Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘H.z Muhammed ( s.a.v )’ Category

Allah’ın ilk önce yarattığı şey nedir?

Posted by Site - Yönetici Şubat 14, 2016

Allah'ın ilk önce yarattığı şey nedir

Allah’ın ilk önce yarattığı şey nedir?

Tüm mevcudatı kudret eliyle yaratan Yüce Allah acaba ilk önce hangi şeyi yaratmıştı?

Cenâb-ı Hak, insanlığın babası Hz. Âdem’i yaratmıştı. Başını kaldırıp bakan Âdem (a.s. ), Arş-ı A’lâda muazzam bir nur ile bir isim yazılı gördü: “Ahmed.
Merak edip sordu:
Ya Rabbi, bu nur nedir?” Allah Teâla buyurdu:
Bu senin zürriyetinden bir peygamberin nûrudur ki, onun ismi göklerde Ahmed ve yerlerde Muhammed’dir. Eğer, o olmasaydı, seni yaratmazdım!” (Kastalanî, Mevahibü’l-Ledünniye: 1/6)

İmanımızla kabul ettiğimiz bu muazzam gerçeği, milyarlar sene sonra gelen o nûrun sahibi de bütün açıklığıyla ifade buyurmuşlardır:
Bir gün ashabdan Abdullah bin Câbir (r.a.),
Yâ Resûlallah, bana, Allah’ın her şeyden evvel yarattığı şey nedir, söyler misin?” dedi. Şu cevabı verdiler:
Her şeyden evvel senin Peygamberinin nûrunu, kendi nurundan yarattı. Nur, Allah’ın kudreti ile dilediği gibi gezerdi. O zaman ne Levh-i Mahfuz ne kalem ne Cennet ne Cehennem, ne melek ne semâ ne arz, ne güneş, ne ay, ne insan ve ne de cin vardı.“(Kastalanî, Mevahibü’l-Ledünniye:1/7)

Semâyı bütün haşmetiyle aydınlatan nûr, sonra ilk olarak Hz. Âdem’in alnında parladı. Sonra peygamberlerden peygambere geçerek İbrâhim’e (a.s.) kadar geldi. Ondan da oğlu Hz. İsmâil’e intikal etti.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

AKLIMIZDA BULUNSUN

Posted by Site - Yönetici Ocak 10, 2016

mtp10y copy

AKLIMIZDA BULUNSUN

– Efendimizin (s.a.v)`in halaları altı tanedir;
İsimleri;
1-Beyzâ,
2-Berra,
3-Atike,
4-Safiyye,
5-Erva,
6-Ümeyme’dir.

Bunlardan Atike, Safiyye, Erva(RADIYALLAHÜ ANHA) iman etmiştir.
– Hz. Peygamber (a.s.m)’in Ferîda ve Fahita adında iki teyzesi vardır.
İkisi de onun peygamberliğinden önce vefat etmiştir….

Hz. Peygamber (s.a.v)’in babaannesinin ismi Fatıma’dır; anneannesinin adı Berre’dir.

ANNE TARAFINDAN DEDESİ VEHB VEYA VEHEP DİR….

KAYNAK……Ümmehatu’n-Nebi İSİMLİ ESERDEN

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Peygamberimizin Şeceresi

Posted by Site - Yönetici Ekim 19, 2015

Muhammed mustafa,Peygamberimizin Şeceresi,Emanete hiyanet,emanet islam dini,dinimizislam,

Peygamberimizin Şeceresi

Rivayet olundu:
Hazret-i Havva (annemiz), Şît Aleyhisselâm’ı doğurduğunda “Nûr-i Muhammedi” Şit Aleyhisselâm’ın alnına intikal etti.
Şît Aleyhisselâm, büyüdü, baliğ olup erkeklerin (evlilik çağına) erince, Âdem Aleyhisselâm, kendisinden, “sırrı” (Nûr-i Muhammedi’yi) ancak ve ancak, temiz ve namuslu kadınlara emânet etmesini ve onlardan temiz erkeklere ulaşması için, ahitler ve misâklar aldı…
Bu nûr daha sonra, Yâneş’e intikal etti. Ona “Enûş”ta denilir. Sonra da:
Kaynân, Mehlâil, Yârid’e, Hanûh’a… Semûd veznindedir. Bu zat İdrîs Aleyhisselâm’dır. Ahnûh da denilir.
Mettûfelâh’a, Lemk’e
Nuh Aleyhisselâm’a,
Sâm Ebû Arab’a,
Erfahşez, Salâh,
Âbir’e, Nasır vezindedir, Kendisine, Cafer vezninde; Ayber de denilir, sonra;
Fâlih’e… Fâliğ’de denilir.
Arğû’ya… Râğû’da denilir, sonra;
Şârûh’a,
Nâhûd’a, sonra.
Târah’a, bu zat “Âzer”dir. Sonra,
tbrâhim Aleyhisselâm’a, sonra,
İsmail Aleyhisselâm’a, başka bir lügatte, nun (o) ile İsmeîn” de denilir. İmam Nebevi bu şekilde hikâye ettikleri üzere.Sonra,
Kandâr’a,
Hamel’e,
Nebfe,
Selâmân’a,
Yeşcub’e “Yensûru” vezninde okunur. Sonra,
Ya’rub’a, -, “Yensûru” vezninde okunur.
Ed-Dürrü’I-Mensûr: c. 4, s. 230, Kenzu’l-Ummal: 22010,
Hümeysa’a,
Elyesa” Aleyhisselâm’a, sonra,
Üded’e Üdd’e.
Buraya kadar, nesep âlimleri, (Efendimiz s.a.v. hazretlerinin) ecdadının mübarek isimlerinde ihtilaf ettiler. Ama bundan sonra isimlerde asla ihtilaf etmediler. İttifak halindedirler. (Nûru Muhammedi bundan) sonra;
Adnan’a,
Maâ’d te,
Nizâr’a,
Mudar’a,
Elyâsa,,, Bu mübarek isim, ibtidâ ve vasıl hâlinde fetha iledir. Denildi ki, Hemzanin kesresiyledir, (yani Ilyâs olarak okunur,,.) Rica (ümit etmenin) zıddıdir. (Nûr-i Muhammedi daha sonra),
Müdrik,
Huzeyme,
Kinâne,
Nadr,
Mâlik,
Fihr,
Gâlib,
Lüeyy ve
Kâab’e…. Ömer (r.a.) hazretleriyle Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek nesepleri Kâab’de birleşir.
Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) hazretleriyle Efendimiz (s,.v.) hazretlerinin nesepleri de Mürre’de birleşir… (Nûr-i Muhammedi daha sonra),
Mürre’ye,
Kilâb’a,
Kusayy’e,
Abdimenafa,
Hâşim’e,
Abdulmuttalib’e sonra da,
Abdullah’a, intikal etti… Korunan sırrın ve gizlenen inci Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerinin babası…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k. S.) Ruhu’l –Beyan Tefsiri: 7/543-544.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

O Bizim Efendimizdir.

Posted by Site - Yönetici Şubat 15, 2015

ilahi,kaside,kuran,hafiz,muhammed,muhammad,mohammad,prophet,islam,religion,muslim,al madinah,mecca,mekke,medinei munevvere,ravza,ravda,Essubhu beda

O Bizim Efendimizdir.

Essubhu beda min tal’atihi.
Sabah nûrunu O’nun (Aleyhisselâm) çehresinden aldı.
**********************
Velleylü deca min vefratihi.
Gece ise karanlığını O’nun siyah saçlarından aldı.
***********************
Fakar Rusûlâ fazlan ve âlâ.
O fazilet ve ulviyeti ile bütün Resûllerden üstün oldu.
*********************
Ehdes sublâ li delâ le tihi.
Hidâyete erenler yolunu O’nun delâleti ile buldu.
*********************
Kenzül kerami mevlenniami.
Cömertlik hazinesi O hazineden ihsân edendi.
********************
Hâdil ümemi li şeriâtihi.
Toplumları dinine ve hidâyetine erdirdi.
*********************
Ez kennesebi a’lel-hasebi.
Soyu çok temiz, şerefi pek yücedir.
*********************
Küllü’l-arabi fi-hizmetihi.
Bütün Araplar O’nun hizmetindedir.
**********************
Sâate şeceru natakal haceru.
Ağaçlar huzurunda koştu, taşlar dile gelip konuştu.
***********************
Şakkal kameru bi işaretihi.
O’nun işareti ile ay ikiye yarıldı.
**********************
Cibrili etâ leylete Esrâ.
İsrâ gecesi Cebrâil (Aleyhisselâm) O’na geldi.
**********************
Ver-Rabbü de’â li-hazretihi.
Ve Rabbî O’nu (Aleyhisselâm) huzuruna dâvet etti.
************************
Nâdeş-şerefâ vallâhu afâ.
O büyük rütbelere nâil oldu.
**********************
Amma selafâ min ümmetihi.
Allâh (Azze ve Celle) O’nun ümmetini affetti.
*************************
Fe Muhammeduna Hü ve Seyyidinâ.
Bizim Muhammed’imiz (Aleyhisselâm) ki;
O bizim Efendimizdir.
********************
Fel izzülenâ bi icabetihi.
O’nu kabul ettiğimiz için şeref bize aittir
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlahi Ve Kasideler | 1 Comment »

Peygamberimiz H.z. Muhammed ( s.a.v. )’in Vefatı

Posted by Site - Yönetici Aralık 23, 2014

Peygamberimiz H.z. Muhammed ( s.a.v. )'in Kabri,Peygamberimiz H.z. Muhammed ( s.a.v. )'in Vefatı

H.z. Muhammed ( s.a.v. )’in Vefatı

Resulullah Efendimiz, her şeyiyle, güzel bir örnektir. Hareket ve davranışlarıyla, işleriyle, hayatı ile, kısacası O’nun her hali düşünenler için bir ibret levhası, basiret sahipleri için bir örnektir. Çünkü, Allah katında Resulullah Efendimizden daha keremlisi yoktur. O, Allah ‘ın Resulü ve nebisi, sevgilisi ve dostudur. Bütün bunlara rağmen, ölüm vakti geldiği zaman, O’na bile bir nefeslik müsaade verilmedi. Ölüm vaktinde, iyilerin ruhunu almaya memur olan meleklerin gönderilmesine, temiz olan
cesedinden O’nu alıp Allah ‘ın rahmetine, Allah’ın rızasına, Allah’ın civarında güzel mevkilere oturtmak için gösterilen gayretlere rağmen, yinede can çekişmesi zor oldu .

Resulullah Efendimizin ölüm anındaki iniltisi, iç sıkıntısı birbirini takip etti.
İnlemesi yükselip rengi değişti. Alnı terledi. Nefes alıp vermeleri sıklaştı.
O’nun çektiği bu acı ve ıztıraplara, huzurundakiler bile dayanamayıp ağladılar.

Resulullah Efendimizin peygamberlik rütbesi bile, O’nu bu durumdan kurtaramamıştır. Herkes için mukadder olan ölüm, Resulullah Efendimize de ulaşmıştı. Gerçi ölmek ve kalmak konusunda seçim kendisine bırakılmıştı. Ama ölümün ümmeti için daha faydalı olacağına inanan sevgili Peygamberimiz, ölümü kendisi için tercih etmişti.

Resulullah Efendimiz ki, Allah katında Mahmud makamının ve herkesin uğrayacağı havuz’un sahibidir. Kıyamet günü ilk olarak dirilip topraktan kalkacak olan O’dur. Kıyamet günü şefaat sahibi de O’dur. Fakat yine de Azrail’den bir müsamaha görmemiştir. Bütün bunlar böyle iken, bizler hala gaflet uykusunda uyuyup, sevgili Peygamber Efendimizin yaşamından ders almayıp, karşılaşacağımız o büyük tehlikelere karşın hala sağlam bir şekilde inanmazcasına davranmamız gerçekten şaşılacak şeydir.

Tüm kainatın seçilmişi, peygamberler de dahil tüm mahlukatın efendisi olan sevgili Peygamber Efendimizden bile ibret almaya bizler neyimize güveniyoruz? Dünyanın bizlerin, hayatımızın ebedi olacağını mı, yoksa bütün kusur ve günahlarımıza rağmen Allah katında daha keremli olduğumuzu mu sanıyoruz?
Nafile… Gerçek olan şu ki, hepimizin cehenneme uğrayacağı, ancak kesin imanlı olanların oradan kurtulacağıdır. Cehenneme gireceğimizi kesin olarak bilen bizler, çıkacağımızı kesin olarak bilmiyoruz. Çünkü gerçek Allah dostları değiliz.
Hz. Allah buyuruyor ki:
“Sizden cehenneme uğramıyacak yoktur. Bu, Rabbinizin yapmayı üzerine aldığı kesin bir hükümdür. Sonra Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtarır, zâlimleri de orada dizüstü çökmüş olarak bırakırız.” (Meryem sures i, ayet : 71, 72)

Kişi kendi haline bakıp muttakileremi, yoksa zâlimleremi daha yakın olduğunu araştırsın ve Allah dostlarının bu kadar muvaffak oldukları halde nasıl korku üzerinde olduklarını düşünüp kendi haline baksın. Akıbet inden emin olan, peygamberlerin efendisine baksın. Resulullah Efendimiz, peygamberlerin efendisi ve muttakilerin öncüsü olduğu halde dünyadan ayrılırken çektiği ıztırap ve acıları gözönünde bulundurup, cennete giderken karşılaştığı zorluklara baksın .

İbni Mes ‘ud (R.A.) diyor ki:
– Resul-i Ekrem’in ölüm anının yaklaştığı sırada, yatmakta olduğu validemiz Hz. Ayşe’nin evine ziyaretine gittik. Resulullah Efendimiz bize baktı, gözleri yaşardı. Bize “Hoş geldiniz, Allah sizi mübarek etsin. Allah sizi korusun ve yardımcınız olsun. Size takvayı ve Allah’tan daima korkmanızı tavsiye ederim. Ve sizi Allah’a emanet ederim. Ben, sizi Allah’tan açıkça korkuturum. Dünyada yaşadığınız müddetçe Allah’a kulları arasında karşı gelmeyin. Ölüm yaklaştı Cennet-i Me’va’ya, Sidre-i Münteha’ya ve Cenab-ı Allah’a yönelme vakti geldi. Size ve benden sonra dinimize girenlere Allah ‘ın selamını ve rahmetini benden okuyun.” diye buyurdu.
Hz. Aiş e diyor ki:
– Resulullah Efendimiz, yedi kuyudan alacağımız bir kırba su ile kendisini yıkamamızı emretti. Bizde değini yapınca biraz rahatladı. Kalktı, mescide gitti. Cemaatle birlikte namaz kıldıktan sonra Uhud şehitleri için dua ve istiğfarda bulundu. Ensar’a şu tavsiyede bulundu:
“Ey muhacirler, sizler bundan sonrada çoğalacaksınız. Fakat Ensar, bugünkü durumlarından fazla çoğalamazlar. Ensar benim has vekillerim ve sırdaşlarımdır. Ben, onlara iltica ettim. Onların ihsan sahibi olanlarına ikramda bulunun. Kusurlarını da bağışlayınız. Sonra bir kul var ki, dünya ve Allah katında olanlar arasında serbest bırakıldı. O da Allah katında olanı tercih etti.”
Resulullah Efendimizin bu son sözü ile kendisini kasdettiğini anlayan Hz. Ebu Bekir, ağlamaya başladı. Ebu Bekir’in ağlayışı üzerine Resulullah Efendimiz Ebu Bekir’e:
“Dur, şu mescide açılan bütün kapıları kapayın. Yalnız Ebû Bekir’in kapısı açık kalsın. Çünkü ben, Ebû Bekir’den daha üstün sohbete değer bir kimse bilmiyorum.” diye buyurdular.

Hz. Aişe diyor ki:
– Resul-i Ekrem’in ruhu, benim evimde, benim göğsüm ile boğazım arasında, kucağımda iken çıktı. Hz. Allah benim tükürüğüm ile onun tükürüğünü bir araya topladı. Resulullah bu halde iken, kardeşim Abdurrahman elinde misvak olduğu halde içeri girdi. Resulullah ‘ın gözünü misvaka diktiğini görünce ondan hoşlandığını anladım. “Misvakı alayım mı?” diye kendisine sordum. O işaretle almamı söyledi. Mis vakı aldım. Ağzıma koyduğumda çok sert geldi. Kendisine “Yumuşatayım mı?” diye sordum. Bana yumuşatmamı ifade eden bir baş işareti yaptı. Bende misvakı yumuşatıp kendisine verdim. Misvakı ağzına koydu. Önünde içi sulu bir ibrik vardı. Elini suya batırıp: “Allah’tan başka ilah yoktur. Kuşkusuz, ölümün sancıları vardır.” buyurdu.
Sonra da elini suyun içinde kaldırarak şöyle buyurdu: Refik-el A’lâ, Refik-el A’lâ.” Resul-i Ekrem’in bu durumu üzerine ben: “Vallahi, Bu, bizden geçti, Allah’a yöneldi.” dedim.

Abdullah oğlu Said diyor ki:
– Resulullah Efendimizin ağırlaştığını gören ensar, mescidin etrafına döküldü ve üzüntülerini belirtmeye başladılar. Hz. Abbas (R.A.), Resulullah Efendimizin huzuruna girip ensarın tutum ve davranışlarını anlattı. Ensarın tutum ve davranışlarını aynı şekilde Fazl ve sonra da Hz. Ali anlatınca, sevgili Peygamber Efendimiz (S.A.V.), elinin tutulmasını istedi. Hz. Abbas , Ali ve Fazl’a hitaben: “Ne demek istiyorsunuz?” dedi. Onlar da: “Senin ölümünden korkuyoruz. Ensarın erkekleri bu çevrede toplandı diye kadınları da ağlamaya başladı.” dediler. Res ulullah Efendimiz ayağa kalktı. Hz. Ali ve Fazl’ın omuzlarına dayanarak, başı bağlı olduğu halde mescide girdi. Minberin ilk basamağında oturdu. Bütün halk O’na doğru yöneldi. Resulullah Efendimiz Allah’a hamdetti, sonrada halka şöyle hitap etti:
“Ey insanlar!.. Benim hakkımdaki ölümü adeta inkar edercesine, ölümümden korkmakta olduğunuzu duydum. Size, herkesin günü gelince öleceğini bildirmedim mi? Benden önce hangi peygamber ebedi kaldı ki, bende ebedi kalayım? Şunu iyi biliniz ki, ben Rabbime gidiyorum. Sizde Rabbinize kavuşacaksınız. Benim size tavsiyem, muhacirlere iyi olmanız, iyilikte bulunmanızdır. Çünkü Allah-ü Teala: “Allah’a yemin olsun ki, insanlar hüsrandadır. Ancak iman edenlerle salih amel işleyenler, hakkı ve sabrı vasiyetleşenler hariçtir.” diye buyurmuştur. Her şey, Allah’ın izni ile olur.
Bir şeyin gecikmesi sizi aceleye yöneltmesin. Çünkü Hz. Allah, kişinin keyfine göre acele hareket etmez. Allah ile üstünlüğe kalkışan kimseye, Allah-ü Teala gadab eder. Allah ‘ı aldatmaya kalkışan kimseyi, Hz. Allah cezalandırır.
Tekrar eski halinize dönüp yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayı ve akrabalar ile ilişkinizi kesmeyi mi istiyors unuz? Ben, size Ensara iyilikte bulunmanızı da tavsiye ederim. Çünkü onlar, sizlerden önce burada yerleşmiş , iman etme şerefine nail olmuşlardır. Onlara iyilikte bulununuz. Onlar ki;
yiyeceklerini sizinle bölüştüler, kapılarını bütün servetleri ile size açtılar.
Kendileri muhtaç iken, sizi tercih ettiler.
İki kişi arasında başkan seçilen kimse, hükmetmekle vazifelendiği insanların iyi olanlarının iyiliklerini kabul etsin, kötülerinin kötülüklerinden vazgeçsin. Sakın onlara karşı üstünlük taslamasın. Ben şimdi önden gidiyorum. Sizler de ardımdan geleceksiniz. Uğrak yeriniz olan havuzum, Basra ile Yemen’in Sana’sı arasındaki geniş likten daha da geniştir. Onun suyu sütten beyaz, baldan tatlı, kaymaktan yumuşaktır.
Buradan su içen bir kimse, bir daha ebediyyen susuzluk çekmez. Bu havuzun çakılları inciden, kaynağı ise miskdendir. Ahiret gününde ondan su içmeyen kimseler, tüm hayırlardan mahrum demektir. Yarın bana gelmeyi arzu eden bugün (Dünyada iken) elini ve dilini lüzumsuz şeylerden çeksin.” diye buyuran sevgili Peygamberimize Abbas (R.A.): “Kureyş ‘e de bir tavsiyede bulunun Ya Resulallah!” dedi.
Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz şöyle buyurdular: “Söylemiş olduğum şeyleri Kureyş ‘e de tavsiye ederim. İnsanlar Kureyş ‘e bağlıdır. İyileri, iyilerine, kötüleri de kötülerine karşılıktır. Kureyşlilerin insanlara iyilikte bulunmalarını tavsiye edin. Ey insanlar! Günah, nimetleri bozar ve taksimatı değiştirir. İnsanları iyi olursa, önderleri ve hükümdarları da onlara iyilik yapar. İnsanlar kötü olur, kötülük yaparlarsa, onlar da kötülük yaparlar. Nitekim ayet-i celilede şöyle buyurulmaktadır: “Zâlimlerin bir kısmını, kazandıklarından ötürü diğer bir kısmına musallat ederiz.” (En’am sures i, ayet : 129)

Sevgili Peygamberimiz, Ebû Bekir (R.A.)’e: “Sor ya Ebû Bekir!” dediğinde Hz. Ebû Bekir: “Ölüm yaklaştımı Ya Resulallah?” dedi.
Sevgili Peygamber Efendimiz:
“Evet , ecel yaklaştı, hemde çok yaklaştı.” diye buyurdular.
Hz. Ebû Bekir:
“Allah’ın katında olan mevkiin sana herşeyi kolaylaştırır. Keşke biz de yerimizi
bilsek.” dedi.
Resulullah Efendimiz:
“Allah’a, Sidre-i Münteha’ya, Firdevs -i Ala’ya, Refik-i Ala’ya, bolluk ve genişliğe…” diye buyurdular.
Hz. Ebû Bekir:
“Seni kimler yıkayacak Ya Resulallah?” dediğinde, sevgili Peygamberimiz:
“Ev halkımdan bana en çok yakın olanlar beni yıkayacak.” diye buyurdular.
Hz. Ebû Bekir:
“Seni hangi kefene saracağız?”
Sevgili Peygamber Efendimiz:
“Beni sırtımdaki bu elbise ile Yemen’den gelen hulle ve Musarrı’n ın beyazına sararsınız.” diye buyurdular.
Hz. Ebû Bekir:
“Namazını nasıl kılacağız?” diye sordu. Hepimiz ağlamaya başladık.
Bunun üzerine sevgili Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:
“Durun, ağlamayın. Allah sizi mağfiret etsin, peygamberinizden sizi iyi mükafatlarla mükafatlandırsın. Beni yıkayıp kefenlediğiniz zaman, evimdeki bu yatağımda, mezarımın yanında beni bırakın. Bir saat kadar yanımdan uzaklaşın. Namazımı ilk olarak kılacak olan, Allah-ü Teala’dır. Nitekim ayet -i celilede: “Kuşkusuz, Allah ve melekleri peygamberi överler.” (Azhab sures i, ayet : 56) buyrulmuştur. Hz. Allah benim namazımı kıldıktan sonra namaz kılma sırasını meleklere verecek. Bu melekler sırasıyla, Cebrail, Mikail, İsrafil, sonrada ölüm meleği Azrail’dir. Bu dört büyük melek askerleri ile gelirler. Daha sonra tüm melekler gelip namazımı kılarlar. Sonra da sizler namazı kılıp salat edersiniz. Bağırmak, çağırmakla bana eziyet etmeyin. Sizden önce imam ve en yakın ev halkım gelsin. Erkekler, erkeklerden sonra, kadınlar, kadınlardan sonra ise çocuklar gelsin.”
Hz. Ebû Bekir:
“Sizi kabre kim koyacak Ya Resulallah?” diye sordu .
Sevgili Peygamber Efendimiz:
“Bu işi ev halkımdan en yakın olan birkaç kişi ile sizin görmediğiniz birçok melekler yapacaktır. Şimdi gidin, benden sonrakilere duyurun.” Diye buyurdu.
Zema oğlu Abdullah diyor ki:
Rebiulevvel ayının ilk gününde Bilal geldi. Sabah ezanını okudu.
Resulullah Efendimiz: “Ebû Bekir’e söyleyin namazı kıldırsın.” Diye buyurdu.
Dışarı çıktım. Cemaat arasında yalnız Ömer’i gördüm. Ebû Bekir’i bulamıyınca Hz. Ömer (R.A.)’e namazı kılmasını söylemek zorunda kaldım.
Hz. Ömer, tekbir alıp namazı kıldırmaya başladı. Sesi gür olduğu için, Resul-i Ekrem Hazretleri, Ömer (R.A.)’in sesini duydu. Ve: “Ebû Bekir nerededir? Allah ve Müs lümanlar bundan kaçınır. Tekrar Ebû Bekir’e söyleyin, namazı o kıldırsın.” diye buyurduklarnıda, Hz. Aişe anamız şöyle dediler:
– Babam yumuşak kalplidir. o sizin yerinize geçince, buna dayanamaz, ağlar.
Bunun üzerine Res ulullah Efendimiz:
“Siz, Yusuf’un arkadaşları olan kadınlarsınız. İçinizde olanı dışarı vurup söylemezsiniz. Söyleyin de namazı Ebû Bekir kıldırsın.” diye buyurdular.
Hz. Ömer namazı kıldırdıktan sonra, Ebû Bekir tekrar namazı kıldırdı. Hz. Ömer, Zema oğlu Abdullah’a: “Bana neden böyle yaptın? Eğer ben, Resul-i Ekrem’in emri olmadığını bilseydim, asla öne geçmezdim.” dediğinde, Abdullah: “Ben Ebû Bekir’i bulamayınca, senden daha layık olanını görmediğim için, namazı sana kıldırmanı söyledim.” dedi.
Hz. Aişe de:
“Benim Resulullah’a öyle söylememin nedeni, dünyadan yüz çevirdiğini ve idareyi ele almasında büyük tehlikelerin bulunduğunu bildiğim ve Resulullah Efendimizin sağlığında onun mihrabında namaz kıldırmasından insanların hoşlanmayıp kıskançlık edeceklerinden ve onu uğursuz kabul edeceklerinden korktuğum için idi. Fakat hüküm, kader ve kaza ancak Allah ‘ındır. Allah, onu dünya ve ahiret hususunda tüm korktuklarından güvenli kılsın.” dedi.
Hz. Aiş e diyor ki:
“Resulullah’ın baki âleme göçeceği gün, sabah vakti kendisinde bir hafiflik görüldü. Huzurunda bulunanlar sevinerek iyi olduğu zannı ile ayrılıp işlerine gittiler. Yanında sadece kadınlar kaldı. Böyle ümit ile ferahlık arasında iken Resulullah Efendimiz: “Kadınlar çıksın. Bu melek yanıma girmek istiyor.” diye buyurdu. Herkes dışarı çıktı. Ben, yalnız kaldım.
Resulullah’ın başı kucağımda idi. Meleği karşılamak üzere oturdu. Bende evin bir köşesine çekildim. Bir müddet melekle konuştuktan sonra beni kaçırdı. Başını tekrar kucağıma aldım. Kadınlara da içeri girmelerini söyledi.
Ona: “Bu melek, Cebrail (A.S.)’a benzemiyordu.” dedim. Resulullah Efendimiz: “Haklısın, o melek, Cebrail (A.S.) değildi. Ölüm meleğ i Azrail’di.
Bana: “Allah-ü Teala, beni sana gönderdi. Senden izin almaksızın içeri girmememi emretti. İzin vermezsen geri dönerim. İzin verdiğin takdirde içeri girerim. Ve yine sen müsaade etmeden ruhunu almamamı da emret ti. Emrin nedir? Diye sordu. Ben ona Cebrail (A.S.)’ın gelme saat inin yakın olduğunu, Cebrail gelinceye kadar buradan gitmesini söyledim.” Diye buyurdu.
Ne bir fikir yürütecek ve ne de cevap verebilecek haldeydik. Dehşet içinde kalakalmış tık. İşin önemini kavrayan kimselerin ağızlarını bıçak açmıyordu.
Hiçbir kimseden ses çıkmıyor, bir felaketi karşılarmışçasına dehşet içinde bekleşiyorduk. o sırada Cebrail (A.S.)’ın kapıya geldiğini anladım. Cebrail (A.S.) selam verip içeri girdi. Sevgili Peygamberimizin huzuruna çıkıp:
“Ya Resulallah! Allah ‘ın sana selamı var. Kendini nasıl hissettiğini soruyor. Kuş kusuz O senin içinde bulunduğun durumu çok iyi biliyor.
Ancak, senin kerem ve şerefini arttırmak ve ümmetinin arasında örnek olman için sormuş tur.”
Resulullah Efendimiz:
“Kendimi acı ve sancılar içinde buluyorum.” dedi.
Cebrail (A.S.):
“Sana müjdeler olsun Ya Resulallah! Hz. Allah sana bu acı ve sancıları, vaadettiği mevkilere yükseltmek için vermiştir.” dedi.
Resulullah Efendimiz:
“Ey Cebrail! Sen gelmeden önce Azrail (A.S.) yanıma girmek için benden izin istedi.” dedikten sonra Azrail ile konuştuklarının hepsini anlattı.
Cebrail (A.S.):
“Ey Allah’ın Resulü! Rabbin sana müştaktır. Senden başka kimseden böyle bir izin istememiştir, istemiyecektirde. Böylelikle, Yüce Rabbin, senin şerefini tamamlamak istiyor.” dedi.
Resulullah Efendimiz:
“Öyleyse ey Cebrail! Azrail gelinceye kadar ayrılma.” diye buyurdu.
Kadınların içeri girmesine izin veren sevgili Peygamber Efendimiz, kızı Hz. Fatma’ya yanına yaklaşmasını emretti. Hz. Fatma Resulullah’ın yanına yaklaştı.
Resulullah (S.A.V.), Fatma’nın kulağına gizli olarak bir şey söyledi. Fatma başını kaldırdığında ağlıyordu. Resulullah, bu sefer Fatma’nın kulağına bir şey daha söyledi. Fatma başını kaldırdığında bu defa ağlamıyor, gözlerinin içi gülüyordu. Bu durum
karşısında hayret etmiştik. Bir fırsatında Fatma’ya önce ağlamasının sonra da gülmesinin nedenini sordum. Fatma da bana: “Babam Resul-i Ekrem, bana birinci seferinde bugün öleceğini söyledi. Ben de ağladım. İkinci seferinde: “Ben Allah’a,
elh-i beytimden ilk olarak seni bana kavuşturması için dua ettim.” diye buyurdu. Ben de gülümsedim.” dedi ve sonra da oğulları Hz. Hasan ile Hüseyin’i kendisine çekerek başlarını sevip okşadı. Tam bu sırada ölüm meleği Azrail geldi. Selam verip
içeri girmek için izin istedi. Kendisine izin verilince de içeri girdi. Ve: “Ey Muhammed! Ne emir buyurursun?” diye sordu .
Resulullah:
“Senden istediğim, beni biran önce Rabbime ulaştırmandır.” diye buyurdu .
Azrail:
“Emrin başımüstüne. Bugün seni Rabbine ulaştıracağım. Çünkü Rabbin de sana müştaktır. Kuşkusuz Allah-ü Teala, senin gibi kimse hakkında böyle tereddüte meydan vermedi. Ve senden başka da kimseden izin almadan canını almamamı emretmedi. Sana saatinin yakın olduğunu hatırlatırım.” dedikten sonra ayrıldı. O sırada Cebrail (A.S.), Resulullah’ın huzuruna gelip şöyle
dedi:
“Vahiy gibi, dünya da benim için dürülmüş oldu. Artık ne benim dünyada bir ihtiyacım kaldı, nede dünyanın bende. Bu, benim yeryüzüne son inişimdir.”
Kimseden ses çıkmıyordu. Kalktım Resulullah’ın yanına gidip başını göğsüm arasına aldım. Resulullah’ın göğsünü tuttum. Bu tutuş sırasında kısa bir baygınlık geçirdi.
Alnından iri ter damlaları birikiyor, sonra aşağıya doğru süzülüyordu. Terini sildim. Teri misk gibi, miskten daha güzel kokuyordu. Öylesine güzel bir kokuydu ki, hayatımda böylesine bir kokuya rastlamamıştım. Biraz sonra ayıldı. Ona:
“Ey Allah’ın Resulü! Anam babam sana feda olsun. Bu terler ne idi böyle?” dedim.
O bana:
“Ey Aişe! Mü’minin ruhu ter ile, Kâfirin ruhu ise merkebin canı gibi ağız ve burun deliklerinden çıkar.” buyurdu.
Bu söz üzerine aklımız başımıza gelmişti. Bir korkudur sarmıştı yüreklerimizi. Hemen erkekleri çağırmaya başladık. İlk gelen erkek, babamın bana gönderdiği kardeşim Abdurrahman’dı. Fakat o bile, Resulullah’ın hayatına yetişemedi. Allah-ü Teala, Resulullah’ın ölümü anında Cebrail ile Mikail’i görevlendirdiği için, vazifeyi onlar üst lenmiş lerdi. Bu yüzden Resulullah’ın ölümü anında hiçbir erkek bulunamamıştı. Res ulullah, baygınlık geçirdiği anda, kendisine “Hangisini tercih ediyorsun?” diye
muhayyer bırakıldığında, o “Hayır, ben Rabbimi istiyorum.” diye buyurmuştu. Dili açıldığı ve baygınlığı geçtiği vakit , bizlere defalarca:
“Namaz, namaz… Çünkü siz, ancak namaza devam ettiğiniz müddetçe dine bağlısınız. Namazı terkettiğiniz anda dinden uzaklaşırsınız ki, bunun farkında bile olamazsınız. Bu yüzden namazı terketmeyiniz.” diye buyurdu.

Resulullah son nefesini verirken bile dilinden “namaz” kelimesini düşürmemişti.”
Hz. Fatma diyor ki:
– Resulullah Efendimizin Allah’a kavuştuğu gün olan Pazartesi günü, bu ümmetin felaketlerle karşılaştığı gündür.
Ümmü Gülsüm diyor ki:
– Hz. Alide bir Pazartesi günü Kufe’de şehit edilmiştir. Dedem Resul-i ekrem, babam Ali ve Ömer hepsi böyle bir Pazartesi günü şehit oldular.
Resulullah Efendimiz, hayata gözlerini yumduğu zaman, Ebû Bekir (R.A.), Ensar’dan ve akrabaları olan Hacrec’in oğullarından Beni Harisiin Medine’ye yakın olan bağında bulunuyordu. Resulullah’ın ölüm haberini işitir işitmez, hemen geldi. Resulullah Efendimizin huzuruna girdi. Yüzüne baktı. Sonra da üzerine eğilip yüzünü öptü. Ve:
“Anam babam sana feda olsun Ya Resulallah! Kuşkusuz Allah-ü Teala,sana ölüm acısını iki kere tattıracak değildir. Vallahi Resul-i Ekrem ölmüştür.” deyip halkın arasına çıkarak:
– Ey insanlar! Ey Muhammad’i sevenler! Biliniz ki, Muhammed ölmüştür. Ey
Mu hammed’in Rabbine ibadet edenler!… Biliniz ki, Allah, ezeli ve ebedidir.
O, ölmeyen bir diridir. Nitekim Kur’an-ı Azimüşşan’da Hz. Allah şöyle buyurmuş tur:
“Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de daha nice peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür, yahut öldürülürse, siz ökçelerinizin üstünde gerisin geriye mi döneceksiniz?” (Al-i İmran s ures i,ayet : 144) diye buyurmadı mı?” dedi.
Oradakiler, bu ayet -i celileyi sanki yeni duymuşlarcasına oldular ve Resul-i Ekrem’in hayata gözlerini kapayıp baki âleme göç ettiğini anladılar.

Bir rivayette Ebû Bekir’in, Resulullah Efendimizin ölüm haberini alır almaz yanına girdiği, bir yandan Resulullah’a salavat getirirken, diğer yandan bardaktan boşanırcasına gözyaşı döküp ağladığı söylenmektedir. Ebû Bekir’in şah damarları inip kalkarken, ağlarken, aklı başında ve ne söylediğini bilir durumda idi. O Resul-i Ekrem’in yüzünü açıp, alnını ve yanaklarını öptü, elleri ile yanaklarını okşadıktan sonra ağlayarak:
“Anam, babam, canım, bütün aile efradım sana feda olsun Ya Resulallah!
Hayatın gibi ölümünde tertemiz. Hiçbir peygamberin ölümü ile sona ermeyen peygamberlik, senin ölümün ile sona ermiştir. Sen vasıflandırılmaktan yüce, ağlamaktan da çok üstünsün. Herkes seninle teselli bulurken, şimdi senden ayrı düştük. Eğer sen, ölümü kendin seçmeseydin, senden ayrı olmak bizi öldürürdü. Eğer sen bize ağlamayı yasaklamasaydın, senin için alabildiğine gözyaşı akıtırdık. Fakat gücümüzün yetmediği, meddü cezir gibi denizin gerektirdiği bu durumdan da kendimizi alamayız. Ey Yüce Allah’ım! selamımızı Resulullah’a ilet . Ya Resulallah! Bizleri Rabbinin huzurunda unutma. Bizleri Rabbinin huzurunda an. Eğer sükunet ve vekarlığı bize bırakmasaydın, kuşkusuz senin ayrılığına dayanamaz, tahammül edemezdik. Ey Yüce Allah’ım!.. Sen selamımımızı habibine ilet ve bizim hakkımızda onu koru.”
Hz. Aiş e diyor ki:
– Resul-i Ekrem, ruhunu verdiği zaman, başucunda toplanıp acaba diğerleri gibi elbisesini soyup öylemi yıkayacağız, yoksa elbisesi üzerinde olduğu haldemi yıkayacağız? Diye düşünüp dururken, hepsi bu düşünce içinde yıkamalarını söyledi. Onlar da kendilerini bir anlık saran düşünce uykusundan silkinip Resulullah’ı üzerinde gömleği olduğu halde yıkadılar.
Üzerinden suyu döküp gömleği ile vücudunu ovdular, sonra da kefene sardılar.
– Resulullah Efendimizi, diğer ölüleri yıkadığımız gibi yıkadık. Resul-i Ekrem’i yıkarken yumuşak bir rüzgar hışıltısına benzer bir ses bize: “Resul-i Ekrem’i yumuş aklıkla yıkayın. Onu incitmeyin. Sizde aynı şeyle karşılaşacaksınız.” diyordu.
Resulullah Efendimizin baki âleme göçü böyle olmuştur. Sağlam bir rivayette Resulullah Efendimizin içinde yıkandığı gömleğinin çıkarıldığı, yünden yapılı elbiselerine sarılıp öyle defnedildiği söylenmiştir.
Ebû Cafer diyor ki:
– Resulullah’ın mezarı; yatağı ve kadife ile döşendi. Sonra gündüzün giyindiği elbiseleri üzerine konup öyle defnedildi. Ölümünde mal ve ev diye bir şey bırakmadı. Resulullah Efendimizin ölümünde Müslümanlar için bir ibret ve güzel bir örnek vardır.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Peygamberimiz ( s.a.v. )`in Diger Peygamberlerden Üstünlügü …

Posted by Site - Yönetici Mayıs 26, 2014

Peygamberimiz ( s.a.v. )`in Diger Peygamberlerden Üstünlügü .

Peygamberimiz ( s.a.v. )`in Diger Peygamberlerden Üstünlügü …

Allâhü Teâlâ hazretleri, diğer peygamberlere verdiği bütün faziletlerden daha üstün faziletler ve mu’cileri Efendimiz (s.a.v.) hazretleri verdi.
Adem Aleynisselâm kudret eliyle yarattı.
Allâhü Teâlâ hazretleri. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek göğsünü genişlettip iman, hikmet ve nübüvvetle doldurdu, (şerh-i sadır…)
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin nuru Adem Aleyhisselâm’ın alnında olduğu için meleklere ona secde etmesi emir olundu. Adem Aleyhisselâm’a eşyanın isimleri öğretildi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de ilimlerin isimleri ve zatları (müsem-mâ) öğretildi. Müsemmânın rütbe bakımından isimlerden daha üstün olduğuna asla şüphe yoktur. (Müsemmâ ile yapılan bir eğitim en makbul ve kalıcı öğretimdir… Keşke bu günkü eğitim bu inceliği yakalaya bilse…)

ldrîs Aleyhisselâm‘ı Allâhü teâlâ hazretleri yüksek makamlara çıkarttı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de Allâhü teâlâ miracı verdi. Onu yüksekler yükseğine çıkarttı.

Nuh Aleyhisselâm‘ın ümmetine tufanı verdi. Nuh Aleyhisselâm ve ona iman edenleri boğulmaktan kurturdı. Allâhü teâlâ hazretleri. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini de semâ’dan gelecek olan (sel, felâket, ateş gibi) azablardan emin kıldı.

İbrahim Aleyhisselâm “a Nemrûdun ateşi selâmet oldu. Bunun benzeri Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine verildi. Onun sayesinde harp ateşi söndü. Yine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri miraç gecesinde “ateş denizi”ne uğradı. Ateş ona zarar vermedi, ibrahim Aleyhisselâm hüllet makamı verildi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de ondan daha ziya muhabbet makamı verdi. İbrahim Aleyhisselâm, halilurrahmân idi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ise Halilullâh idi… İbrahim Aleyhisselâm putları kırdı. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin gelmesiyle bâtıl yıkıldı, hak geldi.

Musa Aleyhisselâm‘a asâ’sınm deniz olma mu’cizesi verildi. Ebû Cehil, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini görüp kendisine taş atacağı sırada, İki omuzlarının üzerinde büyük birer yılan gördü. Korkup kaçtı.

Musa Aleyhisselâm’a yed-i beyzâ verildi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine de nur verilmişti. Onun mübarek yüzündeki nuria bir kişi, karanlık bir gecede yere düşürmüş olduğu dikiş iğnesini veya siyap ipini rahatlıkla yerden bulabilirdi.

Musa Aleyhisselâm’a kelâm verildi. Onun benzeri isrâ ve miraç gecesinde Efendimiz (s.a.v) hazretlerine de ilâhî hitap verildi. İlâhî hitap,
Musa Aleyhisselâm’a Tur-i Sina’da tecelli etti; Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de yedi katların üstünde sidre-i müntehâ’nın bile ötesinde tecelli etti.
Musa Aleyhisselâm için deniz yarıldı; Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine de ay yarıldı… Musa Aleyhisselâm’a yeryüzünde tasarruf etmesi verildiyse de Efendimiz (s.a.v .) hazretleri de semâ âleminde tasarruf etmesi verildi. Musa Aleyhisselâm’a duanın icabeti verildiyse Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sayısızca duaları kabul olundu. Musa Aleyhisselâm için, taştan su fışkırdi; Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ise parmaklarında su fışkırdı…

Yusuf Aleyhisselâm‘a güzelliğin yarısı verilmişti. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine güzelliklerin ve kemâlin hepsi verildi. Yusuf Aleyhisselâm’a rüyaların tabiri verildi; Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine tabirlerin hepsi verildi.

Davud Aleyhisselâm‘a demiri eritme ve hamur gibi yoğurma imkânı verildiyse de bundan fazlası ve hatta tahtaların bile erimesi verildi.

Süleyman Aleyhisselâm‘ın emirlerine cin verildi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin emrinde ise melekler verildi. Cebrail Aleyhisselâm ile beraber meleklerden ordular verildi.

Isa Aleyhisselâm‘a ölüleri alaca hastalığı (abraş) ve ölüleri diriltme mucizeleri verlid. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine bunların hepsi verildi.

Daha fazla ma’lumât için bakanız. Şerhü’l-Kasîde-i Bürde, s. 80-81, Ömer bin Ahmed el-Harbûtî,

http://www.yukarikayalar.wordpress.com

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Efendimizin (s.a.v.) Ağlaması

Posted by Site - Yönetici Ocak 26, 2014

1peygamberimizin-s-a-v-bir-duasi-efendimizin-s-a-v-aglamasi

Efendimizin (s.a.v.) Ağlaması

Atâ bin Ebî Rebâh (r.h.) buyurdular:

-“Ben İbn-i Ömer (r.a.) ve Ubeydullah b. Ömer ile birlikte Hazret-i Aişe (r.a.) annemizin huzuna çıktım. Kendisine selâm verdim. Hazret-i Âişe (r.a.) annemiz sordu:
-“Kim bunlar?” Ben:
-“Ubeydullah bin Ömer!” dedim. Bunun üzerine, o:
-“Hoş geldinl Ey Ubeydullah bin Ömer. Neden beni ziyaret etmiyorsun?” diye sordu. Ubeydullah’ta:
-“Seyrek ziyaret et ki, sevgin artsın! dedi.
İbni Ömer (r.a.) hazretleri:
-“Bu kadar yeter. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden görmüş olduğun en acâib şeylerden birini bize anlat!” buyurdular.

Bunun üzerine Hazret-i Âişe (r.a.) annemiz ağladı, hem de çok şiddetli bir şekilde ağladı. Sonra Hazret-i Âişe (r.a.) annemiz buyurdular:
-“Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin bütün işleri acâibti. (Onun hangi işi acâib değildi ki?) Bir gece bana geldiler. Yatağıma girdi. Onun cildi benim cildime temas etti. Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bana buyurdular:
-“Ey Âişe! Bana izin verir misin; Rabbime ibâdet edeyim?” Ben de:
-“Allah’a yemin ederim ki, ben senin ibâdetini de, bana yakın olmanı da seviyorum. Ben sana izin verdim!” dedim.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ayağa kalktı. Bir kırba su alarak abdest aldı. Sonra namaza durdu. Kıyâm’da iken, Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ağlıyordu. Gözyaşları beline kadar aktı. Sonra secdeye vardı. Ve yer ıslanıncaya kadar ağladı. Namazını bitirince, sağ yanına dayandı. Sağ elini sağ yanağına koyarak tekrar ağladı. Sabah ezanı okuduktan sonra Bilal (r.a.) geldi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini, namaza çağırdı. Bilâl (r.a.) Efendimiz (s.a.v.) -hazretlerinin ağladığını görünce sordu:
-“Ey Rasûlüllah (s.a.v.)! Seni ağlatan nedir? Neden ağlıyorsun? Allâhü Teâlâ hazretleri, senin geçmiş ve gelecek bütün zellelerini gerçekten bağışladı!” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Ey Bilâl! Şükreden bir kul olmayayım mı? Neden bunu yapmayayım? Bana şu âyet-i kerimeler nazil oldu:
“Onlar ki, gerek kıyam u kuûdda ve gerek yanlan üzerinde hep Allah’ı zikrederler. Ve göklerin, yerin yaratılışında fıkrederler:
-“Yâ rabbenâ!” Derler: “Bunu sen boşuna yaratmadın, sübhânsın. O halde bizleri o ateş azabından koru.
Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Bu âyet-i kerimeyi okuyup onda tefekkür etmeyene yazıklar olsun!

Kaynak : Ed-DürrüI~Mensûr: c. 2, s. 409, bazı değişik lafızlarla…
İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/350-352.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Aişe ( r.a ), H.z Muhammed ( s.a.v ), Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

EFENDİMİZ (S.A.V.)’İN VEFATI

Posted by Site - Yönetici Nisan 9, 2013

kabir,Efendimiz Muhammed Mustafa  ( s.a.v.)’in Vefatı,peygamberimizin

Efendimiz Muhammed Mustafa  ( s.a.v.)’in Vefatı

İbni Mesûd (r.h.) hazretleri buyurdular:

Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin ayrılığı yaklaştığı zaman, bizleri annemiz Hazret-i Aişe (r.a.)’ın evinde topladı. Sonra bizlere baktı. Gözleri, yaşlarla doldu ve şöyle buyurdu:

-“Merhaba bizlere (hoş geldiniz!) Allâh-ü Teâlâ size hayat (u-zun ömür versin! Size Allah’ın takva ve taatini tavsiye ederim!

Ayrılık (vakti) yaklaştı!

Allâh’a, sidretü’l-müntehâ’ya ve cennetü’I-me’vâ’ya gidiş vakti geldi!

Beni ehl-i beytimin erkekleri yıkasın.

Beni bu elbiselerime kefenlesinler; isterlerse yemen beziyle de kefenleyebilirler!…

Beni yıkayıp, kefenlediğiniz zaman; beni bu evimde kabrimin kenarında şeririmin üzerine koyun!

Sonra bir saat kadar evden çıkın beni öyle bırakın!

Benim üzerimde ilk namaz kılacak olan habibim (sevgilim) Cebrail Aleyhisselâm’dır. Sonra Mîkâil Aleyhisselâm, sonra İsrafil Aleyhisselâm, sonra ölüm meleği (Azrail Aleyhisselâm) ordularıyla beraber (emirlerinin altındaki meleklerle) beraber üzerimde na­maz kılacaklardır…

Sonra bölük bölük gelin benim üzerimde namaz kılın!…”

Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri’nin ayrılışını duyduklarında, sayha atıp ağladılar… Ve dediler ki:

-“Ya rasûlallâh! Sen Rabbimizin Rasûlü, cemaatımızın mu­mu (kandil ve nuru) ve işlerimizin sultanısın! Sen bizden ayrıldığın zaman biz işlerimizde kime müracaat edelim?”

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular;

-“Ben size bembeyaz bir cadde terkettim! Ve size iki vaiz bırakıyorum

1 – Konuşan (vaiz)

2– Susan (suskun vaiz) (2/48)

Konuşan vaiz, Kur’ân-ı Kerimdir.

Susan (suskun) vaiz ise ölümdür.

Bir iş size müşkil (karışık ve zor) geldiği zaman, Kur’ân-ı Ke­rim ve sünnet-i seniyye’ye müracaat ediniz.

Kalbleriniz katılaştığı zaman ise, onu. Ölümler (ve ölülerin) hallerinden ibret almak suretiyle (kalbinizi) yumuşatın![1]

Ne güzel buyurmuşlar:

Dünya ve mülk ebedî değildir. Ey genç!

Dünyada vefadarlık yoktur…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/531-533.


[1] El-Bidâyp ve Nihâye. c. S, s. 253, İbni Kesir.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 2 Comments »

Peygamber Efendimiz ( s.a.v.)in Kronolojisi.

Posted by Site - Yönetici Kasım 6, 2012

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)in Kronolojisi.

571
Rebiülevvel ayının 12′nci gecesi (20 Nisan) Efendimiz (sas) dünyayı şereflendirdi.

575
Süt annesi Halime Hatun Resulü’nü annesi Hz. Amine’ye teslim etti.

577
Efendimiz Mekke ile Medine arasındaki Ebva Köyü’nde annesini kaybetti. Dedesi Abdülmuttalib Efendimizi himayesi altına aldı.

579
Abdülmuttalib ahirete göç etti. Efendimiz amcası Ebu Talib’in yanında kalmaya başladı.

583
Amcası Ebu Talib’le ticaret maksadıyla Şam’a gitti. Burada Rahip Bahîra Resulü’nün beklenen son peygamber olduğunu keşfetti.

590
Hilfu’l-Füdul (Faziletliler Antlaşması) cemiyetine iştirak etti.

591
Ticarete başladı.

596
İkinci kez ticaret maksadıyla Şam’a gitti. Üç ay sonra Hz. Hatice Validemiz’le evlendi. Hz. Hatice’den ikisi erkek dördü kız olmak üzere sırasıyla Kasım Zeyneb Rukiyye Ümmü Gülsüm Fâtıma ve Abdullah adlarında altı çocuğu oldu.

605
Kâbe’nin yeniden imarı esnasında kabileler arasında çıkan anlaşmazlığı giderdi.

610
Hira’da ilk vahiy tebliğ edildi. Kendisine peygamberlik görevi verildi.

613
Safa tepesine çıkıp ilk açık tebliğini yaptı. Yakın akrabalarına tebliğ için yemekler verdi. Müslümanlara işkence yapılmaya başlandı.

615
Habeşistan’a ilk hicret yapıldı. Mekke’deki şiddete hedef olmaktan kurtulup dinlerini daha iyi yaşayabilmek için dördü hanım toplam on beş kişilik bir ekip yola koyuldu. Başlarında Efendimiz’in damadı Hz. Osman vardı. Aynı yıl Hz. Hamza ile Hz. Ömer Müslüman oldu.

616
Habeşistan’a 2. hicret yapıldı. On sekizi hanım olmak üzere toplam yüz bir kişi Hz. Cafer İbn Ebi Talib önderliğinde Habeşistan’a gitti. O dönemde henüz Müslüman olmayan Amr İbn As’ın Necaşi’yi Müslümanlara sahip çıkmama konusundaki ikna çabaları boşuna çıktı. Necaşi Müslüman muhacirlere ülkesinin kapılarını açtı.

617
Kureyş ileri gelenlerinden 40 kişi Ebû Cehil’in başkanlığında toplandılar. Müslümanlarla alış-veriş yapmamayakız alıp vermemeye görüşüp buluşmamaya ekonomik ve sosyal her türlü ilişkiyi kesmeye karar verdiler. Bu kararı bir ahidnâme şeklinde yazıp mühürlediler ve bir beze sararak Kâbe’nin içine astılar. Böylece Müslümanları canlarından bezdirip Hz. Peygamber’in kendilerine teslim edileceğini umdular. Karara aykırı hiçbir şey yapmayacaklarına dâir yemin ederek karar hükümlerini müsâmahasız uygulamaya başladılar. Bu şekilde Müslümanlara karşı üç yıl sürecek sosyal ve ekonomik boykot başladı.

619

Boykot sona erdi. Efendimiz’in oğlu Kasım ardından diğer oğlu Abdullah vefat etti. Kısa bir süre sonra amcası Ebu Talib öldü. Ardından da Hz. Hatice validemiz irtihal etti.

620
Resulü Taif’e gitti. Orada kötü karşılandı.

621
İsra ve Miraç hadiseleri yaşandı. Aynı yıl birinci Akabe biatı gerçekleşti. Medineli 12 Müslüman Resulü’ne biat etti. Akabe Tepesi’nde Hz. Peygamber (sas)’le görüşüp Müslüman olan altı kişi hac mevsimi sonunda Medine’ye döndüler. Gördüklerini yakınlarına ve dostlarına anlatarak Medine’de Müslümanlığı yaymaya başladılar. Bir sene sonra hac mevsiminde Hz. Peygamber (sas) ile görüşmek üzere Medine’den Mekke’ye 10′u Hazrec 2’si Evs kabilesinden olmak üzere 12 Müslüman geldi. Başkanları Zürâre oğlu Es’ad’dı. Medine’li 12 Müslüman “’a şirk koşmayacaklarına hırsızlık ve zinâ yapmayacaklarına (kız) çocuklarını öldürmeyeceklerine kimseye iftirâ etmeyeceklerine ve Peygamber’ine itâatten ayrılmayacaklarına” dâir Peygamberimiz’in elini tutarak bîat ettiler. Peygamberimiz Medine’ye İslam’ı anlatması için Hz. Mus’ab b. Umeyr’i görevlendirdi.

622
İkinci Akabe Biatı yapıldı. Müslümanlar ve ardından da Efendimiz Mekke’den Medine’ye hicret ettiler. Mescid-i Nebevi inşa edildi. İlk ezan okundu.

623
Kıble yönü Cenab-ı Hakk’ın emriyle Kudüs’ten Mescid-i Haram’a çevrildi.

624
Mekkeli müşriklerle Bedir Savaşı yapıldı. Aynı yıl Beni Kaynuka Yahudileri üzerine gidildi ve onlar Medine’den çıkarıldı. Ramazan orucu farz kılındı. İlk bayram namazı kılındı. Zekat farz oldu. Resulü’nün kızı Hz. Rukiyye vefat etti. Hz. Ali ile Hz. Fatıma evlendi. İlk kurban bayram namazı kılındı.

625
Uhud muharebesi yapıldı. Mekkeli müşrikler Mekke dışındaki müşrik kabilelerden 2000 asker topladılar. Mekke’den katılanlarla 700′ü zırhlı 200′ü atlı olmak üzere Ebû Süfyan’ın komutasında 3000 kişilik tam tekmil bir ordu ile Medine üzerine yürüdüler. Müslümanların karşısında savaş durumu alan müşrik ordususayıca Müslümanların 4 katından daha fazlaydı. Üstelik bunlardan 700′ü zırhlı 200′ü atlıydı. Müslümanların ise 100 zırhı ve sadece 2 atları vardı. Uhud Savaşı’nda üç safha yaşandı: İlk safhada Müslümanlar üstün geldiler müşrikleri bozguna uğrattılar. İkinci safhada kaçan müşrikleri kovalamayı bırakıp kesin sonuç almadan ganimet toplamaya koyulmaları ve Efendimiz’in yerlerinden ayrılmamalarını emrettiği okçu birliğinin görevlerini terk etmeleri yüzünden Müslümanlar 70 şehit vererek mağlup duruma düştüler. Üçüncü safhada ise dağılmış olan Müslümanlar Peygamberimiz’in etrafında toplanıp karşı hücûma geçerek düşman hücûmunu durdurdular.

627
Hendek Savaşı yapıldı. Düşman saldırısını kolayca önlemek maksadıyla Efendimiz’in Medine etrafında hendekler kazdırması sebebiyle Hendek savaşı adını alan bu muharebenin bir diğer adı da Ahzab’dır. Savaş neticesinde müşrikler mağlup olarak geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Artık onlar bundan sonra Müslümanlar üzerine yürüme cesaretini kendilerinde bulamayacaklardı. Beni Kurayza Yahudileri Peygamber Efendimiz’le olan anlaşmalarına göre Hendek savaşında Medine’yi Müslümanlarla beraber korumak zorundaydılar. Fakat bunu yapmadılar. Üstelik anlaşma hükümlerini hiçe sayarak harbin en nazik safhasında müşriklerle işbirliğine gittiler. Hendek sonra Rasulü ordusuyla Beni Kurayza üzerine yürüdü ve bu tehlikeyi bertaraf etti.

628
Kabe ziyareti için yola çıkıldı. Mekke’ye elçi olarak Hz. Osman gönderildi. Hz. Osman’ın müşrikler tarafından şehit edildiği haberini alan Efendimiz sahabilerinden müşriklerle çarpışma mevzuunda biat aldı. Bu biata Rıdvan biatı denir. Bu haberi alan müşrikler Hz. Osman’ı serbest bıraktılar. Müşrikler Müslümanların Kâbe’yi ziyaret etmemeleri konusunda çok kararlıydılar. Bunun üzerine Efendimiz’e bir heyet gönderip anlaşma imzalamak istediler. Rasulü ilk bakışta Müslümanların aleyhinde gibi görünen ama daha sonra lehine dönen anlaşma maddelerini kabul etti. Bu şekilde Mekkeli müşriklerle Hudeybiye barışı imzalandı. Maddelerin detayı şöyleydi: Taraflar 10 yıl harp etmeyecekler. Müslümanlar bu yıl Mekke’ye girmeyecekler gelecek sene Kâbe’ye gelebilecekler. Medine’deki Müslümanlardan Mekke’ye iltica edenler Müslümanlara iade edilmeyecekfakat Mekke’den Medine’ye Müslüman dahi olsalar iltica edenler istendiği takdirde geri verilecek. Arap kabilelerinden isteyen Peygamberimiz’le isteyen de Kureyş’le birleşmekte serbest olacak.

629
Dönemin hükümdarlarına İslam’a girmeleri için mektup gönderildi. Peygamber Efendimiz İslam’a davet maksadıyla ashabından Dihyetü’l-Kelbi’yi Rum Kayseri Heraklius’a Amr b. Ümeyye ed-Demri’yi Habeş Necaşi Ashame’ye Abdullah b. Huzafe’yi İran Kisra’sı Hüsrev Perviz’e Hatıb b. Ebi Beltaa’yı Mısır Firavun’u Mukavkıs’a Salit b. Amr’ı Yemame valisi Hevze b. Ali’ye Şuca’ b. Vehb’i Gassan Meliki Münzir b. Haris b. Ebi Şimr’e gönderdi. Aynı yıl Hayber savaşı yapıldı. Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan’daki bütün Yahudiler İslam devletine tabi duruma gelmiş sayılıyordu. Ayrıca Bizans’la Mute muharebesi de bu yılda yapıldı.

630
Mekke fethedildi. Kâbe putlardan temizlendi. Mekke fethi ile Kureyş’in hemen hemen tamamı İslam’la şereflendi. Fetih aynı zamanda civar kabileler bilhassa Kureyşlilere taraftar bulunan kabileler üzerinde müspet tesirler bırakmış ve onların İslam ve Müslümanlara karşı gönüllerinde sevgi dolu sıcak bir alaka duymasına sebep olmuştu. Bununla birlikte gönülleri hâlâ bu sıcak ilgiden mahrum bulunan ve bu mahrumiyetten sıyrılmak arzusu taşımayanlar da vardı: Sakif ve Havazin kabileleri bunların başında yer alıyordu. Büyük bir ordu hazırladılar ve iki ordu Huneyn’de karşılaştı. Huneyn savaşında Müslümanlar galip geldi. Bizans üzerine Tebük seferi yapıldı. Bizans ordusu giriştikleri savaş hazırlıklarından cesaret edemedikleri için vazgeçtiler ve İslam ordusu karşısına çıkamadılar.
632
Efendimiz veda haccını yaptı. Rahatsızlandı ve ardından 8 Haziran’da vefat etti.

Bu yaziyi gønderen Şerife Şevval Kardelen Hoca Hanıma Teşekkür Ederiz.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

MEVLİD KANDİLİ

Posted by Site - Yönetici Şubat 24, 2010

Mevlid Kandilinde Yapılacak ibadetler -Rebîulevvel ayı ve Velâdet kandili,,

MEVLİD KANDİLİ

Bu kutlu doğum yıldönümü vesilesiyle yazımızda, velâdetten bahsedip hem O’nunla ilgili bilgilerimizi tazelemiş olmayı hem de O’nun feyziyle bereketlenmeyi arzu ettik.

Ancak Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) doğumuyla alakalı hususlara geçmeden önce önemli bir kaç noktayı açıklamanın yararlı olacağını düşünüyoruz.

* * *

RESÛLÜLLAH EFENDİMİZİN (S.A.V.) NESEBİ

1. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) baba tarafından şeceresi (soy kütüğü) üç bölümde incelenmektedir. Birinci bölüm, siyercilerin ve soy bilimcilerinin üzerinde ittifak ettikleri bölümdür. Bu da 20. dedesi Adnan’a kadar olan silsiledir. İkinci bölüm, bazılarının kabul ettiği bazılarının ise üzerinde görüş bildirmemeyi tercih ettikleri bölümdür. Bu, Adnan’dan Hz. İsmail’e kadar uzanan silsiledir. Üçüncü bölüm ise, içinde doğru olmayan bilgilerin de varolduğunu kabul ettiğimiz bölümdür. Bu da Hz. Ibrahim’den Hz. Adem’e kadar olan silsiledir.(3)

2. Anne tarafından soyu: Peygamber Efendimizin annesi Hz. Âmine’dir. O, Zühre oğulları kabilesinin reisi Vehb’in kızıdır. Burada baba tarafından dedeleriyle birleşir.

3. Resûlüllah’ın (s.a.v.) Babaannesi Fatıma’dır. O da Amr’ın kızıdır. Amr, Âiz’in oğlu, o İmran’ın oğlu, o Mahzum’un oğlu, o Yekaza’nın oğlu, o Mürre’nin oğludur. Burada baba tarafından dedeleri ile birleşiyor.(4)

4. Resûlüllah’ın (s.a.v.) muhterem validelerinin annesi Berre’dir. O da Abdüluzza’nın kızıdır. Abdüluzza Osman’nın oğlu, o Abdüddar’ın oğlu, o Kusayy’ın oğludur. Burada baba tarafından dedeleriyle birleşmektedir.(5)

5. Resûlüllah’ın (s.a.v) Medine’deki Neccaroğullarıyla yakınlığı… Bu durumu Hindistanlı alim Safiyyurrahman el-Mübarekforî şöyle anlatıyor: Abdullah’ın dedesi Haşim, ticaret için Şam’a gitmek üzere yola çıktı. Medine’ye geldiğinde, Neccar oğlu Adiy’nın neslinden Amr’ın kızı Selma ile evlendi ve yanında bir müddet kaldı. Bu arada Selma Abdulmuttalib’e gebe kaldı. Sonra Şam’a doğru yola çıktı, Filistin toprakları içinde bulunan Gazze’de vefat etti. Hanımı Selma Miladi 497 senesinde Abdulmuttalib’i dünyaya getirdi ve ona Şeybe adını verdi.(6)

Bu açıklamadan anlaşılıyor ki, Neccaroğulları Resûllülahın Efendimizin babasının değil de dedesi Abdulmuttalib’in dayılarıdır.

Siyer kitaplarının çok daha detayına indiği, bizim ise fazla uzamaması için özetlemeye çalıştığımız bu açıklamada vardığımız sonuç şudur:

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) hem baba hem de anne tarafından soylu aileden ve de meşru evlilik yoluyla gelmiştir. “Ben Âdem’den, babam ve annem beni dünyaya getirinceye kadar hep nikah yoluyla çıkageldim, zina yoluyla gelmedim. Cahiliyye döneminin evlilik dışı beraberlikteliğinden (zinadan) hiçbir şey bana bulaşmamıştır”(7) hadisi şerifi ile İmam Müslim’in Vâsile b. el-Eska’dan rivayet ettiği: “Allah İsmail’in (a.s.) neslinden Kinane’yi, Kinane’nin neslinden Kureyşi, Kureyş’in neslinden Haşimoğullarını seçti. Haşimoğulları ailesinden de beni seçti”(8.) hadisi, yukarıdaki görüşü yeteri kadar kuvvetlendirmektedir.

* * *

M E V L İ D

Mevlid”(9) veya “veladet” diye ifade edilen Peygamber Efendimizin (s.a.v.) doğum hadisesi, insanlık tarihinde meydana gelen olayların en önemlilerinden birisidir.

İnsanlar genellikle belli bir konuma geldikten sonraki yönleri ile bilinirler. Önceki dönemleri, özellikle doğum ve doğum sonrasına tekabul eden yönleri pek bilinmez. Fakat Fahr-i Kâinat Efendimizinki farklıdır… Ana rahmine inişinden doğumuna, çocukluğundan gençliğine, Peygamberliğinden vefatına kadar hayatının her safhası en ince ayrıntılarına kadar tesbit edilmiştir.

Nüfus kayıtlarının tutulduğu dönemlerde hatta yakın tarihimizde bile bir kısım insanların doğum tarihleri ve nesepleri tartışılırken, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şeceresi (soy kütüğü)’nin, yukarıda belirttiğimiz biçimde Hz. Âdem’e kadar uzanması, gerek inanan taraftarlarının gerekse inanmayan muhaliflerinin/karşıtlarının, onunla yakından ilgilendiklerinin açık örneğidir. Her kelimenin/kavramın altında başka anlamlar arayan misyonerlerin ve oryantalistlerin bu konuyu didik didik etmeleri, bunun önemini bir kere daha kuvvetlendirmektedir.

Resûlüllah Efendimizin (s.a.v.) Fil Senesi(10)nde ve Fil Hâdisesinden 52 gün sonra, İran Kisrası (Kralı) Nuşirevan’ın krallığının 40. yılında, Rebiulevvel ayında bir pazartesi gecesi sabaha karşı dünyaya geldiği hususunda hemen hemen bütün siyerciler ve tarihçiler ittifak etmişlerdir. O pazartesi gecesinin de, 12 Rebiulevvel olduğu, İbn Hişam’ın rivayetinde ifade edilmiştir.(11) Bu tarih, Büyük Alim Muhammed Süleyman el-Mansurforî ile astronomi alimi Mahmut Paşa’nın tesbitine (ve bizim de hesaplarımıza) göre 20 nisan 571 tarihine tekabül etmektedir.

Bu tarih birçok ilim ehli tarafından esas alınmış olmakla birlikte, bazı siyerciler de bunun dokuz Rebiulevvele rastladığını söylemişlerdir. Ancak 9 Rebiulevvel Cumartesi’ye denk gelmektedir. Bunun da bilinmesi gerekir.

İbn Sa‘d Resûlüllah Efendimizin annesinin şöyle dediğini nakleder:

Onu dünyaya getirdiğimde benden bir nur çıktı ve Şam””daki sarayları aydınlattı

Ahmed b.Hambel de İrbad b. Sariye’den buna yakın bir rivayette bulunmuştur.

İmam Beyhaki, Peygamberlik işaretlerinden sayılan bazı olayların doğum esnasında meydana geldiğini nakleder. Bu cümleden olarak Kisra (İran Kralı)’nın sarayının 14 kulesi düştü, Mecüsilerin (ateşe tapanların) tapmakta oldukları (yıllardır sönmeden yanan) ateş söndü, Sâve gölünün önce suyu çekildi sonra çevresindeki kiliseler yıkıldı.(12)

***

DEDESİNE MÜJDE EDİLMESİ

Annesi Hz. Âmine Resulullah Efendimizi (s.a.v.) dünyaya getirince, Dedesi Abdulmuttalib’e, bir torunu doğduğunu müjdelemek üzere haberci gönderdi. Abdulmuttalib sevinerek geldi ve torununu alarak Ka‘be’ye girdi, orada Allah’a (c.c.) dua etti, şükürde bulundu. Sonra da bir ziyafet tertip ederek Kureyş’in ileri gelenlerini davet etti. Misafirlerine torununun doğumunu haber virip ona, (çokça medhedilmiş, övülmüş anlamına gelen) “Muhammed” ismini koyduğunu açıkladı. Bu mübarek isim, o güne kadar Araplarca pek bilinmeyen, pek kullanılmayan bir isimdi.(13) Abdulmuttalib’in soyundan da hiçbir kimseye verilmiş değildi. Bu ismi tercih edişininin sebebi kendisine sorulduğunda, “Onu gökte meleğin, yerde beşerin çok öveceğini umuyorum. Bu sebeple ona bu adı koydum” cevabını vermiştir.

* * *

ONU İLK EMZİREN SÜT ANNE

Tabii ki onu ilkönce (üç veya yedi gün) kendi annesi emzirmişti… Arkasından, Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe Mesruh isimli oğlunun sütünden onu emzirdi. O, daha evvel Hz. Hamza’yı da emzirmişti. Sonra da Mahzum kabilesinden Ebu’l-Esed’in oğlu Ebu Seleme’yi emzirdi. Böylece amcası Hz. Hamza ve Ebu Seleme ile sütkardeş oldular.(14)

* * *

RESÛLLÜLLAH (S.A.V.) SÜTANNEDE

Şehirli Arap geleneğine göre, çocukları, şehirlerde yakalanabilecekleri hastalıklardan uzak tutmak, vücutlarını geliştirmek, sinirlerini yatkın/sağlam kılmak, daha beşikte iken Arapçayı iyi öğrenmelerini sağlamak için onlara (şehir dışından) süt anne araştırırlardı. Abdulmuttalib de torunu için bir süt anne araştırdı. Sa‘d oğullarından Ebu Züeyb’in kızı, yine aynı kabileden Abduluzza’nın oğlu, Ebu Kebeşe lakaplı Haris’in(15) hanımı Hz. Halime’ye emzirmek üzere onu teslim etti. Resûllülah’ın (s.a.v.) oradaki süt kardeşleri, Haris’in oğlu Abdullah ile kızları Enîse ve Huzâfe’dir. (Bunun lakabı Şeyma’dır, lakabıyla meşhurdur.) Ayrıca aynı kabilede bir süt evlatlık olarak bulunan Hz. Hamza’nın süt annesi de Resullullah’ı bir gün emzirdi, böylece Hz. Hamza ile oradan da süt kardeşi oldu.(16)

Hz. Halime Resûllüllah’ı (s.a.v.) kabul edişini anlatırken; ellerinde hiçbir şey bırakmayan bir kıtlık senesinde, kocası ve emzirmekte olduğu küçük bir oğlu ile birlikte, süt evlatlığı almaya giden Beni Sa‘d oğullarından bir grup kadının arasına katılıp kumral bir merkebe binerek memleketinden çıktığını söylüyor. Ve devamla diyor ki; yanımızda bir de keçimiz vardı. Vallahi bir damla süt vermiyordu. Açlıktan ağlayan çocuğumuzun yüzünden bir tek gece dahi uyuyamadık. Ne göğsümde onu susturacak süt vardı, ne de keçimizde ona gıda olacak bir şey… Bir taraftan yağmur bekliyor, bir taraftan da bu sıkıntının gitmesini umuyorduk. Bindiğim merkebin hem zayıf hem de arık (yorgun) olması yüzünden kafileyi de yolda bıraktık (geciktirdik). Ta ki Mekke’ye geldik ve süt evlat aramaya başladık.Grubumuzdaki kadınların hepsine istisnasız olarak Resûlüllah (s.a.v.) teklif edildi; ancak yetim olduğu söylenince, hiç kimse kabul etmedi. Çünkü biz, emzirmek için aldığımız çocuğun babasından birşeyler bekliyorduk. Yetim! Annesi ve dedesi ne yapabilir ki?! diyorduk. İşte bundan dolayı almak istemiyorduk.

Benimle gelenlerden, benden başka çocuk almayan kalmadı. Geri dönmeye karar verince eşime dedim ki:

– Vallahi arkadaşlarım arasında,çocuk almadan dönen birisi olmak istemiyorum.Vallahi o yetime gideceğim ve onu alacağım.

– Bunu yapmanda bir sakınca yoktur; olur ki Allah (c.c.), bunda bizim için bereket yaratır (verir) dedi . Gittim aldım ama, buna beni sevkeden sadece başkasını bulamayışımdı, dedi.(17)

* * *

HZ. HALİME VE GÖRDÜKLERİ

Hz. Halime şöyle anlatıyor:

Onu alınca kafileye döndüm; kucağıma oturttuğumda göğsüme, onun istediği kadar süt geldi. Öyle ki, o emdi doydu, kardeşi de doyasıya emdi, sonra da uyudular… Bundan önce çocuğumuz da biz de uyuyamıyorduk. Eşim kalktı, memesi kurumuş olan keçimize gitti; onun da memesi dolmuştu. İçeceği kadar sağdı, ben de onunla birlikte içtim. Öyle ki ikimiz de doyduk. En hayırlı gecemizi geçirdik. Sabahleyin eşim, “Anlıyorsun değil mi ey Halime! Vallahi hayırlı bir çocuk aldın” dedi. Ben de, “Vallahi aynısını umuyorum” dedim.

Sonra merkebime binerek yola çıktık, onu da yanıma aldım. Vallahi onların bineklerinden hiç birinin gidemediği mesafeyi biz kat‘ediyorduk. Öyle ki arkadaşlarım, “Ey Ebu Zueyb’in kızı, yazık! Bize acı, gelirken bindiğin merkebin değil mi bu?” diyorlardı. “Evet, ta kendisi” diyordum. “Vallahi bunda bir şey var” diyorlardı. Sonra Benî Sa‘d oğulları yurdundaki evlerimize geldik. Allah’ın arzında, bizim yerlerimizden daha kurak olanı bilmem var mı idi. Hiç kimse bir damla süt sağamazken, hayvanının memesinde bir damla süt bulamazken, O evimize geldikten sonra bizim sürümüz karınları tok, memeleri süt dolu olarak dönüyorlardı. Hatta halkımızdan çevremizde bulunanlar çobanlarına, “Size yazıklar olsun, Ebu Zueyb’in kızının çobanı koyunlarını otlattığı yerde siz de koyunları yayın” diyorlardı. Çünkü onların koyunları aç dönüyorlar, bir damla süt vermiyorlardı. Benim ise koyunlarımın karınları tok, memeleri dolu olarak dönüyordu.

İki senesi dolup sütten kesinceye kadar, Allah’tan daima fazlasını ve hayrını görüyorduk. Öyle bir büyüyordu ki, diğer çocuklara hiç benzemiyordu. İki yaşına geldiğinde, zıplayıp koşan bir çocuk olmuştu. Onu annesine götürdük; ama kendisinde gördüğümüz bereketten dolayı, tekrar bize iade etmesini çok istiyorduk. Annesiyle konuştuk; “Yavrumu, kuvvetleninceye kadar bana bırak ne olur, Mekke’nin vebasının (ölümcül hastalığının) ona da bulaşmasından korkuyorum” dedim ve ısrar ettim, o da bize onu iade etti .(18)

* * *

ŞAKK-I SADR (GÖĞSÜN YARILMASI) HADİSESİ

İmam Müslim Hz. Enes’den (r.a.) şöyle rivayet etti: Resûlüllah (s.a.v.) çocuklarla oynarken Cebrail (a.s.) geldi, onu aldı yere yatırdı ve kalbinin bulunduğu kısmı yardı, kalbini çıkarttı, kalbinden de (pıhtılaşmış) bir kan parçası çıkarttı ve dedi ki: Bu şeytanın sendeki payı idi. Sonra altın tastaki zemzem ile yıkadı, kapattı ve yerine iade etti. Çocuklar, süt annesine koştular ve Muhammed öldürüldü dediler. Yanına gittiklerinde yüzünün rengi morarmıştı.(19)

Bu olay İbn Hişam’a göre üç yaşındayken, bazılarına göre ise dört veya beş yaşlarında iken olmuştur.(20)

* * *

ŞEFKATLİ ANNESİNE İADE

Bu vak‘adan sonra Hz. Halime korktu ve onu annesine iade etti:

Hz. Amine, ölmüş kocasının hatırasını yerine getirmek için, Medine’deki (o zamanki adı Yesrib) kabrini ziyaret etmeyi düşündü ve 500 km.’lik mesafeyi katetmek üzere yola çıktı, yanında yetim oğlu Muhammed (s.a.v.) ve hizmetcisi Ümmü Eymen, bir de vasîsi Abdulmuttalib vardı. Medine’de (Yesrib’de) bir ay kaldı sonra oradan ayrıldı. Dönerken daha yolun başında ona hastalık yetişti ve gittikçe de kendini gösterdi, Mekke ile Medine arasında Ebva’da(21) vefat etti. Dedesi Abdulmuttalib onu Mekke’ye götürdü. Yetim torununa şefkati gittikçe artıyordu. Evlatlarından hiçbiri için olmadığı ölçüde torununa acıyor, onu hiç yalnız bırakmıyordu, aksine onu kendi öz evlatlarına tercih ediyordu. Ancak 8 yaşına geldiğinde dedesini de kaybetti.(22)

Doğumundan, dedesi Abdulmuttalib’in ölümüne kadarki merhale/süreç içerisinde, geleceğin bu büyük insanının başından geçen olaylara işaret etmiştik. Resûllüllah’ın (s.a.v.) hayatının akışını derinlemesine etkileyecek bu olayları bir kerre daha sıralayalım. Annesinin karnında iken babasının ölmesi ve yetim olarak dünyaya gelmesi,annesinin götürmesiyle ancak babasının kabrini tanımış olması, Medinede bulunan babasının kabrini ziyaretten dönerken yolda annesinin vefatı ve daha sonra da dedesi Abdulmuttalib’in vefatı…

İşte bunlar, küçük bir çocuğa nisbetle önemli olaylardır ve onun ruhunda önemli izler bırakmıştır. Muhammed’den (s.a.v.) başka herhangi bir çocuğun başına bu olaylar gelse idi, hadiseler onun ruhunu parçalar, bütün emellerini boşa çıkarırdı. Böyle bir çocuğun yaşadığı farzedilse bile hayatın karanlıklarında, yaşar gibi bir hayat sürdürebilirdi. Fakat, ileride enbiyanın ve bütün insanlığın seyyidi olan, bu çocuk yaştaki Muhammed (s.a.v.) birbirini takip eden bu olaylardan, en büyük ve en tehlikeli olaylara tahammül etmeye hazırlanmış, bütün insanlığa Peygamber olarak gönderildiğinde, herkesi kuşatacak güçlü bir şefkatle çıkmıştır.(23)

* * *

TEVRAT VE İNCİL’DE MUHAMMED (S.A.V.)

Bugünkü mevcut Tevrat ve İncil’den çıkarılmış olsa da Resûllüllah (s.a.v.), yaratılışından ahlak özelliklerine varıncaya kadar bir çok sıfatlarıyla, semâvî kitaplarda anlatılmış, haber verilmiştir. Bunun içindir ki, daha çocuk yaşta iken, Bahira O’nu tanımıştır. Medine’ye hicret ettiğinde, Abdullah b. Selam ve arkadaşları gibi Tevrat’ı okuyanlar arasında mutaassıp olmayanlar onu görünce derhal teşhis edip iman etmişlerdir.

İmam Buhari, Ata b.Yesar’ın şöyle dediğini rivayet etmektedir: Abdullah b. Amr b. el-Âs (r.a.) ile karşılaştım ve dedim ki; Resûlüllah’ın (s.a.v.) Tevrat’ta yazılı olan sıfatlarını (özelliklerini) bana anlat. Peki, dedi ve devam etti: Vallahi o, Kur’an’daki sıfatlarının bir kısmının aynıyla Tevrat’ta da anlatılıp tanıtılmıştır. Onlardan bazıları şöyledir:

Ey Nebi! Biz seni şahit, müjdeleyici, uyarıcı ve ümmîlerin sığınacağı bir koruyucu olarak gönderdik. Sen benim kulum ve resûlümsün. Sana ‘MÜTEVEKKİL’(24) adını verdim.”

“O kaba ve katı birisi değildir. Sokaklarda lakırdı eden birisi de değildir. Kötülüğü kötülükle savmaz; lakin affeder ve bağışlar. Sapan (eğri giden) bir milleti; ‘LÂİLÂHE İLLALLAH (Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur)’ dedirterek doğrultuncaya kadar, Allah onun ruhunu almayacaktır. Onunla kör gözleri, sağır kulakları ve kılıflı (mühürlü) kalpleri açacaktır.”(25)

* * *

RAHİB BAHİRA İLE GÖRÜŞMESİ

Dedesi Abdulmuttalib’in vefatından sonra amcası Ebu Talib’in himayesine geçen Muhammed (s.a.v.) 12 yaşlarına geldiğinde, amcası, ticaret kafilesinin başında Şam’a gitmeye hazırlanınca O da beraber olma isteğini ifade etmişti. Kendisine karşı son derece şefkatli davranan amcası bu isteğini geri çevirmedi ve onu yanına alarak Şam seferine başladı. Şimdiki adıyla “Eski Şam”denilen Busra’ya geldiklerinde, Rahib Bahira, beyaz bir bulutun gölgelediği kafileyi uzaktan takip ediyor ve kendi kendine “bu kafilede önemli bir kişi var”diyordu.

Bunu yakından görüp teşhis edebilmek için bir sofra hazırladı ve istisnasız herkesi davet etti. Küçük olduğu için, Resullullah’ı (s.a.v.) eşyalarının yanında bırakarak, hepsi bu davete icabet ettiler. Bahira, aradığı özellikteki kişiyi aralarında göremeyince, “Gelmeyen var mı?” diye sordu. Bir çocuktan başka herkesin geldiği cevabını alınca, onun da getirilmesini istedi ve getirildi.

Yemek boyunca Muhammed’i (s.a.v.) her yönüyle süzen, araştıran, hatta kalkıp yanına giderek omuzunu açıp Peygamberlik mührü(26)ne bakan Rahip Bahira, yemek sonrası kendisine bazı sorular sordu; ondan da, açık ve net cevaplar aldı. Daha sonra Ebu Talib’e dönerek,

Bu senin neyin?” diye sordu.

Oğlumdurcevabını alınca,

Yalan söylüyorsun, oğlun olamaz! dedi. Ebu Talib,

Doğru, yeğenimdir deyince,

Şimdi doğru!” dedi ve ekledi: Bu önemli bir kişi olacaktır. Buradan geriye dön. Şam’a gidersen oradaki mutaasıp Yahudiler bunu teşhis ederler ve suikastte bulunurlar dedi.

Bunun üzerine Ebu Talib alış-verişini orada yaptı ve Mekke’ye döndü.(27)

Resullullah’ın (s.a.v.) 12 yaşlarında iken bir yemekte ve sadece bir kerre Hıristiyan rahibi Bahira ile görüşmesini, başta Hıristiyan dünyası olmak üzere Ehl-i Kitap istismar etmektedirler. İddiaya göre bu bir seferlik görüşmede, Bahira’dan öğrendiklerini geliştirerek yeni bir din kurmuş ve Kur’anı Kerim’i yazmış.

Bu iddia ne mantık açısından ne de ilim açısından doğrudur. Bir defa bu görüşmede bulunanlardan hiç biri, Bahira’nın orada ders verdiğinden veya dini telkinde bulunduğundan tek kelime bile söz etmemişlerdir. Resûllüllah (s.a.v.) dahil hiç kimse, bu konuda ona soru sormamıştır. Sadece o Resûllüllaha soru sormuş, aldığı cevaplardan sonra da, onun beklenen Peygamber olduğunu söylemiştir.

Hatta İbn Hişam’ın naklettiğine göre(28) Bahira’nın,

Ey genç Lat ve Uzza hakkı için, soracağım sorulara cevap vereceksin diyerek söze başlaması üzerine Resûlüllah (s.a.v.),

Lat ve Uzza adına bana hiç birşey sorma! Vallahi bu ikisine buğzettiğim kadar hiç birşeye buğzetmedim demiştir. Bu defa Bahira,

Öyle ise Allah adına sorularıma cevap ver demiş, O da,

Şimdi ne istersen sor karşılığını vermiştir.

İşte Hıristiyan din âliminin, bir müşrik gibi Lat ve Uzza’ya yemin etmekle düştüğü çelişki karşısında, Resûllüllah (s.a.v.) tarafından uyarılması da yukarıdaki iddianın külliyen/tamamen yersiz olduğunun açık isbatıdır.

Resullullah’ı (s.a.v.) Bahira’nın teşhis etmesi, Suriye’deki mutaassıp Yahudilerin de teşhis edilebileceğini söylemesi, Kur’an-ı Kerim’deki ifadeye uygundur. Zira Kur’an-ı Kerim’de Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitapta anlatılan Peygamberi) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup bile bile gerçeği gizler(29) buyurulması, Ehl-i kitabın Resûlüllah (s.a.v.) hakkında detaylı bilgiye sahip olduklarını göstermektedir.

* * *

KUR’ÂN-I KERİM’DE RESÛLLÜLLAH (S.A.V.)

Resûllüllah (s.a.v.) Kur’an-ı Kerim’de bütün yönleriyle anlatılmaktadır. Biz bu yazımızda onun doğumu ekseninde bilinmesi gerekenlerden bir kısmını zikretmeyi uygun görüyoruz.

1. “Hani Meryemoğlu İsa, ‘Ey İsrailoğulları! Ben size Allah’ın peygamberiyim. Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici (doğrulayıcı/onaylayıcı) ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir Peygamberi de müjdeleyici olarak (geldim)demişti. Sonra onlara (o Peygamber) mûcizelerle gelince, ‘Bu apaçık büyüdür’ dediler (inanmayıp inkâr ettiler).”(30)

2. “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de (ismini) yazılı buldukları o ümmi Nebi ve Resûle uyarlar. O (Peygamber) onlara iyiliği emreder, kötülükten men eder, onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Sırtlarındaki ağır yüklerini ve üzerlerindeki bağları, zincirleri indirir atar. İşte ona iman edenler, ona saygı göstereler, ona yardım edenler ve onunla birlikte gönderilen nur’a (Kur’an’a) uyanlar var ya, kurtuluşa erenler onlardır.(31)

Ayeti kerîmede geçen Ümmî kelimesi okuma yazması olmayan demektir. Kur’an-ı Kerim’in bir başka ayetinde; Peygamber’in (s.a.v.) daha evvel hiçbir kitap okumadığı ve sağ eliyle hiçbir kitabı yazmadığı ifade edilmektedir.(32) Bu durumdaki bir insanın, kıyamete kadar yaşayacak bütün insanlığın hem dünya işlerini hem de ahiret işlerini düzene koyan bir kitabı tebliğ etmesi ayrı bir mucizedir.

3. “(Resûlüm) de ki: ‘Ey insanlar! Gerçekten ben, sizin hepinize gönderilmiş Allah’ın bir Peygamberiyim! O Allah ki, göklerin ve yerin sahibidir. Ondan başka hiç bir ilah yoktur. O diriltir (yaşatır) ve öldürür. Öyle ise gelin Allah’a iman edin; Allah’a ve onun sözlerine inanan, Ümmî Nebi olan Resûlü’ne de inanıp ona uyun ki doğru yolu bulasınız.(33)

4. “Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hem Allah’ın izniyle bir davetci, hem de nur saçan bir kandil olarak… Mü’minlere müjdele! Kendilerine Allah’tan büyük bir mükafat vardır. Kafirlere ve münafıklara boyun eğme… Onların eziyetlerine (şimdilik) aldırma. Allah’a güvenip dayan, vekil ve destek olarak Allah yeter.(34)

5. “Hani Allah peygamberlerden, ‘Size kitap ve hikmet verdikten sonra nezdimizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz’ diye söz almış ve ‘Kabul ettiniz mi?’ dediğinde, ‘Kabul ettik’ cevabını vermişler, bunun üzerine Allah, ‘O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim’ buyurmuştu.(35)

Bu ayeti kerîmenin tefsirinde, Abdullah b. Abbas (r.anhüma) şöyle dedi: Allah (c.c) gönderdiği bütün peygamberlerden söz aldı ki, onların herhangi birisi hayatta iken Muhammed (s.a.v.) peygamber olarak gönderildiği takdirde ona tabi olacaktır. Ayrıca ümmetlerinden söz alması için de onlardan söz aldı ki, ümmetleri de hayatta iken Muhammed (s.a.v.) peygamber olarak gönderilirse ona tâbi olup yardım edeceklerdir.(36)

6. “Andolsun! Size, kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız/zahmet çekmeniz ona çok ağır gelir, onu üzer. Çünkü o, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli (ve) çok merhametlidir.”(37)

* * *

KENDİ DİLİNDEN RESÛLÜLLAH (S.A.V.)

1. Resûllüllah’ın (s.a.v.) soranlara kendini tanıtma sadedinde şöyle buyurduğunu, Cübeyir b. Mut‘im babasından nakletmiştir: “Benim birkaç ismim vardır. Ben MUHAMMED(38)im, ben AHMED(39)im, ben Allah’ın, kedisiyle küfrü silip yok edeceği MÂHÎ’yim, ben insanların önünde toplanacağı HÂŞİR’im, ben kendisinden sonra bir daha peygamber gelmeyecek olan ÂKIB’im.”(40)

2. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Reûllüllah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bu ümmetten her kim, ister Yahudi olsun ister Hıristiyan, beni işittiği halde benim getirdiğime iman etmeden ölürse o, ateş ashabından (cehennem halkından) olur.”(41)

3. Hadîs-i kudsîde şöyle buyurulmuştur: “Şayet sen olmasaydın, cenneti yaratmazdım. Eğer sen olmasaydın, cehennemi yaratmazdım.”(42) Keza bir başka hadîs-i kudside de, “Yâ Muhammed! Ben ve sen varız. Senden başkasını senin için yarattım” buyurulmuştur. Bunun üzerine Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) de, şu münacatı yapmıştır: “Allah’ım! Sen varsın, ben yokum. Senin gayrını zatın için bıraktım.”(43) Hepimizin çok çok iyi bildiği âyet-i kerimede ise, “Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” (44) buyurulmuştur. Hal böyle olunca, bugün bu dünyada onun büyüklüğü nasıl anlaşılabilir?.. Onun üstün kadri ve kıymeti nasıl idrak edilebilir?.. O ancak kıyamet günü, topyekün insanlığın onun sancağı altında toplandığı zaman anlaşılabilecektir.

Evet, İki Cihan Güneşi Efendimiz (s.a.v.), özetlemeye çalıştığımız halde uzun sayılabilecek bu yazımızda anlattıklarımızdan şüphe yok ki çok daha fazla özelliklere, güzelliklere, faziletler sahip ekmel ve etemm bir insan peygamberdir. Mükevvenatın nüvesidir.

Salât ve selâmın ekmeli-etemmi O’nun, âlinin, ashabının, etbâının ve kıyamete kadar onların yolunu takip eden ve edecek olan ümmeti üzerine olsun. Cenab-ı Hak, şefaat-i uzması’ndan/en büyük şefaatinden bizleri ve topyekün Ümmet-i Muhammed’i mahrum etmesin. Âmin…

Halis Ece

DİPNOTLAR Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, H.z Muhammed ( s.a.v ), Mubarek Gün Ve Geceler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 3 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: