Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar’ Category

Rafizîler Kimlerdir? Rafizi Mezhebi Nedir ?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 24, 2016

Büyük islam ilmihali,Rafizîler Kimlerdir

Rafizîler Kimlerdir?

Râfîzîler, Hazret-i Ebû Bekir ile Hazret-i Ömer (r.a.)’dan yüz çevirmediği için; Zeyd bin Ali bin Hasan bin Ali (r.a.) hazretlerinden ayrılanlardır.
Bu lakap, (Rafızî kelimesi) mezhebinde taşkınlık eden ve sahabelere dil uzatan herkes için kullanılması lazımdır…

Rafızîliğin Çıkışı

Bunun aslı şudur:
Zeyd (r.h.) Küfe’den çıktı.
Halkı kendisine bîat etmeye davet etti. Halktan büyük bir cemaat kendisine bîat etti.
Küfe’den bir taife (insan topluluğu) kendisine geldiler. Ona;
Ebû Bekir ve Ömer’den yüz çevir sana bîat edelim!” dediler. Zeyd (r.h.) onlardan yüz çevirdi. Sahabelere dil uzatmadı, bunun üzerine onlar;
Öyleyse bu takdirde biz seni terk ederiz!” dediler.
İşte bundan dolayı kendilerine “Râfızîler” (terk edenler) ismi verildi.

Rafızîlerin tarihçesi ve Hazret-i Zeyd’i terk etmeleri hakkında mezhepler tarihi kitablarında şöyle anlatılır: Bilindiği üzere, Emevilere karşı Ehli Beyt adına ilk ayaklanmayı yapan Hz. Hüseyin’in torunu Zeyd b. Ali (80-122/699-740) dir.

Zeyd b. Ali, Ehl-i Beyt içinde gerçekten bilgili ve fakîh bir zât idi. Devrin ileri gelen müslümanları gibi o da, Emeviler’in kötü idaresinden ve zulümlerinden şikayetçi idi. Sadece şikayetçi olmaktan öte, aynı zamanda bu durumu devrin hükümdarı olan Hişam b. Abdilmelik’e açıkça söyleyen birisiydi. Fakat ne yazık ki bu ikazları fazla etkili olmuyordu.

Bu ikazlarının etkili olmaması üzerine Zeyd b. Ali, Kûfe’ye geçer ve Emevî hükümdarına isyan için zemin hazırlamaya başlar. Halkın nabzını yoklar, kardeşi Ebû Cafer Muhammed el-Bakır ile istişare eder. O kendisine, Kûfelilerc güvenilemeyeceğini söylerse de, onu dinlemez. Kûfe’de kendisine bey’at eden onbeş bin kişi ile birlikte zamanın Kûfe-Basra valisi Yusuf b. Ömer es-Sakafi (127/744) ye karşı H. 122/M. 740 yılında ayaklanır. Savaş devam ederken ve Zeyd b, Ali’nin üstünlüğü söz konusu iken, Hişam’ın casusları, Zeyd b. Ali’nin taraftarlarını o gün İçin güncel ve hassas olan bazı konularda tereddüde düşürürler. Bir taraftan eğer bu hareket devam ederse Hişam’ın Küfe halkının bütün mallarına el koyacağı sözünü yayarken, diğer taraftan da Zeyd b. Ali’den Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer hakkında görüşünü sormasını isterler. Bunun üzerine, onlardan bir grup, Zeyd’e gelerek, -“Gerçek şu ki, biz düşmanlarına karşı, sana, atan Ali b. Ebî Talib’e haksızlık eden Ebû Bekir ve Ömer hakkında görüşünü söyledikten sonra yardım edeceğiz” derler. Bu som karşısında Zeyd, -“Bu ikisi hakkında iyilikten başka bir şey söyleyemem ve babamdan da onlar hakkında iyilikten başka bir şey söylediğini işitmedim. Ben, atam Hüseyin’i öldüren ve el-Harra gününde Medine’ye saldıran, sonra da Allah’ın evini (Kabe) mancınıkla taşa tutup ateşe veren Ümeyye oğullarına karşı ayaklandım” der. Bu cevap üzerine onlar, Zeyd’İ terkederler. O da, onlara, -“Beni bırakıp kaçtınız, terkettiniz” der. Bunun Arapçasında “Râfaztumunî” i-fadesi geçmektedir. İşte bundan dolayı bunlara o günden beri “Rafızî” denmiştir. Sonuç olarak Zeyd’in yanında çok az sayıda insan kalmıştır….

Burada dikkat edilmesi gereken bir konu da, Zeyd (r.h.) hazretleri, mağlûbiyet ve hatta canına mal olsa bile kendisine bir şey danışıldığında, doğruyu söylemiş olması ve asla sahabelere dil uzatmamasıdır…
Zeyd ve çok az sayıdaki arkadaşları son nefeslerine kadar çarpışırlar. Zeyd şehit edilir. Sonra cesedi kabrinden çıkarılarak asılır ve daha sonra da yakılır… (E. Ruhi Fiğlalı, Çağımızda İtikadı İslam Mezhebleri, Ankara 1980, s. 92; Bağdadi, el-Fark Beynel-Fırak, Çev. E.Ruhİ Fiğlah, s. 36-37).

Zeyd (r.h.) kendisine sadık ikiyüz kadar kişi ile savaşıp öldürülmesinden (122/70) sonra oğlu Yahya da bir müddet mücadele ettikten sonra Cürcan’da yakalanarak 125/743’de öldürüldü. İşte bu hadiselerde Zeyd ve oğlu Yahya’nın tarafını tutanlara, onların düşüncelerini paylaşanlara daha sonra “Zeydİye” denmiştir. Başlangıçta siyâsî bir hareket olan bu baş kaldırma daha sonra bir Zeyd (r.h.)’ın ve oğlunun öldürülmesinden sonra onların taraftarlarını bir araya toplayan “Zeydiyye mezhebi” olarak ortaya çıktı. Bazı sapık düşüncelerin içine karışmasıyla Zeydiye mezhebi üç kola ayrılır:
a) Cârûdiye,
b) Süleymaniye veya Ceririye,
c) Ebteriye ve Butriye yahut Sâlihiye. Zeydiye’nin ana görüşleri şöyle özetlenebilir:

1- İmam (devlet başkanı yani halife)
a) Hz. Fatıma’nın soyundan
b) zahit,
c) âlim,
d) cesur,
e) cömert olan kimse olmalıdır. İmamet davasında bulunan kimsede eğer bu beş şart kendisinde bulunuyorsa o kimse imam olmaya layıktır. Ve buna itaat edilmelidir.

2-Zeydîlere göre, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden sonra en faziletli kişi Hz. Ali’dir. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, sadece onun hilafetini tayin etmiştir. Ancak bu isim olarak değil vasıf olarak yapılmıştır. Yani Hz. Ali hakkında Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, onun kemali, fazileti vs. hakkında çok şeyler söylemiştir. Bunlar onun hilafete tayini için yeter sebeptir. Ancak, ashabı kiram bunları dikkate almamış ve başkasına bey’at etmekle hata etmiştir. Bununla birlikte ashaba sebbedilmemelidir.

3-Hz. Ali halife olduktan sonra giriştiği mücadelede, yaptığı savaşlarda ve hakem olayında haklı olup, muhalifleri haksızdır.

4-Büyük günah işleyenlerin arkasında namaz kılmak caiz değildir. Bu kimse tevbe etmeden ölürse ebedî olarak cehennemde kalır.

5-Zeydiye, usûlu’d-dinde Mutezileyi takib eder. Furuda ise Hanefi mezhebi üzerindedir Şehristanî, el-Milel ve’n-Nihal, Beyrut,1975,

İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri, Fatih Yayınları:8/286.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Amellerin Dereceleri

Posted by Site - Yönetici Temmuz 20, 2016

Kur'an-ı Kerim okurken yapılan büyük hata.

Amellerin Dereceleri

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:
Ameller, altıdır:

İkisi vacip olanlardır:

Misli, misline,

Hasene, haseneye

Bir hasene on katına,

Bir hasene yetmiş katına…

Amma vacip olanlar ise;
1- Kim, Allâhü Teâlâ hazretlerine bir şey şirk koşmadan vefat ederse, cennette girer…

2- Kim, Allâhü Teâlâ hazretlerine bir şey şirk koşarak (müşrik bir halde) ölürse, o kişi cehennemliktir.

3- Misli misline olanlar: Kim bir kötülük yaparsa, o kişi kötülüğün misliyle cezalandırılır.

4- Hasene haseneye karşılık olanlar: Kim bir iyilik yapmayı düşünür (tasarlar ve niyetlenir) ve bunu nefsine hissettirir; ve Allâhü Teâlâ hazretleri, onun kalbinde olanları bilir (o kişi hayal ettiği hayırları yapmazsa bile iyilik yapmayı düşündüğü için ona) bir hasene verilir.

5-Bir haseneye on kat: Kim bir iyilik işlerse, o kişiye on kat sevabı verilir.

6-Bir hasene yedi yüz kat olanı ise; kişinin Allah yolunda yapmış olduğu nafaka ve harcamalardır.

Şu anda el çek, her ne varsa elinde
Zira yarın hepsi olur elin arasında ve belinde,

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/293-294.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Muhannes Nedir – Muhannes Kime Denir?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 19, 2016

Muhannes Nedir - Muhannes Kime Denir

Muhannes Nedir – Muhannes Kime Denir?

Muhannes: İşlerini, sözlerini, hareketlerini ve şeklini kadınlara benzeten erkek.
Muhanneslik yapanlar mel’ûndur.

Bunlar için, hadîs-i şerifte; “Kendilerini kadınlara benzeten erkeklere ve erkeklere benzeten kadınlara, Allah lanet eylesin!” buyruldu.

İslâm hukukuna göre bir erkeğe hakaret etmek kastıyla; “Ey Muhannes!” diyen, ta’zîr olunur (cezalandırılır). (Ibn-i Âbidîn)

Tenbîh ve malûmat babında şunu siz sevgili okuyucularımın bilmesinde büyük bir fayda vardır:

(mam Celâleddin es-Suyûtî (r.h.) hazretleri; “Laktu’l-Mercân fi Ahkâmı’l-Cân” isimli kitabında buyurdular. ” İbni Abbâs (r.a.) buyurdu:
Muhannesler cinlerin evlâtlarıdır.” Sordular:
Bu nasıl olur?
İbni Abbas (r.a.) buyurdu:
Allâhü Teâlâ hazretleri ve onun Resulü Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, hâiz halinde ki hanıma gelmeyi (yaklaşmayı) haram kıldı.

Hâiz halinde hanıma cinsel ilişkide bulunmak haram olduğu halde, herhangi bir kişi, haiz halindeki hanımına cinsel ilişkide bulunursa. Şeytan ondan önce davranır. 0 kadın hamile kalırsa; muhannes çocuk doğurur…” Laktu’l-Mercân fi Ahkâmı’l-Cân, s. 53,54;

Sağlıklı bir evlâda sahip olmak için; Müslümanlar, mutlaka Kur’ân-ı kerim ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetlerine göre hayatlarını tanzim etmelidirler. Mütercim – İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri

Kaynak :Dip Not – İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/284.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kâfirlerin İyilikleri….

Posted by Site - Yönetici Temmuz 17, 2016

Havas Ve Fazilet,bakara suresi,ali imran suresi,amenerrasulu,ayetel kursi

Kâfirlerin İyilikleri

Kâdî İyâz (r.h.) buyurdular:
Âlimlerin icmâı vardır ki;
1- Kâfirlere amelleri fayda vermez.
2- Kâfirler, amellerinden dolayı sevap alamazlar.
3- Kâfirler nimetlerle (cennetle) mükâfatlandırılmazlar.
4- Azabları hafifletilmez.
5- Lakin kâfirleri cürümleri (kabahat ve İslâm’a saldırmaları) bakımından bazılarının azabı diğer bazılarından daha şiddetlidir…

Kâfirlerin Haseneleri

kâfirler kesinlikle cennete giremezler…)
Lakin kâfirler, Müslüman oldukları zaman, geçmiş olan hayır ve hasenata karşılık sevap alırlar.
Hadis-i Şerifte vârid olduğu üzere;
Kâfirlerin, haseneleri (iyilikleri) Müslümanlıklarından sonra makbuldür.”

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/289

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Zeydiyye Mezhebi Nedir – Kimler Tarafından Kurulmuştur?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 15, 2016

Zeydiyye Mezhebi Nedir - Kimler Tarafından Kurulmuştur

Zeydiyye Mezhebi Nedir – Kimler Tarafından Kurulmuştur?

Küfelilerden bir taifede;
Biz Ebû Bekir ve Ömer (r.a.)’ı halife olarak tanırız. İkisinden yüz çevirenlerden yüz çeviririz,” dediler ve Zeyd (r.h.) ile beraber huruç ettiler. Bundan dolayı kendilerine “Zeydiyye” ismi verildi.

Sahabelere Dil Uzatanlar

Onların (Zeydiyyenin) bazıları sahabelere dil uzattılar.
Uhud savaşında hezimet vaki olduğunda; şeytan bağırdı:
Muhammed öldü!
O gün Hazret-i Ali (r.a.)’dan başka bütün sahabeler Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin öldürüldüğüne inandılar.
Hatta sahabelerin arasında çekişmeler oldu. Hazret-i Ali;
Eğer Efendimiz (s.a.v.) hazretleri öldürülmemiş ise ben sizi öldüreyim mi?” dedi.
Onlar da;
Evet!” dediler.
Sonra şeytanın bağırmasının tersine Efendimiz {s.a.v.) hazretlerinin öldürülmediği ortaya çıktı. Hazret-i Ali de onları affetti.

İşte bundan dolayı, Hazret-i Ali (r.a.)’ı sevdiler; diğer sahabeleri terk ettiler ve diğer sahabelere buğz ettiler.

Büyüklere Dil Uzatanlar

Ne güzel buyurmuşlar:
Allâhü Teâlâ hazretleri, eğer bir kişinin haya perdelerini yırtmak isterse;
0 kişi, temiz insanlara dil uzatmaya meyleder….”

Akıllı kişiye düşen vazife, sâlihleri büyük sevgi ve şiddetli bir muhabbetle sevmektir. Kıyamet gününde onların şefaatlerine nail olmak için…
Şefaatini umduğu kişilerin hasımları olduğu insanlara yazıklar olsun!!!

Allâhım! Bizleri koru!
Kalblerimizi bozma!
Bizleri hidâyet üzere kıl!
Bizleri doğrulardan eyle!
Hakikat tarikatına suluk etmeye muvaffakiyet Sen’dendir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/288-289.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Bidat Ehline Hoşgörüyle Bakmanın Cezası

Posted by Site - Yönetici Temmuz 14, 2016

dunyadaki-en-guzel-50-cami-200f9d copy

Bidat Ehline Hoşgörüyle Bakmanın Cezası

Rivayet olundu.
(Ölümünden sonra) İbni Mübarek (r.h.) hazretleri rüyâ’da görüldü. Ona denildi:
Rabbin sana ne etti?” Buyurdular:
Ben bir gün bir bid’at ehline lütuf ile bakmam sebebiyle Rabbim, bana itap etti, azarladı ve otuz sene beni durdurdu! Allâhü Teâlâ hazretleri bana:
Dinde benim düşmanım olan bir kişiye ünsiyet kurdun?” diye hesap sordu.
Bid’at ehline bir an hoşgörüyle bakanın hâli böyle olunca; zikirden sonra zalim kavimlerle beraber oturan ve bid’at ehliyle olanların hâli acaba nasıl olur?

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/284.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İctihad Nedir ?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 3, 2016

ictihat nedir,muctehit,ustaz,silsilei saadat.

İctihad Nedir ?

İctihad: İnsan gücünün yettiği kadar zahmet çekerek, çalışma. Kur’ân-i kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş olan işlerin hükümlerini açıkça bildirilenlere benzeterek meydana çıkarmadır. İctİhad’ın dayanağı çok meşhur olan şu hadis-i şeriftir.

Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, hazret-i Muâz bin Cebel’i, Yemen’e hâkim olarak gönderirken;
Orada nasıl hüküm edeceksin?” buyurunca; o da;
Allahü Teâlâ’nın kitabı ile” dedi. ”
Allah’ın kitabında bulamazsan?” buyurdu.
Allah’ın Resulünün sünneti ile” dedi.
Resûlullah’ın sünnetinde de bulamazsan?” buyurunca;
İctihâd ederek, anladığımla” dedi. Resûlullah efendimiz, mübarek elini Muâz’m göğsüne koyup;
Elhamdülillah! Allahü Tcâlâ, Resulünün resulünü, Resûlullah’ın rızâsına uygun eyledi” buyurdu.

İsabet etmiyen, yâni doğruyu bulamamış olan müctehide (Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şeriflerden hüküm çıkaran kimseye) bir sevâb, doğruyu bulana iki veya on sevâb vardır. İki sevâbdan birincisi, ictihâd etmek sevabıdır. İkincisi, doğruyu bulmak sevabıdır.

Kaynak :Dipnot: İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri,:8/250-251.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Ateş ve Kur’ân-ı Kerim

Posted by Site - Yönetici Temmuz 2, 2016

Ateş ve Kur'ân-ı Kerim,kuran_7513 copy

Ateş ve Kur’ân-ı Kerim

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Eğer Kur’ân-ı kerim, bir derinin içinde olursa, ona ateş dokunmaz.

Kâdî Beydâvî (r.h.) buyurdular:
Yani eğer Kur’ân-ı kerimi tasvir eder (yazar) ve bir derinin içine koyar ve o deri de ateşe atılırsa; Kurân-ı kerimin bereketiyle ona ateş dokunmaz ve onu yakmaz!…”

Kurân-ı kerimi ezberleyen ve devamlı onu okumaya devam eden mümine ateş nasıldır acaba?

Kurân-ı Kerim Okuyana Verilen Sevap.

Hazret-i Ali (r.a.)’dan rivayet olundu:
Kim, namazın içinde kıyamda (ayakta) Kur’ân-ı kerimi okursa, o kişiye, (okuduğu Kur’ân-ı kerimin) her harfine yüz hasene vardır.
Ve kim de abdestsiz olduğu halde (mushafa dokunmadan veya ezbere Kur’ân-ı kerimi okursa, (o kişiye de okuduğu her harfe karşılık) on hasene vardır.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/260.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kur`anı Kerim, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kuran Ehlinin ölümü Ve Gafilin Ölümü

Posted by Site - Yönetici Temmuz 1, 2016

Abdulbasit abdussamed,Kur'ân-ı Kerimi Okumada Dikkat Edilecek Husus

Kuran Ehlinin ölümü Ve Gafilin Ölümü

Rivayet olundu:
Bazı hayırlı insanlardan rivayet olundu. Kur’ân-ı kerim ehlinden birinin vefatı hazırdı. (Ölüm hastalığındaydi.) Çevresindekiler ona;
La ilahe illallah” söyle dediler. 0 kişi:
Bismillâhİ’r-rahmâni’r-rahıym
Tâ, Hâ
Kur’ân’ı sana bedbaht olasın/meşakkat çekesin diye indirmedik Ancak saygısı olana tezkir/sohbet ve nasihat için, bir tenzîl olarak indirdik o yaradandan ki, hem yeryüzünü yarattı, hem o yüksek yüksek gökleri…
0 Rahman arş üzerine istiva buyurdu. Bütün semavâttakiler ve bütün arzdakiler ve bütün bunların aralarmdakiler ve bütün yerin dibindekiler hep onun…
Sen bu sözü ilan edeceksen de, o hem sırrı bilir, hem daha Allah… başka ilah yok, ancak o… Hep onundur o en güzel isimler/esmâ-i hüsnâ… Okumaya başladı. Bu âyet-i kerimeleri tekrar etti. Tâ ölünceye kadar hep bunları okuyordu. Bundan anlaşıldı ki, ölüm, bir şahsın yaşadığı şey üzerinedir. Yani kişi, yaşadığı şey üzerine vefat eder…

Gafilin Ölümü

Bir adamın mesleği, ot satmak idi. 0 kişi, Allâhü Teâlâ hazretlerinden gafil idi. Vefatı yaklaştığında ona da;
La ilahe illallah” söyle dediler. O kişi: “Bir tutamı bir fulusî” diye bağırmaya başladı.
İslâm üzere ölmek için; Allâhü Teâlâ hazretlerinden tevfîk isteriz.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/262.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kıyamet Alametleri

Posted by Site - Yönetici Haziran 30, 2016

Kıyamet Alametleri

Kıyamet Alametleri

Haddâdî (r.h.) tefsirinde buyurdu:
Efendimiz (s.a.v) hazretleri buyurdular:
Güneş battığı zaman, meleklerin uçma hızlarıyla yedinci kat semâ’ya yükseltilir. Ve Arş’ın altında hapsedilir. Oradan, doğudan mı yoksa batıdan mı doğacağı hakkında hep izin ister. Ay da böyledir… Bu durum, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kullarının tevbelerinin (kabulünün ve kabul edilmeyişinin mîkâtine) vakit kıldığı zamana kadar devam eder. (Zaman gelir) yeryüzünde günahlar ve ma’sıyetler çoğalır.

Ma’rûf (şeriat ve akla uygun olan iyilik ve güzellikler) gider. Hiçbir kimse artık iyiliği (marûfü) emretmez. (Emr ma’rûf kalkar…) Münker (şeriata zıt olan şeyler) yayılır. Hiçbir kimse insanları münkerden nehyetmez…
insanlar, bunu yaptıkları zaman, güneş Arşın altında hapsedilir. Bir gece miktarı geçtiğinde, secde eder ve Rabbinden izin ister;
Nereden doğacağını!” sorar.
Kendisine cevap verilmez.
Ta ki ay da kendisi gibi arşın altında hapsedilir. Beraber secde ederler. Ay da Rabbinden izin ister;
Nereden doğacağını?” sorar.
Kendisine cevap verilmez.
İkisi üç gece miktarı hapsedilirler. 0 gecenin uzunluğunun miktarını ancak teheccüd namazını kılanlar bilirler. Onlar o gün yeryüzünde insanlar tarafından küçümsenen çok az bir kalabalıktırlar.
Onlardan biri o gece uyur; daha önceki gecelerde uyuduğu gibi… Sonra geceleyin kalkar, teheccüd namazını kılar, vird, zikrr ve evradını okur. Sabah olmaz… (Bir türlü gece bitmez.)
Bunu kabul etmez. Çıkar ve göğe bakar ki hâlâ gecedir. Gece hâlâ yerindedir. Yıldızlar, deveran etmektedir. Bunu bir türlü tanımaz ve kendisinin zanlar içinde olup zannetmekte olduğunu sanır. Ve kendi kendisine derki:
Acaba okumayı hafif mi yaptım? Namazı mı kısalttım? Yoksa her zaman kalktığım saatten önce mi kalktım?” der. {Bir türlü karar veremez! Şaşkın bir halde) namazgahına geri döner, ikinci gecedeki namazı gibi namaz kılar. Sonra yine dışarıya çıkıp havaya bakar. Bir türlü sabahı görmez. Korkusu şiddetlenir. Korkuya kapılır. 0 gece, teheccüd namazı kılan bütün mü’minler, kendi memleketlerinin mescidlerinde toplanırlar. Ağlama ve tazarru ile Allâhü Teâlâ hazretlerine yalvarırlar.

Allâhü Teâlâ hazretleri, Cebrail Aleyhisselâm’ı güneş ve ay’a gönderir. Onlara der ki:
Allâhü Teâlâ hazretleri size batma yerinize dönmenizi emrediyor! Oradan (batıdan) doğun!” Artık sizin için yanımızda ne ziya ve ne de nur (yani ışık yansıtmak) yoktur.
Ay ve güneş bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretlerinin korkusundan titreyerek ağlarlar. Onların ağlama seslerini yedi kat göğün içinde olanlar ve Arşın ehli olanlar işitirler.
Sonra bütün mahlûkat ölüm ve kıyamet korkusundan ağlamaya başlar.
Bu arada teheccüd ehli olanlar ağlama, sızlama ve yalvarma içindedirler; gaflet ehli ise gafletlerindedirler. Bir de bakarlar ki ay ve güneş simsiyah (kapkaranlık) bir şekilde batıdan doğarlar. Güneşin ziyası yoktur; ayın da ışığı yoktur. Her ikisi küsüf (tutulma) sıfatlarında oldukları halleri üzerinedirler.

Ve Güneş Ve Ay Toplanır.

İkisi yükselirler…. Yük devesi misâli… Onlardan her biri arkadaşıyla münazaa eder; önüne geçme halinde… O zaman dünya ehli bağrışmaya başlar.
Ağlarlar…
Amma sâlih insanlar… Onların ağlamaları kendilerine fayda verir. Onlar için ibâdet olarak yazılır.
Amma fâsık insanlar ise, onların ağlamaları o vakit kendilerine hiçbir fayda vermez. Kendilerinin aleyhine hasret ve nedamet (büyük bir pişmanlık) olarak yazılır.

Güneş ve ay yerin göğün göbeğine yani yansına ulaştıkları zaman, Cebrail Aleyhisselâm gelir. İkisinin boynuzlarından tutar ve onları yine batıya götürür. “Tevbe kapısı’nda batarlar…
Hazret-i Ömer (r.a.) sordular:
Babam ve anam sana feda olsun! Ya resûlallah, tevbe kapısı nedir?”
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:
Ey Ömer! Allâhü Teâlâ hazretleri, mağribin arkasında tevbe için bir kapı yarattı. Altından iki kanadı vardır. İki kanadının arası bir binekli kişinin kırk (son hızla) varabileceği kadar uzundur. Bu kapı, Aliâhü Teâlâ hazretleri mahlûkatı yarattığı günden bu yana açıktır. Ta güneşin batıdan doğacağı gecenin sabahına kadar da açık olarak kalacaktır.

Ay ve güneş bu (tevbe kapısında) battıkları zaman, bu iki kapı kanadı üzerlerine kapanırlar. İkisinin arası birleşir. Ve sanki ikisinin arasında hiçbir uzaklık (ve mesafe) yokmuş gibi olurlar.
Tevbe kapısı kapandıktan sonra artık hiçbir kulun tevbesi kabul edilmez. Onun (daha önce tevbe etmeyen kişinin) hiçbir hasenesi (güzel ameli) kendisine menfaat vermez; ancak daha önce muhsin (iman, tevbe ve hasene ehli) ise o hariç… Zira bu kişi bu gün (tevbe kapısı kapanmadan) önceki halleri gibi mükâfatlandırılırlar. Yapmış oldukları iyiliklerden dolayı kendilerine sevap yazılır, işte bu (hadis-i şerifte beyân edilen tevbe kapısı) şu âyet-i kerime(nin manâsıjdır:
Onlar ancak şunu gözetiyorlar: Ki, kendilerine melekler geliversin veya rabbin geliversin veya rabbinin ba’zı alâmetleri geliversin… Rabbinin ba’zı alâmetleri geldiği gün, evvelce îmân etmemiş veya îmânında bir hayır kazanmamış bir nefse, o günkü îmânı hiçbir fayda vermez. De ki: “Gözetin, çünkü biz şüphesiz gözetiyoruz”

İman Özgürlük İster

Allâhü Teâlâ hazretleri, bu vakitte (güneşin batıdan doğması ve tevbe kapısının kapanmasından sonra) imanı kabul etmez. Zira bu iman hakikatte kişinin kendi serbest ihtiyarî (özgür iradesiyle) etmiş olduğu bir iman değildir. Bu ancak helak olmak korkusundan edilmiş olan bir imandır. Zira Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
O vakit hışmımızı gördüklerinde, “Allah’ın birliğine inandık ve O’na şirk koştuğumuz şeylere küfrettik?” dediler. Dediler amma hışmımızı gördükleri vakit ki imanları, kendilerine fayda verecek değildi.
Allah’ın, kullarında geçe-gelen sünneti… Ve işte hüsrana bu noktada düştü kâfirler!

Tevbe Kapısı

İman ve tevbenin kabul olunmaması, sadece güneşin batıdan doğuşunu müşahede edenlere mahsus değildir. Bu doğrudur…
Zahir olan güneşin batıdan doğmasından sonra doğan veya daha önce doğmuş olup; o an henüz mümeyyiz olmayanların imanlarının kabul olunacağıdır. Bunun imanı (ve durumu hakkında geniş malûmat) “Şerh-i Mesâbih”te vardır… Bunların imanını sahih kabul etti.

Cesedler Şahidlik Edecek

Hazret-i Aişe (r.a.) buyurdu: -“Kıyamet ilk alâmetleri çıktığında;
1- Kalem, atılır,
2- Hafaza melekleri habsedilir (kişiden alınır)
3- Cesedİer, ameller üzerine şahidlik ederler.

Deccâl – Mehdî

İmam Süyûtî (r.h.) hazretleri buyurdular:
Mehdî aleyhir-Ridvân, Deccâl’dan yedi sene önce zuhur eder. Deccâl ise güneşin batıdan doğmasından on sene önce huruç eder (çıkar…).

Mehdinin Zuhur Zamanı

Mehdî Aleyhir-Ridvân, bin iki yüz (Hicrî 1200) yılında kıyam eder.
Veya bin iki yüz dört (1204) yılında zuhur eder.
Doğrusunu Allâhü Teâlâ hazretleri bilir.
Mehdi aleyhir-Ridvân`in zuhurundan önce başka şartlar da vardır. Benî Asfer (sarı oğullarının) hurucu ve başka alâmetler gibi.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri;8/271-274

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Kıyamet Alametleri, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 657 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: