GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

‘Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar’ Kategorisi için Arşiv

Namazı Terkin Cezası

Yazar Site - Yönetici Nisan 17, 2014

Kaza Namazlarına Ceza

Hadis-i şerifte buyuruldu:
-”Kim bir vakit namazı vakti çıkasıya kadar terk ederse; sonra kaza ederse; Cehennemde bir Hukub azap olunur. Bir Hukup seksen yıldır. Her sene üç yüz altmış gündür. (Ahiret’in) her günü, dünya günleriyle bin sene kadardır.”
Yani namazı kaza vaktine kadar terkettiği için günahkâr oldu…

Eğer Allâhü Teâlâ hazretleri, namazı kazâ’ya bırakma suçundan dolayı kendisine ceza verecek olsa, cezası bu kadar olurdu, demektir…
Lakin Allâhü Teâlâ hazretleri kerem sahibidir. Kişi, namazını kazaya bıraktığı için tevbe ettiği zaman, Allâhü Teâlâ hazretleri de kuluna ceza vermemekle ona kerem ve iyilikte bulunur.”
Mişkâtü’l-Envâr” isimli kitab’da böyledir… (2/276)

Namazı terkin Cezası

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Beş taife vardır ki ateşleri asla sönmez, kurtları (mezarlarında kendilerini yiyen böcekleri) hiç ölmez ve kendilerinden azabı hafifletilmez. Onlar:
1 - Allah’a şirk koşan müşrik,
2- Anne ve babasına isyan eden,
3- Komşusunun hanımı ile zina eden,
4- Kardeşini (dindaşını) zalim bir sultana teslim eden,
5- Müezzinin ezan sesini işitip de özürsüz olarak icabet etmeyen erkek veya kadın…”

Yani özürsüz olarak namazını vaktinde kilmayıp geciktiren, demektir….
“Ravzatü’l-UIemâ” isimli kitab’da da böyledir.

Tevhid’ten Sonra Namaz

Hadis-i şerifte buyuruldu:
-”Allâhü Teâiâ hazretleri, tevhid ve imandan sonra, kendisine namazdan daha sevgili gelen hiçbir şeyi mahlukatının üzerine farz kılmadı.

Eğer Allâhü Teâlâ hazretlerine namazdan daha sevgili bir şey olmuş olsaydı (elbette) melekler onunla Allâhü Teâlâ hazretlerine ibâdet ederlerdi.
Meleklerin kimi rükû’da, kimi secdede ve kimi kıyamda ve kimi de ka’dede olup teşehhudte oturmaktadır...”

Bütün hususlarda ve hâsseten namazda Allâhü Teâlâ hazretlerinin keremi âhirette şöyle tecelli edecektir:
Kulun. Kıyamet günü, iik önce hesaba çekilecek ameli, namazdır. Şayet namazı iyi olursa kurtulmuş olur. Eğer bozuk olursa (kurtulmayıp) ümidsizliğe düşmüş olur. Şayet farzlarından noksan bir şey çıkarsa, Aziz ve Celîl olan Rabbi:
-Kulumun nafilesi var mı bakınız? Buyurur.
Farz eksik olanı, nafile ile tamamlanır.
Sonra diğer işleri de bu usûlde (muhasebe) olur.”
Riyâzu’s-Sâlihîn, hadis no: 1078 122

Özürsüz olarak cemaate gelmeyenler hakkında Efendimiz {s.a.v.) hazretleri şöyle buyurdu:
-”Nefsim (kudret) elinde bulunan (Allah)’a andolsun ki. Gerçekten istedim ki, birine emredeyim de odun yığılsın, sonra namaz için ezan okunmasını emredeyim, daha sonra bir kimseye halka imam olmasını emredeyim sonra da (namaza gelmeyen) adamları (n evlerinje varayım, evlerinin üstlerine (kapayıp da) yakayım.”
Rıyazü’s-Sâlihîn: hadis no: 1065 123

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/574

.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikaye ( Hoşgörü ve Aff )

Yazar Site - Yönetici Nisan 16, 2014

Hikaye (  Hoşgörü ve Aff  )

İbni Abbâs (r.a.) hazretleri buyurdular:
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Benî Enmâ kabilesiyle savaştı. Allâhü Teâlâ hazretleri onları hezimete uğrattı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ve sahâbe-i kiram (r.a.) hazerâtı bir yere konakladılar. Hiçbir düşman görünmüyordu. Sahabeler, silâhlarını bıraktılar. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, haceti için yürüdü. Silâhını yere koydu. Hatta vadiyi geçti, kimse gömmüyordu. Gökten hafifçe yağmur serpişiyordu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle sahabelerin arasında vadi vardı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bir ağacın kökünde oturdu.
Gavras bin el-Hâris el- Muhâribî, (isimli kâfir) Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini gördü. Dağdan indi. Beraberinde kılıcı vardı. Beraberindekilere;
-”Eğer ben bu gün Muhammedi öldürmezsem, Allah benim canımı alsın!” dedi.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri onun farkında değildi. O geldi, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin başında durdu. Kılıcını kınından çıkarttı. Ve:
-”Ey Muhammedi Şu an seni elimden kurtaracak olan kim?” diye bağırdı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri,
-”Allâhü Teâlâ Azze ve Celle,” buyurdu.
Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri dua ettiler.
-”Allâhım! Gavras bin el-Haris’ten dilediğin şeyle beni kurtar!

Sonra, Gavras bin el-Hâris, kılıcıyla Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini vurmaya yeltendi.
Tam kılıcını indirirken, iki omuzunun arasında mızrakla dürtüklenmiş gibi yüz üstü yere tökezledi. Elinden kılıcı düştü. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri olduğu yerden ayağa kalktı. Onun kılıcını eline aldı. Sonra ona:
-”Ey Gavras, şimdi kim seni benden kurtaracak?” dedi. O; -”Hiç kimse!” dedi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona:
-”Ey Gavras, Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed (s.a.v.)’ın Allâhı kulu ve rasûlü, olduğuna şehâdet et, sana kılıcını veririm” dedi. Gavras,
-”Hayır!… Lakin bundan sonra ebediyyen seninle savaş etmeyeceğime ve senin aleyhine hiçbir kimseye düşmanlık olarak yardım etmeyeceğime şehâdet ederim,” dedi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri onun kılıcını kendisine verdi. Gavras;
-”Vallahi sen benden daha hayırlısın!” dedi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri,
-”Bunda (hayırlı) olmada ben senden daha çok hak sahibiyim” buyurdu.
Gavras, arkadaşlarına döndü. Hadiseyi onlara anlattı. Onun beraberindeki savaşçıların çoğu Müslüman oldular. Müslümanların saffına katıldılar.
Daha sonra vadî (yağan yağmur) sakinleşince Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ashabına döndü… Olup bitenleri ashabına haber verdi.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/567-568.

.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ta’dili Erkân – Ta’dili Erkânın Hükmü:

Yazar Site - Yönetici Nisan 15, 2014

Ta’dili Erkân.

Ta’dili Erkân, namazın kıyam, rükû ve secde gibi her rüknünü sükunetle yerine getirmek ve bu rükünleri yaparken her uzuv yatışıp hareket halinden beri bulunmaktır.
Meselâ: Rükûdan kıyama kalkarken vücud dimdik bir hale gelmeli ve sükunet bulmalı, en az bir kere: “Sübhanellahi’l -Azîm” diyecek kadar ayakta durup ondan sonra secdeye varmalıdır. Her iki secde arasında da böylece bir teşbih mikdarı durmalıdır.

Ta’dili Erkânın Hükmü:
Namazlarda tadil-i erkana riayet etmek, İmam Ebû Yusuf a göre. bir rükün olduğundan farzdır.
Tadil-i Erkan, Imam-ı Azam ile İmam Muhammed’e göre. vacibdir.
İmam Ebû Yusuf Hazretlerine göre, tadil-i erkan yapılmaksızın kılınan bir namazı yeniden kılmak gerekir. Imam-ı A’zam (r.h.) hazretleri ve İmam Muhammed (r.h.)’ göre ise, tadil-i erkanı terkden dolayı yalnız sehiv secdesi gerekir. Fakat böyle bir namazı yeniden kılmak daha iyidir. Böylece insan ihtilaftan kurtulmuş olur. Ayrıca kerahetle kılınan namazları da yeniden kılmak vacib görülmüştür. Ta’dili Erkâna riâyet için, namazdan manevî haz alınmalıdır. Zira Namazlarından manevî haz du¬anlar, namazda tadil-i erkana riayet ederler, acele etmekten sakınırlar.
Acele etmeyi saygıya ve edebe aykırı görürler.

Hayatın en yararlı ve en kıymetli saatleri ibadetle geçen zamanlardır. Onun için namazda geçirdiğimiz vakitlerin kıymetini bilelim.
Namazlarımızı ta’dili erkân ile kılalım… Mütercim.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/570.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 1 Comment »

Aldanılan İki Nimet

Yazar Site - Yönetici Nisan 14, 2014

Aldanılan İki Nimet

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: -”İki nimet vardır ki insanların çoğu o ikisi konusunda aldanmışlardır.
(Onlar:)
1-Sıhhat
2- ve Boş zamandır.” …

Bu hadis-i şerifin manâsı şöyledir:
Allâhü Teâlâ hazretleri kime bu iki nimeti verirse, bunlar:
1 - Sıhhattir. Sıhhat, cesedin afiyetle sıhhat bulmasıdır.
Sıhhat, sağlıklı kişilerin başında oturan bir taç gibidir ki, onu ancak hastalar görür.
2- Boş olmaktır. Boş olmak, dünya işlerinden fariğ olup; dünya ile ilgili bir meşgalenin olmaması ve ta’lik etmesi yani bağlamış olmasıdır.

İşte bu iki nimet kimde hâsıl olursa; hemen Allâhü Teâlâ hazretlerinin vacip (ve farzlarını) yerine getirmek için meşgul olmalıdır.
İşte bu durum, insanların çoğunun kendisi sebebiyle aldandıkları (sağlık ve boş zamanlarında yapmaları gereken şu ibâdetlerdir:)
1 - İbâdetlerdeki hazzı,
2- Allâhü Teâlâ hazretlerine itaat nasibini,
3- Nefsini hizmet yolunda harcamak,
3- Âhiretinde kendisine menfaat verecek olan şeyleri tahsil etmek,
4- Taat çeşitlerine sarılmak,
5- Allah’a yaklaştıracak ameller işlemektir…

Allâhım! Bizleri hayatından faydalanan kişilerden eylel Hastalık ve sıhhat hallerinde Sana yönelen kişilerden eylel Göz açıp kırpıncaya kadar olsa bile bizi Senden kesme! Bizleri kalben sana vasıl olmaktan meşgul etme! Sen ğafûr ve rahîm’sin!

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/525-526

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Tasavvufa İlk Başlayana Nasıl Davranılacak ?

Yazar Site - Yönetici Nisan 9, 2014

Tasavvufa İlk Başlayana Nasıl Davranılacak ?

Talep erbabı (mürşid-i kâmil arayan kişilerin) işlerinin başlangıçlarında ve irâdelerini beyân etmede (mürid olma hallerinin) ilk zamanlarında… Eğer birisi sizin irâdenizin eteğine yapışırsa (sizin tarikatınıza girmek ister) ve size inkiyâd (boyun eğme) ve teslim olmak suretiyle selâm verirse ona;
-”Sen mü’min değilsin! Sen sâdık ve sohbetin hükümlerini kabul etmede; tarikat şartı üzere mal ve canda tasarrufu kabul etme hususunda doğru kimse değilsin!” demeyin.

O kişiyi reddetmeyin!
Bu tür şiddetlerle o kişiyi kaçırmayın!
Nefret ettirmeyin!
Ona Musa aleyhisselâm ile Hazret-i Hârunun dediği gibi;
Varın da ona belki dinler veya korkar diye yumuşak dille söyleyin.” [Taha: 20/44, ] Yumuşak ve tatlı söz söyleyin.
Sizler, peygamberlerden daha aziz ve şerefli değilsiniz; mübtedi olan mürid (müridliğe yeni başlayan ve mürid olmak isteyen kişi de) Firavundan daha zelil ve alçak değillerdir!
Onun rızkının işini düşünerek korkup; hafiflik isteyerek andan kaçınmayın.
Dünya hayatının geçici metâına göz dikip (arzu etmeyin),”
Rızk için töhmette bulunmayın. (Rızkları için kendilerinden yüz çevirip onları kapınızdan kovmayın!)

Allah yanında çok ganimetler var...” Zira buyuruldu:
Her kim de Allah’tan korkarsa, Allah ona bir mahreç müyesser kılar. Ve onu hatır ve hayaline gelmez cihetten merzûk eder ve her kim Allah’a tevekkül kılarsa, O ona yetişir, her halde Allah herşey için bir miktar tayin etmiştir!” [et-Talak: 65/2-3,]
Önce siz de öyle idiniz.
Sizler de sıdk ve talep etme hususunda daha önce böyle, sohbet, terbiye ve irâdenin tedavisine muhtaç idiniz.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/504-506.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tasavvuf, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Cizye Ne Demektir ?

Yazar Site - Yönetici Mart 29, 2014

Cizye Ne Demektir ?

Cizye. İslâm devletinde zimmî denilen gayr-i Müslim vatandaştan, can ve mal güvenliklerinin korunmasına karşılık seneden seneye alınan vergidir.
Buna harâc-ur-ruûs (baş vergisi) de denir.

İmam Rabbânî (k.s.) hazretleri, kâfirlerden cizye alınmasının maksadını şöyle izah etmektedir: Kâfirleri sıkıştırmak, aşağı tutmaktır…

Kâfirler cizye ile o kadar aşağı düşerler ki. cizye vermemek için kıymetli elbise giymezler. Süslü eşya kullanamazlar. Çok vergi vermemek için, korkarlar ve titrerler.
Allâh’ü teâlâ, kâfirlerin düşkün olup horlanmaları için cizye vermelerini emretti. Böylece onların aşağı, Müslümanların da üstün, izzetli ve şerefli olmalarını sağladı….

Dipnot : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/453.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kıyamet Üç Kısımdır

Yazar Site - Yönetici Mart 26, 2014

Kıyamet Üç Kısımdır

Bil ki kıyamet üç kısımdır:
1- Küçük kıyamet,
2- Orta kıyamet,
3- Büyük kıyamet…

Küçük kıyamet: Her bir kişinin (kendi) ölümüdür.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: -”Ölen kişinin gerçekten kıyameti kopmuştur.”

Orta kıyamet: Birinci nefhâ (israfil Aleyhisselâm’m birinci üf-leyişi) ile bütün mahlukatın ölmesidir.

Büyük kıyamet: İkinci nefhâ (İsrâfıf Aleyhisselâm’ın ikinci üf-leyişi) cesetlerin haşr edilmesi ve ceza için mahşere sevk edilmeleridir.

Fena ve Baka

Bakî hayat, ancak nefis ve onun kötü sıfatlarından fena bulduktan sonra elde edilir.
Kişinin nefs-i emmâre ve kötü vasıflarından kurtulmasının yolu da ihlâs ile Allâhü Teâlâ hazretlerini zikretmektir. Allah’ın büyük ism-i şerifi olan lafza-i celâlin Allah İsm-i şerifinin) manâsı tecelli ettiği zaman, vücûd, âlemi izmihlale uğrar, fani olur. Tevhit denizinde istiğrak hâli hâsıl olur. Kişi Tevhit denizine daldığı zaman, kendisinden her şey kaybolur. Allâhü Teâlâ hazretlerinin gayri her şey onun nazarında gaiptir… Bu, kişinin suya daldığı zaman (sudan) gayri hiçbir şeyi görmemesi gibidir…

Zikir ve gaflet…

Şeyh Ebû Yezîd el-Bestâmî (k.s.) hazretleri buyurdular:
-”Kim, kalbi Allâhü Teâlâ hazretlerinden gafil olduğu halde, “Allah,” derse; bu takdirde o kişinin hasmı Allâhü Teâlâ hazretleridir.”

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/439-440.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikâye (Bursa Kaplıcaları ve zikir)

Yazar Site - Yönetici Mart 25, 2014

Hikâye (Bursa Kaplıcaları ve zikir)

Hikâye olundu:
Sâlihlerden bazıları, bir gece Bursa kaplıcalarına girdi.
Havuzun üzerine büyük bir tahtın kurulmuş olduğunu gördü.
Tahtın üzerinde cinlerin Sultanlarının kızı vardı.
Onunla beraber, bu cin taifesinden büyük bir kalabalık vardı.
Bu sâlih zât, onlara kaplıca suyunun aslını sordu.
Bu kaplıca suyunun aslı nedir?” dedi.

Cinler Sultanının kızı, o sâlih zatı bazı cinlerle beraber kaplıca suyunun kaynağına gönderdi.
O sâlih zât, kaplıca sularının kaynağında soğuk su olarak aktığını gördü. Hayretle;
-”Halbuki kaplıca suyu çok sıcaktır!
Bu soğuk su kaplıca suyunun kaynağı nasıl olabilir?” diye sordu.
Onlar:
-”Bizden bir cemaat, her hafta bu suyun (kaynağının) başında Allâhü Teâlâ hazretlerinin ismini ve “Hû” ism-İ şerifini okurlar.
İşte onun (yani Zikrullah’ın) harareti sebebiyle kaplıcanın suyu sıcak olmaktadır, dediler.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/440-441.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikâye (Doğruluk)

Yazar Site - Yönetici Mart 22, 2014

Hikâye (Doğruluk)

Ebû Amr ez-Zücâcî (r.h.)’dan hikâye olundu. Buyurdular:
-”Annem vefat etti. Annemden bana miras olarak bir ev kaldı. O evi elli dinara sattım. Hacca gitmek üzere yola çıktım. Bâbil şehrine vardığımda kafileden (hırsız ve çapulcu kafilesinden) bir adam benim karşıma çıktı. Bana sordu:
-”Beraberinde ne var?” ben kendi içimden;
-”Doğru söylemek daha hayırlıdır!” dedim. Ve adama:
-”Elli dinar var!” dedim. O da:
-”Ver onu bana!” dedi.
Ben de o elli dinarın hepsinin içinde bulunduğu keseyi ona verdim. Adam keseyi çözdü. Altınları saydı. Onların elli dinar olduğunu görünce bana;
-”Al bunları! Senin doğruluğun bu altınları almaktan beni menetti!” Adam sonra bineğinden indi. Bana;
-”Sen bin!” dedi. Ben;
-”Hayır! Ben binmek istemiyorum!” dedim. O;
-”Hayır olmaz! Bineceksin!” diye ısrar etti. Mecburen bineğine bindim. O bana;
-”Ben de senin peşinde yayan geleceğim!” dedi.
Bir sonra ki sene beni buldu. Ölünceye kadar bir daha benden ayrılmadı.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-”Size sıdkiyeti (doğru) olmayı tavsiye ederim.
Çünkü sidik (doğruluk) kişiyi birre (iyilik ve ihsana) götürür.
Birr (iyilik ve ihsan) kişiyi cennete götürür.
Adam sürekli doğru söyler, doğruyu araştırır. Hakikati ifâde eder. Hatta bu davranışından dolayı Allâh’ü Teâlâ hazretlerinin katında “sıddîk” olarak yazılır.
Size yalandan kaçmayı ve asla yalan söylememeyi tavsiye ederim. Çünkü yalan kişiyi fücura götürür; muhakkak ki fücurda sahibi cehennem ateşine götürür. Kişi yalan söyler, sürekli yalan konuşur ve hatta bu hareketinden dolayı Allâh’ü Teâlâ hazretlerinin katında “kezzap” yalancı olarak yazılır.”

Sahih-i Müslim: 4721,
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/313.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ölülerde Selâm Alırlar – Mezar Ziyareti

Yazar Site - Yönetici Mart 21, 2014

Ölülerde Selâm Alırlar - Mezar Ziyareti

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Herhangi bir kul, dünyada (hayatta iken) tanımış olduğu bir kişinin mezarına uğrar da ona selâm verirse; muhakkak ki o (ölü kişi) kendisine selâm vereni (görür) tanır ve selâmına mukabelede bulunur.
Kaynak : Kenzu’l-Ummâl: 42556

Mezar Ziyareti

İmam Suyûtî (r.h.) hazretleri buyurdular:
Hadis-i şerifler, eserler ve rivayetler, delâlet ediyorlar ki: “Muhakkak ziyaretçiler, ne zaman (mezara veya bir zatın kabrine gelirse) o ziyaret olunan kişi; kendisini ziyaret edeni mutlaka;
1- Tanır,
2- Sözünü işitir
3- Kendisiyle ünsiyet kurar,
4- Ve onun selâmına mukabelede bulunur…
Bu (durum yani ölülerin kendisini ziyaret edenleri tanımaları bütün ölüler hakkında) umûmidir…
Hem şehitler hakkındadır ve hem de diğer ölüler hakkındadır. Bununda belli bir vakti yoktur. Ve sahih olan da budur.
Çünkü Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, kabir ehline, işiten ve akıl erdiren kişiye verilen selâm ile selâm vermeyi ümmetine meşru kıidı

Şerhü’l Şir’ati’l-lslâm, Es seyyid Alizâdenin “Şir’atü’l-lslâm” isimli kitaba yazmış olduğu bir şerhtir. Fıkhî konular takva yönü tercih edilerek yazılmış Islâmî edepler üzerine duran ve hayatın bütün noktalarını Kitap ve sünnet-i seniyyeye göre açıklayan ve çok ince malûmatları içeren değerli bir kitaptır.

Kitap, Arabî dil ile yazılmıştır. Şir’atü’l-lslâm kitabının, 1282 H. tarihinde İs-tanbul’da “Vakıa matbaasında yapılan baskısı 583 sayfadır. Ruhu’l-Beyân tefsirinin kaynaklarından biri olan bu değerli kitabı bütün okuyucularımıza tavsiye ederiz. Gerçekten başka kitaplarda bulamayacakları sahih ve derde derman olabilecek bilgileri bu kitapta bulabilirler…

Şerhü’l Şir’ati’l-lslâm, s. 580, Şir’atü’l-lslâm Şerhinde şöyle bir hadis-i şerif rivayet etmektedir:
Herhangi bir kişi, bir Müslüman kardeşinin kabrini ziyaret eder ve ona selâm verir ve onun yanında (mezarının yanı başında) oturursa; (mezardaki ölü) kendisiyle ünsiyet bulur ve onun selâmına mukabelede bulunur ta o kişi kalkıncaya kadar (dünyada bir tanıdığı ziyaretine gelmiş gibi kendisiyle ünsiyet kurar)… Şerhü’l Şir’ati’l-lslâm, s. 580,

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/431.

Yazı kategorisi: Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 338 takipçiye katılın