Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘H.z Süleyman’ Category

Âb-ı Hayat Suyu ve Süleyman Aleyhisselâm.

Posted by Site - Yönetici Aralık 23, 2016

ab-i-hayat-suyu-ve-suleyman-aleyhisselam-ab-c4b1-hayat-suyuab-i-hayat-copy

Âb-ı Hayat Suyu ve Süleyman Aleyhisselâm.

Cenab-ı Allah, Süleyman Aleyhisselâm’ı “Âb-ı Hayat‘ı içip, tâ kıyamete kadar yaşamak ile içmemek arasında serbest bıraktı.

Süleyman Aleyhisselâm, kendisine bu güzel haberi getiren melekten biraz müsaade istedi.

Süleyman Aleyhisselâm bu meseleyi danışmak için bütün canlıları topladı. Onlara danıştı. Canlılar: -“Âb-ı Hayattan İçmeniz sizin için hayırlı olur.” Dediler. O sordu: -“Neden?
Hayat suyundan içerek, tâ kıyamete kadar yaşar ve sürekli Cenab-ı Allah’a ibâdet edersiniz. Bu ele geçmez bir nimettir,” dediler.

Süleyman Aleyhisselâm Hüdhüd kuşunun toplantıda bulunmadığını fark etti. Emir verdi:
Hüdhüd kuşlarından bir heyet gelsin.”
Birazdan Hüdhüd kuşları geldiler. Süleyman Aleyhisselâm onların fikirlerini sordu. Hüdhüd kuşu:
Âb-ı Hayatı içmeyip, zamanı geldiği zaman ölmeniz sizin için daha hayırlıdır.” Süleyman Aleyhisselâm sordu: Neden?
-“Eğer hayat suyunu içip, tâ kıyamete kadar yaşayacak olursanız, bütün sevdiklerinizin, çocuklarınızın, torunlarınızın hep öldüklerini görecek, üzülecek ve hatta onların ölüm acısını içinizde hissedeceksiniz. Evlât acısı yürekleri yakar. Ayrılık acısı çok zordur. Allah’ın sizin için âhirette hazırladığı nimete kısa bir zamanda kavuşmak daha iyidir,” dediler.

Süleyman Aleyhisselâm, bu fikri beğendi. Âb-ı Hayattan içmekten vazgeçti. “

Kaynaklar : Hızır Aleyhisselâm, s. 174, Ömer Faruk Hilmi,
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/-382-383..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Süleyman, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Azrâil’den Kaçan Adam

Posted by Site - Yönetici Haziran 29, 2016

Mesnevide Geçen Hikayeler,Azrâil'den Kaçan Adam

Azrâil’den Kaçan Adam

Hz. Süleyman’ın hüküm sürdüğü devirlerde, bir adam koşa koşa saraya gelerek, Hz. Süleyman’ın huzuruna çıkar. Benzi sapsarı, korkudan tir tir titrer bir halde, Süleyman aleyhisselâmdan kendisine yardım etmesini ister. Hz. Süleyman bu adama sorar:
Ne oldu sana böyle? Seni bu kadar korkutan şey nedir?
Adamcağız nefes nefese: ”Azrâil bana öyle öfkeli baktı ki, canımı alacağından korktum. Koşup sana geldim.” Hz. Süleyman, ”Peki, benden isteğin nedir?’‘ der. Adamcağız, ”Ey canları koruyan adaletli padişah! Senin hükmün rüzgâra geçer, emret de beni Hindistan’a götürsün. Bel ki o zaman canımı kurtarırım” der.

Süyelman aleyhisselâm rüzgâra, adamı istediği yere bırakmasını emreder. Rüzgâr adamı Hindistan’ın iç taraflarında bir yere uçurarak bırakır.

Ertesi gün divan kurulur ve herkes Hz. Süleyman aleyhisselâmın huzurunda toplanır. Hz. Süleyman Azrâil’e, ”Dün bana bir adam geldi. Kendisine öfkeyle baktığını söyledi. O müslümanı evinden barkından, çoluğundan çocuğundan uzaklaştırmak için mi öyle baktın? Sebebi nedir?” der. Azrâil, ”Ey Süleyman! Ben ona öfkeyle değil, şaşkınlıkla baktım. Çünkü Cenâb-ı Hak bana, O kulumun canını bugün Hindistan’da al’ diye emir buyurmuştu.
Ben de o adamı burada görünce şaşırarak kendi kendime, ‘Bu adamın burada ne işi var? Yüzlerce kanadı olsa Hindistan’a varması çok zor’ dedim. Onun için adama tuhaf ve şaşkınlıkla baktım.

Fakat Hindistan’a gittiğim zaman adamı orada buldum, ve vazifemi yerine getirdim” diyerek Hz. Süleyman’ın sorusunu cevaplar.

***

İnsanlar ihtiraslarına kapılarak yoksulluktan ve ölümden korkarlar. Halbuki bütün dünya işlerimizi ölüm gerçeğini kabullenip, göz önünde bulundurarak yapmalıyız. Kimden, neyi kaçırıyoruz? Allah’tan kaçabileceğini düşünmek büyük bir cahillik değilmidir?

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Süleyman, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın

Posted by Site - Yönetici Nisan 25, 2016

Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın

Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın

Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek kanadını bir dervişin kırdığını söyler. Hz. Süleyman dervişi hemen huzuruna çağırtır.
Ve ona sorar;
Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?
Derviş kendini şöyle savunur:
Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı

Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve şöyle der:
Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun

Kuş’un kendini savunması Hz. Süleyman’ı da şaşırtır:
Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”

Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister.
Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.
Ancak bu emre Kuş itiraz eder:
Efendim, sakın böyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.
Neden” diye sorar Hz. Süleyman.

Kuş nedenini şöyle açıklar
Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın. Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın...

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Süleyman, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Süleyman Aleyhisselam’a Büyücü Diyen Kâfirdir

Posted by Site - Yönetici Kasım 3, 2012

9

Süleyman Aleyhisselam’a Büyücü Diyen Kâfirdir

Süddî şöyle buyurdu: Şeytanlar, (birinci kat) semâ’ya (göğe) çıkıyorlardı. Orada melekler, konuşurlarken onları dinliyorlardı. Yeryüzünde olacak ölüm ve diğer şeyleri öğreniyorlardı. Sonra onları gelip, işittikleri her kelimeye yetmiş yalan kelime katarak onları kâhinlere aktanyorladı. Cinlerin, yetmiş kat yalan katarak, kahinlere haber verdiği bilgileri, kâhinler, insanlara hemen yazıp kitab haline getiriyorlardı. Bu durum Isrâiloğulları arasına yayıldı. Cinlerin gaybi bildikleri inancı Isrâiloğulları arasına yayıldı. Bunun üzerine Süleyman Aleyhisselâm, insanların arasına haber ve adamlarını gönderdi. 0 kitapları topladı. Hepsini bir sandığa koydu. Onları, alıp oturmakta olduğu kürsî’nin altına gömdü. Ve şöyle buyurdu:

-“Bundan sonra bir kimsenin “cin ve şeytanlar gaybı biliyor” dediğini işitirsem boynunu vururum.” Sonra Süleyman Aleyhis­selâm vefat etti. Zamanla Süleyman Aleyhisselâm’ın kâhinlerin kitablarını toplayıp, tahtının altına gömdüğünü bilenler kalmadı. Isrâiloğullarında ihtilaflar çıktı. Şeytanlar bir insan suretinde Isrâiloğullarından bir nefere geldi:

-“Sizin ebediyyen yiyemeyeceğiniz ve sahib olamayacağınız bir hazineden size haber vereyim mi?” dedi. Onlar:

-“Evet!” dediler. Şeytan onlara:

-“Süleyman Aleyhisselâm’ın, oturmakta olduğu kürsî’nin altını kazın,” dedi. Şeytanlar, onlarla beraber gitti. Onların kazacakları yerleri gösterdi. Şeytan bir köşede durdu. Isrâiloğulları ona:

-“Yaklaş ‘ dediler. O:

-“Hayır! Ben burada durayım. Eğer orada hazineyi bulamazsanız, beni öldürün,” dedi. Zîrâ şeytanlardan biri o kürsî’ye yaklaşsaydı hemen yanardı. Isrâiloğulları şeytanın istediği yeri kazdılar. O kitabları çıkarttılar. Şeytan onlara:

-“Muhakkak ki Süleyman! (Aieyhisselâm), cinleri, insanları, şeytanları ve kuşları, bu kitablar ile emrine almıştı” dedi. Yahûdî-lerin şaşkınlıkları arasında Şeytan uçup kaçtı. Bunun üzerine Isrâiloğullannın arasına, Süleyman Aleyhisselâm’ın sihirbaz olduğu yayıldı. İsrailoğulları, bu kitabları aldılar. Bundan dolayı, Yahudi­lerin, arasına büyü ve sihirbazlık yaygın bir halde bulunmaktadır. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri geldiği zaman (1/190) Allahü teâlâ Hazretleri, Süleyman Aleyhisselâm’ı bunlardan (Yahudilerin, sihir iftiralarından) beri (uzak olduğunu) bildirip temize çıkarttı. Süleyman Aleyhisselâm’ın sihir ve büyüden uzak olduğunu bildirdi.

Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler,” buyurdu.

“Halbuki Süleyman küfretmedi.” Sihir ve ilmiyle kâfir olmadı. Yani, Süleyman Aleyhisselâm, sihirbaz değildi. Sihirbaz kişi, kâfirdir. Sihrin, küfür olduğuna tariz de, Süleyman Aleyhisselâm’ın böyle çirkinliklerden uzak olduğunu mübalağa ile beyan etmek içindir. Onların yalanlarını başlarına vurdu. “lakin o şeytanlar küfrettiler.” Sihri, kullanmak, öğretmek ve onu düzenlemekle kâfir oldular.

 “insanlara sihir öğretiyorlar,”

Yani kâfir oldular. Halbuki on|ar sihri, insanları sapıtmak ve dalâlete düşürmek için öğretiyorlardı. Rivayet olundu ki, sihir, şeytanların güçlerinin cevherinden ve ağızlarının inceliğinden çıkartmış oldukları şeylerdir.

“Ve o şey ki,” yani insanlara o şeyi öğretiyorlardı ki, “O   iki   meleğe  indirilen   (şeyleri öğretiyorlardı.” Ona ilham edilen ve öğretilen şeyleri. O da sihir ilmidir.

Onlar, Allah tarafından insanları imtihan etmek için, sihir ilmini öğretmek gayesiyle indiler. İnsanlardan, sihir ilmini Öğre­nen ve onunla amel eden kişi kâfir oldu. Sihir ilminden kendini koruyan veya amel etmek için değil de, sihirden kendisini koru­mak için öğrenen ve öğrendiğiyle amel etmeyen kişiler ise, mü’mindiler. Kâfir olmadılar. Şöyle ki: Ben şerri, şer için değil; ondan korunmak için öğrendim” denildiği gibi.

Bu, bir “arrâf’a yani sihirci veya geleceği bildiğini söyleyen kişi veya cindâra) geldiği zaman, ona bir şey sormak, onun halini imtihan etmek, işinin iç yüzünü öğrenmek, onun yalan ve doğrularını ortaya koyacak bilgilere sahip olmak caizdir.

Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi- İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Süleyman, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Yorumlar | Leave a Comment »

Süleyman Aleyhisselâm ve bir kuş

Posted by Site - Yönetici Mart 2, 2012

suleyman-aleyhisselam-ve-bir-kus

Süleyman Aleyhisselâm ve  bir kuş

Süleyman Aleyhisselâm’ın zamanında bir kuş vardı. Bu kuşun güzel bir sesi vardı. Kuşun sureti de çok güzeldi. Onu bir adam bin dirheme satın aldı. Başka bir kuş geldi. Kafesinin üzerine konup öttü. O yabancı kuş gittikten sonra, kafesteki güzel sesli kuş ötmez oldu, sustu. Adam Süleyman Aleyhisselâm’a geldi. Kuşunu şikâyet etti. Süleyman Aleyhisselâm:
-“Gidin o kuşu bana getirin!” dedi. O kuşu getirdiklerinde Süleyman Aleyhisselâm kafesteki kuşa seslendi:
-“Sahibinin senin üzerinde hakkı vardır. Çünkü adam seni çok yüksek para ile satın aldı. Sen neden sustun? Niçin ötmüyorsun?” diye sordu. Kuş:
-“Ey Allah’ın peygamberi! Ona (sahibime) deki: Kalbini benden kaldırsın, yâni benden ümidini kessin. Ben bundan böyle ebediyyen kafesin içinde ötmeyeceğim” dedi. Süleyman Aleyhisselâm sordu:
-“Neden?” Kuş:
-“Benim ötmem, feryad ve figanım vatan ve evlâd hasretindendi. Kuşun biri bana:Sen böyle güzel öttüğün için seni kafesin içinde hapsediyorlar. Ötme, sus! Eğer böyle devam edersen kurtulursun!” dedi. Ben de vatan ve evlâdıma kavuşmak için sustum. Artık ötmüyorum,” dedi.
Süleyman Aleyhisselâm kuşun anlattıklarını adama anlattı. Adam:
-“Ey Allah’ın peygamberi! Onu bırak gitsin. Ben onu sesi için kafese koymuştum. Ötmeyen kuşu ne edeyim?” dedi.
Süleyman Aleyhisselâm, adama bin dirhem verip kuşu bıraktı. Kuş kafesten kurtulup havalandığında şöyle ötmeye başladı:
-“Beni tasvir edip bana güzel şekil ve ses veren, beni havada uçuran ve kafeste bana sabır veren Allah subhânehû ve teâlâ hazretleri, noksan sıfatlardan münezzehtir. Ona teşbih ederim!” diyordu.
Sonra Süleyman Aleyhisselâm çevresindekilere şöyle buyurdu: -“Eğer bu kuş kafeste ötmeye devam etseydi oradan kurtulamazdı. Sabretti kurtuldu.”
Hakikatte bunun misâli, nefsin sıfatlarından fânî olmaya işarettir. Çünkü kişi, kendi arzusuyla, zorlanmadan, ölmediği müddetçe hakîkî hayata ulaşamaz.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/190-192.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Güncel, Gündem, Genel, H.z Süleyman, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Yorumlar | Leave a Comment »

HÜDHÜD’ÜN FİKRİ

Posted by Site - Yönetici Nisan 9, 2008

Hüd hüd kuşu süleyman Peygamber

HÜDHÜD’ÜN FİKRİ

Süleyman Aleyhisselam’a hem dünya hem de ahiret saltanatı verilmişti.

Dünyadaki saltanatı, çok zengin oluşu, insanlardan başka cinlere de hükmedişi, hatta hayvanlara bile hakim oluşuydu. Onun yanında kurtlar, kuşlar itaatli birer hizmetçi gibiydiler.Ne emrederse hemen yerine getirirler, ne isterse derhal yaparlardı.

Bir gün bir melek elinde bir bardak su ile geldi ve şöyle dedi:

-Ey insanların ve diğer canlıların sultanı, şu elimdeki suyun adına(ab-ı hayat) denir. Bunu içersen çok uzun ömürlü olacaksın, asırlarca yaşam imkanına kavuşacaksın.Nice kavimler ölecek, yerlerine yenileri gelecek, ama sen hepsinin zamanında da ömür sürecek saltanatta olacaksın.Yeter ki bu sudan iç!

Süleyman Peygamber düşünmeye başladı:

-Ben bu söylediklerini, kuşları toplayıp bir istişare edeyim de sonra kararımı bildireyim, dedi.

Bir gün bütün kuşların hazır bulunduğu bir sahrada durumu anlattı:

-Bana, dedi, bir melek ab-ı hayatı getirdi.İçersem çok uzun zaman yaşayacak, asırlarca saltanat sürecekmişim, ne dersiniz, ab-ı hayattan içeyim mi?

Hepsi de sevinçle cevap verdiler:

-İçiniz efendim, içiniz de, asırlarca muammer olunuz.

Ancak o sırada Hüdhüd kuşu yoktu.Müzakere bittikten sonra, uçarak gelip dağılmak üzere olan kuşların arasına karıştı.Onun yeni gelişini gören Süleyman Aleyhisselm:

-Bakın, dedi, bir kardeşiniz istişarede yokmuş.Bir de Hüdhüd’ün fikrini soralım, belki ufkumuzu genişletecek görüş ileri sürebilir.

Durumu ona da anlattı.Hüdhüd yavaş yavaş konuşurdu.Fakat bu sefer heyecanla ve aceleyle konuşmaya başladı:

-İçmeyiniz efendim, ab-ı hayattan içmeyiniz!

-Neden içmeyeyim, sebebini de söyler misiniz?

-Neden olacak Efendimiz, siz bu sudan içince asırlarca yaşayacaksınız, ama sizin emsal ve akranlarınzı ölmüş, bu alemden göçmüş olacak. Emsal ve akranlarınızın hepsinin de ölümlerinin acısını tadacak, aranızdan ayrılışının ıstırabını duyacaksınız. Sonra yeniden dost ve emsaller edineceksiniz. Onlar da bir müddet sonra ölümü tadacak, aranızdan ayrılacak. Siz, onların da ölümlerinden acı duyacak, üzüntü hissedeceksiniz.Bu nasıl bir hayat ki, daima emsal ve akranlarınız durmadan ölüp gidecek ve siz de durmadan onların ölümlerinin acısını tadacak, hasretini hissedeceksiniz?

Düşünmeye başlayan Süleyman Aleyhisselam dağılmak üzere olan kuşlara sordu:

-Ne dersiniz, kardeşiniz Hüdhüd’ün söylediklerine?

Hep birlikte cevap verdiler:

-İştirak ediyoruz, kardeşimiz Hüdhüd bizden isabetli görüş ileri sürdü.Kararımızı onun işaret ettiği şekilde düzeltmemiz gerekir.

Süleyman Aleyhisselam ab-ı hayat getiren meleğe seslenip kararını bildirdi:

-Ab-ı hayatı içmekten vazgeçtim, herkes gibi zamanı gelince ölmeyi daha hayırlı olarak görüyorum.Az yaşa çok yaşa, akıbet ölüm gelecek başa…Al götür ab-ı hayatını.Herkes gibi sınırlı ömür yeter bana.

Kuşlar uçup dağıldılar.Süleyman Aleyhisselam da oradan ayrılıp köşküne gelirken yolda bir gence rastladı.Gencin derdi büyüktü.Diyordu ki:

-Ey Allah’ın Resulü, dedem çok yaşlandı, ekmeğini yiyemiyor, suyunu içemiyor, hacetini de kendi başına def edemiyor.Aile halkımız ona hizmette kusur etmemek için çırpınıyorsa da, tahammülleri bitti, takatleri tükendi.Ne olur, bir dua et de, derdimize bir çare bulunsun…

Süleyman Aleyhisselam ellerini açıp şöyle dua etti:

-Ya Rab, erzel ömürden sana sığınırım.Bana ve başka bir kuluna erzel ömür verme, ele düşecek hale gelince emanetini kolaylıkla kabz eyle.Bu, yaşamaktan daha güzeldir.

Bu sırada koşa koşa biri gelip gencin kulağına fısıldadı:

-Yaşlı deden Hakkın rahmetine kavuştu.Evden seni istiyorlar…

Kaynak: Ahmet Şahin,
Dini Hikâyeler, Cihan Yayınları, İstanbul, 2002

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, H.z Süleyman, Yorumlar | 1 Comment »

Hayvanların Dilini Merak Edenlere..

Posted by Site - Yönetici Şubat 22, 2008

Hayvanların Dilini Merak Edenlere..

Süleyman Aleyhisselâm, rüzgârlara, cinlere emreder, kurtların, kuşların bütün hayvanâtın dilinden anlardı. Adamın biri buna çok özendi ve Süleyman Aleyhisselâm’ın huzuruna çıkıp:

“Ne olur ey Allah’ın Nebisi, bana da hayvanların dilini öğret de ben de onların aralarında neler konuştuklarını anlayayım, bunu çok istiyorum.” diye yalvardı, ısrar etti.

Süleyman Aleyhisselâm onun bu isteğini kabul etmedi ve ona:
“Her şeyi bilmek, iyi olmaz. Hele hayvanların dilinden anlamaman daha iyidir.
Zira sen onların konuştuklarını anlarsan, bunun arkasındaki hikmeti idrak edemez, buna da sabredemezsin. Sen bu sevdadan vazgeç!” dediyse de adam bu konudaki ısrarını sürdürüyor, Süleyman Aleyhisselâm’dan, hayvanların dilini kendisine öğretmesini istiyordu.

Bunun üzerine Hz. Süleyman, Mevlâ’dan almış olduğu izinle bu adama gerekli nasihatleri yapıp, hayvanların dilini öğretti. Kendisine hayvanların dilini anlama hususunda salahiyet verilen adam, hakikaten de hayvanların tüm konuşmalarını anlıyor ve bundan çok büyük haz alıyordu.

Her gün ahıra hayvanlarına yem vermek için giden adam, “Hele şunlar neler konuşuyorlar bir dinleyeyim.” diye o gün biraz daha erken gitti. Baktı ki, ahırdaki eşekle öküz aralarında konuşuyorlar. Hemen kulak kabartıp dinlemeye başladı. Belli ki, öküz sabana sürülmekten, yaptığı işten şikayet ediyordu:
“Eşek kardeş, doğrusunu istersen senin işine imreniyorum. Bana yazın da rahat yok, kışın da rahat yok. Sabah olunca beni yine çifte koşacaklar. Oysa sen öyle mi? Akşama kadar rahat rahat geziyor, yeşil çimlerden yiyor ve keyifle anırıyorsun.”

Eşek kurnaz kurnaz gülümseyip, ona kaytarmanın yollarını öğretti.
“Yahu bunlar hep senin ahmaklığından. Sen biraz gözü açık olsan bu kadar yükün altına girmezsin. Şimdi beni çok iyi dinle! Bak sahibimiz bize yem vermeye gelmiş. Sen bu gece yemlere hiç dokunma ve öylece bırak. Sabah olunca da hasta numarası yap ve yerinden dahi kalkma. O da senin bu durumunu görünce sana acır ve çift koşmaktan vazgeçer. Böylece hiç olmazsa birkaç gün istirahat etmiş olursun.” diye akıl verdi.

Bu anlatılanlar öküzün çok hoşuna gitmişti. “Hele bir deneyelim bakalım, durum ne gösterir?” diyerek, önüne koyulan yemi, o kadar aç olmasına ve canı çekmesine rağmen yemedi. Öylece sabaha kadar aç olarak yattı. Tabi-î kurnaz geçinen eşek, öküzün yemediği yemleri kendisi afiyetle yedi. O da her zamankinden daha tok ve daha mutlu şekilde uyudu.

Tabi-î bunların aralarında geçen bu konuşmayı sahipleri duymuş ve hayret etmişti. “Bu hayvanların konuşmalarını anlamak ne güzel bir şeymiş!” diyerek ahırdan çıktı.
Sabah olunca, adam tekrar ahıra geldi. Baktı ki, öküz aç bir hâlde yatıyor. Şöyle birkaç kere onu dürtükledi; ama öküzün hiç kalkmaya niyeti yoktu. Akşam eşeğin ona öğrettiği planı çok iyi uyguluyordu. Kaytarma konusunda akıl veren eşeğe iyi bir ders vermek isteyen adam bunun üzerine:

“Madem evimizin öküzü hastalanmış, o ahırda istirahat etsin de, iyileşinceye kadar yerine eşeği çifte koşalım.” dedi. Ve eşeği aldı tarlaya götürüp sabana koştu ve akşama kadar onunla çift sürdü. O gün neredeyse eşeğin canı çıkacaktı. Akşam yediği fazladan ot burnundan fitil fitil geliyordu. Nasıl oldu da öküze böyle bir akıl vermişti, keşke bir şey demez olaydı. Akşam yorgun argın vaziyette, bitkin bir hâlde ahıra geldiği zaman öküz gayet mutluydu. Keyifle geviş getiriyor, kendisine böyle bir taktik öğreten eşeğe teşekkür ediyordu. Fakat eşeğin aklı başına gelmişti. Bu durum böyle birkaç gün daha devam ederse, dayanamaz nalları dikerdi. Çekilecek bir durum değildi gerçekten. Onun için öküze başka bir akıl verip, bu durumdan kurtulmak istiyordu. Ve dedi ki:

“Öküz kardeş! Bu gün tarlada neler oldu, neler konuşuldu bir bilsen?” diye söze başlayıp, onun merakını celbettikten sonra anlatmaya devam etti. “Efendim bu gün sabana senin değil de benim koşulduğumu gören diğer çiftçiler sahibimize ‘Senin öküze ne oldu da bunu çifte koşuyorsun?’ diye sordular. O da:

‘O zaten tembel öküzün biriydi. Şimdi de durup dururken hasta olmuş, ben böyle işime yaramayan bir hayvanla uğraşamam. Onun için yarın onu kasaba götürüp kestireceğim.’ dedi. Yani senin anlayacağın şayet yarın da hasta numarası yaparak yatarsan, kendini kasabın bıçağının altında bil.” diyerek onu işe gitmesi için ikna etmeye çalıştı.

Adam ahırda bunların konuşmalarını dinledikçe zevkten dört köşe oluyor, katıla katıla gülüyordu. “Bu hayvanların dilinden anlamak ne güzel bir şeymiş!” diyordu.

Ertesi sabah olunca, henüz ahıra gitmeden şöyle bir çiftliği dolaştı. Bir tarafta çiftliğin köpeğiyle horozu arasındaki konuşmaya kulak misafiri oldu. Köpek, horoza iyi beslenemediğinden yakınıyordu.

“Horoz kardeş, sen arpayla buğdayla da karnını doyurabilirsin. Hiçbir şey bulamazsan, sağa sola saçılmış taneleri yesen, gene karnın doyar. Ama ben ağzıma göre uygun bir yiyecek bulmakta zorlanıyorum. Ne zamandır şöyle yağlı bir kemik yemiş değilim.” deyince horoz onu teselli etti ve müjde verdi:

“Sen hiç merak etme köpek kardeş! Yarın bizim ağanın öküzü ölecek. İşte o zaman hayatında yapmadığın şekilde bir ziyafet seni bekliyor. Hele sen bir yarına kadar sabret bakalım.” dedi.

Bu konuşmaları duyan adam telaşlandı. Demek yarın öküz ölecekti öyle mi? Bu zarardan mutlaka kurtulmalıydı. Onun için derhal ahıra gitti, hemen öküzü kaldırdı ve doğru hayvan pazarına götürdü. Orada kelepir fiyatına hayvanı elden çıkardı ve:
“İyi ki, hayvanların dilini öğrendim, yoksa öküz elimde ölecekti ve zarar edecektim.” dedi.

Tabi-î bizim köylü hayvanlardan aldığı bu haberlere çok alışmıştı, onlara kulak kabartmadan, hayvanlar ne konuşuyor ne söylüyor dinlemeden artık rahat edemiyordu. Ertesi gün yine köpekle horoz arasında cereyan eden konuşmayı merak edip oraya gitti. Köpek, horoza sitem ediyordu.

“Sen bana yalan söyledin. Öküz ölecek, sen de ziyafet çekeceksin, demiştin. Hani ne oldu? Ne ziyafet, ne de bir şey. Yine aç, yine açıktayız.” Horoz cevap verdi:

“Aslında ağanın öküzü öldü ölmesine de, ağa açık gözlük edip öküzü pazarda sattı.” Tabi-î öküz onu satın alan adamın elinde öldü. Dolayısıyla biz avucumuzu yaldık. Ama sen hiç merak etme! Yarın onun eşeği ölecek. Mecburen onu buraya getirip bırakacaklar. Sen de bol bol et yer karnını doyurursun.

Adam bunu duyunca yine aynı hızla kalkıp ahıra koştu. Hemen oradaki eşeği alıp pazara götürdü ve onu da sattı. Parasını cebine indirirken keyifle mırıldanıyordu.

“İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa eşek de elimde ölecekti.”
Ertesi sabah ahıra gitmeden yine köpekle horozun bulunduğu yere gitti. Ne konuşacaklar diye çok merak ediyordu. Bu sefer köpek gerçekten çok kızmıştı. Çünkü şu bahsedilen ziyafeti bir türlü yapamamıştı. Horozla âdeta hırlayarak konuşuyordu.

“Horoz kardeş, beni ne kandırıp duruyorsun? Hani ağanın eşeği ölecekti? Bana bak sabrımı taşırmaya başladın ona göre!” Horoz kendini savundu:
“Hayır! Ben kesinlikle seni kandırmıyorum. Ağanın eşeği gerçekten de öldü. Ama aynı şekilde götürdü, onu da sattı. Eşek sattığı zavallı adamın elinde öldü. Fakat üzülme bu sefer bu ziyafet mutlaka olacak. Hem de hepimiz bundan istifade edeceğiz.”

Tabi-î köpek inanmadı:
“Haydi oradan! Yine beni aldatıyorsun. Hem bu sefer ne olacak ki, ziyafet olsun?” Horoz cevap verdi:

“Ne mi olacak? Bu sefer ziyafetin büyüğü olacak inan bana. Ağa birincide, öküzü sattı, zarardan kurtuldu. İkincide eşeği sattı, zarardan kurtuldu; ama bu sefer ağanın kendisi ölecek. Malına gelen, bu defa kendi canına gelecek. Onun hayrına mutlaka sofralar kurulur. Kazanlar kaynar. Gelene gidene yemekler yedirilir. Onların artıklarından da, biz hayatımızın ziyafetini çeker, yiyebildiğimiz kadar yeriz.”

Adam bu haberi duyunca, etekleri tutuştu. Ne yapacağını şaşırdı. Ölüm korkusu her yanını sardı. Ve şuursuzca bir sağa sola koşuşturmaya başladı. Son çare olarak Hz. Süleyman’ın huzuruna çıkıp durumu başından sonuna anlattı. Ve “Bunun çaresi yok mu?” diye yalvarmaya başladı. Süleyman Aleyhisselâm:

“Ben sana vazgeç bu sevdadan dememiş miydim? Sen onların konuştuklarını anlarsan, bunun arkasındaki hikmeti idrak edemez, buna da sabredemezsin, dememiş miydim? Şayet sen öküzü satmasaydın, o ölecek ve gelecek olan belâ atlatılmış olacaktı. Fakat onu satıp güya zarardan kurtuldun. Ardından bu belâ eşeğine isabet edecekti. Ama sen eşeği de satıp yine sana gelecek zararı güya savuşturdun. Yapacak bir sey kalmadi , kaderine razi ol der.

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Süleyman, Tavsiyeler, Türkiye, İbretlik, İlginç | 1 Comment »

Hz. Süleyman ve Cinleri İstihdamı

Posted by Site - Yönetici Aralık 6, 2007

Hz. Süleyman ve Cinleri İstihdamı

İnsanlarla cinler arasındaki hayat ve fikir benzerliğinin yanında, bu iki tür varlık arasında, zaman ve mekan buudu bakımından ciddi bir farklılığın olduğu da bir gerçek. Şüphesiz bu farklılıklardan biri, insanoğlunun ulaşamadığı bazı noktalarda, onların istihdam edilebilmeleridir. Kur’an-ı Kerim’in haber verdiği üzere, Hz. Süleyman (as) döneminde bu iş, peygamber eliyle yapılıyordu. O günden bu yana da insanlar, sürekli cinlerden istifade yollarını araştırmaktadır. Günümüzde bu çalışmalar ferdî gayretleri aşarak bazı devletlerin meşguliyet alanlarından biri haline gelmiştir. Evet günümüzde bu konuda ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Görülen odur ki, istikbalin süper devletleri, birbirlerine karşı verdikleri kavga ve mücadelede, cinleri kullanacak ve böylece başarı oranlarını artırmaya çalışacaklardır.

Aslında, bu bir teshir ve istihdam meselesi olduğundan, şartlar yerine getirildiğinde cinler, her zaman insanlara musahhar hale gelebilir ve en ağır işlerde bile istihdam edilebilirler. Kur’an-ı Kerim, Hz. Süleyman (as)’a ait mucizeleri nazara vererek bu hususa, açık-kapalı pek çok işaretlerde bulunur ve onları en verimli, en ileri seviyede kullanma yollarını öğretir. Kur’an’ı dinleyen ve onun dediklerini pratikte tatbik eden kim olursa olsun, bu neticeyi elde edebilir. İşte bu ayetlerden bazıları: “Onun (Süleyman) için denize dalan ve bundan başka işler yapan bazı şeytanları da emrine vermiştik. Onlar, bundan başka işler de yapıyorlardı. Hepsini de gözeten bizdik.” (Enbiya/82)

Evet, Hz. Süleyman (as), kendisine verilen bir mucize olarak cinleri istihdam ediyordu. Bu cinlerden bir kısmı -ki Kur’an onlara şeytan demekte- dalgıçlık işinde fevkalade mahirdiler. Bu dalgıç cinler, Hz. Süleyman hesabına çalışıyor ve insanların ulaşmaları çok zor derinliklere dalıp, denizlerin zenginliklerini çıkarıyorlardı. Telepatinin bu işle alakası var veya yok onu bilemeyiz, fakat bu ayet bize çok önemli bir noktayı işaret etmektedir ki, o da, ileride (Belki de Jüliver’in hayallerinin tahakkuk ettiği zamanlarda) çok uzun süre deniz altında kalma, orada müreffeh bir hayat yaşama ve bu hayatı devam ettirme imkanı doğacak demektir.

Cinler, dalgıçlığın ötesinde, akıl almaz işler de becerebilmektedirler… Evet onları daha başka işlerde istihdam etme imkanı da vardır. Mesela, devletlerarası haberleşme alanında cinleri kullanmak, hem daha süratli, hem de daha emin bir yol olabilir. Bilhassa bir kısım gizli haberleşmelerde telsiz, telgraf veya telefonların şifre ve kodlarının çalınma ihtimaline karşılık, cinlerin kullanılmasında böyle bir riziko sözkonusu olmayacaktır. Bu yönüyle cinler, ileriki zamanın belki de en emin ulakları olacaklardır. Yarınlar kim bilir daha nice harikalar karşımıza çıkaracaktır.

Ancak cinleri bu şekilde istihdam ederken, insanın aklına: “Acaba sırlarımızı tevdi edip, cinleri ulak olarak kullanırken, onlara tam itimad edebilir miyiz?.. hem onlar şuurlu, iradeli varlıklar olduklarından bir gün canları sıkılıp bu kadar istihdamın intikamını bizden almazlar mı?” sorusu gelebilir. Ancak Kur’an-ı Kerim, bu soruya cevap mahiyetinde: “Biz onları onun emrinde tutuyorduk” buyurmaktadır. Yani onlar, isteseler de Hz. Süleyman’ın (as) emrinden dışarı çıkamıyor ve ona ihanet edemiyorlardı. Adeta, ister-istemez ona itaat etme mecburiyetinde idiler. Demek ki, onları elde tutacak, itaate kodlayacak bir şifre vardı. Nebide o, bir mucize idi.. bizde meharet ve ledünniyata açılma olabilir. O elde edildiğinde, cinler mûti birer nefer haline gelebilirler. İhtimal, geleceğin insanını en çok meşgul eden husus, bu şifreyi elde etmek olacaktır.

Yukarıda arzettiğimiz üzere, cinler, Allah’ın izin ve emriyle Hz. Süleyman’a (as) hizmet ediyorlardı. O’na karşı isyanları söz konusu değildi. Zira bu takdirde başlarına gelecek cezayı biliyorlardı.

Her nebi, Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden birine, diğer esmâya nisbeten âzâm derecede mazhardır. Diğer bir ifade ile, her nebi kendi isminin mazharıdır. Muhyiddin İbni Arabi’nin dediği gibi, “Süleyman” isminde, “şehadet ve gayb aleminde saltanat sürme, görünen ve görünmeyen alemlerin emrine musahhar kılınması..” manaları vardır. İşte bu isme mazhariyeti sebebiyledir ki Hz. Süleyman’a (as), Cenab-ı Hak tarafından her iki aleme hükmetme yetkisi verilmişti. O, bir eli hep şehadet aleminde, diğer eli de gayb aleminde iş görüyordu. Yani o, -Allah’ın izniyle- her iki alemde de tasarrufta bulunuyordu. Yanındaki insanlarla konuştuğu gibi, gaybın sekeneleri ile de konuşup-görüşebiliyordu. Bu durum, diğer peygamberlerde de mucize kabilinden yer yer sözkonusu olsa da Hz. Süleyman’ın (as) günlük yaşantısı adeta hep böyle devam ediyordu. O, “Ona dilediği gibi kaleler, heykeller, havuzlar kadar (geniş) leğenler, sabit kazanlar yaparlardı” (Sebe’/13) ayetinde işaret edildiği gibi, istediği her şeyi cinlere yaptırabiliyordu.

Ben bu ayetlerin bir de, “Güzel Sanatlar Tarihi” açısından incelenmesi gerektiği lüzumuna inanıyorum: Cinlerin bu maharetlerinin, dünyevî ve maddî işlerde olduğu gibi, insanların sanat anlayışlarında da büyük etkisinin olduğu söylenebilir. Maddeye sırtını çevirerek manaya dönen ve daima kendini dinleyen; kadını kadınlığı, erkeği erkekliği içinde ele alan Romantizm akımı, belki de beşere ilk defa cin taifesinin armağanıdır. Bunu, Romantizm’in her sahası için düşünmek mümkündür. Yine, edebiyat ve felsefede de böyle olmaması düşünülemez. Bizim kanaatimiz odur ki, bu sahada son sözü, cinleri kendilerine musahhar eden büyük düşünür ve sanatkarlar söyleyecektir. Bu binaya son taşı onlar koyacak.. akliyatta en ileri düşünce onlardan gelecek, edebiyatın her türünde en verimli ve beğenilen eserler, onların eliyle hazırlanacaktır. Kur’an’ın ayetlerinde, bütün bunlara bazı işaretler bulmak mümkündür. Melekler ve ruhanîler, böyle bir teshirden âzâde oldukları için, onlar, Allah’ın emriyle ümmetin salih olanlarına rehberlik yapıp yol gösterseler de, cinlerle alakalı teshir ve istihdam onlar için katiyyen sözkonusu değildir.

Şimdi yeniden sadede dönüyoruz. Nasıl ki, Cenab-ı Hakk kadri yüce nebisine cinleri musahhar kılmış, ona, onları istediği şekilde ve istediği alanda kullanma imkanı vermiş, öyle de ileriki zamanlarda, çok geniş çapta ve ileri seviyede onlardan istifade yollarını açacak demektir. O yolu bulabilen herkesin, bu taifeden istifadesi mümkün olacaktır. Yeter ki, onların şerrinden korunup ve onların oyuncağı olunmasın.

Posted in H.z Süleyman, Peygamberler | Leave a Comment »

Hz. Süleyman’ın Mucizeleri

Posted by Site - Yönetici Aralık 6, 2007

Hz. Süleyman’ın Mucizeleri

a) Kuşlardan İstifade Etmek

Kur’an-ı Kerim, “Süleyman, Davud’a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi…” (Neml, 27/16) buyurarak, Hz. Süleyman’a (as) verilen bir mucizeden bahsetmekte ve bu vesileyle bizlere, kendi dar dünyamızın dışında yeni açılım ufukları göstermektedir.

Bu ayet-i kerimeden ilk anladığımız şey bir mucize olarak Hz. Süleyman’a kuşların dilinin öğretildiği gerçeğidir. Kur’an, bu hakikati ifade ettiği dönemde kuşların kendilerine göre konuşup anlaştıkları bir dilleri ve anlaşma yollarının olduğu bilinmiyordu. İnsan dışındaki canlıların konuşmadıkları zannedildiği için de eski mantıkçılar, insanı “insan, hayvan-ı nâtıktır (konuşan hayvandır)” şeklinde tarif ediyor ve konuşmayı, onu diğer canlılardan ayıran temel vasıf olarak görüyorlardı. Onları kendi anlayışları içinde bırakalım, meseleyi çok iyi anlayan “Mantıku’t-tayr” isimli eserin yazarı Feridüddin Attâr, Lafonten’den asırlarca önce kuşları konuşturuyor ve hayvanların dili konusunda bize bir kapı aralıyordu.

Ayet-i kerimedeki “kuş dili” ifadesinden kuşların kendilerine göre bir dillerinin olduğu ve hemcinsleriyle bu yolla konuştukları anlaşılabilirse de burada esas vurgulanmak istenen şey bunun daha ötesinde bir şeydir. O da, beşerin kuşların dillerini öğrenebileceği ve çeşitli aletlerden de istifade ederek kuşların yaşayışlarına vâkıf olup onlar vasıtasıyla pek çok şey başarabilecekleridir.

b) Metafizik Varlıklardan İstifade Etmek

Bu konuya temas sadedinde Kur’an, “Şeytanlar arasından da, onun (Hz. Süleyman) için dalgıçlık yapan (ve inciler çıkaran) ve bundan başka işler görenler vardı.” (Enbiya, 21/82) ayetiyle, şeytanlar arasından Hz. Süleyman’a hizmet edenlerin bulunduğu bildirilmektedir ki, bundan insanların cin, şeytan ve ruhanîler gibi fizik ötesi varlıklarla muhabere yapabilecekleri ve onlarla, değişik yollarla diyalog kuracakları ve anlaşma tesis edilebileceklerini anlamak mümkündür. Günümüzde bu varlıklarla irtibat kurmak ve onlardan değişik sahalarda istifade etmek adına pek çok çalışmalar yapılmaktadır.

Aynı zamanda bu ayet-i kerimede, kendisine hem peygamberlik, hem de saltanat lutfedilen bir nebinin durumu arz edilerek, manevi yönü itibariyle dört başı mamur olduğu gibi, maddi yönüyle de muasırları üzerinde hükümran olan üstün bir toplumun durumu anlatılmakta ve böyle bir durumu ihraz edebilmek için takip edilmesi gereken yol gösterilmektedir. Aslında bununla, insanların ihtiyaçlarını karşılamak için sadece teknik sahadaki gelişmeler yeterli olmadığı, olamayacağı ve maddenin sınırlılığı içinde halledilemeyen daha pek çok mesele bulunduğu/bulunacağı hatırlatılmaktadır. Bu meselelerin çözümü ise ancak metafizik varlıklardan istifade etmekle mümkün olacaktır. İhtimal gelecekte, devletlerarası bir kısım muhaberelerde cinlerden istifade etme de gündeme gelebilir. Hz. Süleyman’ın (as), hiçbir alet ve edevâta ihtiyaç hissetmeden şeytanlardan bazılarını değişik işlerde kullanması, bu sahada beşerin ulaşabileceği işte bu son sınırı göstermektedir.

c) Eşyanın Suretinin veya Kendisinin Nakli

Cenab-ı Hak, Hz. Süleyman’ın mucizelerinde eşyanın naklini ifade eden bir başka ayet-i kerimede de şöyle buyurur: “Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan bir zat (Hz. Süleyman’a ): “Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm” dedi.” (Neml, 27/40)

Bu ayette, Hz. Süleyman’ın kendisinin bir mucizesi veya yine O’nun bir mucizesi olarak İbni Mesud’a göre Hızır’ın, İbni Abbas’a göre ise Hz. Süleyman’ın veziri Asaf bin Berhıya’nın kerameti olarak Sebe melikesi Belkıs’ın tahtını göz açıp kapama gibi çok kısa bir zaman dilimi içinde ta Sebe’den Hz. Süleyman’ın getirmesi anlatılmaktadır. İşte bu ayet -burada anlattığı gerçek mahfuz- gelecekte eşyanın sûretinin veya kendisinin nakledilebileceği mevzuunda bir kısım ipuçları vermekte ve insanları bu mevzuda düşünüp araştırmaya sevk etmektedir. Eşyânın ayniyle ve suretiyle nakledilmesinin yanında, suretleri sadece iki buuduyla nakleden televizyonların, halihazırdaki durumları itibariyle çok geri sayıldıklarını söyleyebiliriz. Gelecekte belki daha çok buudlarda suret nakleden aletler icat edilecektir. Hatta bu ayet-i kerimeden teknik ve teknolojinin -günümüzdeki seviyesi itibariyle imkansız gibi görülse de- bir alıcı cihaz bulunmadan nakil meselesinin gerçekleştirilebileceği üzerinde de durulabilir..

Posted in H.z Süleyman, Peygamberler | Leave a Comment »

HZ. SÜLEYMAN

Posted by Site - Yönetici Aralık 4, 2007

HZ. SÜLEYMAN

Peygamberler içerisinde hem manevi bakımdan peygamber,hem de maddi bakımdan hâkimiyet süren tek peygamber Süleyman peygamberdir.[1]

Süleyman peygamber insanlar,cinler,şeytanlar ve hayvanlar üzerinde hakim idi. 40 sene maddi ve manevi bir saltanat sürmüştür. Kendisine inanmayan cin ve insanları meşakkatli işlerde çalıştırırdı. Dediğini yaptırırdı.

Cinler gaybı bildiklerini iddia ederlerdi. Cenâb-ı Hak onlara bilmediklerini bildirmek üzere,onlar işlerinde çalışırken Süleyman peygamber de asasına dayanmış onlara nezaret etmekteydi. Bu durumda iken vefat eder. Bu vaziyette birkaç gün geçmesine rağmen öldüğünden haberdar olmazlar. Ancak bir ağaç kurdunun âsa-yı,bastonu kemirmesiyle düşmesi sonucu öldüğünü anlar,kendi kendilerine hayıflanarak,Süleyman peygamberin çoktan ölmüş olmasına rağmen gereksiz yere birkaç gün çalışıp yorulduklarını ifade ederler. Böylece gaybı bilmediklerini anlamış olurlar.

Kendisinden sonra oğlu yerine geçer.

Mu’cizeleri ise:

1) Vasıtasız olarak havaya binerek iki aylık yolu bir saat da alırdı. Bununla insanların böyle bir şeyi yapıp en uzak yerleri yakınlaştırabileceklerinin mümkün olduğu mesajını vermiş olmaktadır.

2) Bakırı eriterek bir çok şey yapardı. Zamanımızda da bakırın bir önem arz edip gerek süs eşyası,gerekse de bir çok alanlarda kullanılmış olması o peygamberin sanatının bildirilmesi onu hala canlı tutmaktadır.

3) Kuş dilini bilmiş olması. Kuşlardan istifade cihetinin mümkün olduğu ve onlardan yararlanılabileceğini de hatırlatmış olmaktadır.

4) Cin,şeytan ve kötü ruhları zor işlerde çalıştırması da,insanlarca onların kendi işlerinde kullanılabileceğinin mümkün olduğunu ifade eder.

5) Kendisi Filistin yöresinde bulunup Yemen’den Belkıs adındaki kraliçenin tahtını aynıyla bir anda göz açıp kapayıncaya kadar gibi bir zaman süresi içerisinde getirtmesi ve Kur’anın bu olayı bize haber vermesiyle ona inanan,onu kendine örnek alan insanların da en uzak bir yerdeki cismi görüntüyle getirdikleri gibi,aynıyla da getirebileceklerinin mümkün olduğu işaretini vermiş olmaktadır.

12-5-1997 Mehmet ÖZÇELİK


[1] Nisa.163,En’am.84,Enbiya.78,81-82,Neml.15-44,Sebe’.12-20,Sad.30-40,Yusuf.54-56.bAK.Maarif.22.

Posted in H.z Süleyman, Peygamberler | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: