Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar’ Category

Süt Huyu Değiştirir – Süt Ahlaka Tesir Eder

Posted by Site - Yönetici Ocak 20, 2016

Süt Huyu Değiştirir - Süt Ahlaka Tesir Eder

Süt Huyu Değiştirir – Süt Ahlaka Tesir Eder

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, buyurdukları gibi;
Süt, tabiatı (huy ve ahlakı) değiştirir.

Hikaye (Süt Ahlaka Tesir Eder)

Ve bundan dolayıdır ki, Şeyh Ebû Muhammed el-Cüveynî (r.h.) hazretleri, evine girdiğinde oğlu, İmam Ebe’l-Muâlâ’nm annesinden başka bir kadının memelerinden süt emmekte olduğunu gördü.
Sonra oğlunu baş aşağı tuttu ve karnını mestetti ve parmağını çocuğun ağzına koydu…
O süt çocuğun midesinden çıkıncaya kadar bunu yapmaya devam etti. Ve şöyle buyurdu:
Annesinden başkasının sütünü emmekle tabiatının (huy ve ahlakının) bozulması; benim için ölmesinden daha kötüdür!

Sonra imam (r.h.) hazretleri, büyüdüğünde, münazaralarda, kendisine bir tutukluk geldi. Ve derdi:
Bu, o sütün artiklarındandır!‘”

Bundan anlaşıldı ki, “Kim bir kadından süt emerse; hayır ve şer (iyi ve kötü olarak onların) ahlakları kendisine galip olur...”

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri : 8/220.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Dünyayı Terk…

Posted by Site - Yönetici Ocak 17, 2016

colde kuyu, dini hikayeler, h.z yusufun kuyuya atilmasi,Çölde bir kuyunun başına geldi,hz-yusuf-kuyu copy

Dünyayı Terk…

Onların (tasavvuf ehlinin kâmillerinin) bazılarından rivayet olundu.

Ben bir fakîr (sofu) bir kişiyi gördüm.
Çölde bir kuyunun başına geldi.
Su tulumunu kuyuya saldı.
İpi koptu.
Tulum koyunun içine düştü.
Uzun bir zaman öyle orada kaldı. Ve şöyle dedi:
(Ya Rabbi!) Senin izzetine yemin olsun ki, (su) tulumumu almadan buradan ayrılmam! Ya da buradan ayrılmam için bana izin verirsin!” dedi.
(Bu hadiseyi rivayet zât buyurdu:)
Sonra susamış bir Ceylân gördüm.
Ceylân, kuyunun başına geldi. Ceylân kuyunun suyuna baktı. Kuyu kaynamaya başladı. (Çok kısa bir süre içinde) kuyunun üzerinde sular taştı. Bir baktım ki, o fakirin su tulumu kuyunun ağzının üzerindeydi.
Adam su tulumunu aldı. Ve ağlamaya başladı. Şöyle dedi:
-“Ya Rabbi! Senin katında benim bir Ceylân kadar bile yerim yokmuş?” O anda gizliden şöyle bir ses geldi:
-“Ey miskin! Sen kuyunun başına su tulumu ve ip ile geldin! Ceylân ise bize tevekkül ettiği için bütün sebeplerden tecrip edip (her şeyden arınarak) kuyunun başına geldi!”

Bu hikâyede, Allâhü Teâlâ hazretlerinin gayrisinden tamamen kesilmeye delâlet eden (hikmetler ve manâlar) var.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/210..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Zemzem Kuyusunun Kazılması

Posted by Site - Yönetici Ocak 16, 2016

Zemzem Kuyusunun Kazılması,Zamzam-1 copy

Zemzem Kuyusunun Kazılması

Abdülmuttaüb rüyasında, zemzem kuyusunu kazdığını gördü.[1](Rüyasında) kendisine zemzem kuyusunun yeri vasfedildi. Abdülmuttalib, zemzem kuyusunu kazmak için kalkıp harekete geçti; ama o gün oğlu Hâris’ten başka bir oğlu olmadığından zemzem kuyusunu kazma işini yapamadı. Abdülmattalib;
Eğer on oğlum olur ve bunların da hepsi bulûğ çağına ererlerse; onlardan birini, Kabe’nin yanında kurban edeceğini nezretti.
Abdülmuttalib’in erkek oğullarının sayısı, ona ulaştığında nezrini (adağını) onlara (oğullarına) haber verdi.
Oğulları ona itaat ettiler.
Abdülmuttalib, oğullarının her birinin ismini bir fal okunun üzerine yazdı.
(Fal oklarını çektiler…) Ok (Efendimiz s.a.v. hazretlerinin babası) Abdullah’a çıktı.
Abdülmuttalib, Abdullah’ı Ka’benin yanında kesmek üzere eline bir bıçak aldı. (Ka’beye geldiler…)
Kureyşliler dârü’n-Nedvelerinden kıyam ettiler. Bu işe karşı çıktılar.
Ve ona;
Yapma!” dediler, “Ta ki bu konuya bakalım (bir hâl çâresi) düşünelim!” dediler.
Sonra Abdülmuttalib’i alıp, bir “Arrâfe”nin (çok bilenin) yanına götürdüler.
Arrâfe onlara;
Sahibinizin (adamınızın) karşısına on deve koyarak kur’â çekin; eğer fal okları sizin adamınıza çıkarsa; develerin sayısını onar onar yükseltin. Ta ki develere ok çıkıncaya kadar. Herhangi bir sayıda develere ok çıkarsa; Rabbiniz sizden râzî olmuş demektir. Siz de hemen o sayıda develeri kurban edin!” dedi.
Kureyşliler de öyle ettiler.
Bir fal ok’una Abdullah’ın ismini diğer tarafa da on deve koydular. Abdullah’ın ismi çıktı.
Onar onar develerin sayılarını ziyâde ettiler.
Hep Abdullah’ın ismi çıkıyordu.
Sonuçta, develerin sayısı yüz’e ulaştı.
Develer, yüz (100) olunca, fal ok’unda develer çıktı.
Tam yüz deve kurban edildi.
Etleri orada terk edildi.
O develerin etlerinden hiçbir insan ve yırtıcı hayvan men edilmedi…

İki Kurbanın Oğluyum Hadis-i Şerifi

Bundan dolayı, Efendimiz (s.a.v.) hazretleri;
Ben iki kurbanın oğluyum!
Bu hadis-i şerif ile Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, babası, Abdullah ile İsmail Aleyhisselâm’ı murad ettiler.[1]
Ma’lum olduğu üzere, Zemzem suyu, İbrahim (a.s)’m duası, Hazret-i Hacer annemizin teslimiyeti ve İsmail (a.s)’ın hatırı için; Allâhü Teâlâ hazretlerinin, kuvvet, kudret, rahmet ve keremiyle Mekke vadisinden çıkarmış olduğu şifalı bir suyudur. Dünyada ikinci bir zemzem suyu yoktur….

Zemzem suyunun bereketiyle Mekke çölü kısa bir zamanda insanların toplandıkları ve yerleştikleri bir yer oldu….

Fakat sonradan Mekke’ye yerleşen Cürhüm kabilesinin Allah’a isyanı dolayısıyle, Yüce Allah Huzâa kabilesini onlara musallat etti. Huzâaltlar, Cürhüm kabilesini oradan çıkardı. Ka’be ve Mekke’nin idaresi Cürhüm kabilesinden Huzâa kabilesine geçti. Allah’ın emir ve yasaklan orada yaşanmaz oldu; halk. İlâhî emirleri dinlemedi. 0 sıralarda Zemzem suyu kurudu. Yeri bile kaybolup bilinmez bir hale geldi. Zemzem’in yeri, Abdülmuttalib zamanına kadar insanlardan gizli kaldı…

Uzun bir zamandan sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, Abdülmuttalib’e rüyasında Zemzem kuyusunu, şimdiki bulunduğu yerde kazmasını işaret etti. Abdülmuttalib de, bu rüya üzerine kuyuyu kazıp Zemzem suyunu çıkarttı…
Bu konuda daha geniş bilgi için “Kabe ve Mekke tarihi’ne-Fatih Yayınevi” Ve “İslam Tarihi’ne-Osmanlı Yayınevi” bakınız.

Kaynak : Bağavî Tefsiri: c.2, s. 100,
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri : 8/175.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Çocuklarını Öldürmek – İbretle Okuyun.

Posted by Site - Yönetici Ocak 13, 2016

Cahiliye döneminde kız çocuğu kuyuya atılarak

Çocuklarını Öldürmek

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden rivayet olundu;

-“Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ashabının içinde ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin önünde (yanında) sürekli üzüntülü olan bir adam vardı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona sordu:
Sana ne oluyor? (Bu kadar) mahzun oluyorsun?” O zat; -“Ya Resûlallah (s.a.v.)! Ben câhiliyet dönemimde bir günah işledim! Müslüman olduktan sonra o günahımın af ve mağfiret kılınamayacağını düşünerek üzülüyorum! (O günahım beni mahzun ediyor, onu hatırladıkça üzülüyorum!)” dedi. Efendimiz (s.a.v.) Hazratleri,
Bana günahından haber ver?” buyurdular: O kişi: -“Ben kız çocuklarını öldürenlerdendim!
Bir kız çocuğum doğdu. Eşim, onu öldürmemem ve terk etmem üzere şefaatte bulundu. Ben de onun isteğini kabul ettim. Kızı ona terk ettim.
Kızım büyüdü. Gelinlik çağına ulaştı. Kadınların en güzellerinden oîdu. Onu istemeye geldiler…
Hamiyet (taassub, kıskançlık ve câhiliyet damarım) kabardı.
Kalbim onu evlendirmeye tahammül etmedi.
Veya onu hiç evlendirmeden öyle evde bırakmaya da râzî olmadım.
Bir gün eşime;
Ben şu şu kabilelerde bulunan akrabalarımı ziyarete gitmek istiyorum! Kızımı da benimle beraber gönder!” dedim. Eşim, buna çok sevindi. Kızı elbise ve ziynetlerle süsledi… Benden de ona ihanet etmemem (öldürmemem) üzere bir çok misâk (yemin ve ahidler) aldı. Kızımı aldım onunla (çölde) bir kuyunun başına gittim. Kuyuya baktım. Kız, kuyuyu görünce benim, onu kuyuya atacağımı hissetti. Bana sarıldı ve ağlamaya başladı. Yalvardı, yakardı. Göz yaşları içinde;
Ey babacığım! Ey babacığım! Bana ne yapmak istiyorsun?” dedi. Ona acıdım.
Sonra kuyuya baktım hamiyet (câhiliyet ve kıskançlık) bana galip geldi.
Kızım yine sımsıkı bana sarıldı.
Hüngür hüngür ağlamaya başladı ve bana;
Babacığım! Annemin emânetini zayi etme! (Anneme verdiğin sözü bozma! Ben annemden sana emânetim, annemin emânetini yitirme!”)
Ben bir kuyuya bakıyorum; bir birde kıza…
Kuyuya baktıkça hamiyet damarım kabarıyor; kıza baktıkça da merhamete geliyordum.
Sonuçta şeytan bana galip geldi.
Kızımı (kendi elimle) baş aşağı kuyuya attım!
Kızım kuyunun altında hâlâ ağlıyor ve bağırıyordu:
Baba! Beni öldürdün! Baba beni öldürdün?
Orada uzun süre kaldım.
Ta ki kızımın sesi tamamen kesildi. (Öldüğüne kanaat ettikten sonra) ayrıldım.
Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ağlamaya başladı. (Mübarek gözlerinden yaşlar aktı…) Bütün sahabeler ağladılar.
Ve Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
Eğer câhiliyet döneminde yaptığından dolayı, bir kişiyi cezalandırmayı emretmiş olsaydım; elbette senin yaptıklarından dolayı seni cezalandırırdım!.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: Muhakkak ki İslâm mâ kablini (kendisinden önce işlenen günahları) siler.

Başka bir hadis-i şerifte de; Tevbe de kendisinden önce işlenen günahları siler…
.

Kaynaklar : Bahrû’l-Ulûm: c. 1, s. 517,
Kurtubî Tefsiri: c. 7, s. 88,
Kenzu’l-Ummâl:33664;
lbni Kesîr tefsiri, c.4, s. 644.
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/183-186.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | Etiketler: | Leave a Comment »

Bunları Biliyormuydunuz ? Deliligin İlacı

Posted by Site - Yönetici Ocak 12, 2016

Sığırın Yağı

Bunları Biliyormuydunuz ? Deliligin İlacı

Sığırın Yağı

Sığırın yağının birçok faydalan vardır.
Kişi, aç karnına beş dirhem sığır yağını içse, deliliğe çok faydalıdır. Deliliği defeder.

Sığırın, fayda ve havassı hakkında geniş bilgi için; Şeyh Kemâleddin ed-Demîrî hazretlerinin “Hayatü’l-Hayavâni’l-Kübrâ” isimli kitabının cilt 2 ve 147. sahifelerine bakınız.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/223

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Müslüman, Kafirlere Karşı Nasıl Davranmalı ?

Posted by Site - Yönetici Ocak 6, 2016

Müslüman, Kafirlere Nasıl Davranmalı

Müslüman, Kafirlere Karşı Nasıl Davranmalı ?

Müslüman Sadece Müslümanlara değil, insanların “Kâfir” ve “Münafık” olduklarına bakmadan bütün insanlık ile iyi ilişkiler içinde bulunmalı, hâl, hareket ve güzel ahlakımız ile Gayri Müslimlerin sevgisini kazanmaya çalışmalıyız. Çünkü kâfirlere, savaş hâlinin dışında bir kötülük yapılmaz. Zimmîlere yani içimizde yaşayan gayr-i müslimlere eziyet ve kötü muamelede bulunmak asla caiz değildir. Yakın bir tarihe kadar islam memleketlerinde Müslüman, Hıristiyan, Ermeni. Yahudi ve diğer gayri müslim milletler hep aynı mahalle ve aynı sokakta huzur içerisinde oturuyorlardı. İnsanlar birbirlerinin dinî inançlarına saygılı idiler. Kimse kimseye karışmıyordu, islam ülkelerinde inançlarından dolayı hiç bir gayri müslime zorluk çıkarılmamış ve hiç kimseye işkence yapılmamıştır. Hıristiyanların Engizisyon mahkemelerinde Müslümanlara bin bir türlü işkence yaptıkları bir dönemde bile, Hıristiyanlar. Müslümanların ülkelerinde emniyet içerisinde yaşıyorlardı. Yahudilerin iğneli fıçılarda Müslümanların son damlasına kadar kanını emdikleri bir dönemde, kimsenin ülkesine kabul etmediği Yahudileri, Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri, İslam ülkesine kabul ederek; huzur, saadet, esenlik ve güvenlik içerisinde Osmanlı topraklarında yaşamalarım sağlamıştır… Müslümanlığımıza şükretmeli. hâl ve hareketlerimiz ile gayri müslimlere örnek olarak Müslümanca yaşamalı ve ateşe girmekten korktuğumuz gibi, bizi küfre götürecek söz ve davranışlardan kaçınmalıyız. Çünkü Efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadırlar:
Üç (şey) kimde (toplanmış) olursa o. (kalbinde) imanın tadını bulur: 1 – Allah ve Resulünün ona başkalarından daha sevimli olması; 2 – bir kimseyi sevecekse. ancak Allah için sevmesi ve 3 – küfre dönmekten, ateşe atılacakmışçasına hoşlanmamasıdir.” Buhari c. 1. s. 9

Dinini seven başkalarının dinî inançlarına saygılı olur. Cenab-ı Allah’ın nezdinde İslam dininden başka hak din yoktur.
Allah nezdinde hak din İslam ‘dır. “Al-i Imrân: 19 Ve;
Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki. kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o. Âhiret’te ziyan edenlerden olacaktır.” Âl-i Imran 3/85, Herkes bu gerçeği kavrayamaz. Bu İlâhî hakikatlere iman etmek herkese nasip olmaz.

Müslüman bir çevrede, Müslüman bir anne ve babanın evladı olarak dünyaya geldiğimiz için Cenab-ı Allah’a ne kadar şükretsek az…

Gayr-i müslimlerin, mabûdlarına, peygamberlerine, kitaplarına, dinlerine ve değer yargılarına dil uzattığımız veya onlara tahkir edici sözler kullandığımız an, onlarda bizim mukaddesatımız hakkında ileri-geri konuşacaklardır. Toplum hayatı yaşayan insanlar, önce birbirlerinin inançlarına saygılı olma kültürünü mutlaka edinmelidirler. Bu kültürü edinmeden inanca saygının topluma mal edilmesi mümkün değildir…

Kafir ve münafıklarla iletişim kurarken, belli bir ölçüde hoşgörülü davranmalıyız.
“(Ey habibiml) Kullarıma söyle, (kafirlere) sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan (inananlarla inanmayanların) aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.” Isra 17/53

İslam’ın tebliğinde temel düsturumuz “kavl-i leyyin” yumuşak sözlü; yani nazik ve yumuşak davranıp, güzel sözlü, ikna edici olmaktır. Cenab-ı Allah, Musa Aleyhisselam ile Hazreti Harunu, Firavuna gönderirken onlar şöyle diyordu:
Varın ona yumuşak söz söyleyin. Olur ki nasihat dinler yahut korkar.” Tâhâ 20/44

Şeytan, inananlar ile inanmayanlar arasına uçurum meydana getirmeye çalışmaktadır. Onun işi bozmaktır. Şeytanın işi insanları cephelere ayırıp, birbirine düşman etmektir. Müminler, şeytanî tuzağa düşmeden, inkarcılarla iyi diyalog kurmalıdır. Şiddet ve hiddet göstererek İnsan kazanmak mümkün değildir. Sabır, tahammül, ve sevecen bir tavırla onlara yaklaşıp, ilim ve güzel ahlak ile onları etkilemeli ve ikna etmeye çalışmalıyız. Kırıcı ve gönül yıkıcı tavırlardan uzak durmalıyız. Baskı yaparak ve kalplerini kırarak, gayri müslimleri kazanamayız.
Ahmed Yesevî Hazretlerinin buyurdukları gibi “Kafir bile olsa kimsenin kalbini kırma, kalp kırmak. Allahü Teâlâyı incitmek demektir.” Çünkü sen gayri Müslim de olsa bir insanın kalbini kırarsan onları İslâmiyet’ten soğutmuş olursun. Biz. gayri Müslimlerin Müslüman olmaları için çalışmalıyız.

Kaynak : Dipnot – İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/719-720.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Gerçek Tevekkül ve Kurtuluş

Posted by Site - Yönetici Ocak 4, 2016

Şeyh Ebû'l-Hamza el-Horasânî,,Gerçek Tevekkül ve Kurtuluş

Gerçek Tevekkül ve Kurtuluş

Şeyh Ebû’l-Hamza el-Horasânî (k.s.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular:
Senelerden bir sene haccettim. Ben yolda yürürken, bir kuyuya düştüm. Nefsim, yolda gidenlerden imdat istemek konusunda benimle münakaşa etti. Ben (kendi kendime);
-“Yok! Vallahi imdat istemeyeceğim!” dedim. Bu benim hatırıma tamam olmadan; kuyuya iki adam uğradı. Biri diğerine;
-“Şu yol üzerindeki kuyunun ağzını kapatalım ki, kazara bir kimse düşmesin,” dedi.
Odun, kamış ve bitkilerle kuyunun ağzını kapattılar. Yerle bir oluncaya kadar toprakla örttüler.
Bu sırada feryat etmek aklına geldi. Ben kendi nefsime;
-“Ey, şu adamlardan bana daha yakın olana iltica et!” dedim. Nefsim sustu.
Ben, işimi ve hâlimi Allâhü Teâlâ hazretlerine ısmarladım. Bir saat sonra baktım bir şey (hayvanın biri) geldi. Kuyunun ağzını ayaklarıyla açtı. Sonra;
-“Bana sarıl.” der gibi iki ayağını aşağıya doğru sarkıttı.
Onun beni kurtarmak için geldiğini ve benim için ayaklarını sarkıttığını anladım.
Onun ayaklarına sarıldım. O hayvan beni kuyudan çıkarttı. Bir de baktım ki o arslan idi. Geçti gitti. O zaman gâibden bir ses işitim:
Ey Ebû Hamza! Seni kuyuda mahvolmaktan arslanla bir tehlikeden başka bir tehlike ile kurtarmamız güzel bir şey değil mi?
Allâhü Teâlâ hazretleri, kadirdir. O her şeye kadir ve gerçek vekîl’dir…

Kayak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/685-687.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Şeyh Ebû’l-Fevâris Şâhîn bin Şucâ’ el-Kirmânî (k.s.} Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Ocak 3, 2016

Şeyh Ebû'l-Fevâris Şâhîn bin Şucâ' el-Kirmânî (k.s.} Hazretleri Kimdir

Şeyh Ebû’l-Fevâris Şâhîn bin Şucâ’ el-Kirmânî (k.s.} Hazretleri Kimdir ?

Şeyh Ebû’l-Fevâris Şâhîn bin Şucâ’ el-Kirmânî (k.s.} hazretlerinin Adı Şâh bin Şücâ, künyesi Ebü’l-Fevâris’tir.
Kirman pâdişâhının oğludur.
Ebû Türâb Nahşebî. Ebû Hafs. Ebû Ubeyd Busrî ve Yahya bin Muâz gibi âlimlerle sohbet etmiştir. Ebû Osman Hîrî talebesi İken, Şâh Şücâ’nın izniyle Ebû Hafs’ın talebesi olmuştur.
Tövbesinin sebebi şöyle anlatılır: “Şâh Şücâ dünyâya geldiği vakit, göğsünün üzerinde yeşil bir hatla “Allah celle celâlühü” yazılıydı. Gençlik zamanında gezip tozmayı, eğlenmeyi kendine iş edinmişti. Saz çalıp, şarkı söylerdi. Bir gece, bir mahallede, saz çalıp şarkı söylüyordu. Bir kadın evinden çıkıp, onu seyretmeye gitmişti. Kocası uyanıp karısını evde göremeyince, dışarı çıkıp karısını Şâh Şücâ’yı seyrederken görünce, Şâh Şücâ’ya;
-“Ey zâlim! Tövbe etmenin zamanı gelmedi mi?” diye sordu. Şâh Şücâ’ bunun etkisinde kalarak;
-“Geldi, geldi...” deyip elbisesini yırttı ve sazı kırdı. Eve gelip gusül abdesti alarak, kırk gün dışarı çıkmadı ve bir şey yemedi. Bunun için babası; -“Bize kırk yılda vermediklerini ona kırk günde verdiler.” demişti.

Şâh Şücâ kırk yıl uyumadı. Uyumaması için gözüne tuz sürerdi. Gözleri bu yüzden devamlı kızarık olurdu. Bir gece uyuduğunda, rüyasında anlatılması güç. çok güzel şeyler gördü. Bundan sonra onu nerede görseler, yanında bir yastığa dayanır uyurdu. -“Belki Öyle bir rüya görürüm diye uyuyorum.” derdi. Uyumağa âşık olmuştu. “Böyle rüyanın bir ânını, bütün âlemin uyanıklığına değişmem.” buyururdu. Şâh Şücâ ile Yahya bin Muâz arasında iyi bir dostluk vardı. Aynı bölgede bulundukları halde, Şâh Şücâ, Yahya bin Muâz’ın meclisinde bulunmazdı. -“Niçin Yahya bin Muâz’ın sohbetlerine katılmıyorsun?” dediklerinde, -“Doğrusu budur.” derdi. Şâh Şücâ Kirmanı buyurdu ki:
-“Evliyayı sevmekten daha kıymetli ibâdet olamaz. Evliyayı sevmek, Allahü Teâlâ’yı sevmeğe yol açar. Allahü Teâlâ’yı seveni Allahü Teâlâ da sever.” “Âbidlerin yaptığı nafile ibâdetler arasında, evliyaya olan muhabbet gibisi yoktur.” “Güzel ahlâk, başkalarına eziyet etmemek ve güçlüklere katlanmaktır.” “Yalan söylemekten, gıybet etmekten ve hıyanette bulunmaktan uzak durunuz.” Şâh Şücâ KirmânFnin Mir’ât-ül-Hukemâ isimli bir kitabı ile tasavvufa dâir birçok küçük risalesi vardır.

Şâh Şücâ Kirmânî’nin bir kızı vardı. Kirman valileri ona talipti. Şâh onlardan üç gün mühlet istedi. Bu üç gün içinde mescitleri dolaştı. Güzel namaz kılan bir genç gördü. Namazı bitirinceye kadar onu seyretti. Sonra yanına gidip:
Ey genç, evli misin?” diye sordu. Genç;
-“Hayır.” deyince, ona; “Kur’ân-ı kerim okuyan, takva sahibi ve güzel bir kızla evlenmek ister misin?” dedi. Genç;
Bana kim kız verir ki. dünyâda üç dirhemden başka hiç bir şeyim yok.” dedi.
-“Ben veririm, bu üç gümüşün biri İle ekmek, biri ile katık, biri ile güzel koku satın al.
dedi. Şâh Şücâ kızını o genç ile evlendirdi. Kızı, o fakir gencin evine girdiğinde, bir kuru ekmek parçası gördü.
– “Bu nedir?” diye sorunca, genç;
-“Senin nasibindir. Yarın sabah yemek için ayırmıştım.” dedi. Şâh’ın kızı babasının evine doğru gitmeye başlayınca, genç;
-“Ah! Ben Şâh’ın kızının, benim yanımda durmayacağını bilmiştim.” dedi. Kız bunu işitince;
-“Ben senin fakirliğin sebebiyle gitmiyorum, îmânının zayıflığı için gidiyorum. Sen akşamdan, sabahın ekmeğini hazırlıyorsun. Ben ise babama şaşıyorum, bunca senedir yanındayım, bana seni haramlardan kaçan, dünyâyı hiç düşünmeyen birine vereceğim derdi. Bugün öyle birine verdi ki, Rabbine itimat etmiyor, rahat içinde bulunmuyor. Bu evde ya ben kalırım, ya bu ekmek. Sen karar ver.” dedi. Genç ekmeği bir fakire verdi. Şâh’ın kızı geri döndü ve onunla mesut olarak yaşadı. Şâh Şücâ 889 (H.276) da vefat etti.

Daha geniş bilgi için Evliyalar Ansiklopedisine bakınız.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k. S.) Ruhu’l –Beyan Tefsiri – 7/659.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Bize Melekleri Göster…

Posted by Site - Yönetici Aralık 31, 2015

Bize Melekleri Göster...

Bize Melekleri Göster…

Rivayet olundu:
Kureyşliler, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine;
-“Ey Muhammed!
Sen bize Musa Aleyhisselam’dan haber vermektesin!
Musa Aleyhisselam’ın beraberinde asâ’sı vardı. Musa Aleyhisselâm, asasını, taşa vurduğunda taştan on iki pınar kaynamaya başladı. Sen bize İsa Aleyhisselam’dan haber verdin. İsa Aleyhisselâm, ölüleri diriltiyordu. Salih Aleyhisselâm, dağdan deve çıkarttı.
Sen de bize, böyle apaçık bir mucize getir! Eğer sen bunları yaparsan elbette biz seni tasdik eder ve sana iman ederiz!”

Müşrikler bu konuda yemin ettiler. Hatta yeminlerinde mübalağa ile çok aşırı gittiler. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, onlara sordu:
-“Ne istiyorsunuz?” Onlar;
-“Sen bize Safa tepesini altın yap!
Veya bize bazı ölülerimizi dirilt!
Biz o Ölülerimizden, senin söylediklerinin hak mı veya bâtıl mı olduğunu soralım!
Veya bize melekleri göster. Melekler, senin peygamberliğine şahadet etsinler!…”
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri onlara;
-“Sizin istediklerinizin bazılarını yaparsam; beni tasdik eder misiniz?” dedi. Onlar:
-“Evet! dediler. Eğer sen bunları yaparsan, elbette topluca sana tabi oluruz!”

Müslümanlar, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden, onların kendisini tasdik etmesi için üzerlerine indirmesini istediler…
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, bu konuda dua etmeyi düşündü. O anda Cebrail Aleyhisselâm geldi. Ve:
-“Eğer sen bunların olması için dua edersen; Allâhü Teâlâ hazretleri bu mucizeleri ikram ederse; onlara köklerini kazıyan bir azap ile azap eder. Ama eğer sen tâ Tevbe edinceye kadar onları olduğu hal üzere terk edersen; belki ileride Tevbe ederler (ve imana gelirler),” dedi.

İşte bu hadise üzerine bu [En“am suresi 1.Ayet ] âyet-i kerime nazil oldu

Kaynak : Taberi Tefsiri: c. 7, s. 312. ibni Kesîr Tefsiri, c. 2. s. 165
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Şeyh Ebû Hazma el-Horasânî (k.s.) Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Aralık 20, 2015

Şeyh Ebû Hazma el-Horasânî (k.s.) Hazretleri Kimdir

Şeyh Ebû Hazma el-Horasânî (k.s.) Hazretleri Kimdir ?

Şeyh Ebû Hazma el-Horasânî (k.s.) hazretlerinin, doğum târihi bilinmemektedir.
Cüneyd-i Bağdadî hazretleriyle aynı asırda yaşamıştır.
Ebû Türâb-ı Nahşebî ve Ebû Saîd-i Harrâz ile yolculuk edip sohbet etmiştir. Zamanındaki âlimlerin ve evliyanın ileri gelenlerinden idi.
Dînî meselelerin inceliklerine vâkıftı.
Verâ (haramdan kaçınma) sahibiydi.
Haramlardan çok sakınırdı.
Ahmed bin Hanbel hazretleri ona hürmet duyar, tasavvufla ilgili meselelerde ona sormadan cevap vermezdi.
Kendisine sorulan bir meseleyi Ebû Hamza Horasânî’ye arz eder;
-“Bu hususta ne buyurursun ey sofi!” derdi. Uzun seneler insanlara İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlatarak onların dünyâ ve Âhiret saadetine kavuşmaları için gayret sarf eden Ebû Hamza Horasânî pek çok defâ hacca gitmiştir. Hac yolculukları ve hac ibâdeti esnasında pek çok âlim ve evliyayla görüşüp sohbette bulundu.

Ebû Hamza Horasânî hazretleri, derin âlim ve büyük velî idi. Allahü Teâlâ’nın emirlerine ve Peygamber efendimizin sünnetine tam uyardı. Haramlardan ve şüphelilerden şiddetle kaçınırdı. Dünyâya meyletmezdi. “Bir kimse ölümü unutmaz devamlı düşünürse, bakî devamlı olan her şey ona sevdirilir ve fânî, geçici olan her şeyden nefret ettirilir.” buyururdu. “Allahü Teâlâ hakkında marifet sahibi olan ârif-i billah kimse, maîşetini günü gününe temin eder. Yâni sâdece günlük maîşetini düşünür. Dünyevî maîşetini asgarîye indirerek uhrevî maîşetini âzamiye çıkarır.” buyurmuştur. Bir kimse gelerek; “Bana nasîhat et.” dedi. Ebû Hamza Horasânî ona; “Önündeki sefer için azık hazırla.” buyurdu. “Garip kimdir?” diye sorulunca;
Ülfetten sıkılandır. Yâni dost ve akrabasından sıkılan ve onlara yabancılaşan kimsedir. Bir kimse her nevî ülfetten sıkılırsa o garip olur. Zîrâ dervişin dünyâda vatanı yoktur. Vatan olmayan yerde ülfet sıkıntıdır. Dervişin ülfeti, yaratılmışlardan ve Allahü Teâlâ dan başkasından kesilince, o her şeyden sıkılır. O işte o zaman garip olur. Bu yüksek bir derecedir. En iyi bilen Allahü Teâlâ’dır.

İnsanlara dünyâ ve Âhiret’te kurtuluşun yolunu göstermek için ettiği sohbetlerinde buyurdu ki:
-“Nefsinden sıkılan kimsenin gönlü, yüce Mevlâsma bağlanmakla ünsiyet, yakınlık ve huzur bulur.
Arif, ikram olunan şeyin yok olmasından, eldeki nimetin gitmesinden ve vâad edilen azabın başa gelmesinden korkar. Arif maişetini günü gününe savar, gıdasını günlük olarak alır.
Allahü Teâlâ bir kimseye şefkatle nazar ederse, hiç şüphe yok ki bu nazar o kimseyi mesut kişilerin menzillerine ulaştırır. Onun içini ve dışını doğrulukla süsler.
Sofi kimdir?” diye soran bir kimseye;
-“Sofi, her çeşit pislikten tasfiye edilen ve kendisinde hiç bir şekilde muhalefet kiri kalmayan kimsedir.” buyurdu.
Şeyh Ebu Hazma el-Horasanî hazretleri. 902 (H.290) senesinde Nişabur’da vefat etti. Ebû Hafs-ı Haddâd’ın kabri civarına defnedildi.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/685-687.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 626 takipçiye katılın