GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

‘Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar’ Kategorisi için Arşiv

Dövme Yapmak – Dövme yaptırmak

Yazar Site - Yönetici Nisan 23, 2014

Dövme Yapmak –  Dövme yaptırmak

Dövme yaptırmak. Dövme, kişinin deriyi iğne ile deşip sonra içine sürme veya çivit rengi boyası (eğer bunlar bulunmazsa, sütün içine kül katıp, bu karışımı iğne ucuyla deştikleri deriye) zerk etmeleridir.
Çivit boyası, iç yağının dumanı yani isidir.
Hazır oluncaya kadar onu dövme yapılan yere ilaçlarlar…

Dövmenin Giderilmesi

Şafiî’nin bazı ashabı (Şafiî mezhebinin bazı âlimleri) buyurdular:
-”Eğer mümkün ise dövmenin izâle edilip giderilmesi vâcibtir. (Yani farzdır – Şafiî mezhebi usûl-u fıkhında vacib, farz manasınadır-.)
Eğer normal olarak giderilmesi mümkün değilse, deriyi kaybetmekten korkulmuyorsa, cerahat (tıbbî müdâdele) ile alınmalıdır.”

Tabiî Halini Bozanlar

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, gerçekten;
1- “Nâmısa,”
2- “Mütenemmısa,”
3- “Vasıla,”
4- “Müstevsıle,”
5- “Vâsime,”
6- “Müstevşime,”
8- “Müstevşira”
9- Benzerî şekillerle kadınların tabiatını bozanlara Efendimiz (s.a.v.) hazretleri lanet ettiler.
“Vasıla,” başkasının saçlarını kendi nefsine (başına) eken kadın, demektir.
“Müstevsıle,” başkasına bu saçı başına ekmesini emreden ve isteyen kadındır.

Efendimiz {s.a.v.) hazretleri hadis-i şeriflerinde buyurdular:
Ibni Abbâs (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu: Buyurdular:
” Vasıla,”
“Müstevsıle.”
“Nâmısa,”
“Mütenemmısa,”Vâsime,”
“Müstevşime,” Bir hastalık olmaksızın bunu isteyen kadınlar mel’ûnduriar.

Ebû Davud (r.h.) hazretleri bu hadis-i şerifin tefsirinde buyurdular:
“Vasıla,” Kadınların saçlarına saç ekleyen kadındır.
“Müstevsıle,” bu işin kendisine yapıldığı kadındır.
“Nâmısa.” Kaşları nakşeden ve hatta onu incelten kadındır.
“Mütenemmısa.” bu işin kendisine yapıldığı yani kaşlarını incelten kadındır.
“Vâsime,” sürme veya mürekkep ile kişilerin yüzlerine dövme yapanlardır.
“Müstevşime,” dövme işinin kendisine yapıldığı kadındır, yüzüne, eline, kollarına veya vücûduna dövme yaptıranlardır… Ebû Davud: 3639.

Hayvan Saçlarından Peruk

Ama insanların dışındaki varlıkların saçları (ve sunî saçların) başa eklenmesinde (veya insan oğlunun saçının dışındaki saçlardan yapılan perukların giyilmesinde) bir beis ve sakınca yoktur.

Peruk veya Saç Örgüleri

Kadınların deve ve tavşan (gibi hayvanların tüylerinden) saç örgüleri edinmeleri caizdir.
Bu konuda tafsilâtta şöyle denildi:
Eğer kadının kocası yoksa (evli değilse) yine bu tür saç örgülerini edinmeleri caiz olmaz. Eğer kadın, bunu kocasının izni veya (eğer câriye ise) efendisinin izniyle yaparsa caizdir. Yok eğer kocası razı olmazsa caiz olmaz…
Eğer bu işi küçük (daha âkile ve bâliğa olmamış) kız çocuklarına yaptırırlarsa, o küçük kız çocuğu günahkâr olmaz. Çünkü o mükellef değildir. O işi yaptıran günahkâr olur…

Kadınların Sürtüşmeleri

hadis-i şerifte şöyle buyuruldu:
-”Kadınların kendi aralarında sürtüşmeleri (lezbiyenlik) onların (birbirleriyle olan) zinalarıdır.”

Kadına Benzemek

“Tahannüs”de böyledir. Tahannüste, erkeğin kadınlara benzemesi vardır. Tahannüs, bir erkeğin a’zalârında yumuşaklık izhâr etmesi (kadınlar gibi hareket etmesi) ve konuşurken kadınlar gibi dilini kırıp kıvırması (ve kadınlar gibi ince konuşmasıdır).

Livâta..

Livâta: Erkeğin erkekle cinsel ilişkide bulunmasıdır. Livâta, zina ve fahişelik gibi bir hayasızlık olup, kesinlikle haramdır. Livâtaya, oğlancılık veya homoseksüellik de denir. Livâta, insan şahsiyetine ve haysiyetine hiç bir şekilde yaraşmayan cinsî sapma ve sapıklıktır..
Livâtının tarihçesi, Lût Aleyhisselâm’ın kavmine kadar dayanır. Hz. Lût (a.s), sapıklığın, ahlâksızlığın, edepsizliğin en adîsi olan livâtanın yaygın olduğu Sedum halkına peygamber olarak gönderilmiştir. Sedum halkı, daha önceki milletlerde görülmeyen bu ahlâksızlıklarından dolayı daha dünyada iken ilâhî cezaya çarpıldılar- Livâtanın veya başka bir ifâde ile homoseksüelliğin İslâm hukukundaki cezası;
Livâta yapanlarda son zamanlarda çok tehlikeli olan turu ve Aids hastalığı görülmektedir. Şehvetlerin teskini için Allâhü Teâlâ hazretleri, erkek ve dişi yaratmıştır.
Erkek erkeğe cinsî yönden yönelmemeli ve kadın da kadınaErkek erkeğe cinsî yönden yönelmemeli ve kadın da kadına yönelmemelidir… Bu cinsel sapıtmalar, kesinlikle haramdır. Bunlara yol açan hareketler, davranışlar ve konuşmalar da haramdır… Mütercim.

Tüysüz Oğlana Bakmak

Tüyü bitmemiş oğlanların yüzlerine şehvetle bakmak haramdır.
Tüyü bitmemiş oğlanlarla oturmak haramdır. Çünkü bu oğlanlar, baştan aşağıya avrettirler.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 5/652.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , , , , , | Leave a Comment »

Ey insan! Ne Kadar Çok Sevinip Şımarıyorsun…

Yazar Site - Yönetici Nisan 22, 2014

Ey insan! Ne Kadar Çok Sevinip Şımarıyorsun…

Kulun Vazifesi

Kula düşen vazife ölüm gelmeden bütün günahlarından tevbe-i nasuh ile tevbe etmektir. Kişi ifrat ve aşırılıklarından dolayi işlemiş ve terketmiş olduğu Allah’ın farzlarından olan taksîrleri-ni tedârik etmeli…
Farzları hemen kaza etmelidir.
Zulmettiği mazlumlara haklarını vermelidir. Velev ki bu hak, birer dâne (zerre kadar) olsa bile… Her dâneyi sahibine teslim etmeli ve onlardan özür dilemelidir.
Diliyle;
1- Saldırdığı,
2- İncittiği,
3- Küfrettiği,
4- İftira ettiği,
5- İstihza ve alay ettiği,
6- Küçümsediği,
7- Gıybetini yaptığı.
Ve benzeri sekililerde diliyle kendisine taaruzda bulunduğu kişiden özür dilemeli ve hakkını helâl etmesini istemelidir.

İsmail Hakkıdan (ks)Sesleniş

Kalbiyle haklarında sû-i zanda bulunduğu (haklarında kötü düşündüğü) kişilerden özür dilemeli… Onların kalblerini hoş tutmalı.
Kişi ölünceye kadar üzerinde kaza edilmemiş bir farz; sahiplerine teslim edilmemiş bir zulüm ve helâllik alınmamış bir haksızlık üzerinde kalmamalıdır.

(Ey insan!) Ne kadar çok sevinip şımarıyorsun bu gün; insanların haklarında ileri geri konuşmak ve mallarını kendi mallarının içine katmakla!….

Bu gününden dolayı yarın çok pişman olacaksın çok! Yarın ilâhî adalet döşeğinin üzerinde durup; (bütün bedenin yaptıklarını konuşup ellerin şahitlik ederek) kötülüklerin senin yüzüne çarpıldığı zaman, gerçekten o gün sen;
1- Müflis,
2- Fakîr,
3- Âciz,
4- Alçak,
5- Rezîl,
6- Rüsvay,
7- Hiçbir hakkı vermeye gücü olmayan.
8- Özür beyân etmeye kadir olamayan bir kişi olursun!
9- O gün çok pişman olacaksın
10- “Va hasratâh”lar çekeceksin!

Ey miskin, o gün nasıl edeceksin: Sen dünya hayatın boyunca binbir zorluklarla işlemiş olduğun hasenat (iyiliklerinin) amel defterinde olmadığını ve amel defterinin boş olduğunu gördüğün; (büyük bir dehşete kapılarak;)
-”Hani benim hasenatım (iyiliklerim) neredeler?” diye sorduğunda; sana:
-”Senin hasenatın (iyiliklerin) düşmanlarına (kendilerine zulmettiğin hasımlarına) verildi!” denildiği; o gün halin nice olacak?

Ey kardeşim, amel defterleri uçuşup, mizanlar kurulduğu zaman…
Bütün insanların arasında senin adınla nida edilerek;
-”Falan oğlu falan nerededir? Gelsin Allah’ın huzurunda arzedilecektir?” diye çağırıldığında; vazifeli melekler, senin perçimlerinden tutup seni hesap için; Allâhü Teâlâ hazretlerine (adl-i ilâhîye’ye) yaklaştıracakları gün; çağırılan kişinin sen olduğunu bildiğin zaman isimlerin benzerliği seni hesap vermekten alıkoyamayacaktır… İşte o gün, o çağrı, senin kalbine büyük bir korku verir… (O kadar isim benzerliğinin arasında) çağırılan ve istenen kişinin sen olduğunu bildiğin o ân; mafsalların kesilir, u-zuvların titrer, zangır zangır titrersin! Rengin değişir, kalbin çarpar, Allâhü Teâlâ hazretlerine arzedilmek ve ilâhî adaletin önünde durman için safların en önüne çıkarılırsın. Bütün mahlukatın bakışları, senin üzerinde olur… Sen de onların ellerinde olacaksın. Sen ise senden ne istenildiğini ve sana ne yapılacağını iyi bildiğin için, kalbin uçacak ve korkun şiddetle artacaktır. İşte böyle bir gün hâlin nice olur?

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/598-599
.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Altın Değerinde Öğütler

Yazar Site - Yönetici Nisan 21, 2014

Altın Değerinde Öğütler

 

Adaletsiz sultan, susuz nehir gibidir.

Amelsiz âlim tavansız ev gibidir.

Cömert olmayan zengin yağmursuz bulut gibidir.

Tevbesiz genç, meyvesiz ağaç gibidir.

Sabırsız fakir, ışıksız kandil gibidir.

Hayasız kadın tuzsuz yemek gibidir …

Ölümden önce ahlakı güzelleştirmek seçkinlerin adeti ve yoludur.

Salih amel kişinin (ayrılmaz) arkadaşıdır; kötü amel de böyle olduğu gibi…

 

Kaynak :İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/609-610.

.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Güzel Sözler, Genel, Nasihat, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Riyakârların Kıyamet Günü Halleri …

Yazar Site - Yönetici Nisan 19, 2014

Riyakârların Kıyamet Günü Halleri …

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-”Kıyamet günü insanlardan bir nefere cennete götürülmesi emredilir. Hatta cennete yaklaştırılır. Cennetin kokusunu duyar, köşk ve saraylarını ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin cennet ehli için hazırlamış olduğu nimetleri görürler. Sonra nida olunur:
-”Onları cennetten uzaklaştırın! Onların cennette nasipleri yoktur!” denilir.
Onlar, evvelin ve âhirîn (evvellerinde ve sonlarında) hiçbir kimsenin benzerini duymadığı kadar büyük bir pişmanlıkla geri dönerler… Derler ki:
-Ey Rabbimiz! Keşke evliyana hazırlamış olduğun bu nimetleri ve cenneti bize göstermeden önce bizi cehenneme atsaydın ya!” Allâhü Teâlâ buyurur:
-”Bunu size murad ettim! Çünkü:
1- Sizler, benimle halvet ettiğinizde, (insanlardan uzaklaştığınız zaman), azâim (büyük kötülükleri hemen işlemekle) bana karşı gelirdiniz…
2- İnsanlarla karşılaştığınız zaman ise, “mühbit”(Allâhü Teâlâ hazretlerine karşı çok takvâlı ve Allah’tan çok korkan olarak görünüp kendinize çok dindar kişi) süsünü vererek riyakârlık yapıyordunuz. Kalbinizde bulunan duyguların aksine görünüyordunuz.
3- İnsanlardan heybet duyar (insanlar, sizin sahtekâr dindarlığınızdan heybet duyardı) ama siz benim azamet ve haşmetimden heybet duymazdınız.
4- İnsanlara saygı besler; bana karşı saygılı davranmazdınız.
5- Siz bazı şeyleri insanlar için (yani insanların korkusundan) terkediyordunuz; benim için terketmiyordunuz.
(Bütün bu sebeplerden dolayı) bu gün sizi cennetten mahrum etmekle beraber size çok şiddetli azabımı tattıracağım!”
Sonra Allâhü Teâlâ buyurdu:
“Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.”
“Tenbîhü’l-Gafilin”de de böyledir.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/599-601.

.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Namaz`a Elli Vakit Sevabı

Yazar Site - Yönetici Nisan 18, 2014

Namaz`a Elli Vakit Sevabı

Namaz mirâc gecesi, ümmetin üzerine elli vakit olarak farz kılındı. Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri bu ümmetten namazın vakitlerini hafifletti. Ve onlara her vakit için on vakit namaz sevabını verdi. Böylece elii vakit namazın sevabını beş vakit namazın içinde koydu….

Namazların beş vakit olmasının ilmi. sebebi, hikmeti ve sırrı Allâhü Teâlâ hazretlerinin katındadır. Araştırılması bile boşunadır. Ancak Namazın böyle beş vakit ile takdiri, akıl ile bilinebilen şeyler açısından şu şekilde de izah edilmiştir: Âlemin hayat akışında her şey beş mertebe geçirir:

Birincisi, ortaya çıkma ve varlık âlemine gelme mertebesidir. Nitekim insan da doğar, bir müddet gelişme ve büyüme devresi geçirir. Bu müddete “büyüme çağı” denir.

İkinci mertebe, duraklama devridir ki, bir süre artıp eksilmeyerek olgunluk sıfatı üzere kalır ve bu müddete “gençlik çağı” denir.

Üçüncü mertebe “olgunluk çağıdır”. Bu devrede insanda gizli bir noksanlık yüz göstermeye başlar.

Dördüncü mertebe “yaşlılık çağıdır” ki, insanda açıktan açığa bir takım noksanlıklar ortaya çıkmaya başlar ve Ölünceye kadar gider. Buna da yaşlılık ve ihtiyarlık denir.

Beşinci mertebe, insan öldükten sonra bir müddet daha izleri devam eder ve daha sonra bu izler de yok olur ve ortada adı ve izi kalmaz. İşte âlemde bu beş mertebe, gerek insanda ve gerekse diğer canlı ve bitki olaylarının hepsinde geçerlidir.

Doğuşuna ve batışına göre güneş de bu beş hal ile ilgilidir. Doğudan doğduğu sıradaki hali insanın doğduğu zamanki halini andırır. Yavaş yavaş yükselir, nuru kuvvetlenir, ısısı şiddetlenir, nihayet göğün ortasına gelir, bir duraklama anı geçirir. Sonra inmeğe başlar ve gizli eksilmelerle yavaş yavaş ikindiye kadar gider. Sonra eksiklikleri ortaya çıkar, ışığı ve ısısı zayıflar, çökmesi artar ve hızla batmaya yönelir. Battıktan sonra batı ufkunda şafak denilen bazı izleri kalır, sonra bu da kaybolur ve güneş sanki âlemde yokmuş gibi bir hale gelir.

Herkesin görebileceği bütün bu durumlar Allah’tan başka hiçbir gücün hakim olamayacağı garip işlerden olduğu için, yüce Allah bu beş halden herbirini bir ilâhî emre alamet kılarak herbirinde bir namaz farz kılmış ve bu beş vakit namazı her günkü değişmeleri belirtip gösteren bir takvim gibi, görevleri nizama koyan, vakti ve zamanı belli bir farz yapmıştır.

Bunun içindir ki, müminlerin namazları ne kadar düzenli olursa, durumları da o oranda düzenli olur. Namaz hem bir intizam sağlama yolu, hem de rahatlama amacıyla yapılan bir şükran borcudur. Korku halinde kılınırsa ümidi, emniyet halinde kılınırsa neşe ve isteği artırır. Fakat o zaman da görev sadece bundan ibaret zannedilip de kalmamalıdır.

Elmalı Tefsiri: c. 2, s. 1449-14450

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/571-572.
.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Namazı Terkin Cezası

Yazar Site - Yönetici Nisan 17, 2014

Kaza Namazlarına Ceza

Hadis-i şerifte buyuruldu:
-”Kim bir vakit namazı vakti çıkasıya kadar terk ederse; sonra kaza ederse; Cehennemde bir Hukub azap olunur. Bir Hukup seksen yıldır. Her sene üç yüz altmış gündür. (Ahiret’in) her günü, dünya günleriyle bin sene kadardır.”
Yani namazı kaza vaktine kadar terkettiği için günahkâr oldu…

Eğer Allâhü Teâlâ hazretleri, namazı kazâ’ya bırakma suçundan dolayı kendisine ceza verecek olsa, cezası bu kadar olurdu, demektir…
Lakin Allâhü Teâlâ hazretleri kerem sahibidir. Kişi, namazını kazaya bıraktığı için tevbe ettiği zaman, Allâhü Teâlâ hazretleri de kuluna ceza vermemekle ona kerem ve iyilikte bulunur.”
Mişkâtü’l-Envâr” isimli kitab’da böyledir… (2/276)

Namazı terkin Cezası

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Beş taife vardır ki ateşleri asla sönmez, kurtları (mezarlarında kendilerini yiyen böcekleri) hiç ölmez ve kendilerinden azabı hafifletilmez. Onlar:
1 - Allah’a şirk koşan müşrik,
2- Anne ve babasına isyan eden,
3- Komşusunun hanımı ile zina eden,
4- Kardeşini (dindaşını) zalim bir sultana teslim eden,
5- Müezzinin ezan sesini işitip de özürsüz olarak icabet etmeyen erkek veya kadın…”

Yani özürsüz olarak namazını vaktinde kilmayıp geciktiren, demektir….
“Ravzatü’l-UIemâ” isimli kitab’da da böyledir.

Tevhid’ten Sonra Namaz

Hadis-i şerifte buyuruldu:
-”Allâhü Teâiâ hazretleri, tevhid ve imandan sonra, kendisine namazdan daha sevgili gelen hiçbir şeyi mahlukatının üzerine farz kılmadı.

Eğer Allâhü Teâlâ hazretlerine namazdan daha sevgili bir şey olmuş olsaydı (elbette) melekler onunla Allâhü Teâlâ hazretlerine ibâdet ederlerdi.
Meleklerin kimi rükû’da, kimi secdede ve kimi kıyamda ve kimi de ka’dede olup teşehhudte oturmaktadır...”

Bütün hususlarda ve hâsseten namazda Allâhü Teâlâ hazretlerinin keremi âhirette şöyle tecelli edecektir:
Kulun. Kıyamet günü, iik önce hesaba çekilecek ameli, namazdır. Şayet namazı iyi olursa kurtulmuş olur. Eğer bozuk olursa (kurtulmayıp) ümidsizliğe düşmüş olur. Şayet farzlarından noksan bir şey çıkarsa, Aziz ve Celîl olan Rabbi:
-Kulumun nafilesi var mı bakınız? Buyurur.
Farz eksik olanı, nafile ile tamamlanır.
Sonra diğer işleri de bu usûlde (muhasebe) olur.”
Riyâzu’s-Sâlihîn, hadis no: 1078 122

Özürsüz olarak cemaate gelmeyenler hakkında Efendimiz {s.a.v.) hazretleri şöyle buyurdu:
-”Nefsim (kudret) elinde bulunan (Allah)’a andolsun ki. Gerçekten istedim ki, birine emredeyim de odun yığılsın, sonra namaz için ezan okunmasını emredeyim, daha sonra bir kimseye halka imam olmasını emredeyim sonra da (namaza gelmeyen) adamları (n evlerinje varayım, evlerinin üstlerine (kapayıp da) yakayım.”
Rıyazü’s-Sâlihîn: hadis no: 1065 123

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/574

.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikaye ( Hoşgörü ve Aff )

Yazar Site - Yönetici Nisan 16, 2014

Hikaye (  Hoşgörü ve Aff  )

İbni Abbâs (r.a.) hazretleri buyurdular:
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Benî Enmâ kabilesiyle savaştı. Allâhü Teâlâ hazretleri onları hezimete uğrattı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ve sahâbe-i kiram (r.a.) hazerâtı bir yere konakladılar. Hiçbir düşman görünmüyordu. Sahabeler, silâhlarını bıraktılar. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, haceti için yürüdü. Silâhını yere koydu. Hatta vadiyi geçti, kimse gömmüyordu. Gökten hafifçe yağmur serpişiyordu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle sahabelerin arasında vadi vardı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bir ağacın kökünde oturdu.
Gavras bin el-Hâris el- Muhâribî, (isimli kâfir) Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini gördü. Dağdan indi. Beraberinde kılıcı vardı. Beraberindekilere;
-”Eğer ben bu gün Muhammedi öldürmezsem, Allah benim canımı alsın!” dedi.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri onun farkında değildi. O geldi, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin başında durdu. Kılıcını kınından çıkarttı. Ve:
-”Ey Muhammedi Şu an seni elimden kurtaracak olan kim?” diye bağırdı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri,
-”Allâhü Teâlâ Azze ve Celle,” buyurdu.
Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri dua ettiler.
-”Allâhım! Gavras bin el-Haris’ten dilediğin şeyle beni kurtar!

Sonra, Gavras bin el-Hâris, kılıcıyla Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini vurmaya yeltendi.
Tam kılıcını indirirken, iki omuzunun arasında mızrakla dürtüklenmiş gibi yüz üstü yere tökezledi. Elinden kılıcı düştü. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri olduğu yerden ayağa kalktı. Onun kılıcını eline aldı. Sonra ona:
-”Ey Gavras, şimdi kim seni benden kurtaracak?” dedi. O; -”Hiç kimse!” dedi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona:
-”Ey Gavras, Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed (s.a.v.)’ın Allâhı kulu ve rasûlü, olduğuna şehâdet et, sana kılıcını veririm” dedi. Gavras,
-”Hayır!… Lakin bundan sonra ebediyyen seninle savaş etmeyeceğime ve senin aleyhine hiçbir kimseye düşmanlık olarak yardım etmeyeceğime şehâdet ederim,” dedi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri onun kılıcını kendisine verdi. Gavras;
-”Vallahi sen benden daha hayırlısın!” dedi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri,
-”Bunda (hayırlı) olmada ben senden daha çok hak sahibiyim” buyurdu.
Gavras, arkadaşlarına döndü. Hadiseyi onlara anlattı. Onun beraberindeki savaşçıların çoğu Müslüman oldular. Müslümanların saffına katıldılar.
Daha sonra vadî (yağan yağmur) sakinleşince Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ashabına döndü… Olup bitenleri ashabına haber verdi.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/567-568.

.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ta’dili Erkân – Ta’dili Erkânın Hükmü:

Yazar Site - Yönetici Nisan 15, 2014

Ta’dili Erkân.

Ta’dili Erkân, namazın kıyam, rükû ve secde gibi her rüknünü sükunetle yerine getirmek ve bu rükünleri yaparken her uzuv yatışıp hareket halinden beri bulunmaktır.
Meselâ: Rükûdan kıyama kalkarken vücud dimdik bir hale gelmeli ve sükunet bulmalı, en az bir kere: “Sübhanellahi’l -Azîm” diyecek kadar ayakta durup ondan sonra secdeye varmalıdır. Her iki secde arasında da böylece bir teşbih mikdarı durmalıdır.

Ta’dili Erkânın Hükmü:
Namazlarda tadil-i erkana riayet etmek, İmam Ebû Yusuf a göre. bir rükün olduğundan farzdır.
Tadil-i Erkan, Imam-ı Azam ile İmam Muhammed’e göre. vacibdir.
İmam Ebû Yusuf Hazretlerine göre, tadil-i erkan yapılmaksızın kılınan bir namazı yeniden kılmak gerekir. Imam-ı A’zam (r.h.) hazretleri ve İmam Muhammed (r.h.)’ göre ise, tadil-i erkanı terkden dolayı yalnız sehiv secdesi gerekir. Fakat böyle bir namazı yeniden kılmak daha iyidir. Böylece insan ihtilaftan kurtulmuş olur. Ayrıca kerahetle kılınan namazları da yeniden kılmak vacib görülmüştür. Ta’dili Erkâna riâyet için, namazdan manevî haz alınmalıdır. Zira Namazlarından manevî haz du¬anlar, namazda tadil-i erkana riayet ederler, acele etmekten sakınırlar.
Acele etmeyi saygıya ve edebe aykırı görürler.

Hayatın en yararlı ve en kıymetli saatleri ibadetle geçen zamanlardır. Onun için namazda geçirdiğimiz vakitlerin kıymetini bilelim.
Namazlarımızı ta’dili erkân ile kılalım… Mütercim.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/570.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 1 Comment »

Aldanılan İki Nimet

Yazar Site - Yönetici Nisan 14, 2014

Aldanılan İki Nimet

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: -”İki nimet vardır ki insanların çoğu o ikisi konusunda aldanmışlardır.
(Onlar:)
1-Sıhhat
2- ve Boş zamandır.” …

Bu hadis-i şerifin manâsı şöyledir:
Allâhü Teâlâ hazretleri kime bu iki nimeti verirse, bunlar:
1 - Sıhhattir. Sıhhat, cesedin afiyetle sıhhat bulmasıdır.
Sıhhat, sağlıklı kişilerin başında oturan bir taç gibidir ki, onu ancak hastalar görür.
2- Boş olmaktır. Boş olmak, dünya işlerinden fariğ olup; dünya ile ilgili bir meşgalenin olmaması ve ta’lik etmesi yani bağlamış olmasıdır.

İşte bu iki nimet kimde hâsıl olursa; hemen Allâhü Teâlâ hazretlerinin vacip (ve farzlarını) yerine getirmek için meşgul olmalıdır.
İşte bu durum, insanların çoğunun kendisi sebebiyle aldandıkları (sağlık ve boş zamanlarında yapmaları gereken şu ibâdetlerdir:)
1 - İbâdetlerdeki hazzı,
2- Allâhü Teâlâ hazretlerine itaat nasibini,
3- Nefsini hizmet yolunda harcamak,
3- Âhiretinde kendisine menfaat verecek olan şeyleri tahsil etmek,
4- Taat çeşitlerine sarılmak,
5- Allah’a yaklaştıracak ameller işlemektir…

Allâhım! Bizleri hayatından faydalanan kişilerden eylel Hastalık ve sıhhat hallerinde Sana yönelen kişilerden eylel Göz açıp kırpıncaya kadar olsa bile bizi Senden kesme! Bizleri kalben sana vasıl olmaktan meşgul etme! Sen ğafûr ve rahîm’sin!

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/525-526

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Tasavvufa İlk Başlayana Nasıl Davranılacak ?

Yazar Site - Yönetici Nisan 9, 2014

Tasavvufa İlk Başlayana Nasıl Davranılacak ?

Talep erbabı (mürşid-i kâmil arayan kişilerin) işlerinin başlangıçlarında ve irâdelerini beyân etmede (mürid olma hallerinin) ilk zamanlarında… Eğer birisi sizin irâdenizin eteğine yapışırsa (sizin tarikatınıza girmek ister) ve size inkiyâd (boyun eğme) ve teslim olmak suretiyle selâm verirse ona;
-”Sen mü’min değilsin! Sen sâdık ve sohbetin hükümlerini kabul etmede; tarikat şartı üzere mal ve canda tasarrufu kabul etme hususunda doğru kimse değilsin!” demeyin.

O kişiyi reddetmeyin!
Bu tür şiddetlerle o kişiyi kaçırmayın!
Nefret ettirmeyin!
Ona Musa aleyhisselâm ile Hazret-i Hârunun dediği gibi;
Varın da ona belki dinler veya korkar diye yumuşak dille söyleyin.” [Taha: 20/44, ] Yumuşak ve tatlı söz söyleyin.
Sizler, peygamberlerden daha aziz ve şerefli değilsiniz; mübtedi olan mürid (müridliğe yeni başlayan ve mürid olmak isteyen kişi de) Firavundan daha zelil ve alçak değillerdir!
Onun rızkının işini düşünerek korkup; hafiflik isteyerek andan kaçınmayın.
Dünya hayatının geçici metâına göz dikip (arzu etmeyin),”
Rızk için töhmette bulunmayın. (Rızkları için kendilerinden yüz çevirip onları kapınızdan kovmayın!)

Allah yanında çok ganimetler var...” Zira buyuruldu:
Her kim de Allah’tan korkarsa, Allah ona bir mahreç müyesser kılar. Ve onu hatır ve hayaline gelmez cihetten merzûk eder ve her kim Allah’a tevekkül kılarsa, O ona yetişir, her halde Allah herşey için bir miktar tayin etmiştir!” [et-Talak: 65/2-3,]
Önce siz de öyle idiniz.
Sizler de sıdk ve talep etme hususunda daha önce böyle, sohbet, terbiye ve irâdenin tedavisine muhtaç idiniz.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/504-506.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tasavvuf, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 339 takipçiye katılın