Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar’ Category

Mağrurlar ve Mürşid-i Kâmilller

Posted by Site - Yönetici Ağustos 10, 2016

2430611059_ea84d6337c_boi copy

Mağrurlar ve Mürşid-i Kâmilller

Mağrurların çoğunu görürsün, kendi tabiatlarının habis hükümleri ve azgın, şımarık ve haddini aşan nefısleriyle meşgul olurlar. Ve talebeler (hakkı isteyen ve arayanlar) derler ki:
Eğer mürşid-i kâmil’i bizler tasdik edecek olsak ve ondan açık (ve onun mürşid-i kâmil olduğuna delâlet eden bir) alâmet görsek; elbette onun tarikatına ilk giren ve onların hakikat eteğine ilk yapışan kişi, biz olurduk!”

Onlara de ki:
Muhakkak ki güneş, güneştir! Her ne kadar körler onu görmese bile…
Bal, baldır. Ağzı acımsı (hastalığına tutulan kişiler) her nekadar balın tadını hissetmeseler bile… “

(Mürşid-i kâmil’in alâmetlerini ve büyüklüğünü görüp kabul etmeye) hazır olan talebe ise, oyalanmaya düşmez.
Ömür akçasını zarar ile kaybetmez.
Belki bütün zamanlarda kendisi için mümkün olan taâtları işlemek için çokça çalışır. Mümkün mertebe isteme yolunda olur. Zira:
Hepsi idrâk edilmeyen bir şeyin hepsi terk edilmez…”

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/24-25.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin Düzelttiği Fetva

Posted by Site - Yönetici Ağustos 8, 2016

rawda,ravzai mutahhara

Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin Düzelttiği Fetva

Hazret-i Ali kerremallahü vechehû buyurdular:
Kim, ilimsiz olarak fetva verirse, gök ve yer melekleri ona la’net ederler. Kenzu’l-Ummâl: 29018,

Bu manada bir çok hadis-i şerif mevcuttur:

Kim ilimsiz olarak (bilmeden câhilce) fetva alırsa, onun günahı kendisine fetva verenin (müftinin) üzerinedir.

Kim doğru olanında söylediğinin gayrisinde olduğunu bildiği halde; kardeşine bir işi işaret eder (bir tavsiyede bulunursa) o kişi, kardeşine ihanet etmiştir.” Sünen-i Ebû Davud: 3173, Câmiu’s-sagîr: 8390,

Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin Düzelttiği Fetva

Aliyyü’l-Belhî (r.h.)’ın kızı babasına boğaza kadar çıkan kusmadan sordu. 0 da;
Abdestin yenilenmesi gerekir!” diye fetva verdi.
Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini rüyasında gördü. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona;
Hayır Ya Ali! Ağız dolusu olmadıkça (abdestin yenilenmesi gerekmez)”
Bunun üzerine Aliyyü’l-Belhî (r.h.) buyurdular: “Anladım ki, fetvalar, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine arz olunur. Bunun üzerine ben nefsime “ebediyyen bir daha fetva vermemesi” sözünü verdim…

Kime Fetva Sorulur?

Avâm’a (halka) düşen vazife, zahir işlerinde (şeriat ile ilgili konularda) mümkün mertebe, memleketinin veya (başka şehirlerde de olsa) asrının en “âlim”ine (zahiri ilimleri en iyi bilen ve en fakîh kişiye gidip) fetva sormaktır

Âlimlerin bir çokları, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini kendisine mahsus bir âlemde görüşüp, kendisine danışmışlardır.

Tasavvuf ve ilim tarihi bu tür güzel menkibelerle doludur:
Muhammed Hâdimî Hazretleri. Efendimizin (s.a.v.) yüce ruhâniyetiyle görüşüp. kendilerinden bilgi ve irfan almışlardır.

Imam-ı Birgivî Hazretleri’nin “Tarikat- Muhammediyye” isimli kitabına şerh yazarken, ihtiyaç duyduğu zaman “tayyı mekan” kerametiyle Medine-i Münevvereye gidip, Efendimizin yüce ruhâniyetinden yardım istemişlerdir.

Osmanlı Padişahlarından Birinci Mahmud, yıllarca Medine’de Harem muhafızlığı görevinde bulunan Hacı Beşir Ağa’ya; (bu zatın kabri. Istanbulda, Eyyûb Sultan (r.a.) hazretlerinin naziresinde ve hemen caminin giriş kapısındadır} Harem-i şerifte kaldığın zaman içerisinde fevkalâde bir hadise görüp görmediğini sorar. Harem-i Şerifin eski emniyet âmiri Beşir Ağa başından geçen bir hadiseyi Padişaha, şöyle anlatır. “-Ravza-i Mutahharedeki, Cibril (Cebrail) kapısı bazı geceler seher vakti kendiliğinden açılır, fakat içeriye kimsenin girdiğini görmezdim. Bir defasında kararımı verdim, bu gece sahaba kadar uyanık kalacak ne pahasına olursa olsun gelenin kim olduğunu öğrenecektim. 0 gece kapı yine açıldı. Hemen kapıya koştum, içeriye bir zât girdi. Heyecan ile;
Kimsin? diye sordum.” 0 zât:
Konya’nın Hâdimî kazasından Muhammed Hadimî’yim,” diye cevap verdi. -“Ziyaret sebebin nedir?
İmam-i Birgivî Hazretlerinin; “Tarikât-ı Muhammediyye’ isimli kitabına bir şerh yazıyorum. Şüphe ettiğim bazı yerleri Rasûlullah’ın bizzat kendisinden öğrenmeye geldim.
Kendisini odama götürdüm. Sohbet ettik. Bir müddet yanımda kaldıktan sonra kibar bir şekilde izin istediler:
Beşir Ağa! Müsâde ederseniz gidip biraz çalışayım?” Ben de;
Hay! Hay! Gidin çalışın, dedim ve Sabah namazından sonra yine odama teşrif ediniz, diye rica ettim.” 0:
Memleketimde imamlık vazifem var! Bana izin ver… ” dedi ve ayrılıp gitti. Birinci Mahmud heyecan ile sordu: –0 zâtı bir daha gördün mü?
Evet Efendim! Bundan sonra da arada sırada gelirdi, kendisiyle çok görüştüm.” Padişah, yine hayretle sorar: -“0 zâtı görsen tanır mısın?” -“Tanırım.”
Padişah bu hadisenin doğruluğunu öğrenmek için, Muhammed Hadîmî hazretlerine benzeyen kişileri tesbit etti. Memleketin bir çok âlimleri ile beraber Muhammed Hadimi Hazretlerini de İstanbul’a davet etti. Hadimi Hazretlerine benzeyen kişiler toplandı.
Sonra Hacı Beşir’i çağırarak gelen topluluğu ona gösterdi.
Bunların içinde Hadîmî hangisidir?” diye sordu.
Hacı Beşir Ağa o kadar topluluk içinde Muhammed Hadimi Hazretlerini tanıyarak yanına gitti.
Hoşgeldiniz Hoca!” deyip Muhammed Hâdimî Hazretlerinin mübarek ellerini öptü.” Padişah ve orada bulunan bütün devlet erkânı da hâdisenin doğruluğuna inandılar. Hızır Aleyhisselâm” isimli eserime bakınız, Mütercim.

Bu konuda İmam Buhârî hazretlerinin. Askalânî hazretlerinin ve bir çok âlimin hikâyeleri vardır. Bu şekilde bir Çok evliya ve âlim Efendimiz {s.a.v.) hazretlerinin ruhâyetinden ilim ve irfan almışlardır….

Dİvân-ı Sâlihîn” de, Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle manevî olarak görüşürler…

İslâm’ın edep, terbiye, hayatından yoksun, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetinden uzak ve şeriat dışı yaşayan ve işin ehli olamayan bazı zındıkların, bu işi sû-i istimal ederek; “istedikleri ân Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle görüştüğünü ve ona fetva danıştığını…” iddia etmelerine de kulak vermemek lazım.
Bu konuda ileri ve geri konuşanlar çok… Mütercim…

İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/50.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Şeytan ve Müminlerin Ölümü

Posted by Site - Yönetici Ağustos 7, 2016

TEVBE’NİN KABULU,Tevbe Tevbeye Muhtaç…Tevbe ve Göz Yaşı

Şeytan ve Müminlerin Ölümü

Bazı şeyhlerden rivayet olundu. Buyurdular:
Mü’min vefat ettiğinde, ailesinden bazılarının ağlamasından daha şiddetli olarak, ölen mü’minin ardından şeytan ağlar. (Şeytanın bu ağlaması) mü’mini dünya hayatta kendi (vesvese) ve fitneleriyle fitneye düşüremediği içindir… Mü’minin ruhu, semâ’ya yükseltildiği zaman, melekler;
Bu kulu, şeytandan kurtaran ve muhafaza eden, Allâhü Teâlâ hazretlerini teşbih ve takdîs ederiz!… Ya nasıi kurtuldu bu?” derler.

Şeytandan Korunmak

Mü’mine düşen vazife,
1- Nefsini, şeytanın vesveselerinden korumak ve,
2- Nefsinin dürtülerinden ve konuşmalarından muhafaza etmektir ki, Allâhü Teâlâ hazretlerinin katında ve mü’milerin yanında rezîl ve rüsvây olmasın!

Hikaye (Şeytanın vesvesesi)

Hikâye olunduğu gibi:
Ömer bin Hattab (r.a.) hazretleri, kendi nefsinde (içinde gayri ihtiyari olarak) bir kadını zikretti… (Sadece bir ân için kalbinden geçirdi, hiçbir harekette bulunmadı…) Ama çok az bir zaman sonra (hannâs şeytanın vesvesesiyle) insanlar, kendi aralarında bunu konuşur oldular…

Cinnî Müslüman Olursa

Ve bil ki:
Kişiye yakın olan cinnî şeytan, Müslüman olduğu zaman; kişi onun şerrinden tamamen emin olur. Cinlerden mü’min olan kavimler vardır. Ve onlar beşerin bütün ilimleriyle menfaat görüp faydalanmaktadırlar…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri,:8/34-35

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şeytan | Leave a Comment »

Mucize ve Kerametler İnsanları Terbiye İçindir

Posted by Site - Yönetici Ağustos 6, 2016

Mucize ve Kerametler İnsanları Terbiye İçindir

Mucize ve Kerametler İnsanları Terbiye İçindir

Mâlik bin Dİnâr (r.h.) hazretlerinden rivayet olundu:
Bana insanların şeytanları, cinlerin şeytanlarından daha şiddetli (ve daha tehlikelidirler.

Bu (şundandır:) Çünkü ben cinnî şeytanlardan Allâhü Teâlâ hazretlerine sığındığım zaman (eûzü çektiğimde) onlar benden (kaçıp) giderler.

İnsan şeytanları ise bana gelirler ve ayan (göz göre göre) beni günaha çekerler…”

İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/30-31.

Mucize ve Kerametler İnsanları Terbiye İçindir

Peygamberlerden olan bütün mu’cizeler ve evliyadan olan bütün kerametler; ister ilmî ve ister kevnî olsunlar (hepsi), kendi zamanında bulunanların terbiyesi içindir…

Kimin istidadı güzelse, meyleder ve hidâyete erer.
Kimin istidadı bozuk ise, sapıtır, dalâlete düşer…

İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/24

Mürşid-i Kâmiller…

Mevlevi (k.s.) hazretleri Mesnevî’de buyurdular:

Sen kaya da olsan;
Mermer de olsan
Gönül sahibi (mürşid-i kâmile), ile Karşılaşsan (ve ona teslim olsan) cevher hâline gelirsin
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Hikâye – (İhlas)

Posted by Site - Yönetici Ağustos 4, 2016

Hikâye - (İhlas)

Hikâye – (İhlas)

Mâlik bin Dinar (r.h.)’dan rivayet olundu:
Beyt-i Haram’ı haccetmek üzere yola çıktım. Bir de baktım ki yolda azıksız ve bineksiz olarak giden bir genç vardı. Ona selâm verdim. Selâmımı aldı. Ona sordum;
Ey genç! Nereden?” 0:
Onun yanından!” dedi. Sordum;
Nereye?” Genç cevap verdi:
Ona…” Ben;
Hani azık” dedim, o:
(Azık vermek) onun üzerine düşer!” dedi. Ben;
Yol azıksız ve susuz olarak bitmez; seninle beraber (yenilecek ve içilecek) bir şey var mı?” dedim. 0:
Evet! Ben yola çıkma anında beş harf ile azık hazırladım,” dedi. Ben;
Bu beş harf nelerdir?” dedim. O genç;
Bunlar Allâhü Teâlâ hazretlerinin şu kavl-i şerifidir:

Kef, He, Ye, Ayn, Sâd (Sure-i- Meryem:!,)

Ben sordum;
Kef He, Ye, Ayn, Sâd“” kavl-i şerifinin manâsı nedir?.
Genç, buyurdu:
Kef, Kâfî,
He, Hâdî,
Ye, Müeddî (edâ eden ulaştıran),
Ayn, Âlim,
Sâd, Sâdık (doğru söyieyen)dir….
Kimin arkadaşı, kâfî (yeterli), hâdî (yol gösteren), müeddi (ulaştıran, veren), âlim (her şeyi) bilen ve sâdık (vaadi ve sözü hak ve doğru olan) olursa; o kişi (çölde) kaybolmaz, korkmaz, azık ve su yükünü taşımaya muhtaç olmaz…”
Mâlik (r.h.) buyurdular: (O gençten) bu sözleri işittikten sonra ona giydirmek üzere gömleğimi çıkarttım….
O gömleğimi giymeyi kabul etmekten imtina etti, kaçındı. Ve buyurdu: Ey şeyh! Çıplak olmak; helâli hesap; haramı azab olan fânî dünyanın gömleğini giymekten daha hayırlıdır!” Gecenin karanlığı çöktüğünde, yüzünü semâ’ya doğru kaldırır ve şöyle der:
Ey taat ve ibâdet kendisine sürür veren ve ma’sıyetler, kendisine zarar vermeyen! Sana sürür veren şeyi bana nasîp et! Sana zarar vermeyen şeyden (günahlardan dolayı da) beni mağfiret kıl ve beni bağışla!” (diye hep dua ediyordu….)

İnsanlar, ihrama girip, telbiye getirdiklerinde (o genç zahirde ve sesli telbiye getirmedi… Bunun üzerine ben ona)

Neden telbiye getirmiyorsun?” dedim. O; Ey şeyh! Ben “Buyur Allâhım!” dediğimde,”

Sana Lebbeyk ve Sa’deyk yoktur. Ben senin sözlerini dinlemiyorum!” denilmesinden korkuyorum” dedi.

Sonra o genç yürüyüp gitti. (Bizden ayrıldı.) Onu bir daha görmedim.

Sonra Minâ’da onu gördüm. Şöyle dua ediyordu:

Allâhım! İnsanlar, hediy kurbanlarını kestiler. Udhıyye ve hediyleriyle (yani kurbanlanyla) sana yaklaştılar. Ya Rabbim! Nefsimden başka kendisiyle sana yaklaşacağım hiçbir şeyim yok! Onu benden kabul et!” dedi.

Sonra bir nâra attı.

Ölü olarak yere düştü.

Söz söyleyenin biri o an şöyle dedi:

Bu genç! Allah’ın sevgili kuludur! Bu Allanın öldürdüğüdür! Seyfullah (Allah’ın kılıcı) ile öldürüldü….”

Ben onun techîz ve tekfin işlerini yaptım. Onu götürüp kabre defnettim.

O gece, hep onu düşündüm. Onun durumunu tefekkür ettim. O hal üzere uyudum. O gece, o genci rüyamda gördüm. Ona;

Allâhü Teâlâ hazretleri sana ne etti (nasıl ve neyle muamele etti)” dedim. O;

Allâhü Teâlâ hazretleri, bana, Bedir şehidlerine ettiği gibi muamele etti! Bedir şehidleri kâfirlerin kılıçlarıyla şehid oldular ben de Cebbarın kılıcıyla Öldüm!” dedi….

Kaynak :İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/309

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Rafizîler Kimlerdir? Rafizi Mezhebi Nedir ?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 24, 2016

Büyük islam ilmihali,Rafizîler Kimlerdir

Rafizîler Kimlerdir?

Râfîzîler, Hazret-i Ebû Bekir ile Hazret-i Ömer (r.a.)’dan yüz çevirmediği için; Zeyd bin Ali bin Hasan bin Ali (r.a.) hazretlerinden ayrılanlardır.
Bu lakap, (Rafızî kelimesi) mezhebinde taşkınlık eden ve sahabelere dil uzatan herkes için kullanılması lazımdır…

Rafızîliğin Çıkışı

Bunun aslı şudur:
Zeyd (r.h.) Küfe’den çıktı.
Halkı kendisine bîat etmeye davet etti. Halktan büyük bir cemaat kendisine bîat etti.
Küfe’den bir taife (insan topluluğu) kendisine geldiler. Ona;
Ebû Bekir ve Ömer’den yüz çevir sana bîat edelim!” dediler. Zeyd (r.h.) onlardan yüz çevirdi. Sahabelere dil uzatmadı, bunun üzerine onlar;
Öyleyse bu takdirde biz seni terk ederiz!” dediler.
İşte bundan dolayı kendilerine “Râfızîler” (terk edenler) ismi verildi.

Rafızîlerin tarihçesi ve Hazret-i Zeyd’i terk etmeleri hakkında mezhepler tarihi kitablarında şöyle anlatılır: Bilindiği üzere, Emevilere karşı Ehli Beyt adına ilk ayaklanmayı yapan Hz. Hüseyin’in torunu Zeyd b. Ali (80-122/699-740) dir.

Zeyd b. Ali, Ehl-i Beyt içinde gerçekten bilgili ve fakîh bir zât idi. Devrin ileri gelen müslümanları gibi o da, Emeviler’in kötü idaresinden ve zulümlerinden şikayetçi idi. Sadece şikayetçi olmaktan öte, aynı zamanda bu durumu devrin hükümdarı olan Hişam b. Abdilmelik’e açıkça söyleyen birisiydi. Fakat ne yazık ki bu ikazları fazla etkili olmuyordu.

Bu ikazlarının etkili olmaması üzerine Zeyd b. Ali, Kûfe’ye geçer ve Emevî hükümdarına isyan için zemin hazırlamaya başlar. Halkın nabzını yoklar, kardeşi Ebû Cafer Muhammed el-Bakır ile istişare eder. O kendisine, Kûfelilerc güvenilemeyeceğini söylerse de, onu dinlemez. Kûfe’de kendisine bey’at eden onbeş bin kişi ile birlikte zamanın Kûfe-Basra valisi Yusuf b. Ömer es-Sakafi (127/744) ye karşı H. 122/M. 740 yılında ayaklanır. Savaş devam ederken ve Zeyd b, Ali’nin üstünlüğü söz konusu iken, Hişam’ın casusları, Zeyd b. Ali’nin taraftarlarını o gün İçin güncel ve hassas olan bazı konularda tereddüde düşürürler. Bir taraftan eğer bu hareket devam ederse Hişam’ın Küfe halkının bütün mallarına el koyacağı sözünü yayarken, diğer taraftan da Zeyd b. Ali’den Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer hakkında görüşünü sormasını isterler. Bunun üzerine, onlardan bir grup, Zeyd’e gelerek, -“Gerçek şu ki, biz düşmanlarına karşı, sana, atan Ali b. Ebî Talib’e haksızlık eden Ebû Bekir ve Ömer hakkında görüşünü söyledikten sonra yardım edeceğiz” derler. Bu som karşısında Zeyd, -“Bu ikisi hakkında iyilikten başka bir şey söyleyemem ve babamdan da onlar hakkında iyilikten başka bir şey söylediğini işitmedim. Ben, atam Hüseyin’i öldüren ve el-Harra gününde Medine’ye saldıran, sonra da Allah’ın evini (Kabe) mancınıkla taşa tutup ateşe veren Ümeyye oğullarına karşı ayaklandım” der. Bu cevap üzerine onlar, Zeyd’İ terkederler. O da, onlara, -“Beni bırakıp kaçtınız, terkettiniz” der. Bunun Arapçasında “Râfaztumunî” i-fadesi geçmektedir. İşte bundan dolayı bunlara o günden beri “Rafızî” denmiştir. Sonuç olarak Zeyd’in yanında çok az sayıda insan kalmıştır….

Burada dikkat edilmesi gereken bir konu da, Zeyd (r.h.) hazretleri, mağlûbiyet ve hatta canına mal olsa bile kendisine bir şey danışıldığında, doğruyu söylemiş olması ve asla sahabelere dil uzatmamasıdır…
Zeyd ve çok az sayıdaki arkadaşları son nefeslerine kadar çarpışırlar. Zeyd şehit edilir. Sonra cesedi kabrinden çıkarılarak asılır ve daha sonra da yakılır… (E. Ruhi Fiğlalı, Çağımızda İtikadı İslam Mezhebleri, Ankara 1980, s. 92; Bağdadi, el-Fark Beynel-Fırak, Çev. E.Ruhİ Fiğlah, s. 36-37).

Zeyd (r.h.) kendisine sadık ikiyüz kadar kişi ile savaşıp öldürülmesinden (122/70) sonra oğlu Yahya da bir müddet mücadele ettikten sonra Cürcan’da yakalanarak 125/743’de öldürüldü. İşte bu hadiselerde Zeyd ve oğlu Yahya’nın tarafını tutanlara, onların düşüncelerini paylaşanlara daha sonra “Zeydİye” denmiştir. Başlangıçta siyâsî bir hareket olan bu baş kaldırma daha sonra bir Zeyd (r.h.)’ın ve oğlunun öldürülmesinden sonra onların taraftarlarını bir araya toplayan “Zeydiyye mezhebi” olarak ortaya çıktı. Bazı sapık düşüncelerin içine karışmasıyla Zeydiye mezhebi üç kola ayrılır:
a) Cârûdiye,
b) Süleymaniye veya Ceririye,
c) Ebteriye ve Butriye yahut Sâlihiye. Zeydiye’nin ana görüşleri şöyle özetlenebilir:

1- İmam (devlet başkanı yani halife)
a) Hz. Fatıma’nın soyundan
b) zahit,
c) âlim,
d) cesur,
e) cömert olan kimse olmalıdır. İmamet davasında bulunan kimsede eğer bu beş şart kendisinde bulunuyorsa o kimse imam olmaya layıktır. Ve buna itaat edilmelidir.

2-Zeydîlere göre, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden sonra en faziletli kişi Hz. Ali’dir. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, sadece onun hilafetini tayin etmiştir. Ancak bu isim olarak değil vasıf olarak yapılmıştır. Yani Hz. Ali hakkında Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, onun kemali, fazileti vs. hakkında çok şeyler söylemiştir. Bunlar onun hilafete tayini için yeter sebeptir. Ancak, ashabı kiram bunları dikkate almamış ve başkasına bey’at etmekle hata etmiştir. Bununla birlikte ashaba sebbedilmemelidir.

3-Hz. Ali halife olduktan sonra giriştiği mücadelede, yaptığı savaşlarda ve hakem olayında haklı olup, muhalifleri haksızdır.

4-Büyük günah işleyenlerin arkasında namaz kılmak caiz değildir. Bu kimse tevbe etmeden ölürse ebedî olarak cehennemde kalır.

5-Zeydiye, usûlu’d-dinde Mutezileyi takib eder. Furuda ise Hanefi mezhebi üzerindedir Şehristanî, el-Milel ve’n-Nihal, Beyrut,1975,

İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri, Fatih Yayınları:8/286.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Amellerin Dereceleri

Posted by Site - Yönetici Temmuz 20, 2016

Kur'an-ı Kerim okurken yapılan büyük hata.

Amellerin Dereceleri

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:
Ameller, altıdır:

İkisi vacip olanlardır:

Misli, misline,

Hasene, haseneye

Bir hasene on katına,

Bir hasene yetmiş katına…

Amma vacip olanlar ise;
1- Kim, Allâhü Teâlâ hazretlerine bir şey şirk koşmadan vefat ederse, cennette girer…

2- Kim, Allâhü Teâlâ hazretlerine bir şey şirk koşarak (müşrik bir halde) ölürse, o kişi cehennemliktir.

3- Misli misline olanlar: Kim bir kötülük yaparsa, o kişi kötülüğün misliyle cezalandırılır.

4- Hasene haseneye karşılık olanlar: Kim bir iyilik yapmayı düşünür (tasarlar ve niyetlenir) ve bunu nefsine hissettirir; ve Allâhü Teâlâ hazretleri, onun kalbinde olanları bilir (o kişi hayal ettiği hayırları yapmazsa bile iyilik yapmayı düşündüğü için ona) bir hasene verilir.

5-Bir haseneye on kat: Kim bir iyilik işlerse, o kişiye on kat sevabı verilir.

6-Bir hasene yedi yüz kat olanı ise; kişinin Allah yolunda yapmış olduğu nafaka ve harcamalardır.

Şu anda el çek, her ne varsa elinde
Zira yarın hepsi olur elin arasında ve belinde,

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/293-294.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Muhannes Nedir – Muhannes Kime Denir?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 19, 2016

Muhannes Nedir - Muhannes Kime Denir

Muhannes Nedir – Muhannes Kime Denir?

Muhannes: İşlerini, sözlerini, hareketlerini ve şeklini kadınlara benzeten erkek.
Muhanneslik yapanlar mel’ûndur.

Bunlar için, hadîs-i şerifte; “Kendilerini kadınlara benzeten erkeklere ve erkeklere benzeten kadınlara, Allah lanet eylesin!” buyruldu.

İslâm hukukuna göre bir erkeğe hakaret etmek kastıyla; “Ey Muhannes!” diyen, ta’zîr olunur (cezalandırılır). (Ibn-i Âbidîn)

Tenbîh ve malûmat babında şunu siz sevgili okuyucularımın bilmesinde büyük bir fayda vardır:

(mam Celâleddin es-Suyûtî (r.h.) hazretleri; “Laktu’l-Mercân fi Ahkâmı’l-Cân” isimli kitabında buyurdular. ” İbni Abbâs (r.a.) buyurdu:
Muhannesler cinlerin evlâtlarıdır.” Sordular:
Bu nasıl olur?
İbni Abbas (r.a.) buyurdu:
Allâhü Teâlâ hazretleri ve onun Resulü Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, hâiz halinde ki hanıma gelmeyi (yaklaşmayı) haram kıldı.

Hâiz halinde hanıma cinsel ilişkide bulunmak haram olduğu halde, herhangi bir kişi, haiz halindeki hanımına cinsel ilişkide bulunursa. Şeytan ondan önce davranır. 0 kadın hamile kalırsa; muhannes çocuk doğurur…” Laktu’l-Mercân fi Ahkâmı’l-Cân, s. 53,54;

Sağlıklı bir evlâda sahip olmak için; Müslümanlar, mutlaka Kur’ân-ı kerim ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetlerine göre hayatlarını tanzim etmelidirler. Mütercim – İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri

Kaynak :Dip Not – İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/284.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kâfirlerin İyilikleri….

Posted by Site - Yönetici Temmuz 17, 2016

Havas Ve Fazilet,bakara suresi,ali imran suresi,amenerrasulu,ayetel kursi

Kâfirlerin İyilikleri

Kâdî İyâz (r.h.) buyurdular:
Âlimlerin icmâı vardır ki;
1- Kâfirlere amelleri fayda vermez.
2- Kâfirler, amellerinden dolayı sevap alamazlar.
3- Kâfirler nimetlerle (cennetle) mükâfatlandırılmazlar.
4- Azabları hafifletilmez.
5- Lakin kâfirleri cürümleri (kabahat ve İslâm’a saldırmaları) bakımından bazılarının azabı diğer bazılarından daha şiddetlidir…

Kâfirlerin Haseneleri

kâfirler kesinlikle cennete giremezler…)
Lakin kâfirler, Müslüman oldukları zaman, geçmiş olan hayır ve hasenata karşılık sevap alırlar.
Hadis-i Şerifte vârid olduğu üzere;
Kâfirlerin, haseneleri (iyilikleri) Müslümanlıklarından sonra makbuldür.”

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/289

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Zeydiyye Mezhebi Nedir – Kimler Tarafından Kurulmuştur?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 15, 2016

Zeydiyye Mezhebi Nedir - Kimler Tarafından Kurulmuştur

Zeydiyye Mezhebi Nedir – Kimler Tarafından Kurulmuştur?

Küfelilerden bir taifede;
Biz Ebû Bekir ve Ömer (r.a.)’ı halife olarak tanırız. İkisinden yüz çevirenlerden yüz çeviririz,” dediler ve Zeyd (r.h.) ile beraber huruç ettiler. Bundan dolayı kendilerine “Zeydiyye” ismi verildi.

Sahabelere Dil Uzatanlar

Onların (Zeydiyyenin) bazıları sahabelere dil uzattılar.
Uhud savaşında hezimet vaki olduğunda; şeytan bağırdı:
Muhammed öldü!
O gün Hazret-i Ali (r.a.)’dan başka bütün sahabeler Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin öldürüldüğüne inandılar.
Hatta sahabelerin arasında çekişmeler oldu. Hazret-i Ali;
Eğer Efendimiz (s.a.v.) hazretleri öldürülmemiş ise ben sizi öldüreyim mi?” dedi.
Onlar da;
Evet!” dediler.
Sonra şeytanın bağırmasının tersine Efendimiz {s.a.v.) hazretlerinin öldürülmediği ortaya çıktı. Hazret-i Ali de onları affetti.

İşte bundan dolayı, Hazret-i Ali (r.a.)’ı sevdiler; diğer sahabeleri terk ettiler ve diğer sahabelere buğz ettiler.

Büyüklere Dil Uzatanlar

Ne güzel buyurmuşlar:
Allâhü Teâlâ hazretleri, eğer bir kişinin haya perdelerini yırtmak isterse;
0 kişi, temiz insanlara dil uzatmaya meyleder….”

Akıllı kişiye düşen vazife, sâlihleri büyük sevgi ve şiddetli bir muhabbetle sevmektir. Kıyamet gününde onların şefaatlerine nail olmak için…
Şefaatini umduğu kişilerin hasımları olduğu insanlara yazıklar olsun!!!

Allâhım! Bizleri koru!
Kalblerimizi bozma!
Bizleri hidâyet üzere kıl!
Bizleri doğrulardan eyle!
Hakikat tarikatına suluk etmeye muvaffakiyet Sen’dendir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/288-289.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 661 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: