Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar’ Category

Hikaye ( İhlas – Niyet ) Geyiklerin Adem a.s`ı Ziyaret etmesi.

Posted by Site - Yönetici Ekim 21, 2018

Hikaye ( İhlas – Niyet ) Geyiklerin Adem a.s`ı Ziyaret etmesi.

Adem Aleyhisselâm, yeryüzüne indirildiğinde, çölün, ovaların ve dağların vahşî hayvanları onun ziyaretine geldiler.

Her biri (kendi lisân-ı haliyle) Adem Aleyhisselâm’a selâm verdiler.
Adem Aleyhisselâm’ı ziyaret ettiler.
Adem Aleyhisselâm da hayvan cinslerinin her birine kendi cinslerine yakışır bir şekilde dua etti.

Derken, Geyiklerden bir taife (bölük) geldi.
Adem Aleyhisselâm onlara dua etti.
Onların sırtlarını sıvazladı.
O andan itibaren onlardan misk kesesi zahir oldu.
Diğerleri bunu görünce sordular:
-“Nereden bu?” Onla rda dediler ki;
-“Bizler “Safıyyullah” (Adem Aleyhisselâm’ı) ziyaret ettik!
O da bize dua etti. Sırtımızı sıvazladı…”
Bunun üzerine diğerleri de koştular.
Adem Aleyhisselâm’a geldiler.
Adem Aleyhisselâm, onlara da dua etti. Onların sırtlarını eliyle mesnetti. Lakin onlarda bundan (misk kesesinden) hiçbir şey zahir olmadı…

Bunun üzerine bunlar diğerlerine;
-“Biz de sizin yaptığınız gibi yaptık! Sizde olduğu gibi bizde hiçbir şeyin belirdiğini görmedik” dediler. Onlarda:
-“Sizin ameliniz (sizin Allah’ın peygamberini ziyaret etmeniz) kardeşlerinizin (diğer geyiklerin) nail oldukları keramete nail olmak içindi… Onların ise amelleri sadece Allâhü Teâlâ hazretlerinin rızâsı içindi. Bütün çıkar şaibelerinden uzaktı….” Dediler.

Bu misk kesesi, o geyiklerden ve kıyamete kadar yeryüzüne gelecek olan, onların nesillerinden hep zahir oldu.

Bu kıssadan zahir oldu ki mahlûkat ancak, yapa geldikleri şeylerle mükâfat görür (veya ceza alırlar).
Ceza (ve mükâfat) elbette lazımdır.
Cezanın da elbette amelin cinsinden olması gerekir.
Biz Allâhü Teâlâ hazretlerinden üzerimizde tembelliği defetmesini ve ayak kaymalarını kaldırmasını isteriz!
Amin

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/243.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Adem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hikâye – Tûri Sina Gününde Mûsâ a.s.

Posted by Site - Yönetici Ekim 17, 2018

Ey Mûsâ! Ben, beni zikredenle otururum!

Rivayet olundu:
Allâhü Teâlâ hazretleri. Mûsâ Aleyhisselâm ile kelâm buyurduğu “Tur günü” Mûsâ Aleyhisselâmşın üzerinde, yünden yapılmış, öd ağacıyla buhurlanmiş bir cübbe vardı. Ortasından liften bir şerit ile bağlanmıştı. Kendisi de dağın üzerinde ayakta durdu. Sırtını dağın kayalarından birine dayandırmıştı.
Allâhü Teâlâ hazretleri kendisine buyurdu:
-“Ey Mûsâ!
Seni öyle bir makama oturttum ki, senden önce hiçbir kimse o makama oturmadığı gibi; senden sonra da hiçbir kimse o maka oturmayacaktır. Seni kurtarmış bir halde yaklaştırdım!”
Mûsâ Aleyhisselâm, sordu:
-“Ya Rabbi!
Beni neden bu makama getirdin?”
Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
-“Senin tevâzuundan ey Mûsâ!”
Mûsâ Aleyhisselâm, Rabbinin kelâmının lezzetini işitince, nida etti:
-“Ya ilâhî!
(Sen) yakın mısın? Fısıltı halinde konuşayım? Yoksa uzak mısın? Nida (yüksek sesle bağırarak) sesli mi konuşayım?” Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
-“Ey Mûsâ! Ben, beni zikredenle otururum!”
.
Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/228.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Yahudilerin Buzağıya Tapma Hikâyesi ve Raks Etmeleri.

Posted by Site - Yönetici Ekim 16, 2018

Yahudilerin Buzağıya Tapma Hikâyesi ve Raks Etmeleri.

Bu şöyle oldu:
Mûsâ Aleyhisselâm, kavmine otuz gün dağda kalacağını vaad etti. Mûsâ Aleyhisselâm’ın gelmesi gecikince; Sâmiri, onlara dedi ki – Sâmirî , Sâmire denilen bir beldedendi. Ve Sâmirî Yahudiler tarafından sözü dinlenen ve itaat olunan bir kişiydi. Mûsâ Aleyhisselâm’ın kavmindendi. (İşte bu Sâmiri Yahudilere:)
-“Siz, Firavunun kavminin süs eşyalarının (altın ve gümüşten imâl edilen takılarını) aldınız. Bundan dolayı, Allâhü Teâlâ hazretleri de sizi cezalandırdı. Mûsâ Aleyhisselâm’i sizden men etti (ve sizden aldı)…”

(Yahudiler sordular:
-“Ne edelim?” Sâmiri;)
-“O altın ve gümüş takıları getirin; ben onları yakayım; belki Allâhü Teâlâ hazretleri, Mûsâ Aleyhisselâmi yine bize gönderir!” dedi.
Veya Yahudiler, Sâmiri’nin başına toplandılar ve ondan (kendilerine) bir ilâh yapmasını istediler.
Daha önce. Sığır putlarına tapan Amâlikalıları gördükleri zamandan itibaren Yahudilerin içinde, sığıra tapmaya karşı bir meyil ve istek vardı.
Bu hadise, İsrail oğullarının nehri geçmelerinden sonra olmuştu.
Bunun kıssası daha önce geçti.
Sâmirî (bütün Yahudilerin elinde olan) süs eşyalarını topladıktan sonra ateşte eritti.
O eritilen altın ve gümüşlerden Yahudilere bir buzağı yaptı. Çünkü onu eritti. Yapmış olduğu buzağı heykelinin ağzına, Cebrail Aleyhisselâm’ın atının ayaklarının izinden bir toprak koydu. Bu at, (Hayat atı) idi. O at, ayaklarını bir yere koyduğunda orası mutlaka canlanır ve yeşillenirdi.
Sâmiri bu toprağı (Cebrail Aleyhisselâm’ın atının bastığı yerin toprağını) denizin yarılma anında (görüp) almıştı.
Veya Mûsâ Aleyhisselâm’ın Tur dağına yönelmesi anında (Cebrail Aleyhisselâm’m atının bastığı yerlerin canlandığını görmüş ve onun acâib bir şey olduğunu sezerek) almıştı.
Sâmiri, Cebrail Aleyhisselâm’ın atının ayak izlerini heykel olarak yapmış olduğu buzağının ağzına koyunca, buzağı et ve kana dönüştü. Kendisinde bir böğürme işitildi. Hareket etti. Yürüdü.

Sâmirî, (bu hadiseyi şaşkın şaşkın seyreden Yahudilere) seslendi:
-“İşte bu sizin ilâhınız ve Musa’nın ilâhıdır!” dedi.
Bütün Yahudiler hemen o buzağıya taptılar.

Altıyüzbin (600,000) kişiden sadece on iki bin (12.000) kişi tapmadı.

Denildi ki:
Bu buzağı heykelini (Sâmirî) içi boş olarak yaptı. Ve içine husûsî şekilde tüpler yerleştirdi. Ve bu heykeli de rüzgarın eseceği yere koydu. Rüzgar bu tüplere giriyordu. Ve böylece o tüplerden buzağının seslerine benzeyen husûsî bir ses çıkıyordu. İsrail oğullan, onun böğüren canlı bir buzağı olduğu vehmine kapıldılar.
Onun çevresinde horun teptiler yani raks ettiler.

Raks ve Coşmak

Kurtubî hazretleri , Turtûşî (r.h.) hazretlerinden naklettiler.

Kendisine soruldu:
-“Bir kavim (bir topluluk), bir yerde toplanıyorlar. Kur’ân-ı kerimden bir şeyler okuyorlar. Sonra da, onların söyleyeni kendilerine şiir (ilâhî, kasîde, na’t ve benzeri) şeyler söylüyor. Raksediyorlar. Coşuyorlar, Def çalıyorlar ve (yollarının büyüklerini) medhediyorIar…(Ney ve kaval gibi aletleri üflüyorlar Böyle bir toplulukla hazır olmak ve onlarla beraber olmak helal mi değil mi?”

Tarsûsî (r.h.) hazretleri buyurdular:
-“(Böyle yapan sevap ve ibâdet niyetiyle def çalan, methiyeler okuyan ve coşan) sofiyyenin yolu,
1- Betâlet (boş şeylerle meşgul olmak),
2- Cehalet ve,
3- Dalâlettir. (Yani sapıklıktır…)
islâm dini, Allah’ın kitabı (Kur’ân-ı kerim) ve Resûlüllah (s.a.v.) hazretlerinin sünnetinden başka bir şey değildir.
(Sevap adına) raksetmek ve kendinden geçmeyi (coşmayı), ilk ihdas eden (dünya tarihinde ilk uyduran) kişi Sâmiri’nin arkadaşlarıdır. (Sâmirfnin yapmış olduğu buzağıya tapan Yahudîlerdir…)

Onlar, buzağı sesi gibi böğürmesi olan buzağı heykelinden bir ceset edindikleri zaman; ayağa kalktılar ve onun çevresinde raksetmeye başladılar. Ve kendilerinden geçtiler. İşte bu (raksetmek ve kendinden geçip coşmak) kâfirlerin dinidir. Buzağıya tapan müşrik Yahudilerin dinidir .( Hayâtü’l-Hayevânü’l-Kübrâ: c. 1, s. 458, Demirî )

Raks ve Ashâb?

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ve ashabı ise (hâşâ raksetmek, kendinden geçmek ve coşmak şöyle dursun), onlar, başlarında uçacak kuş varmışçasına vakar ve sükûnetle otururlardı. ( Hayâtü’l-Hayevânü’l-Kübrâ: c.1, s. 458, Demirî)

Raksedenlerin Yerleri?

Sultan ve sultanın naibine (idarecilerine) gereken vazife, (def çalarak rakseden, oynayan, coşan ve kendisinden geçenlerin) mescidlerde hazır olmalarına ve başka yerlerde toplanmalarına mâni olmaktır .
Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kişiye, onların meclisinde hazır olmak helâl değildir. Onların bâtıl işlerinde onlara yardım etmesi kesinlikle helâl değildir .

Bu gün inkıtâya uğrayan tarikatların câhil halkı kendisine çekmek ve cezb etmek için, def çalmak, kendi şeyhlerinin medhiyyelerini okumak, raksetmek, dönmek, coşmak ve benzeri islâm dışı, Kur’ân-ı kerim ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetiyle ilgisi olmayan sapık faaliyetler içinde oldukları bir vakıadır.
Ve işin kötüsü bu sahte şeyhler, “Çırağlık” adı altında halktan aynî ve nakdî yardımlar toplayarak bu İşlerini devam ettirmektedirler.

Halkın çoğu onlara zekat ve sadakalarını vermektedir.
Halkın bunlara yapmış olduğu yardım da haramdır.

Günümüzde inkıtâya uğrayan tarikatları takip ettiklerini söyleyen kişilerin tek sermâyeleri, def çalmak, medhiyye okumak, raksetmek, yılan tutmak, yalan-yanlış muska yazmaktır.

Bu tür İnsanların âkibeti de gerçekten çok kötüdür.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/244-248

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Muhammed Hâdimî Hazretleri – Büyük Evliya.

Posted by Site - Yönetici Şubat 5, 2018

Muhammed Hâdimî Hazretleri – Büyük Evliya.

Muhammed Hâdimî Hazretleri. Efendimizin (s.a.v.) yüce ruhâniyetiyle görüşüp. kendilerinden bilgi ve irfan almışlardır.

Imam-ı Birgivî Hazretleri’nin “Tarikat- Muhammediyye” isimli kitabına şerh yazarken, ihtiyaç duyduğu zaman “tayyı mekan” kerametiyle Medine-i Münevvereye gidip, Efendimizin yüce ruhâniyetinden yardım istemişlerdir.

Osmanlı Padişahlarından Birinci Mahmud, yıllarca Medine’de Harem muhafızlığı görevinde bulunan Hacı Beşir Ağa’ya; (bu zatın kabri. Istanbulda, Eyyûb Sultan (r.a.) hazretlerinin naziresinde ve hemen caminin giriş kapısındadır} Harem-i şerifte kaldığın zaman içerisinde fevkalâde bir hadise görüp görmediğini sorar. Harem-i Şerifin eski emniyet âmiri Beşir Ağa başından geçen bir hadiseyi Padişaha, şöyle anlatır.

“-Ravza-i Mutahharedeki, Cibril (Cebrail) kapısı bazı geceler seher vakti kendiliğinden açılır, fakat içeriye kimsenin girdiğini görmezdim. Bir defasında kararımı verdim, bu gece sahaba kadar uyanık kalacak ne pahasına olursa olsun gelenin kim olduğunu öğrenecektim. 0 gece kapı yine açıldı. Hemen kapıya koştum, içeriye bir zât girdi.

Heyecan ile;Kimsin? diye sordum.” 0 zât:
Konya’nın Hâdimî kazasından Muhammed Hadimî’yim,” diye cevap verdi. -“Ziyaret sebebin nedir?”
İmam-i Birgivî Hazretlerinin; “Tarikât-ı Muhammediyye’ isimli kitabına bir şerh yazıyorum. Şüphe ettiğim bazı yerleri Rasûlullah’ın bizzat kendisinden öğrenmeye geldim.”

Kendisini odama götürdüm. Sohbet ettik. Bir müddet yanımda kaldıktan sonra kibar bir şekilde izin istediler:
“Beşir Ağa! Müsâde ederseniz gidip biraz çalışayım?” Ben de;
Hay! Hay! Gidin çalışın, dedim ve Sabah namazından sonra yine odama teşrif ediniz, diye rica ettim.” 0:
Memleketimde imamlık vazifem var! Bana izin ver… ” dedi ve ayrılıp gitti. Birinci Mahmud heyecan ile sordu: –0 zâtı bir daha gördün mü?”
Evet Efendim! Bundan sonra da arada sırada gelirdi, kendisiyle çok görüştüm.” Padişah, yine hayretle sorar: -“0 zâtı görsen tanır mısın?” -“Tanırım.”

Padişah bu hadisenin doğruluğunu öğrenmek için, Muhammed Hadîmî hazretlerine benzeyen kişileri tesbit etti. Memleketin bir çok âlimleri ile beraber Muhammed Hadimi Hazretlerini de İstanbul’a davet etti. Hadimi Hazretlerine benzeyen kişiler toplandı.
Sonra Hacı Beşir’i çağırarak gelen topluluğu ona gösterdi.
Bunların içinde Hadîmî hangisidir?” diye sordu.
Hacı Beşir Ağa o kadar topluluk içinde Muhammed Hadimi Hazretlerini tanıyarak yanına gitti.
Hoşgeldiniz Hoca!” deyip Muhammed Hâdimî Hazretlerinin mübarek ellerini öptü.” Padişah ve orada bulunan bütün devlet erkânı da hâdisenin doğruluğuna inandılar. Hızır Aleyhisselâm” isimli eserime bakınız, Mütercim.

Bu konuda İmam Buhârî hazretlerinin. Askalânî hazretlerinin ve bir çok âlimin hikâyeleri vardır. Bu şekilde bir Çok evliya ve âlim Efendimiz {s.a.v.) hazretlerinin ruhâyetinden ilim ve irfan almışlardır….

“Dİvân-ı Sâlihîn” de, Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle manevî olarak görüşürler…
İslâm’ın edep, terbiye, hayatından yoksun, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetinden uzak ve şeriat dışı yaşayan ve işin ehli olamayan bazı zındıkların, bu işi sû-i istimal ederek; “istedikleri ân Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle görüştüğünü ve ona fetva danıştığını…” iddia etmelerine de kulak vermemek lazım.Bu konuda ileri ve geri konuşanlar çok… Mütercim

İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/50.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Erbein – Çile – Çilehane Nedir Nedemektir ?

Posted by Site - Yönetici Ocak 18, 2018

Erbein – Çile – Çilehane Nedir Nedemektir ?

Erbeîn” veya daha yaygın ismiyle “Çile” bir kişinin kırk gün, insanlardan uzak bir şekilde, bütün madde alemiyle alâkasını kesip, sadece Allâhü Teâlâ hazretlerinin rızâsı, Ailâhü Teâlâ hazretlerine ibâdet etmek niyetiyle tenhâ bir köşeye çekilmesidir.

İnsanların Allâhü Teâlâ hazretlerine yaklaşmak ve ibâdet İçin girdikleri makama “Çilehâne” veya “Halvethâne” denilirdi.

Gönül erleri bu halvethânelere girip orada Rabbine vasıl olmak ve Allah’ın rızâsını kazanmak için ibâdet ederlerdi.

Çile, Musa Aleyhisselâm’ın bu hadisesine ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin peygamberliğinden önce Hıra mağarasında uzlete çekilmesine dayanmaktadır….

Anadolu’nun bir çok yerlerinde çilehâne, halvethâne ve benzeri isimlerle anılan ibâdet mekânları vardır. Belki çevrenizde bu mübarek makamları görmüşünüzdür. Bizim köyde rahmetli dedelerimden kalma halvethâne var. Bizim köy yani Şanlıurfa ilinin Siverek ilçesinin Darağun köyü ki eskiden şehre üç saatlik uzaklıktaydı. Şu an köyde arası bir yol geçtiği için bu mesafe vasıta ile 10 dakikaya inmiştir…Köyümüz 20-30 hanelik küçük bir köydü. Köyün şehre uzaklığına rağmen rahmetli dedem Hacı Ali Efendi (r.h.) köyden uzak bir dağın içinde taştan bir halvethâne yapmıştı. Halvethânenin duvarları taş olduğu gibi tavan ve tabanı da taş idi. Ancak bir kişinin içinde namaz kılabileceği genişlikte olan bu halvethânede çile çekmek için Rabbine ibâdet ederlerdi. Rahmetli dedemin bir çok rençberleri, çoban ve çiftçileri vardı. Dünyevi işlerini onlar görürdü. Kendisi daha gençliğinde ibâdetine riya girmesin diye oraya köyden bile uzak bir mesafede olan halvethânesine gider… Bütün dünyadan uzaklaşarak Rabbinin rızâsını arardı… Kim bilir kendisinden önce de daha nice gönül erleri o halvethânede çile çekmişlerdi…

O halvethânede ihlas ile yapılan ibâdetlerin bereketiyle yıllar sonra rahmetli dedem doksan yaşlarında Râbıta-ı şerife ile müşerref oldu…

Köyüme her gidişimde o halvethâneye giderim. Manevî havasını teneffüs eder ve orada Allâhü Teâlâ hazretlerine İbâdet İçin çile çeken erenlerin zikir seslerini sanki duyar gibi olurum…
Çok duygulanırım…

Özellikle Kadirî, Rüfâî ve Şazelî gibi tarikatlarda çile’nin büyük bir yeri vardır. Bu inkıtaya uğrayan tarikatların sahte şeyhleri ve o şeyhlerin zavallı müritleri çile çekmek yerine “ÇİLLEK” (yani boğazına düşkün, yiyici takımı ve leziz, tatlı ve hoş yemekleri düşünen, tasavvufu dünyevî nazlarına alet eden, tarikatları para kazanma ocakları haline getiren kişiler) olmuşlardır. Mütercim.

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şu hadis-i şeriflerinde olduğu gibi;

-“Kim kırk gün, Allâhü Teâlâ hazretlerine hâlis (ve muhlis) olursa, hikmetin kaynaklan (membaı fişkırıp) onun kalbinden dilinin üzerine zahir olur.”Kenzu’l-Ummâl: 5271

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/171.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Dağların Fazileti

Posted by Site - Yönetici Ocak 16, 2018

Dağların Fazileti

Çünkü yeryüzü dağlar olmadan istikrar edemezler. Hak Teâlâ hazretleri, yeryüzünü dağlarla sabit kıldı. (Ve yerin dengesini dağlarla sağladı…)
Dağlan, kendi katında bir hikmetle yeryüzüne kazık yaptı.
Emâneti dağlara arzetti . (Emâneti dağlara arzetmesi)
dağların;
1- Tesbit (sabit olmak),
2- Temekkün (yerleşmiş olmak),
3- Tefrid (fert ve tek olması),
4- Yüce ve yüksek olmalarındandır…
İşte bütün bu hususiyetlerinden dolayı dağlar, mekânların üzerine faziletli kılındı.
Dağlar, kelâm (ilâhî kelâmın tecelli etmesine) şâhidlik etme şerefine nail oldular.
Cemâl’in tecellisine taalluk ettiler.
Emânetler kendisine arz edildi.
Muhammedî sadrın şerhi (açılması) dağda oldu.
Mûsâ Aleyhisselâm’ın münâcaatı dağda oldu.
işte bundan, makamlarda fazilet ve faziletli kılınmanın var olduğu ortaya çıktı…

Allâhü Teâlâ hazretleri şöyle buyurdu:
-‘Değil mi ki biz arz’ı bir döşek yaptık, Ve dağları birer kazık…” en-Nebe1:

Ruhanîlerin Cemaati

Hazret-i Şeyh Üftâde el-Bursevî (k.s.) efendi buyurdular:

Cemaatlerin en hayırlısı ruhaniler cemaatidir. Ruhanilerin, cemaati ise dağlar boş yerlerdedir. Ruhanîlerin bir yerde toplandıklarının alâmeti ise, o yerin yeşilliğinin ve güzel görünümünün hiç gitmemesi yaz ve kış mevsimlerinde kayıp olmamasıdır.

Şeyh Üftâde (k.s.) buyurdular:

-“Biz dahi, ruhanîlerin toplanmaları üzerine bu dağa ve bu mekâna geldik!”

Bursaya Uğrayanlar

Bu fakir (Şeyh Allâme İmam İsmail Hakkı Bursevî k.s. hazretleri) derim ki:

Şeyh Üftâde (k.s.) hazretleri bu dağ ve mekân sözleriyle Bursa şehrinde bulunan, kendi yüce ve mükemmel olan zaviyesinin yerini kasdetti. Zaviyesi burada dağın eteğinde olup (halk) tarafından bilinmektedir. Şeyh Üftâde (k.s.) hazretlerinin zaviyesini ziyaret ettim ve onun (k.s.) hazretlerinin şehrin kalesinin içinde olan kabrini ziyaret ettim.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/174.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

En Çok Zikreden Mahlûkat? Kadının Hamile Kalmaması için… İstenmeyen Kılların Çıkmaması İçin

Posted by Site - Yönetici Aralık 19, 2017

En Çok Zikreden Mahlûkat?
Kadının Hamile Kalmaması için…
İstenmeyen Kılların Çıkmaması İçin

Süryân-ı Servî (r.h.) buyurdular: Kurbağa için şöyle denilir:
-“Hiçbir şey kurbağadan daha çok Allâhü Teâlâ hazretlerini zikir etmiyor*”

Kurbağanın Zikri?

İmam Zemahşerî (r.h.) buyurdular:
-“Kurbağa, ötmesinde; “Subhân’allâh’il-Melikil-Kuddûs! AlIâhü Teâlâ hazretlerini teşbih ederim, 0 Meliktir (her şeyin hakiki sahibidir ve) 0 Kuddûs (bütün kusurlardan münezzehtir)… “der.

Kurbağanın Teşbihi

Rivayet olundu:
Davud Aleyhisselâm (bir keresinde);
-“Bu gece Allâhü Teâlâ hazretlerini öyle teşbih edeceğim ki; mahlûkatından hiçbiri onu öyle teşbih etmemiştir!” dedi.
0 anda, evinin sulağında bulunan bir kurbağa kendisine şöyle seslendi:
-“Ey Davud! Sen Allâhü Teâlâ hazretlerine karşı teşbihinle övünüyor musun? Muhakkak ki doksan yıldır , Allâhü Teâlâ hazretlerini teşbih ediyorum! Allâhü Teâlâ hazretlerini teşbih etmekten dilim kurudu. Allâhü Teâlâ hazretlerinin zikrinden şu iki kelimeyle meşgul olmaktan gerçekten on gecedir, ne bir yeşillik yedim ve nede bir yudum su içtim!” dedi.
Davud Aleyhisselâm sordu:
-“O iki kelime nedir?” Kurbağa;
-Ey her dil ile teşbih olunan ve her mekânda zikir olunan…” (kelimelerdir…)
Bunun üzerine Davud Aleyhisselâm kendi içinden;
-“Benim daha çok zikretme derecesine ulaşmam umulmaz!” dedi.

Kurbağa ve Nemrudun Ateşi

Enes (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular: -“Kurbağaları öldürmeyin!
Zira İbrahim aleyhisselâm’ın ateşine uğradı. (Ve hemen gidip) ağzıyla su taşıyarak getirdi (İbrahim Aleyhisselâmı yakmak için) yakılan ateşin üzerine döktü…”

Kurbağa ve Veba

İbni Sînâ buyurdu:
-“Bir senede (diğer senelerden farklı olarak eğer) kurbağa çoğalırsa, adetlere göre, o senenin ardında veba hastalığı ziyâde olacaktır…”

Kadının Hamile Kalmaması için…

Kurbağanın özelliklerinden biri de, şudur: Bir kadın, su kurbağasını tutar; ağzını açar ve kurbağanın ağzına üç kere tükürür ve sonra o kurbağayı geri suya bırakırsa; o kadın bir daha asla hamile kalmaz..

İstenmeyen Kılların Çıkmaması İçin

Kurbağanın kanı/ kılları yolunan (ve kıl çıkması*, istenmeyen) yerlere sürülürse bir daha orada kıl çıkmaz.

Ağrısız Diş Çekmek İçin

İcâmiyye kurbağasının iç yağı bir dişin üzerine konulursa; hiç ağrı hissedilmeden o diş çekilir.

Kurbağaların Seslerini Kesmek

Kazvînî (r.n.) buyurdular:
Ben Musul şehrindeydim. Bir arkadaşımız vardı. Bostan ve bahçesinin içinde bir meclis ve bereket yeri bina etti. (Orada ilim ve irfanın müzâkeresi için meclisler kurulurdu.) Fakat orada kurbağalar türedi. 0 mekanda iskân edenlere (ve oraya misafirliğe gelenlere) Ötmeleriyle kurbağalar, eziyet vermeye başladı. Bunu iptal etmekten (kurbağaların ötmelerinin önüne geçmekten) aciz kaldılar. (Neden sonra) bir adam geldi. 0 adam;
-“Ters çevirilmiş bir halde bir leğeni (testiyi) suyun üzerine koyun!” dedi. Öyle yaptılar. O andan itibaren kurbağa ötme seslerini hiç işitmediler…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/128-130.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Çekirge Yenilir mi?

Posted by Site - Yönetici Aralık 18, 2017

Çekirge Yenilir mi?

Müslümanlar, Çekirge’nin yenilmesinin mubah olduğunda icmâ ettiler. Dört (mezhebin imamları) buyurdular:
1 – Çekirgenin etinin yenilmesi helâl’dir.
2- İster burnu sürtünerek (kendiliğinden) ölse,
3- Veya kesilse,
4- Mecûsînin avlamasıyla öldürülse,
5- Müslamanın avlamasıyla öldürülse,
6- İster (avlama anında) ondan bir şey kesilsin;
7- Veya kesilmesin… (Bütün durumlarda çekirgenin yenilmesi helâldir…)
Umûmî olarak Çekirgenin etinin yenilmesinin helâl olduğuna dâir şu hadis-i şeriftir:
-“Bize İki meyte (ölü hayvan) ve iki kan helâl kılındı:
1- Ciğer,
2- Dalak,
3- Balık,
4- Çekirge…” ( Kenzu’l-Ummâl: 40972,)

Çekirgenin Bazı Havâssı

İnsan, kara çekirgesiyle buhurlandığı zaman, bevil zorluğu (küçük abdest çıkarmakta sıkıntı) çekenlere çok faydalıdır.

Karın Şişmesi ve Midenin Su Almasına Karşı

İbni Sînâ buyurdular:
On iki çekirge alınır, başlan ve tarafları (iki kanat ve kuyrukları) kesilip atılır ve onunla beraber az bir Mersin ağacının kurutulmuş (yaprağı) ile beraber içilirse, istiskâ (karın şişmesi, midenin su almasına) karşı çok faydalıdır…

Cüzzâm Hastalığına Karşı

Ama deniz çekirgesi ise, Sedef çeşidindendir. Batı ülkelerinde deniz sahillerinde çok olur. Onu çoğu kere, kızartarak veya haşlayarak yerler. Deniz çekirgesinin eti, Cüzzâm hastalığına şifâ ve faydalıdır…
.
Kaynak ; İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/120.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Ahmed Bin Hadraveyh ( r.h.) Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Aralık 17, 2017

Ahmed Bin Hadraveyh ( r.h.) Hazretleri Kimdir ?

Asıl adı: Ahmed bin Hadraveyh bin Muhammed bin Ebî Amr el-Belhî’dİr.
Künyesi Ebû Hâmid’dir. Doğum târihi bilinmemektedir…
İyi bir tahsil gördü. Fıkıhta fetva sahibi olduğu gibi; Tasavvuf ilminde de marifet, hikmet sahibi bir evliya idi…
Tarikatta kâmil, fütüvvette ve asalette meşhur, vilâyette sultan, riyazette şöhret sahibi, tasavvuf ehli arasında makbuldü.

Kerametler sahibi yüzlerce talebesi vardı.
Önceleri Hâtem-i Es’am’ın talebesiydi, Ebû Turâb en-Nahşebî ve Ebû Hafs el-Haddâd İle sohbet etmiş, İbrahim bin Edhem’i görmüştür.

Özellikle fütüvvet; cömertlik, ikram, herkese iyilik etmek hususundaki sözleriyle meşhur olan Ahmed bin Hadraveyh, Belh emîrinin kızı Fâtıma ile evlenmişti. Hanımı Fâtıma da tasavvufta örnek bir şahsiyetti.

Ahmed bin Hadraveyh hazretleri önce zahir, sonra bâtın, tasavvuf ilminde ve hâllerinde yetişip yükseldi. Asker kıyafetinde elbise giyerdi. Sadâkati ve doğruluğu en büyük lütfün elde edilmesinde tek çâre olarak gören Ahmed bin Hadraveyh;
-“Kim, butun hâllerinde Allahü teâlânın kendisiyle olmasını istiyorsa, doğruluğa sarılsın” derdi. Ona göre kulun başarıya ulaşmaması, basîretsizliğinin eseridir.
-“Yol açık, hak zahir, belli, davette bulunan bilinip işitilmiştir. Bütün bunlardan sonra şaşırmak, yalnız körlükten ileri gelmektedir.” derdi.

Belh emîrinin kızı olan hanımı Fâtıma, tövbe etmiş ve Ahmed bin Hadraveyh’e haber gönderip, babasından kendisini istemesini söylemişti. Ebû Hâmid Ahmed kabul etmeyince, ikinci defa adam gönderdi ve;
-‘Ben, seni Allah yolunu görmek isteyenlerin yolunu kesici değil, yol gösterici olmakta herkesten İleri sanıyordum.” dedi. Bunun üzerine Ahmed bin Hadraveyh, Fâtıma’yı babasından istedi. Babası da Ahmed bin Hadraveyhln bereketlerinden İstifâde için kızını ona verdi. Fâtıma dünyâ İşlerini terk etti ve Ahmed bin Hadraveyh’le huzur ve sükûn içinde yaşadı.

Bir gün evine hırsız girdi. Her tarafı aradı, fakat götürecek bir şey bulamadı. Eli boş döneceği zaman Ahmed bin Hadraveyh;
-“Ey genç! Şu kovayı al su doldur. Abdest al ve namaz kıl. Bu arada evime belki bir şey gelir, sana veririm. Böylece evimden boş dönmemiş olursun.” dedi. Genç onun emrettiği gibi hareket etti. Sabah olunca zengin birisi Ahmed bin Hadraveyh’e yüz elli altın getirdi. Ahmed bin Hadraveyh hazretleri bu parayı o gence vererek;
-“Al bu gece kıldığın namazlar sebebiyle sana mükafattır.” dedi. Genç onun bu merhamet ve iltifatı karşısında şaşırdı, hâli de değişti. Sonra;
-“Yolumu kaybetmiş, bozuk işlere dalmıştım. Bir gece hayırlı bir iş yapıp Allahü teâlâya İbâdet ettim. Rabbim de bana böyle ihsanda bulundu.” diyerek tövbe edip Ahmed bin Hadraveyh hazretlerine talebe oldu.

Ahmed bin Hadraveyh hazretleri buyurdular:
Uzun müddet nefsime muhalefetle onu kahretmiştim. Bir defasında bir cemâat cihâd için gazaya gidiyordu. Bende de gaza için büyük bir arzu uyanmıştı. Nefsim gazanın sevabı ile ilgili hadîs-i şerifleri bana hatırlatıyordu. Hayret edip, kendi kendime, gâlibâ nefsin bu istekli hâli bir hiledir! Çünkü nefs seve seve ibâdet ve tâatta bulunmaz! Herhalde devamlı oruç tuttuğum için nefsin takati kesildi de bu sebeple savaşa gitmemi ve orucumu açmamı istiyor dedim. Nefse dedim ki;
-“Ey nefs gaza için sefere çıkınca oruca devam edeceğim.” Nefs;
-“Olur kabul.” deyince şaşırdım ve herhalde ben nefsi geceleri namaz kılmaya mecbur tutuyorum da onun için gazaya çıkmamı ve böylece gece namazını bırakacağımı ve rahata kavuşmayı istiyor diye düşündüm. Nefse gazada da seni gece uyutmam dedim.
-“Bu da kabul!” dedi.
Bu cevabına da hayret edip, iyice düşündüm. Sonra herhalde nefs yalnızlıktan usandı da halkın arasına karışmak istiyor. Bu sebeple diye yorumladım ve nefse;
-“Konakladığımız her yerde insanların arasında oturmayacağım. Tenhâ bir kenara çekileceğim.” Deyince nefsim; “Onu da kabul ediyorum!” deyince artık onun maksadını anlamaktan âciz kaldım. Allahü teâlâya sığınıp;
-“Yâ Rabbî! Beni nefsin hilesinden haberdâr et ve onun aldatmasından koru, Sana sığındım.” Diye yalvarıp duâ ettim,
Bunun üzerine nefs, şöyle dedi;
-“Benim İsteklerime muhalefet etmekle beni günde yüz defa öldürüyorsun, bundan kimsenin haberi yok. Hiç olmazsa gazada bir kere ölürüm de bunu bütün cihan halkı duyar. Derler ki, aferin Ahmed Hadraveyh’e, onu, nefsini öldürdüler, şehîdlik derecesine erdi…” Nefsin bu cevabı üzerine;
-“Sübhanallah, bu nefs öyle yaratılmış ki, hayatında da ölümünde de münafık! Ne bu dünyâda ne de âhirette müslüman olmak istemiyor! Ben onu tâatte bulunmak istiyor sanmıştım. Ona zünnâr bağlandığının farkına varmamışım.” diyerek, daha çok muhalefet ettim.

Ahmed bin Hadraveyh hazretleri gençliğinde bir defa bir şeyhin dergâhına gitti. Üzerinde eski elbiseler vardı. Onu gören talebeler kabullenemeyip, hocalarına;
-“Bu gelen misafir dergâhın ehli değil.” dediler. O ise dergâhta bir müddet kaldı. Bir gün dergâhın kuyusundan su çekerken elindeki kovanın ipi kopup kova kuyuya düştü. Bu sebeple dergâhta vazifeli olan hizmetkâr ona sitem edip üzdü. Ahmed bin Hadraveyh hazretleri bu durum karşısında dergâhın şeyhine gidip;
-‘Kova kuyuya düştü, çıkması İçin bir Fâtihâ okur musunuz?” diye rica etti. Dergâhın şeyhi;
-“Bu nasıl bir istek.” diye duraklayınca;
-“Eğer siz okumazsanız izin verin ben okuyayım.” dedi. Şeyhle izin verdi. Kuyunun başında Fâtihâ sûresini okudu kova birdenbire kuyunun üzerine çıktı. Dergâhın şeyhi onun bu ihlâsını görerek sarığını çıkarıp önüne koydu ve derecesinin onun derecesi yanında çok az bir derece olduğunu ifâde için;
-“Ey genç!
Sen nasıl bir kimsesin ki benim harmanım senin danen yanında saman oldu” dedi. Ahmed bin Hadraveyh şeyhin bu sözü üzerine;
-“Talebelerinize söyleyiniz, misafire kem nazarla bakmasınlar. Zaten ben gidiyorum.” diyerek, ayrıldı.

Ahmed bin Hadraveyh hazretleri, 95 yaşlarında iken 854 (H.240) senesinde Belh’te vefat etti.

Daha geniş bilgi için Evliyalar Ansiklopedisine bakanız.

Kaynak ;Dipnot : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/157.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Dârü’l-İslâm ve Darü’l-Harp

Posted by Site - Yönetici Aralık 16, 2017

Dârü’l-İslâm ve Darü’l-Harp

Yeryüzüne Hakim olmak

Hadis-i şerifte şöyle varid oldu:
-“Muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretleri benim için yeryüzünü bir araya getirdi. Yeryüzünün doğu ve batısını gördüm. Ve muhakkak ki benim ümmetimin mülkü (ve saltanatı) yeryüzünden benim için bir araya katlanan ve dürülen yerler kadar olacaktır.” (Sahih-i Müslim: 7207,)
Buyuruyor:
Allâhü Teâlâ hazretleri, mirâc gecesi, bütün yeryüzünü topladı ve dürüp katladı (bana gösterdi) demektir.
Veya bu vaktin (miracın) dışında yeryüzünün bütün âfâkını, doğusunu ve batısını gördüm, demektir.
Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, bunu ümmetine, elbette Allâhü Teâlâ hazretlerinin bütün yeryüzünü bir gün adalet, doğruluk (ve İslâm ile) dolduracağını vaad etti. Nasıl ki bundan (İslâm dini gelmeden önce yeryüzü tamamen) haksızlık ve zulüm ile dolu olduğu gibi…

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek nazarları (görmeleri) nereye iliştiyse, orası “Darü’l-İslâm” oldu. (Dârü’l-İslâm, İslâm memleketi. İslâm ahkâmının (kânunlarının) tatbik edildiği yer. )
Neresi, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek nazarından mahcûb (örtülü olup gizlendiyse) orası da “Darü’l-Küfür” (yani Dârül-Harp” oldu.( Darü’l-Harb: İslâm ahkâmının (kânunlarının) tatbik edilmediği yer. )
Halin hakikatini en iyi bilen Allâhü Teâlâ hazretleridir…
Kerem ve yücelere nail olmak Allâhü Teâlâ hazretlerindendir.
Dönüş ve sonuç Allâhü Teâlâ hazretlerinedir…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/143-146.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: