Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘İhya-i Ulumuddin’ Category

Hz. Peygamber`(s.a.v.)den Vârid Olan İstiâzeler

Posted by Site - Yönetici Aralık 12, 2016

medinepeygamberimizin-duasi

Hz. Peygamber`(s.a.v.)den Vârid Olan İstiâzeler

Ey Allahım! Cimrilikten, korkudan sana sığınırım. İhtiyarlığın son sınırına varmaktan sana sığınırım. Dünyanın fitnesinden, kabrin azabından sana sığınırım.

Ey Allahım! Kötülüğe götüren tamahkârlıktan, normal ola-rak istenilmeyen tamahkârlıktan, olacağı ümit edilmeyen herhangi bir şeyi istemekten sana sığınırım.

Ey Allahım! Fayda vermeyen ilimden, korkmayan kalpten, kabul olunmayan duadan ve doymayan nefisten sana sığınırım. En kötü arkadaş olan açlıktan ve hıyânetten sana sığınırım. Çünkü hıyânet kişinin gizlediği en kötü şeydir. Tembellik, cimrilik, korku ve fazla ihtiyarlıktan sana sığınırım. Şuuru kaybedercesine ihtiyar olup hayatın en güç dönemine varmaktan, Deccal`in fitnesinden ve kabir azabından sana sığınırım. Hayat ve ölümün fitnesinden sana sığınırım.

Ey Allahım! Senden yalvaran kalpler, itaat edip tevâzu gösteren ve tevbe ile yoluna dönüş yapan fertler olmayı istiyoruz.

Ey Allahım! Bol rahmetinden, rahmetini gerektiren şeylerden, her günahtan uzak kalmayı, her iyilikten ganimet elde etmeyi, cennet ile muzaffer olmayı ve ateşten kurtulmayı senden istiyorum.

Ey Allahım! Helâk olmaktan sana sığınırım. Üzüntüden, boğulmaktan ve yıkıntılar altında kalıp ölmekten sana sığınırım. Dünya peşinde ölmekten sana sığınırım.

Ey Allahım! Bildiklerimin ve bilmediklerimin şerrinden sana sığınırım..

Ey Allahım! Beni ahlâkın kötülerinden, amelin münkerinden, devâ ve hevâların düşüklerinden koru.

Ey Allahım! Ben belânın yorgunluğundan, şekâvetin yetişmesinden, kazanın kötülüğünden ve düşmanların sevinmesinden sana sığınırım.

Ey Allahım! Küfürden, borç ve fakirlikten sana sığınırım. Cehennem azâbından ve Deccal fitnesinden sana sığınırım.

Ey Allahım! Kulağımın, gözümün, dilimin, kalbimin ve şehvetimin şerrinden sana sığınırım.
Ey Allahım! Devamlı komşum olan kötü komşunun şerrinden sana sığınırım.

Ey Allahım! Kalbin katılaşmasından, gafletten, ihtiyaçtan, zillet ve meskenetten sana sığınırım. Küfürden, fâsıklıktan, hakka muhalefet etmekten, münâfıklıktan, kötü ahlâktan, rızık darlığından, şöhretten, riyâdan sana sığınırım. Hakkı dinlememekten, dilsiz olmaktan, deli olmaktan, kör olmak-tan, cüzzamlı olmaktan, âzaların titremesinden, alalık ve benzeri kötü şeylerden sana sığınırım.

Ey Allahım! Nimetinin zevâlinden, âfiyetin gidip de yerini hastalıklara bırakmasından, ani olarak gelen azabından ve öfkenin bütün sebeplerinden sana sığınırım.

Ey Allahım! Ateşin azabından, onun fitnesinden, kabrin azap ve fitnesinden sana sığınırım. Zenginliğin ve fakirliğin fitnesinin şerrinden, yalancı deccalın fitnesinin şerrinden sana sığınırım. Borç yükünden, günahtan sana sığınırım.

Ey Allahım! Doymaz bir nefsin, korkmaz bir kalbin, faydası olmayan bir namazın, kabul edilmeyen bir duanın (şerrinden) sana sığınırım. Üzüntünün şerrinden, göğsün fitnesinden sana sığınırım.

Ey Allahım! Düşmanın galip olmasından ve sevinmesinden sana sığınırım. Allah, kulu Muhammed`in (s.a) üzerine ve âlemler arasından seçtiği her seçkin kulunun üzerine rahmet deryâlarını boşaltsın. Amin!

Kaynak:İhya-i Ulumiddin – İmam-ı Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Leave a Comment »

AZ YEMENİN FAYDALARI

Posted by Site - Yönetici Mart 20, 2016

hurma,Az yemenin faydaları,helal lokma,helal kazanc,halal,haram

AZ YEMENİN FAYDALARI

İnsanoğlu midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak birkaç lokma kâfîdir. Mutlaka yemesi gerekirse, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içmeye,üçte birini de nefes alıp vermeye bırakmalıdır.”
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)

Az yemek, çok ibadet etmeyi kolaylaştırır. Fazla yemek ibâdet etmeye mâni’ olur.

Hayatın her nefesi kıymet biçilemeyecek kadar değerli bir cevherdir.

Her nefesi Allâhü Teâlâ’yı zikre ve ibâdete harcamak sûretiyle ebedî hayat için sermâye edinmek lazımdır.

Az yemeğe alışan kimse için, oruç tutmak, devamlı abdestli olmak, vaktini daha fazla ibâdetle geçirmek en büyük kazanç ve sermâyedir.

Bunları ancak dinin kıymetini bilenler idrak eder. Gâfiller bunun kıymetini bilemezler. O gâfiller hakkında şöyle buyrulmuştur:

Dünya hayatına râzı olup onunla tatmin olanlar (âhirette tehlike yokmuş, bütün arzularına kavuşmuşlar gibi bir emniyet içinde gaflete dalmış durmuşlardır). Likâmızı (Hakk’ın huzuruna varmayı) arzu etmezler…” (Yûnus Sûresi, âyet 7)

Ebû Süleyman ed-Dârânî (rh.) Hazretleri çok yemenin altı zararına işâret etmiştir:

Münâcât lezzeti kaybolur,

İlim ve hikmet öğrenmek zorlaşır,

İnsanlara karşı merhamet hissi yok olur. Zîrâ kendisi tok olduğu için bütün herkesin de tok olduğunu zanneder.

İbâdetleri yaparken bedeninde ağırlık olur,

Şehveti (nefsin doymayan arzuları) artar,

Diğer müminler mescitlerde bulunurken çok yiyen kimseler mezbelelikte (çöplükte) dolaşır.

Kaynak : İhyâu Ulûmiddîn – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Etiketler: | Leave a Comment »

Yemek Esnasındaki Âdâb – Su İçmenin Edepleri…

Posted by Site - Yönetici Ekim 17, 2014

Yemek duasi

Yemek Esnasındaki Âdâb

Bunlar şöyle sıralanabilir:
1) Yemeğe besmele ile başlamalıdır.
2) Sonunu elhamdülillah ile bitirmelidir. Hatta her lokma ile beraber bismillah denmesi çok güzeldir ki, oburluk onu Allah’ın zikrinden alıkoymasın,
3) Birinci lokma ile beraber bismillah, ikinci ile beraber bismillahirrahman, üçüncü lokma ile beraber bismillahirrahmânirrahim demelidir.
4) Besmeleyi, başkası da hatırlasın diye sesli söylemelidir.
5) Sağ el ile yemelidir.
6) Yemeğe tuz ile başlayıp, yemeği tuz ile bitirmelidir.
7) Lokmasını küçük tutmalı ve güzelce çiğnemelidir.
8) Bir lokmayı yutmadan diğer lokmaya elini uzatmamalıdır; zira boyle yapmak yemekte acelecilik yapmak demektir.
9) Yenebilecek hiçbir şeyi hor görmemelidir.
Hz. Peygamber yemeklerin hiçbirisini hor görmezdi. Eğer hoşuna giderse yerdi. Aksi takdirde yemezdi.12
10) Önünden yemelidir. Ancak meyvelerde istediği taraftan alabilir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Yemeğin senin tarafına düşen kısmından ye!13
Sonra Hz. Peygamber (s.a), ellerini meyveler üzerinde gezdirdi. Kendisine ‘Neden böyle yapıyorsunuz?’ denildiğinde şöyle buyurdu: ‘Meyveler bir çeşit değildir’.14
11) Yemeğin tepesinden ve ekmeğin ortasından yememelidir. Aksine ekmeğin kenarlarından kesmek suretiyle yemelidir. Ancak ekmek az olduğu zaman, ekmeği kopararak yemelidir.
12) Ekmeği de pişmiş eti de bıçakla kesmemelidir.
Çünkü Hz. Peygamber böyle yapmayı yasaklayarak15 şöyle demiştir:
Eti, ön dişlerinizle parçalamak suretiyle yeyiniz.16
13) Çömlek veya başka bir kabı ekmeğin üzerine koymamalıdır. Ancak ekmekle katık olarak yenen madde ekmek üzerine konabilir.
Çünkü Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Ekmeğe hürmet ediniz. Zira Allah ekmeği göğün bereketle-rinden indirmiştir.17
14) Elini ekmekle silmemelidir.
Çünkü Hz. Peygamber (s.a)şöyle demiştir:
Herhangi birinizin lokması elinden düştüğü zaman, onu kaldırıp ona yapışan tozları sildikten sonra (yemelidir). Onu şeytana bırakmamalıdır. Parmaklarını yalamadan önce, mendil ile silmemelidir. Çünkü kişi bereketin hangi yemekte olduğunu bilemez.18
15) ‘Sıcak yemeğe üflememelidir. Çünkü böyle yapmak, yasaklanmıştır’.19 Sıcak yemek yenebilecek dereceye gelinceye kadar sabretmelidir.
16) Hurmaları yedi, onbir veya yirmibir tane; yâni tek olarak yemelidir. Yahut da mümkün olduğu kadar yediği hurmaları tek sayıda bitirmelidir.
17) Hurmaların içinde bulunduğu kaba çekirdeğini atmamalıdır ve aynı zamanda çekirdekleri elinde de tutmamalıdır. Hurma çekirdeğini ağzından elinin dışına koyup sonra atmalıdır.
Çekirdeği ve tortusu olan her tane ve meyve de hurma hükmündedir.
18) Yemeğin artıklarını yemek tabağına dökmemelidir. Onları, tortular ve çöplerle beraber bir yere bırakmalıdır ki, başkası yanılıp onu yemesin.
19) Yemek esnasında fazla su içmemelidir. Ancak boğazında lokma kalırsa veya normal olarak susamışsa, o zaman su içebilir. Denildi ki, yemek esnasında su içmek, tıbben faydalıdır. Çünkü (doktorlara göre), su midenin düzenleyicisidir.

Su İçmek

Su içmenin edepleri şunlardır:
1) Testiyi sağ eline alıp bismillah deyip emmek suretiyle içmelidir.
Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Suyu emerek yavaş yavaş içiniz. Onu, bolca nefes almadan içmeyiniz. Zira ciğer hastalığı bu şekilde su içmekten meydana gelir.20
2) Ayakta veya uzanmış iken içmemelidir. Çünkü Hz.Peygamber (s.a) ayakta su içmeyi yasaklamıştır.21
Buna rağmen Rasûlullah’ın ayakta su içtiği de rivayet edilmiştir. O halde bu iki rivayetin arasındaki zıtlığın giderilmesi ve telif edilmesi şöyledir: Hz. Peygamberin ayakta su içmesi, herhangi bir özürden dolayıdır.22
3) Suyu içerken testinin altından üzerine damlamamasına dikkat etmelidir.
4) İçmeden önce, testiyi kontrol etmelidir.
5) Ağzı testide iken nefes alıp vermemeli ve geğirmemelidir. Hamdederek testiyi ağzından meyilli bir şekilde uzaklaştırma nefesini alıp geğirdikten sonra besmele ile ikinci bir defa testiyi ağzına götürmelidir.
Zira Hz. Peygamber (s.a) içtikten sonra şöyle demiştir:
Hamd, suyu rahmetiyle tatlı ve zevkli yaratan Allah’a mahsustur. O Allah ki, günahlarımızdan ötürü suyu acı ve tuzlu kılmamıştır.23
6) Gerek testi ve gerekse cemaatin arasında dolaştırılan diğer su kapları olsun,bütün bunlar, sağdan başlayarak dolaştırılmalıdır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a) süt içerken, Hz. Ebubekir Sıddîk (r.a) solunda, bir bedevî de sağında idi. Hz. Ömer de meclisin bir köşesinde bulunuyordu. Rasûlullah’ın süt kabını
bedeviye uzattığını görünce, Hz. Ömer (r.a) ‘Yâ Rasûlullah! Senin solunda duran Ebubekir’e versene’ demesine rağmen Rasûlullah, Hz. Ebubekir’e değil de göçebeye verdi ve şöyle buyurdu: ‘Sağdan başlayınız, sağdan, sağdan..,’24
7) Üç nefeste suyu içmelidir.
8) Başlangıcında besmele çekmeli, sonunda ise, Allah’a hamdetmelidir. Birinci nefesin sonunda elhamdülillâh, ikinci nefesi sonunda rabb’il-âlemin, üçüncü nefesin sonunda da errahmânirrahîm demelidir.
İşte yemek ve içmek hususunda söylediğimiz bu yirmiye yakın edeplerin varlığı rivayetlerle sabittir.

Kaynak : İhya-u Ulumiddin (İmam Gazali)

12) Müslim ve Buhârî, (Ebu Hüreyre’den)
13) Müslim ve Buhârî, (Ömer b. Ebî Seleme’den)
14) Tirmizî ve İbn Mâce
15) İbn Hibban,(Ebu Hüreyre’den zayıf bir senedle); Beyhakî, (Ümmü Seleme’den zayıf bir senedle)
16) Ebu Dâvud, (Hz. Âişe’den)
17) Müslim, (Enes ve Câbir’den)
18) Müslim
19) Ahmed, (İbn Abbas’tan)
20) Deylemî, Müsned’il Firdevs
21) Müslim, (Enes, Ebu Said vc Ebu Hüreyre’den)
22) Müslim ve Buhârî, İbn Abbas’tan Hz. Peygamber’in zemzem suyunu
ayakta içtiğini rivayet etmişlerdir.
23) Taberânî, (Ebu Câfer Muhammed b. Ali’den)
24) İmam Mâlik, İmam Ahmed, Müslim, Buhârî ve diğer sünen sahipleri, (Enes’ten)

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Leave a Comment »

Cenaze Evine – Ölünün geride kalan ailesine yemek götürmek, müstehabdır.

Posted by Site - Yönetici Ağustos 16, 2014

12303_411056542153_320285362153_5085022_4764070_n

Cenaze Evine – Ölünün geride kalan ailesine yemek götürmek, müstehabdır.

Câfer b. Ebî Tâlib’in ölüm haberi geldiğinde Allah’ın Rasülü şöyle demiştir:
Câfer’in aile efradı cenazeleriyle meşgul olduğundan yemeklerini yapamamaktadırlar. Bu bakımdan onlara yemek götürün.[ Ebu Dâvud, Tirmizî ve İbn Mâce]
O halde böyle yapmak sünnettir. Bu gibi bir yemek cemaate takdim edildiği zaman yenmesi helâldir. Ancak ölü üzerine ağlamak için tutulanlara veya yardımcılarına hazırlanmış olan yemek, bu hükmün dışındadır. Çünkü onlarla birlikte yemek, uygun bir hareket değildir.

Zâlimin sofrasına oturmamak gerekir. Eğer zâlimin sofrasında hazır bulunmaya zorlanıyorsa, o zaman azıcık yiyebilir. Zâlimin sofrasında nefis yemeği hiç yememeye dikkat etmelidir. Sultanın sofrasında hazır bulunan ve ‘Benim oraya gitmem mecburi idi’ diyen bir kimsenin şâhitliğini müzekki (Şâhitlerin hâlini tedkik ve teftiş eden memur) redderek şöyle dedi: ‘Senin sofrada nefis yemek aradığını ve büyük lokmalar yaptığını gördüm. Oysa böyle yapman için seni zorlayan kimseyi de görmedim’. Sultan, bir ara bu müzekkiyi sofrasında yemeğe zorladı.
Bu durum karşısında kalan zat, sultana şöyle dedi: ‘Ya yeyip tezkiyecilik vazifemi bırakırım, ya da vazifeme devam etmek için yemem’. Bu vaziyet karşısında onun tezkiye ve teftişinin lüzumuna kani olanlar yakasını bıraktılar.

Hikâye olunur ki, Zünnûn-i Mısrî hapsedildi. Hapiste iken birkaç gün hiçbir şey yemedi. Âhiret yolunda kendisine kardeş olan bir hâtun yün bükerek kazandığından gardiyan vasıtasıyla ona yemek gönderdi. Zünnûn-i Mısrî (r.a), o yemekten yemedi. Bu durumdan ötürü o sâliha hâtun onun bu hareketini kınadı. Buna karşılık olarak Zünnûıı şöyle dedi: ‘Yemek helâl idi. Fakat bir zâlimin tabağında bana geldiği için yemedim’. Zünnûn bu sözleriyle gardiyanın eline işaret etmektedir. Böyle hareket etmek, takvânın en yüksek zirvesine çıkmak demektir.

Feth el-Mevsılî ziyaretçi olarak Bişr el-Hafî’nin yanına gitti. Bişr cebinden onun için bir dirhem çıkarıp hizmetçisi Ahmed elCelâ’ya verdi. ‘Bununla nefis bir ekmek ve güzel bir katık al’ dedi.
Ahmed şöyle der: ‘Bu emir üzerine nefis bir ekmek satın aldım ve Rasûlullah’ın (s.a) sütten başka hiçbir şey için şöyle dediğini hatırlıyor değilim:
Allahım! Bizim için onu bereketli kıl, onu bizim için artır. [ Ka’b b. Mâlik ]
Onun için süt ve güzel hurmadan da aldım. Getirip Feth’e takdim ettim. Feth, yediğini yedi, kalanını da alıp götürdü. Bu durumu gören Bişr şöyle dedi: “Neden Ahmed’e ‘nefis bir yemek satın al’ dedim biliyor musunuz? Çünkü nefis yemek samimi şükrü gerektirir. Bilir misin Feth neden bana ‘Sen de ye’ demedi ve beni yemeğe çağırmadı? Çünkü misafirin ev sahibini çağırmaya hakkı yoktur da ondan. Feth’in geri kalanları niçin götürdüğünü biliyor musunuz? Çünkü kişinin tevekkülü tam olduğu zaman artık yük ona zarar vermez”.

Ebu Ali Rüzbârî bir ziyafet tertip edip o ziyafette bin kandil yaktı. Bu durum karşısında bir kişi kendisine itiraz etti. Bunun bir israf olduğunu söyledi. Bu itiraza karşı Rüzbârî itirazcıya şöyle dedi: ‘İçeri gir ve Allah için yakmadığım bir kandili söndür’. Adam içeri girdi, fakat lâmbalardan bir tanesini bile söndüremedi. Böylece emeline nâil olamayarak çıkıp gitti.
Ebu Ali el-Rüzbârî, birkaç denk şeker satın aldı. Helvacılara şekerden bir kale yapmalarını emretti. Onlar da onun emrini yerine getirip, şekerden yapılmış nakışlı direkler üzerine oturtulmuş mihrablar ve şerefeler kurdular. Bütün bunları yaptıktan sonra sûfîleri davet etti. Sûfîler o duvarları yeyip bitirdiler

İhya-i Ulumu’d-Din – İmam Gazâli

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Leave a Comment »

Cinsî münasebeti artıran dört şey vardır. İmam Gazâli

Posted by Site - Yönetici Ağustos 15, 2014

zambak,nane,sunbul

İmam Şafii yemeğin dört şekilde yenildiğini söyledi.

a) Bir parmakla yemek, bu kibarlıktandır.
b) İki parmakla yemek mütekebbirliktir.
c) Üç parmakla yemek sünnettir.
d) Dört ve beş parmakla yemek oburluktur.

Dört şey vardır ki, bedeni takviye ederler:

1) Et yemek
2) Güzel kokular sürünmek
3) Cinsî münasebette bulunmadan yıkanmak
4) Keten giymek

Dört şey vardır ki, bedeni zayıflatır:

1) Çok cinsî münasebette bulunmak
2) Çok üzülmek
3) Aç karnına çok su içmek
4) Otururken arkasını kıbleye çevirmek

Dört şey vardır ki; insanın gözünün nûrunu artırır:

1) Kıbleye doğru oturmak
2) Uyku ânında gözüne sürme çekmek
3) Yeşile bakmak
4) Temiz elbise giymek

Dört şey vardır ki, gözü zayıflatır:

1) Pisliğe bakmak
2) Asılmış insanın ölüsüne bakmak
3) Kadının fercine bakmak
4) Otururken arkasını kıbleye çevirmek.

Cinsî münasebeti artıran dört şey vardır:

1) Serçe eti yemek
2) Itrifili ekber (birkaç maddeden mürekkeb bir ilâcdır) almak
3. Habbet’il-Hazra ile bademden yapılan Füstuk denilen ilâcı yutmak
4) Maydanoz yemek

Dört çeşit yatma (uyuma) şekli vardır:

1) Sırtüstü yatmak
Bu tarzda uyumak peygamberlerin uykusudur. Peygamberler,bu şekilde uzanarak yer ve göklerin yaratılışını düşünürlerdi.
2) Sağ yana yatmak
Bu tarz uyumak, âlim ve âbid kimselere mahsusdur.
3) Sol tarafı üzerine uyumak
Böyle uyumak sultanların ve padişahların uykusudur. Onlar yediklerini hazmetmek için bu şekilde yatarlar.
4) Yüzüstü uyumak
Bu şekilde uyumak, şeytanlara mahsustur.

Aklı artıran dört şey vardır:

1) Fazla konuşmayı terketmek
2) Misvak kullanmak
3) Sâlih kimselerle oturmak
4) Âlimlerle oturmak

Dört şey vardır ki, ibadetten sayılır:

1) Abdestsiz adım atmamak
2) Çok secde etmek
3) Camilerden hiç ayrılmamak
4) Çokça Kur’an okumak

Yine İmam Şafiî şöyle demiştir: ‘Aç karınla hamama girip çıktıktan sonra yemeği tehir eden bir kimsenin nasıl olup da ölmediğine hayret ediyorum‘.

Yine şöyle demiştir: ‘Veba hastalığına Binefsec (Menekşe)den daha faydalı bir şeyin olduğunu zannetmem. Hasta olan kimse onunla hem yağlanır, hem de içer’.
En doğrusunu Allah bilir!

Kaynak : İhya-i Ulumu’d-Din – İmam Gazâli

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin, İslama Göre Cinsel Hayat | 2 Comments »

Gözlerin ağrıdığı halde hurma mı yiyorsun? Ağrımayan tarafıyla yiyorum….

Posted by Site - Yönetici Ağustos 13, 2014

siyah_g__vazo

Gözlerin ağrıdığı halde hurma mı yiyorsun? Ağrımayan tarafıyla yiyorum….

Hukemâdan biri oğluna şunları tavsiye etti:
Ey oğul! Kahvaltını yapmadan evden çıkma. Çünkü akıl kahvaltı ile yerinde kaldığı gibi, saldırganlık da onunla kaybolur.
Bir de çarşıda göreceklerine karşı isteklerini azalt‘.

Bir hekim şişman birine târiz yoluyla şöyle dedi:
‘Sırtındaki kadifeyi kim dokudu, bunu nasıl temin ettin?
Şişman ‘Buğdayın özünü, genç hayvanın etini yemekle; menekşe ile yağlanıp, keten elbise giymekle temin ettim’ dedi.

Perhiz hastalara faydalı, sağlamlara zararlıdır’ denilmiştir.
Bazıları da şöyle söylemiştir: ‘Kendisini (anormal) koruyan kimsenin zararı kesindir. Fakat sıhhatli olması şüphelidir’. Bu söz, sıhhatli bir kimse için tam yerinde söylenmiş bir sözdür.

Hz. Peygamber (s.a.v) Suheyb Rûmî’yi bir gözü ağrıdığı halde hurma yerken gördü ve bunun üzerine şunları söyledi:
Gözlerin ağrıdığı halde hurma mı yiyorsun?
Suheyb ‘Ey Allah’ın Rasülü! Ağrımayan tarafıyla yiyorum‘ dedi.
Bu cevabı alan Hz. Peygamber (s.a.v) gülümsedi.

İhya-i Ulumu’d-Din – İmam Gazâli

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Leave a Comment »

Yemek Hakkındaki Birtakım Dinî ve Tıbbî Edepler

Posted by Site - Yönetici Ağustos 12, 2014

Yemek Hakkındaki Birtakım Dinî ve Tıbbî Edepler

Yemek Hakkındaki Birtakım Dinî ve Tıbbî Edepler

1. İbrahim en-Nehaî’nin şöyle dediği rivayet edilmektedir:
Çarşıda yürüyerek birşey yemek âdi bir harekettir.[1]
İbrahim en-Nehâi bu sözü, âli bir senedle Hz. Peygamber’e isnad etmektedir. Bu fikrin tam zıddı İbn Ömer’den rivayet edilmektedir:
Bizler, Hz. Peygamber’in zamanında yürüdüğümüz halde yer ve ayakta su içerdik.[2]
Mâruf ve meşhur sûfîlerin bazılarının çarşıda yemek yedikleri görülmüştür. Bunun için kendilerine niçin böyle yaptıkları sorulduğunda şöyle cevap vermişlerdir: ‘Be mübârek! Çarşıda acıkıp eve mi gidip yemek yiyeyim?’ Kendisine denildi ki: ‘Bâri camiye girip orada ye!’ Şöyle cevap verdi: ‘Camiye girip orada yemekten utanıyorum. Allah’ın mâbedine yemek için nasıl gireyim?’
Zâhirde birbirinin zıddı görünen bu iki kanâatin arasını şöyle telif edebiliriz: Çarşıda yemek, tevazû ve tekellüfsüz olduğundan bazı kimselere uygun gelir. Onun için de güzeldir. Bazı kimseler için de mürüvvetsizlik olduğundan dolayı mekruhtur. Demek ki, bu hâl memleketlerin örf ve âdetlerine ve şahısların durumuna göre değişen bir hâldir. O kimse ki, onun çarşıda yemek yemesi diğer yaptıklarına uygun değildir, onun için böyle yemek mürüvvetsizliğe ve oburluğa işaret eder. Onun şâhitliğine de zarar getirir. O kimse ki, onun bütün hareketlerinde bir sadelik vardır. Her durumda tekellüften uzaktır, onun için de çarşıda yürürken yemek tevazûdan başka birşey değildir.

2. Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: ‘Yemeğine tuzla başlayan bir kimseden Allah Teâlâ yetmiş çeşit hastalığı uzaklaştırır’. Kim günde yedi hurma yerse, o hurmalar, onun içinde bulunan bütün tenyeleri öldürür. Hergün yirmibir kırmızı kuru üzüm yiyen bir kimsenin bedeninde şikâyet edecek bir hastalığı kalmaz. Et, eti bitirir. Yahni (veya et suyu) arapların yemeğidir.
Biskarcat (et ve tavuk çorbası) şişmanlatır ve kalçaları sarkıtır. Sığırın eti hastalık, sütü şifa ve yağı devadır. İçyağ ve benzeri şeyler hastalıkların kökünü kazır. Lohusalı kadın, yaş hurmadan gördüğü şifayı başka bir şeyden görmez. Balık, bedeni eritir. (Yani kaba ve lüzumsuz etleri eritir ve insanı zindeleştirir). Kur’an okumak ve misvak kullanmak balgamı söker. Uzun yaşamak isteyen bir kimse, kahvaltısını erken yapsın, akşam yemeğini (tekrarlasın) ve pabuç giysin. Halk yağ kullanmaktan daha verimli bir tedavi usulü bulamamıştır. Refah ve sıhhat içinde yaşamak isteyen bir kimse, cinsi münasebeti ve borcunu azaltsın.

3. Haccac-ı Zâlim bir doktora ‘Bana öyle bir şey tavsiye et ki, onunla amel edip başkasına muhtaç olmayayım’ dedi. Doktor şöyle tavsiyede bulundu:
Genç kadınlarla evlen. Etlerden ancak gencecik etleri ye. Hiçbir şeyi güzelce pişirmeden yeme. Hastalık olmadan keyfî olarak hiçbir ilâç içme. Meyvelerin iyi olmuş, tam kıvamına gelmiş olanını ye. Ancak yemeği güzelce çiğnedikten sonra yut. İstediğin yemeği ye. Fakat üzerine su içme.İçtiğin takdirde o zaman onun üzerine yeme. Küçük ve büyük abdestlerini bekletme. Gündüz yedikten sonra uyu. Geceleyin yediğin zaman uyumadan önce yüz adım da olsa yürü.
Arapların şu darb-ı meseli de aynı mânâyı taşımaktadır: ‘Kahvaltı et ve uzan, akşam yemeği ye ve yürü’.
Denilir ki: ‘Küçük abdestin bekletilmesi, yolu kapatılan suyun etrafını tahrip etmesi gibi bünyeyi tahrip eder!’
Damarların kesilmesi hastalığa, akşam yemeğini terketmek de ihtiyarlığa sebeptir.[3]

 

1) Taberânî
2) Tirmizî ve İbn Hibban
3) Merceme b. Adî

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Leave a Comment »

Yemek İkram Etmenin Âdâbı

Posted by Site - Yönetici Ekim 17, 2013

yemek-ikram-etmenin-adabimasada-kimler-yemek-yer-c3bczerinde-yemek-yenilen-c59feyler

Yemek İkram Etmenin Âdâbı

1. Herşeyden önce yapmacık hareketleri ve zorlamaları terketmeli, ne varsa onu ikrâm etmelidir. Eğer yanında hiçbir şey yoksa ve açıklamaya imkânı da bulunmazsa, dostlarına yedirmek için borç etmemelidir. Çünkü böyle yaptığı takdirde nefsini vesveseye sevketmiş olur. Eğer kendi nafakasına yetecek kadar bir şeyleri varsa ve nefsi de ondan vazgeçip dostlarına yedirmesine taraftar değilse, o nafakasını buna rağmen dostlarına vermesi uygun değildir.

Seleften biri bir zâhidin evine gitti. Zahid yemek yiyordu. Gelen misafire zâhid şöyle dedi: ‘Eğer bu yemeği borç ile almasaydım, ondan sana da yedirirdim.

Seleften bâzıları zorlamakla ilgili olarak şöyle demişlerdir: ‘Senin, arkadaşına yedirdiğin yemekten daha enfesini ve daha kıymetlisini arkadaşına yedirmek kaygusuna düşmen demektir’.

Fudayl b. İyaz şöyle demiştir: ‘Halk, ancak tekellüf ve zorlukları yüklenmekten ötürü bozuşurlar. Şöyle ki, birisi arkadaşını dâvet eder. Onun için bir sürü zorluklara girişir ve dolayısıyla ikinci bir defa arkadaşının gelmesini böylece önlemiş olur’.

Bazıları şöyle demiştir: ‘Bana gelen arkadaşımın kimliği beni ilgilendirmez. Zira ben onun için herhangi bir külfete girişmem. Ancak yanımda ne varsa onu takdim ederim. Eğer onun için külfete girmiş olsaydım, onun gelişi bana zor gelecek ve usandıracaktı’.

Zâtın biri şöyle demiştir: “Ben geçmişte bir dostumun yanına gidiyordum. O da benim için külfetlere giriyordu. Kendisine dedim ki: ‘Tek başına kaldığımız zaman, ne sen bunu yiyorsun ve ne de ben. Bu bakımdan bir araya geldiğimiz zaman neden bunu yiyoruz? O halde ya sen bu külfete girmeye son vereceksin veya ben ziyaretlerimi keseceğim’. Bunun üzerine dostum tekellüfe son verdi ve tekellüfe son verişinin yüzü suyu hürmetine bizim de ziyaretlerimiz devam etti”.

Yanında ne varsa hepsini misafirlere takdim etmek ve böylece çoluk çocuğuna zarar verip onların kalplerini ezâ ve cefâ ile doldurmak da külfete girmek demektir.

Bir zat, Hz. Ali’yi (r.a) dâvet eder. Hz. Ali kendisine şöyle der: ‘Üç şartla senin dâvetine icabet ediyorum:

a) Çarşıdan bir şey getirmeyeceksin,

b) Evinde olanı da esirgemeyeceksin,

c) Çoluk çocuğuna da zarar vermeyeceksin’.

Seleften bazıları, evinde ne varsa hepsini misafire takdim eder-lerdi. Her çeşit şeyden sofraya getirlerdi.

Seleften biri şöyle demiştir: Biz, Câbir b. Abdullah’ın (r.a) evine gittik. Bize ekmek ile sirke takdim etti ve şöyle dedi: ‘Eğer külfete girmekten menolunmasaydık, sizin için külfete girecektim’.41
Seleften biri şöyle demiştir: ‘Ziyaretçin geldiği zaman, neyin varsa onu misafire takdim et’. Selmân-ı Fârisi şöyle demiştir:

Allah’ın Rasûlü, bizde bulunmayan bir şeyi misafir için hazırlamaya çalışıp zorluk çekmekten menetti ve ancak elimizde bulunanı ikram etmemizi emretti.

Hz. Peygamber şöyle anlatır: ‘Yûnus (a.s), arkadaşları kendisini ziyarete geldiklerinde onlara ekmek ve elinin mahsûlü olan sebzeleri takdim ederek ‘Buyurun yeyin. Eğer Allah tekellüf yapanlara (misafirlere ikram hususunda zorlananlara) lânet etmeseydi, elbette size daha iyisini hazırlamak için zorluklara katlanırdım’ demiştir.

Enes b. Mâlik ve diğer ashab misafirlerine kuru ekmek ve hurmalardan mevcut olanı takdim ederek şöyle derlerdi: ‘Biz, kendisine yapılan ikramı hakir görenin mi, yahut yanında bulunan nimeti hakir görüp misafirine takdim etmekten çekinen kimsenin mi günahı daha büyüktür bilmiyoruz’

2. Bu edep ziyaretçiye aittir. Şöyle ki; belli bir şeyi ısrarla iste-memelidir. Çünkü o şeyi bulup getirmek, ev sâhibine çok kere zor gelir. Eğer ev sahibi misafirini iki yemek arasında muhayyer bırakırsa (yani iki yemek adı zikredip, bunlardan birini hazırlamayı teklif ederse) misafir, ev sahibine hangi yemeği hazırlamak kolay ise, onu istemelidir. Çünkü sünnet-i seniyye böyledir.

Hz. Peygamber (s.a) iki şey arasında muhayyer bırakıldığı zaman muhakkak ki, en kolayını tercih ederdi.42

A’meş, Ebu Vâil’den şöyle rivayet etti: ‘Bir arkadaşımla Selmân-ı Fârisî’yi ziyarete gittik: Bize arpa ekmeği ile katık olarak tuz takdim etti. Bu meyanda arkadaşım ‘Eğer bu tuzda bir de su’teri otu bulunsaydı daha iyi olurdu’ dedi. Bunu duyan Selman, çarşıya gidip abdest aldığı ibriğini rehin bırakarak, karşılığında su’teri otu alıp getirdi. Biz yedikten sonra arkadaş şu duâyı okudu: ‘Bize rızık olarak verdiği ile bizi kanâat sâhibi kılan Allah’a hamdolsun’. Buna karşılık Selman şöyle dedi: ‘Eğer sen rızkınla kanâat etseydin, şu anda benim abdest ibriğim rehinde bulunmazdı‘.

Eğer isteğinin arkadaşına zor geleceğini bilirse veya isteğini iyi karşılamayacağı kanaatini taşıyorsa, durum böyledir. Eğer arkadaşının böyle bir istekle sevineceğini biliyorsa, isteğinde hiçbir mahzur yoktur. Nitekim İmam Şafiî Bağdad’da Za’ferânî’nin misafiri iken böyle yapmıştır. Şöyle ki; Za’ferânî her gün pişirilen yemeklerin bir listesini yazar ve getirilmesi için cariyesine teslim ederdi. Bir ara İmam Şafiî listeyi cariyenin elinden alıp kendi el yazısıyla bir çeşit yemek daha ilâve etti. Za’ferânî sofrada onun ısmarladığı çeşidi görünce bozuldu ve ‘Ben bu yemeği ısmarlamadım’ diye çıkıştı. Bunun üzerine kendisine listeyi getirdiler, orada Şafiî’nin yazısı gözüne ilişince bundan çok memnun olan Za’ferânî cariyesini âzâd etti…

Ebubekir el-Kattanî şöyle demiştir: Sırrî es-Sakâtî’nin huzu-runa girdim ‘fetit’ (ekmek kırıntıları ile karışık bir meşrubat) getirip yarısını bardağa döktü. Kendisine ‘Sen ne yapıyorsun? Ben onun hepsini bir nefeste içerim’ dedim. Bunun üzerine gülerek şöyle dedi: ‘Senin böyle demen, senin için bir hac sevabından daha faziletlidir’. Ulemâdan biri şöyle demiştir: ‘Yemek üç çeşittir:

a) Fakirlerle yerken, onları nefsine tercih ettiğin yemek,

b) Arkadaşlarla bera-ber yenilen yemek,

c) Dünya ehliyle yenilen yemek’.

3. Ev sahibi, misafirini iştihalandırıp, hangi yemeği canının istediğini söylemesini ısrarla kendisinden sormalıdır. Nefsi, arkadaşının isteğine razı olduğu takdirde, böyle bir teklifte bulunması hem güzeldir, hem de böyle bir teklifte büyük bir fazilet ve ecir vardır.

Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmaktadır:
Kim kardeşinin bir isteğine tesadüf edip (onu giderirse) günâhı bağışlanır. Kim mü’min kardeşini sevindirirse muhakkak o kimse Allah’ı sevindirmiş olur.

Mü’min kardeşinin iştahının çektiği yemeği yedirip onu doyuran bir kimseye Allah Teâlâ bir milyon hasene (ecir) yazar. Bir milyon günâhını siler. Bir milyon derecesini yükseltir. Huld, Adn ve Firdevs adlı üç cennetten ona yedirir.

4. Misafire ‘Sana yemek getireyim mi?’ dememelidir. Aksine, yemeği varsa sormaksızın takdim etmelidir.

Süfyân es-Sevrî şöyle demiştir: “Kardeşin ziyaretine geldiğinde, sakın ona ‘yer misin veya sana yemek getireyim mi?’ deme. Hazır olanı derhal getir. Eğer yerse ne âlâ, yemediği takdirde kaldır”. Eğer ev sâhibi, misafirlere herhangi bir yemeği yedirmek istemiyorsa, onları o yemekten haberdar etmesi ve onu onlara anlatması uygun bir hareket değildir.

Süfyân es-Sevrî şöyle demiştir: ‘Yediğin yemekten çocuklarına yedirmek istemediğin zaman, onlara o yemekten bahsetmediğin gibi, onu beraberinde de göstermemelisin.
Sûfîlerden biri şöyle demiştir: ‘Fakirler size geldikleri zaman, onlara yemek ikrâm ediniz. Fakîhler size geldikleri zaman onlara ilmî bir mesele sorunuz. Kurralar (Kur’an okuyucuları) size geldikleri zaman ise onlara mihrabı gösteriniz’.

Kaynak : İhya-i Ulumu`d-Din – İmam Gazali

41) İmam Ahmed
42) Harâitî ve İmam Ahmed

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Leave a Comment »

Yemek Hakkındaki Birtakım Dinî ve Tıbbî Edepler

Posted by Site - Yönetici Ağustos 1, 2013

Karı-Kocanın Karşılıklı Vazife Ve Mükellefiyetleri

Yemek Hakkındaki Birtakım Dinî ve Tıbbî Edepler

1. İbrahim en-Nehaî’nin şöyle dediği rivayet edilmektedir:
Çarşıda yürüyerek birşey yemek âdi bir harekettir.64

İbrahim en-Nehâi bu sözü, âli bir senedle Hz. Peygamber’e isnad etmektedir. Bu fikrin tam zıddı İbn Ömer’den rivayet edilmektedir:

Bizler, Hz. Peygamber’in zamanında yürüdüğümüz halde yer ve ayakta su içerdik.65

Mâruf ve meşhur sûfîlerin bazılarının çarşıda yemek yedikleri görülmüştür. Bunun için kendilerine niçin böyle yaptıkları sorulduğunda şöyle cevap vermişlerdir: ‘Be mübârek! Çarşıda acıkıp eve mi gidip yemek yiyeyim?’ Kendisine denildi ki: ‘Bâri camiye girip orada ye!’ Şöyle cevap verdi: ‘Camiye girip orada yemekten utanıyorum. Allah’ın mâbedine yemek için nasıl gireyim?’

Zâhirde birbirinin zıddı görünen bu iki kanâatin arasını şöyle telif edebiliriz: Çarşıda yemek, tevazû ve tekellüfsüz olduğundan bazı kimselere uygun gelir. Onun için de güzeldir. Bazı kimseler için de mürüvvetsizlik olduğundan dolayı mekruhtur. Demek ki, bu hâl memleketlerin örf ve âdetlerine ve şahısların durumuna göre değişen bir hâldir. O kimse ki, onun çarşıda yemek yemesi diğer yaptıklarına uygun değildir, onun için böyle yemek mürüvvetsizliğe ve oburluğa işaret eder. Onun şâhitliğine de zarar getirir. O kimse ki, onun bütün hareketlerinde bir sadelik vardır. Her durumda tekellüften uzaktır, onun için de çarşıda yürürken yemek tevazûdan başka birşey değildir.

2. Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: ‘Yemeğine tuzla başlayan bir kimseden Allah Teâlâ yetmiş çeşit hastalığı uzaklaştırır’. Kim günde yedi hurma yerse, o hurmalar, onun içinde bulunan bütün tenyeleri öldürür. Hergün yirmibir kırmızı kuru üzüm yiyen bir kimsenin bedeninde şikâyet edecek bir hastalığı kalmaz. Et, eti bitirir. Yahni (veya et suyu) arapların yemeğidir.

Biskarcat (et ve tavuk çorbası) şişmanlatır ve kalçaları sarkıtır. Sığırın eti hastalık, sütü şifa ve yağı devadır. İçyağ ve benzeri şeyler hastalıkların kökünü kazır. Lohusalı kadın, yaş hurmadan gördüğü şifayı başka bir şeyden görmez. Balık, bedeni eritir. (Yani kaba ve lüzumsuz etleri eritir ve insanı zindeleştirir). Kur’an okumak ve misvak kullanmak balgamı söker. Uzun yaşamak isteyen bir kimse, kahvaltısını erken yapsın, akşam yemeğini (tekrarlasın) ve pabuç giysin. Halk yağ kullanmaktan daha verimli bir tedavi usulü bulamamıştır. Refah ve sıhhat içinde yaşamak isteyen bir kimse, cinsi münasebeti ve borcunu azaltsın.

3. Haccac-ı Zâlim bir doktora ‘Bana öyle bir şey tavsiye et ki, onunla amel edip başkasına muhtaç olmayayım’ dedi. Doktor şöyle tavsiyede bulundu:
Genç kadınlarla evlen.

Etlerden ancak gencecik etleri ye.

Hiçbir şeyi güzelce pişirmeden yeme.

Hastalık olmadan keyfî olarak hiçbir ilâç içme.

Meyvelerin iyi olmuş, tam kıvamına gelmiş olanını ye. Ancak yemeği güzelce çiğnedikten sonra yut.

İstediğin yemeği ye. Fakat üzerine su içme.İçtiğin takdirde o zaman onun üzerine yeme.

Küçük ve büyük abdestlerini bekletme.

Gündüz yedikten sonra uyu.

Geceleyin yediğin zaman uyumadan önce yüz adım da olsa yürü.

Arapların şu darb-ı meseli de aynı mânâyı taşımaktadır: ‘Kahvaltı et ve uzan, akşam yemeği ye ve yürü’.
Denilir ki: ‘Küçük abdestin bekletilmesi, yolu kapatılan suyun etrafını tahrip etmesi gibi bünyeyi tahrip eder!’
Damarların kesilmesi hastalığa, akşam yemeğini terketmek de ihtiyarlığa sebeptir.66

Araplar şöyle derler: ‘Kahvaltının terkedilmesi kalça yağlarını eritir’.
Hukemâdan biri oğluna şunları tavsiye etti: ‘Ey oğul! Kahvaltını yapmadan evden çıkma. Çünkü akıl kahvaltı ile yerinde kaldığı gibi, saldırganlık da onanla kaybolur. Bir de çarşıda göreceklerine karşı isteklerini azalt’.
Bir hekim şişman birine târiz yoluyla şöyle dedi: ‘Sırtındaki kadifeyi kim dokudu, bunu nasıl temin ettin?’ Şişman ‘Buğdayın özünü, genç hayvanın etini yemekle; menekşe ile yağlanıp, keten elbise giymekle temin ettim’ dedi.

5. ‘Perhiz hastalara faydalı, sağlamlara zararlıdır’ denilmiştir.

Bazıları da şöyle söylemiştir: ‘Kendisini (anormal) koruyan kimsenin zararı kesindir. Fakat sıhhatli olması şüphelidir’. Bu söz, sıhhatli bir kimse için tam yerinde söylenmiş bir sözdür.

Hz. Peygamber (s.a) Suheyb Rûmî’yi bir gözü ağrıdığı halde hurma yerken gördü ve bunun üzerine şunları söyledi:
Gözlerin ağrıdığı halde hurma mı yiyorsun?

Suheyb ‘Ey Allah’ın Rasülü! Ağrımayan tarafıyla yiyorum’ dedi. Bu cevabı alan Hz. Peygamber gülümsedi.

6. Ölünün geride kalan ailesine yemek götürmek, müstehabdır.

Câfer b. Ebî Tâlib’in ölüm haberi geldiğinde Allah’ın Rasülü şöyle demiştir:
Câfer’in aile efradı cenazeleriyle meşgul olduğundan yemeklerini yapamamaktadırlar. Bu bakımdan onlara yemek götürün.67
O halde böyle yapmak sünnettir. Bu gibi bir yemek cemaate takdim edildiği zaman yenmesi helâldir. Ancak ölü üzerine ağlamak için tutulanlara veya yardımcılarına hazırlanmış olan yemek, bu hükmün dışındadır. Çünkü onlarla birlikte yemek, uygun bir hareket değildir.

7. Zâlimin sofrasında oturalamak gerekir. Eğer zâlimin sofrasında hazır bulunmaya zorlanıyorsa, o zaman azıcık yiyebilir. Zâlimin sofrasında nefis yemeği hiç yememeye dikkat etmelidir. Sultanın sofrasında hazır bulunan ve ‘Benim oraya gitmem mecburi idi’ diyen bir kimsenin şâhitliğini müzekki (Şâhitlerin hâlini
tedkik ve teftiş eden memur) redderek şöyle dedi: ‘Senin sofrada nefis yemek aradığını ve büyük lokmalar yaptığını gördüm. Oysa böyle yapman için seni zorlayan kimseyi de görmedim’. Sultan, bir ara bu müzekkiyi sofrasında yemeğe zorladı. Bu durum karşısında kalan zat, sultana şöyle dedi: ‘Ya yeyip tezkiyecilik vazifemi bırakırım, ya da vazifeme devam etmek için yemem’. Bu vaziyet karşısında onun tezkiye ve teftişinin lüzumuna kani olanlar yakasını bıraktılar.

Hikâye olunur ki, Zünnûn-i Mısrî hapsedildi. Hapiste iken birkaç gün hiçbir şey yemedi. Âhiret yolunda kendisine kardeş olan bir hâtun yün bükerek kazandığından gardiyan vasıtasıyla ona yemek gönderdi. Zünnûn-i Mısrî (r.a), o yemekten yemedi. Bu durumdan ötürü o sâliha hâtun onun bu hareketini kınadı. Buna karşılık olarak Zünnûıı şöyle dedi: ‘Yemek helâl idi. Fakat bir zâlimin tabağında bana geldiği için yemedim’. Zünnûn bu sözleriyle gardiyanın eline işaret etmektedir. Böyle hareket etmek, takvânın en yüksek zirvesine çıkmak demektir.

8. Feth el-Mevsılî ziyaretçi olarak Bişr el-Hafî’nin yanına gitti. Bişr cebinden onun için bir dirhem çıkarıp hizmetçisi Ahmed elCelâ’ya verdi. ‘Bununla nefis bir ekmek ve güzel bir katık al’ dedi.
Ahmed şöyle der: ‘Bu emir üzerine nefis bir ekmek satın aldım ve Rasûlullah’ın (s.a) sütten başka hiçbir şey için şöyle dediğini hatırlıyor değilim:
Allahım! Bizim için onu bereketli kıl, onu bizim için artır.68

Onun için süt ve güzel hurmadan da aldım. Getirip Feth’e takdim ettim. Feth, yediğini yedi, kalanını da alıp götürdü. Bu durumu gören Bişr şöyle dedi: “Neden Ahmed’e ‘nefis bir yemek satın al’ dedim biliyor musunuz? Çünkü nefis yemek samimi şükrü gerektirir. Bilir misin Feth neden bana ‘Sen de ye’ demedi ve beni yemeğe çağırmadı? Çünkü misafirin ev sahibini çağırmaya hakkı yoktur da ondan. Feth’in geri kalanları niçin götürdüğünü biliyor musunuz? Çünkü kişinin tevekkülü tam olduğu zaman artık yük ona zarar vermez”.
Ebu Ali Rüzbârî bir ziyafet tertip edip o ziyafette bin kandil yaktı. Bu durum karşısında bir kişi kendisine itiraz etti. Bunun bir israf olduğunu söyledi. Bu itiraza karşı Rüzbârî itirazcıya şöyle dedi: ‘İçeri gir ve Allah için yakmadığım bir kandili söndür’. Adam içeri girdi, fakat lâmbalardan bir tanesini bile söndüremedi. Böylece emeline nâil olamayarak çıkıp gitti.

Ebu Ali el-Rüzbârî, birkaç denk şeker satın aldı. Helvacılara şekerden bir kale yapmalarını emretti. Onlar da onun emrini yerine getirip, şekerden yapılmış nakışlı direkler üzerine oturtulmuş mihrablar ve şerefeler kurdular. Bütün bunları yaptıktan sonra sûfîleri davet etti. Sûfîler o duvarları yeyip bitirdiler

9. İmam Şafii yemeğin dört şekilde yenildiğini söyledi.

a) Bir parmakla yemek, bu kibarlıktandır.

b) İki parmakla yemek mütekebbirliktir.

c) Üç parmakla yemek sünnettir.

d) Dört ve beş parmakla yemek oburluktur.

Dört şey vardır ki, bedeni takviye ederler:
1) Et yemek
2) Güzel kokular sürünmek
3) Cinsî münasebette bulunmadan yıkanmak
4) Keten giymek

Dört şey vardır ki, bedeni zayıflatır:
1) Çok cinsî münasebette bulunmak
2) Çok üzülmek
3) Aç karnına çok su içmek
4) Otururken arkasını kıbleye çevirmek

Dört şey vardır ki; insanın gözünün nûrunu artırır:
1) Kıbleye doğru oturmak
2) Uyku ânında gözüne sürme çekmek
3) Yeşile bakmak
4) Temiz elbise giymek

Dört şey vardır ki, gözü zayıflatır:
1) Pisliğe bakmak
2) Asılmış insanın ölüsüne bakmak
3) Kadının fercine bakmak
4) Otururken arkasını kıbleye çevirmek.

Cinsî münasebeti artıran dört şey vardır:

1) Serçe eti yemek
2) Itrifili ekber (birkaç maddeden mürekkeb bir ilâcdır) almak
3. Habbet’il-Hazra ile bademden yapılan Füstuk denilen ilâcı yutmak
4) Maydanoz yemek

Dört çeşit yatma (uyuma) şekli vardır:

1) Sırtüstü yatmak
Bu tarzda uyumak peygamberlerin uykusudur. Peygamberler,bu şekilde uzanarak yer ve göklerin yaratılışını düşünürlerdi.
2) Sağ yana yatmak
Bu tarz uyumak, âlim ve âbid kimselere mahsusdur.
3) Sol tarafı üzerine uyumak
Böyle uyumak sultanların ve padişahların uykusudur. Onlar yediklerini hazmetmek için bu şekilde yatarlar.
4) Yüzüstü uyumak
Bu şekilde uyumak, şeytanlara mahsustur.

Aklı artıran dört şey vardır:
1) Fazla konuşmayı terketmek
2) Misvak kullanmak
3) Sâlih kimselerle oturmak
4) Âlimlerle oturmak

Dört şey vardır ki, ibadetten sayılır:
1) Abdestsiz adım atmamak
2) Çok secde etmek
3) Camilerden hiç ayrılmamak
4) Çokça Kur’an okumak

Yine İmam Şafiî şöyle demiştir: ‘Aç karınla hamama girip çıktıktan sonra yemeği tehir eden bir kimsenin nasıl olup da ölmediğine hayret ediyorum’.

Yine şöyle demiştir: ‘Veba hastalığına Binefsec (Menekşe)den daha faydalı bir şeyin olduğunu zannetmem. Hasta olan kimse onunla hem yağlanır, hem de içer’.

En doğrusunu Allah bilir!

Kaynak : İhya-i Ulumud-Din –  İmam Gazali

63) Müslim
64) Taberânî
65) Tirmizî ve İbn Hibban
66) Merceme b. Adî
67) Ebu Dâvud, Tirmizî ve İbn Mâce
68) Ka’b b. Mâlik

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Etiketler: | Leave a Comment »

Tek Başına Olsa Bile Yemek Yiyen Kimsenin Riayet Etmekle Mükellef Olduğu Hususlar

Posted by Site - Yönetici Mart 23, 2012

imam-gazalikimyayi-saadettek-basina-yemekyemek-nasil-yenirislama-gore-yemeksofra

Tek Başına Olsa Bile Yemek Yiyen Kimsenin Riayet Etmekle Mükellef Olduğu Hususlar

Bunlar üç kısma ayrılır:

a. Yemek öncesi âdâb
b. Yemek esnasındaki âdâb
c. Yemek sonrası âdâb

I. Yemek Öncesi Âdâb

Bu edepler yedi tanedir:
1. Aslında helâl olmakla beraber, kazanç şekli de tamamen sünnete ve takvaya uygun, şüphelerden uzak ve temiz olmalıdır.
Helâl ve Haram bölümünde mutlak temizin mânâsının beyan edileceği gibi, dinde müdahene yapmak suretiyle veya nefse uymak ya da ilâhi nizama göre mekruh olan bir sebeple kazanılmış olmamalıdır.
Allah Teâlâ, helâl demek olan tayyib’in yenmesini emretmiştir. Helâlin bereketini, haramın da kötülüğünü belirtmek için öldürmeyi yasaklamazdan önce bâtıl yolla elde edilen haramın yenmesini yasaklamış ve şöyle demiştir:
Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda bâtıl sebeplerle yemeyin. Ancak birbirinizden hoşnud olarak ticaret yoluyla olursa başka. Herhangi bir sebeple nefislerinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah çok merhametlidir.
(Nisâ/29)
Bu bakımdan yiyecekte asıl olan, temiz (helâl) olmasıdır. Böyle olması hem farzlardandır, hem de dinin esaslarındandır.

2. El yıkamaktır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Yemekten önce abdest almak (el yıkamak) fakirliği, yemekten sonra el yıkamak ise deliliği giderir,2
Başka bir rivayette ‘Gerek yemekten önce, gerekse sonra olsun, el yıkamak fakirliği giderir‘ denmiştir. Çünkü el, pislenmekten korunamaz. Bu bakımdan eli yıkamak nezahet ve nezafete daha yakındır. Bir de yemekten gaye; ibadet yönünden dine yardım etmektir. Bu bakımdan yemekten önce yapılan temizlik, namazdan önceki abdest gibi yerinde bir temizlik olur.

3. Yemeğin yere serilmiş sofranın üzerine konmasıdır. Zira böyle yapmak, masa üzerinde yemekten, Hz. Peygamber’in fiiline daha yakındır.
Hz. Peygamber (s.a) kendisine bir yemek getirildiği zaman yere koyarak yerdi.3
Böyle yapmak, sofrada yemekten tevazua daha yakındır. Fakat yemeği yere koyup yemek mümkün değilse, sofra üzerinde yiyebilir. Çünkü sofra kelimesi (anlamı bakımından) yolculuğu hatırlatır. Yolculuktan da âhiret yolculuğu hatıra gelir. Ondan da âhiret yolculuğunun takvâ yemeğine olan ihtiyacı insanın aklına gelmelidir.
Enes b. Mâlik (r.a) şöyle demiştir: ‘Rasûlullah (s.a), ne masa gibi yerden yüksek şeyler üzerinde, ne de Sükürrüce denilen kapta yemek yemezdi‘.4
Enes’e denildi ki:
O halde, siz neyin üzerinde yiyordunuz?
– Sofra üzerinde.
Dört şey vardır ki, bunlar Rasûlullah’tan (s.a) sonra ihdas edilmişlerdir: a) Yemek masaları, b) Unu elemek için elek, c) Eşnan denilen köpüklü madde ile yıkanmak, d) Doyasıya yemek.
Biz, her ne kadar ‘sofra üzerinde yemek evlâdır‘ demişsek de ‘Masa üzerinde yemek, tenzihi veya tahrimî bir mekruhtur‘ demek istemiyoruz ve diyemeyiz. Çünkü masa üzerinde yemenin hakkında herhangi bir yasak sabit olmuş değildir. ‘Masa üzerinde yemek Rasûlullah’tan sonra ihdâs edilmiştir‘ denilmiş ise de, bunun mânâsı yasak demek değildir. Zira Rasûlullah’tan sonra ihdâs edilen her şeyin kullanılması yasak değildir. Yasak olan bid’at, sâbit bir sünnete zıt düşen, şer’i bir işi gerektiren ve illeti olduğu halde kaldırılmasına vesile olan bid’attır. Hatta bazı hâllerde sebepler değişip bozulduğu zaman, ibtidâ, (yâni bid’atleri icat etmek) farz olur. Kaldı ki masada, yemeğin daha kolayca yenmesi için yerden yüksek tutulmasından başka bir mânâ da yoktur. Masada yemek yemenin benzerleri mekruh olmayan hâllerdir. Dört şeyin bid’at olduklarında ittifak vardır. Onların hepsi aynı derecede mahzurlu değiller. Belki (sabun) gibi temizlikte kullanılan eşnan, temizliği temin ettiği için güzeldir. Zira İslâm dininde gusletmek ve yıkanmak, temizlik maksadıyla yapıldığı takdirde müstehâbdır. Eşnan ise, temizliği daha da tamamlayıcıdır. Ashab-ı Kirâm (r.a), eşnanı, âdet olmadığı için kullanmamışlardır veya ellerine kullanacakları kadar eşnan geçmezdi veya mübâlâğalı bir şekilde temizlenmekten daha önemli meselelerle meşgul idiler. Onun için de fazla temizliğe yarayan eşnan gibi maddeleri kullanmaya vakit bulamazlardı. Zira ashab-ı kirâm yemekten sonra vakit bulup ellerini yıkayamazdı. Mendilleri ise ayaklarının altı idi. Ashab-ı kirâmın böyle yapmaları, yıkamanın müstehab olmasına mâni değildir.
Elek
Elek ve kalbura gelince, onlardan gaye; yemeği ve ekmeği daha güzelleştirmektir. Bu ise eğer ifrat derecesindeki nimetlenmeye sürüklenmezse mübah bir harekettir.
Masa
Yemek masasına gelince; masa sadece yemeği kolaylaştırmak için kullanılan bir âlettir. Bu da, eğer kibir ve büyüklük taslamaya sebep olmazsa mübâhtır.
Doymak
Doyasıya yemeye gelince, bu dört bid’atın en şiddetlisidir. Çünkü doyasıya yemek, şehvetin tahrik olmasını ve bedendeki ârızaların harekete geçmesini sağlar. Bu bakımdan bu bid’atların arasındaki farkı bilmelisin.

4. İlk oturuşunda sofrada güzelce oturmalı ve o güzel oturmayı yemeğin sonuna kadar devam ettirmelidir.
Hz. Peygamber ( s.a.v.) çoğu zaman dizleri üzerine çökerek, bazen ayaklarının sırtları üzerinde, bazen de sağ ayağını diker, sol ayağının üzerine otururdu ve şöyle derdi:Ben yaslanarak yemem. Çünkü ben kulum. Kölelerin yeyişi gibi yer ve kölenin oturuşu gibi de otururum‘.6
Yaslanarak su içmek de, mekruhtur. Çünkü mideye zararlıdır. Uzanarak, yaslanarak yemek mekruhtur. Ancak çerez olarak yenen şeyler bu hükmün dışındadır.
Hz. Ali uzanmış olduğu halde miğferinin üzerine konmuş bir peksimet yemişti. Yüzükoyun yatarken yediği de söylenmiştir. Çünkü Araplar bazen böyle yaparlardı.

5. Yedikleriyle güçlenmeye ve Allah’a ibadet etmeye niyet etmelidir ki, yemekle de Allah’a itâat etmiş olsun. Yemeği sadece lezzet alma ve zevklenme gayesiyle yememelidir.
İbrahim b. Şeyban şöyle demiştir: ‘Seksen seneden beri şehvetim ve arzum için birşey yemiş değilim!
Bu niyetiyle beraber, daima az yemeğe azimli olmalıdır. Zira kişi ibadet kuvvetini temin etmek için yediği zaman, ancak doyamayacak kadar yemek suretiyle niyetinin doğruluğunu isbat etmiş olur. Çünkü doyasıya yemek, değil ibadete güç ve kuvvet vermek, belki ibâdete mânidir. Bu bakımdan şehvetin kırılması böyle bir niyetin zaruri neticesi olduğu gibi, kanaatkârlığı oburluğa tercih etmek de bu niyetin gerekli neticesidir.
Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Hiçbir insan, karnından daha şerli bir kabı doldurmuş değildir. Ademoğluna, belinin düzeltilmesine yardımcı olabilecek kadar yemek yeter. Eğer bu kadarcıkla iktifa etmezse karnını üçe taksim etmelidir. Üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefes almaya ayırmalıdır.7
Böyle niyet etmenin ayrılmaz ve zarurî gereklerinden birisi de, ancak acıktığı zaman yemeğe el uzatmaktır. Bu bakımdan acıkmak, yemekten önce varlığı gereken sebeplerden biridir. Kişinin doymadan önce sofradan elini kaldırması gerekir. Böyle yapan bir kimse doktor muayenesinden kurtulmuş olur. Kitabımızın gelecek bölümlerinde az yemenin faydaları belirtilecektir ve az yemenin tedricî bir surette nasıl yapılacağı da Mühlikât bölümünün ‘yemeğe karşı şehvetin kırılması’ bahsinde zikredilecektir.

6. Mevcut olan rızka ve hazır olan yemeğe razı olmasıdır. Fazla yemeye dalmak, fazlasını aramak ve katığı beklemek uygun bir hareket değildir. Ekmeğe yapılacak hürmet, ona katık aramamaktır. Zira ekmeğe hürmet etmek hadîsi şerifle emredilmiştir.8
Madem hadîs bunu emrediyor, o halde insanı ibâdet hususunda güçlü kılan ve hayatını idame ettiren her helâl şey insan için hayırlıdır ve onu hiçbir zaman hakir görmemelidir. Daima hürmet etmelidir. Hatta namaz vakti gelmişse dahi, yemeği namazdan ötürü bekletmek de uygun değildir. Şu şartla ki, namazın vakti daralmamışsa..
Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Yatsı namazı ile akşam yemeği aynı anda hazır olduğu zaman önce yemekten başlayınız.9
İbn Ömer (r.a), çoğu zaman imamın okumasını duyduğu halde akşam yemeğini bırakıp cemaate iştirâk etmezdi. Ne zaman canı yemek istemez ve yemeğin tehirinde herhangi bir zarar da yoksa işte o zaman en evlâsı, namazı daha önce kılmaktır.
Yemek hazır olduğu zaman namaz için kamet getirilirse, duruma bakılır; eğer yemeği tehir etmekte yemeğin soğuması veya yemediği için namazda birtakım vesvese ve şüpheler belirmesi sözkonusu ise, yemeği namaza takdim etmek daha müstehabdır. İster canı yemek istesin, ister istemesin. Çünkü bu hususta vârid olan hadîs umumîdir. Zira karnı aç olmasa bile, sofradaki yemeğe bakmaktan az da olsa kendini alamaz. Bu ise namazda aranan huzura zıddır.

7. Aynı sofraya birçok elin uzanmasını temine çalışmaktır. İsterse o eller aile efrâdının elleri olsun.
Çünkü Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Yemeğinizin üzerinde toplanın. Böyle yaptığınız takdirde sizin için o yemekte bereket olur.10
Enes (r.a) şöyle der: ‘Allah’ın Rasûlü tek başına yemezdi‘.11

Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Yemeğin en hayırlısı kendisine birçok elin birden uzandığı yemektir.

2) Müsned-i Şihab
3) Ahmed b. Hanbel
4) Buhârî. (Sükürrüce, küçük bir kaptır)
5) Ebu Dâvud
6) Buhârî
7) Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce, (Mikdad b. Madî Kerib’den)
8)Bezzar,Taberâni,(Abdullah b.Ümmü Haram’dan)
9) Namaz bölümünde geçmişti.
10) Ebu Dâvud ve İbn Mâce
11) Harâitî

Kaynak : İhya-ı Ulumu’d-Din – İmam Gazâli

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: