Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar’ Category

Ateş ve Kur’ân-ı Kerim

Posted by Site - Yönetici Temmuz 2, 2016

Ateş ve Kur'ân-ı Kerim,kuran_7513 copy

Ateş ve Kur’ân-ı Kerim

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Eğer Kur’ân-ı kerim, bir derinin içinde olursa, ona ateş dokunmaz.

Kâdî Beydâvî (r.h.) buyurdular:
Yani eğer Kur’ân-ı kerimi tasvir eder (yazar) ve bir derinin içine koyar ve o deri de ateşe atılırsa; Kurân-ı kerimin bereketiyle ona ateş dokunmaz ve onu yakmaz!…”

Kurân-ı kerimi ezberleyen ve devamlı onu okumaya devam eden mümine ateş nasıldır acaba?

Kurân-ı Kerim Okuyana Verilen Sevap.

Hazret-i Ali (r.a.)’dan rivayet olundu:
Kim, namazın içinde kıyamda (ayakta) Kur’ân-ı kerimi okursa, o kişiye, (okuduğu Kur’ân-ı kerimin) her harfine yüz hasene vardır.
Ve kim de abdestsiz olduğu halde (mushafa dokunmadan veya ezbere Kur’ân-ı kerimi okursa, (o kişiye de okuduğu her harfe karşılık) on hasene vardır.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/260.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kur`anı Kerim, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kuran Ehlinin ölümü Ve Gafilin Ölümü

Posted by Site - Yönetici Temmuz 1, 2016

Abdulbasit abdussamed,Kur'ân-ı Kerimi Okumada Dikkat Edilecek Husus

Kuran Ehlinin ölümü Ve Gafilin Ölümü

Rivayet olundu:
Bazı hayırlı insanlardan rivayet olundu. Kur’ân-ı kerim ehlinden birinin vefatı hazırdı. (Ölüm hastalığındaydi.) Çevresindekiler ona;
La ilahe illallah” söyle dediler. 0 kişi:
Bismillâhİ’r-rahmâni’r-rahıym
Tâ, Hâ
Kur’ân’ı sana bedbaht olasın/meşakkat çekesin diye indirmedik Ancak saygısı olana tezkir/sohbet ve nasihat için, bir tenzîl olarak indirdik o yaradandan ki, hem yeryüzünü yarattı, hem o yüksek yüksek gökleri…
0 Rahman arş üzerine istiva buyurdu. Bütün semavâttakiler ve bütün arzdakiler ve bütün bunların aralarmdakiler ve bütün yerin dibindekiler hep onun…
Sen bu sözü ilan edeceksen de, o hem sırrı bilir, hem daha Allah… başka ilah yok, ancak o… Hep onundur o en güzel isimler/esmâ-i hüsnâ… Okumaya başladı. Bu âyet-i kerimeleri tekrar etti. Tâ ölünceye kadar hep bunları okuyordu. Bundan anlaşıldı ki, ölüm, bir şahsın yaşadığı şey üzerinedir. Yani kişi, yaşadığı şey üzerine vefat eder…

Gafilin Ölümü

Bir adamın mesleği, ot satmak idi. 0 kişi, Allâhü Teâlâ hazretlerinden gafil idi. Vefatı yaklaştığında ona da;
La ilahe illallah” söyle dediler. O kişi: “Bir tutamı bir fulusî” diye bağırmaya başladı.
İslâm üzere ölmek için; Allâhü Teâlâ hazretlerinden tevfîk isteriz.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/262.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kıyamet Alametleri

Posted by Site - Yönetici Haziran 30, 2016

Kıyamet Alametleri

Kıyamet Alametleri

Haddâdî (r.h.) tefsirinde buyurdu:
Efendimiz (s.a.v) hazretleri buyurdular:
Güneş battığı zaman, meleklerin uçma hızlarıyla yedinci kat semâ’ya yükseltilir. Ve Arş’ın altında hapsedilir. Oradan, doğudan mı yoksa batıdan mı doğacağı hakkında hep izin ister. Ay da böyledir… Bu durum, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kullarının tevbelerinin (kabulünün ve kabul edilmeyişinin mîkâtine) vakit kıldığı zamana kadar devam eder. (Zaman gelir) yeryüzünde günahlar ve ma’sıyetler çoğalır.

Ma’rûf (şeriat ve akla uygun olan iyilik ve güzellikler) gider. Hiçbir kimse artık iyiliği (marûfü) emretmez. (Emr ma’rûf kalkar…) Münker (şeriata zıt olan şeyler) yayılır. Hiçbir kimse insanları münkerden nehyetmez…
insanlar, bunu yaptıkları zaman, güneş Arşın altında hapsedilir. Bir gece miktarı geçtiğinde, secde eder ve Rabbinden izin ister;
Nereden doğacağını!” sorar.
Kendisine cevap verilmez.
Ta ki ay da kendisi gibi arşın altında hapsedilir. Beraber secde ederler. Ay da Rabbinden izin ister;
Nereden doğacağını?” sorar.
Kendisine cevap verilmez.
İkisi üç gece miktarı hapsedilirler. 0 gecenin uzunluğunun miktarını ancak teheccüd namazını kılanlar bilirler. Onlar o gün yeryüzünde insanlar tarafından küçümsenen çok az bir kalabalıktırlar.
Onlardan biri o gece uyur; daha önceki gecelerde uyuduğu gibi… Sonra geceleyin kalkar, teheccüd namazını kılar, vird, zikrr ve evradını okur. Sabah olmaz… (Bir türlü gece bitmez.)
Bunu kabul etmez. Çıkar ve göğe bakar ki hâlâ gecedir. Gece hâlâ yerindedir. Yıldızlar, deveran etmektedir. Bunu bir türlü tanımaz ve kendisinin zanlar içinde olup zannetmekte olduğunu sanır. Ve kendi kendisine derki:
Acaba okumayı hafif mi yaptım? Namazı mı kısalttım? Yoksa her zaman kalktığım saatten önce mi kalktım?” der. {Bir türlü karar veremez! Şaşkın bir halde) namazgahına geri döner, ikinci gecedeki namazı gibi namaz kılar. Sonra yine dışarıya çıkıp havaya bakar. Bir türlü sabahı görmez. Korkusu şiddetlenir. Korkuya kapılır. 0 gece, teheccüd namazı kılan bütün mü’minler, kendi memleketlerinin mescidlerinde toplanırlar. Ağlama ve tazarru ile Allâhü Teâlâ hazretlerine yalvarırlar.

Allâhü Teâlâ hazretleri, Cebrail Aleyhisselâm’ı güneş ve ay’a gönderir. Onlara der ki:
Allâhü Teâlâ hazretleri size batma yerinize dönmenizi emrediyor! Oradan (batıdan) doğun!” Artık sizin için yanımızda ne ziya ve ne de nur (yani ışık yansıtmak) yoktur.
Ay ve güneş bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretlerinin korkusundan titreyerek ağlarlar. Onların ağlama seslerini yedi kat göğün içinde olanlar ve Arşın ehli olanlar işitirler.
Sonra bütün mahlûkat ölüm ve kıyamet korkusundan ağlamaya başlar.
Bu arada teheccüd ehli olanlar ağlama, sızlama ve yalvarma içindedirler; gaflet ehli ise gafletlerindedirler. Bir de bakarlar ki ay ve güneş simsiyah (kapkaranlık) bir şekilde batıdan doğarlar. Güneşin ziyası yoktur; ayın da ışığı yoktur. Her ikisi küsüf (tutulma) sıfatlarında oldukları halleri üzerinedirler.

Ve Güneş Ve Ay Toplanır.

İkisi yükselirler…. Yük devesi misâli… Onlardan her biri arkadaşıyla münazaa eder; önüne geçme halinde… O zaman dünya ehli bağrışmaya başlar.
Ağlarlar…
Amma sâlih insanlar… Onların ağlamaları kendilerine fayda verir. Onlar için ibâdet olarak yazılır.
Amma fâsık insanlar ise, onların ağlamaları o vakit kendilerine hiçbir fayda vermez. Kendilerinin aleyhine hasret ve nedamet (büyük bir pişmanlık) olarak yazılır.

Güneş ve ay yerin göğün göbeğine yani yansına ulaştıkları zaman, Cebrail Aleyhisselâm gelir. İkisinin boynuzlarından tutar ve onları yine batıya götürür. “Tevbe kapısı’nda batarlar…
Hazret-i Ömer (r.a.) sordular:
Babam ve anam sana feda olsun! Ya resûlallah, tevbe kapısı nedir?”
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:
Ey Ömer! Allâhü Teâlâ hazretleri, mağribin arkasında tevbe için bir kapı yarattı. Altından iki kanadı vardır. İki kanadının arası bir binekli kişinin kırk (son hızla) varabileceği kadar uzundur. Bu kapı, Aliâhü Teâlâ hazretleri mahlûkatı yarattığı günden bu yana açıktır. Ta güneşin batıdan doğacağı gecenin sabahına kadar da açık olarak kalacaktır.

Ay ve güneş bu (tevbe kapısında) battıkları zaman, bu iki kapı kanadı üzerlerine kapanırlar. İkisinin arası birleşir. Ve sanki ikisinin arasında hiçbir uzaklık (ve mesafe) yokmuş gibi olurlar.
Tevbe kapısı kapandıktan sonra artık hiçbir kulun tevbesi kabul edilmez. Onun (daha önce tevbe etmeyen kişinin) hiçbir hasenesi (güzel ameli) kendisine menfaat vermez; ancak daha önce muhsin (iman, tevbe ve hasene ehli) ise o hariç… Zira bu kişi bu gün (tevbe kapısı kapanmadan) önceki halleri gibi mükâfatlandırılırlar. Yapmış oldukları iyiliklerden dolayı kendilerine sevap yazılır, işte bu (hadis-i şerifte beyân edilen tevbe kapısı) şu âyet-i kerime(nin manâsıjdır:
Onlar ancak şunu gözetiyorlar: Ki, kendilerine melekler geliversin veya rabbin geliversin veya rabbinin ba’zı alâmetleri geliversin… Rabbinin ba’zı alâmetleri geldiği gün, evvelce îmân etmemiş veya îmânında bir hayır kazanmamış bir nefse, o günkü îmânı hiçbir fayda vermez. De ki: “Gözetin, çünkü biz şüphesiz gözetiyoruz”

İman Özgürlük İster

Allâhü Teâlâ hazretleri, bu vakitte (güneşin batıdan doğması ve tevbe kapısının kapanmasından sonra) imanı kabul etmez. Zira bu iman hakikatte kişinin kendi serbest ihtiyarî (özgür iradesiyle) etmiş olduğu bir iman değildir. Bu ancak helak olmak korkusundan edilmiş olan bir imandır. Zira Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
O vakit hışmımızı gördüklerinde, “Allah’ın birliğine inandık ve O’na şirk koştuğumuz şeylere küfrettik?” dediler. Dediler amma hışmımızı gördükleri vakit ki imanları, kendilerine fayda verecek değildi.
Allah’ın, kullarında geçe-gelen sünneti… Ve işte hüsrana bu noktada düştü kâfirler!

Tevbe Kapısı

İman ve tevbenin kabul olunmaması, sadece güneşin batıdan doğuşunu müşahede edenlere mahsus değildir. Bu doğrudur…
Zahir olan güneşin batıdan doğmasından sonra doğan veya daha önce doğmuş olup; o an henüz mümeyyiz olmayanların imanlarının kabul olunacağıdır. Bunun imanı (ve durumu hakkında geniş malûmat) “Şerh-i Mesâbih”te vardır… Bunların imanını sahih kabul etti.

Cesedler Şahidlik Edecek

Hazret-i Aişe (r.a.) buyurdu: -“Kıyamet ilk alâmetleri çıktığında;
1- Kalem, atılır,
2- Hafaza melekleri habsedilir (kişiden alınır)
3- Cesedİer, ameller üzerine şahidlik ederler.

Deccâl – Mehdî

İmam Süyûtî (r.h.) hazretleri buyurdular:
Mehdî aleyhir-Ridvân, Deccâl’dan yedi sene önce zuhur eder. Deccâl ise güneşin batıdan doğmasından on sene önce huruç eder (çıkar…).

Mehdinin Zuhur Zamanı

Mehdî Aleyhir-Ridvân, bin iki yüz (Hicrî 1200) yılında kıyam eder.
Veya bin iki yüz dört (1204) yılında zuhur eder.
Doğrusunu Allâhü Teâlâ hazretleri bilir.
Mehdi aleyhir-Ridvân`in zuhurundan önce başka şartlar da vardır. Benî Asfer (sarı oğullarının) hurucu ve başka alâmetler gibi.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri;8/271-274

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Kıyamet Alametleri, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kur`ân-ı kerim Yedi Harf Üzerine İndirildi

Posted by Site - Yönetici Haziran 22, 2016

Kuran,quran,coran,Yedi Kıraat Hakkında Fetva,Yedi Kıraat Âlimi,Yedi Kıraat,Kur`ân-ı kerim Yedi Harf Üzerine İndirildi

Kur`ân-ı kerim Yedi Harf Üzerine İndirildi

Hadis-i şerifte buyuruldu:
Kur’ân-ı kerim, yedi harf üzerine indirildi.
Yani yedi lügat üzerine indirildi, demektir. O lügatler, Arabların fesahat ile meşhur olan lügatleri (lehçeleri)dir. (O yedi lügat:)
1- Kureyş lügati,
2-Hüzeyl,
3- Hevâzin,
4- Yemen,
5- Tayy,
6- Sakîf,
7- (Benîm Tamîm lügati)
Rahatlıkla okunsun ve kolay olsun ve her taife kendi lügatlerine uygun olarak okuyabilsinler diye Kur’ân-ı kerim yedi lehçe üzerine indirildi… Bunun şartı, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden Kur’ân-ı kerimin bu şekilde okunduğu işitilmiş olmasıdır…
Zira eğer tek bir lügat üzere Kur’ân-ı kerimi okumakla mükellef olmuş olsalardı; elbette bu durum kendilerine çok meşakkatli ve çok zor gelirdi. Zira insanın alışa geldiği şeyden kesilmesi çok zordur….

Yedi Kıraat

Kurân-ı kerim, yedi harf üzerine indirildi. Hadis-i şerifinden murad ya da yedi kıraat üzerine indirildi, demektir.
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden feyiz alınarak ve ümmetin zaptettiği (muhafaza ettiği) kıraatlerdir. Bu harflerin her biri, kendisini çok okuyan sahabelerden birine izafe edildi… Sonra o kıraatlerden her biri, onu tercih eden “Kurrâ-i seb’â” yedi kıraat aliminden birine izafe edildi.

Yedi Kıraat Âlimi

Yedi Kıraat âlimi (şu zatlardır:)
1- îmam Nâfıî
2- İbni Kesîr,
3- Ebû Amr,
4- İbni Âmir,
5- Âsim,
6- Hamza,
7- İmam Kisâî (r.h.) hazretleri

Yedi Kıraat Hakkında Fetva

Kıraatler için şöyle denilmektir:
Muhakkak ki yedi kıraati inkâr eden kâfirdir. Diğer kıraatleri (yedi kıraat’tan sonrasını) inkar eden ise günahkâr ve bid’atçidir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/258-259.

NOT : Kıraat başlı başına bir ilimdir. Yedi Kıraatin caiz olmasında üç şart aranır:

1-Resmi Osmanî’ye muvafık olması,

2- Arabi’ye muvafık olması,

3- Tevatür ile beraber sahih bir senedinin olması gerekir. Bu şartları taşıyan “Kıraat-i Seb’â”dır: Onlar şunlardır:

1 -İmam Nâfıî

2- İbni Kesîr,

3- Ebû Amr,

4-İbni Âmir,

5- Âsim,

6- Hamza,

7- İmam Kisâî (r.h.)

Kıraat-i Aşere ise bunlara şu üç kıraatin ilâve edilmesidir:

8- Ebû Cafer,

9- Yakûb,

10- Halef

Bunların kıraatleri de tevatür derecesindedir. Kıraat-i Erbaa Aşere (14 kıraat ise) bu Kıraat-i Aşereye şu kıraatlerin ilâve edilmesiyle olur:

11- Hasan Basrî,

12-İbniMahîs,

13-Yahya Yezidî,

14-Şenbûzî,

Bu dört kıraat şazdır. Namazda bunların okunması haramdır. Bu İmamların her birinin iki râvîleri vardır.

Bizim (Türkiyenin, Mısır, Suudî Arabistan ve hatta hemen hemen şu anda en makbul ve en meşhur kıraat imamı) İmam Âsim (r.h.) hazretlerdir.

İmam Asım (r.h.) hazretlerinin asıl ismi, Ebû Bekir Âsim bin Ebi’n-Nücûd’tür.

İki râvisi vardır.

1- Şu’be bin lyâş El-Esedî

2-İmam Hafs (r.h.)tır.

Bizim kıraât’ta râvimiz olan Hafs (r.h.)’ın ismi Ebû Ömer Hafs bin Süleyman bin Müğîre el-Bezzâz’dır. İmam Âsim (r.h.)’ın üvey oğluydu. İyi bir tahsil gördü. Hicri 180 yılında vefat etti.

Musannif İsmail Hakkı Bursevî (k.s.) hazretlerinin kısaca değindiği kıraat âlimleri hakkında bu muhtasar bilgiyi ilâve ederek; kıraat ilmi hakkında kısacıkta olsa erbabına malûmat olsun istedim. Daha geniş bilgi için, Allâme Şeyh Şihâbüddin Ahmed bin Muhammed bin Abdülganiy ed-Dimyâtînin “İTHAFÜ FÜDÂL-İ’L-BEŞER FÎ’L-KIRAATİ’L-ERBAATİ AŞER” isimli esere bakınız. Mütercim.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kur`anı Kerim, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Ana Baba Hakkı

Posted by Site - Yönetici Mayıs 4, 2016

Ana Baba Hakkı

Ana Baba Hakkı

Şirkten sonra, anne ve babaya âsî olmanın haramlığı zikredildi… Çünkü anne ve baba, kişinin varlığına sebep olan iki yakın sebeptirler. Allâhü Teâlâ hazretleri, kişiyi yoktan var eden olduğu gibi…
Anne ve babanın haklarını yerine getirmekten geri kalmak onlara karşı gelmektir. Bu ise şirkten sonra büyük günahların en büyüğüdür…

Hikaye (ana baba hakkı)

Bazı evliyalar (k.s. hazerâtı) buyurdular:
Ben İsrail oğullarının Tih (çölün)deydim. Bir de baktım ki, benimle beraber bir adam yürüyor. Ona şaştım kaldım.
Onun Hızır Aleyhisselâm olduğu bana ilham olundu. Ve ona; -“Hakkın hakkı için sen kimsin?” dedim. 0: -“Ben senin kardeşin Hızır’ım!” dedi. Ben; -“Hangi vesile (ve sebep) ile ben seni gördüm?” dedim. O: -“Senin annene olan iyiliğinden dolayı!” buyurdular.
Cennet ki, annelerin başıdır. Yani annelerin hatırını bilen girer. Annelerin ayaklarının altındadır [Camiu’s-Sağîr: 3642]
.
Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/230.

Posted in Ana - Baba Hakkı, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Rızık Kapılarının Açılması duası

Posted by Site - Yönetici Mayıs 3, 2016

Rızık Kapılarının Açılması duası,mezhepler abc

Rızık Kapılarının Açılması duası

Hazret-i Şeyh Üftâde Efendi (k.s.) hazretleri, Aziz Mahmûd Hüdâyî hazretleri’ne hitaben buyurdular:
Sen ehl-i beytinin (ailenin) şiddetli bir şekilde acıktığını ve onların helake doğru gittiğini gördüğünde; sana Allâhü Teâlâ hazretlerine tevekkül etmeni ve işini ona teslîm etmeni tavsiye ederim.
Ve sana kalbinin bütün samimiyetiyle; dilinle değil (candan ve gönülden şöyle dua etmeni tavsiye ederim:)

Allâhım!
Ben senin zelil bir kulunum; onlar misâli! Onlar da senin kullarındır!
Benim işim ve onların işi sanadır, (sana havale ettim) Ben seninle senin kullarının arasına girmiyorum!”(Diye dua edildiği zaman), çok kısa bir zamanda, kolaylıkla maksat hâsıl olur. Rabbü’l-âlemin bütün hacet ve ihtiyaçlarını karşılar. (Manevi ilerlemen istediğin gibi hasıl olur.) Buyurdu:

Talibin (seyr u sülük talebesinin) tevekkülü şu şekil üzere olmalıdır ki, evlâdı açlıktan vefat edecek olsa; onlara (kendisini onlar için helake götüren) bir merhamete kapılmaz. Ve şöyle der:
Bu Rabbimdir! Bu da onun kulu!… Ben bütün işlerimi Allâhü Teâlâ hazretlerine ısmarlayıp havale ettim. Allâhü Teâlâ hazretleri, kullarının hallerini hakkıyla görüyor!”
.
Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/187-188

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İctihad Nedir ?

Posted by Site - Yönetici Nisan 24, 2016

1,İctihad Nedir copy

İctihad Nedir ?

İctihad: İnsan gücünün yettiği kadar zahmet çekerek, çalışma. Kur’ân-i kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş olan işlerin hükümlerini açıkça bildirilenlere benzeterek meydana çıkarmadır.

İctihad’ın dayanağı çok meşhur olan şu hadis-i şeriftir.
Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, hazret-i Muâz bin Cebel’i, Yemen’e hâkim olarak gönderirken;
Orada nasıl hüküm edeceksin?” buyurunca; o da;
Allahü Teâlâ’nın kitabı ile” dedi. ”
Allah’ın kitabında bulamazsan?” buyurdu.
Allah’ın Resulünün sünneti ile” dedi.
Resûlullah’ın sünnetinde de bulamazsan?” buyurunca;
İctihâd ederek, anladığımla” dedi. Resûlullah efendimiz, mübarek elini Muâz’m göğsüne koyup;
Elhamdülillah! Allahü Tcâlâ, Resulünün resulünü, Resûlullah’ın rızâsına uygun eyledi” buyurdu.”

İsabet etmiyen, yâni doğruyu bulamamış olan müctehide (Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şeriflerden hüküm çıkaran kimseye) bir sevâb, doğruyu bulana iki veya on sevâb vardır. İki sevâbdan birincisi, ictihâd etmek sevabıdır. İkincisi, doğruyu bulmak sevabıdır.

Kaynak : Dipnot : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri,:8/250-251.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Halîmî Çelebi ( r.h.) Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Nisan 3, 2016

Halîmî Çelebi ( r.h.) Hazretleri Kimdir

Halîmî Çelebi ( r.h.) Hazretleri Kimdir ?

Bâyezîd-i Velî ve Yavuz Sultan Selîm devri Osmanlı âlimlerinden ve velî.
İsmi, Abdülhalîm bin Ali’dir.
Kastamonulu olup, doğum târihi bilinmemektedir.
Zamanın âlimlerinden ayrıca Molla Alâeddîn-i Arabi’nin hizmetlerinde bulunup, naklî ve manevî ilimleri ondan tahsil etti.

Molla Alâeddîn-i Arabî vefat ettikten sonra, Arab diyarına gidip, orada çeşitli ilimleri öğrendikten sonra, hac ibâdetini yerine getirip İran’a gitti. O beldenin âlimieriyle de ilmî sohbetlerde bulundu. Sûfîyyenin ileri gelenlerinden Şeyh Mahdûmî’nin hizmet ve sohbetinde bulunup, ondan feyz aldı. Daha sonra asıl memleketi olan Kastamonu’ya döndü.

Yavuz Sultan Selîm Han pâdişâh olmadan önce, Trabzon’da vali iken Halîmî Çelebi’yi kendine hoca edinip, talebe oldu ve ondan feyz aldı. Gece-gündüz onun huzurundan ayrılmazdı ve devamlı sohbetinde bulunurdu. Abdülhalîm Efendiye pek çok iltifat ve ihsanlarda bulundu. Allahü teâlânın inayet ve ihsâniyle Osmanlı tahtına geçip pâdişâh olunca, onu yine yanından ayırmadı. Devamlı birlikte olmak İster ve kendisiyle ilmî sohbetlerde bulunurdu.

Halîmî Çelebi, Yavuz Sultan Selîm Han ile birlikte Mısır Seferine katıldı.

Nakledilir ki: Yavuz Sultan Selîm Han zamanında. Molla Şemseddîn diye bir saray hocası vardı. Teheccüd namazını kılan, iyi huylu bir zâttı. Yazması çok süratliydi ki, on günde bir mushaf-ı şerifi yazıp bitirirdi.

Yavuz Sultan Selîm Han, Mısır feth olununca, hocası, Halîmî Efendiye buyurdu ki:
Şemseddîn bize Tarih-i Vassâf yazsın.” Halîmî Çelebi, pâdişâhın emrini Şemseddîn Efendiye bildirdikten sonra. Şemseddîn Efendi yirmi beş gün mühlet alıp, Halîmî Çelebi’nin evinde yazmaya başladı. Ancak Halîmî Çelebi’yi ziyarete gelenlerden bâzıları
Molla Şemseddîn’le tanış olduklarından onun hücresine de uğrarlar ve çalışmasına mâni olurlardı. Bunun için odasının kapısını kilitleyip ve üstten kapının sürgüsünü çekip hızla yazmayı sürdürdüğü sırada aniden yanında bir kimseyi oturur haide gördü. Korkup heyecanlandı. Bunun üzerine o kimse yaklaşıp, dizine yapıştı ve; Korkma, biz de senin gibi insanız. Seni ziyaret için geldik.” dedi. Molla Şemseddîn, kapıların kilitli ve pencerelerin demirli olduğunu görüp, bu kimsenin ricâl-i gaipten olduğunu anladı.
Yazmayı bırakıp, sohbete başladılar. İlk Önce şöyle sordu: Arap diyarının tamâmı fethedilip Osmanlı topraklarına katılacak mı? Yoksa dönüşten sonra tekrar başka milletlerin eline mi geçecek?” O zât dedi ki: Yavuz Suitan Selîm Hân bu vazife ile vazifelendirildi. Mübarek beldelerin, Mekke ve Medine’nin hizmeti ona ve nesline verildi. Şimdi islâm pâdişâhları arasında makbul olan Âl-i Osman’dır. Selîm Hân dahî evliyanın dışında değildir.” dedi.
Molla Şemseddîn dedi Sultan Selîm’in saltanat süresi uzun sürer mi?” O kimse; Üç yıl vakti vardır.” dedi. Molla Şemseddîn tekrar sordu: Konağında oturduğum Halîmî Efendinin sonu nicedir? Yâni ne zaman vefat eder?” O zât dedi ki: Şam’ı öteye geçemez, orada kalır. Şemseddîn Efendi dedi ki: Ya benim ölümüm ne zaman olur?” O zât; “Kişiye kendi ölüm zamanını bilmek âdetullaha ters düşer. Hiçbir nefs nerede öleceğini bilemez.” dedi. Şemseddîn Efendi; Ricâl-ül-Gayb, Allahü teâlânın bildirmesiyle bilebilirler. Lutf edip de beni uyarınız.” dedi. Bunun üzerine; Allahü teâlâ bilir, ama sen dahi Halîmî Çelebi ile aynı günde vefat edip, sizinle birlikte bir cenaze daha zuhur eder. Yavuz Sultan Selîm Hân, üçünüzün de cenaze namazında hazır bulunur.” dedi. Koynundan bir arâkiyye (tiftikten ince başlık) çıkarıp, Şemseddîn Efendiye;
Bu, Selîm Hana hediyemizdir. Ona iletin.” buyurdu. Bir daha çıkarıp: Bunu da Halîmî Çelebi’ye veresin” dedi. Bunun üzerine Şemseddîn Efendi; Bana bir hâtıranız olmaz mı.” dedi.
Sana bir şey hazırlamadım. Eğer kötü demezsen, basımdaki arâkiyyeyi vereyim.” dedi. Şemseddîn Efendinin istek göstermesi üzerine başındaki arâkiyyeyi ona verip; “Kitabını yaz bakayım, nice hızlı yazarsın göreyim.” dedi. Şemseddîn Efendi yazmaya başladı. Gaybden gelen o zât hemen gözden kayboldu. Bu durumları Hasan Çan’a anlatıp, arâkiyyeyi Selîm Hana ulaştırması için verdi. Hasan Can da arâkiyyeyi vermek üzere Selîm Hanın huzuruna vardı. Olanları anlatıp, arâkiyyeyi Selîm Hana verdi. Selîm Han arâkiyyeyi alıp, kokladı ve yüzüne saygı İle sürdü. Pâdişâh Mısır’dan Şam’a doğru yola çıkınca, Halîmî Efendi hastalandı. Hekimlerin ilaçları fayda etmedi. Yavuz Sultan Selîm Han onu zaman zaman ziyaret edip kalbini hoş tutmaya çalıştı. Üçüncü günde, Halîmî Çelebi vefat etti. Aynı gün. Molla Şemseddîn ve Pâdişâhın sarayından bir hoca da vefat etti. Üçünün de cenaze namazı aynı yerde kılınıp, Yavuz Sultan Selîm Han hazır bulundu.

Yavuz Sultan Selîm Hân Anadolu topraklarına ayak basınca, sık sık hocasını hatırlar: Mevlanâ Abdülhalîm ile sefere çıktık, şimdi ise, sâdece onun hâtıralarıyla dönüyoruz.” diyerek, saygı ve sevgisini dile getirdi.

Molla Abdülhalîm Efendi; ilim ve irfanı yüksek, ilmiyle âmil, fazîlet sahibi bir zâttı. Dînî ve dünyevî fazîletlerde yüksek derece sahibi, cömert, vefakâr, kerem ehli ve halım yumuşak huyluydu. Az konuşur, çok dinlerdi. Kusur aramaz, iyiyi ve doğruyu görmeye çalışırdı. Kimseyi arkasından çekiştirmez, herkesi bir takım meziyetleriyle değerlendirirdi. Fakîr ve kimsesizlere çok yardım ederdi. Bu sebeple, onun adı her tarafta duyulmuştu.

1516 (H.922) senesinde. Yavuz Sultan Selîm Han ile birlikte gittiği Mısır Seferi dönüşünde, Şam’da vefat etti.
Orada, Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin türbesine defnedildi.

Kaynak: Türkiye Gazetesi.Evliyalar Ansiklopedisi,
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Çiğ Köfte Halalmı ?

Posted by Site - Yönetici Mart 31, 2016

Çiğ köfte Halalmı

Çiğ Köfte Halalmı ?

Et’e karışan (ve etin içinde) olan kan ise, eti ondan kurtarmak özür ve çok zor olduğu için, (bu kan) af olunup, mubahtır. Zira bu kan da (ciğer ve dalak kanı gibidir) akmamaktadir

Etin içinde olup akmayan kandan eti arındırmak mümkün olmadığı ve özürlü olduğundan dolayı, “Çiğ köfte“nin içine etin konulması mubahtır…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/203-204.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İnsanın îlk Yaratılan Parçası Hangisidir ?

Posted by Site - Yönetici Mart 30, 2016

İnsanın îlk Yaratılan Parçası Hangisidir ,kuyruk sokumu kemiği

İnsanın îlk Yaratılan Parçası Hangisidir ?

Denildi ki, kuyruk sokumu (insandan) ilk yaratılan ve en son çürüyendir…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/211-212

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 2 Comments »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 658 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: