Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar’ Category

Kitabınız ve peygamberiniz tıp konusunda Câlinus’a hiçbir şey bırakmamışlar!

Posted by Site - Yönetici Haziran 4, 2017

Kitabınız ve peygamberiniz tıp konusunda Câlinus’a hiçbir şey bırakmamışlar!

Rivayet olundu:
Harun Reşîd’in uzman Hıristiyan bir doktoru vardı. Ali bin Hüseyin bin Vâkid (r.h.) hazretlerine, Sizin kitabınızda tıp ile ilgili bir şey yoktur. Halbuki,
İlim ikidir: Dinler ilmi ve bedenler İlmi.
Hüseyin bin Ali bin Vâkid (r.h.) buyurdular:
Allâhü Teâlâ hazretleri, tıp ilminin hepsini bizim kitabımızın bir ayetinin yarısında topladı…” Doktor;
Nedir o?” diye sordu. Buyurdular;
Şu kavl-i şeriftir:
Ve yiyin ve için de israf etmeyin.
Bunun üzerine Hıristiyan doktor:
Sizin peygamberinizden tıp ile ilgili olarak bir haber (hadis-şerif) geldi mi?” Hüseyin bin Ali el-Vâkid buyurdular:
Evet! Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bütün tıbbı, çok kolay olan birkaç lafızda topladı…” Doktor:
Nedir o?” diye sordu. Buyurdular:
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şu hadis-i şerifleridir:
Mide hastalıkların evidir. Perhiz İlaçların başıdır. Her bedeni alıştığı şeye döndürün.
Bunun üzerine Hıristiyan doktor:
Kitabınız ve peygamberiniz (hadis-i şerifler) tıp konusunda Câlinus’a hiçbir şey bırakmamışlar!” dedi.

İsraf ve Kibir

îbni Abbâs (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu: -“Dilediğini ye! Dilediğini giy!
İki haslet (duygu) seni hataya düşürmediği müddetçe; (0 iki haslet şunlardır:)
1- İsraf,
2- Kibir (gurur).

Yemek Kaç Öğün?

Ruhsat ehline gereken; Ramazan-ı şerif ayının dışında; bir gün ve bir gece (yani 24 saat içinde) iki öğün yemekle yetinmelidirler.
Azimet ehli de, (yirmidört saatte) bir öğün yemek yemelidirler…
Birinci taaifenin (ruhsat ehlinin) bir gün ve bir gece içinde iki öğünden fazla yemek yemeleri; ve ikinci taifenin (azîmet ehlinin 24 saat içinde) bir öğünden fazla yemek yemeleri haddi aşmak ve behâimî (hayvânî) sıfatlara meyletmektir…

Perhiz

Hind (âlimlerinin) en parlak ilaçlan, perhizdir. Onlar, hastayı;
1- Yemek,
2- İçmek,
3- Konuşmaktan men ederler; belirli günlerde… Hasta iyileşir. Ama perhiz tarafı daha evlâdır…

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri : 8/469.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Bir kişinin evinde ailesi arasında özürsüz olarak tek başına namaz kılmak mekruhtur

Posted by Site - Yönetici Haziran 3, 2017

Bir kişinin evinde ailesi arasında özürsüz olarak tek başına namaz kılmak mekruhtur

imam Azam Hazretlerinin Tavsiyesi ; Cemaate yetişemeyenler İçin Imam-ı Azam Ebû Hanife Hazretleri, şöyle buyurmaktadır: Herhangi bir meşguliyet, unutma veya uyuma sebebiyle cemaate yetişemeyen bir Müslüman, evinde ailesiyle cemaat yapmalıdır. Bir kişinin evinde ailesi arasında özürsüz olarak tek başına namaz kılmak mekruhtur.” Şerhü Şirati’l-islâm, s. 112,

Cemaate gidebilecek imkanı olanların, cemaate gitmeyip, namazlarını evlerinde tek başına kılanların namazlarının makbul olmadığına içtihad eden âlimler de vardır. Şerhü Şirati’l-islâm, s. 112.
Bu şekilde ailesi de cemaat sevabından nasibini almış olur.
Zira Efendimiz,(s.a.v) Hazretleri:
Bir köyde veya ıssız bir yerde (bulunan) üç kişi, aralarında’ namazı (kılmazlarsa) şeytan onlara galebe eder. Cemaate devam edin. Zira kurt, (süreden) ayrılan koyunu yer.” Rıyâzü’s-Salihîn, hadis no: 1067, Daha geniş bilgi için fıkıh kitaplarına bakınız.

Kaynak :İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/448-449.

Bu konuda daha geniş bilgi “NAMAZIN FAZİLETİ VE NAMAZI TERK ETMENİN HÜKMÜ” isimli kitaba bakınız.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Abdullah el- Ensârî (r.h.) hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2017

Abdullah el- Ensârî (r.h.) hazretleri Kimdir ?

Abdullah el- Ensârî (r.h.) hazretlerinin asıl İsmi, Abdullah bin Muhammed bin Ali el-Ensârî el-Hİrevî’dir.
Künyesi Ebû İsmail olup nesebi, Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb-i Ensârî’ye dayanır. Bu sebeple Ensârî nisbesiyle tanınmıştır.

1005 (H.396)te Herat’ta doğdu. Hanbelî mezhebinin büyük fıkıh âlimlerindendir… Hadîs ilminde yüksek derecede âlim idi. Üç yüz binden ziyâde hadîs-i şerif ezberlemiştir. Ayrıca tefsir, fıkıh, kelâm, târih, neseb ve diğer ilimlerde âlim idi.

Dört yaşında ilim öğrenmeye başladı. Dokuz yaşından îtibâren Kadı Ebû Mensur ve Caruzî’nin sohbetlerine devam etti. Hafızası fevkalâde kuvvetli idi. Mektepte duyduğu ve yazdığı her şeyi hemen ezberlerdi. Daha o zamanlarda, çok güzel şiirler söylerdi. Gece-gündüz ilimle uğraştı. Abdül-Cebbâr el-Cerrâhî, Ebû Mensur el-Ezdî, Ebû Sa’îd es-Sayrafî ve başka birçok âlimden ilim öğrendi.

Kendisinden de; Ebü’l-Vakt Abd-ül-Evvel, Ebü’l-Feth Nasr bin Seyyar ve daha başka birçok kimse ilim öğrenip icazet, aldılar. Onun büyük bir âlim ve evliya olacağını Hızır aleyhisselâm müjdelemiştir. Şöyle ki: Hâce Ebû Âsim, Abdullah-i Ensârî hazretlerinin hocalarından ve akrabasından idi. Bir gün ziyaretine gitti. Hocası kendisine yemek ikram etti ve sohbet edip bazı şeyler öğretti. Ebû Âsım’ın hanımı ihtiyar idi. Evliyadan mübarek bir hâtûn idi ve Hızır aleyhisselâmdan ilim öğrenirdi. Bu hâtûn diyor ki:
Hızır aleyhisselâm bize geldiğinde, Abdullah’ı görüp kim olduğunu sordu. Böyle sormak onun âdetidir. Bildiği hâlde yine sorar. Ben; “Filân kimsedir.” dedim. Buyurdu ki: “Doğudan batıya kadar herkes onun adını duyar. Şeyh-ül-islâm ismi ile meşhur olur. Şimdi on yedi yaşındadır. Babası ve kendisi, ne olduğunu bilmez. Zamanında ondan büyük kimse olmaz. Yer yüzünde onun büyüklüğünü duymayan kalmaz.” 0 gerçekten müjdelendiği gibi yetişti. Kendini tamamen ilme verdi. Geceleri kandil ışığında hadîs-i şerif yazardı. Yemek yemeğe vakit bulamazdı. Annesi, ekmek parçalarını lokma lokma edip yedirirdi. Hadîs-i şerif toplamak için çeşitli memleketlere gitti. Çok sıkıntılara katlandı.

İlim uğruna emsaline az rastlanan gayret ve fedakarlıklar gösterdi. Bir defasında Nişâbûr’dan Dezbad’e gitmek üzere yola çıkmıştı. Yolda şiddetli bir yağmura tutuldu. Koynunda hadîs-i şeriflerin yazılı olduğu kitaplar, nüshalar vardı. Bunların yağmurdan ıslanmaması için yol boyunca rükû vaziyetinde eğilerek yürüdü.

Üç yüz âlimden hadîs-i şerif öğrendi. Bunların hepsi büyük hadîs âlimleri olup, hepsi de Ehl-i sünnet idi. Hiç biri bid’at sahibi değildi. Tefsîr ilmini Hâce Yahya Imârî’den öğrendi. Tasavvuf ilmini ise zamanının büyük âlimi tarikat-i âliyenin mürşid-i kâmili olan Ebü’l-Hasan Harkanı hazretlerinden ders alıp kemâle erdi.

Abdullah-! Ensârî, hazretleri, Hanbelî mezhebinin büyük âlimlerinden olup, çok yüksek bir velî idi. Kerametleri pek çoktur… Abdullah-ı Ensârî hazretleri buyurdu ki: ”
Malı seviyorsan, yerine sarf et de sana sonsuz arkadaş olsun! Eğer sevmiyorsan, ye de yok olsun.”

İnsana, âhirete giden yolda mutlaka şu dört şey lâzımdır:
Birinci olarak, îtikâd ve amel. Bunun için kendisine lâzım otan ilmi öğrenip tatbik etmek lâzımdır. Bu İlim yolcuya yön verir, idare eder.
İkinci olarak, bir zikir lâzımdır. Bu, yolcuya tenhâda arkadaşlık eder ve zikir yardımı ile yalnızlık çekmez.
Üçüncü olarak, bu yolcunun haram ve şüphelilerden sakınması ve dünyâya düşkün olmaması lâzımdır. Bu uygun olmayan düşünce ve başka şeylerin kendisini meşgul etmemesine sebeb olur.
Dördüncü olarak, bir yakın lâzımdır. Bu da, yolcuyu gideceği yere kadar götürür. İşte ömründe bu dört şeyden ayrılmayan saadete kavuşur.” “Nefsiniz sizi uygun olmayan şeylerle meşgul etmeden evvel, siz nefsinizi hayırlı şeylerle meşgul ediniz.

Mürşid-i kâmilin, mübarek cemâlini görmek ve sohbetine kavuşmak en büyük ganimetlerdendir. Onların güzel cemâli ve sohbeti her zaman ele geçmez. Onu elden kaçırmamalıdır. Arafat dâima olur, fakat onlar dâima bulunmaz. Bu büyük ganimeti lâyıkıyla değerlendirmeli, nîmetin kıymetini bilmelidir.” Kişinin sözü amelinden çok olursa noksandır. Ameli sözünden fazla olursa kemâldir.”

Abdullah-ı Ensârî (k.s.) hazretleri, 1088 (H.481) senesinde Herat’ta vefat etti. Türbesi çok ziyaret edilen yerlerden biridir.

Abdullah-ı Ensârî hazretlerinin yazdığı kıymetli kitaplardan bâzıları şunlardır:
1) Menâzil-üs-Sâyirîn,
2) Şems-ül-Mecâlis.
3) Envâr-üt- Tahkîk,
4} Teftîr-ül-Kur’ân.
5) Hülâsa fî Şerh-i Hadîs,
6) Şerh-üt-Taarruf li-Mezheb-it-Tasavvuf,
7) Menâkıb-ı İmâm Ahmed bin Hanbel.

Kaynak ; Dipnot : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/464-466.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Câhiliyet ehli, Arab kabileleri, Beytüllâhı çıplak olarak tavaf ediyorlardı.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 21, 2017

Câhiliyet ehli, Arab kabileleri, Beytüllâhı çıplak olarak tavaf ediyorlardı.

A’raf suresi- 26. ayeti kerimesinin sebebi nuzulu [ inmesinin sebebi ]

Câhiliyet ehli, Arab kabileleri, Beytüllâhı çıplak olarak tavaf ediyorlardı. Onlar;
Bizim kendisiyle günah işlediğimiz ve günah kiriyle kirlettiğimiz elbiseler içinde Kabe’yi tavaf edemeyiz!” diyorlardı.

Erkekleri gündüz ( çıplak bir halde ) Kabe’yi tavaf ediyordu.
Kadınlar da geceleri (çıplak bir şekilde) Kabe’yi tavaf ediyorlardı…

Bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri onlara elbiselerini giymelerini hiç bir mescidin yanında soyunmamayı emretti…

Mescide ister tavaf için girmiş olsunlar ve isterse namaz için girmiş olsunlar, fark etmez.

Arablar daha önce (câhiliyet döneminde) tavaf niyetiyle Kabe’ye geldiklerinde ta mescidin ötesinde elbiselerini soyuyorlardı….

Giyinik Hâlde Tavaf…

Haddâdî tefsir’inde buyurdu:
(Eskiden câhiliyet döneminde Arablar hac için, Arafat’a çıkıp, Müzdelifeye ve oradan da Minâ’ya gelir. Buradan da şeytan taşlama ve kurban kesme işlerinden sonra Kabe’ye (tavaf için) Minâ’dan ayrılırken, elbisesini soyar, yükünün içine koyarlardı.

Birisi eğer elbisesi üzerinde olduğu halde tavaf ederse, dövülür ve elbisesi (zorla) üzerinden çıkarılırdı.

Kadınlar ise, geceleyin çıplak bir halde Kabe’yi tavaf ederlerdi. Ancak kadınlar, seyrek şekilde kesilmiş olan püskülleri kalçalarının üzerine bağlarlardı. Püsküller kadınların en mahrem yerlerini bile tam olarak örtmezdi…

Setr-i Avret

Bu âyet-i kerime, namazda setr-i avret (avret mahallinin örtünmesinin) farz olduğuna asıl delildir. Manâsı şudur: [ Gerek namaz için olsun ve gerekse tavaf için olsun her mescidin yanında avret yerlerinizi örtmek için elbiselerinizi giyin – A’raf suresi- 26. ayeti.] demektir.

Bunun için setr-i avret (avret yerlerini örtmek) insana her zaman farz olduğu gibi, özellikle namazda ve tavafta da farzdır.

Ve bir müslümanın namazda mümkün olan en güzel durum ve şekilde bulunması sünnettir ki, cemaat ile namazda safların intizamı ve camiye giriş çıkış ve oturuş duruşta edep ve haya, vakar ve ağırbaşlılık da bu zinet ve güzel suret anlayışının işaretinde dahil olur. Elmalı tefsiri, c. 3, s.2153,

Setr-i Avret, avret yerlerini örtmek, demektir.
Namazda avret yerini örtmek bir şarttır.

Şöyle ki: Namazda örtülmesi farz olan ve başkalarının bakmaları caiz bulunmayan organlara “Avret yeri” denir.

Erkeklerin avret sayılan yerleri, göbekleri altından dizleri altına kadar olan yerdir. Diz kapakları da bu avret sayılan yere girer.

Kadınlara gelince: Hür olan kadınların yüzleri ile ellerinden başka, bütün bedenleri avrettir. Yüzleri ile elleri, namazda ve namaz dışında, fitne korkusu olmadıkça avret değildir. Ayaklarının avret olup olmaması ihtilaflıdır.

Sahih kabul edilen görüşe göre, kadınların ayakları da avret değildir. Çünkü bunlarla yolda yürümek ihtiyacı vardır. Bu bakımdan bunları örtmek, hele fakirler için, zordur.
Diğer bir görüşe göre, hür olan bir kadının namazı, ayağının dörtte biri açık bulunması ile bozulur.
Diğer bir görüşe göre de, namazda kadının ayaklan avret sayılmazsa da, namaz dışında avret yeri sayılır. Bu İhtilaftan kurtulmak için ayaklarını örtmeleri iyi olur. Sahih olan görüşe göre. hür kadınların kolları, kulakları ve salıverilmiş saçları da avrettir.

Güzel Giyinmek

(Avret mahallini örtmek farzdır.)
Elbise edinmek vâcibtir.
Güzel giyinmek sünnettir.

İmâm-ı Âzam’ın Elbisesi

İmam-i Azam Ebû Hanife (k.s.) hazretleri, gece namazları için bir elbise edindi. O elbisesi,
1- Gömlek,
2- Sarık,
3- Cübbe,
4- Ve Şalvar idi.
Bu elbiselerinin değeri binbeşyüz (1500) dirhem idi. tmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe hazretleri, her gece bu elbisesini giyerdi. Ve şöyle buyururdu:
Allâhü Teâlâ hazretleri için (güzel elbiseler giyerek) süslenmek; insanlar için süslenmekten daha evlâdır…”

Kaynak ; Büyük İslâm ilmihali, Ömer Nasûhî Bilmen,
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/458.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Tesettür, Yorumlar | Leave a Comment »

Bu dünya elbisesinden soyunup yine geldikleri gibi çırılçıplak olarak dönüp gidecekler

Posted by Site - Yönetici Mayıs 20, 2017

Bu dünya elbisesinden soyunup yine geldikleri gibi çırılçıplak olarak dönüp gidecekler.

Allahü Teâlâ siz insanları başlangıçta yaratıp, var edip dünyaya getirdiği gibi yine öyle iade edecek, ahirete gideceksiniz. Şüphe yok ki iade etmek, başlamadan daha kolaydır.

Bir defa olanın, yine olabileceğinde şüpheye yer yoktur. Bunun için tabiat davasına tutulup da ahireti inkar edenler, ilk önce tabiat kanunlarının başı bulunan “olan yine olur” kanununu düşünmeli ve yaratmaya gücü yeten Allah’ın iadeye öncelikle kadir olduğunu anlayarak ahirete inanmalıdırlar.

Şu halde ikinci olarak bilmelidir ki, bu dünyaya çırılçıplak gelip az çok türlü türlü giysiler bulan insanların hepsi sonunda bu dünya elbisesinden soyunup yine geldikleri gibi çırılçıplak olarak dönüp gidecekler ve amellerinin cezasını bulacaklardır.

Üçüncü olarak şunu hiç unutmamalıdır ki, bu geliş gidişte, bu başlama ve dönüşte tecelli eden bütün hüküm ve kudret yalnız Allah’ın olduğunda hiç şek ve şüphe yoktur. Analar, babalar, hısımlar, akrabalar, eşler, dostlar, efendiler, beyler, hâkimler, krallar, devletler, milletler, insanlar, cinler, kısaca bütün yaratıklar bir yere gelseler, kendi kendilerine bir ferdi ne başlangıç itibariyle canlandırmaya güçleri yeter, ne de sona erme itibariyle iadesine, “insanı, insan yapar” diyen nice iddiacılar, “Ben de diriltilir ve öldürürüm.” (Bakara, 2/258) diyen nice Nemrud’lar gelmiş geçmiştir ki, bütün arzu ve iddialarına rağmen ne bir çocuk yapabilmiş, ne de kendisini öldürmeye gelen düşmanının canını alabilmiştir.

Şu halde başlangıç ve sona hâkim yalnız Allah olduğu için her gün, her an ister istemez o sana doğru yürümekte olan ortadaki insan da dininde Allah için ihlas sahibi olmalı ve ancak Allah’a dua edip yalvarmalı ve bütün ihlas ve samimiyetle ona yalvarıp, ona çağırmalıdır.

Kaynak ; Elmalı Tefsiri: c. 3, s. 2150.
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/451-452.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ben o namaz kılanın tarafına yöneldiğimde yırtıcı hayvanlar kaçtılar.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 19, 2017

Hikaye (Halkın Sevgisi ve Şirk)

Zinnûn-i Misrî (k.s.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular:
Ben bazı dağlarda iken, dağda kıyamda olup namaz kılan bir kişi gördüm. Çevresine yırtıcı hayvanlar (aslan ve kaplanlar) kuşatıp çömelmişlerdi. Ben o kişinin tarafına yöneldiğimde; yırtıcı hayvanlar, kaçtılar. Namazını kısa keserek adam:
Ey Ebu’l-Feyz! Eğer sen saf ve arınmış olsaydın; elbette yırtıcı hayvanlar, (yaklaşmak için) seni talep edecek ve dağlar senin için inleyeceklerdir.” dedi. Ben ona;
Senin saf ve arınmak sözünün manâsı nedir?” diye sordum. O:
Sen sadece ve sadece Allâhü Teâlâ hazretlerine hâlis olacaksın ve hatta senin muradın ve arzun o olacaktır!” dedi. Ben ona sordum:
Buna nasıl vâsıl olunur?” 0:
Sen, kalbinden şirki çıkarttığın gibi, halkın sevgisini de çıkartmadıkça bu makama vâsıl olamazsın!” dedi. Ben ona,
Vallahi! Bu iş bana çok zordur!” dedim. O kişi:
Bu ariflerin üzerine en kolay olan işlerdendir!” dedi.
Mutlak olarak halkın dostluğu, dalâlete sebep olduğu zaman, peki şeytanların dostluğu hakkında senin zannın nedir?
Bu şeytanlar ister insan şeytanları olsun ve isterse cin şeytanları olsun…

Muhabbetüllah

Elbette “Muhabbetüllah” Allah sevgisi lazımdır. Allâhü Teâlâ hazretlerinin sevgisinden geçip, mahlûkatın yani mâ sivâ’nın (Allâhü Teâlâ hazretlerinin sevgisinden gayrinin) sevgisini içinde besleyenlere yazıklar olsun!
Veyl onlar içindir!
Allâhü Teâlâ hazretleri onları; Allah’ı bırakmak,” kavl-i şerifiyle onları yerdi.
Allâhü Teâlâ hazretlerinden kalplerimizi bozmamasını isteriz. Bizi hidâyete ve muhabbetine hidâyet buyurup; taat ve ibâdetinin yoluna irşâd ettikten sonra (bizi sapıtmamasını isteriz…)

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri, :8/455.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Göle Tesettürlü Girmek

Posted by Site - Yönetici Mayıs 3, 2017

Göle Tesettürlü Girmek

Hazret-i Hasan, Hazret-i Hüseyin ve Abdullah bin Cafer hazretleri, (herhangi bir göl suyuna çimmek için girdiklerinde) o suda yaşayanlara karşı tesettürlü bir şekilde üzerlerinde don olduğu halde suya girerlerdi…

Hikaye ( Tesettür )

Ahmed bin Hambel (r.h.) hazretlerinden hikâye olunur. Buyurdular:
(Gençliğimde) ben, soyunup suya giren bir cemaat ile beraberdim. Ben Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şu haberiyle amel ettim.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: -“Kim Allah’a iman ediyor ve âhiret gününe inanıyorsa; peştamalsız olarak hamama girmesin.
Bu hadis-i şerif ile amel ettim. Soyunmadım. O gece bir rüya gördüm. Sanki biri bana şöyle sesleniyordu:
Müjdelen (sevin) ey Ahmedl Efendimiz ( s.a.v.) hazretlerinin sünnetiyle amel etmenin bereketi ve sebebiyle Allâhü Teâlâ hazretleri, seni bağışladı.” Ona;
Sen kimsin?” dedim. O;
Ben Cebrail’imi Allâhü Teâlâ hazretleri seni (mezhepte) imam kıldı. Sana tabi olunacaktır!” buyurdular….

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/427-428.

Bilindiği üzere “Hamam“. Yıkanmak maksadıyla yapılan yer ve bina, çok sıcak bir yer. islâm dini maddî ve ruhî temizliğin üzerinde titizlikle durmuştur. Bunun için namazda ve diğer bazı ibadetleri yapmakta bir tür maddî ve manevî temizlenme olan abdesti emretmiştir.
Ayrıca dinimiz cünüplük, hayız ve nifâsın kesilmesi gibi hallerde de büyük temizlik olan guslü, yani bütün bedeni yıkamayı farz kılmıştır. Bu hadis-i şerifte hamama girmek kesinlikle haramdır gibi bir manâ çıkarılmamalıdır. Hamam hakkında ilmihal kitaplarında şöyle denilmektedir: “Erkeklerin ve kadınların temizlenmek için kendilerine mahsus hamamlara gitmelerinde bir beis yoktur. Umumi bir ihtiyaçtan dolayı bu tecviz edilmiştir. Elverir ki avret mahallerini örtsünler. Erkeklerin ve kadınları kendi aralarında peştemal tutmayarak açık bir şekilde yıkanmaları haramdır. Hatta bir kimse yalnız başına bir yerde yıkanacağı zamanda bile peştemal tutmalıdır. Edebe muvafık olan da budur. Tenha bir yerde peştemali sıkmak veya temizlik yapmak için az bir zaman peştemaisiz durmak caiz olabilir”

Kaynak : Ö. Nasûhi Bilmen Büyük İslam İlmihali, s. 458

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

İlk Yün Elbise Giyen Kimdir?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 1, 2017

İlk Yün Elbise Giyen Kimdir?

Denildi ki:
(Tarihte) ilk defa yün elbise giyen Âdem Aleyhisselâm ile Hazret-i Havva’dır. Cennetten çıkarıldıkları zaman, yün’den imal edilmiş elbise giydiler…

İsa (a.s)’ın Elbisesi

İsa Aleyhisselâm kıldan İmal edilmiş elbise giyerdi. Ağaçtan yerdi. Ve dilediği yerde gecelerdi….
Yün ve kıl elbise giymek, tevazu alâmeti değildir… Sadece bunda miskinlere (fakirlere) benzemek vardır.

Akıllı Kişi

Halbuki akıllı kişi: Sâlihlerin tercih ettiklerini tercih edendir.”

Samur Kürk Giymek

Sâib (r.h.) buyurdu:
Sırtı sıcak eden o derleme kürkü görmedi.

Zahirî ve Bâtınî Elbiseler

Bil ki, insanın cüzlerinden her bir cüz’ün kendisini kötülüklerden ve çirkinliklerden koruyan bir elbisesi vardır. Bu cüz; insanın zahirinde ve bâtınında olur.
Şeriat elbisesi, zahirde, şerîat hükümleriyle, insanın çirkin fiillerini örter (kötü işleri yapmaktan korur…)
Tarikat edepleri ve elbisesi ise Nefsânî ve hayvânî kötü sıfatlardan örter ve korur.

Letâif in Elbiseleri

Takva ise,
Kalb,
Ruh,
Sır,
Hafî
ve ahfâ‘nın elbisesidir…

Kalbin elbisesi“, takvadan Mevlâ Teâlâ hazretlerini talep etme yolunda sıdk-u samimiyet sahibi olmaktır. Bu kendisini dünyanın tabiatında ve içinde olanlardan muhafaza eder…

Ruh’un elbisesi“, takvâ’dan hakkın muhabbetidir. Mevlâ’dan gayri ile taallukun kötülüğünden ve çirkinliğinden muhafaza eder.

Sırrın Elbisesi“, Likaa’nın (mülâki olmanın ve karşılaşmağın) çeşitlerinin şuhûdudur. Kişi, sırrın elbisesiyle mâ sivallâhı (Allâhü Teâlâ hazretlerinin gayrisini) görmek çirkinliğinden korur.

Hafinin Elbisesi“, Hakkın hüviyetiyle beka bulmaktır. Sahibini halkın hüviyetinin çirkinliğinden muhafaza edip örter…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/424.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Tırnaktan Elbise

Posted by Site - Yönetici Nisan 29, 2017

Tırnaktan Elbise

İbni Abbâs (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. (Buyurdular):
İkisinin (Âdem Aleyhisselâm ile Hazret-i Havva’nın) elbiseleri, tırnaktandı.[Kitabü’l-Azame, c. 5, s. 1578, Isfahânî.]
Veya elbiseleri tırnağa benziyordu.

Elbiseleri, tırnağın yaratılışı gibi üzerlerinde yaratılmıştı.
Elbisenin soyulması, şeytana İsnâd edildi. Halbuki bununla beraber, onların elbiselerini bizzat eliyle üzerlerinden soyup alan kişi, değildir. Bu, şeytanın onların elbiselerinin soyulmasına sebep olmasından dolayıdır…

Çirkin yerlerini kendilerine göstermek için.
Şeytan, ikisinin avret yerlerini kendilerine izhâr edip göstermek için onları fitneye düşürdü.
Âdem Aleyhisselâm ile Hazret-i Havva, (şeytanın bu fitnesinden) önce kendi avret yerlerini görmemişlerdi. Ve biri diğerinin de avret yerini görmüş değildi…

Haya Duygusu

Rivayet olundu:
Âdem Aleyhisselâm, uzun boylu bir kişiydi. Sanki upuzun bir hurma ağacıydı. Başının saçları sıktı. Hataya düştüğünde, ayıp yerleri ortaya çıktı. Daha önce onları görmemişti. Âdem Aleyhisselâm (utancından) cennetten kaçmaya başladı. Cennet ağaçlarından bir ağaç ona arzetti ve onu yapraklarıyla örttü. Âdem Aleyhisselâm, ağaca:
Beni gönder!” dedi. Ağaç:
Ben gönderici değilim (seni göndermeye gücüm yetmez) dedi. Bunun üzerine Rabbi kendisine nida etti:
Ey Adem! Benden mi kaçıyorsun?” Âdem Aleyhiselâm:
Hayır! (Ya Rabbi), lakin ben utanıyorum!” dedi

[Müstedrek: 2, s.288, Kitabü’z-Zühd: c. 1. s.45, İbni Mübarek,]
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/430-431.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Adem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Şık ve Temiz Giyinmek Aklı Nurlandırır.

Posted by Site - Yönetici Nisan 27, 2017

Şık ve Temiz Giyinmek Aklı Nurlandırır.

Şiratü’l-îslâm (kitabın)da buyuruldu:
Elbise giyerken (kişi),
1- Avret mahallini örtmek,
2- Bedendeki ayıpları örtmek,
3- O elbiseyle süslenmek,
4- Ve İslâm ehline sevimli görünmek,
5- İslâm’ı iyi temsil etmek (Müslüman olmayanlara İslâm’ı sevdirmek) için giyinirse;
6- Bu giyinmede nefsin bir haz, zevk ve nasîbi olmaz. Muhakkak ki bu niyetle (en yakışır bir şekilde) giyinmek, saf ve berrak kılar ve aklı her türlü keder ve kirlilikten temizler ve nurlandınr.
Zira Müslüman kişi (şık ve temiz giyinmekle) nefsin nevalarından hiçbir şey, ona şaibe veremez. Ve Müslüman kişi, bu niyetle (şık, temiz ve güzel) giyinmekle ecir ve sevap alır

İmam-ı Azam Ebû Hanife Hazretleri, kendi devrinin en şık. en temiz ve en güzel giyinen kişilerinin başında gelirdi. Mütercim.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/428-429.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: