Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar’ Category

Saçını İlk Boyayan Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Aralık 11, 2017

Saçını İlk Boyayan Kimdir ?

Firavun’un saçlarına ak düştü.
Utandı.
Ve saçını siyaha boyadı. (İnsanlık tarihinde) saçını ilk olarak siyaha boyayan kişi, Firavun’dur.

Saçı siyaha boyamak haramdır.

Bu işi yapan (ve saçını siyaha boyatan kişi) asla cennetin kokusunu göremez.

“Muhîf’in sahibi buyurdu:
Saçı boyamanın haram olması, gazilerin (savaşmakta olan Müslümanların) gayri olanlar içindir…

Gazilerden kim bunu (saçını boyama) işini, düşmanların gözlerine heybetli görünmek için yaparda; süslenmek için yapmazsa; bu haram değildir…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/60.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

İsimlerin Hadiselere Tesiri?

Posted by Site - Yönetici Aralık 8, 2017

İsimlerin Hadiselere Tesiri?

İsimlerin Bir Ev Halkını Yakması
Hazret-i Ömer (r.a.) bir adama sordu:
-“Adın nedir?”
Adam;
-“Cemre (tutuşmuş ateş)” dedi.
Hazret-i Ömer sordu:
-“Kimin oğlusun?” Adam;
-“Şihâb’m… (Alevli ateşin)…
Yine sordu:
-“Nereden (geliyorsun)?”
Adam;
-“Harkadan… (Hararetten…) dedi.
Hz. Ömer (r.a.) sordu:
-“Nerede oturuyorsun?”
Adam;
-“Harra’da…” Harra yanmış gibi siyah taşlı olan bir yerdir.
(“Harra’nın neresindensin?”
Adam;
-“Kavuran alevli yerinde…”
Bunun üzerine Hazret-i Ömer (r.a.) hazretleri ona;
-“(Acele) ailene yetiş! (Masumlar) yandılar!” dedi.
Adam ailesine geldiğinde hakikaten onları yanmış olarak
gördü.”

Kötü İsmin Menfî Tesiri

Hazret-i Ömer (r.a.) bir adama yardım etmek istedi. Ve ona ismini sordu.
Adam (adım):
-“Hırsız oğlu Zâlim!” dedi.
Hazret-i Ömer (r.a.) ona;
-“Sen zulmediyor ve babanda hırsızlık yapıyor! (Öyle mi?)” dedi. Ve ondan yardım dilemekten vazgeçti…

Çirkin İsimleri Değiştirin

İşte bu hadiseler, çirkin isimleri güzel isimlerle değiştirmeye delâlet eder.
Zira muhakkak ki güzel isimlerde (hayır) vardır.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/113.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Mûsâ ( a.s. )`ın Asâsı Hangi Ağactandı ve Nerden Geldi..

Posted by Site - Yönetici Aralık 7, 2017

Mûsâ ( a.s. )`ın Asâsı Hangi Ağactandı ve Nerden Geldi..

Haddâdî (r.h.), İbni Abbas (r.a.) hazretlerinden naklen buyurdular:
Mûsâ Aleyhisselâm’ın asasının uzunluğu on zira idi..

Mûsâ aleyhisselâm’ın asası, cennet mersinindendi. (yani Mersin ağacındandı ).

Mûsâ Aleyhisselâm, asasını yere vurduğunda; yerden otlar çıkardı.
Onu bıraktığında, yılan olurdu.

Asayı taşa vurduğunda, taştan sular fışkırırdı.

Mûsâ Aleyhisselâm, asası ile Firavunun kapısına vurdu. O sarayda olan herkes korktu ve titredi.

Asanın Yılan Olması

“Bununüzerine asasını bırakıverdi.” Elinden bıraktı… “(Ne baksın;) o, koskoca bir ejderha kesiliverdi.”

At yelesi gibi bir yelesi olan san (renkte) Apaçık büyük bir erkek yılan oldu.

Yılan olma işi zahir olup asla kendisinde şüphe edilmeyecek şekilde apaçıktı. Onun asâ cinsinden bir şey olduğu hiçbir kimsenin aklına ve hatırına gelmezdi.

Firavunun Kaçması

Rivayet olundu:

(Firavun, sarayının önündeki meydana bütün şehir halkını toplayarak, Mûsâ Aleyhisselâm’dan kendisine mucize göstermesini istedi…)

Mûsâ Aleyhisselâm, asasını bırakınca, tüylü (kıllı) bir yılan oldu. Yani yılanın sırtında, mızrak gibi uzun siyah kılları vardı.

Ağzını açmış bir haldeydi.

İki çenesinin arası seksen zira kadar genişti.

Çenesinin alt tarafını yere, üst çenesini de kasrın (Firavunun sarayının) tepesine koydu.

Sonra Firavunun tarafına yöneldi. Firavun korkudan kaçtı. Firavunun kaçması paniklemesine sebep oldu. İnsanlar hezimete uğradılar. İzdiham oldu. Bu izdiham da tam yirmibeşbin (25000) kişi Öldü. Firavun bağırıp (yalvardı):

1 -“Ey Mûsâ! Seni gönderenin hakkı için onu tut! Ben sana iman edeceğim! Ve seninle birlikte israil oğullarını göndereceğim!” dedi. Mûsâ Aleyhisselâm onu tuttu. Yılan, asâ oluverdi…..

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/60-65.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Uğura ve Uğursuzluğa İnanmak Şirk’tir!!!

Posted by Site - Yönetici Aralık 6, 2017

Uğura ve Uğursuzluğa İnanmak Şirk’tir!!!

Uğursuzluk duygusunu insana şeytan verir. Bununla kulun Allah’a olan güvenini sarsar ve onun Allah’a tevekkül etmesine mani olur. Bu sebeple kişi bazı şeylerin uğursuz olduğunu sanarak onların kendisine zarar vereceğine inanır. Oysa zarar ve fayda vermek sadece ve sadece Allah’ın elindedir. Allah dilemedikçe hiçbir varlık, ne fayda ne de zarar verme gücüne sahip değildir. Kur’an ve Sahih Sünnette bu hususta sayılmayacak kadar hüküm bulunmaktadır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah’ı bırakıp kendilerine ne zarar, ne de yarar veremeyen şeylere kulluk ediyorlar…” ( Yunus 18 )

“Allah’tan başka kendilere ne fayda ne de zarar vermeyecek şeylere kulluk ediyorlar…” ( Furkan 55 )

Uğursuzluğa inanmak, bir şeyin kötülük, şanssızlık getirdiğine inanmaktır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlara bir iyilik gelince, “Bu bizim hakkımızdır” derler; eğer kendilerine bir fenalık gelirse Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlardı…” ( A’raf 131 )

Araplardan biri yolculuk etmek ya da başka bir iş yapmak istediği zaman bir kuş tutar ve salıverirdi. Kuş sağ tarafa giderse uğurlu sayar ve o işe başlardı. Sol tarafa giderse bunu uğursuz kabul eder ve isteğinden vazgeçerdi.

1 – Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu davranışın hükmünü şu hadisinde bildirmiştir:

“Uğursuzluğa inanmak şirk’tir.” ( Ahmed Müsned 1/389, Albâni Sahihu’l-Cami 3955 )

2 – Ruveyfia bin Sabit (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Ya Ruveyfia, her halde benden sonra hayat senin için uzun olacak. İnsanlara haber ver ki, herkim sakalına düğüm çalarsa yahut boynuna (göz değmemesi için) boncuk vs. takarsa yahut hayvan dışkısıyla veya kemikle istinca ederse, Muhammed o kimseden beridir’ buyurdu.” ( İstinca: Tuvalet temizliğidir. ) ( Nesei 5082, Ebu Davud 36, Ahmed 4/108 )

Tevhidin kemaline ters düşen bu haram davranışa şunlar da girer:

a-Ayların uğursuzluğuna inanmak: Safer ayında nikâh yapmamak gibi.

b-Günlerin uğursuzluğuna inanmak: Her ayın son çarşamba gününün sürekli şanssız bir gün olduğuna inanmak gibi.

c-Rakamların uğursuzluğuna inanmak: 13 rakamı gibi.

d-İsimlerin ya da özürlü insanların uğursuzluğuna inanmak: Kişinin, dükkânını açmaya giderken yolda tek gözlü birini görüp, bunu uğursuzluk kabul ederek geri dönmesi gibi.

e-Buna benzer tüm inanışlar haramdır ve şirk’tir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunlara inanan kimselerden uzak olduğunu bildirmiştir.

3) İmran ibni Husayn (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Uğur yapan ve yaptıran, kâhinlik yapan ve yaptıran, sihir yapan ve yaptıran bizden değildir’ buyurdu.” ( Taberani Mucemu’l-Kebir 18/162, Albâni Sahihu’l-Cami 5435 )

Uğursuzluk düşüncesine kapılan bir kimse şöyle der:

4) Abdullah ibni Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Uğursuzluk düşüncesi bir kimseyi işinden alıkoyarsa o kimse şirk koşmuştur.’

Sahabeler:

−Ey Allah’ın Rasulü! Bunun karşılığında ne yapmak gerekir? dediler.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘O kimsenin ‘Allah’ım! Senin verdiğin hayırdan başka hayır, Senin verdiğin uğurdan başka uğur yoktur. Ve Senden başka ilah yoktur’ demesi gerekir’ buyurdu.” ( Ahmed Müsned 2/220, Albâni Silsiletü’s-Sahiha 1065 )

Az ya da çok kötümser olmak kişilerin tabiatında vardır. Bunun en önemli ilacı ise Allah (Azze ve Celle)’ye tevekkül etmektir.

5) Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Hangimizin aklına böyle bir şey gelmez ki! Fakat Allah, onu tevekkülle giderir.” ( Ebu Davud 3910, Albâni Silsiletü’s-Sahiha 430 )

6) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Hastalığın bir başkasına kendi kendine bulaşıcılığı yoktur!
Eşyada uğursuzluk yoktur!
Baykuş ötmesinde uğursuzluk ve zarar verme yoktur!
Safer ayında da uğursuzluk yoktur!..’ buyurdu.”
( Buhari 5740, Müslim 2220/106 )

7) İkrime (Rahmetullahi Aleyh) dedi ki:

“Biz Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma)’nın yanında oturuyorduk. Üzerimizden çığlık atarak bir kuş geçti.

Topluluktan bir adam:

−Hayırdır, hayırdır dedi.

Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma):

−Hayır da değildir, şer de değildir dedi.

Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma)’nın adamın sözüne bu şekilde cevap verip onun sözünü reddetmesi, onun hayır ve şerde bir tesiri olduğuna itikat etmemesi içindir.”

.
Alttaki Yazı Ruhu’l Beyan Tefsirindendir.

Mümin Çıkıp Müşrik Dönenler

Abdullah buyurdu:
Kim evinden çıkar ve sonra hemen evine geri döner ve onun bu şekilde evine dönmesine uğursuz saymış olduğu bir şey sebep olursa; muhakkak ki o kişi evine müşrik veya âsî olmuş olduğu halde döner…

Uğursuzluk İnancı Küfre Götürür

“El-Muhit” kitabında zikredildi:
Güvercin öttüğü zaman; adamın biri;
-“Hasta kişi vefat ederi” derse… Bu sözü söyleyen kişi, bazı meşâyih-i kirama (ve fıkıh âlimlerine) göre kâfir olur.
Bir adam sefere çıkar ve saksağan öter de o kişi (Saksağanın ötmesini uğursuz sayarak) seferinden dönerse, gerçekten bazı meşâyih-i kiram (ve fıkıh âlimlerin) yanında kâfir olur.

Karganın Ötmesi!

ikrime (r.h.) buyurdular:
Bizler İbni Ömer (r.a.)’ın yanindaydık. İbni Abbâs (r.a.) hazretleri de oradaydı.
Orada bir Karga öterek geçti. Orada oturan adamlardan bir
adam;
-“Hayırdır! Hayırdır!” dedi.
İbni Abbâs (r.a.) hazretleri buyurdular:
-“Ne hayır! Ne de şer…”

Uğursuzluk Kime Zarar Verir?

ibni Mes’ûd (r.a.) hazretleri;
-“Uğursuzluk, ancak (o şeyi) uğursuz sayan kişiye zarar verir!” buyurdular.
Bu sözün manâsı şudur:
Kim nehyedilen uğursuzlukla herhangi bir şeyi uğursuz sayar veya (câhil ve kâfir insanların) kendisinde uğursuzluk gördükleri şeyleri, men etmeden, onu hacetinde görürse, o uğursuz sayıp kötü gördüğü şey, onun başına gelir…

Uğursuzluğun Zarar Vermemesinin Şartları

Amma kim, Allâhü Teâlâ hazretlerine tevekkül eder ve Allâhü Teâlâ hazretlerine dayanırsa; şu cihetle ki;
1 – Kalbini Allâhü Teâlâ hazretlerine bağlar;
2- (Sadece) Allâhü Teâlâ hazretlerinden korkar,
3- (Sadece) ondan ümit eder,
4- (Allah’tan gayri) bütün iltifatlardan kesilir
5- Korkutucu bütün sebeplerden benliğini koparırsa;
6- Kendisine emredilen kelimeleri (aşağıda verilecek olan duayı) okur ve,
7- Bu şekilde geçip giderse; Allâhü Teâlâ hazretlerinin izniyle hiçbir şey ona zarar vermez.

Uğursuzluğa Karşı Efendimiz (s.a.v.)m Tavsiye Ettiği Dua

Burada geçen kelimelerden murad; Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin hadis-i şeriflerinde bulunan şu duadır:
-“Hiçbir kul yoktur ki, mutlaka onun kalbine uğursuzluktan bir şey girer. Kul kalbinde (herhangi bir şey hakkında) uğursuzluk hissettiği zaman; şöyle dua etsin:
-“Senin (bir şeyi) uğursuz saymandan başka bir uğursuz hiçbir şey yoktur! Senin hayrından başka da hiçbir hayır yoktur. Senden gayri hiçbir ilâh yoktur. Güç ve kuvvet (hayra çevirmek) ancak Allâhü Teâlâ hazretlerindendir. Allâhü Teâlâ hazretlerinin dilediği oldu… Hasenat (iyilikler) ancak Allâhü Teâlâ hazretlerinden gelir. Kötülük ancak Allâhü Teâlâ hazretleriyle gider! Ve ben Allâhü Teâlâ hazretlerinin her şeye kaadir olduğuna şehâdet ederim…”
(Diye dua etsin ve) yoluna devam edip gitsin… (Allah’ın izniyle hiçbir şey ona zarar vermez…)

(Bu duanın manâsı şudur:) Yani insana isabet eden;
1- Hayır,
2- Şer,
3- Uğurlu olmak,
4- Uğursuzluk,
5- Ve benzeri her şey; (Ey Allâhım) ancak senin;
1- Kazan,
2- Kaderin,
3- Hükmün,
4- Herşey Allah`ın dilemesi ile olur meydana gelir…

Kaynak :İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/106-107

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Hastalık Numarası Yapmayın Hasta olursunuz…

Posted by Site - Yönetici Aralık 5, 2017

Hastalık Numarası Yapmayın Hasta olursunuz…

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular;
-“Temaruz etmeyin! (hastalık numarası yapmayın) Hasta olursunuz… Sağlığınızda mezarınızı kazmayın; (yoksa hemen) ölürsünüz...” Kenzu’l-Ummal: 7323,

Yani kim (hasta olmadığı halde) hastalığını izhâr eder ve;
-“Ben hastayım!” derse; işte bu söz ve fiili (davranışı) onun hastalığı ümit ettiğini gösterir ve o kişi hastalığa tutular…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/113.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hikaye (Mûsâ a.s Güvercin ve Doğan )

Posted by Site - Yönetici Aralık 4, 2017

Hikaye (Mûsâ a.s Güvercin ve Doğan )

“Futuhât-i Mekkiyyenin” (Farisî) tercümesinin son cildinde şöyle buyuruldu.
Allâhü Teâlâ hazretleri Mûsâ Aleyhisselâm’a vahiy buyurdu:
-“Ey Mûsâ! Bir ümitle sana gelen ve sana sığınanı koru. Ve senden bir şey isteyeni de mutlaka istediğini ver!

Mûsâ Aleyhisselâm seyahatte bulunuyordu.
Bir güvercin gelip omuzlarının üzerine kondu. Ve hemen onun ardından da bir doğan kuşu geldi. O güvercini kapmak için Mûsâ Aleyhisselâm’m diğer omuzunun üzerine kondu. Güvercin Mûsâ Aleyhisselâm’dan kendisini Doğan kuşuna karşı korumasını istedi. Doğan kuşu, mutlaka güvercini yiyeceğini belirterek, fesîh bir dil ile Mûsâ Aleyhisselâm’a şöyle seslendi:
-“Ey Imrân oğlu! Güvercini koruma! O benim rızkımdır.”
Mûsâ Aleyhisselâm,
-“Ne tez (acele) mübtelâ oldum! (Sığınanı korumak ve istekte bulunanın isteğini reddetmemekle imtihan olundum)!
Mûsâ Aleyhisselâm Allâhü Teâlâ hazretlerine vermiş olduğu ahde sâdık kalmak için eline bıçağı alıp kendi oyluğundan biraz kesip Doğan kuşuna vermek için harekete geçti. Tam bıçağı vuracağı zaman; onlar (Doğan kuşu ve Güvercin) dile geldiler:
-“Ey imrân oğlu! O kadar acele etme! Bizler Allah’ın gönderdiği melekleriz! Senin ahdine olan sıhhat ve sözüne bağlılığı ölçmek için buradayız ve senin ahdine vefa edişini görmek istedik!” dediler…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/50-51.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Medyenlilerin Helaki – Gölge Gününün Azabı

Posted by Site - Yönetici Kasım 22, 2017

Medyenlilerin Helaki – Gölge Gününün Azabı

İbni Abbâs (r.a.) hazretleri buyurdular:
Allâhü Teâlâ hazretleri, onların üzerine cehennem’den bir kapı açtı. Cehennemden onlara çok şiddetli bir sıcaklık gönderdi. Onların canlarını almaya başladı.
Onlar, evlerinin içlerine (en kuytu) yerlerine girdiler.
Hiçbir su ve gölge onlara fayda vermedi.
Sıcaklık onların derilerini yaktı.
Allâhü Teâlâ hazretleri onlara bir gölge gönderdi.
O bulutun içinde çok güzel ve serin bir rüzgar ve bulutun rüzgarı vardı. Kavim birbirlerine çağrışıp bağırdılar:
-“Size bunun altına koşmak lazımdır. (Bulutun altına koşun) diye…
(Hepsi koşuştlar.) O bulutun altında toplandılar. Erkekleri, kadınları, sabileri (çocukları ve büyükleri) hepsi orada toplandı. Allâhü Teâlâ hazretleri, onların üzerine bir ateş gönderdi. Yeryüzü onları salladı (zelzele oldu). Kızarmış çekirgenin yanması gibi yandılar. Ve yanıp kül oldular. Ve işte bu Allâhü Teâlâ hazretlerinin;
-“Gölge gününün azabı...” (Eş-Şuârâ: 26/189) diye beyan ettiği azaptır…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/26-27

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Salih Aleyhisselâm’ın Devesi ve Semûd Kavminin Helakı

Posted by Site - Yönetici Kasım 21, 2017

Salih Aleyhisselâm’ın Devesi ve Semûd Kavminin Helakı

Rivayet olundu:
Deve gün aşırı olarak sulanırdı. (Bir gün deve suya giderdi, diğer gün de Semûd kavmi…) Devenin günü olduğu zaman, başını kuyunun içine koyar; kuyunun bütün suyunu içmeden asla başını kuyudan çıkartmazdı. Kuyunun içindeki bütün suyu içerdi ve hatta kuyuda bir damla su bile bırakmazdı. Sonra deve ayaklarını açar, onu sağarlardı. Deveyi bütün kaplarını süt ile dolduruncaya kadar sağarlardi. O sütten içerler ve onu biriktirirlerdi.
Sonra deve gelmiş olduğu vadinin en yüksek tarafından geri döner giderdi. Çünkü darlığından dolayı suya gittiği yerden dönemezdi…

Devenin Yaz ve Kış Hayatı

Ebû’l-Hasan el-Eş’arî hazretleri buyurdular:
Semûd toprağına gittim. Devenin çıkış yerini ölçtüm. Onu tam altmış zira buldum.
Deve hava sıcak olduğu zaman, vadinin sırtında yazını geçirirdi. Orada bulunan bütün hayvanlar vadinin içlerine doğru giderlerdi. Soğuk olduğu zaman da deve, vadinin içlerine gelirdi. Buradaki hayvanlar da vadinin sırtlarına doğru giderlerdi.
Bu durum, Semûd kavmine çok ağır ve zor geldi. Deveyi tepelemek kendilerine süslü geldi. İki kadın, Anîze ümmü Ganem ve Sıdka binti Muhtar… Onların evcil hayvanları (koyun, keçi, deve sığırları) bu deveden zarar gördüklerinde o deveyi tepelediler. Çünkü bu iki kadının çok hayvanları vardı…

Deveyi Öldürme Planlan

Haddâdî (r.h.) buyurdular:
Semûd Kavminin içinde bir kadın vardı. Ona “Sadûk” deniliyordu. Yaratılışı güzel ve zengin bir kadındı. Bir çok deve, sığır ve koyunları vardı. Salih Aleyhisselâm’a düşmanlık besleyen insanların en şiddetlisiydi. Salih Aleyhisselâm’ın devesi, hayvanlarına zarar verdiği için, o deveyi tepelemek istiyordu. Onun amcasının oğlu istekte bulundu. Amcasının oğluna Misda1 bin Dehr deniliyordu. Kadın, eğer deveyi öldürürse, kendisini ona vereceğini, söyledi. Amcasının oğlu bu konuda ona icabet etti (şartını kabul etti.)

Sonra kadın, Kaddâr bin Sâlif i talep etti. Kırmızı, yeşil ve kısa bir adam idi. Halk, onun veled-i zina olduğunu zannediyorlardı. Lakin o Sâlif İn yatağı üzerinde doğmuştu. Kadına;
Ey Kaddâr! Deveyi öldürmek karşılığında, seninle evlenirim! Yani sen dilediğin zaman bana gelirsin!” dedi.
Kaddâr, kavminin içinde kuvvetli bir kişiydi.
Kaddâr, kadına icabet etti. (isteğini kabul etti.)
Kaddâr ve Misda’ ayrıldılar.
Semûd kavminin ayak takımı ve avenelerinden yardım istediler. Dokuz çete geldi. Deveyi öldürmek üzere birleştiler.
Allâhü Teâlâ hazretleri, Salih Aleyhisselâm’a vahyetti:
Senin kavmin yakında deveyi öldürecekler!” diye… (3/192) Salih Aleyhisselâm, kavmine bunu söyledi. Onlar:
Biz ne yapacağız?” dediler. Sonra da
Allah’a yeminleşerek kavlettiler/sözleştiler: -“Andolsun, ona ve ehline bir gece baskını yapalım…”
Dediler ki:
Biz sefere çıkarız, insanlar bizi görürler. Biz mağaraya gideriz. O mağarada kalırız. Ta ki gece olur. Salih mescide gitmek için çıkar. Biz onu öldürürüz. Sonra yine hemen mağaraya döneriz. Sanki oradaymışız gibi davranırız. Sonra döndüğümüzde de;
“Sonra da velîsine yemin edelim, “Biz onun ehlinin helakine şâhid olmadık!” diyelim! Şüphesiz sözümüz sözdür, sâdıkızdırT dediler.
Yani onlar bizim sefere çıktığımızı bilmiş olurlar…

Salih Aleyhisselâm şehrin içinde yatmazdı. Şehrin dışında onun bir mescidi vardı. Ona “Salih’in mescid”i denilirdi. Orada gecelerdi. Sabah olduğu zamanda kavmine gelir, onlara vaaz ederdi. Gece olduğunda da yine mescidine gitmek üzere şehirden çıkardı.
Bu dokuz çete şehirden ayrıldılar. Mağaraya girdiler. O gece mağara üzerlerine çöktü, hepsini öldürdü. Sabah olduğunda adamın biri onların hepsini ölmüş halde görünce, şehirde bağırdı. Ve; .
Salih onları öldürmedikçe râzî olmadı!” diye yaygara kopardı. Bunun üzerine bütün şehir ehli, deveyi öldürmek üzere toplandılar. {Söz birliği ettiler…)
İbni Ishâk buyurdu:
Deveyi öldüren o dokuz kişi toplandı. Onlar;
Gelin Salih’i öldürelim! Eğer Salih (peygamberliğinde) sâdık ise bizi onu öldürmekten men ederi Eğer Salih yalancı ise onu da devesine katarız (onu da öldürürüz)!” dediler.
Bir gece geldiler. Geceleyin ehliyle beraber ona baskın yapmaya gittiler. Melekler, onları taşladı.
Bazıları;
Kaddâr, Misda’ ve adamları gittiler. Deveyi gözetlediler. Deve sudan ayrıldığında, Misda’ başka bir kayanın altında ona kement attı. Deve, Misda’ın üzerine yürüdü, İkisi ona ok attılar. Dizlerinin kaslarını vurdular. Sonra Kaddâr çıktı onu kılıç ile öldürdü. Deve böğürüyordu. Sonra kılıcını onun gerdanlığına soktu. Ve deveyi kesti. Şehir ehli çıktılar. Devenin etini aralarında paylaştılar. Devenin yavrusu bunu görünce, dağa koştu. 0 dağa el-Kâre deniliyordu. Üç kere böğürdü. Göz yaşları, yaratıldığı kayanın üzerine döküldü. Kaya açıldı. O yavru kayanın içine girdi. İşte bu şu kavl-i şeriftir. “Derken, o nâkayı/deveyi tepelediler.”
“Ve rablarının emrinden tuğyan/azgınlık ettiler.”
Yani onlar Allah’ın emrine imtisal etmekten kibirlendiler. Allah’ın emri, Salih Aleyhisselâm’ın, kendilerine tebliğ ettiği emirdir. Şu kavl-i şerifi ile:
Bırakın onu, Allah’ın arzında otlasın. Emredilenlerdir.
Ve nehiy eden şu kavl-i şeriftir:
Sakının; ona bir fenalıkla dokunmayın ki, sonra elîm/gayet acı bir azaba uğrarsınız.
Veya Allah’ın emrine tabi olmaktan kibirlendiler, demektir. Allah’ın emri, şeriatı ve dinidir.

Azap İstemeleri

Salih Aleyhisselâm’a hitaben ta’cîz ve susturma yoluyla dediler
Hey Salih! bizi tehdit etmekte olduğun azabı getir, görelim!”

Semûd Kavminin Hikayesi

Rivayet olundu:
Onlar deveyi öldürdüklerinde, yavrusu dağa kaçtı. Üç kez böğürdü. Salih Aleyhisselâm, kendisine, deveyi katlettikleri haberi ulaştıktan sonra onlara:
(Koşun) yavruya yetişin! Belki sizden azab kaldırılır!” dedi. (Yavrunun arkasından koştular) ama ona yetişemediler. Yavrunun böğürmesinden sonra kaya açıldı. Yavru kayanın içine girdi. Salih Aleyhisselâm kavmine;
Yavrunun her böğürmesi için, bir gün vardır. Bundan sonra sizler, vatanınızda yani memleketinizde ancak üç gün geçinip yaşayabilirsiniz. Gerçekten bu yalanlanamayacak bir vaadtir…” dedi.

Semûd kavmi Çarşamba günü deveyi öldürdüler.
Salih Aleyhisselâm, onlara;
Müjdelenin! Allah’ın azabı ve cezasını bekleyin!” buyurdu.
Kavmi kendisine sordu:
Bunun alâmeti nedir?” Salih Aleyhisselâm buyurdu:
Perşembe günü yüzleriniz sararacak, sonra;
Cuma günü yüzleriniz kıpkırmızı olmuş olarak sabahlarsınız. Sonra da, Cumartesi günü, yüzleriniz simsiyah (ve kararmış bir şekilde) uyanırsınız. Sonra;
Pazar gününün başında üzerinize azap gelir….”

Sonra hadise peygamberlerinin dediği gibi oldu… Semûd kavmi Perşembe günü yüzleri sanki za’ferân (boyası) ile boyanmış gibi uyandılar; küçükleri ve büyükleri, kadınları ve erkekleri hepsi renkleri sararmıştı.
Yakînen azabın geleceğine inandılar.
Salih Aleyhisselâm’in doğru söylediğini bildiler.
Öldürmek için; Salih Aleyhisselâm’ı aramaya başladılar. Salih Aleyhisselâm onlardan kaçtı. Bir yerde gizlendi. Salih Aleyhisselâm’ı saklandığı yerden göremeyince; onun ashabına {yani Salih Aleyhisselâm’a iman eden mü’minlere) işkence ve zulüm etmeye başladılar; kendilerini Salih Aleyhisselâm’a götürsün ve onun yerini söylesinler diye…
Cuma günü olduğunda, hepsi yüzleri kıpkırmızı olmuş bir halde sabahladılar.
Yüzleri sanki kan ile sıvanmıştı. Hepsi topluca bağırmaya başladılar. Feryat ettiler. Ağladılar.
Azabın gerçekten kendilerine yaklaştığını bildiler …
Onlardan her biri, diğerinin yüzünde görmüş olduğu kırmızılığı ona haber veriyordu.
Cumartesi günü yüzleri simsiyah bir şekilde kararmış olarak sabahladılar.
Yüzleri sanki zift, katran ve çivit ile boyanmıştı.
Hepsi birden bağırıp sayha vurdular:
Ey insanlar! Dikkat edin azab geldi!” dediler.
Pazar gecesi, Salih Aleyhisselâm ve kendisine iman edenler, Semûd kavminin içinden çıkıp Şam’a doğru yola koyuldular. Filistin Remle’sine indiler.
Pazar günü dördüncü gündü. Kuşluk vakti oldu.
Yırtıcı hayvanların kendilerini yememesi için, kendilerini sarısabır ile mumyaladılar. Meşin ve deri ile kefenlendiler. (Semud kavminin kefenleri meşin ve deri idi.)
Canlarını yere attılar. Bazen yüzlerini göğe çeviriyor ve bazen de yere çeviriyorlardı. Azabın hangi taraftan kendilerine geleceğini bilmiyorlardı.
Onlara (önce) bir sayha geldi.
0 sayhanın içinde her yıldırımın sesi ve her bir şeyin sesi vardı.
(Sayha’dan sonra da) yerden bir zelzele geldi.
Göğüslerindeki kalblerini kesti, parçaladı… Onlardan büyük ve küçük hiçbir kimse kalmadı. Cümlesi helak oldu.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/ 696-704.

***************************************************************************

Bu ibareleri okuduğunuz zaman sizlerin de üzüldüğünüzü tahmin ediyorum. Semûd kavminin başına gelenleri ve onların göz göre göre azaba gitmeleri ve çaresiz bir şekilde kefenlerini giyip azabı beklemelerine ve iman etme fırsatını kaçırmalarını çok üzüldüm. Bir ara oturup tercümeye ara bile verdim. Ve iman sahibi olduğuma şükrettim. Allâhü Teâlâ hazretlerine beni Müslüman bir memlekette, Müslüman bir anne ve babanın evlâdı olarak dünyaya gönderdiği ve bana böyle doğru yolu buldurduğu için; Allâhü Teâlâ hazretlerine hamd ü senalar ettim. Ve iki rek’at şükür namazı kıldım. Size de tavsiye ederim. Mütercim

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Salih, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Peygamberimizin Tevazuu…

Posted by Site - Yönetici Kasım 17, 2017

Peygamberimizin Tevazuu…

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, fakirler ve miskinlerle beraber oturur ve onlarla beraber yemek yerdi.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, çocuklara uğrar ve onlara selâm verirdi.

Bir adam geldi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin heybetinden titremeye başladı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona buyurdular:
Sakin ol!
Korkma!
Ben bir melik değiiim!
Ben Kureyş’ten kadîd (güneşte kurutulmuş et) yiyen bir kadının oğluyum!” buyurdular.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ashabının içine karışarak onlarla beraber otururdu. Sanki onlardan biriydi. Hatta bir yabancı geldiğinde, sahabelere bakar ve onların içinde hangisinin Efendimiz (s.a.v.) hazretleri olduğunu bilmezdi. (Efendimiz s.a.v. hazretlerinin sahabelerden daha özel bir hâli, hareketi, oturması ve giyimi yoktu….) Yabancı kişi, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini tanımak için sorardı.
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini biri çağırdığında mutlaka ona;
Buyurunuz!” derdi.
Bütün bunlar, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin tevazuu ve onun mütevazı olmasındandı…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/557-558.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Edep - Hürmet - Saygı, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

99 Peygamberin Kabiri Nerededir?

Posted by Site - Yönetici Kasım 13, 2017

99 Peygamberin Kabiri Nerededir?

Bazı (âlimler) buyurdular:
Rükün (Hacer-i esved) Makam-ı İbrâhim ve Zemzem kuyusunun arasında tam doksan dokuz peygamberin kabr-i şerifi vardır.

Muhakkak ki;
1- Hûd Aleyhisselâm,
2– Şuayb Aleyhisselâm,
3- Salih Aleyhisselâm,
4- İsmail Aleyhisselâm,
5- (Lut Aleyhisselâm gibi)
Kavmi helak olan bir çok peygamberin) kabr-i şerifleri makamdadır….

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/677..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , , , | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: