendup,

5 – Nâfile,

6 – Mekruh.

Farz Oruç: Ramazan Orucunun edâ ve kazası, keffaret orucu ve nezredilen (adamak, va”detmek suretiyle borçlanılan) oruçlar.

Vâcip Oruç: Bozulan nâfile orucun kazası.

Sünnet Oruç: Muharrem ayının 9”uncu günüyle beraber Aşure günü yani 10”ncu günü tutulan oruçtur.

Mendup Oruç: Her ayda tutulan 3 gün oruç. O üç günün “eyyam-ı bıyz” (Her ayın 13. 14. ve 15inci günleri) olması da mendupdur.

Nâfile Oruç: Şu zikrettiğimiz oruçlardan başka mekruh olmayan oruçlar nâfiledir.

Mekruh Oruç: Oruç tutulması mekruh olan günler “tahrîmen” ve “tenzîhen mekruh” diye ikiye ayrılır.

a) Tahrîmen Mekruh Olan Oruç: Ramazan Bayramı’nın birinci günü ile KurbanBayramı’nın birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü günleridir. Bu beş günde oruç tutmak, tahrîmen mekruhtur. Buna haram da denilir.

b) Tenzîhen Mekruh Olan Oruç: Muharrem ayının onuncu günü olan (Aşure gününü) yalnızca bir gün olarak tutmak. Yalnızca Cuma günü veya yalnızca Cumartesi günü oruç tutmak gibi.

Oruç ayrıca iki kısımdır:

1- Geceden niyet icap eden: Ramazan’ın kazası, nâfileden bozulan ve gününe gün tutulan oruç, keffaret oruçları, zamanı belli olmayan nezir oruçları. Bunlarda mutlaka geceden niyet şarttır.

2- Geceden niyet icap etmeyen: Ramazan ayında tutulan oruç, zamanı muayyen olan nezir ve nâfile oruçlarda geceden niyet şart değildir.

Gece niyet yapılabildiği gibi gündüzün kaba kuşluğa kadar da niyet yapılır. Ramazan günlerinde ister mutlak oruca niyet edilsin, isterse nâfileye veya başka bir vâcibe niyet edilsin, oruç Ramazan orucu olur.

ORUCU BOZUP SADECE KAZA İCAP ETTİREN ŞEYLER

1- Oruç hatırında iken boğazına birşey kaçmak,

2- Mazmaza (gargara) ederken boğazına su kaçmak,

3- Niyetin vakti geçip öğleden sonra niyet etmek,

4- Unutarak yedikten sonra, orucu bozulmadığı halde bozuldu zannederek yeyip-içmek ve cinsî münasebette bulunmak,

5- Ağzına giren kar veya yağmur suyunu yutmak,

6- Şırınga (iğne) vurdurmak,

7- Burnuna ilaç çekmek,

8- Kulağına yağ akıtmak,

9- Sabah vakti girdiği halde, sahur vaktidir zannederek yemiş olmak,

10- Güneş battı zannı ile iftar etmek,

11- Kusmuğunu ağzından çıkarmayıp yutmak,

12- Kendi tükrüğünü dışarı çıkarıp sonra yutmak,

13- Dişi kanayıp kanı tükrüğünden fazla veya tükrüğü ile müsâvi olduğu halde yutmak,

14- Sigara içmek, buhur yakıp, dumanını boğazına kaçırmak.

ORUCU BOZUP KAZA VE KEFFARET İCAP ETTİREN ŞEYLER

1- Bilerek yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmak,

2- Bilerek sigara içmek,

3- Kil çamurunu veya bunun haricinde yemeği adet edindiği çamuru yemek,

4- Sevdiği bir kimsenin tükrüğünü yutmak.

Yukarıda saydığımız hallerden birisini yapan kimse bozduğu orucu gününe gün kaza edeceği gibi, suçuna keffaret olarak, arasını bölmeden iki ay daha oruç tutacaktır. Yani 61 gün peşpeşe oruç tutması lâzımdır.

ORUÇLU İKEN MEKRUH OLAN ŞEYLER

1- Bir şey tatmak,

2- Zaruretsiz bir şey çiğnemek,

3- Şekersiz sakız çiğnemek, (Şekerli sakız orucu bozar)

4- Zevcesini öpmek,

5- Zevcesiyle sarılmak,

6- Tükrüğünü ağzında birik-tirip yutmak,

7- Kan aldırmak.

ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER

1- Unutarak yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmak,

2- Delirmiş olarak sabahlamak,

3- Ağza gelen balgamı yutmak,

4- Burnunun içine inen akıntıyı çekip yutmak,

5- Kulağa su kaçmak,

6- Dişler arasında sahurdan kalan, nohuttan küçük bir şey yemek,

7- Kendi kendine çok dahi olsa kusmak,

8- Sürme çekmek,

9- Gıybet etmek (Gıybet, orucu bozmaz ancak geriye sevapta bırakmaz).

TERAVİH NAMAZI

Teravih Namazı, Ramazan ayının sünnetidir.

Kadın ve erkeğe sünnet-i müekkede olup yirmi rek’attir. Cemaatle kılmak sünnettir. Tek başına da kılınabilir.

Yatsı namazından sonra, vitir namazından evvel kılınır. Her iki veya dört rek’atte bir selâm verilir. Her selâmdan sonra biraz oturmak sünnettir. Bu esnâda salavât-ı şerîfe, salât-ı ümmiye, âyet veya dualar okunur.

İmam teravih namazı kıldırırken, arkasındaki cemaatin durumunu dikkate alması lâzımdır.

KUR’AN’I KERİM’İN İNDİRİLDİĞİ GECE KADİR GECESİ

“Hakikat Biz onu (Kur’an’ı Levh-i Mahfuz’dan dünya semâsına) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin (o fazilet ve şerefini) sana bildiren nedir? Kadir Gecesi (içinde Kadir Gecesi bulunmayan) bin aydan daha hayırlıdır. Onda melekler ve ruh, Rablerinin izniyle her bir iş için (yani, o seneden gelecek seneye kadar Allah Teâlâ’nın hüküm ve kazâ buyurduğu her emirden dolayı yeryüzüne) iner de iner. O (gece) fecrin tulûuna kadar (yani tan yeri ağarıp sabah oluncaya kadar) bir selâmdır. (O vakte kadar melekler uğradıkları her mü’mine selâm verirler. yani o gece aynı selâmettir.) Sûre-i Kadir

Kur’an-ı Kerim’de Kadir Gecesi’nin kadr-u kıymeti bu ilâhî beyanlarla anlatılıyor. Cenâb-ı Hakk, Ümmet-i Muhammed’e hâs, bir ömre bedel bir geceyle onları taltif ediyor. Kur’an’ın Kadir Gecesi’nde indirildiğini beyân bu gecenin kadir ve faziletinin anlatılmasıda yine onun kıymet ve şerefini açıklamaktadır.

Şâir bunu anlatırken,

“Azîzim bin aya değer
Hilâlin bin aya değer
Yıl var ki, bir güne değmez
Leyl var ki bin aya değer” diyor.

Kısaca, zaman katlanarak değer kazandığı mübârek Kadir Gecesi gibi ilâhî rahmetin coşup zirveye ulaştığı gün ve geceleri anlatmak istiyor.

Bir tek gece; ama bin aydan daha hayırlı, daha bereketli, bir ömre bedel bir gece… Hallâc-ı Mansur hazretleri; “saymak, sıralamaktır” diyor. Kadir Gecesi’nin faziletini bin ayla sınırlamak da öyledir. Zirâ Cenâb-ı Hakk “Bin aydan daha hayırlı”dır buyuruyor ki, bu fazlalığın miktarını da ancak Zâtı bilir.

Mâdem Kadir Gecesi Cenâb-ı Hakk tarafından bizim için bir ihsân-ı ilâhîdir, o halde biz de bizim için olan bu gecenin kıymetini bilmeli ve ona göre hareket etmeliyiz.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “Kim Kadir Gecesi’nde (sevabına) inanarak, ihlâs ile kâim olursa (o geceyi ibâdetle ihyâ ederse) geçmiş günahları bağışlanır” buyurur. (Buhârî, Müslim) Demek ki, bu geceyi değerlendirmenin birinci şartı “kâim olmak” yâni gafletle geçirmemektir. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) Ramazan-ı Şerif ayını ve bâhusus son on gününü diğer gün ve gecelerden daha farklı bir şekilde ihyâ eder, âile efradını da kaldırır, ibâdet hususunda daha çok gayret gösterirlerdi.

Kadir Gecesi’nin Ramazan-ı Şerif ayında, bilhassa son on gününde saklı oluşunun hikmeti, insanların ona güvenip diğer zamanlarda isyâna dalmamaları bir diğer hikmeti de yine buna bağlı olarak, Kadir Gecesi’ne tesadüf etme ümidiyle bütün bir Ramazan ayını ihyâ etmelerini istemek olabilir.

Bir başka Hadis-i Şerif’te de Allah Resûlü (s.a.v.) “Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır” buyurur. Kadir Gecesi’nin gündüzünde de gecesi gibi ibâdet ve tâatten uzak kalınmamalıdır. Zirâ mâlumdur ki, yeryüzünde bir yerde gece olurken, diğer bir yerde gündüz olmaktadır. Böylece her iklimde bulunan, kendi gecesini ihyâ etmek suretiyle aynı hayır ve selâmetten istifade etmektedir.

Mü’minlerin annesi Hz. Âişe (r.a.) şöyle diyor:

– Dedim ki: “Yâ Resûlüllah, Kadir Gecesi’ni bilirsem onda ne (şekilde) duâ edeyim?

Şöyle söyle (duâ et) buyurdu:

– “Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa’fü annî” (Mânâsı: Allahım! Şüphesiz ki sen çok afvedicisin, affı seversin: o halde beni affet) (Tirmizî)

İslâm Büyükleri Kadir Gecesi’nde Allah rızası için kılınacak olan nâfile namazdan sonra 100 defa bu duânın okunmasını tavsiye etmektedirler. Rabbimiz bu mübârek geceye erişip ihyâ ederek; rahmet-mağfiret ve feyzinden â’zamî derecede istifâde edebilmeyi hepimize nasip eylesin.

KADİR GECESİ NASIL ANLAŞILIR?

Kadir Gecesi’nin Ramazân-ı Şerif’in 20’sinden sonraki tek gecelerinde aranmasına dair müteaddit Hâdis-i Şerifler vârid olmuştur. Birinden itibaren tek gecelerde aranmasını tavsiye eden büyükler de vardır. İmâm-ı Şâ’ranî Hazretleri Kadir Gecesi’nin kaçıncı gece olduğunu, Ramazân-ı Şerif’in giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir:

Pazar günü girerse, 28’i 29’a bağlayan gece.

Pazartesi günü girerse 20’yi 21’e bağlayan gece.

Salı günü girerse, 26’yı 27’ye bağlayan gece.

Çarşamba günü girerse, 18’i 19’a bağlayan gece.

Perşembe günü girerse, 24’ü 25’e bağlayan gece.

Cuma günü girerse, 16’yı 17’ye bağlayan gece.

Cumartesi günü girerse, 22’yi 23’e bağlayan gece.

İmâm-ı Şâ’rânî hazretleri 30 sene Kadir Gece’siyle bu târife göre müşerref olmuşlardır. Bir çok ehlullah bu usûlle Kadir Gecesi’ni bulmuşlardır.

Kadir Gecesi’nin bu ay içerisinde hangi gece olduğunun gizlenmesi, müminlerin her geceyi Kadir bilip, her gece çokça ibâdet etmeleri içindir.

Kadir Gecesi’nde hava berrâk ve güzel olur. O gece her şey Allah’a secde eder. Denizlerin suyu bir an için tatlılaşır. Mü’minlerin afv-ı ilâhi ve mağfiret-i sübhanîye mazhar olurlar.

KADİR GECESİ NASIL ANLAŞILIR?

Kadir Gecesi’nin Ramazân-ı Şerif’in 20’sinden sonraki tek gecelerinde aranmasına dair müteaddit Hâdis-i Şerifler vârid olmuştur. Birinden itibaren tek gecelerde aranmasını tavsiye eden büyükler de vardır. İmâm-ı Şâ’ranî Hazretleri Kadir Gecesi’nin kaçıncı gece olduğunu, Ramazân-ı Şerif’in giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir:

Pazar günü girerse, 28’i 29’a bağlayan gece.

Pazartesi günü girerse 20’yi 21’e bağlayan gece.

Salı günü girerse, 26’yı 27’ye bağlayan gece.

Çarşamba günü girerse, 18’i 19’a bağlayan gece.

Perşembe günü girerse, 24’ü 25’e bağlayan gece.

Cuma günü girerse, 16’yı 17’ye bağlayan gece.

Cumartesi günü girerse, 22’yi 23’e bağlayan gece.

İmâm-ı Şâ’rânî hazretleri 30 sene Kadir Gece’siyle bu târife göre müşerref olmuşlardır. Bir çok ehlullah bu usûlle Kadir Gecesi’ni bulmuşlardır.

Kadir Gecesi’nin bu ay içerisinde hangi gece olduğunun gizlenmesi, müminlerin her geceyi Kadir bilip, her gece çokça ibâdet etmeleri içindir.

Kadir Gecesi’nde hava berrâk ve güzel olur. O gece her şey Allah’a secde eder. Denizlerin suyu bir an için tatlılaşır. Mü’minlerin afv-ı ilâhi ve mağfiret-i sübhanîye mazhar olurlar.

KADİR GECESİ’NDE NE YAPILIR?

Bu gece dört rek’at Kadir Gecesi namazı kılınır:

1’inci rek’atte 1 Fatiha 3 Sûre-i Kadir (İnnâ enzelnâhü fî leyletil Kadr ve mâ edrâke mâ leyletül Kadr leyletül Kadri hayrun min elfi şehr tenezzelül melâiketi verrûhu fîhâ biizni Rabbihim min külli emrin selâm hiye hatta metla‘ı-l fecr)

2’inci rek’atte 1 Fâtiha 3 Sûre-i İhlâs, (Kul hüvallahû ehad allahüssâmed lem yelid ve lem yûled ve lem yeküllehû küfüven ehad)

3’üncü rek’atte 1 Fatiha 3 Sûre-i Kadir,

4’üncü rek’atte 1 Fâtiha 3 Sûre-i İhlâs okunur.

Namazdan sonra okunacaklar:

1 defa, “Allâhüekber Allâhü ekber. Lâ ilâheillallâhü vallâhü ekber. Allâhü ekber ve lillâi’l-hamd.”

100 defa Sûre-i İnşirah (Elemneşrah leke sadrâk ve vezağnâ anke vizrâk ellezî en kaza zahrâk verafeğnâ leke zikrak fe inneme‘al usri yüsran inneme‘al usri yüsrâ fe izâ ferağte fensab ve ilâ Rabbike ferğâb)

100 defa Sûre-i Kadir (İnnâenzelnâhü…)

100 defa da Resûlüllah Efendimiz’in Hz. Âişe vâlidemize öğrettiği “Allahümme innekeafüvvün kerîmün tühibbü’l-afve fâ’füannî” duâsı okunup, ondan sonra duâ edilir.

Mümkünse, kandil gecesi olması hasebiyle bir de Tesbih namazı kılmalıdır

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Oruç, Ramazan-ı Şerif, Türkiye, Yorumlar, İbadet | Leave a Comment »

Tesbih Namazı, Fazileti ve Kılınış Usûlü

Posted by Site - Yönetici Mayıs 16, 2008

Tesbih Namazı, Fazileti ve Kılınış UsûlüAsker,mehmetcik

Tesbih Namazı, Fazileti ve Kılınış Usûlü

Tesbih namazı, tesbih edilerek kılınan bir namazdır; menduptur, yani sevabı çok olan nafile namazlardan biridir.

Arapça bir kelime olan “tesbih”, Allah Teâlâ’yı noksan sıfatlardan tenzih, kemâl sıfatlarla tavsif etme ve ululama manasına gelir. Dört rek’at olan bu namazda üçyüz defa “Sühhânallâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vellâhu ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym” dendiği için bu ismi almıştır.

Tesbih namazının muayyen-belli bir vakti yoktur. Kerahet vakitlerinin dışında her zaman kılınabilir. Bununla birlikte Cuma ve Pazar akşamları ve sair mübarek gün ve gecelerde kılınması daha faziletlidir. Bu namazı dört rek’at olarak kılmak caiz olduğu gibi, iki rek’atın sonunda selam vererek ayrı ayrı ikişer rek’at halinde kılmak da caizdir.

Tesbih namazı tevbenin, istiğfarın en büyüğü… Sadece kavlen/dille-sözle değil, bütün vücutla fiilen yapılanıdır. Yani fiilî istiğfardır. Ecri-sevabı çok büyüktür. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), amcası Hz. Abbas’a (r.a.), “Bu namazı kıldığın vakit günahının öncesi ve sonrası, yenisi ve eskisi, hatâen ve kasten (bilerek-bilmeyerek) yapılanı, küçüğü ve büyüğü, gizlisi ve aşikâr olanı mağfiret edilmiş olur…” (1) buyurmuşlardır.

Tesbih namazı hakkında Kur’an’da geçen herhangi bir ayet yoktur; ancak bu namaz hakkında Resûlüllah Efendimiz’den (s.a.v.), yukarıda da bir kısımını zikrettiğimiz hadis-i şerif varid olmuştur. Hazret-i İkrime’den ve o da Hazret-i İbn Abbas’tan (r.anhüm) rivâyet etmişlerdir ki, Resûlü Ekrem Efendimiz (s.a.v.) muhterem amcaları Hazret-i Abbas’a (r.a.) hitaben Tesbih Namazı ile alakalı dikkat çekici şu tavsiyelerde bulunmuşlardır:

“Ey Abbas! Amcacığım! Sana bir şey vereyim mi, sana bir bağışta bulunayım mı? Sana bir özellik tanıyayım mı? Sana on haslet ölçüsü vereyim mi? Sen bu on hasleti yerine getirdiğin zaman, Allah senin geçmiş ve gelecek, eski ve yeni, bilerek veya bilmeyerek yaptığın, gizli veya aşikâr yapılan, küçük büyük bütün günahlarını affeder, bağışlar. Bu on haslet şunlardır:

“Dört rek’at namaz kılarsın, her rek’atında Fatiha suresini ve başka bir sure okursun. Birinci rek’atta kıraatı bitirdikten sonra, ayakta iken on beş defa: ‘Sübhânellâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vellâhü ekber (velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym)’ dedikten sonra rükua varırsın ve aynı tesbihi on defa rükûda söylersin. Sonra başını kaldırıp, ayakta on defa söylersin. Sonra secdeye gider on defa orada söylersin. Birinci secdeden sonra iki secde arasındaki oturuşta on defa söylersin. İkinci secdeye vardığında yine on defa ve başını secdeden kaldırınca da on defa söylersin. Böylece bir rek’atta yetmiş beş defayı tamamlamış olursun.

“Ey amcacığım! Eğer güç yetirebilirsen, her gün bu namazı bir defa kılarsın. Buna güç yetiremediğin takdirde, her cuma bir defa kılmaya çalışırsın. Bunu da yapamazsan, her sene bir defa kılmaya çalış. Bunu da yapamazsan hiç olmazsa ömründe bir defa olsun kıl.” (2)

TESBİH NAMAZININ KILINIŞI

Tesbih namazı 4 rek’attir. Bu namazda 300 defa şu tesbih okunur:

“Sübhânellâhi velhamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vellâhü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym.”

Bu tesbih, namaz içinde şöyle okunur:

15 kere Sübhâneke’den sonra (Fâtiha ve zamm-ı sûreden önce),

• 10 defa Eûzü Besmele, Fâtiha ve zamm-ı sûreden sonra,

10 defa Rükûda,

10 defa Rükûdan kalkınca ayakta (kavmede),

10 defa Birinci secdede,

10 defa İki secde arasındaki oturmada (celsede),

10 defa İkinci secdede,

Birinci rek’atte okunan bu tesbihlerin adedi 75’tir. İkinci rek’atte aynı sıralama ile yine 75 defa okunur. Üçüncü ve dördüncü rek’atler de böyle kılınır. (3)

Bütün namazlarda olduğu gibi, tesbih namazında da, Kur’an’dan bir şey okunacağı zaman, Kur’ân-ı Kerim’in herhangi bir yerinden okumak mümkündür. “Şu sure okunmaz veya mutlaka şu sureyi okumak gerekir” diye bir şart yoktur. Ancak İbn Abbas’a (r.a.), “Bu namaz için belirlenmiş bir sûre biliyor musun?” diye sorulunca, “Evet, et-Tekâsür, el-Asr, el-Kâfirûn, ve el-İhlâs” diye cevap vermiştir.(4)

***

Tesbih Namazı, kılınması teşvik edilmiş bir namazdır. Bunu alışkanlık haline getirmek müstehaptır. Tembelllik etmemek lâzımdır.

Kılmasını bilmeyenlerin de istifade etmesi, öğrenmeleri maksadıyla cemaatle de kılınabilir. Cemaatle kılınırsa imam olacak kimse bu namazı kılmayı evvela nezreder ve namazı kıldırırken kıraatı ve tesbihleri her yerde cehrî (sesli) okur. Cemaat ise sükut eder, dinler. (5)

Tesbih namazında yanılma olursa, sehiv secdesinde bu ilave tesbihlerin okunması gerekmez. Namaz kılan aklında bu tesbihlerin sayılarını tutabiliyorsa, bastırarak da olsa parmakları ile saymaz.

DİPNOTLAR

(1) Mehmed Zihni Efendi, Nimet-i İslâm, İstanbul, 1398, s. 632.
(2) Tirmizî, Vitir, 19; İbn Mace, ikâme, 190; Ebû Dâvud, Tatavvu, 14; et-Tergib ve’t-Terhib, I, 467, 469.
(3) Tesbih namazının bu kılınma usûlü, Tirmizî’nin el-Câmii’nde İmam-ı Azam Ebû Hanife’nin (rh.) talebelerinden Abadullah b. Mübarek’ten (r.aleyh) rivayet ettiği şekle göredir.
(4) el-Fetâva’l-Hindiyye, Mısır 1323, I, 119.
(5) İbn Abidîn, Reddü’l-Muhtar, Mısır, 1966, II, 27; Muhtasar İlmihal, Hasan Arıkan, Fazilet Neşriyat, İstanbul, yyy., s. 95-96; Mehmed Zihni Efendi, Nimet-i İslâm, İstanbul, 1398, s. 632)

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbadet | Etiketler: , | 2 Comments »

Kadınlar camiye gidebilirmi ?

Posted by Site - Yönetici Nisan 7, 2008

Kadınlar camiye gidebilirmi

“Benim arzum, namazını evde kılmandır”

Hanım sahâbîlerden Âtike bint-i Zeyd radıyallâhü anhâ, cennetle müjdelenen yani aşere-i mübeşşereden Said Bin Zeyd‘in (r.a.) kız kardeşidir. Abdullah bin Ebî Bekir (r.a.) ile evliydi.

Âtike (r.anhâ) ismi ile müsemmâ bir insandır. “Her şahsın, isminden bir nasîbi vardır” denildiği gibi, o da fizîken de ahlâken de son derece güzeldi. Âtike, güzel ve temiz kadın demektir.

Kocası Hz. Abdullah‘ın vefatından sonra, iddeti biter bitmez, onu isteyenler çok oldu. O ise eşinin vefatından sonra evlenmeyeceğine dair Abdullah’a söz vermişti. Hayat yükünü kaldıracak bir bahçe bağışlamıştı eşi kendisine. Onu istemeye gelenlere özür beyan ederek teklifleri reddediyordu. Hz. Ömer (r.a.) de tâlip olanlar arasındaydı. Ona da eşine verdiği sözü ve bahçe bağışını hatırlatarak reddetti. Hz. Ömer kendisine mektup yazarak “Sen Allâh’ın sana helâl kıldığını haram mı addediyorsun?” dedi ve bu mevzûda düşünmesini istedi. Âtike (r.anhâ) Hz. Ali (r.a.) ile istişâre etti. Hz. Ali, bahçeyi eşinin âilesine iâde edip evlenmesinin münasip olacağını söyledi. O da Hz. Ömer ile evlendi.

Âtike (r.anhâ), Mescid-i Nebevî‘de namaz kılmayı çok arzu ediyor, her defasında Hz. Ömer‘den izin istiyordu. O da, “Biliyorsun ki benim arzum, evde kılmandır!” diyerek, evde kılmasının faziletini anlatmaya çalışıyordu.

Hz. Âtike, izin istemeye devam ediyor; izin verilince çıkıyor, verilmeyince de evde kılıyordu. Hz. Ömer’in şehit edilmesinden dolayı çok üzüldü… Ondan sonra onun hâtırasına hürmeten, ibâdetlerini evinde yapıp mescide gitmedi. (1) İbn Abdi’l-Berr, el-İstiâb, 1/548.
***

MESELENİN FIKHÎ YÖNÜNE GELİNCE

Bu hususta İbn Âbdîn‘de şu ifadeler yer almaktadır: “Kadınların cemaatlere gitmeleri; cuma, bayram ve va’z-sohbet için bile olsa, mutlak surette mekruhtur. Velev ki ihtiyar olsun ve geceleyin gitsin!“ Bu satırları açıklayan İbn Abidin (rh.) hazretleri diyor ki: “Velev ki ihtiyar olsun ve geceleyin gitsin’ ifâdesi mutlak beyândır. Yani genç olsun ihtiyar olsun, gündüz olsun gece olsun kadının cemâata gitmesi mekruhtur.” (2)

Yukarıda naklettiğimiz bu hüküm, müteahhirîn ulemasının tercihidir ve tabii müftâbih olan da budur. Bununla birlikte yine bilindiği üzere mütekaddimîn alimlerinin görüşü -yaşlı kadınlarla ilgili- biraz daha farklı ve musâmakârdır. Yani onların belli zamanlarda belli maksatlara binaen usûlüne uygun olarak cemaate iştirak etmelerini caiz görmüşlerdir.
***

Demek ki takvayı hedef alan, gayesi rıza-i ilahi olan Müslümün hanımlarımızın camilere-cemaate gidememelerinden dolayı üzülmelerini gerektirecek bir durum yok.
Ayrıca yine bilinmesinde fayda var: Dünyada üç mescidin dışında ziyarat maksadıyla sefere çıkılacak bir mescit yoktur. Onlar da; Mekke’de Mascid-i Haram, Medine’de Mescid-i Nebî, Kudüs’te Mescid-i Aksâ’dır. Bunların haricindeki bütün mecitler ise, ister büyük olsun ister küçük, hepsi müsavidir, manevi derece bakımdan birbirlerine üstünlükleri yoktur.

Ama maalesef bu durumu bilmeyen, işin şuurunda olmayan “avam” Müslümanlar böyle düşünmüyor ve durmadan cami cami dolaşıyorlar; özellikle de Ramazan aylarında, mübarek gün ve gecelerde… Dolayısiyle hiç de hoş olmayan manzaralarla sık sık karşılaşıyoruz.
Tabii bunların yanında bir de “eşitlik (!)” adına erkeklerle aynı safta namaz kılmaya kalkışan, Cuma kılmaya hatta kıldırmaya yeltenen, cenaze namazlarında ön saflarda yer alanları hiç bahis mevzuu etmiyorum. Onların zaten konuşulacak-tartışılacak bir yönü-yanı yok. Rabbim, niyeti halis ve de hidayete kabiliyeti olanlarına hidayet buyursun.
***

İŞİN ÖZÜ TAKVÂDIR

Muhammed bin Yûsuf, Süfyân-ı Sevrî hazretlerine iltifat olarak;

— Sen gece uyurken bile, insanların senden bahsettiğini görüyorum, demişti.

Hazret-i Süfyan (k.s.) şu karşılığı verdi:

— Sus! İşin özü takvâdır, şöhret değil…

DİPNOTLAR
(1) İbn Abdi’l-Berr, el-İstiâb, 1, 548.
(2) Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr (Terc.), Şamil Yay., İst., 1982, 2, 419-420.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kadın - Bayanlar İçin, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbadet | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

ŞU DÖRT ŞEYİ YAPMADAN UYUMA

Posted by Site - Yönetici Nisan 5, 2008

20120603_194237 copy.jpgcv

EY AİŞE! GECELERİ ŞU DÖRT ŞEYİ YAPMADAN UYUMA

BİRGÜN RESULULLAH EFENDİMİZ HZ. AİŞE ANNEMİZE ŞÖYLE BUYURDU:

‘ EY AİŞE!GECELERİ ŞU DÖRT ŞEYİ YAPMADAN UYUMA:

1-KURAN’I HATİM ETMEDEN

2-BENİM VE DİĞER PEYGAMBERLERİN ŞEFAATLERİNE KAVUŞMADAN

3-MÜMİNLERİ KENDİNDEN HOŞNUT ETMEDEN

4-HAC ETMEDEN

AİŞE ANNEMİZ ‘ ANAM BABAM SANA FEDA OLSUN,BEN BUNLARI BU KISA MÜDDET İÇİNDE NASIL YAPARIM?DEYİNCE RESULULLAH TEBESSÜM ETTİ VE:

YA AİŞE ONDAN KOLAY NE VAR?

1-ÜÇ İHLAS BİR FATİHA OKURSAN KURAN’I HATİM ETMİŞ OLURSUN

2-BANA VE DİĞER PEYGEMBERLERE SALAVAT GETİRİRSEN ŞEFAATİME KAVUŞURSUN

3-MÜMİNLERİN AFFINI DİLERSEN ONLARI HOŞNUT EDERSİN

4-SUBHANALLAHİ VELHAMDÜLİLLAHİ VELA İLAHE İLLALLAHİ VAHDEHU LA ŞERİKE LEK.LEHÜL MÜLKÜ VELEHÜL HAMDÜ VE HÜVE ALA KÜLLİ ŞEYİN KADİR TESBİHİNİ OKURSAN HAC SEVABI GİBİ SEVAP KAZANIRSIN’ BUYURMUŞTUR.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kur`anı Kerim, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbadet | Leave a Comment »

Gözyaşlarınızı tutamayacaksınız-On Çin’li

Posted by Site - Yönetici Mart 31, 2008

Gözyaşlarınızı tutamayacaksınız-On Çin’li

Resûlullah (s.a.v.) rüyamda göründüler ve: “Bugün burada bir çinli vefat edecek, onun

cenazesi ile ilgilenin.” buyurdular.

Bundan altı, yedi ay önce Çin’in değişik bölgelerinden on kişi İstanbul’a gelir. Bu on kişi sıradan insanlar değildir.

Bunların ortak özelikleri yeni Müslüman olmalarıdır. Umre için İstanbul üzerinden Arabistan’a gideceklerdi. Hepsi de yeni Müslüman olmuş. Kimi yirmi gün önce, kimi bir ay, en uzağı iki ay önce Müslüman olmuştu. Ne yeterince İslâmî bilgileri vardı, ne de yapacakları umre ile ilgili bir bilgileri.

Yanlarına, kendilerine yardımcı olacak, hem Çince’yi, hem Arapça’yı iyi bilen, hem de İslâmî bilgisi olan birini rehber olarak alacaklardı.

Mevlâ’mızın takdiri, Türkistan’daki Çin zulmünden kaçıp İstanbul’a yerleşmiş bir Uygur kardeşimiz, bu on Çinliye rehber oldu. Bundan sonra hâdiseyi bu kardeşimizden dileyelim.

Bahsi geçen kardeşimiz şu anda bizim yanımızda bulunmaktadır.

– “Yeni Müslüman olmuş bu on Çinli ile birlikte yola çıktık. Kısa zamanda aramızda iyi bir dostluk kuruldu. Yeni mü’min olmuş bu insanlar, büyük bir heyecan yaşıyorlardı.

Hiçbirinin İslâmî bilgisi yoktu. Hatta namazda okuyacakları sûreleri bilmedikleri gibi Fatiha’yı bile bilmiyorlardı. Bazı zikirleri yaptırmaya çalışıyor, ancak Çince telâffuz zor olduğu için zikirleri tam okuyamıyorlardı.

Namazlarda sadece “Elhamdülillah, Allahu Ekber” diyebiliyorlardı. Bana sormuşlardı “Ne yapalım?” diye.

Ben de onların kimine “Elhamdülillah“, kimine “Lâ ilâhe illallah” ve benzeri zikirleri öğretmeye çalışıyordum. Onlar da namazlarda bunları söylüyorlardı.

Önce Mekke’ye gittik. Kâbe’de onların hâli görülmeye değerdi. Yeni doğmuş çocuklar misali heyecan ve neşe içinde, kâh ağlıyor, kâh gülüyorlardı.

İsimlerini değiştirmiştik: Muhammed (Çan Çing) Hasan, (Çun Fang) gibi her biri yeni ismi ile çağırılıyordu. On Çinli kardeşimizden biri olan Muhammed de bir farklılık vardı. Bu durum dikkatimi çekmişti. Her namazını gözleri yaşlı olarak bitiriyordu. İyice dikkat ettim. Evet, Muhammed namazlarında ağlıyordu. Bana da sürekli sorular soruyorlar, İslâm hakkında bilgi ediniyorlardı. Ben de bildiğim kadarıyla onlara bilgiler veriyordum.

Bir gün Muhammed sordu:

– İçki nedir, İçkiye dinimiz nasıl bakar?

– Rabbimiz içkiyi kesin olarak yasaklamıştır, içilmesi, yapılması, taşınması, satılması yasaktır.

Kaldığımız otele gelmiştik. Muhammed bir telefon edeceğini söyledi ve ona memleketine telefon etme imkânı sağladık. Çin’deki kardeşini arıyordu, kardeşine aynen şöyle diyordu:

– İçki fabrikamızı kapat, Allah’ımız öyle emretmiş. Bize bu emre uymak düşer. Kardeşi bunu yapamayacağını, birçok bağlantısının olduğunu, durup dururken, kapatırlarsa, yüz binlerce dolar zarar edeceklerini, hiç olmazsa kendisine biraz zaman vermesini söyler. Fakat Muhammed kararlıdır:

Allah emretmiş, bize uymak düşer. Fabrikayı hemen kapat, ben gelince borçları hallederim.

İçki fabrikası kapanıyor. Mekke’deki ibadetlerimize devam ediyoruz.

Yine bir gün bana sordukları sorularda çıkardıkları bir neticeyi açıklarlar:

– Kadın modası, kadınları yarı çıplak resmetmek gibi faaliyetler de dinimizde yasak mıdır?

– Evet yasaktır. Aynı gün ötele geldiğimizde yine Çin’i aradı ve bu sefer de kardeşine moda evinin kapatılması emrini verdi. Kardeşi yine itiraz etti, ancak Muhammed ne itiraz dinledi, ne de kararından vazgeçti.

Rabbimiz emretti ise, bize bu emre uymak düşer. Mekke’deki ziyaretimizi bitirdik ve Medine’ye gittik.

Medine’de bir sabah namazı. Efendimizin “Burası cennet bahçesidir.” buyurduğu yerde sabah namazının fazını kılıyoruz.

Muhammed benim yanımda. Diğer Çinli kardeşlerimizle aynı saftayız. İlk secdeye varıyoruz, secdeden kalkıyoruz, ikinci secdeye varıyoruz, sonra kıyama kalkıyoruz. O da ne?

Muhammed hâlâ secdede, kalkmadı. Tekrar secde ediyoruz, ettahiyyatı okuyoruz ve selâm veriyoruz. Muhammed hâlâ secdede. Düşündüm ki, yorgunluktan ve uykusuzluktan bazen insana bir geçkinlik geliyor, Muhammed’e de secdede böyle bir şey oldu, uyudu. Elimi uzattım, omzuna dokundum ve hafifçe çekeyim dedim ki,

sağ tarafının üzerine yuvarlandı. Muhammed’in ölmüş olabileceğini düşündüm. Olay duyulmuştu. Görevliler müdahalede bulundular, dışarı çıkardılar, bir ambulansa koyarak hastaneye götürdüler. Biz de gittik. Hastanedeki ilk muayenede çoktan vefat ettiğini söylediler. Muhammed’i hastanenin morguna kaldırdılar.

Çinli kardeşlerimle birlikte hastanenin önünde ne yapacağımızı bilemez bir hâlde üzüntü içinde bulunuyorduk. O sırada bir araba ile makam mevki sahibi bir zat geldi. Herkes onu hürmetle karşıladı, sonradan öğrendik ki bu zat Medine’nin ileri gelen yöneticilerinden biri idi. Hastane yetkililerine sordu:

– “Bugün burada ölen bir Çinli var mı?

– “Evet“, cevabını alınca şu açıklamada bulundu:

– “Dün gece Efendimiz rüyamda bana göründü ve buyurdular ki,

– “Yarın burada bir Çinli kardeşim vefat edecek, onun cenazesi ile ilgilenin.”

Bir anda her şey değişti. Muhammed’i morgdan aldılar, bir devlet yetkilisine yapılanlardan daha fazlasını yaptılar. Cennetü’l Bakî’ye defnettiler.

Bu hâdiseyi bizzat yaşayan ve onlara rehberlik yapan Doğu Türkistanlı kardeşimiz hâdiseyi bu şekilde anlattı.

Teslimiyeti gördük değil mi? “Rabbim emrettiyse, bize uygulamak düşer.” Zararmış, ziyanmış, önemi yok. Rabbimiz emretmiş ve iş bitmiştir. İşte sahabe inancı. Bu Çinli kardeşimiz de o inanca ulaştı ulaşmasına; ancak dünyada fazla kalamadı. Çünkü bu dünya pisliğinin içinde fazla kalamazdı ve kalmadı da. Efendimizin de ilgisine mazhar oldu. Ne mutlu bu Çinli kardeşimize, ruhu için elfatiha.

Bu hâdiseyi niçin anlattık? Bu hâdiseden çıkaracağımız dersler var da onun için anlattık. Bu Çinli kardeşlerimiz, internet sayesinde İslâm ile şereflendi. Gerek ülkemizde, gerekse dünya üzerinde bir kıvılcım bekleyen nice insanlar var. Bizim yapmamız gereken; bizden bir ışık, bir kıvılcım bekleyenlere bir an önce ulaşmak. Alınacak önemli derse gelince, bir sigaradan, bir markadan ya da herhangi bir lüksünden vazgeçemeyen mü’minler, şu Çinli Muhammed’i okuyun.

Bakın teslimiyete. “Emir Mevlâ’dan ise, bize uymak düşer.” Ey bir sigarayı feda edemeyen mü’min kardeşim! Çinli Muhammed’e bak! O bir anda koskoca bir fabrikayı nasıl feda etti?!

Alinti : Bilgicagi.net

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Yorumlar, İbadet, İbretlik, İlginç | 4 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: