Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar’ Category

Cennet ve Cehennemin Münâkaşaları

Posted by Site - Yönetici Aralık 26, 2016

cennet-ve-cehennemin-munakasalaricennet-ve-cehenneme-girecek-ilk-uc-sinif-insan-ve-ozellikleri-h1478367619-84934f-copy

Cennet ve Cehennemin Münâkaşaları

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Cennet ve cehennem çekiştiler. Cehennem;
Bana, mütekebbir (kibirli) ve cebbarlar (zorbalar) girecektir,” dedi. Cennet de:
Bana zayıflar ve miskinler, girerler,” dedi.
Allâhü Teâlâ hazretleri cehennem ateşine;
Sen, benim azabımsin! Seninle dilediğime azap ederim!” buyurdu. Ve cennete de buyurdu:
Sen benim rahmetimsin! Seninle dilediğime rahmet ederim!… Sizden her birinizin dolma (hakkı) vardır.

Şeytana Tabî Olanlar

Şeytana tabi olanlar ise, şeytanın şu zikredilen dört cihetten kendilerine geldiği kimselerdir.
Onlar şeytanın kendilerine emrettiği şeyleri hemen kabul ederler. Akıllı kişi, şeytana tabi olmaktan kaçınmalı ve korunmalıdır. Allâhü Teâlâ hazretlerinin ibâdet ve taati için cidden çalışmalı… Tâ ki cehennem ateşine girenlerle beraber girmesin!

Mümine Fidye

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Kıyamet günü olduğu zaman, her mü’mine diğer dinlerde
olan kâfirlerden bir adam verilir ve ona;
Bu, senin ateşten kurtulman için bir fidyendir!” denilir. Bu hadis-i şerifte Allâhü Teâlâ hazretlerinin kullarına lütfunun
kemâline ve kulların da Allâhü Teâlâ hazretlerine karşı kerametli olduklarına delil vardır. Zira Allâhü Teâlâ hazretleri, düşmanlarını evliya kullarına fidye etti…

Fidye’nin Manâsı

İhtimal ki fidyenin manâsı (şu) olabilir: Allâhü Teâlâ hazretleri, cehennem ateşine, onu insanlardan ve cinlerden dolduracağını vaat etti.
O da Allâhü Teâlâ hazretlerinin, müşrikler (kâfirler) ve mü’minlerin âsî olanlarıyla vaadini gerçekleştirecektir. Allâhü Teâlâ hazretleri, cehennem ateşine takdim edeceği kâfirlerle onları râzî eder. îşte bu (müşrik ve kâfirlerle cehennemin dolması) mü’minlerden fidye olması gibidir…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/392.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Âb-ı Hayat Suyu ve Süleyman Aleyhisselâm.

Posted by Site - Yönetici Aralık 23, 2016

ab-i-hayat-suyu-ve-suleyman-aleyhisselam-ab-c4b1-hayat-suyuab-i-hayat-copy

Âb-ı Hayat Suyu ve Süleyman Aleyhisselâm.

Cenab-ı Allah, Süleyman Aleyhisselâm’ı “Âb-ı Hayat‘ı içip, tâ kıyamete kadar yaşamak ile içmemek arasında serbest bıraktı.

Süleyman Aleyhisselâm, kendisine bu güzel haberi getiren melekten biraz müsaade istedi.

Süleyman Aleyhisselâm bu meseleyi danışmak için bütün canlıları topladı. Onlara danıştı. Canlılar: -“Âb-ı Hayattan İçmeniz sizin için hayırlı olur.” Dediler. O sordu: -“Neden?
Hayat suyundan içerek, tâ kıyamete kadar yaşar ve sürekli Cenab-ı Allah’a ibâdet edersiniz. Bu ele geçmez bir nimettir,” dediler.

Süleyman Aleyhisselâm Hüdhüd kuşunun toplantıda bulunmadığını fark etti. Emir verdi:
Hüdhüd kuşlarından bir heyet gelsin.”
Birazdan Hüdhüd kuşları geldiler. Süleyman Aleyhisselâm onların fikirlerini sordu. Hüdhüd kuşu:
Âb-ı Hayatı içmeyip, zamanı geldiği zaman ölmeniz sizin için daha hayırlıdır.” Süleyman Aleyhisselâm sordu: Neden?
-“Eğer hayat suyunu içip, tâ kıyamete kadar yaşayacak olursanız, bütün sevdiklerinizin, çocuklarınızın, torunlarınızın hep öldüklerini görecek, üzülecek ve hatta onların ölüm acısını içinizde hissedeceksiniz. Evlât acısı yürekleri yakar. Ayrılık acısı çok zordur. Allah’ın sizin için âhirette hazırladığı nimete kısa bir zamanda kavuşmak daha iyidir,” dediler.

Süleyman Aleyhisselâm, bu fikri beğendi. Âb-ı Hayattan içmekten vazgeçti. “

Kaynaklar : Hızır Aleyhisselâm, s. 174, Ömer Faruk Hilmi,
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/-382-383..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Süleyman, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Adem (a.s.) Ölüm Döşeğine Düştüğünde Cennet Üzümünü İstedi ama…

Posted by Site - Yönetici Aralık 21, 2016

adem-a-s-olum-dosegine-dustugunde-cennet-uzumunu-istemesi

Adem (a.s.) Ölüm Döşeğine Düştüğünde Cennet Üzümünü İstedi ama…

Rivayet olundu:
Âdem Aleyhisselâm, muhtazar olduğu (ölüm döşeğine düştüğü) zaman, iştahı, cennet üzümlerinden bir salkım çekti. Oğullan, bir salkım cennet üzümünü istemek için gittiler. Melekler, onu karşıladı. Onlara;
Ey Âdem oğulları! Nereye gidiyorsunuz? Ne istiyorsunuz?” diye sordular. Onlar da:
Babamızın iştahı, cennet üzümlerinden bir salkım çekti, dediler. Melekler:
Dönün! Gerçekten siz bundan men olundunuz!” dediler.
Onları ondan nehyettiler. (Cennet, üzümünden almalarına müsaade etmediler…)

Âdem Aleyhisselâm’ın Techîz ve Tekfini

Azrail Aleyhisselâm, Hazret-i Âdem’in ruhunu kabz etti.
Melekler, onu yıkadılar. Güzel kokular sürdüler. Kefenlediler.
Cebrail Aleyhisselâm, Hazret-i Âdem’in cenaze namazını kıldırdı. Âdem Aleyhisselâm’ın oğulları da meleklerin ardında cenaze namazını kıldılar.
Ve götürüp Âdem Aleyhisselâmı defnettiler. Ve melekler;
Ölüleriniz hakkında şeriatınız (yapacaklarınız ve sünnetiniz) budur!” dediler.
Âlimler buyurdular:
Eğer, Âdem Aleyhisselâm’ın içinde olup çıkarıldığı ve bir salkım üzümünü iştahını çektiği cennete ulaşmak mümkün olmamış olsaydı; Âdem Aleyhisselâm’ın oğulları babalarına cennet üzümünü getirmek ve istemek için gitmezlerdi…
İşte bu hâdise, Âdem Aleyhisselâm’ın çıkarıldığı cennetin yeryüzünde olduğuna delâlet eder; semâ’da değil….

Nîl ve Firât Nehirleri

Yine sabit oldu ki “Nîl nehri” cennetten çıkıyor. Halbuki şek ve şüphesiz Nîl nehri yeryüzü nehirlerindendir (Mısır’da akmaktadır. (Fırat nehri de Urfa’da akmaktadır…)
Bütün bunlardan anlaşıldı ki hiç şüphesiz Âdem Aleyhisselâm’ın çıkarıldığı cennet, yeryüzünün cennetlerinden ve bostanlanndandır.
Yine her şeyin en doğrusunu Allâhü Teâlâ Hazretleri bilir.

Dört nehir cennet nehirlerindendir.

Hadis-i şerifte buyuruldu: Ebû Hüreyre (r.a.) Hazretlerinden rivayet olundu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
1-Seyhan,
2-Ceyhan,
3-Fırat,
4-Nîl,
Hepsi cennet nehirlerindendirler...” Sanını Müslim: 5073, Müsned-i Ahmed: 7229,

Mirâc hadisinde buyuruldu: Enes bin Mâlik (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu: Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: (Miraçta) ben “Sidre’ye yükseltildim.
Bir de baktım ki, dört nehir akıyordu.
İki nehir zahir idi…
İki de Bâtınî idiler…
Zahir olan İse,
1- Nîl ve Fırat idi…
Ama Bâtınî olanlar ise cennette iki nehir idi…” Sahihi Buhâri: 2968; 5179,

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/397-398.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Adem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Hz.Allah Âdem Aleyhisselâm’a Cennette Şu Ağaca Yaklaşmayın Dedi. Peki O Ağaç Hangi Ağaç?

Posted by Site - Yönetici Aralık 20, 2016

hz-allah-adem-aleyhisselama-cennette-su-agaca-yaklasmayin-dedi-peki-o-agac-hangi-agac

Hz.Allah Âdem Aleyhisselâm’a Cennette Şu Ağaca Yaklaşmayın Dedi. Peki O Ağaç Hangi Ağaç?

(Âlimler, Âdem Aleyhisselâm’ın çıkarıldığı cennette ihtilâf ettikler gibi) yine bu ağaçta da ihtilâf ettiler…

Allâhü Teâlâ hazretleri, ağacı isimlendirmek ve tayin etmeyi bize gizli tuttu…

Eğer bu ağacın zikrinden (ve hangi ağaç, olduğunun ismiyle belirtilmesinde) bizim için bir maslahat ve fayda olmuş olsaydı elbette Allâhü Teâlâ hazretleri, onu bizim için tayin ve eder (hangi ağaç olduğunu ismiyle birlikte beyan ederdi…)
Diğerlerinde olduğu gibi.

Babamız Adem Aleyhisselâm’a faydası olmayan bir ağacın bize nerede faydası olsun.

Allâhü Teâlâ hazretlerinin ismini zikretmediği ağacın mâhiyeti ve ismi arkasına düşmemek gerek. Mütercim.

Kaynaklar : “Âkânü’l-Mercân (kitabında da) böyledir.
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/399.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Adem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Terazinin Tarttığı Ameller

Posted by Site - Yönetici Aralık 13, 2016

terazi

Terazinin Tarttığı Ameller

Hazret-i Şeyhü’l-Ekber (k.s.) buyurdular:
Mizanlara (tartılara) ancak cevârih (azalar ve organlar) ile yapılan ameller girer.
Bunlar da yedi tanedir:
1-işitmek,
2-Görmek,
5- Karın (mide),
6- Ferç (cinsel organlar),
7-Ve ayaklardır…

Kurtulmanın Yolu

Akıllı kişiye düşen vazife;
1- Taat ve ibâdetlere koşması;
2– Ve hasenelere dalmasıdır.
Bilhassa haseneierin en güzeline ki, o da “Kelime-i şehâdet’tir. (Kelime-i tevhîd ve kelime-i şehâdeti çok okumalı ki) mizanı ağır basan kişi olup “kurtulanların” zümresine girebilsin…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/359

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

İmam Zeyne’l-Âbidîn Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Aralık 5, 2016

imam-zeynel-abidin-hazretleri-kimdirimam-zeynel-abidin-hazretlerinin-kabrimezaricennetul-bakimedineimam-zeynel-abidin-kimdircennet-ul-baki-kabristani-medine

İmam Zeyne’l-Âbidîn Hazretleri Kimdir ?

İmam Zeyne’l-Âbidîn: Tabiînin büyüklerinden ve Oniki İmâm’ın dördüncüsü.
İsmi, Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebî Tâlib’dir.
Künyesi, Ebû Muhammed ve Ebü’i-Hasan’dır.
Lakabı, Seccâd ve Zeynelâbidîn’dir.
Hazret-i Hüseyin’in oğludur.
Annesi, Acem pâdişâhının kızı Şehr-i Bânû Gazâle’dir.
666 (H.46) senesinde Medîne-i münevverede doğdu.
Hadîs, fıkıh ve tasavvuf ilminde âlimdi.
Eshâb-ı kiramdan çoğunu görmüştür. Hazret-i Abduliah ibni Abbâs, hazret-i Ebû Hüreyre, hazret-i Âişe, babası hazret-i Hüseyin, amcası hazret-i Hasan, hazret-i Ümmİ Seleme ve diğerlerinden hadîs-i şerifler işitip rivayet etmiştir. Rivayet ettiği bâzı hadîs-i şerifler, Kütüb-i Sitte’de mevcuttur. İmam Zeynelâbidîn hazretlerinden bir çok kişi, hadîs-i şerif rivayet etmişlerdir. İmâm Zühri, Zeynelâbidin hazretleri İçin;
Ondan daha üstün fıkıh âlimi görmedim” demiştir. Tasavvuf ilmindeki yüksek derecesi ve hâlleri de medhedilmiştir. Her gün ve gecede bin rekat namaz kıldığı ve buna ölünceye kadar devam ettiği nakledilmiştir.
Hazret-i Zeynelâbidîn. her abdest aldığında yüzü sararır, vücudu titrerdi. Sebebini sorduklarında;
Kimin huzuruna çıkacağımı biliyor musunuz?” buyururdu.
Birisi aleyhinde konuşmuştu. Bu kendisine söylenince yanına gitti. Onunla biraz sohbet ettikten sonra buyurdu
Hakkımda bâzı şeyler söylediğini duydum. Dediklerin doğruysa, Allahü Teâlâdan mağfiret dilerim, beni affetsin. Dediklerin iftira ise. Allah seni affetsin; selâmı, rahmeti, bereketi de üzerine olsun.” Dedi.

İmâm Zeynelâbİdîn’in bir devesi vardı. Yolda kamçı vurmadan gider ve üzerindekini hiç incitmezdi. Zeynelâbidîn vefat edince, devesi kabri üzerine gelip göğsünü yere koyup inledi. Hiç kimse bu deveyi mezar başından kaldıramadı. Oğlu hazret-i Muhammed Bakır orada bekleşen halka buyurdu ki: Kalkması için fazla uğraşmayın. Bu deve burada ölecek!” Üç gün sonra deve orada öldü.

Bir gün oğulları, hizmetçileri ve birkaç kişi ile sahraya çıkmışlardı. Sabah kahvaltısı hazırlandı. Bir ceylan gelip yakınlarında durdu. Zeynelâbidîn ona:
“Ben Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebû Tâlib, annem de, Resûluliah’ın kızı Fatma’dır. Gel bizimle biraz yemek ye!” buyurdu. Ceylan gelip, beraber yediler. Sonra ceylan bir tarafa gitti. Hizmetçilerinden biri, yine çağırın, gelsin dedi. “Dokunmayacağınıza söz verirseniz, çağırayım.” buyurdu. Hepsi, dokunmayacakların söz verdiler. “Ben Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebû Tâlib’im, annem de, Resûlullah’ın kızı Fâtıma’dır. Soframıza gel, biraz daha yiyelim.” buyurdu. Ceylan tekrar geldi. Yemeğe başladı. Sofradakilerden biri. elini ceylanın sırtına koydu. Ceylan ürküp gitti.
Zeynelâbidîn yine bir gün arkadaşları ile sahrada oturuyordu. Bir ceylan yanına geldi. Ayaklarını yere vurarak bir takım sesler çıkarttı. Etrafındakiler ceylanın ne dediğini sordular. Zeynelâbidîn buyurdu ki: Dün bir Kureyşli, bu ceylanın yavrusunu tutmuş, Yavruma dünden beri süt veremedim.” diyor.” Bunun üzerine ceylanın yavrusunu tutan Kureyşliyi çağırdılar. Zeynelâbidîn, Kureyşliye buyurdu ki:
-“Bu ceylanın yavrusunu tutmuşsun. Dünden beri süt vermemiş, o yavruyu getir sütünü versin!” Kureyşli adam ceylanın yavrusunu getirdi. Ceylan, yavrusuna süt verdi. Zeynelâbidîn, Kureyşliye, yavruyu annesine bağışlamasını söyledi. O da razı oldu. Ceylan, yavrusu ile beraber sesler çıkararak gitti. Oradakiler ceylanın ne söylediğini sordular. Zeynelâbidîn de buyurdu ki; -“Allahü teâlâ size hayır ve iyilikler versin, diye duâ ediyor.”

Zeynelâbidîn hazretleri, oğlu Muhammed Bâkır’a buyurdu ki: “Ey oğlum! Şu dört çeşit kimselerle arkadaşlık etme, zîrâ;
1-Fâsık kimse seni bir lokma ekmek için terk eder.
2-Cimri ile arkadaşlık etme, cimri senin çok muhtaç olduğun şeylerini elinden almak ister.
3-Yalancı ile arkadaşlık etme. Yalancı da fâsık bir kadına benzer; senin yakınlarını senden uzaklaştırmak ve senden uzak kimseleri sana yaklaştırmak ister.
4-Bir de sıla-i rahmi terk edenlerle arkadaşlık yapma. Zîrâ onlar Kur’ân-ı kerîmin üç âyeti ile lanetlenmiştir.”

İmam Zeyne’l-Âbidîn hazretleri, Osman bin Hayyâm tarafından zehirletilerek şehîd edildi 713 (H.94). Bakî’ Kabristanında amcası hazret-i Hasan’ın yanına defnedildi.

Daha geniş bilgi için Evliyalar Ansiklopedisine bakınız.

Kaynak :Dipnot : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/346-348.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Davud Aleyhisselâm Mizanı Gördü

Posted by Site - Yönetici Aralık 4, 2016

zikr-i-cehrizikirdhikrwoduuabdestallah-lafzirabita

Davud Aleyhisselâm Mizanı Gördü

Rivayet olundu:
Davud Aleyhisselâm, Rabbinden kıyamet günü kurulup, amellerin tartıldığı “mizanı” (teraziyi) kendisine göstermesini diledi. (Allâhü Teâlâ hazretlerinin göstermesiyle) o da mizanı gördü. Mizanın her bir kefesi doğuyla batı gibiydi. Davud Aleyhisselâm (mizanın büyüklüğü karşısında) bayıldı. Kendisine geldiğinde sordu:
Ey Allâhım! Bu mizanın kefesinin içini haseneyle (sevap ve iyiliklerle) doldurmaya kimin gücü yeter? (Kim buna kaadir olabilir?)” Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
Ey Davud! Ben kulumdan râzî olduğum zaman, bu mizanın içini sadaka olarak verilen küçük bir hurma ile doldururum!.

Terazinin Uzunluğu ve Yapısı

Fârisî Tefsirde buyuruldu:
Tibyân’da İbni Abbas (r.a.) hazretlerinden rivayet edildi ki, mizanın direğinin uzunluğu beşyüz (500) bin senelik uzunluktadır. Mizanın kefelerinin biri nur diğeri de zulmettir. Haseneler, nur olan kefeye konulur; kötülükler de zulmet olan kefeye konulur…

Hikâye (mizan)

(Âlim ve evliyanın) bazılarından hikâye olunur. Buyurdular: -“(Vefat eden tanıdıklardan) bazılarını rüyâm’da gördüm ve sordum,”
Allâhü Teâlâ hazretleri sana ne etti (sana nasıl muamele etti?)” zat buyurdu:
Benim hasenelerim tartıldı. Günahlarım sevaplarımdan daha ağır geldi. O anda semâ’dan bir kese geldi. Hasenelerin kefesine düştü. Ve böylece hasenelerim (sevap ve iyiliklerim, günahlarıma) ağır geldi. Sonra ben, o keseyi açtım. Bir de baktım ki o kesenin içinde benim bir Müslümanın mezarının üzerine atmış olduğum bir avuç toprak var…”

Hikâye (ilim)

Bir adamın amelleri getirilir. Mizanının kefesine konulur. Haseneleri (iyilik ve sevapları) hafif gelir. Bulut’a benzer bir şey getirilir. Onun mizanının kefesine konulur. Sevapları ağır basar. Ona denilir ki:
Bunun ne olduğunu biliyor musun?” O kişi;
Hayır!” der. Denilir ki:
Bu senin insanlara öğretmiş olduğun ilmin faziletidir!”

Hikâye (Anne ve Baba hakkı)

Bir adamın terazisinin her iki kefesi birbirine eşit gelir. (Sevap ve günahları aynı ağırlıkta olur). Allâhü Teâlâ hazretleri ona;
Sen ne cennet ehlisin ve nede cehennem ehlisin!” buyurur.
Melekler bir sahife getirirler. Onu mizanın bir kefesine koyarlar. İçinde “üffl” yazılıdır. Bunun üzerine günahları hasenat ve sevaplarından ağır olur. Çünkü “üffî” kelimesi gerçekten anne ve babaya karşı gelme kelimelerindendir. Bu kelimesi, dünyadaki dağlardan daha ağırdır. O kişiye cehenneme atılması emredilir.
(Cehenneme götürülürken) adam, Allâhü Teâlâ hazretlerine dönmek ister. Allâhü Teâlâ buyurur:
Onu çevirin!”
Allâhü Teâlâ hazretleri buyurur:
Ey anne ve babasına âsî olan kul! Bana dönmeyi hangi şeyden dolayı istiyorsun?” O kul der ki:
Ey Allâhım! Görüyorsun ben cehenneme götürülüyorum! Elbette götürüleceğim (Bundan kaçınmam mümkün değil). Ben babama âsî olduğum için cehenneme götürülüyorum. Fakat babam da benim gibi cehenneme götürülüyor. Ya Rabbi babamın azabını benim azabımın üzerine kat ve babamı cehennem azabına düşmekten kurtar!”
Allâhü Teâlâ hazretleri, (bizim keyfiyetini idrâk etmediğimiz bir şekilde) güler. Ve buyurur:
Dünyada ona âsî oldun! Âhirette ise ona iyilik yaptın! Babanın elinden tut! Beraberce gidin cennete….”

Hesapsız Cennete girenler

Bil ki:
Yetmiş binlerce kişi, o cennete hesapsız olarak girer ve onlar için mizan kurulmaz.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/356-357.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Davud, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kıyamette Kederden Kurtulanlar

Posted by Site - Yönetici Kasım 30, 2016

allah-paak-desktop-wallpaper-copy

Kıyamette Kederden Kurtulanlar

Kim ki, o gün Allâhü Teâlâ hazretlerine;
1- İhlâs ile O’nun varlığına şehadet eder,
2- Allah’ın Resulü Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerini ikrar eder,
3- Şirkten sihirden, büyüden uzak,
4- Müslümanların kanlarını akıtmaktan uzak.
5- Allah ve resulü için nasihat eder, [1]
6- Allâhü Teâlâ hazretlerine itaat edenleri sever,
7- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine itaat eden ve sünnet-i seniyyeye göre yaşayanları sever,
8- Allah ve Resulü (s.a.v.) hazretlerine isyan edenlere buğz ederse; bu kişi, Allâhü Teâlâ hazretlerine ulaşırsa; Rahmân’ın Arşının gölgesinin altında gölgelenir ve her türlü gam (keder, üzüntü ve korkulardan) kurtulur…

Mevkıf ta Bin Sene Bekler

(Ama) kim, bunların (yukarıda sıralanan günahları işleyip) hududunu aşar, bu günahlardan birini,
1- Bir kelime ile değiştirirse veya kalbini değiştirirse,
2- Ya da dininde bir şeyden şek ve şüphe içine düşerse;
0 kişi, tam bin sene sıcaklıkta, üzüntü, keder, gam ve azab’ta kalır…
Ta ki, Allâhü Teâlâ hazretleri, dilediğiyle onun hakkında hükmetsin..

[1]

Allah ve Resulü için nasihat etmek; Allah ve Resulüne öğüt vermek demek, değildir. Allah ve resulüne halis ve muhlis olmaktır. “Allah ve Resulüne nasihat etmek” cümlesinin manâsını, tam ve doğru anlamak için şu hadis-i şerife bakınız.

Ebû Hüreyre (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu; Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

İyi biliniz ki, muhakkak ki din nasihattir. Bunu üç kere söylediler.” (Sahabeler) sordular:

Ya Resûlallah (s.a.v.)! Kim için?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

1-Allah için,

2- Kitabullah için,

3- Rasûlüllâh (s.a.v.) için,

4- Müslümanların imamları için,

5- Müslümanların hepsi için…” Sünen-i Nesaî: 4128, Allah için nasihat:

1- Allâhü Teâlâ hazretlerine iman etmek,

2- Ona hiçbir şeyi şirk koşmamak,

3- Allah’ın emirlerine amel etmek,

4- Allâhü Teâlâ hazretlerinin yasakladıklarından kaçmak,

5-İnsanları, Allah’a ve dinine davet etmek,

6- Her türlü İslâmî konularda insanlara delil olup göstermek. Resûlullah (s.a.v.) hazretleri için nasihat:

1- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetiyle amel etmek,

2- İnsanları ona davet etmek,

Daha geniş bilgi için bakınız: Ruhu’l-Beyân tefsiri, c, 2, s. 205, Tercümemiz, c. 5, s. 131. Mütercim…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/344.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Nasıl Olursanız Öyle İdare Olunursunuz

Posted by Site - Yönetici Kasım 28, 2016

nasil-olursaniz-oyle-idare-olunursunuz

Nasıl Olursanız Öyle İdare Olunursunuz

Ibni Abbas (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu:
“Allâhü Teâlâ hazretleri, bir kavimden râzî olursa, onların işlerini en hayırlılarına verir.
Allah Teâlâ hazretleri, bir kavme gadap ettiği zaman da onların işlerini en şerlilerinin eline verir.
Kurtubî Tefsiri: 7, s. 75. Hadis-i şerifte;
-“Nasıl olursanız, öyle idare olunursunuz/’ Feyzü’l-Kadir: 6406,

Demokrasi yani halkın seçmesiyle idarecilerin seçildiği toplumlarda, idareciler, halkın aynasıdır.
İdareciler, halkın birleşmiş ruhu ve fikridir.
Halkın çoğunun seçimiyle iş başına gelen idareciler, halkın çekirdeğidir.
Haİkın resmidir.
Halkın bir aynada yansıtılmasıdır.
Ha!k nasıl olursa, öyle idareciler seçilir. Bu hadis-i şerif, aynı zamanda zımnen, idarecilerin halk tarafından seçilmesini de beyân etmektedir…

Mütercim. İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri, :8/138-139.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İSRÂİLİYYAT NEDİR, NE DEMEKTİR ?

Posted by Site - Yönetici Kasım 25, 2016

davud-aleyhisselam-kabri-mezari-israiliyyat-ne-demekisrailiyyat-nedir

İSRÂİLİYYAT NEDİR, NE DEMEKTİR ?

İsrail oğullarına mensup, Yahudi menşeli haber, demektir. Yani Isrâîlî bir kaynaktan yazılı ya da sözlü olarak aktarılan, haber, olay ve kıssalar demektir.

Isrâiliyye kelimesinin çoğuludur. İsrail kelimesi, Hz. Yakub’un ismi veya lakabıdır.

“Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Ya’kub’un) kendisine haram kıldığı şeyler dışında, Israiloğullarına bütün yiyecekler helâldi” (Âl-i İmrân, 3/93). Yahudiler Kur’an’da genellikle Benû İsrail (Israiloğulları) olarak anılırlar. Ibranice olan İsrail kelimesi, “kul” anlamına gelen “isra” ile, Allah anlamına gelen “ll”den oluşup “Allah’ın kulu” demektir.

Ancak Tevrat’taki bir bölüme dayanarak, İsrail kelimesinin “Allah’la uğraşan” anlamına da kullanıldığını söyleyenler vardır.
İsrâiliyyat, sosyal hayatımız, kültürümüz, dinî inançlarımız, tarih ve hasseten tefsire girmiş Yahudi kültürü, Yahudî inancı ve Yahudilerin muharref, akıl ve mantık dışı yalan ve uydurmalarıdır…. Veya Israiliyat, uyudurulan her bir hurufenin adıdır.

Yahudîler, ilâhî vahyin ve ilmin düşmanıdırlar. Yahudilerin Tevrat’ın ayetlerini bilerek değiştirdiklerine dair Kur’ân-ı kerimde bir çok ayet vardır.
“Yahudi olanlardan kimi kelimeleri {Allah tarafından) konuldukları yerlerinden (kaldırıp) değiştirirler” (en-Nisa, 4/46);

“(Yahudiler de) Allah’ın kadrini O’na layık olacak bir surette hakkıyla takdir etmediler.
Çünkü,”Allah, hiç bir beşere, hiç bir şey indirmedi” dediler. Söyle (onlara) ki; “Musa’nın insanlara bir nur ve hidâyet olmak üzere getirdiği ve sizin de parça parça kâğıtlar haline koyup (işinize geleni gösterip) açıkladığınız, (fakat) çoğunu gizlediğiniz o kitabı kim indirdi? Sizin de atalarınızın da bilmediğiniz şeyler Kur’an’da size öğretilmiştir” (el-En’âm, 6/91).

Isrâiliyyatı İslâm’a uygunluğuna göre üç kısımda mütâlea etmek mümkündür:
1-Sıhhati bilinip Kur’an-t kerim ve sünnet-i seniyyeye uygun olanlardır. Bunlar kabul edilir.
2- Yalan olduğu bilinip Kur’an’a ters düşenler; bunlar asla kabul edilmez, rivayeti caiz değildir.
3- Sıhhatini tam olarak bilmediklerimiz. Bunlar ne kabul edilir ve ne de reddedilir
4- İsrail oğullarından gelenler, her kitab ve sünnette mevcut değilse, akıl ve mantığa vurulmalı. Akıl ve mantığı ters olan asla kabul edilmemelidir.
5- İlmî ölçülerle ölçülmelidir…. Akıl ve mantığa uygun olduğu halde, zamanın ilmî ölçülerine aykırı ise yine kabul edilmemelidir.
Meselâ Yahudîler, dünyanın ömrünün yedi sene olduğunu söylerler… Halbuki bu gün ilme göre dünya milyarlarca sene yaşlıdır.., Yahudîlerin bilgileri, tamamen silinip atılmalıdır.

Yahudîlerin bilgilerinin kabul edilmemesi hakkında bir çok hadis-i şerif mevcuttur. Yahudîler. bir çok “İsrâiliyyat” haberlerini İslâm’a sokmaya çalışmışlardır. Bunların bazıları, belki o tabiîn devrinde yeni Müslüman olan bazı Yahudî âlimleri, İslâm dinini tam öğrenmeden, kendi tarih kitablarındaki bazı hikâyeleri aktarmalarına dayanabilir; ama çoğunlukla kasıtlı olarak İslâm dinine sokulmuştur.
Yahudî âlimlerin çoğu da zahiren Müslüman görünüp, Müslümanlara yaklaşmış ve Müslümanlar arasında çok sevilen İbni Abbas (r.a.) hazretlerinin mübarek isimlerini istismar ederek; uydurma rivayetlerini ona isnâd etmişlerdir. İbni Abbâs (r.a.) hazretlerinin karizması Yahudî münafıkların işlerini çok kolaylaştırmıştır…
Yahudîler tarafından Müslümanlara aktarılan bilgilerin çoğu. İslâm’ın akaidini kökünden sarsan ve Müslümanları dininden uzaklaştıran tevhîd inancı, akıl ve mantık dışı yalanlar ve uydurmalardır.

Yahudîler, bir çok peygamberleri öldürdükleri ve peygamberlere eziyet ettikleri için; hemen hemen bütün peygamberlere iftiralar etmişlerdir. Yahudîlerin tarih ve özellikle peygamberlerle ilgili verdikleri bilgiler, asla kabul edilmemelidir.

Yahudilerin dünyanın yaratılış hakkında uydurdukları ve İbni Abbas (r.a.) hazretlerine isnâd ettikleri;
Arzların her birinde, sizin peygamberiniz gibi bir peygamber! Sizin Ademiniz gibi Adem! Nuh Aleyhisselâm gibi bir Nuh! İbrahim Aleyhisselâm gibi bir İbrahim!
Ve Isa Aleyhisselâm gibi bir Isa (gönderildi…)” Makâsıdü’l-Hasene, s. 71, Sözüyle birlikte Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine de;
Arzlar, (insanların yaşadıkları yeryüzü) yedidir! Her arz’da sizin peygamberiniz gibi, bir peygamber vardır.” Makâsıdü’l-Hasene. no:91, gibi ilmî verilerine uymayan bir söz isnat ettiler…

Isrâiliyyat hakkında çok uyanık olmak lazım. Isnad edilen şahsın karizması ne olursa, olsun işitilen bir haberi, mutlaka; Kur’ân-ı kerim,Hadis-i şerif, Akâid ve ke!âm. Usul-u Fıkıh. Usûl-u tefsir, Akıl ve mantık. İlmî verileri süzgecinden geçirmeliyiz….

Isrâiliyyat hakkında daha geniş bilgi için “Usul-u Tefsir” isimli çalışmama bakınız. Mütercim.

Kaynak ; İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/148-149.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: