Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar’ Category

Bu ümmetin başına gelen bela ve musibetler….

Posted by Site - Yönetici Ocak 24, 2020

Bu ümmetin başına gelen bela ve musibetler….

Müslümanlar, Cenab-ı Allah’ın emir ve yasaklarına uymadıkça ve Efendimiz (s.a.v.)’in feyizli ve nurlu yolunda sevgi ve barış sahiline doğru yürümedikçe fitne, fesat, kan, düşmanlık ve belâlardan kurtulamazlar.

Efendimiz (s.a.v.) bir hadisi şerifinde;
“Benim şu ümmetim, esirgenmiş bir ümmet (-i merhume) dir. Onların üzerine âhirette azap yoktur. Onların azabı, dünyada fitne, zelzeleler ve birbirlerini öldürmeleri (ölüm hadiseleridir.)”
Ebu Davud: 3730, Müsned-i Ahmed: 18848,

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Muhakkak ki bu ümmet, ümmet-i merhumedir, (rahmet olunmuş bir ümmettir. Bunların azabları, kendi ellerindedir. Kıyamet günü olduğu zaman, Her bir Müslümana bir adama müşriklerden bir adam verilir ve ona;
-“Bu adam, cehennem ateşinden senin fidyendir…” denilir.
İbni Mace: 42482,

-“Muhakkak ki bu ümmet, ümmet-i merhumedir. (Rahmete nail olmuş bir ümmettir.) Allâhü Teâlâ hazretleri, onların azablarını kendilerinin arasında kıldı. Kıyamet günü olduğu zaman, Mü’minlerden her bir kimseye, diğer dinlerden (gayr-i Müslimlerden) bir kişi verilir ve ona; -“Bu kişi, senin cehennem ateşinden kurtulmana bir fidyedir!” denildi. ”
Müsned-i Ahmed: 18837,

Eğer biz, her karış toprağında bir şehidin yattığı bu mukaddes vatanı ve bu necip milleti seviyor, güzelim yurdumuzda insanlarımızın birlik ve beraberlik içerisinde yaşamalarını istiyorsak, mutlaka Allâha ve Resulüne itaat etmeliyiz.

Çünkü, Müslümanların arasına birlik, beraberlik, sevgi ve kardeşliğin yerleşmesi için; Müslümanların Cenab-ı Allah’ın emirlerine bağlanmaları ve Yüce Rasûl (s.a.v.)in sünnetine sarılmaları şart.,..

Manen yükselmenin yolu Resûlullah’ın sünnetine sarılmaktan geçer.

Havada uçan, suyun üzerinde yürüyen veya ateş yiyen veyahut da bunlardan başka harikulade haller gösteren bir şeyhi gördüğün zaman onu iyi araştır. O şeyh, eğer Allanın farzlarından ve Resûlullah’ın sünnetlerinden birini terkediyorsa yalancıdır, düzenbazdır. O evliya değildir .0 şeyhin işleri asla keramet değildir; belki istidrâçtır….

Mukaşefetu’l- Kulub el-Mukarribu ila allamul-ğuyub S. 48 İmam Ebu Hamid el- GAZALİ Dar’ul -Ma’rife 1996 Beyrut….

Önemli olan gerçek bir mü’min olmaktır… Mütercim.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/404-405

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Biz böyle olsaydık,böyle olmazdık..

Posted by Site - Yönetici Ocak 23, 2020

Biz böyle olsaydık,böyle olmazdık..

Eskiden İstanbul’da ve bir çok Müslüman şehirlerde sadaka taşları vardı.
Sadaka taşları yaklaşık bir adam boyunda ve ortası para konması için oyuktu.
Varlıklı insanlar, kimseye göstermeden, riyakârlık yapmadan, sadakalarını bırakıyordu. Fakirler de ihtiyaçları kadar oradan alıyorlardı.
Hepsini almak gibi bir tamahkârlık ve aç gözlülük etmiyordu, Sakada taşları sokaklarda dimdik durdukça insanlık her gün
biraz daha onurlanıyordu. Sevgi ve hoşgörü ile birbirlerine kenetleniyordu. Sadaka taşları, mü’minleri sevmenin ve onları saymanın bir nişânesiydi.

Hüzeyfet’ül-Adeviye Hazretleri anlatıyor:
-Yermük muharebesinde bir matara su ile yaralılar arasında amcamoğlunu arıyordum. Onu buldum.
Kanlar İçindeydi. Son demlerini yaşıyordu. Şehâdet şerbetini içmek üzereydi. Kulağına eğildim:
-“Ya amcamoğlu! Benden bir isteğin var mı? Sana su içireyim mi?” dedim.
İştiyakla ağzını açtı. ‘Su, su” der gibiydi. Matarayı açtım. Henüz bir damla içmişti ki, başka bir yaralının ıztıraplı sesi işitildi:
“Su! Su! Yok mu bir damla su?”
Amcamoğlu suyu içmedi, Mataradan ağzını çekti. Gözleriyle “Ona götür”, diyordu. Koşarak gittim. Gördüm ki, Hişam ibni As kanlar ve kumlar içinde kıvranıyor ve son anlarını yaşıyordu.
-‘Ya Hişâm kardeşim! Benden bir isteğin var mı? Sana su içireyim mi?” dedim.
Ağzını açtı. Susuzluktan dudakları morarmış ve çatlamıştı. 0 anda onun için su’dan daha kıymetli bir şey olamazdı. Eğildim, su matarasını ağzına verdim. Bir damla su İçmeden diğer bir yaralmın iniltisi işitildi:
“Su! Su!”
Hişâm ibni As Hazretleri de suyu içmedi.
Mataradan ağzını çekti. Gözleriyle ” Ona götür” diye bana işaret etti.

Üçüncü kişiye koşarak gittim. Daha ben yetişmeden ruhunu teslim etmişti.

Bari Hişâm’a yetişeyim ona son anında su içireyim diye döndüm. O da rahmete kavuşmuştu.

Amcamoğluna suyu ulaştırmak istedim koşa koşa yanına geldim. O da çoktan şehâdet şerbetini içmişti.

Bir çok sofu ve evliyâ’yı toplayıp, başlarını vurmak için hükümet konağının önüne getirdiler. Bunların içinde, Ebü’l-Hüseyin Nurî, Cüneydî Bağdadî, imam Şiblî, Ebû Hamza ve Rakkâm gibi devrin büyük âlim ve velîleri de vardı. Devletin aleyhinde teşekkül oluşturdukları düşüncesiyle hiç muhakeme edilmeden hâkim yerine cellâda teslim edildiler. Cellâd, önce Rakkâm Hazretlerini idam edecek iken, Ebû’l-Hüseyin Nurî Hazretleri.öne atıldı. İdam sehpasına geldi ve cellada;
-Önce beni idam et, dedi.
Cellâd hayret etti, acı acı güldü;
-Sen deli misin?
-Neden?
-Kılıç kendisine koşulacak şey değildir…
Hiç ölüme koşulur mu? Niçin acele ediyorsun, sana henüz sıra gelmedi. Sana sıra gelesiye kadar git biraz daha hayatta kal, dedi.
Ebü’l-Hüseyin Nurî Hazretleri;
-Sizin sandığınız gibi ben deli değilim. Elhamdülillah ben müslümanım. Bizim yolumuz isâr yoludur. Arkadaşını kendine tercih etme ve fedâkârlık yoludur.
Bir insan için en kıymetli şey canıdır. Ben kendimi feda edip kısa bir süre de olsa kardeşlerimin yaşamalarını istiyorum.
Öteden bir ses yükseldi:
-Önce beni İdam et,
Başka gür bir ses:
-Hayır önce beni idam et,
Etraftan sesler gelmeye başladı:
-Önce beni idam et,
-Önce beni idam et,
-Önce beni idam et.

Cellad’ın benzi sarardı, takati kesildi, olduğu yere yıkıldı.
-Yâ Rabbi! Sen aklımı koru, diye kendi kendine mırıldandı. Sanki dağ, taş dile gelmişti. Herşey ‘Önce beni idam et” diye sesleniyordu. Cellâd çıldırdı, avazı çıktığı kadar bağırdı: “Önce beni idam et”. Olup bitenleri gören halife, onların gerçek Müslümanlar olduklarını kabul etti, kendilerinden özür dileyerek onları serbest bırakıp, hediyelerle uğurladı.

Tarihimiz bu tür hadiselerle doludur. Mütercim.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/356-357.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Ahir zamanda en çok terk edilecek şey…..

Posted by Site - Yönetici Ocak 22, 2020

Bil ki, âhir zamanda en çok terk edilecek şey; Kur’ân-ı kerim ile amel etmektir.
Zira muhakkak ki saidlerden sonra eşkiyâ gelecektir. Bu eşkiyâ dünyanın süsleri (ve mallarına) aldandılar.

İsmail Hakkı Bursevi (k.s. ) Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/421.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Genç ve günahkar bir kızın azaptan kurtuluşu…

Posted by Site - Yönetici Ocak 20, 2020

Genç ve günahkar bir kızın azaptan kurtuluşu…

Tabiinden Hasan-ı Basrî Hazretleri zamanında bir kadın, Hazret-İ imamın huzuruna gelip:
-Ya îmam! Benim genç bir kızım vardı. Birkaç ay evvel vefat etti. Fakat onun hasretine dayanamıyorum, öldükten sonra rüyamda da görmedim. Bana bir dua öğretiniz de, hiç olmazsa onu rüyamda görüp teselli olayım, dedi.

Hasan-ı Basrî kadına lâzım gelen duaları talim etti.
-inşallah görürsün, diyerek gönderdi.

Kadın öğretilen duaların tamamını okudu.
Cenab-ı Allah’a kızını göstermesi için hayli yalvardıktan sonra, göz yaşları ile yatıp uyudu. Uykusunda kızını gördü. Gördü ama gördüğüne de pişman oldu. Çünkü kıza öyle azap ediliyordu ki, onu görünce kadının ciğeri parça parça oldu.

Kıza ateşten bir elbise giydirmişler, şiddetli şekilde azap olunmakta idi.
-Kadın heyecanla uykusundan uyandı, sabah olduğunda da, Hazreti imamın huzuıuna tekrar çıkarak gördüğünü anlattı.
Kızının bu azaptan kurtulması için ne yapması lâzım geldiğini, ne gibi hayır hasenat ederse günahlarının affedileceğini sordu.
Hasan-ı Basrî Hazretleri, ona bazı tavsiyelerde bulundu ve geri gönderdi.

Fakat bir müddet sonra Hasan-ı Basrî Hazretleri kendisi bir rüya gördü. Rüyasında genç ve son derece güzel bir kız, Cennet
bahçelerinden birinde altın bir tahtın üzerinde oturmakta ve etrafına güneş-gibi parlaklık saçmakta idi.

Kız Hasan-ı Basrî Hazretlerine:
-Beni tanıdın mı? diye sordu.
Hazreti imam, tanımadığını ve hangi peygamberin kızı yahut zevcesi olduğunu sual etti. Kız şöyle dedi:
-Hani sana gelip de beni görmek için senden yardım isteyen ve rüyasında azap içerisinde görünce de, tekrar size durumu anlatıp günahımın affı için ne yapması lâzım geldiğini soran kadın var ya, işte ben onun kızıyım, dedi;
Hazreti imam:
-O kadın bana senin azap İçinde olduğunu söylemişti.
Ne oldu da kurtuldun o azaptan? diye sorduğunda, kız şöyle dedi:
Ya imam!
Allah’ın sevgili kullarından biri bizim bulunduğumuz kabristandan geçti ve oradan geçerken bir Fatiha üç ihlâsla beraber üç kere de salavat getirip biz kabir ehlinin ruhuna hediye etti. işte ondan sonra, “Bu kabristanda kabir azabı çekenlerden azabı kaldırın!” diye bir nida geldi ve benimle beraber 550 kişiden kabir azabı kaldırılıp, Cennet nimetleri bize ihsan olundu, diye anlattı.

Hasan-ı Basrî Hazretleri, gördüğü bu güzel rüyayı o kadına anlatıp kızının azaptan kurtulduğunu müjdeledi ve ondan sonra bol bol Salavat-ı Şerife okumasını tavsiye etti.

Bizler de âhirete göç eden atalarımıza, ölülerimize mutlaka bir şeyler okumalıyız. Onların ilâhî rahmete gark olmaları için salavatlar okumalı, Kur”ân-ı kerim okumalı ve onların ruhlarına hayır ve hasenat yapmalıyız. Mümkün mertebe.
Mütercim.

Kaynak ; Dipnot – İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri : 9/350.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Kız Çocuğu.

Posted by Site - Yönetici Mart 31, 2019

Kız Çocuğu.

Şeyhü’l-Ekber (Muhyiddin-i Arabî k.s.) athar hazretlerinden hikâye olundu.

Buyurdular:
-“Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin bütün sünnetlerine riâyet ettim.
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden sâdır olan bütün sünnet-i seniyyeyi işledim; bir tanesi hariç…
O da, Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, kızını (Hazret-i Fatıma r.a’yı) hazret-i Ali ile evlendirdi. Ve Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, hiç külfet (zorluk çekmeden ve çekinmeden) kızının evinde uyur (ve gecelerdi)….

Benim bir kız çocuğum olmadı ki onu evlendireyim de gidip evinde uyuyayım ve geceleyeyim..

Bu gün, şeyhim diye geçinen, evliya olduğunu iddia eden insanların çoğu, örf, adet, geleneklerin esiri olup, kız çocuklarının evinde istirahat etmek, uyumak ve gecelemeyi ayıp görüyor. .

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/347.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Sünnetle Amel Etmenin Mükafatı.

Posted by Site - Yönetici Mart 19, 2019

Sünnetle Amel Etmenin Mükafatı.

Ahmed bin Hambel (r.h.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular:
Ben bir gün bir kavim ile beraber idim. Onlar soyunup suya girdiler. Ben hadis-i şerif ile amel ettim.
0 hadis-i şerif. Efendimiz (s.a.v,) hazretlerinin şu mübarek hadisleridir:
-Kim, Allah’a ve âhiret gününe iman ediyorsa; peştamalsız olarak hamama girmesin…”

Ben soyunmadan suya girdim.
0 gün, şöyle bir ses işittim. Bana şöyle buyurdu:
-“Ey Ahmed!
Seni müjdeliyorum!
Muhakkak ki senin Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetiyle amel etmenin bereketiyle, Allâhü Teâlâ hazretleri, seni gerçekten bağışladı.
Ve seni imam yaptı.
İnsanlar, sana tabi olacaklardır!”
Ben sordum;
-“Sen kimsin?”
Buyurdular:
-“Cebrail.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/348.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Şefaate Nailiyet ve Günahkar Kızın Ateşten Kurtuluşu

Posted by Site - Yönetici Şubat 22, 2019

Şefaate Nailiyet ve Günahkar Kızın Ateşten Kurtuluşu

Sen Efendimiz (s.a..v) hazretlerine tabi olduğun kadar;
(O Ölçü ve nisbette) senin ona tabi olduğuna hükmedilir.

Ve seninle Efendimiz (s.a.v.) hazretleri arasında, muhabbet alâkaların güçlenir, te’kid olunur.

Ve sen, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine taalluk eden şeylerin hepsiyle;
1- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine salavât okumak,
2- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kabr-i şerifini ziyaret etmek,
3- Müezzin ezânî Muhammedî okurken ona cevap vermek,
4- Ezanın akabinde Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine dua etmek (ezan duasını okumak),
5- Benzerî amelleri ihlasla yapman nisbetinde;
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şefaatine nail olmaya müstahak olursun.

Tabiinden Hasan-ı Basrî Hazretleri zamanında bir kadın, Hazret-i İmamın huzuruna gelip:
-Ya îmam!
Benim genç bir kızım vardı. Birkaç ay evvel vefat etti. Fakat onun hasretine dayanamıyorum,öldükten sonra rüyamda da görmedim. Bana bir dua öğretiniz de, hiç olmazsa onu rüyamda görüp teselli olayım, dedi.

Hasan-ı Basrî kadına lâzım gelen duaları talim etti.
-inşallah görürsün, diyerek gönderdi.
Kadın öğretilen duaların tamamını okudu.
Cenab-ı Allah’a kızını göstermesi için hayli yalvardıktan sonra, göz yaşlan ile yatıp uyudu. Uykusunda kızını gördü. Gördü ama gördüğüne de pişman oldu. Çünkü kıza öyle azap ediliyordu ki, onu görünce kadının ciğeri parça parça oldu.
Kıza ateşten bir elbise giydirmişler, şiddetli şekilde azap olunmakta idi.
-Kadın heyecanla uykusundan uyandı, sabah olduğunda da, Hazreti imamın huzuıuna tekrar çıkarak gördüğünü anlattı. Kızının bu azaptan kurtulması için ne yapması lâzım geldiğini, ne gibi hayır hasenat ederse günahlarının affedileceğini sordu.
Hasan-ı Basrî Hazretleri, ona bazı tavsiyelerde bulundu ve geri gönderdi. Fakat bir müddet sonra Hasan-ı Basrî Hazretleri kendisi bir rüya gördü. Rüyasında genç ve son derece güzel bir kız, Cennet bahçelerinden birinde altın bir tahtın üzerinde oturmakta ve etrafına güneş-gibi parlaklık saçmakta idi.
Kız Hasan-ı Basrî Hazretlerine:
-Beni tanıdın mı? diye sordu.
Hazreti imam, tanımadığını ve hangi peygamberin kızı yahut zevcesi olduğunu sual etti. Kız şöyle dedi:
-Hani sana gelip de beni görmek için senden yardım isteyen ve rüyasında azap içerisinde görünce de, tekrar size durumu anlatıp günahımın affı için ne yapması lâzım geldiğini soran kadın var ya, işte ben onun kızıyım, dedi;
Hazreti imam:
-O kadın bana senin azap İçinde olduğunu söylemişti. Ne oldu da kurtuldun o azaptan? diye sorduğunda, kız şöyle dedi:
Ya imam!
Allah’ın sevgili kullarından biri bizim bulunduğumuz kabristandan geçti ve oradan geçerken bir Fatiha üç ihlâsla beraber üç kere de salavat getirip biz kabir ehlinin ruhuna hediye etti. işte ondan sonra, “Bu kabristanda kabir azabı çekenlerden azabı kaldırın!” diye bir nida geldi ve benimle beraber 550 kişiden kabir azabı kaldırılıp, Cennet nimetleri bize ihsan olundu, diye anlattı.

Hasan-ı Basrî Hazretleri, gördüğü bu güzel rüyayı o kadına anlatıp kızının azaptan kurtulduğunu müjdeledi ve ondan sonra bol bol Salavat-ı Şerife okumasını tavsiye etti.

Bizler de âhirete göç eden atalarımıza, ölülerimize mutlaka bir şeyler okumalıyız. Onların ilâhî rahmete gark olmaları için salavatlar okumalı, Kur”ân-ı kerim okumalı ve onların ruhlarına hayır ve hasenat yapmalıyız. Mümkün mertebe.

Kaynak :Dipnot – İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/350

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Ebdal Kumral Hazretleri ve Hızır Aleyhisselâm-Osman Gazi.

Posted by Site - Yönetici Şubat 20, 2019

Ebdal Kumral Hazretleri ve Hızır Aleyhisselâm-Osman Gazi.

Anadolu Erenlerinden Ebdal Kumral Hazretleri adındaki derviş, zaman zaman Hızır Aleyhisselâm ile görüşürdü.
Bir defasında Ermeni derbendi denilen yerde dinlenirken Hızır Aleyhisselâm yanına geldi.

Ebdal Kumral Hazretleri, Hızır Aleyhisselâm’a sordular:
-Efendim! Herbiri bir tarafa dağılmış olan bu Müslümanları bir çatı altında toplamak ve Müslümanların arasında birlik oluşturmak acaba mümkün müdür?”
Hızır Aleyhisselâm
-Mümkündür.
-Nasıl? Kimin tarafından olacaktır?
-Osman Gazi tarafından olacaktır. Osman Gazi ve evladı dağılmış olan Müslümanları bir bayrak altında toplayacaklardır. Osman Gazi’nin kurmuş olduğu devlet üç kıtaya hakim olacaktır.

Ebdal Kumral Hazretleri, Osman Gazinin adını duymuştu ama tanımıyordu. Hızır Aleyhisselâm devam etti.
-O genç erin geleceği çok ümitlidir. Kendisine şu müjdemizi ulaştır.
-Onu nerede bulabilirim?
-Onu, Edebâli Hazretlerinin yanında bulacaksın. Şeyhe bu mevzuda bir rüyasını nakledecektir.

Ebdal Kumral Hazretleri, Hızır Aleyhisselâm’dan ayrılınca, içini bir ateş ve özlem sardı. Büyük doğuşun müjdesini İçinde hissediyordu. Heyecan ile Şeyh Edebâlî Hazretlerinin dergahına doğru yola koyuldu. İçi içine sığmıyordu. Sevinçten çocuklar gibi oynaya oynaya ve koşa koşa gidiyordu. Dergaha nasıl vardığının farkında değildi.
Bu sırada Osman Gazi, Şeyh Edebâlî Hazretlerinin Bilecik’teki Dergahı’nda müsafir bulunuyordu.
Osman Gazi o gece bir rüya gördü. Rüyasında, Edebâlî Hazretlerinin koltukları altından çıkan bir nûr, gelip Osman beyin koltuk altına girdi. O nurun girmesiyle, Osman beyin karnında bir ağaç peyda oldu.
Birden dallanıp budaklandı. Dallan çok yükseklere ulaştı. Altındaki, nice dağlar ve nehirler gölgelendi.
Onun gölgesindeki dağ ve nehirlerden birçok insan gelip İstifade etmeye başladı.
Osman Gazi bu rüyasını Şeyh Edebâlî Hazretlerine anlatırken Ebdal Kumral Hazretleri de oradaydı. Bu rüyanın yorumunda Şeyh Edebâlî Hazretleri:
-“Ey Osman! Sana müjdeler olsun. Sana ve senin evladına Cenab-ı Allah saltanat verdi, Ve dünya âlem, evladının saltanat güneşi altında ola. Ve hem kızım Mal Hatun sana helal ola…”
Ebdal Kumral Hazretleri bunları işitince karşısındaki gencin Hızır Aleyhisselâm’ın anlattığı Osman Gazi olduğunu anladı. Ve daha fazla dayanamadı. Araya girdi. Hızır Aleyhisselâm’ın müjdesini Osman Gaziye ilettikten sonra ilave etti:
-Ey Osman Gazi! Sana Padişahlık verildi. Bize şükrana ne verirsin?” Osman Gazi;
-Ne vakit padişah olursam sana bir şar, şehir vereyim, dedi.
Ebdal Kumral Hazretleri;
-Bize bir köyceğiz yeter. Şehirden vazgeçtik, dedi.
-Kabulüm.
-Öyleyse bize bir kâğıt, bir vesika ver.
-Kâğıt yerine İşte bir kılıcım var, Babamdan ve dedemden kalmıştır. Onunla birlikte bir de maşrapa vereyim. Birlikte senin elinde olsunlar. Neslin bu nişanı saklasın. Eğer Hak Teâlâ beni padişahlığa eriştirirse benim neslim dahi bu alâmeti görüp kabul etsinler, köyünü almasınlar, dedi.

Zaman geçti… 1288’de Osman Gazi, babasının yerine baş seçildi. Talihi açıldı. İlerledi. Bir çok yerleri fethetti. Osmanlı Devletinin temellerini Hızır Aleyhisselâm’ın müjdesiyle attı.

Hızır Aleyhisselâm’ın bu güzel müjdesini kendisine getiren, o mübarek insan, Ebdal Kumral Hazretleri çoktan vefat etmiş. Osman Gazi, Hızır Aleyhisselâm ile sohbet eden o büyük veli adına Ermeni Derbendinde bir zaviye yaptırdı. Bir çok köy ve tarlalar vakfetti.

Kaynak ; Dipnot – İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/320-322.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Papaz Tevrat’ı okurken Hz.Muhammed ( s.a.v.) in ismini gördü ve…

Posted by Site - Yönetici Şubat 11, 2019

Papaz Tevrat’ı okurken Hz.Muhammed ( s.a.v.) in ismini gördü ve…

Peygamberimiz (s.a.s.) zamanında Şam’da bir Yahudi hahamı vardı.
Bu haham zamanın ileri gelen Yahudilerindendi. Bir gün bin sûre ve her sûresi bin âyetten ibaret olan Allah (C.C.)’nın kelâmı Tevrat’ı okurken dört yerinde Hazret-i Peygamberimizin ismi şerifine rastladı,

Peygamberimizin îslâmiyeti anlatmakla vazifeli olduğunu ve Medine’de İslâm dinini yaydığını daha evvel çok duyuyor ve yayılan Islâmiyete ve Peygamberimize karşı büyük bir kin besliyotdu. Bundan dolayı Tevrat kitabında O’nun isminin bulunmasına tahammül edemeyerek hasedinden o dört sahifeyi yırtıp attı.

Fakat Cenab-ı Allah ona îslâmiyeti nasip edecekti, ikinci gün gene Tevrat okumaya başladığında bu sefer sekiz yerde Peygamberimizin ismi şerifine rastladı. Sekiz sahifenin sekizini de yırtması lâzımdı. Bir hayli düşündükten sonra onları da yırtmaya karar verdi, yırtarak onları da ateşe atıp yaktı.

Ne var ki Cenab-ı Allah ikaz etmeye devam ediyordu. Sabahleyin açıp da okumaya başlayınca bu sefer yirmi dört sahifede ayrı ayrı yirmi dört kere peygamberimizin ismi geçiyordu. Bu defa yırtıp atamadı. Çünkü yırta yırta o koca kitabı baştan sona bitirmesi lâzım geliyordu. Hergün ismi şerifin bir kat daha arttığını görünce, Peygamberimizin hakiki bir kurtarıcı olduğunu, Allah tarafından gönderilmiş bir Nebiyyi Kerîm olduğunu anlaması gerekiyordu, içine bir ateş düştü. Oturduğu yerden kalkarak doğru en samimi olduğu bir haham arkadaşının yanına gidip durumu anlattı, kendisine Medine’nin yolunu tarif etmesini rica etti. Arkadaşı:
-Yahu sen şaşırdın mı? O bir sihirbazdır. Sakın ha Medine’ye gideyim falan deme! diyerek sıkı sıkı tenbihte bulundu İse de o artık kararını vermişti:
-Yok, yok! İş senin bildiğin gibi değil…
Bu zamana kadar kendimizi aldattığımız yeter, ben gideceğim Medine’ye, diyerek oradan ayrıldı ve Medine’nin yolunu bilen başka kimselerden öğrenerek yola düştü.

Araya sora artık kaç günde gitti ise Medine’yi buldu ama, Server-i Kâinat Efendimizi hayatta bulamadı. Çünkü O, Medine’ye vardığında Peygamberimiz irtihal edeli dört gün olmuştu. Bir sokakta giderken, gayet nur yüzlü bir zata rastladı. Anladı onun Nur’u ilâhî ile alâkadar olduğunu… Sordu:
-Ey kardeş’. Ben yabancıyım, Resül-ü Zîşan ile müşerref olmaya geldim. Beni onun huzuruna çıkarır mısınız? dedi. O rast geldiği sahabi Selman-ı Farisi Hazretleri idi: Merhaba, hoş geldiniz… Gelin benimle, diyerek önünde yürümeye başladı.

Fakat, Peygamberimizin Dar-i Baka’ya irtihal ettiğini ona bir türlü söyleyemiyor, gözlerinden ırmak gibi yaşlar akıtarak ilerliyordu. Yolda yanlarına Cihar Yarı Güzin efendimizi de alarak Ravza-i Mutahharaya vardılar. Orada Şam’dan îslâmiyeti kabul ederek Peygamber Efendimizle müşerref olmak için gelen o zata kabri şerifi göstererek: Senin görmek ve dinini kabul etmek için geldiğin o zatı şerif Hazreti Muhammed Mustafa’dır. Ve dört gün evvel bizi öksüz bırakarak Âlem-i bakaya göçüp gitmiştir, dediler.

îslâmiyeti kabul ederek gelen o eski haham İse onlardan daha çok ağlamaya ve gözyaşı dökmeye başladı, hüngür hüngür ağlıyordu ve dedi ki:
-Onu gören içinizde varsa ben de onları görmüş olayım, diyerek büyük bir aşkla sahabe-i kiramın yüzlerine bakıyordu.
Sonra Peygamberimizin en yakın akrabalarından olan Hazreti Ali’den vasıflarını sordu. Her hareketini dikkatlice dinledikten sonra:
– Vallahi benim Tevrat’ta okuyup öğrendiğim sizin anlattığınızın ta kendisidir, diyerek peygamberimizin sırtına giydiği bir elbisesini istedi. Selman-ı Farisi Hazretleri gidip Hırka-i Şerifi getirince alıp öptü yüzüne gözüne sürdü ve:
– Eşhedü en lâ İlahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü, diyerek îslâmiyeti kabul etmek şerefine erdi. Daha sonra ise ellerini kaldırarak şöyle dua etti:
-Ya Rabbi! Sen Erhamürrâhimîn’sin, eğer benim sana ve Resulü kibriyana olan îmanımı kabul etti isen sana hamdü senalar olsun ne mutlu bana…

Artık ben Resûlüllah’ı görmeden duramayacağım, benim, ruhumu buracıkta, onun kabri başında al da, ona en çabuk zamanda kavuştur beni, diye dua etti. Cenab-ı Allah (C.C.) onun içten gelen duasını kabul buyurmuştu. Hemen düşerek ruhunu orada Cenab-ı Allah’a teslim edip Resulü Kibriya’ya kavuştu.

Eshab-ı Kiram, aldılar, yıkadılar, kefenlediler ve cenazesini kılıp islâmî usûl üzere defnettiler.

Kaynak ; İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/309.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Şubat 4, 2019

Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri Kimdir ?

Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri, Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında Anadoluda yaşayan âlim ve evliyanın büyüklerindendir.
Yeni Çeri ordusuna dua ederek askerlerin sırtını sıvazlayan zattır. Asıl ismi Seyyid Muhammed bin ibrahim Atâ’dır.

Horasanın Nişabur şehrinde 1281 (H. 680) tarihinde doğdu, Bütün Hayatını Kur’ân-ı kerim ve Rasûlullahın sünnetini insanlara öğretmekle geçirdi.
Hacı Bektâş-ı Velî Hazretlerinin zikri, zikri hafiydi.
Rabıta ehliydi.
Sürekli Hızır Aleyhisselâm ile görüşen bir evliya idi.

Şu hadise, Hacı Bektaşi Veli hazretlerinin ne kadar büyük bir evliya olduğunu göstermektedir: Kayseride Bahâeddin Çelebi adında bir zât vardı. Kendi hâlinde yaşardı. Hiç kimsenin kötülüğünü istemezdi. Bütün dileği çevresinin mutlu olmasıydı. Hep Ümmet-i Muhammed’in saadeti için duâ ederdi. O dönemde bölük pörçük olan Anadolu beyliklerinin Bizansa karşı birleşip kuvvet kazanmasını ve birbirleriyle uğraşıp kardeş kanını akıtmayı bırakıp bütün Müslümanların ideal ve hedefi olan istanbul’un fethedilip efendimizin övgüsüne nail olmaları İçin duâ ediyordu.
İşi bostancılıktı. Tarlasına gider kavun karpuz ekerdi. Turfanda ilk mahsulatı getirir mahallenin çocuklarına dağıtırdı. Hastalara verirdi. Fakirleri gözetirdi. Medrese talebelerine ve tekke müridlerine kağnılar dolusu kavun ve karpuz götürür hediye eder ve çırağlık verirdi. Bütün ideali insanların mutlu olmaları olduğundan hep insanların kurtuluşu İçin çalıyordu.

Bostancı Baba bir gün yine Kayserinin yukarı tarafındaki Saklan kalesinin batısında tarlasında kavun karpuzunu ekiyordu. Ezberden Kur’ân-ı kerim okuyor. Zikir ediyor. Tefekkür ediyor ve içinden Cenab-ı Allah’a yalvarıyordu.
-Ta Rabbi! Ümmet-i Muhammed’i bağışla,
Ya Rabbi! Ümmet-i Muhammed’in günahına bakma.
Ya Rabbil Ümmet-İ Muhammed’i Hazret-İ Muhammed Mustafa hürmetine bağışla, diye dua ediyordu.

Hızır Aleyhisselâm ile Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri bostanın kıyısındaki taşın (Haymanın) dibine gelip oturdular.
Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri, Bostancı Babaya seslendi:
-Kardeş!
Bostancı baba heyecan ile:
-Ne buyurursunuz! Efendim?”Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri:
-Bostanından bir kavun koparıp getir yiyelim?
Bostancı Baba, tebessüm etti:
Başüstüne, İnşaallâh olunca getiririm. Daha bu gün ektim. Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri:
-Diktiğin yeri bir kontrol et belki olmuştur?
Bostancı Baba üzüldü. Keşke şimdi kavun ve karpuzlarım olmuş olsaydı bu yolculara yedirirdim, ne iyi olurdu. Garibanların canı bu mevsimde kavun karpuz istiyormuş, diye içinden geçirdi ve eskisi gibi:
-inşaallâh olunca bir tane değil ne kadar isterseniz sizlere veririm, dedi. Hızır Aleyhisselâm, Bostancı Babaya;
-Bir kere dolaş gör, dedi.

Bostancı Baba hayatında hiç kimsenin dileğini kırmadığı için o ekildiği gün kavun ve karpuzun bırakın olması, yeşermesinin bile tabiî olarak mümkün olmadığını bildiği halde ayağa kalktı. Hızır Aleyhisselâm ile Hacı Bektâş-ı Velî Hazretlerinin yüzüne tebessüm ile bakarak;
-Tabiî efendim! Bir kere dolaşayım, diyerek misafirleri kırmamak İçin bostana girdi.
Bostanına girdiği an birden burnuna kavun kokusu geldiğini farketti. Bir kökte, üç tane iri kavunun büyüyerek olgunlaşmış olduğunu gördü. Bunların ikisini koparıp birisini Hızır Aleyhisselâm’a diğerini Hacı Bektâş-ı Velî Hazretlerine verdi ve ;
-Ey erenler!
O birisini de çoluk çocuğumuza götürelim, dedi.
Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri de memnuniyetle kabul etti.
-Hepsi bize düşmez yâ? Kardeş payı lazım. Buraya gelirken size “Kardeşim” diye hitap etmiştim. Vedalaşıp ayrıldılar. Kayseri’nin yoluna düştüler. Bahâeddin Çelebi (Bostancı Baba) onları yolcu ettikten sonra yine bostan işlerine döndü. “Akşama kadar bu tartanın ekim işlerini bitireyim” diyerek kavun ve karpuzlarını ekmeye başladı.
Neden sonra kendi kendine sordu” Daha ekilirken kavunun bittiğini cihanda kim gördü? O azizler keramet sahibi birer evliya imiş? Bu iş onların kerameti ile zahir oldu. Eyvah neden mübarek ellerini öpüp dualarını almadım? Keşke himmetlerine nail olsaydım! Himmet, himmet!” dedi. Hayli üzüldü.

Bostanı ekmekten vazgeçip bir süre onları aradı. Bulamadı. Kendi kendine “Son pişmanlık fayda vermezmiş” deyip kalan kavunu koparıp evine gitti. Eve giderken kavunu sakladı. Halk bu kavunu elimde görse “Daha kavun ve karpuzların yeni yeni ekildiği bu mevsimde nedir bu kavun?” diyerek beni sahib olmadığım bir makam ve mevkide görmeye başlarlar. Beni ehli keramet sanırlar ve o zaman da dünya ve âhirette rezil olurum düşüncesine kapıldı. Eşine ve çocuklarına bile durumu söyleyip söylememekte tereddüt ede ede evine geldi. Evinin kapısından içeriye girince, Hızır Aleyhisselâm ile Hacı Bektâş-ı Velî Hazretlerini misafir odasında oturduklarını gördü. Rahat bir nefes aldı. içinden dua etti” Sana şükürler olsum Rabbİm” dedi.

Heyecan ile selam vererek odaya girdi. Elindeki kavunu getirip ortaya koydu. Hemen onların mübarek ellerini öptü. Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri, heybelerindeki iki kavunu da Bostancı Babaya vererek:
-Kavunları kes de yiyelim, dedi.
Bostancı Baba kavunları kesti. Bir kısmını ailesine gönderdi, bir kısmını da misafirlerine ikram etti. Kavunları birlikte yediler, Cenab-ı Allah’a şükür ettiler ve ellerini yıkadılar. Bostancı Baba daha fazla sabredemedi ve sordu:
-Efendiler!
Size kim derler?
Bu fakire himmet edin?
Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri;
-Bana Bektâş-ı Velî derler. Bu azize ise Hızır Aleyhisselâm derler, dedi.

Daha sonra Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri Bostancı Babayı yanına çağırdı. Onun gözlerini sığayıp, sırtını sıvazladı. Ona hayır dualar etti.

Sonra Hızır Aleyhisselâm ile Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri Bostancı Babaya veda edip evden çıktılar. Kapının önünde İkisi de kayboluverdi. “Velilerin bir nazarı kimyadır. Kara taş, nazar ile yakut olur”
O anda Hacı Bektaşi veli hazretlerinin yüce himmetleriyle Bostancı Baba velilerin arasına katıldı. Bostancı Babanın kalp gözü açıldı. Manevi derecelere yükseldi.

Hacı Bektâş-ı Veli hazretleri, 1338 (H. 738) tarihinde de Kırşehir’e yakın bir yerde vefat etti.

Kaynak :Dipnot – İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/320-322

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: