Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar’ Category

Sahabeye Dil Uzatanın Hali.

Posted by Site - Yönetici Mart 1, 2015

20120603_194237 copy.jpg111 (2)

Sahabeye Dil Uzatanın Hali.

Bir şiî vardı. Kendisine İbni Heylân deniliyordu. Sahabe-i kiram hakkında yakışık olmayan sözler söylüyordu.

İbni Heylân, bir gün duvar yıkıyordu. Yıktığı duvar onun üzerine yıkıldı. Duvarın altında kalıp fecî bir şekilde can verdi.
Medine-i Münevvere’nin “bakî” kabristanlığına defnettiler.
Fakat ikinci gün onu kabrinde bulamadılar. Hatta onun üzerine defnedilen toprak bile yoktu. Bu durumda başka birisinin o kabri deşme ve açma ihtimali yoktu. Çünkü o toprağıyla beraber yoktu. Kabrin kerpiçlerini olduğu hal üzere gördüler. Bunu insanlardan büyük bir kalabalık gördü. Hatta buna şahit olanlardan biri de Kadı Cemâleddin Efendi idi. Zamanla bunun şöhreti o kadar yayıldı ki dünyanın her yerinden insanlar onu görmeye geliyorlardı.
Bu hadise Allâhü Teâlâ hazretlerinin kalbini şerh ettiği kimselerin kendisinden ibret aldığı âyetlerdendir…

Kaynak : İmam Sahavî (r.h.)’ın ” Makâsıdü’l-Hasene s. 492 “isimli kitabı “”

Mübarek Yerlere Defnedilmek

Bu hadiseden anlaşıldığı gibi, sahabelere ta’n etmek (sahabelere dil uzatmak) ve istihza’nın kötü bir akıbeti vardır.
Allâhü Teâlâ hazretleri, fasık kişinin cîfesini mübarek yerlerden, kötü yerlere intikâl ettirir.
Hadis-i şerifte varid olduğu gibi;
Ümmetimden kim, Lût kavminin amelini işlerse, Allâhü Teâlâ hazretleri o kimseyi onlara nakleder ve hatta onlarla beraber haşr olur.
İmam Suyûtî (r.h.) hazretlerinin “Ed-Dürerü’1-müntessere,” isimli kitabında da böyle …

Cesetlerin Nakli?

Bu hadis-i şerif, cesedin nakli hakkında sarih ve sahih bir haberdir. Çünkü haşr (ölümden sonra yeniden diriliş) ruh ve cesetle birlikte olacaktır. Allâhü Teâlâ hazretleri, şerli (ve kötü) cesetleri şerefli ve mübarek mekânlardan kötü (ve şerli kimselerin mezarlıklarına) naklettiği gibi; hayırlı (ve iyi kimselerin) cisimlerini ve cesetlerini de kötü ve değersiz mekânlardan). şerif ve mübarek mekânlara nakleder. Mekke ve Medine’nin iki mezarlığı olan “Bakî” ve “Hücûn” (cennetü’l-bâkî ve cennetü’l-muallâ mezarlıklarına nakli) gibi… Allâhü Teâlâ hazretleri, ehli ehline sevk eder…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/280

NOT : Sahabe-i kiram hakkında gerçek bir bilgiye sahip olmak için, lmam-ı Rabbanî (k.s.) hazretlerinin ilgili mektuplarını ve Ömer Nasûhî Bilmenin “Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Nezih İtikadımız” isimli kitabını tavsiye ederim.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Allah`ın Rahmetinin Büyüklüğü

Posted by Site - Yönetici Şubat 26, 2015

Allah`ın Rahmetinin Büyüklüğü

Allah`ın Rahmetinin Büyüklüğü

Ebû Hüreyre (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdu: Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden işittim, şöyle Duyuruyordu: -“Allâhü Teâiâ hazretleri, rahmetini yüz cüz kıldı. (Bu yüz cüzden) doksan dokuzunu yanında alıkoydu. Tek bir cüzünü de yeryüzüne indirdi. Yer yüzüne indirilen bu bir cüzden bütünmahlûkat birbirine rahmet ediyor ve acıyorlar. Hatta hayvan yavrusuna süt emzirirken, ona zarar verir endişesiyle ayağını kaldırır…
Mükemmel imam (Hadîs ilmini en iyi bilen lmam-ı Nevevî hazretleri bu hadis-i şerifin şerhinde buyurdular:
Bu hadis-i şerif, Müslümanlar için müjde ve ümidin kemâline delâlet eden (hadis-i şeriflerdendir….
Zira bu dünyada (ilk mahlûkattan son mahlûkata kadar bütün varlıklar için olan) zahirî ve bâtınî bütün nimetler Allâhü Teâlâ hazretlerinin yeryüzüne indirdiği o tek rahmetten hâsıl olmaktadır. Âhiret yurdunda Müslümanlar için tecelli edecek olan yüz rahmet hakkında ne düşünürsün? (İlâhî rahmetin genişlik ve büyüklüğünü var artık sen düşün!)

Allah’ın Rahmetine Güzel Bir Temsîl

Ömer bin el-Hattab (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu.
Buyurdular:
-“Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine esirler getirildi. Esirlerin içinde bulunan bir kadın memesinden süt sağıp çocuğa içiriyordu. Kadın esirlerin içinde bir sabi gördü. Onu kucağına aldı. Sımsıkı sarıldı. Ve onu emzirmeye başladı. (Kadının çocuklarına olan düşkünlüğü ve acıma duygusu üzerine) Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bize;
-“Bu kadını görüyor musunuz? Bu kadın çocuğunu ateşe atar mı?” diye sordu. Biz:
-“Hayır! O çocuğunu ateşe atmaya kaadirdir ama asla çocuğunu kendi eliyle ateşe atmaz!” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri;
-“Allâhü Teâlâ hazretleri, kullarına bu kadının çocuğuna olan rahmet ve şefkatinden daha rahîmdir ve daha çok acımaktadır!” buyurdu.

Allah’ın Lütfü

Mesnevî’de buyuruldu:
Ateş, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kahrından bir zerredir.
Kötüleri tehdit eder ve korkutur.
Allâhü Teâlâ hazretlerinin kahrının ateşi, bu kadar üstün ise de;
Onun lütf-ü kereminin serinliği daha ileride ve daha üstündür.

Allah’ın Rahmetinin Büyüklüğü

Mesnevfde buyuruldu:
Allâhü Teâlâ hazretlerinin rahmeti öyle büyük bir rahmettir ki. Büyüklüğü tasavvur edilemez.
Ancak eserleri görülür.

Besmelenin Bin Manâsı

Şeyhü’l-Ekber (Muhyiddin-i Arabî k.s. hazretleri) “Fütûhât-i Mekkiyye” isimli kitabında buyurdular:
-“Rahmet âyeti olarak Kur’ân-ı kerim’de şu âyet-i kerimeyi gördük; o da;
Rahman ve rahîm olan Allah’ın adı ile...” âyet-i kerimesidir. Besmele tam bin manâyı tazammun etmektedir. Her bir manâ ancak etraflıca düşünmekle hâsıl olur.
-“Rahman ve rahîm olan Allah’ın adı ile...” âyet-i kerimesinin tazammun ettiği manânın husulü elbette lazımdır. Bu manâların her birinin husulü için bir sene gerekir. Bu bin manânın tam olarak anlaşılması için ise bu ümmetin üzerine tam bin senenin geçmesi lazımdır

Kaynaklar : Mesnevî-Î şerif. Defter: 4, s. 143 – Mesnevî-î şerif. Defter: 3. s 139.
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/285.-286-287-288

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Âhir zamanın İnsanları

Posted by Site - Yönetici Şubat 25, 2015

Ahir zamanın İnsanları,kiyamete yakin insanlar,ahiret,Ad kavmi,semud kavmi,iblis,seytan.kiyamet.sirat.cehennem

Âhir zamanın İnsanları

Bu (zamanımız), âhir zamandır. Bu zamanda, zahirde ve bâtında, ölüm ve hayatında kıbleye dönen insanlar çok bulunurlar.

(Bu çağda ehl-i sünnet ve’l-cemaat üzere olan kişiler çok çok azdır...)

Söyleyen ne güzel söylemişler:
-“Nasnas (insanlar) gitti, geriye ise ancak nasnâs kaldı.
Nâs“, insanlara benzeyen ve hakikatte insan olmayandır.
1- Onlar Ye’cûc ve Me’cûc’dür.
2- Sureti insan suretinde olan hayvandır.
3- İnsan sureti üzerine yaratılıp, bir şeyde insana benzeyen ve diğer bir şeyde insana benzemeyendir.
4- Adem oğlu değillerdir.
5- Denildi ki, onlar Adem oğlundandırlar…

Âd Kavmi

Rivayet olundu:
Âd kavminden bir mahalle ehli; peygamberlerine isyan ettiler; Allâhü Teâlâ hazretleri, onu “nasnâs'”a neshetti. Onlardan her bir adamın aynı yerden çıkan bir eli ve bir ayağı vardı. Onlar kuşlar gibi sıçrıyor ve hayvanlar gibi otluyorlardı.
Hayırlı insanlar neredeler?
Akıl sahipleri neredeler?
Hepsi gelip geçtiler!!!
Vallahi onlardan çok az kaldı!

Giden Adamlar Geri Döner mi?

Hafız (k.s.) buyurdular:
-“Bu zulmet, ondaki dünyadır.
Nice zamana dek dost ümidiyle otururum.
Kâh parmağım dişimde, Ve Kâh başım dizimin üzerinde…
(Yani cananın hasretiyle bazen parmağımı ısırırım ve bazen de gam ve kederden başımı dizime indiririm…)
Sabrım tükendi.
Arslanın sığınağına (inine) kurt inip yerleşti.
Aklım uçtu; güvercin yerine kargaların ötmesi üzerine…
(Yani şereflilerin yerini reziller aldığı için aklım gitti, demektir.)
Ey ferah ve talih kuşu! Devlet müjdesini getir!.
Belki günler, daha önce olduğu gibi, kavme geri döner…”

Kaynaklar : Divân-ı Hafız-ı Şirâzî s. 233.
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/281-282.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 1 Comment »

Hazret-i Ebû Bekir ve Ömer (r.a)’ın Faziletleri

Posted by Site - Yönetici Şubat 19, 2015

Hazret-i Ebû Bekir ve Ömer (r.a)'ın Faziletleri

Hazret-i Ebû Bekir ve Ömer (r.a)’ın Faziletleri

İmam Mâlik (r.h.) hazretleri buyurdular:
Ben, Hazret-i Ebû Bekir ve Ömer (r.a.) hazretlerinden daha faziletli kimseyi bilmiyorum.
Zira onlar ikisi de Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin tıynetinden yaratıldılar. Çünkü onların ikisinin de kabirleri, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin esrarı ile kâinatın üzerine faziletli olan mukaddes ravza-i mutahharalarına çok yakındır…
Allâh’ü Teâlâ hazretleri, onun şeref, azamet ve heybetini daha ziyâde etsin.

Amin.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/246.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, H.z Ebu Bekir, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İnsana Ateşle Azablanmasının Hikmeti?

Posted by Site - Yönetici Şubat 10, 2015

Adem Aleyhisselâm'ın Yaratılışı,Azrail Aleyhisselâm'ın Toprak Alması - İnsana Ateşle Azablanmasının Hikmeti,Teyemmüm

Azrail Aleyhisselâm’ın Toprak Alması – İnsana Ateşle Azablanmasının Hikmeti?

Allâh’ü Teâlâ hazretleri, ölüm meleğini (Azrail Aleyhisselâm’ı) yeryüzüne gönderdi. Yeryüzü, ondan Allah’a sığındı.

Azrail Aleyhisselâm:
-“Allâh’ü Teâlâ hazretlerine muhalefet etmekten ona sığınırım!” dedi.
Azrail Aleyhisselâm, yeryüzünün üzerinden toprak aldı. Toprağı, kırmızı, siyah ve beyaz olarak karıştırdı.
Bundan dolayı, Adem oğlunun renkleri ayrı ayrıdır.
Sonra o toprağı, tatlı, tuzlu ve acı su ile yoğurdu. Bundan dolayı insanların ahlakları değişiktir.

Allâh’ü Teâlâ hazretleri, ölüm meleğine hitabetti:
-“Cebrail ve Mikâil yeryüzüne merhamet edip acıdılar… (Bunun içinde yeryüzünden toprak almadılar.) Sen yeryüzüne merhamet etmedin. Hiç şüphesiz, bu topraktan yaratacağım ruhları seninle elinle kılacağım!” buyurdu.”

(Mesnevî’de buyurdu:)
-“Allâh’ü Teâlâ buyurdu:
-“Yüce ilminin izzeti için seni, mahlûkatın üzerine cellat (ruhlarını almaya) vazifeli kıldım (Yani mahlûkatın ruhunu almaya seni vekil kıldım)…” [Mesnevî-Î Şerif: Defter: S. s. 68,]

Adem Aleyhisselâm’ın Yaratılışı

Ebû Hüreyre (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular:
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:
-“Allâh’ü Teâlâ hazretleri, Âdem Aleyhisselâm’ı topraktan yarattı.
Onu çamur yaptı.
Sonra onu (korumaya ve sertleşmeye) terk etti.
Ta Ki “hame-i mesnûn” oldu. Yani simsiyah kuru, sert olup değişti. Sonra onu yarattı, ona suret verip, onu şekillendirdi.
Onu olduğu halde terk etti.
Ta ki “salsâl-i fehhâr” oldu. Yani kuru ve ateşte pişmiş gibi oldu. Sonra ona ruh üfürüldü…” [ Kenzu’f-Ummâl: 15228 ]

Allâh’ü Teâlâ hazretleri, Adem Aleyhisselâm’ı topraktan yarattı.
Çünkü toprağın makamı, tevazu ve meskenet makamıdır.
Tevazu makamı ise yücelmek, yükselmek ve sebat etmek makamıdır. Bundan dolayı Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Kim tevazu ederse, Allâh’ü Teâlâ hazretleri, onu yükseltir (ve yüceltir…)” [Mecmuatuz-Zevâid: 17851,]

İnsana Ateşle Azablanmasının Hikmeti?

İnsanın topraktan yaratılması, insanın su ile değil de; ateşle azaba çarpılmasının hikmetidir. Zira topraktan ma’mûl bir zarf {kap gibi herhangi bir eşya) bevil veya (dışkı gibi) başka bir necasetle pislenirse, su ile temizlenmez… (Topraktan yapılmış bir kap suyun içine konulursa, suda erir, çamur haline gelir ve tamamen bozulur. Yine de ona necaseti bulaştıran sidiği ondan ayırtmak mümkün olmaz…) Bundan dolayı (topraktan mamul olan insan) ma’siyetlerle kirlendiği ve necis olduğu zaman; ateşten başka bir şeyle temizlenmez; ancak ateşle temizlenir….

Teyemmüm

İnsanın {topraktan yaratılmış olması) aynı zamanda su bulunmadığında toprak ile teyemmüm etmenin meşru olmasının hikmetidir.

İnsanlar Topraklarının Alındığı Yere Gömülürler

Her ceset, tıynetinin (çamurunun) alındığı yere gömülür.
O Adem oğullarının çamurunun yoğrulmak için alındığı yere defnedilir..!

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/244-245.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Adem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Gökler mi Faziletli Yer yüzü mü?

Posted by Site - Yönetici Şubat 3, 2015

Yeryüzünde Bulunan En Faziletli mekânlar,Gökler mi Faziletli Yer yüzü mü

Gökler mi Faziletli Yer yüzü mü?

(Âlimlerin) çokları, yeryüzünün göklerden daha faziletli olduğuna kaildirler… Çünkü:
1- Peygamberler yeryüzünden (topraktan) yaratıldılar.
2- Peygamberler, yeryüzünde Allâh’ü Teâlâ hazretlerine ibâdet ettiler.
3- Mahlûkat yeryüzünde Aliâh’ü Teâlâ hazretlerine ibâdet etmektedir.
4- Peygamberler, yeryüzünde toprağa defnedildiler.
5- Yeryüzü hilâfet diyarıdır.
6- Yeryüzü, Ahiret’in tarlasıdır.
7- En faziletli mekânlar yeryüzünde bulunmaktadır.

Yeryüzünde Bulunan En Faziletli mekânlar

1-Yeryüzünde en faziletli mekân, Kâinatın Efendisi, Allah’ın habibi, Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerinin mübarek vucûdlarını içini alıp kucaklayan, Medine-i Münevvere’deki ravza-ı mutahharalarının bulunduğu o mübarek mekândır…
Zira cüz’î aslî, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kabr-i şeriflerinin bulunduğu yerin toprağındandır

2- Sonra Mekke-i mükerreme’dir. Sonra Beyt-i Makdis’tir.

3- Şam da Beyt-i makdis’tendir.

4- Sonra Kûfe’dir. 0 dördüncü harem (olarak kabul edilmiş)tir. Bağdat’ta ondandır….

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri 7/234.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Yedi Kat Semâ ve Özellikleri.

Posted by Site - Yönetici Ocak 28, 2015

Yedi Kat Sema ve Özellikleri.Yedi Kat Semâ ve Özellikleri.

Yedi Kat Semâ ve Özellikleri.

Birinci sema, Dünyâ semâsı: Mevc-i mekfûf, yani bazıları bazılarının üzerine donmuş olan donuk su dalgalarındandır. Yani akışı engelleyen bir dokun su dalgasındandır.

İkinci kat semâ: Beyaz mermerdendir.

Üçüncü kat semâ: Demirdendir.

Dördüncü kat semâ: Kurşundan veya tunçtandır.

Beşinci kat semâ: Gümüştendir.

Altıncı kat semâ: Altındandır.

Yedinci kat semâ: Kırmızı yakuttandır.

Arz (yeryüzü) ise sadece topraktandır, başka bir şeyden değil…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/233-234
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

EL-EN’ÂM SÛRESİ

Posted by Site - Yönetici Ocak 27, 2015

enam suresi ayet,EL-EN'ÂM SÛRESİ

EL-EN’ÂM SÛRESİ

Bu (sûre) Mekkî’dir.
Âyetleri: Yüz altmış beştir.
Denildi ki: kavl-İ şerifinden itibaren altı âyet veya üç âyet Medenîdir.

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

Enam Sûresi Yetmiş Melekle İndi

En’âm sûresi bir gece Mekke’de, beraberinde yetmiş bin melek olduğu halde topluca bir defada indi. 0 gece melekler, iki ufuğun arasını kapatmışlardı.
Melekler bir hışırtı ve vızıltı yani tespih, tahmîd ve temcîd sesi ile seslerini yükseltiyorlardı. Hatta yeryüzünü kapladılar. 0 anda Efendimiz (s.a.v.) hazretleri secdeye kapandı ve:
Azîm olan Rabbim noksan sıfatlardan münezzehtir! Yüce olan Rabbim noksan sıfatlardan münezzehtir!” diyordu .

En’âm Sûresinin Fazileti

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden merfû olarak rivayet olundu:
-“Kim En’âm sûresini okursa, gece ve gündüzünde ona yetmiş bin melek istiğfar ederler.” Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Vahiy kâtiplerini çağırdı ve aynı gece yazılmasını emretti….

En’âm Sûresinin İlk Üç Âyet-i Kerimesinin Havas ve Fazileti

Merfû olarak, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden şöyle rivayet olundu:
Kim sabahladığı vakit, “En’âm sûresi”nin başından üç âyet-i kerimeyi ” kavl-i şerifine kadar okursa; Allâh’ü Teâlâ hazretleri, kendisine yetmiş bin melek vekil eder. Melekler onu muhafaza ederler. Tâ kıyamete kadar onların amellerinin misli ona yazılır.

Beraberinde demirden bir külünk bulunan bir melek yedinci kat semâdan iner. Şeytan onun kalbine serden herhangi bir şey vermek (vesvese ve kötülük ilkâ etmek) istediği zaman, o melek elindeki külünk ile şeytanı döver. 0 kişi ile şeytanın arasında yetmişbir perde koyar. Kıyamet günü olduğu zamanda Allâh’ü Teâlâ hazretleri, kendisine şöyle seslenir:
-“Adem oğlu! (Kudret ve rahmet) gölgemin altında yürü! Cennetim meyvelerinden ye! Kevser’in suyundan iç! Selsebîl suyundan yıkan! Sen benim kulumsun; Ben de senin Rabbinim! (Bu gün sana hesap ve azap yoktur!” [Kurtubî Tefsin: c. 6. s. 3S9, ed-Dürrü’1-Mensûr tefsiri: c. 3. s. 245]
İmam Vahîdî (r.h.) hazretleri, “Elvasît” (isimli tefsirinde) rivayet ettikleri gibi… [Meâd]

Bâtıl ve ilhâd üzere olan kişilerin mezhep ve inançlarını İptal,
Ve el-Mâide sûresinde geçen “en’âm” helal ve haramlığıyla ilgili konuları beyan etmektedir.

Âyetleri: Yüz altmış beştir. (Kûfîta’dâdına göre…)

Kelimeleri, üç bin elli ikidir.

Harfleri: On iki bin iki yüz kırktır.

Bu sûre, Mekkî’dir. Ancak. yani 151 âyetten itibaren altı âyetin Medine’de indiği rivayet edilir.
El-En’âm sûresi, toptan ve Cebrail Aleyhisselâm ile beraber yetmiş bin melek ile beraber indiği rivayet edilir.
En’âm sûresinin havas ve fazileti için, İmam Gazâlî ve İmam Şafiî hazretlerinin “Havâssü’l-Kurân” ve acizane hazırlamış olduğum “Kur’ân-ı Kerimden Dualar” isimli kitabıma bakınız. Mütercim…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/228-229

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Arif-i billâh Şeyh Ebu’l-Gays ibni Cemil (k.s.) Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Ocak 25, 2015

20120603_194237 copy.jpggbv

Arif-i billâh Şeyh Ebu’l-Gays ibni Cemil (k.s.) Hazretleri Kimdir ?

Arif-i billâh Şeyh Ebu’l-Gays ibni Cemil (k.s.) hazretleri evliyanın büyüklerindendir. Şu hadise onun büyüklüğüne delâlet etmektedir. Abdullah-ı Yâfıî. (1298 (H.698) senesinde Aden şehrinde doğdu, 1367 (H.768)’de Mekke’de vefat etti. Bu zat:) Hicaz’a ilk geldiğinde Medine-i münevvereye girmeden önce kendi kendine;
-“Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem izin vermeyince bu şehre girmem.” diye söz verdi. Çünkü ilmi ve edebi çok yüksekti. Büyüklerin, bilhassa Peygamber efendimizin huzuruna edeple girileceğini biliyordu. On dört gün Medine’nin giriş kapısında bekledi. Devamlı ibâdet edip kabul buyurulmasi için Allahü Teâlâya duâ etti. Bir gece rüyasında Peygamber efendimiz;
– “Ey Abdullah! Ben dünyâda senin peygamberin, âhirette şefaatçin, Cennette ise arkadaşınım. Yemen’de on kişi vardır. Onları ziyaret eden beni ziyaret etmiş olur. Onları üzen beni üzer.” buyurdu. Abdullah Yâfıî hazretleri;
– “Yâ Resûlallah! Onlar kimlerdir.” diye sorunca;
-“Onların beşi vefat etmiştir. Beşi ise hayattadır.” buyurdu. Abdullah Yâfiî;
– “Yaşayanlar kimlerdir?” diye sorunca;
“Şeyh Ali Tavâşî, Şeyh Mansûr bin Ca’da, Muhammed bin Abdullah, Fakih Ömer bin Zeylaî, Şeyh Muhammed bin Ömer Nehârî’dir.
Vefat etmiş olanlar ise Ebü’I-Gays bin Cemil, Fakîh İsmail Hadramî, Fakih Ahmed bin Mûsâ bin Acîl, Şeyh Muhammed ibni Ebû Bekr Hakemi ve Fakîh Muhammed bin Hüseyin İclî’dir.” buyurdu.

Peygamber efendimizin manevî işareti üzerine Medîne-i münevvereden ayrılarak Mekke’ye oradan da Yemen’e geçti. Önce, Mekke’den Yemen’e gitmiş olan hocası Şeyh Ali Tavâşî’yi ziyaret etti. Peygamber efendimizin rüyada ziyaret etmesini tavsiye buyurduğu zâtlardan sağ olanları ziyaret etti ve sohbetlerinde bulundu.
Ziyaretine gittiği zâtlardan Şeyh Muhammed bin Ömer Nehârî ona; -“Merhaba ey Resûlullah’ın elçisi!” diye hitâb etti. Abdullah Yâfıî hazretleri ona;
-“Bu hâle ne ile kavuştun?” diye sorunca, Bakara sûresi iki yüz seksen ikinci âyet-i kerîmesinin “…Allah’tan korkun, Allah size ilim öğretiyor.” mealindeki son kısmını okudu. Peygamber efendimizin rüyada tavsiye buyurduğu zatlardan vefat etmiş olanların da kabirlerini ziyaret edip Medîne-i münevvereye döndü. Fakat yine Medine’ye girmeden on dört gün Medine kapısında bekledi. İbâdet edip kabul olunması İçin Allahü Teâlâya niyazda bulundu.

Bir gece yine Resûlullah efendimiz ona;
-“Tavsiye ettiğim zâtların onunu da ziyaret ettin mi?” buyurdular. Abdullah Yâfiî; -“Evet yâ Resûlallah! Ziyaret ettim. Medine’ye girmeme izin var mı?” diye sordu. Resûlullah efendimiz;
-“Gir sen emin olanlardansın.” buyurdu. Sevgili Peygamberimizin bu hitabına mazhar olan Abdullah Yâfiî hazretleri edeple ve gözyaşları dökerek Medîne-i münevvereye girdi. Efendimizin mübarek kabr-i şeriflerini ziyaret edip yüksek feyzlerine kavuştu

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/238-240.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Şeyhlik Miras Yoluyla Geçmez

Posted by Site - Yönetici Ocak 19, 2015

Şeyhlik Miras Yoluyla Geçmez

Şeyhlik Miras Yoluyla Geçmez

Zamanımızda, iş tamamen değişti hatta daha mürit olmayan bir kişi. şeyhlik iddia etmeye başladı. Câhil ve dalâlet üzere olan kişiler şeyhliği haber vermektedir; cehalet ve dalâletinden dolayı…. (Câhil ve sapıkların şeyhliğini kabul edenler de câhil ve sapık kişilerdir…)

Câhil ve sapık şeyhler,
1- isimlerinin anılmasını,
2- Şöhretlerinin yayılmasını,
3- Müritlerinin çok olmasını
4- Bu yolda makam, mevki, kabul ve rant elde etmek için gayret ederler…

Bu câhil şeyhler, bu büyük işi (mürşitliği ve irşad makamını) ve büyük övgüye layık olan (velayet makamını ve şeyhliği) çocukların oyuncağı, şeytanın maskaralığı ve güleceği şey haline getirdiler…
Hatta şeyhlik makamına miras yoluyla oturmaya başladılar.
Onlardan biri öldüğü zaman, o şeyhin oğlunu hemen onun makamına oturtuyorlar, şeyhin oğlu ister büyük ve isterse küçük olsun…
1- Ondan hırkalar giyiyorlar.
2- Onunla bereketleniyorlar.
3- Onu meşâyih-i izamın menzil ve mertebesine koyuyorlar.
İşte bu (velilik, şeyhlik ve mürşitliğin dede ve babadan miras alma işi İslâm âlemi ve Müslümanlar için);
1- Büyük bir musîbettir
2- Beladır.
3- Felâkettir
4- Umûmî bir hal almıştır.
5- Bu zamanın câhil ve sapık şeyhleri arasında yayılmıştır! Şeyhliği baba ve dededen alanların tarikatları gerçekten tamam olmuş, nuru sönmüş ve kesilmiştir.
Onların haberlerini en iyi bilen Allâhü Teâlâ hazretleridir.

Abdülkadir Geylânî hazretleri, Seyyid Ahmed Rufâî hazretleri, Şâh-ı Nakşibend Muhammed Behâüddîn hazretleri, Necmeddin-i Kübrâ hazretleri. Şeyh Ahmed Bedevî hazretleri gibi. herkes tarafından tanınan ve bilinen eviiyâ’nın hiçbiri şeyhlik makamını babasından almadığı gibi, oğluna miras olarak bırakmamıştır.
Bu gerçeği öğrenmek için Allah’ın velî kullarının mübarek hayat hikâyelerini okumanız yeterlidir. (Altunsilsile, Hılyetü’l-Evliyâ. Câmiu’l-Kerâmâti’l-Evliyâ, Tabakâtü’l-Kübrâ, Evliyalar Ansiklopedisi, İslâm Âlimleri Ansiklopedisi, Hadîkatü’I-Evliya gibi mübarek kitablara bakınız.)

Eviiyâ’nın büyüklerinden Mansûr el-Betâhî hazretlerinin vefatı yaklaşınca hanımı;
– Efendi! Oğluna vasiyet et onu yerine vekîl bırak.” Dedi.
Mürşidi-i kâmil olan Şeyh Mansûr el-Betâhî hazretleri;
-Hayır, kızkardeşimin oğlu Ahmed Rufâiyi yerime vekil bırakacağım.” Dedi.
Hanımı çok ısrar etti. Ağladı. “Oğlumuz varken sen başkalarını yerine ‘şeyh” tayin ediyorsun. Bizden sonra çocuklarımızın kıymeti kalmaz gibisinden çok söylendi. O büyük zat hanımını, susturmak için. oğlu ile talebesi Ahmed Rufai’yi yanma çağırdı.

Haydi bana biraz Çİçek toplayın getirin-” Dedi. Gittiler- Oglu demet demet Her biri değişik renkteydi, İnsanın İçini açıyordu. Hoş kokular saçıyordu.
Ahmed Rufâî ise eli boş döndü. Boynunu büktü. Mahçûp bir edâ ile hocasının yanına geldi. Hocası:
-“Neden çiçek toplamadın?” diye sordu.
Üzüntülü üzüntülü cevap verdi.
-“Efendim! Elimi uzattığım her çiçek Allâhü Teâlâ’yı teşbih ediyordu. Koparmaya kıyamadım.
Hamını bu hâli görünce şeyhliğin babadan oğula miras yolu ile geçen bir makam, mevki, saltanat ve mal olmadığını anladı. Sesini çıkarmadı. İsrarından vazgeçti. Seyyid Ahmed Rufaî Hazretleri; “Tarikat, şeyhlik ve evliya olma derecesi, dede ve babadan kimseye miras kalmaz. Çalışmakla olur. İbâdetle olur. Göz yaşları dökmekle olur. Müslümanları sevmekle olur,” Mecâlisi Ahmed Rufâî. s. 47, buyurmaktadır.

Şeyhlik makamı babadan oğula geçmez. Şeyhlik makamı maddî bir makam değildir.
Şeyhlik makamı manevî bir makamdır.Şeyh olmak için bir kişinin önce evliya ve âlim olması lazım, ilim velayet makamına eren kişi. ilim. amel, takva ve ihlâs ile Allah’a yaklaşır. Evliyâullah’tan olur.

Mütercim.
Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/144-145.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 2 Comments »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 511 takipçiye katılın