Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘H.z Aişe ( r.a )’ Category

Efendimizin (s.a.v.) Ağlaması

Posted by Site - Yönetici Ocak 26, 2014

1peygamberimizin-s-a-v-bir-duasi-efendimizin-s-a-v-aglamasi

Efendimizin (s.a.v.) Ağlaması

Atâ bin Ebî Rebâh (r.h.) buyurdular:

-“Ben İbn-i Ömer (r.a.) ve Ubeydullah b. Ömer ile birlikte Hazret-i Aişe (r.a.) annemizin huzuna çıktım. Kendisine selâm verdim. Hazret-i Âişe (r.a.) annemiz sordu:
-“Kim bunlar?” Ben:
-“Ubeydullah bin Ömer!” dedim. Bunun üzerine, o:
-“Hoş geldinl Ey Ubeydullah bin Ömer. Neden beni ziyaret etmiyorsun?” diye sordu. Ubeydullah’ta:
-“Seyrek ziyaret et ki, sevgin artsın! dedi.
İbni Ömer (r.a.) hazretleri:
-“Bu kadar yeter. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden görmüş olduğun en acâib şeylerden birini bize anlat!” buyurdular.

Bunun üzerine Hazret-i Âişe (r.a.) annemiz ağladı, hem de çok şiddetli bir şekilde ağladı. Sonra Hazret-i Âişe (r.a.) annemiz buyurdular:
-“Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin bütün işleri acâibti. (Onun hangi işi acâib değildi ki?) Bir gece bana geldiler. Yatağıma girdi. Onun cildi benim cildime temas etti. Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bana buyurdular:
-“Ey Âişe! Bana izin verir misin; Rabbime ibâdet edeyim?” Ben de:
-“Allah’a yemin ederim ki, ben senin ibâdetini de, bana yakın olmanı da seviyorum. Ben sana izin verdim!” dedim.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ayağa kalktı. Bir kırba su alarak abdest aldı. Sonra namaza durdu. Kıyâm’da iken, Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ağlıyordu. Gözyaşları beline kadar aktı. Sonra secdeye vardı. Ve yer ıslanıncaya kadar ağladı. Namazını bitirince, sağ yanına dayandı. Sağ elini sağ yanağına koyarak tekrar ağladı. Sabah ezanı okuduktan sonra Bilal (r.a.) geldi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini, namaza çağırdı. Bilâl (r.a.) Efendimiz (s.a.v.) -hazretlerinin ağladığını görünce sordu:
-“Ey Rasûlüllah (s.a.v.)! Seni ağlatan nedir? Neden ağlıyorsun? Allâhü Teâlâ hazretleri, senin geçmiş ve gelecek bütün zellelerini gerçekten bağışladı!” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Ey Bilâl! Şükreden bir kul olmayayım mı? Neden bunu yapmayayım? Bana şu âyet-i kerimeler nazil oldu:
“Onlar ki, gerek kıyam u kuûdda ve gerek yanlan üzerinde hep Allah’ı zikrederler. Ve göklerin, yerin yaratılışında fıkrederler:
-“Yâ rabbenâ!” Derler: “Bunu sen boşuna yaratmadın, sübhânsın. O halde bizleri o ateş azabından koru.
Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Bu âyet-i kerimeyi okuyup onda tefekkür etmeyene yazıklar olsun!

Kaynak : Ed-DürrüI~Mensûr: c. 2, s. 409, bazı değişik lafızlarla…
İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/350-352.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Aişe ( r.a ), H.z Muhammed ( s.a.v ), Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hazret-i Aişe (r.a.) annemizin evinin döşemesi ve bütün malzemesi

Posted by Site - Yönetici Ocak 7, 2014

Hazret-i Aişe (r.a.) annemizin evinin döşemesi ve bütün malzemesi.

Hazret-i Aişe (r.a.) annemizin evinin döşemesi ve bütün malzemesi şöyle İdi:
1- Bir adet sedir,
2- Bir adet hasır,
3- Bir adet yatak,
4- Bir adet yastık
5-iki adet çanak {un ve hurma koymak için.)
6-Bir adet su kabı,
7-Bir adet su tası, (daha geniş bilgi için bakınız: Asr-ı Saadet 5/543.)

Hazret-i Fatıma (r.a.) da ev eşyası da şunlardan ibaretti:
1- 3 adet minder,
2- i adet seccade,
3- 1 adet içi hurma lifiyle doldurulmuş yüz yastığı,
4-2 adet el değirmeni,
5-1 adet su tulumu,
6-1 adet su testisi.
7-1 adet meşin su bardağı,
8- 1 adet elek,
9- 1 adet havlu,
10- i adet koç postu,
11- 1 adet alaca kilim,
12-1 adet sedir (divân),
13- 2 adet Yemen işi alaca elbise,
14- 1 adet kadife yorgan…
Hazret-i Muhammed ve İslâmiyet Medine Devri. 2/216,

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/652-653.

free screenBu linklere Tiklamayiniz, Bizim istemimizin disanda virus gibi giriyorlar.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Aişe ( r.a ), H.z Fatıma, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hz. Aişe validemize bildirilen duâ

Posted by Site - Yönetici Şubat 28, 2013

evliyanin-kerameti

Hz. Aişe validemize bildirilen duâ

Resûl-i Ekrem efendimiz hazret-i Âişeye hitâben şöyle buyurmuştur:

“Bütün duâların mânâlarını içine toplayan cümleler ile duâ et, duâ ederken şöyle söyle:

‘Allahım! Hâlde ve gelecekte bildiğim ve bilmediğim bütün iyilikleri senden ister, bildiğim ve bilmediğim hâlde ve gelecekte bütün kötülüklerden sana sığınırım.

Allahım! Cenneti ve Cennete götürecek söz ve işleri senden ister, Cehennemden ve Cehenneme sürükleyecek söz ve hareketlerden sana sığınırım.

Allahım! Kulun ve Resûlün Muhammed sallâllahü aleyhi ve sellemin senden istediği hayır ve iyilikleri senden ister ve sana sığınıp ilticâ ettiği (kötülüklerden) her şeyden ben de sana sığınırım.

Allahım! Benim için takdir ettiğin herşeyin sonu hayır olmasını senden, senin merhametinden dilerim. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi!”

Kaynak : 365 Gün Dua

Posted in 365 Gün Dua, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, H.z Aişe ( r.a ), Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hz. Aişe ( r.a )’ın evlilik yaşıyla alakalı.

Posted by Site - Yönetici Kasım 24, 2010

Allah Yazdı İse Bozsun....

Hz. Aişe ( r.a )’ın evlilik yaşıyla alakalı.

Soru:

Hz. Aişe (r.a.)’nın doğum tarihi, evlendiği zamanki yaşı hakkında bize bilgi verir misiniz? Malum bazı çevreler bu meseleyi ısıtıp ısıtıp müslümanların önüne getiriyorlar. Sizin bu konudaki açıklamalarınız hiç bir yoruma mahal bırakmayacak netlikte…

Cevap:

Ben bu konuda çok araştırma yaptım. Mü’minlerin annesi Aişe (r.a.) validemiz Ebu Bekir b. Ebi Kuhafe (r.a.) ile Kinane kabilesinden Ümmü Rüman binti Amir b. Uveymir’in kızıdır. Bu ahlak abidesi, âlim, fakîh, faziletli annemiz Hz. Aişe (r.a.) Peygamberimiz Efendimiz Muhammed Mustafa (sav) ile evlenmiş, Resul-u Ekremin zevce-i tahireleri olmuştur. Güzel, faziletli, sıddîk adına lâyık bir zatın kızı iken, bütün insanlığın Peygamberi, bütün Peygamberleri tasdik eden son ve kıyamete kadar dünya düzenini kurmaya, dünyayı imara tek yetkili Hz. Peygamber Muhammed Mustafa (sav)’ın eşi olmakla ayrı güzel bir mevki kazanmıştır. Hz. Peygamber (sav)’in, kız olarak evlendiği tek eşidir. Rasulullah’ın (sav) âlem-i bekaya irtihalinden sonra, İslam esaslarının öğretilmesi konusunda çok ciddi hizmetlerde bulunmuş bir hanımefendidir.

Ancak, Rasulullah (sav) ile evliliği konusunda kendisinin naklettiği bir hadiste: (Buhari Nikah 38, Tirmizi, Nikah 10, İbn Mace, Nikah 53, Müsned-i Ahmed 6/42,54,118, 200, Dârimi, Nikah 28) Rasulullah ile 6 yaşında nişanlandığı, 9 yaşında evlendiği, 9 yıl evli kaldığı ifade ediliyor. Bu sebeple de samimi Müslümanlar “acaba bu kadar küçük yaşta mı evlendi?” sualini, kendi kendilerine soruyorlar. Birazcık lafını sözünü esirgemeyenler veya İslam düşmanları da bu yaşta bir evliliği tenkid konusu yapıyorlar. Kendisinden yapılan bu rivayetin yanında, yine kendisinin rivayet ettiği başka hadisler de var.

Buhari’nin, Kefalet 4, Menakıbü’l-Ensar 45, Edeb 64, Salat 86’da, Müsned-i Ahmed 6/198’de zikrettiği rivayette Hz. Aişe (r.a.): “Anam-babamın İslama girdikleri sırada benim kesinlikle onların davranışlarına aklım eriyordu.” diyor. Bu hadis, başka kaynaklarda, “Ben bildim bileli anam – babam Müslümandı.” Şeklinde yanlış anlaşılıp tercüme edildiği için, Hz. Aişe’nin doğum tarihi ve yaşı konusunda, bi’setten sonra doğduğu konusunda delil kabul edilmiştir. Halbuki doğru olan tercümesinde olduğu gibi anlaşıldığı takdirde, Hz. Aişenin bi’setten en az 5-6 yıl önce doğduğuna delil olur bu hadis. Çünkü Ancak 5-6 yaşındaki bir çocuk, biraz da kabiliyetli ise, o yaşlarda ana-babasının davranışlarına aklı erer. Bu hadisten anlaşıldığına göre Hz. Aişe’nin 604-605 yılları arasında doğmuş olması gerekir.

Hz. Aişe, Mekke’de, Peygamberliğin 4. yılında nazil olan Kamer Suresi’nin “Asıl kıyamet onların tehdit edildiği cezalandırma anıdır. O vakit daha feci ve daha acıdır.” (46) ayetiyle ilgili bir rivayette bulunurken “Bu ayet Mekke’de Muhammed (sav) e indirildi. Ben o zaman genç kızlık çağına (cariye) girmek üzere olan bir çocuktum. Oyun çağındaydım.” (Buhari Fedailülkur’an 6, Fethülbari 11/291, Ayni 20/21) diyor. Bu hadisten anlaşıldığına göre en az 10-11 yaşlarında olması gerekir.

Hz. Aişe’nin ablası Esma’dan 10 yaş küçük olduğu kesin. Hicret sırasında, Abdullah b. Zübeyre hamile olduğuna ve 27 yaşında olduğunu belirttiğine göre Esma (r.a.) 595 yılında doğduğu kesinlik kazanıyor. (Nevevi,Tehzib’ül-Esma 2/597,Hakim, Müstedrek 3/635)

İbn İshak Hz. Ebu Bekir’in müslüman olduğu sırada Esma (r.a.)’ın 15 yaşına girdiğini ve 18. Müslüman olduğunu belirtirken, Hz. Aişe’nin de Ebu Bekr (r.a.) tarafından İslam’a davet edilmiş çocuk yaşında Müslüman olduğunu söylüyor. Hz. Aişe’nin adını Habeşistan’a hicretten önce Müslüman olanların arasında sayıyor. (İbn İshak, Sire 124, İbn Hişam Sire 1/83,271)

Kardeşi Abdurrahman Hz. Aişe’den bir yıl önce doğmuştur. Bedir Savaşı’na iştirak ettiği sırada 20 yaşındadır. Hudeybiye’den sonra 27 yaşında İslam’a girdiğine göre Hz. Aişe’nin 604 yılında doğmuş olması gerekir. (ibn’ül Esir, Üsüd’ül Gabe 3/467)Hz. Aişe (r.a.) Bedir savaşından sonraki Şevval ayında Rasulullah ile evlenmiştir.

Rasulullah (sav)’in Alem-i Bekaya irtihali sırasında 27 yaşında olduğunu Mişkat’in müellifi Hatib-i Tebrizi, kitabında belirtiyor. Hz. Aişe’nin kendi ağzından da Rasulullah ile 9 yıl evli kaldıklarını öğreniyoruz. Bu rivayetler de, Hz. Aişe’nin doğduğu tarihle ilgili bize ortalama bir yıl vermektedir ki, bu 604-605 yılları arasıdır.

Asr-ı saadet 2/1010’da, Hz. Aişe’nin hicret sırasında 17 yaşında olduğu zikredilmektedir.

Hz. Aişe, Peygamberimizle nişanlanmadan önce, Mutim b. Adi’nin oğlu Cübeyr b. Mutim (yaşı 19)’le nişanlanmıştır. Peygamberimiz, ikinci defa nişanlandığı ve evlendiği nişanlısıdır. Demek ki Hz. Aişe, içinde yaşadığı toplumun geleneklerine göre nişan takılacak çağa gelmiş bir genç kızdır. İlk nişanı, nişanlısının babası Mutim tarafından bozulduğu için Rasulullah ile nişanlanmıştır.

Hz. Aişe’nin Rasulullah ile nişanı uzun sürmüştür. O kadar ki, Hz. Ebu Bekir, Rasulullah’a niçin evlenmediği konusunu sormak mecburiyetinde kalmıştır. Maddi imkan eksikliğini duyunca da, Rasulullah’a borç para vererek, düğünün daha da geciktirilmemesini sağlamıştır.

Rasulullah (sav) döneminin medyası, o günün hiciv şairleridir. Rasulullah (sav) de dost-düşman herkesin gözünün üzerinde olduğu meydanda bir insandır. Eğer bu konuda örfe uygun olmayan bir şey söz konusu olsaydı, kesinlikle hicv ederlerdi. Bu konuda en ufak bir ima bile söz konusu olmamıştır.

Söz örften, gelenekten açılmışken bu konuda şunları da belirtmemiz gerekir. Hz. Aişe’nin emsali olan kızların, erkeklerin evlendikleri yaşın tesbitinde de fayda var. Ablası Esma 18 yaşında evlenmiştir. Fatıma anamız 17 yaşında,. Hz. Safiye 18 yaşında , Hz. Hafsa 18 yaşında, Hz. Cüveyriye 18 yaşında evlenmiştir. Hz. Ali 22 yaşında evlenmiştir. Cübeyr b. Mutim 19 yaşında nişanlanmıştır. Bunlar, bu konuda zikrettiğimiz delilleri teyit etmektedir.

Bir de meseleye Kur’an-ı Kerim nokta-i nazarından bakmak faydalı olacaktır.

Kur’an-ı Kerim’de, hukuki ehliyet yaşının “eşüd yaşı – 18 yaş” (*) olduğu açıkca zikredilmektedir. Rasulullah’ın (sav) bunu bile bile, Hz. Aişe (r.a.) ile 9 yaşında evlenmesi mümkün müdür? Ondan Kur’an’a aykırı bir davranış sadır olabilir mi?

Peki Hz. Aişe’den rivayet edilen, 6 yaşında nişanlanma, 9 yaşında evlenme meselesini, mezkur karşı delillerle nasıl te’lif edeceğiz. Lisan-ul Arap’a bakıldığı takdirde, Arapça’da 11’den 19’a kadar olan sayılar kullanılırken, “birler” hanesi kullanıldığı takdirde “onlar” hanesinin de kastedildiğinin anlaşılmasının gerektiği ifade edilmektedir. Bir bedevi, “şunu bir yap” dediği zaman, “cebimde on dirhem var, bir dirhem de sen ver ” dediği zaman, “cebimdeki para onbir” olsun demek istemektedir. Hz.Aişe, Arapçayı en edebî konuşan hanımlarından biridir. Arapçadaki bu özelliği kullanarak 6 ve 9 yaşla, 16 ve 19 yaşı kasdettiği anlaşılmalıdır. Burada bir şeyi daha zikredelim; Hz. Aişe, “Çocuklarınıza şiiri öğreterek dillerini tatlandırın.” buyurmaktadır.

Yani Hz. Aişe 16 yaşında nişanlanmış, 19 yaşında da evlenmiştir.

(*)Kur’an-ı Kerim’de, hukuki ehliyet yaşının “eşüd yaşı – 18 yaş” olduğu açıkca zikredilmektedir.Örnek ayetler: 4/6 “Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri gözetip deneyin. Onların olgunlaştıkları, akıllı ve tedbirli davranır hale geldikleri konusunda samimi kanaatiniz oluşursa, vakit geçirmeden mallarını kendilerine verin. Büyüyüp de mallarını geri alacaklar düşüncesiyle cahilce israf ederek, alelacele yemeyin...”

Bu yazıyı gönderen degerli  ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN hocamizdan Allah razı olsun,Sizlerinde dualarını bekleriz.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, H.z Aişe ( r.a ), Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 5 Comments »

CEHENNEME KARSI PERDE

Posted by Site - Yönetici Mayıs 3, 2008

Dates-in-Ramadan-Kareem

CEHENNEME KARSI PERDE

H.z Aise ( r.anha) buyurdu ki : Yaninda iki kizi ile bir kadin bir seyler istemek icin yanima geldi. Yanimda bir tek hurmadan baska bir sey yoktu. O hurmayi verdim. O da kendisi yemedi hurmayi iki kizina paylastirdi hic yemedi. Sonra kalkip gitti. Daha sonra Resulullah ( s.a.v.) gelince durumu ona anlattim. O da søyle buyurdu :

Her kim iki kiz cocugu verilir de nafakasini temin eder, guzel bir edep verir ve Allah korkusunu øgretirse o kizlar kendisi icin cehenneme karsi perde olur

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, H.z Aişe ( r.a ), Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Hz.Hadice’yi bu fedakârlıkları için unutmuyorum

Posted by Site - Yönetici Nisan 29, 2008

h-z-muhammed-s-a-v-in-genclik-donemi-ebu-hureyre-ve-gunahkar-kadingzel_krmz_pembe_sar_mavi_beyaz_gller_yeil_gl_15-copy

Hz.Hadice’yi bu fedakârlıkları için unutmuyorum

Eline aldığı kuru hurma dalına dayanarak Rasulullah’ın kapısına gelen yaşlı kadın içeri girmek arzusunu izhar edince Hz. Aişe validemiz “Ya Rasulellah! Kim olduğunu bilmediğimiz ihtiyare bir kadın zatınızı görmek istiyor!” dedi.”Müsaade edin gelsin!” buyurdular. İhtiyarlıktan rükû eder halde duran kadın, hurma dalından edindiği asasına dayanarak içeri girdi, bir iki adım ilerleyince onu tanıyan Rasulullah hemen ayağa kalktılar; altlarındaki içi hurma lifi dolu minderi göstererek oturmasını istediler.

Rasulullah’ın bu kadına hürmeti ve alakası, orada bulunan Hz. Ömer’in dikkatini çekti, hatta kim olduğunu merak etteğini ihtiyareye gösterilen ikramı fazla bulduğu içindir ki, ihtiyare kalkıp gidince “Ya rasülullah! Bu kadın kimdi ki; ona ayağa kalkacak kadar hürmet ettiniz, minderinizi verecek kadar alâka gösterdiniz?” dedi. Rasülullahın cevabı tek cümleden ibaretti:”bu kadın bizim hadice’nin dostlarındandı!” Efendimiz (sav) seneler evvel vefat etmiş hadice validemize neden bu kadar alâka duyuyordu ki, onun dostlarına bile ayağa kalkıyor, minderini vermek kadirşinaslığında bulunuyordu? Hz.Hadice validemizin kendisini bu derece sevdiren hususiyeti neydi? Bu sualin cevabını Hz Âişe validemizin hazır bulunduğu mecliste cereyan eden hatırada bulmak mümkündür: Peygamber Efendimiz aile sohbetinde Hz. Hadice validemizi uzun uzun yâdetmiş, bazı hatıraları yeniden anlatarak geçmiş günlerini dile getirmişti.

Hz. Aişe “Ya Rasülallah! Seneler evvel ölüp gitmiş yaşlı bir kadını bukadar hatırlayıp yadetmekte ne fayda var? Allah size ondan daha genç ve güzelini ihsan etmiş, ağzında dişi bile kalmamış bir ihtiyare yerine daha gencini vermiştir!” dedi. Aişe validemizin bu sözlerine mukabil Rasüllüllah Efendimizin Hadice validemizi niçin unutmadığını bildiren cevabı dikkat ve ibrete değer :” Ya Aişe! Seneler geçtiği halde Hadice’yi unutmayışım, onun dış güzelliğinden değildir. Herkes beni red ve inkâr ettiği zaman Hadice bana inandı ve tasdik etti. Etrafımdakiler “yalancısın!” dediği zaman Hadice bana “doğru söylüyorsun, asla çekinme!” dedi. İnsanlar benden bir pulu esirgediğinde Hadice bütün servetini önüme sererek “bunların hepsi emrindedir, istediğin kadar harcayabilirsin!” dedi. Dünyada yalnız kaldığım günlerde Hadice benden asla geri kalmadı, “bunların hepsi geçicidir, üzülme, ileride bu güçlükleri kolaylıklar takip edecektir!” dedi. İşte ben Hadice’yi bu fedakârlıkları için unutmuyorum!”. Hz Hadice’yi seneler geçtiği halde unutturmayan meziyetleri, Rasülullah nezdinde kadın arkadaşına oturduğu minderini verdirecekkadar kazanmış olduğu itibar ve kıymeti günümüz hanımlarının dikkatlerini çekmelidir. Hanımlar hizmette fedakârca çalışan kocalarına engel olmamalı, Hadice annamiz gibi bütün kuvvet ve imkânlarıyla dava uğrunda çalışan beylerini takviyeyle onlara yardımcı olmalıdırlar.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Aişe ( r.a ), H.z Hatice, H.z Muhammed ( s.a.v ), Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 2 Comments »

Eşine kızınca!..

Posted by Site - Yönetici Ocak 7, 2008

Eşine kızınca!..

Peygamberimiz bir gün eşi Hz. Aişe’ye şöyle dedi:
Ya Aişe, ben senin benden memnun veya kızgın oldugun zamanları bilirim.”
Hz. Aişe hayret etmişti:
“Ey Allah!ın Resulü bunu nasıl bilirsin?

Benden razı ve memnun oldugunda ‘Muhammed’in Rabbi hakkı için’ dersin. Bana kırgın oldugun zamanda ‘İbrahim’in Rabbi hakkı için’ dersin. Adımı anmazsın.
Peygamberimiz eşinin kendisiyle muhattap oluşunda bile onun kendisiyle bir probleminin olup oladıgını anlayacak incelikteydi.
Peygamberimizin bu sözleri karşısında Hz. Aişe dedi ki:
Evet ya Resulallah öyledir. Ama ben hiçbir zaman sevginizi gönlümden çıkarmam!

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Evlilik, Genel, H.z Aişe ( r.a ), H.z Muhammed ( s.a.v ), Türkiye | Leave a Comment »

Örnek Haya – H.z Ömer ( r.a.)

Posted by Site - Yönetici Ekim 26, 2007

Ömer

Örnek Haya – H.z Ömer ( r.a.)

Mü’minlerin emiri Hz. Ömer r.a.’ın canına kastedilmişti. Ağır yaralıydı. Anladı, hissetti ki bu yara onu götürecek, son anlarını yaşıyor. Bir dileği vardı, son bir dilek. Kızı Hafsa r.a.’ı Aişe r.a.’a gönderdi. Efendimiz s.a.v.’in ayak ucuna defnedilebilmek için Hz. Aişe’den izin istedi. Zira orası müminlerin annesine aitti ve Hz. Aişe r.a.’ ın babası Hz. Ebu Bekir r.a. da oradaydı. Hz. Aişe bu isteği şöyle karşıladı:

– Aslında o yeri kendim için düşünmüştüm. Fakat Ömer’i kendime tercih edeceğim.

Ve Hz. Ömer r.a. vefat edince Efendimiz s.a.v.’in ayak ucuna defnedildi.

Müminlerin annesi Hz. Aişe r.a ., ALLAH Rasulü s.a.v.’in ve babasının kabirlerini serbestçe ziyaret ederdi. Ancak Hz. Ömer de oraya defnedildikten sonra kabirleri daha bir dikkatli ve daha bir örtünerek ziyaret eder oldu.

İnandığınız gibi yaşamazsanız,Yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız…Hz. Ömer ( r.a.)

Posted in Diger Konular, Edep - Hürmet - Saygı, Güncel, Gündem, H.z Aişe ( r.a ), H.z Ömer, İlginç | Leave a Comment »

Eşinizin Mutlu Olması İçin Bazen Kaybedin…

Posted by Site - Yönetici Ağustos 31, 2007

10001542_669443509757829_6187673698110445627_n-copy

Eşinizin Mutlu Olması İçin Bazen Kaybedin…

Efendimiz bir gün Hz. Aişe Validemiz ile çölde yürüyorlar. Aişe Validemiz genç ve son derece heyecanlı. Peygamberimiz bunu fark ediyor ve “Haydi Aişe seninle bir yarış yapalım” diyor. Aişe Validemiz çoktan hazır, “Hemen” diyor ve efendimizi yarışta geçiyor. Beyi tarafından takdir edilmek de Aişe Validemiz’i ayrıca mutlu ediyor.
Bir sene sonra, aynı çölden yine geçerlerken Efendimiz, “Ya Aişe geçen yıl burada sen beni geçmiştin. Yine yarışalım mı?” diye sorar. Hz. Aişe kabul eder. Bu sefer Efendimiz Hz. Aişe’yi geçiyor. Ama Efendimiz, Hz Aişe mahzun olunca bu durumu kullanmak yerine, “Üzülme üzülme geçen sefer sen geçmiştin şimdi de ben geçtim. Eşit olduk ödeştik” diye eşini taltif ediyor. Ne önceki durumunu kullanarak geri kaldığını üzüntü vesilesi yapıyor ne de ileri geçtiğini şımarma vesilesi yaparak eşini incitiyor.

Duygusallık zayıflık değil

Çölde hanımını geçemeyen Efendimiz Miraç’ta yaptığı yolculukta bir noktadan öteye gidemeyen Cebrail’i geçiyor. Gökte Cebrail’i geçen Efendimiz yerde hanımını geçemiyor. Burada şöyle bir mesaj veriyor Efendimiz: “Hanımınızı ezmeyiniz, üzmeyiniz. Onun duygu dünyasına şefkat dünyasına girin hatta bazen onun mutlu olması için kaybedin. Bazen de siz kazanırsanız onu teselli edin ki onun duygu dünyasına hitap edin.”

Biz beyler Efendimiz’in bu mesajını alıyor muyuz? En ufak bir meselede hanımınızla tartışmaya giriyor musunuz?
Hanımlar şefkat yüklü yaratılmıştır.  Eğer bu duygu olmasaydı, içinde çocuklarının bütün sıkıntısını çekemez, katlanamazdı. Beyefendiler hanımın bu yüklerinden dolayı Rabbi tarafından verilen duygusallıktan ötürü onu eleştirmemeli tam tersine anlayışla hürmet etmelidir. Bir atasözünde “Erkekte akıl kadında his hâkimdir” denilir. Bazı erkekler bunu üstünlük olarak görürler. Hâlbuki bu üstünlük değil bir yükümlülük getirir. Bu yüklendikleri görevin neticesidir. Eğer erkekte akıl hâkimse akıllı davranıp muhatabını rencide etmemelidir. Duygusallığına hürmet gösterip “Yüklendiği görevi icabıdır” demelidir.
Her zaman eşitlik

Peygamberimizle ilgili bir başka hatıraya geçmek istiyorum. Efendimiz Bedir Savaşı’na gidiyor. Ama yolda deve sayısı yüz ise insan sayısı üç yüz. Peygamberimiz devesi olanlar devesi olmayanlardan adam alsın diyor ve hesap ediliyor ki deve başına üç adam düşüyor. Peygamberimizin devsine de üç adam düşüyor ve sırası gelince adamları çağırıp kendisi yaya yürüyor. Sırası gelen diğer iki kişi binmek istemiyor ve “Ya Rasulallah biz senin yanında yürüyelim” diyorlar. Efendimiz de, “Eğer yürümek insanı yorarsa siz de insansınız siz de yorulursunuz. Yok, eğer yürümede bir sevap varsa ben de insanım benim de sevaba ihtiyacım var.” Her iki halde de kendisine ayrı bir muamele yapılamasını istemiyor.
Burada çok önemli bir mesaj var: “Ey ümmetim çevrenizle olan münasebetinizde eşitlik ölçüsünü kaybetmeyin.” O her zaman halkı ile eşitlik örneği vermiştir. Bu örnekte de kendimize ne kadar hak tanıyorsak başkalarına da aynı hakkı kullandırmamızın gereğine dikkat çekiyor.

“Vahiy mi, sizin emriniz mi?”

Bedir’e vardıklarında bir dağın dibinde konaklamak üzere yükler indirilirken Bedir’de çobanlık yapan Habbab isimli bir adam geliyor. Çoban, “Ya Resulallah burayı seçmeniz vahyin emri ile mi yoksa sizin emriniz midir” diyor? Resulullah, “Bu benim fikrimdir” deyince, “Ya Resulallah ben burada çobanlık yaptım. İleride su var. Biz oraya gitmezsek oraya düşman gider ve su ile de kuvvet bulur. Biz gidelim orada konaklayalım hem bizim için faydalı olur hem de düşmanı kuvvetsiz bırakmış oluruz.”
Peygamberimiz çobanın dediği yere gidiyor ve suyun yanına konaklıyorlar. Düşman orayı işgal niyeti ile geldiği için sudan da mahrum kalıp kuvvetsiz kalıyor. Burada dikkat çeken husus, Peygamberimiz’in herhangi bir önyargıya sahip olmaksızın çobanın fikrini dinlemesi ve hatta makul görerek uygulamasıdır. Çevresindeki insanları dinlemek ve makul olan fikirleri uygulamak da sünnettir. İnsan hep enaniyetini desteklememeli. Sünnet sadece namazların önünde kıldığımız sünnetler değil peygamberimizin hayatındaki uygulamaları da sünnettir.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Evlilik, Güncel, Gündem, Genel, H.z Aişe ( r.a ), H.z Muhammed ( s.a.v ), Türkiye, İbretlik | 1 Comment »

Hz. ÂİŞE (r.a.)

Posted by Site - Yönetici Temmuz 26, 2007

 

Hz. ÂİŞE (r.a.)

Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.s.)’e ilk iman eden onun en sadik arkadasi Hz. Ebu Bekr es-Siddîk’in kizi ve Hz. Peygamber’in zevcesi. Hicret’ten dokuz veya on sene önce Mekke-i Mükerreme’de dogdu. Annesi Ümmi Rûmân binti Âmir ibn Umeyr’dir. Hz. Âise çok küçük yasta müslüman olmustur.

Resulullah, ilk zevcesi Hatîcetü’lKübrâ hayatta iken baska bir kadinla evlenmemisti. Onun vefatindan sonra bir süre daha evlenmedi. Resulullah, Hatice (r.a.)’in ölümüne çok üzüldü. Osman ibn Maz’un’un hanimi Havle binti Hakim, Resulullah’a gelerek Ebu Bekr es-Siddîk’in kizi Âise ile evlenmesini teklif etti. Sonra da Resulullah adina Ebu Bekr’e giderek kizi Âise’yi istedi.

Hz. Âise’nin Resulullah’a nikâhlanmasi Hicret’ten iki veya üç sene önce oldu. Kaynaklar, bu nikâhlanma sirasinda Hz. Âise’nin yasinin küçük oldugunu kaydetmektedir. Nikâhin kiyilmasindan iki yil kadar zaman geçtikten sonra zifâf vukû bulmustur. Hz. Âise’nin o zaman dokuz veya on bir yasinda oldugu rivayet edilmektedir. Bu rivayetleri bazi tarihçiler cerhetmekte ve Âise validemizin evlendikleri zaman daha büyük oldugunu ileri sürmektedirler. Âise validemizden rivayet edilen bir hadiste, Hz. Cebrâil Âise’nin resmini ipek bir hirka içinde Resulullah’a getirmis ve “Bu, senin dünya ve ahirette zevcendir.” demisti. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bâkire olarak nikâhladiklari tek zevcesi vâlidemiz Hz. Âise’dir. Resulullah onu çok severdi. Ona ‘Hümeyra’ lâkabini vermis ve: “Dininizin yarisini bu Hümeyra’dan aliniz” buyurmuslardir. Hazret-i Âise, Medine’de Peygamberimizin muharebelerine katildi ve diger sahâbe hanimlari gibi harpte yaralilarin tedavisiyle bizzat mesgul oldu. Uhud gazâsinda sirtinda su ve yiyecek tasiyip yardim için Peygamber Efendimizin hep yaninda kalmisti. Hatta, peygamberimizin Uhud’da müsriklerin taslariyla yaralanan mübarek yüzlerine, hasir yakip, külünü basarak kanlarinin durmasini saglamisti. Hz. Âise bir ara Uhud’da kiliçla cepheye gitmek istemisse de, Resulullah buna müsaade etmemistir.

Âise 14-15 yaslarinda iken Benu Mustalik (Müreysi’) gazâsina Resulullah’la beraber katildi. Gazâ dönüsü tuvalet için geride kalmasi yüzünden iftiraya ugradi; savasa ganimet için katilan münafiklar Hz. Âise’nin, gecikmesi sebebiyle, kâfilenin ardindan yaninda Ashabtan Safvan ile birlikte geldigini görünce bunu kötü sözlerle ve çirkin bir sekilde yorumladilar. Yolda bu dedikodulara bazi müslümanlar da karisinca Hz. Âise çok üzüldü; Medine’ye gelince hastalandi. iftira, dedikodu etrafa yayilmisti. Atesi yükselerek yataga düstü. Bu arada kendisini fazla aramayan Rasûlullah’tan izin isteyerek babasi Ebû Bekir’in evine gitti. Orada bir müddet kaldi; sabirla bekledi. Bu arada Rasûlullah diger hanimlarina ve sahâbeden en yakinlarina Âise’nin durumunun ne olabilecegini sordu. Hepsi de Hz. Âise’nin temiz ve suçsuz oldugunu söylediler; “Peygamberini fenaliklardan koruyan Cenâb-i Hak, size böyle bir seyi revâ görmez, sabreyleyin” dediler.

Aradan bir ay gibi uzun bir zaman geçinceye kadar danismalarini sabirla sürdüren Resulullah, sonunda Hz. Ebû Bekir’in evine ugradi. Hz. Âise’yi, anne, babasi ve sahâbeden bir hanimla aglar buldu: “Ya Âise, senin için bana söyle söyle söylediler. Eger sen, dedikleri gibi degilsen; Allah’u Teâlâ yakinda senin dogrulugunu tasdik eder. Eger bir günah islediysen, tövbe ve istigfar eyle! Allah’u Teâlâ, günahina tövbe edenlerin tövbesini kabul eder. ” buyurdular. Resulullah’in mübarek sesini isitince aglamayi kesen Hz. Âise babasina bakip cevap vermesini istedi. Hz. Ebû Bekir ve Âise’nin annesi böyle söylentilere ve dedi-kodu yapanlara sadece sasirdiklarini söylediler. Hz. Âise ise: “Allah’u Teâlâ’ya yemin ederim ki kulaginiza gelen lâflarin hepsi yalandir, iftiradir, Allah biliyor ki benim bir seyden haberim yoktur. Yapmadigim bir seye evet dedigimde kendime iftira etmis olurum. Sabretmek iyidir. Onlarin söyledigi sey için Allah’u Teâlâ’dan yardim bekliyorum.” dedi. Günahsiz oldugundan, kalbinin temizligi ile ve kendinden emin olarak bekledi .

Bu sirada Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yüzünde vahiy alâmetleri belirdi. Hz. Ebû Bekir, Resulullah’in basinin altina bir yastik koyup üzerine çarsaf örterek beklediler. Vahiy tamamlaninca Resulullah terlemis yüzünü örtünün altindan kaldirarak: “Müjdeler olsun sana ey Âise! Allah’u Teâlâ seni temize çikardi. Senin pak olduguna sahit oldu.” deyip Kur’an’daki Nûr Suresinden, o an nazil olunan 10 ayeti okudu. Hz. Ebû Bekir hemen kalkip kizi Âise’yi basindan öptü, “Kalk, Resulullah’a tesekkür et.” dedi. Kendisi için ayet inecegini aklindan geçirmeyen Âise saskinlik içinde: “Hayir kalkmam baba vallahi kalkmam. Allah’u Teâlâ’dan baskasina sükretmem. Çünkü Rabbim beni Ayet-i Kerîme ile methetti.” dedi. Ama, çok sevindi. iftirada bulunanlar zamanla hakîr ve zelîl oldular.

Peygamberimiz (s.a.s.) 632 senesinde hastalaninca son gününü Hz. Âise validemizin evinde geçirdi. Rebiü’levvel ayinin onikinci pazartesi günü ögleden önce mübarek basi, Hz. Âise validemizin gögsüne yaslanmis oldugu halde vefat etti. Resulullah’in vefatindan sonra Ashâb-i Kirâm, Hz. Aise validemize müminlerin annesi adini vererek, ona büyük hürmet göstermislerdir. Hz. Âise de, sahâbe içinde, kirk yila yakin bir müddet daha yasamis ve pek çok hadis rivayet etmistir.

Hz. Âise’nin bu son kirk yillik hayatindaki en önemli olay; Cemel Vak’asi’dir. Hz. Osman’in karisiklik çikaran entrikaci asiler tarafindan sehid edilmesinden sonra halîfe olan Hz. Ali, katilleri bulmak ve kisas yapmak hususunda günün sartlari geregi olarak sabirla hareket etmeyi uygun bulmustu. Bu yumusak davranistan yüz bulan asiler taskinliklarini artirarak fenaliklarina devam ettiler.

Durum böyle endise verici bir hâl alinca Ashâb-i Kiram’in büyüklerinden bir kismi (Talha, Zübeyr…) Mekke’ye giderek o sirada hac için orada bulunan Hz. Âise’yi ziyaret edip, olaylara el koymasini ve kendilerine yardimci olmasini istediler. Hz. Âise de; acele etmemelerini, sabirla bir köseye çekilip Hz. Ali’ye yardimci olmalarini tavsiye etti. Ashâb-i Kirâm’in büyükleri de Hz. Âise’nin tavsiyesine uyarak, askerleriyle Irak ve Basra’ya gitmeyi uygun gördüler. Hz. Âise’ye de: “Ortalik düzelinceye ve halifeye kavusuncaya kadar bizimle beraber bulun, bize destek ol, çünkü sen müslümanlarin annesi ve Resulullah’in muhterem zevcesisin, herkes seni sayar dediler. Hz. Âise de, müslümanlarin rahat etmesi ve Ashâb-i Kirâm’in korunmasi için onlarla birlikte Basra’ya hareket etti. Bu gidisi asiler, Hz. Ali’ye baska türlü anlattilar. Bu arada Hz. Ali’yi de zorlayarak Basra’ya gitmesini sagladilar. Hz. Ali de Basra’ya gelince Hz. Âise’ye bir haberci yollayarak, olaylar ve yolculugu hakkindaki düsüncelerini sordu. Hz. Âise, fitneyi önlemek ve sulhu saglamak için Basra’ya geldigini; öncelikle katillerin yakalanmasini istediklerini halife Hz. Ali’ye bildirdi. Bu görüsü Hz. Ali de uygun bularak sevindi. Memnun olan her iki taraf üç gün sonra birlesmeyi kararlastirdilar.

Bu baris haberini ve memnunlugu isiten münafiklar birlesmeye engel olmak için, gece karanlik basinca, her iki tarafa da ayri ayri askerlerle saldirdilar. Taraflara da: “Bakin, karsinizdakiler sözünde durmadi” deyip bu gece baskini ile ortaligi karistirdilar. Karanlikta neye ugradiklarini bilemeyen müslümanlar harb etmeye basladilar. Her iki taraf da karsisindakini suçluyordu. iste bu iki müslüman grup arasinda meydana gelen çatismaya Cemel vak’asi denir.

Bu vak’ada Hz. Aise’nin ictihadi Hz. Ali’nin ictihadina uymamisti. Buna ragmen galib olan Hz. Ali, müminlere anneligi Kur’an-i Kerim ayeti ile sabit olan Hz. Aise’ye ikram ve izzette bulundu. “Ali’yi sevmek imandandir.” hadisini haber veren Hz. Âise de Hz. Ali’yi çok severdi. Daha sonra Hz. Ali’nin sehâdetine üzüldü ve çok agladi. Çünkü, sahâbiler birbirlerini çok severlerdi.

Hayatinin son devrelerini müctehid olarak bilhassa kadinlara mahsus hallere dair fikhî hükümlerde fetvalar vererek geçirdi. 676 yilinda Medine-i Münevvere’de vefat etti. Cenazesini Ashâbtan Ebû Hureyre (r.a.) kildirdi. Vasiyyeti üzerine Medine’de el-Bakî’ kabristanina defnedildi. Küçük yaslarda iken Âise’nin egitim ve ögretimiyle bizzat babasi Hz. Ebû Bekir (r.a.) ilgilenmistir. Bütün müminlerin annesi olan Âise validemiz daha küçük yaslarda iken okuma yazma ögrenmis, zekâsi ve kabiliyeti ile etrafinin dikkatini çekmistir. Ögrendiklerini unutmaz, ezbere tekrar ederdi. Hafizasi çok kuvvetli idi. Akilli, zeki, âlime, edibe, iffet sahibi bir hanim idi. Pek çok konulari siirle anlatan sanatkârca bir ifadeye sahipti. Ashâb, karakter ve hâfizasina güvendikleri ayet-i kerime ile övüldügünü bildikleri için birçok meseleyi ondan sorar ve ögrenirlerdi.

Hz. Âise vâlidemiz babasi Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer, Hz. Osman’in hilâfetleri zamaninda Hz. Peygamber’den isittiklerini müslümanlara anlatti. Devamli oruç tutar ve daima gece namazi kilardi. Hz. Âise fikih ve ictihadda keskin, kuvvetli görüse sahiptir. Fikih ilminin kurucularindan sayilir. Devrinin üstün âlimlerinden ve Fukahâ-i Seb’a*dandir.

Hz. Âise, güzel ahlâkli, merhamet dolu, cömert ve ibadete düskün, çok zeki bir sahâbiydi. Hepsinin basinda en mümtaz vasfi ise islâm’a ve ilme olan büyük hizmeti idi. Müslüman bilginler arasinda yaygin bir rivayete göre fikih ve dinî ilimlerin dörtte birini Hz. Âise nakletmistir.

Ebû Mûsa el-Es’ârî: “Bizler, müskül bir mesele ile karsilastigimizda gider Hz. Âise’ye sorardik.” demistir.

Abdurrahman b. Avf’in oglu Ebû Seleme: Resulullah’in sünnetini Hz. Âise’den daha iyi bilen; dinde derinlesmis, Ayet-i Kerîme’lere bu derece vâkif ve sebeb-i nüzulleri bilen, ferâiz ilminde mâhir bir kimseyi görmedim.” demistir.

Hakkinda imam Zührî: “Eger zamaninin bütün âlimlerinin ve peygamberimizin diger zevcelerinin ilmi bir araya toplansa, Hz. Âise’nin ilmi yine daha agir basardi” derdi.

Atâ b. Ebî Rebâh; “Hz. Âise, ashâb içinde en çok fikih bilen, isabetli rey bakimindan en ileri gelen bir kimse idi.” demistir.

Tabiinden Mesruk; “Allah’a yemin ederim ki, Ashâb-i Kirâm’in ileri gelenlerden bir çogu gelir Hz. Âise’den Ferâiz’e ait sorular sorar ve ögrenirlerdi.” demistir.

Hz. Âise Peygamberimizden ikibinikiyüzon hadîs rivayet etmistir. Kendisinden de Ashâb ve Tabiin’den bir çok kimse hadîs nakletmislerdir. Sahih hadis kitaplari Hz. Âise’nin fetvalari ile doludur. Ahmet b. Hanbel Müsned adli eserinde de Âise’nin rivayet ettigi hadislerinden uzun uzun bahseder .

Hz. Âise’nin naklettigi hadislerden bazilari:

“Ey Âise, Allah, kullarina lutf ile muamele edicidir. Her iste yumusak davranilmasini sever.”

“Her gün yirmi kere ölümü düsünen kimse, sehidlerin derecesini bulur”

“Resul-i Ekrem (s.a.s.) ‘in en ziyade hoslandigi ibadet, devamli olani idi, az olsa bile.”

“Sekir (sarhosluk) veren her içki haramdir. “

Hazret-i Peygamber (s.a.s.) söyle buyurmustur: “Cebrâil hiç durmaz komsu hakkina hürmet olunmasini bana tavsiye ederdi. Hatta ben yakinda komsuyu mirasçi kilacak sandim. ”

Posted in H.z Aişe ( r.a ) | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: