Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar’ Category

Dünya Allah’a Hizmet Edene Hizmet Eder

Posted by Site - Yönetici Nisan 25, 2015

Dünyâ ve Âhiret

Dünya Allah’a Hizmet Edene Hizmet Eder

Dünyâ ve Âhiret

Dünyâya “dünyâ” adı verildi.
1- Dünyanın âhiretten önce gelmesi, dünyânın alçaklığından dolayıdır…
2-Âhiret’e de, “Âhiret” ismi verildi…
Ahiretin, yaratılışının dünyanın yaratılışından sonra olmasıdır. (Yani ahiretin gerçekleşmesi, insanların dünyada yaşamaları ve kıyametin kopmasından sonra olmasıdır….)

Ahiretin Gizlenmesi

Allâhü Teâlâ hazretleri, âhireti insanların gözlerinin önünde gizledi. Zira eğer âhiret (Cennet, Cehennem) görülselerdi; o zaman insanlar, onu inkâr edemezlerdi. (Onu gözle gördüklerinden dolayı ister istemez herkes iman edecekti… Kimse akıl ve irâdesini kullanamayacaktı…) O takdirde teklifler, mihnetler ve .imtihan kalkardı.

Dünyâ Nedir?

(Halbuki Allâhü Teâlâ hazretleri) yeryüzünde olan şeyleri ibtilâ ve imtihan için ziynet ve süs kıldı.
Dünyanın hakikati seni Rabbinden meşgul eden şeydir….

Dünyânın Hududu

Hakikat ehli buyurdular:
Gökler, yerler ve ikisinin arasında olan her şey, kâinat ve fesat âlemidirler.
Dünyanın hududuna girerler…

Ahiretin Hududu?

Amma;
1- Arş,
2- Kürsî
3- Ve ikisine taalluk eden sâlih ameller,
4- Temiz ruhlar
5- Cennet,
6- Ve cennette olan şeyler ise, ahiretin hududuna (sınırına) girerler…

Dünya Allah’a Hizmet Edene Hizmet Eder

Hadis-i kudsî’de şöyle buyuruldu:
Allâhü Teâlâ hazretleri, dünyayı yarattığında ona şu kavl-i şerifiyle hitabetti:
-“Ey dünya, bana hizmet edene hizmet et! Sana hizmet edeni de yor (kendi hizmetinde çalıştırarak ona yorgunluk ver).”
Bundan dolayı dünya Allah’ın bazı veli kullarına gelir.
Bazı evliyaya da acuze (yaşlı bir kadın) suretinde gelerek evlerini süpürür.
Bazı evliyaya da her gün bir kuru ekmek olarak gelir..
.
Dünya Malına İltifat

Sual: Eğer dersen ki; “Allâhü Teâlâ hazretleri bu dünyayı mü’minler için yarattığı halde; neden ondan zahit olmayı emretti?

Cevâp: Derim ki: “(Düğünlerde damat ve gelinin başına serpilen) şekerler, damadın başına serpildiği halde; damat himmet ve arzusunun büyüklüğünden dolayı o şekerlere iltifat etmez! Eğer damat efendi kendi başında (çocuklar için) serpilen şekerlere iltifat edip toplayacak olursa çok büyük bir ayıp işlemiş olur.

Hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
Firdevs (cennetindeki) ziyafet için nefsinizi aç bırakın!
Zira hakîm (hikmet ve akıl sahibi) bir misafir, yemekten sonra tatlı geleceğini ümit ediyorsa, karnını tıka basa (doyuncaya) kadar yemek yemez.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7//342 – 343.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Dünya ve Ahiret – O gence söz verdiğin köşkü ve yetmiş katı ziyadesiyle verdik!

Posted by Site - Yönetici Nisan 21, 2015

Mâlik bin Dinar,Dini hikayeler,ibretlik hikayeler,ilginc hikayeler,sennet saraylari,cennet koskleri,Cafer bin Süleyman,endulus-

Dünya ve Ahiret – O gence söz verdiğin köşkü ve yetmiş katı ziyadesiyle verdik!

Cafer bin Süleyman (r.h.) buyurdular:
Ben ve Mâlik bin Dinar ( k.s.) hazretleri, Basra’ya uğradık. Şehrin sokaklarında gezerken bir sarayın yapılmakta olduğunu gördük. İmâr ediliyordu. Güzel bir genç, sarayın inşaatında çalışan işçilere emrediyordu. 0 genç;
-“Yapın! İşleyin!,” diyordu.
Yanına vardık. Kendisine selâm verdik. Selâmımızı aldı. Mâlik bin Dinar (k.s.) hazretleri ona sordu:
-“Bu sarayın inşaatına ne kadar altın harcamayı niyet ettin?” O: -“Yüz bin altın harcamaya niyet ettim!” dedi. Mâlik bin Dinar (k.s.) hazretleri ona:
-“Sen bu malı bana vermez misin? Ben onu hakkı olan yere koyayım (harcanması gereken yerde harcayım) ve onun yerine Allâhü Teâlâ hazretleri katından bu saraydan daha hayırlı bir saray tazmin edeyim. Öyle bir saray ki, vildânları, hizmetçileri, kubbeleri, çadırları ve güzel bahçeleri bulunsun. Kubbe ve haymaları kırmızı yakuttan olup, cevher ile süslenmiş olsun, toprağı zaferan, harcı miskten olsun. 0 sarayın binasına hiçbir el değmemiş olsun ve onu hiçbir usta bina etmemiş olsun. O sarayı; noksan sıfatlardan temiz Celil Teâlâ hazretleri, “ol” dedi oda oluverdi….” dedi.
Mâlik bin Dinar (k.s.) hazretlerinin bu sözleri, gence tesir etti. Söylenen parayı hazırladı. Kalem ve kağıt getirtti. Sonra yazdı:
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adı ile…
Bu (yazılı senet) Malik bin Dinar’ın falan oğlu falana olan taahhüt ve tazminidir. Hiç şüphesiz ki, ben Allah katında senin bu kasrına (sarayına) karşılık bir saraya kefilim. Sıfatı (şekil ve yapısı) benim vasfettiğim gibidir ve hatta daha ziyâdesini vermek Allah’a kalmıştır. Senin bu malın karşılığında, senin bu sarayından daha geniş ve daha güzel bir sarayı, cennette satın aldım. Koyu bir gölgede ve Aziz ve Celil’e yakın olarak…”
Sonra o yazılanı dürdü ve o gence verdi. Ve o gençten almış olduğu …bin altını da fakir fukaraya (Allah yolunda) infak etti. Hepsini dağıttı. Kırk gün sonra o genç öldü. O genç varislerine, Malik bin Dinar hazretlerinin kendisine yazmış olduğu mektubu bedeniyle kefeninin arasına koymalarını vasiyet etti.
O gencin vefat ettiği gece Malik bin Dinar (k.s.) hazretleri (namaz kıldığı) mihrabının üzerine konulmuş bir mektup gördü. Onu eline aldı, açtı. Mürekkepsiz yazılmış bir mektup idi. Ve şöyle yazılıydı:
Bu (belge), Aziz ve Hakîm olan Allah tarafından Malik bin Dinar’a (gönderilen bir) beraattır. O gence söz verdiğin köşkü ve yetmiş katı ziyadesiyle verdik!

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/345-346

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Hikâye – Hak Dine Giren Rahip…

Posted by Site - Yönetici Nisan 19, 2015

Hikâye - Hak Dine Giren Rahip..

Hikâye – Hak Dine Giren Rahip...

Şeyh Abdulvâhid bin Zeyd (k.s.) hazretlerinden hikâye olundu. Buyurdular:

Bir gemide yolculuk yapıyordum. Gemi bizi bir adaya sürükledi. Orada puta tapmakta olan bir adam gördüm. Ona;
-“Ey adam! Sen kime tapıyorsun?” dedik. O gözüyle putu imâ ve işaret etti. Biz ona;
-“Senin mabudun bu mu? Bu bizim yanımızda yapma bir şeydir. Bunun benzerlerini yapanlar var! Yapma bir şey ma’bûd olamaz!” dedik. 0;
-“Peki siz kime tapıyorsunuz?” diye sordu. Biz:
-“Biz, arşı semâda, batşı (gücü ve kuvvetinin tezahürü) yeryüzünde, diriler ve ölüler hakkında kazası (ve hükmü) geçerli olan; isimleri mukaddes, azamet ve kibriyâsi yüce olan zâta (Allahü Teâlâ hazretlerine) tapıyoruz!” dedik. 0 yine sordu:
-“Bunu size kim bildirdi?”
-“Allahü Teâlâ hazretleri, bize kerîm bir resul gönderdi. 0 bunları bize bildirdil” dedik. O yine sordu:
-“Peygamber sizin aranızda ne yaptı?” diye sordu. Biz:
-“Resul (s.a.v.) hazretleri, risâleti (peygamberliği) edâ edince, Melik (Allahü Teâlâ hazretleri), onu kabzetti. Ona katında olan şeyleri seçti…” Sordu:
-“Yanınızda herhangi bir alâmet terk etti mi?” Biz:
-“Evet! dedik… Yanımıza Melik’in Kitabını bıraktı!” O:
-“Melik’in kitabını bana gösterin! Meliklerin kitabı çok güzel kitap olmalıdır!” dedi.
Ona Mushâf-ı şerifi (Kur’ân-i kerimi) gösterdik! O:
-“Ben bunu anlamıyorum (Kur’ân-ı kerim okuyup anlayamıyorum)” dedi
Bunun üzerine biz ona Kur’ân-ı Kerim’den bir sûre okuduk! Biz okudukça o ağlamaya başladı. Tâ sûre bitinceye kadar hep ağladı. Sonra:
-“Bu kelâmın sahibine yakışan asla isyan etmemektir!” dedi.
Sonra Müslüman oldu. Güzel bir islâmiyet yaşadı. Sonra birkaç gün içinde bu güzel hali üzere vefat etti.

Sabah ve akşam Melikü’l-Müteâl hazretlerine hamd-ü senalar olsunl Ma’bûd ve maksut O’dur. Mevcut olan bütün işler O’na döndürülür!

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/301-304.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Gerçekten İbretlik Bir Kıssa.

Posted by Site - Yönetici Nisan 9, 2015

Gavs-ı A'zam Abdülkadir Geylânî hazretleri

Gerçekten İbretlik Bir Kıssa.

Gavs-ı A’zam Abdülkadir Geylânî hazretlerinden güzel bir hatıradır:

Abdülkadir Geylânî Hazretleri, Ebû sâid Abdullah ve lbnü’s-Sakkâ İlim öğrenmek için Bağdat’a geldiler.
Yusuf ül-Hemedanî Hazretlerinin, Nizâmiyye Medresesinde vaaz ettiğini duymuşlardı. Bunlar onu ziyaret etmeye karar verdiler.

İbnü’s-Sekkâ: “Ona bir soru soracağım ki. cevâbını veremeyecek.” Ebû Sâid Abdullah; ” Bende bir soru soracağım. Bakalım cevap verebilecek mi?” Abdülkadir Geylânî Hazretleri; ” Allah korusun… Ben o büyük zât’a nasıl soru sorarım. Sâdece huzurunda edebimle durur, beklerim. Kulak veririm hikmet dolu sözlerine, onu görmekle şereflenir ve bereketlenirim,” dedi.

Yusuf Hemedânî Hazretlerinin bulunduğu yere gittiler. O anda orada yoktu. Biraz beklediler. Yusuf Hemedânî Hazretleri geldi. Onlar konuşmadan kendisi söze başladı: İbnüs-Sekkâ’ya:
-“Yazıklar olsun sana ey İbnü’s-Sekkâ! Demek bana cevâbını veremeyeceğim bir suâl soracaksın hâ! Sormak İstediğin suâl şudur. Cevâbı şöyledir. Ben görüyorum ki, senden küfür kokusu geliyor.” Sonra Ebu Said’e döndü;
-“Sen bana bir sual soracaksın ve bakacaksın ki, ben o suâlin cevâbını nasıl vereceğim hâ. Senin sualin şudur. Cevâbı şöyledir. Fakat sende edebe riayet etmediğin için. ömrün hüzün ve keder ile geçecektir.” Abdülkadir Geylânî hazretlerine döndü sevgi ile:
-“Ey Abdülkadir bu edebin güzelliği ile, Allâh’ü Teâlâ hazretlerini ve Resulünü razı ettin. Cenâb-ı Allah’ın ve Peygamber efendimizin rızasını evliyâullahın himmetini kazandın. Ne mutlu sana… Ben senin Bağdat’ta bir kürsî’de oturduğunu, çok yüksek bilgiler anlattığını ve “Benim ayağım, bütün evliyaullâhin boyunları üzerindedir.” dediğini sanki, görüyor gibiyim ve ben. yine senin vaktindeki, bütün evliyaullâhı senin onlara olan yüksekliğin karşısında boyunlarını eğmiş hâlde olduklarını görür gibiyim.” buyurdu ve gözlerden kayboldu. Onu bir daha göremediler.

Yusuf ül-Hemedânî Hazretlerinin bu büyük kerameti gerçekleşti. İbnü’s-Sekkâ okudu. Devrin en büyük âlimi oldu. Elçi olarak halife tarafından Bizans’a gönderildi. İstanbul’da bütün Hıristiyan papaz ve bilginlerini bilgisi ile aciz bıraktı. Orada bulunduğu müddet içerisinde Bizans Kralının kızına aşık oldu. Kral: “Hıristiyan olursan sana kızımı veririm” dedi. Oda İslâm dinini bir kadın ile değiştirip; Hıristiyan oldu. Belâm gibi küfürde gitti.Bütün sevabı Ashab-ı Kehf in köpeğine verildi.

Ebu Said hayatı boyunca üzüntü, çile ve zorluklarla geçti.

Abdülkadir Geylânî hazretleri ise evliyâullahın baş tacı oldu.
Allah’ın dostlarına karşı edepli ve terbiyeli olmak gerekir. Evliya olmadığı hâlde “Ben evliyayım. Ben mürşidim. Ben şeyhim” diyerek Müslümanların inançları ile oynayan kişinin iman ve nikâhı tehlikeye girdiği gibi Cenab-ı Allah’ın sevdiği kişilere. Evliyâullah’a düşman olanın da iman ve nikâhı gider.

Edep bir tâç imiş nûri Hüdâ ‘dan
Giy ol tacı emin ol her belâ ‘dan

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/325.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | Etiketler: | 1 Comment »

Kıyamet Gününün Tam Elli (50) Mevkıfı Vardır

Posted by Site - Yönetici Nisan 8, 2015

Kıyamet Gününü,sc4b1rat-kc3b6prc3bcsc3bc-cehennemin-vasfi-c59fiddet-ve-zorluc49fu

Kıyamet Gününün Tam Elli (50) Mevkıfı Vardır

Kıyamet gününün tam elli (50) mevkıfı vardır. İsmail Hakkı Bursevî (k.s.) hazretlerinin kaynaklarından biri oian Şeyhü’l-Ekber Muhyiddin-i Arabî (k.s.) hazretlerinin “Fütuhata Mekkiye” isimli kitabında mevkifler alakalı uzunca bir hadis-i şerif vardır.
Hadis-i. şerifte şöyle buyurulmaktadır:
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Muhakkak ki kıyamet gününde elbette elli (50) mevkıf vardır.
Bu mevkıflardan her biri bin senedir.
İlk mevkıf, insanlar kabirlerinden kalktıkları zamandır.
İnsanlar, mezarlarından kalktıklarında tam bin sene çıplak, ayak ve başı açık, aç ve susuz olarak beklerler…

Kim kabrinden;
1-Rabbine iman etmiş,
2- Peygamberine iman etmiş,
3- Allah’ın cennetine…
4- Ve cehennemine iman etmiş,
5- Ölümden sonra dirilmeye,
6- Kıyamete
7- Kaza ve kadere…
8- Hayrın ve şerrine.,.
9- Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerinin Allâhü Teâlâ hazretleri katında getirdiklerini…
Yani, Kur’ân-ı kerim ve İslâm şeriatinî, tasdik ederse, kurtulur, fevz ve necata uğrar… Ganimete erip mes’ûd olur…
Ama kim bu şeylerden (İmanın esaslarından birinden) şek ve şüphe ederse, açlığında, susuzluğunda, gam, keder ve üzüntü İçinde tam bin sene kalır. Ta ki Allahü Teâlâ hazretleri onun hakkında dilediği gibi hükmedinceye kadar öyle kalır… Sonra insanlar bu makamdan mahşere sevk edilirler. İnsanlar ateşin kıvılcımları ve tepesinde ve güneşin sıcaklığı altında tam bin sene ayakları üzerinde beklerler. Ateş onların sağlarında ve ateş onların sollarında, bir ateş onların önlerinde bir ateş onların arkalarında ve güneş ise onların üzerlerinde olduğu halde beklerler. O gün arşın gölgesinden başka bir gölge yoktur. Kim Allâhü Teâlâ ve tebâreke hazretlerine, ona ihlâs ile şahit ve peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerine ikrar ederek;
1- Şirk,
2- Sihirden uzak,
3- Müslümanların kanlarını akıtmamış olarak…
4- Allah’a nasihat.
5- Resulü (s.a.v.) hazretlerine nasihat….
6- Yani Allah ve Resulü (s.a.v.) hazretleri için iyilik İsteyen…
7- Allah ve Resulü (s.a.v.) hazretlerine itaat edenleri seven,
8- AHâh ve Resulü (s.a.v.) hazretlerine isyan edenlere buğz edenler ise;
Rahman olan Allah’ın arşının gölgesinin altında gölgelenirler. Gam ve kederinden kurtulur.
Ve her kim. bu konularda had ve hududunu aşar ve tek bir kelime ile bu günahlardan birine düşerse ve bu konuda kalbi değişir veya dinin emirlerinden biri konusunda herhangi bir şek ve şüphe taşırsa; tam bin sene, sıcaklıkta üzüntü ve Allah’ın azabında kalır. Ta ki Allâhü Teâlâ hazretleri onun hakkında dilediği gibi hükmedinceye kadar… Sonra insanlar zulmet ve nûr’a sevk edilirler… O zulmette tam bin sene kalırlar.
1- Allâhü Teâlâ hazretlerine herhangi bir şey şirk koşmadan kavuşur;
2- albine nifaktan herhangi bir şey girmez,
3- Dinin emirlerinden herhangi birinde içinde şek ve şüphe etmez,
4- Kendi nefsinde hakkı verir.
5- Hakkı söyler
6- Kendi nefsinde insanlara karşı insaflı olur.
7- Gizlilik ve aşikâr olarak Allah’a itaat eder,
8- Allâhü Teâlâ hazretlerinin kaza (ve takdirine) râzî olur.
9- Allâhü Teâlâ hazretlerinin kendisine verdikleriyle kanaat ederse;
Göz açıp kırpıncaya kadar miktar (çok kısa bir sürede) yüzü bembeyaz olarak zulmetten
nûr’a çıkarılır… Ve böylece gam ve kederlerin hepsinden kurtulur. Kim bu şeylerin birinden geri kalır veya muhalif olursa, o gam, keder ve üzüntünün içinde tam bin sene kalır. Sonra o kişi yüzü kapkara (simsiyah) olmuş olduğu bir halde, o zulmetten çıkarılır. 0 kişi artık Allâhü Teâlâ hazretlerinin meşîeti (ve dilemesi) altındadır. Allâhü Teâlâ hazretleri ona dilediği gibi yapar (ve hükmeder)…'” Futûhât-i Mekkiyye c. 1, s. 386-387,
Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn-i Arabî (k.s.) hazretleri, bu hadis-i şerifi rivayet ettikten sonra devamında buyururlar:
Sonra insanlar, hesap için mevkiflere sevk edilirler… Bunlar on mevkıftır… Mevkiflerin her birinde bin sene kalırlar. (Birinden kurtulan diğerine geçer…):
1. Mevkifte haramlardan sual olunur,
2. Mevkifte hevâ-ü hevesten,
3. Mevkifte, Anne ve baba hakları,
4. Mevkifte, işleri kendi emrinde olan insanların haklarından, (aile ve bakmakla yükümlü olan kişilere) Kur’ân-ı kerimi talim etmek, onlara dinlerini öğretmek ve onları edeplendirmekle hakkında hesaba çekilir.
5. Mevkifte; mülkiyeti altında olanlar hakkında (köle, esir ve işçileri) hakkında hesaba çekilir.
6. Mevkifte akrabalarının hak ve hukuku.
7. Mevkifte sıla-i rahm…
8. Mevkifte, hasetten…
9. Mevkifte mekir (tuzak…) ile..
10. Mevkifte, hile hakkında hesaba çekilirler…. Futûhât-i Mekkiyye c. 1, s. 387,
Sonra İnsanlar, kitaplarını almak için tam on beş mevkifte hesap olunurlar. Bu mevkiflerin her birinde tam bin sene beklerler.
1. Mevkifte, sadakalardan ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin kendisine farz kıldığı zekattan hesaba çekilirler.
2. Mevkifte, hak sözden, İnsanları affetmek ve bağışlamak konularında hesaba çekilir.
3. Mevkifte iyiliği emretmek.
4. Mevkifte, kötülüğü nehyetmek,
5. Mevkifte, güzel ahlak,
6. Mevkite Allah İçin sevmek ve Allah için buğz etmek konusunda.
7. Mevkifte haram maldan…
8. Mevkifte İçki içmek,
9. Mevkifte ferçlerini (avret mahallerini) haramdan korumak,
10. Mevkifte yalan sözden…
11. Mevkifte yalan yere yemin etmek,
12. Mevkifte, faiz yemek,
13. Namuslu kadınlara iftira etmek.
14. Mevkifte yalan yere şahitlik etmek,
15. Mevkifte bühtandan sual olunur…
Bütün bunlardan kurtulan kişi Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin “Livâ-ü’l-hamd” sancağının altında toplanırlar. Futûhât-i Mekkiyye c. 1, s. 387.
Bu günahları işleyip, dünyada bunlardan tevbe etmeden ölen kişiler ise, bunların her birinde tam bin sene gam, keder, üzüntü, korku, açlık, susuzluk içinde bekler. Ta ki Allâhü Teâlâ hazretleri onun hakkında hükmünü verince kadar. Futûhât-i Mekkiyye c. 1, S. 388, Sonra insanlar, kitaplarını okumak için bin sene ayakta kalırlar.
Ameli iyi olan cennete kötü olan insan İse insanların önünde rezil ve rüsvâ edilir ve orada bin sene kalırlar.
Sonra insanlar, mizan için sevk edilirler… Burada bin sene kalırlar. Hesabı ağır gelen kurtulur. Hafif gelen ise bin sene orada kalırlar. Sonra insanlar, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kudret önünde on iki (12) mevkifte kalırlar. Bu mevkiflerin her biri bin senedir.
1. Mevkifte, köle azad etmek,
2. Mevkifte, Kur’ân-ı kerim hakkında, Kur’ân-ı kerimin hukuku ve Kur’ân-ı kerimi okumak…
3. Mevkifte cihattan…
4. Mevkifte gıybetten.
5. Mevkifte nemîmeden,
6. Mevkifte, yalandan,
7. Mevkifte, ilim öğrenmekten,
8. Mevkifte, ucub (kendini beğenmek) dinî, mesleği, İşi, soyu ve sopu hakkında kendini beğenmek ve insanlardan üstün görmek.
9. Mevkifte, kibirlenmekten.
10. Allah’ın rahmetinden ümidini kesmekten.
11. Mekrullah’tan emin olmaktan,
12. Mevkifte komşu hakkından sual olunur…
Bunların her birinde kurtulan kurtuldu. Yoksa her birinde tam bin sene yokluk, açlık, üzüntü ve keder içinde kalırlar.
Sonra insanlar sırat köprüsüne sevk edilirler. Sırat köprüsünün üzerinde geçitler vardır. Uç bin sene yükseliş, üç bin sene düz, üç bin sene de İnişli bir yoldur. Sırat köprüsünün üzerinde gözetleyen melekler vardır. Köprünün üzerinde bulunan gözetlemelerde melekler sual ederler:
1. imandan,
2. Namazdan,
3. Zekattan,
4. Oruçtan,
5. Hacdan…
6. Taharetten…
7- Mezâlim {haksızlık olunanlara hakkını vermekten…).
İnsanlar, bunların her birinde bin sene kalırlar. Ta ki Allâhü Teâlâ hazretleri dilediği gibi
hükmedinceye kadar… Futûhât-i Mekkiyye c. 1, s. 388,

Allah’ın mağfiretine rahmetine sığınırız; Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şefaatini talep
ederiz. Âmin. Mütercim.

Kaynak Dipnotlardan : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/312-315.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Muhyiddîn-i Arabf nin (k.s.) Duası

Posted by Site - Yönetici Mart 7, 2015

Muhyiddîn-i Arabf nin (k.s.) Duası.muhiddin ibni arabi,

Muhyiddîn-i Arabf nin (k.s.) Duası

-“Ey Allah’ım!
Alınlar terlediği, inlemeler çoğaldığı ve bizim üzerimize sevgililer ağladığı ve tabipler bizden ümitlerini kestiği zaman; bize rahmet et!

Allah’ım!
Toprak bizi örttüğü, ahbap ve dostlar bizi terk ettiği, nimetler bizden ayrıldığı ve nesîm (hoş rüzgar) kesildiği zaman bize rahmet et!

Allah’ım!
İsmimiz unutulduğu, cismimiz çürüdüğü, kabrimiz kaybolduğu ve zikrimiz (bahsimiz) kapandığı (ve hiçbir kimsenin artık bizden söz etmediği ve tamamen unutulduğumuz) zaman, bize rahmet et!

Allah’ım!
Sırlar açıklandığı, gizlilikler (ve kalpte olanlar) ortaya çıkarıldığı, amel defterleri yayıldığı, teraziler ortaya konulduğu zaman bize rahmet et!

Allah’ım!
Ey Hayy-ü Kayyûm ve yâ Rahman yâ Rahîm! Senin rahmetinle Senden yardım diliyoruz!”

Bu mezkûr Şeyh Muhyiddin-i Ekber (k.s.) hazretlerinin münâcâtıdır. Ve ömrüme and olsun ki bu münâcât, gerçekten şerif bir münâcât ve latîf nidadır…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/288-289

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Sırrı Sakatı Hazretlerinin ibretli Hâli

Posted by Site - Yönetici Mart 6, 2015

Sırrı Sakatı Hazretlerinin ibretli Hâli,İsmail Hakkı Bursevi,dini hikayeler,ibretlik,su kuyusu,osmanlu su kuyusu,islam alimleri

Sırrı Sakatı Hazretlerinin ibretli Hâli

Rivayet olundu:
Sırrî es-Sakatî (k.s.) hazretlerinin huzuruna bir gün Ebû’l-Kâsim Cüneyd-i Bağdadî (k.s.) hazretleri girdi. O ağlıyordu. Ona:
-“Seni ağlatan nedir?” diye sordu. Buyurdular:
-“Dün bana küçük kız çocuğum geldi. Bana;
-“Babacığım! Bu gece çok sıcak, şu küpü şuraya as da serinlesin!” dedi. Sırrî Sakatî (k.s.) buyurdular:
-“Sonra uyku bastı, gözlerim bana galip geldi. Rüyamda mahlûkatın en güzeli olan bir cariyenin gökten indiğini gördüm…
Ona sordum:
-“Sen kiminsin?” 0:
-“Küplerde soğuk su içmeyenlerinim!” buyurdu.
Uyandığımda, küpü aldım ve yere çarptım...”
Cüneyd-i Bağdadî (k.s.) buyurdular:
-“Küpün kınlan parçalarını yerde gördüm. Onu yerden kaldırmadı. Ta toprağa karışıncaya kadar yerinde kaldı….

Ey insan!
Onların nimetleri nasıl terk ettiklerine bak!
Nefisleri için soğuk su içmeye razı olmadılar. Veya leziz bir yemek yemediler. işte onlar vakitleri murakabe ettiklerinde, Allâh’ü Teâlâ hazretleri, onlara hesap edilen saatler yerine hariçten haller nasip etti. Onların zevklerine son yoktur…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri,: 7/254.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Gece ve Gündüz Neden Yaratıldı

Posted by Site - Yönetici Mart 5, 2015

Gece ve Gündüz Neden Yaratıldı

Gece ve Gündüz Neden Yaratıldı

Haber’de varit oldu:
Allâhü Teâlâ hazretleri, biri karanlık ve diğeri de aydınlık iki cevher (temel madde) yarattı.
Aydın olandan her türlü nuru (ve ışığı) çıkarttı.
Gündüzü onun nurundan yarattı.
Diğer kalan ışıklarından ise, ateşi (ve cehennemi) yarattı.

Karanlık maddeden ise bütün karanlıkları çıkarıp ayırdı.
Geceyi o karanlıktan yarattı.
Karanlığın diğer kalanlarından ise cenneti yarattı.
Onun için gece, cennettendir; gündüz ise ateşten (cehennemden) dir…”

Geceler Ünsiyet Vaktidir

Bundan dolayı, geceleri ünsiyet kurmak (sohbet ve muhabbet etmek) daha çoktur… Geceler, sevenlerin ünsiyet vaktidir. Mahbubların (sevgililerin) gözlerinin aydınlığı ânıdır.
Âyet-i kerime, gecede, gündüzde, buyurarak) gecenin gündüz üzerine ‘takdîm edilmesi; muhakkak ki gecenin Mevlâ Teâlâ hazretlerine hizmet etme vakti ve gündüzün de mahlûkata hizmet etme ânı olmasından dolayıdır…. (Bundan dolayı gece gündüzden daha şerefli ve daha üstün olduğundan takdîm olundu…)

Peygamberlerin miraçları hep geceleyin oldu.
Kadir gecesi gecelerin içindedir… Bin geceden daha hayırlı olan kadir gecesi gecededir; gündüzlerin içinde değildir…
Bunun misâlleri çoktur.
Evliyanın bazıları,
-“Gece geldiği zaman, büyük mahlûkat geldi...” derlerdi.

Gecenin Esrarı

Bu meclisleri toplayan fakir (Allah’ın rahmetine muhtaç İsmail Hakkı Bursevî) der ki: Amma…
1- Gecenin esrarından,
2- Gece de yapılan münâcâtın halâveti (tadı),
3- Halvetin zevki,
4- Ve vahdet (yalnız kalmanın güzelliği ve zevkinden) mahcup ve mahrum olan kimselere ise; gündüzler daha mahbub ve daha sevimli ve daha hoştur.
(Onlar gündüzü severler) meselâ “ulemâ-i rüsum” maneviyâttan mahrum olan zahirî âlimler gibi… Nahiv âlimi olan “Sâ’leb” (r.h.)’a bakmıyor musun? Sâ’leb (r.h.) şöyle derdi:
-“Keşke hiç gece olmasa da ashabım (talebelerim) hiç benden ayrılmasalar da (sürekli ders okutsam)” derdi.
Bu sözler onun, talebelerine olan ülfetinin hırsından gelmektedir. Zira “muallim“lerin hiçbiri, hâl ve makam bakımından “müctehid“lerden daha yüksek değildir. Görmüyor musun? (Tarih kitaplarında hayatını okumuyormusun?) Bizim imamımız “İmâm-ı Azam” (k.s.) hazretleri, gündüzleri ders okutur ve geceleri de ihya ederdi…

Hafızın Hazinelerinin Kaynağı

Hafız (k.s.) buyurdular:
-“Allâhü Teâlâ hazretlerinin Hafıza vermiş olduğu Bütün saadet hazineleri (ilim, marifet, fesahat ve belâğât)…
Hepsi gece dualarının, Seher vaktinde virdler,zikirler ve evrâd-ı şeriflerin bereketiyledir...”
Bu zikredilen takrirlerden; gecenin gündüz üzerine daha faziletli olduğu anlaşıldı…

Gece ve Gündüz Melekleri

Bil ki her şey, Allâhü Teâlâ hazretlerinin, yarattığı mahlukâttır. Gece ve gündüzün her biri için kendisine müvekkel olan bir melek vardır.

Haberde Selmân-ı Farisî (r.a) hazretlerinden vârid oldu. Buyurdular:
Geceye vekil olan bir melek vardır. Ona “Şerâhîl” denir. Gecenin vakti geldiği zaman, o melek siyah cevher (siyah bir top) tutar ve onu batı tarafına sevk eder (delâlet eder). Güneş ona baktığı zaman, göz açıp kırpılacak bir süratle batması vacip olur. Güneş ta ki bir daha o cevheri görünceye kadar batmamakla emir olunmuştur.
Güneş battığı zaman, gece gelir. Meleğin iki kanatlan altında zulmet (karanlık) yayılır. Diğer bir melek gelinceye kadar o cevher askıda kalır. (Gelen diğer meleğe) “Herâhîl” denilir. O da beyaz bir cevher ile gelir. Onu güneşin doğacağı tarafa asar. Güneş onu gördüğü zaman; hemen göz açıp kırpmcaya kadar bir zaman içinde doğar. Zira güneş, beyaz cevheri görünceye kadar doğmamakla emir olunmuştu. Güneş doğduğu zaman, gündüz gelir. Meleğin iki kanatlan altında nur yayılır. Gündüzün aydınlığı için müvekkel (vazifeli) bir melek vardır.
Gecenin karanlığı için de müvekkel (vazifeli) bir melek vardır. Güneşin batışı ve doğması anında…” Haberde varit olduğu gibi…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/290 – 291

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Sahabeye Dil Uzatanın Hali.

Posted by Site - Yönetici Mart 1, 2015

20120603_194237 copy.jpg111 (2)

Sahabeye Dil Uzatanın Hali.

Bir şiî vardı. Kendisine İbni Heylân deniliyordu. Sahabe-i kiram hakkında yakışık olmayan sözler söylüyordu.

İbni Heylân, bir gün duvar yıkıyordu. Yıktığı duvar onun üzerine yıkıldı. Duvarın altında kalıp fecî bir şekilde can verdi.
Medine-i Münevvere’nin “bakî” kabristanlığına defnettiler.
Fakat ikinci gün onu kabrinde bulamadılar. Hatta onun üzerine defnedilen toprak bile yoktu. Bu durumda başka birisinin o kabri deşme ve açma ihtimali yoktu. Çünkü o toprağıyla beraber yoktu. Kabrin kerpiçlerini olduğu hal üzere gördüler. Bunu insanlardan büyük bir kalabalık gördü. Hatta buna şahit olanlardan biri de Kadı Cemâleddin Efendi idi. Zamanla bunun şöhreti o kadar yayıldı ki dünyanın her yerinden insanlar onu görmeye geliyorlardı.
Bu hadise Allâhü Teâlâ hazretlerinin kalbini şerh ettiği kimselerin kendisinden ibret aldığı âyetlerdendir…

Kaynak : İmam Sahavî (r.h.)’ın ” Makâsıdü’l-Hasene s. 492 “isimli kitabı “”

Mübarek Yerlere Defnedilmek

Bu hadiseden anlaşıldığı gibi, sahabelere ta’n etmek (sahabelere dil uzatmak) ve istihza’nın kötü bir akıbeti vardır.
Allâhü Teâlâ hazretleri, fasık kişinin cîfesini mübarek yerlerden, kötü yerlere intikâl ettirir.
Hadis-i şerifte varid olduğu gibi;
Ümmetimden kim, Lût kavminin amelini işlerse, Allâhü Teâlâ hazretleri o kimseyi onlara nakleder ve hatta onlarla beraber haşr olur.
İmam Suyûtî (r.h.) hazretlerinin “Ed-Dürerü’1-müntessere,” isimli kitabında da böyle …

Cesetlerin Nakli?

Bu hadis-i şerif, cesedin nakli hakkında sarih ve sahih bir haberdir. Çünkü haşr (ölümden sonra yeniden diriliş) ruh ve cesetle birlikte olacaktır. Allâhü Teâlâ hazretleri, şerli (ve kötü) cesetleri şerefli ve mübarek mekânlardan kötü (ve şerli kimselerin mezarlıklarına) naklettiği gibi; hayırlı (ve iyi kimselerin) cisimlerini ve cesetlerini de kötü ve değersiz mekânlardan). şerif ve mübarek mekânlara nakleder. Mekke ve Medine’nin iki mezarlığı olan “Bakî” ve “Hücûn” (cennetü’l-bâkî ve cennetü’l-muallâ mezarlıklarına nakli) gibi… Allâhü Teâlâ hazretleri, ehli ehline sevk eder…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/280

NOT : Sahabe-i kiram hakkında gerçek bir bilgiye sahip olmak için, lmam-ı Rabbanî (k.s.) hazretlerinin ilgili mektuplarını ve Ömer Nasûhî Bilmenin “Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Nezih İtikadımız” isimli kitabını tavsiye ederim.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Allah`ın Rahmetinin Büyüklüğü

Posted by Site - Yönetici Şubat 26, 2015

Allah`ın Rahmetinin Büyüklüğü

Allah`ın Rahmetinin Büyüklüğü

Ebû Hüreyre (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdu: Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden işittim, şöyle Duyuruyordu: -“Allâhü Teâiâ hazretleri, rahmetini yüz cüz kıldı. (Bu yüz cüzden) doksan dokuzunu yanında alıkoydu. Tek bir cüzünü de yeryüzüne indirdi. Yer yüzüne indirilen bu bir cüzden bütünmahlûkat birbirine rahmet ediyor ve acıyorlar. Hatta hayvan yavrusuna süt emzirirken, ona zarar verir endişesiyle ayağını kaldırır…
Mükemmel imam (Hadîs ilmini en iyi bilen lmam-ı Nevevî hazretleri bu hadis-i şerifin şerhinde buyurdular:
Bu hadis-i şerif, Müslümanlar için müjde ve ümidin kemâline delâlet eden (hadis-i şeriflerdendir….
Zira bu dünyada (ilk mahlûkattan son mahlûkata kadar bütün varlıklar için olan) zahirî ve bâtınî bütün nimetler Allâhü Teâlâ hazretlerinin yeryüzüne indirdiği o tek rahmetten hâsıl olmaktadır. Âhiret yurdunda Müslümanlar için tecelli edecek olan yüz rahmet hakkında ne düşünürsün? (İlâhî rahmetin genişlik ve büyüklüğünü var artık sen düşün!)

Allah’ın Rahmetine Güzel Bir Temsîl

Ömer bin el-Hattab (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu.
Buyurdular:
-“Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine esirler getirildi. Esirlerin içinde bulunan bir kadın memesinden süt sağıp çocuğa içiriyordu. Kadın esirlerin içinde bir sabi gördü. Onu kucağına aldı. Sımsıkı sarıldı. Ve onu emzirmeye başladı. (Kadının çocuklarına olan düşkünlüğü ve acıma duygusu üzerine) Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bize;
-“Bu kadını görüyor musunuz? Bu kadın çocuğunu ateşe atar mı?” diye sordu. Biz:
-“Hayır! O çocuğunu ateşe atmaya kaadirdir ama asla çocuğunu kendi eliyle ateşe atmaz!” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri;
-“Allâhü Teâlâ hazretleri, kullarına bu kadının çocuğuna olan rahmet ve şefkatinden daha rahîmdir ve daha çok acımaktadır!” buyurdu.

Allah’ın Lütfü

Mesnevî’de buyuruldu:
Ateş, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kahrından bir zerredir.
Kötüleri tehdit eder ve korkutur.
Allâhü Teâlâ hazretlerinin kahrının ateşi, bu kadar üstün ise de;
Onun lütf-ü kereminin serinliği daha ileride ve daha üstündür.

Allah’ın Rahmetinin Büyüklüğü

Mesnevfde buyuruldu:
Allâhü Teâlâ hazretlerinin rahmeti öyle büyük bir rahmettir ki. Büyüklüğü tasavvur edilemez.
Ancak eserleri görülür.

Besmelenin Bin Manâsı

Şeyhü’l-Ekber (Muhyiddin-i Arabî k.s. hazretleri) “Fütûhât-i Mekkiyye” isimli kitabında buyurdular:
-“Rahmet âyeti olarak Kur’ân-ı kerim’de şu âyet-i kerimeyi gördük; o da;
Rahman ve rahîm olan Allah’ın adı ile...” âyet-i kerimesidir. Besmele tam bin manâyı tazammun etmektedir. Her bir manâ ancak etraflıca düşünmekle hâsıl olur.
-“Rahman ve rahîm olan Allah’ın adı ile...” âyet-i kerimesinin tazammun ettiği manânın husulü elbette lazımdır. Bu manâların her birinin husulü için bir sene gerekir. Bu bin manânın tam olarak anlaşılması için ise bu ümmetin üzerine tam bin senenin geçmesi lazımdır

Kaynaklar : Mesnevî-Î şerif. Defter: 4, s. 143 – Mesnevî-î şerif. Defter: 3. s 139.
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/285.-286-287-288

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 538 takipçiye katılın