Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘H.z Musa’ Category

Hikâye – Tûri Sina Gününde Mûsâ a.s.

Posted by Site - Yönetici Ekim 17, 2018

Ey Mûsâ! Ben, beni zikredenle otururum!

Rivayet olundu:
Allâhü Teâlâ hazretleri. Mûsâ Aleyhisselâm ile kelâm buyurduğu “Tur günü” Mûsâ Aleyhisselâmşın üzerinde, yünden yapılmış, öd ağacıyla buhurlanmiş bir cübbe vardı. Ortasından liften bir şerit ile bağlanmıştı. Kendisi de dağın üzerinde ayakta durdu. Sırtını dağın kayalarından birine dayandırmıştı.
Allâhü Teâlâ hazretleri kendisine buyurdu:
-“Ey Mûsâ!
Seni öyle bir makama oturttum ki, senden önce hiçbir kimse o makama oturmadığı gibi; senden sonra da hiçbir kimse o maka oturmayacaktır. Seni kurtarmış bir halde yaklaştırdım!”
Mûsâ Aleyhisselâm, sordu:
-“Ya Rabbi!
Beni neden bu makama getirdin?”
Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
-“Senin tevâzuundan ey Mûsâ!”
Mûsâ Aleyhisselâm, Rabbinin kelâmının lezzetini işitince, nida etti:
-“Ya ilâhî!
(Sen) yakın mısın? Fısıltı halinde konuşayım? Yoksa uzak mısın? Nida (yüksek sesle bağırarak) sesli mi konuşayım?” Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
-“Ey Mûsâ! Ben, beni zikredenle otururum!”
.
Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/228.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Yahudilerin Buzağıya Tapma Hikâyesi ve Raks Etmeleri.

Posted by Site - Yönetici Ekim 16, 2018

Yahudilerin Buzağıya Tapma Hikâyesi ve Raks Etmeleri.

Bu şöyle oldu:
Mûsâ Aleyhisselâm, kavmine otuz gün dağda kalacağını vaad etti. Mûsâ Aleyhisselâm’ın gelmesi gecikince; Sâmiri, onlara dedi ki – Sâmirî , Sâmire denilen bir beldedendi. Ve Sâmirî Yahudiler tarafından sözü dinlenen ve itaat olunan bir kişiydi. Mûsâ Aleyhisselâm’ın kavmindendi. (İşte bu Sâmiri Yahudilere:)
-“Siz, Firavunun kavminin süs eşyalarının (altın ve gümüşten imâl edilen takılarını) aldınız. Bundan dolayı, Allâhü Teâlâ hazretleri de sizi cezalandırdı. Mûsâ Aleyhisselâm’i sizden men etti (ve sizden aldı)…”

(Yahudiler sordular:
-“Ne edelim?” Sâmiri;)
-“O altın ve gümüş takıları getirin; ben onları yakayım; belki Allâhü Teâlâ hazretleri, Mûsâ Aleyhisselâmi yine bize gönderir!” dedi.
Veya Yahudiler, Sâmiri’nin başına toplandılar ve ondan (kendilerine) bir ilâh yapmasını istediler.
Daha önce. Sığır putlarına tapan Amâlikalıları gördükleri zamandan itibaren Yahudilerin içinde, sığıra tapmaya karşı bir meyil ve istek vardı.
Bu hadise, İsrail oğullarının nehri geçmelerinden sonra olmuştu.
Bunun kıssası daha önce geçti.
Sâmirî (bütün Yahudilerin elinde olan) süs eşyalarını topladıktan sonra ateşte eritti.
O eritilen altın ve gümüşlerden Yahudilere bir buzağı yaptı. Çünkü onu eritti. Yapmış olduğu buzağı heykelinin ağzına, Cebrail Aleyhisselâm’ın atının ayaklarının izinden bir toprak koydu. Bu at, (Hayat atı) idi. O at, ayaklarını bir yere koyduğunda orası mutlaka canlanır ve yeşillenirdi.
Sâmiri bu toprağı (Cebrail Aleyhisselâm’ın atının bastığı yerin toprağını) denizin yarılma anında (görüp) almıştı.
Veya Mûsâ Aleyhisselâm’ın Tur dağına yönelmesi anında (Cebrail Aleyhisselâm’m atının bastığı yerlerin canlandığını görmüş ve onun acâib bir şey olduğunu sezerek) almıştı.
Sâmiri, Cebrail Aleyhisselâm’ın atının ayak izlerini heykel olarak yapmış olduğu buzağının ağzına koyunca, buzağı et ve kana dönüştü. Kendisinde bir böğürme işitildi. Hareket etti. Yürüdü.

Sâmirî, (bu hadiseyi şaşkın şaşkın seyreden Yahudilere) seslendi:
-“İşte bu sizin ilâhınız ve Musa’nın ilâhıdır!” dedi.
Bütün Yahudiler hemen o buzağıya taptılar.

Altıyüzbin (600,000) kişiden sadece on iki bin (12.000) kişi tapmadı.

Denildi ki:
Bu buzağı heykelini (Sâmirî) içi boş olarak yaptı. Ve içine husûsî şekilde tüpler yerleştirdi. Ve bu heykeli de rüzgarın eseceği yere koydu. Rüzgar bu tüplere giriyordu. Ve böylece o tüplerden buzağının seslerine benzeyen husûsî bir ses çıkıyordu. İsrail oğullan, onun böğüren canlı bir buzağı olduğu vehmine kapıldılar.
Onun çevresinde horun teptiler yani raks ettiler.

Raks ve Coşmak

Kurtubî hazretleri , Turtûşî (r.h.) hazretlerinden naklettiler.

Kendisine soruldu:
-“Bir kavim (bir topluluk), bir yerde toplanıyorlar. Kur’ân-ı kerimden bir şeyler okuyorlar. Sonra da, onların söyleyeni kendilerine şiir (ilâhî, kasîde, na’t ve benzeri) şeyler söylüyor. Raksediyorlar. Coşuyorlar, Def çalıyorlar ve (yollarının büyüklerini) medhediyorIar…(Ney ve kaval gibi aletleri üflüyorlar Böyle bir toplulukla hazır olmak ve onlarla beraber olmak helal mi değil mi?”

Tarsûsî (r.h.) hazretleri buyurdular:
-“(Böyle yapan sevap ve ibâdet niyetiyle def çalan, methiyeler okuyan ve coşan) sofiyyenin yolu,
1- Betâlet (boş şeylerle meşgul olmak),
2- Cehalet ve,
3- Dalâlettir. (Yani sapıklıktır…)
islâm dini, Allah’ın kitabı (Kur’ân-ı kerim) ve Resûlüllah (s.a.v.) hazretlerinin sünnetinden başka bir şey değildir.
(Sevap adına) raksetmek ve kendinden geçmeyi (coşmayı), ilk ihdas eden (dünya tarihinde ilk uyduran) kişi Sâmiri’nin arkadaşlarıdır. (Sâmirfnin yapmış olduğu buzağıya tapan Yahudîlerdir…)

Onlar, buzağı sesi gibi böğürmesi olan buzağı heykelinden bir ceset edindikleri zaman; ayağa kalktılar ve onun çevresinde raksetmeye başladılar. Ve kendilerinden geçtiler. İşte bu (raksetmek ve kendinden geçip coşmak) kâfirlerin dinidir. Buzağıya tapan müşrik Yahudilerin dinidir .( Hayâtü’l-Hayevânü’l-Kübrâ: c. 1, s. 458, Demirî )

Raks ve Ashâb?

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ve ashabı ise (hâşâ raksetmek, kendinden geçmek ve coşmak şöyle dursun), onlar, başlarında uçacak kuş varmışçasına vakar ve sükûnetle otururlardı. ( Hayâtü’l-Hayevânü’l-Kübrâ: c.1, s. 458, Demirî)

Raksedenlerin Yerleri?

Sultan ve sultanın naibine (idarecilerine) gereken vazife, (def çalarak rakseden, oynayan, coşan ve kendisinden geçenlerin) mescidlerde hazır olmalarına ve başka yerlerde toplanmalarına mâni olmaktır .
Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kişiye, onların meclisinde hazır olmak helâl değildir. Onların bâtıl işlerinde onlara yardım etmesi kesinlikle helâl değildir .

Bu gün inkıtâya uğrayan tarikatların câhil halkı kendisine çekmek ve cezb etmek için, def çalmak, kendi şeyhlerinin medhiyyelerini okumak, raksetmek, dönmek, coşmak ve benzeri islâm dışı, Kur’ân-ı kerim ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetiyle ilgisi olmayan sapık faaliyetler içinde oldukları bir vakıadır.
Ve işin kötüsü bu sahte şeyhler, “Çırağlık” adı altında halktan aynî ve nakdî yardımlar toplayarak bu İşlerini devam ettirmektedirler.

Halkın çoğu onlara zekat ve sadakalarını vermektedir.
Halkın bunlara yapmış olduğu yardım da haramdır.

Günümüzde inkıtâya uğrayan tarikatları takip ettiklerini söyleyen kişilerin tek sermâyeleri, def çalmak, medhiyye okumak, raksetmek, yılan tutmak, yalan-yanlış muska yazmaktır.

Bu tür İnsanların âkibeti de gerçekten çok kötüdür.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/244-248

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Mûsâ ( a.s. )`ın Asâsı Hangi Ağactandı ve Nerden Geldi..

Posted by Site - Yönetici Aralık 7, 2017

Mûsâ ( a.s. )`ın Asâsı Hangi Ağactandı ve Nerden Geldi..

Haddâdî (r.h.), İbni Abbas (r.a.) hazretlerinden naklen buyurdular:
Mûsâ Aleyhisselâm’ın asasının uzunluğu on zira idi..

Mûsâ aleyhisselâm’ın asası, cennet mersinindendi. (yani Mersin ağacındandı ).

Mûsâ Aleyhisselâm, asasını yere vurduğunda; yerden otlar çıkardı.
Onu bıraktığında, yılan olurdu.

Asayı taşa vurduğunda, taştan sular fışkırırdı.

Mûsâ Aleyhisselâm, asası ile Firavunun kapısına vurdu. O sarayda olan herkes korktu ve titredi.

Asanın Yılan Olması

“Bununüzerine asasını bırakıverdi.” Elinden bıraktı… “(Ne baksın;) o, koskoca bir ejderha kesiliverdi.”

At yelesi gibi bir yelesi olan san (renkte) Apaçık büyük bir erkek yılan oldu.

Yılan olma işi zahir olup asla kendisinde şüphe edilmeyecek şekilde apaçıktı. Onun asâ cinsinden bir şey olduğu hiçbir kimsenin aklına ve hatırına gelmezdi.

Firavunun Kaçması

Rivayet olundu:

(Firavun, sarayının önündeki meydana bütün şehir halkını toplayarak, Mûsâ Aleyhisselâm’dan kendisine mucize göstermesini istedi…)

Mûsâ Aleyhisselâm, asasını bırakınca, tüylü (kıllı) bir yılan oldu. Yani yılanın sırtında, mızrak gibi uzun siyah kılları vardı.

Ağzını açmış bir haldeydi.

İki çenesinin arası seksen zira kadar genişti.

Çenesinin alt tarafını yere, üst çenesini de kasrın (Firavunun sarayının) tepesine koydu.

Sonra Firavunun tarafına yöneldi. Firavun korkudan kaçtı. Firavunun kaçması paniklemesine sebep oldu. İnsanlar hezimete uğradılar. İzdiham oldu. Bu izdiham da tam yirmibeşbin (25000) kişi Öldü. Firavun bağırıp (yalvardı):

1 -“Ey Mûsâ! Seni gönderenin hakkı için onu tut! Ben sana iman edeceğim! Ve seninle birlikte israil oğullarını göndereceğim!” dedi. Mûsâ Aleyhisselâm onu tuttu. Yılan, asâ oluverdi…..

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/60-65.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Hikaye (Mûsâ a.s Güvercin ve Doğan )

Posted by Site - Yönetici Aralık 4, 2017

Hikaye (Mûsâ a.s Güvercin ve Doğan )

“Futuhât-i Mekkiyyenin” (Farisî) tercümesinin son cildinde şöyle buyuruldu.
Allâhü Teâlâ hazretleri Mûsâ Aleyhisselâm’a vahiy buyurdu:
-“Ey Mûsâ! Bir ümitle sana gelen ve sana sığınanı koru. Ve senden bir şey isteyeni de mutlaka istediğini ver!

Mûsâ Aleyhisselâm seyahatte bulunuyordu.
Bir güvercin gelip omuzlarının üzerine kondu. Ve hemen onun ardından da bir doğan kuşu geldi. O güvercini kapmak için Mûsâ Aleyhisselâm’m diğer omuzunun üzerine kondu. Güvercin Mûsâ Aleyhisselâm’dan kendisini Doğan kuşuna karşı korumasını istedi. Doğan kuşu, mutlaka güvercini yiyeceğini belirterek, fesîh bir dil ile Mûsâ Aleyhisselâm’a şöyle seslendi:
-“Ey Imrân oğlu! Güvercini koruma! O benim rızkımdır.”
Mûsâ Aleyhisselâm,
-“Ne tez (acele) mübtelâ oldum! (Sığınanı korumak ve istekte bulunanın isteğini reddetmemekle imtihan olundum)!
Mûsâ Aleyhisselâm Allâhü Teâlâ hazretlerine vermiş olduğu ahde sâdık kalmak için eline bıçağı alıp kendi oyluğundan biraz kesip Doğan kuşuna vermek için harekete geçti. Tam bıçağı vuracağı zaman; onlar (Doğan kuşu ve Güvercin) dile geldiler:
-“Ey imrân oğlu! O kadar acele etme! Bizler Allah’ın gönderdiği melekleriz! Senin ahdine olan sıhhat ve sözüne bağlılığı ölçmek için buradayız ve senin ahdine vefa edişini görmek istedik!” dediler…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/50-51.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Dua ederken Aman Dikkat !

Posted by Site - Yönetici Ekim 13, 2017

Dua ederken Aman Dikkat !

Musa Aleyhisselâm, Allahü Teâlâ hazretlerine dua eden, çok yalvaran ve tazarru eden bir kişiye rastladı. Musa Aleyhisselâm, (o kişinin hâline bakarak acıdı ve kendi kendisine);
Eğer bu adamın haceti benim elimde olmuş olsaydı; elbette onu yerine getirir (ve ihtiyacını giderir)dim,” dedi. (Musa Aleyhisselâm’ın böyle şeyleri kalbinden geçirmesi üzerine Allahü Teâlâ hazretleri Musa Aleyhisselâm’a) vahyetti:
Ey Musa! Ben ona karşı elbette senden daha çok merhametliyim! Lakin o bana dua ediyor; ama onun bir koyunu var ve onun kalbi hep koyunundadir. Halbuki ben, diliyle bana dua edip, kalbi benden başkasında olan kişinin duasını kabul etmem!” buyurdu.
Musa Aleyhisselâm, adama bunu hatırlattı. (Ve bu konuda ona öğüt verdi.) Adam da bütün kalbiyle Allahü Teâlâ hazretlerine yöneldi. Ve duası kabul olundu. Haceti yerine getirildi…

Dua’nın İcabeti Kabulü İçin

Dua’nın icabetinde;

1- Kalbin huzuru,

2- Allahü Teâlâ hazretlerine hüsn-ü zan (güzel zan) lazımdır…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/619.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Allahû Teâlâ Hazretleri, Musa Aleyhisselâm’a Vahyetti. Ve Buyurdu

Posted by Site - Yönetici Ekim 8, 2017

Allahû Teâlâ Hazretleri, Musa Aleyhisselâm’a Vahyetti. Ve Buyurdu

Zinnûn-i Mısrî (k.s.) hazretlerinden rivayet olundu:
Buyurdular:
Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah sübhânehû ve Teâlâ hazretleri, Musa Aleyhisselâm’a vahyetti. Ve Buyurdu:
Benden başkasına güvenen kişinin güvendiği (bütün dalları) elbette kırar ve yok ederim!
Benden başkasıyla ünsiyet kuran (ve kurmaya çalışan) kişinin vahşet ve yalnızlığını elbette uzatacağım!
Benden başka sevgili edinen kişiden elbette yüz çevireceğim!

Ey Musa! Benim bazı kullarım vardır.
Bana fısıldayarak (dua ederlerse) ben onlara kulak veririm!
Eğer bana nida eder (beni çağırırlarsa) onlara yönelirim!
Eğer onlar bana ikbâl edip yönelirlerse; ben onlara yaklaşırım!
Onlar bana dönerler ve yakın gelirlerse; ben onları yaklaştırırım!
Eğer onlar bana yaklaşır (ve kurbete nail olurlarsa) ben onlara kâfiyim! (Bütün ihtiyaçlarına yeterim!)
Eğer onlar, bana döner ve işlerini bana havale ederlerse, ben onların velisi olurum!
Onlar bana sâf olurlarsa, ben de onları saf ederim!
Eğer onlar bana erişmek için amel-i sâlih işlerlerse, ben de onları mükâfatlandırırım!
Ben onların işlerini idare edenim!
Onların kalblerinin terbiye edicisi ve düzenleyicisiyim!
Onların hallerinin mütevellisiyim!
Ben, onların kalblerini kendi zikrimden başka, hiçbir şeyde rahat kılmadım, (onların kalbleri ancak benim zikrimle rahat bulur!)
İşte bunlar! Bunlar (zikrullah), onların hastalıkları için şifâ’dır!
Onların kalblerinin üzerinde ziya, aydınlık ve nurdur!
Onlar benden başka hiçbir kimse (ve şeyle) ünsiyet kurmazlar!
Onların kalblerinin yükünü ancak benim yanımda indirirler!
Onlar inlemede, bana gelmekten başka hiçbir şeyde istikrar ile karar kılmaz..

Kaynak : Hilyetü’l-Evliya, c. 8, s. 379,
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri : 8/532-534.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

ALLAH’IM BİZLERİ RAHMETİNDEN AYIRMA

Posted by Site - Yönetici Mart 13, 2015

Kimseyi kınama! Günahından haberin olabilir ama tövbesinden haberin olmaz.

ALLAH’IM BİZLERİ RAHMETİNDEN AYIRMA

Hiç şüphesiz gurbette vefat eden bir kişi için göklerde ve yerde bulunanlar merhamet ederek ağlarlar.

Anlatıldığına göre, İsrailoğulları içinde günahlara dalmış biri vardı.
Günah işlemekten hiç geri durmuyordu. Yaşadığı şehirdeki halk, onun günah işlemesine bir türlü engel olamıyorlardı. Nihayet ondan kurtulmak için Allah’a niyazda bulunmaktan başka çıkar yol göremediler. Bunun üzerine Cenab-ı Hak Musa a.s.’a; İsrailoğulları içinde çok günah işleyen bir gencin bulunduğunu,işlediği günahlar sebebiyle bulunduğu şehre zarar gelmemesi için o günahkârı şehirden çıkarmasını vahyetti.

Musa a.s. o şehre giderek günahkâr genci oradan çıkardı.
Genç bir köye sığındı. Cenab-ı Hak, genci o köyden de çıkarmayı Musa a.s.’a vahyetti. Musa a.s. genci oradan da sürdü.Bunun üzerine genç, ne insanların ne bitkilerin ne vahşi hayvanların ve ne de kuşların bulunmadığı ıssız bir yere gitti.Bu ıssız yerde hastalandı.Yanında kendisine yardım edecek bir kimsesi yoktu. Toprağın üzerine uzandı ve başını yere koyup şöyle dedi:

“Şimdi annem başucumda olsaydı bana merhamet eder, zillet içindeki şu acıklı halime mutlaka ağıt dökerdi!
Şayet babam yanı başımda olsaydı, bana yardım eder ve bütün işlerimi yapardı.
Hanımım yanımda olsaydı,ölümüme ağlardı.
Evlatlarım yanımda olsaydı, cenazemin arkasından ağlarlar ve: ‹‹Allah’ım,beldesinden yabancı bir köye sürülmüş, orada
barındırılmayar ak ıssız bir sahraya kovulmuş ve ıssız yerde her şeyden ümidini keserek dünyadan ahirete göç etmekte olan şu zavallı, günahkâr ve asi babamızı bağışla!›› diye dua ederlerdi!

Allah’ım, beni ana-babamdan,çocuklarımdan ve hanımımdan ayrı düşürdün, fakat rahmetinden ayırma!
Onların ayrılık ateşleriyle kalbimi yaktın, fakat günahlarım sebebiyle beni ateşinde yakma!”
Bu hal üzerine Cenab-ı Hak, anası kılığında bir huri, hanımı kılığında bir huri, çocukları kılığına girmiş genç melekler ve babası kılığına girmiş bir melek gönderdi. Bunlar hasta gencin başında oturup kendisi için ağladılar. Ölmek üzere olan genç de:
İşte anam, babam, karım ve çocuklarım benim yanıma gelmişler!” diyerek büyük bir sevinç yaşadı. Bu halde tertemiz ve affa uğramış olarak Allah’ın rahmetine nail oldu. Bu hal üzerine Allah Teâlâ Musa a.s.’a şöyle vahyetti:

– Ey Musa, filan sahradaki filan mevkiye git. Orada veli kullarımdan biri vefat etti, onun arkasından yapılması gerekli işlerini yap ve defnet!” Musa a.s. emredilen yere gittiğinde, Allah’ın emri ile kendisinin şehirden ve köyden sürgün etmiş olduğu gencin cenazesi olduğunu, etrafında hurilerin bulunduğunu görür. Bu hal karşısında Musa a.s. şöyle der:

– Ya Rabbi, bu genç senin emrin ile benim şehirden ve köyden sürgün etmiş olduğum kişi değil mi?

Cenab-ı Hak, Musa a.s.’a şöyle cevap verir:

– Ey Musa, ben onun yere uzanmış halde inleyerek yalvarmasına ve vatanından, ana- babasından, evladından ve karısından ayrı kalmasına acıyarak günahlarını bağışladım.
Kendisine ana-babası, çocukları ve hanımı kılığına girmiş melekler gönderdim. Onlar, onun gurbette zelil bir halde vefatını görüp o genç için merhamet dilediler. Hiç şüphesiz gurbette vefat eden bir kişi için göklerde ve yerde bulunanlar merhamet ederek ağlarlar. Ben ise, merhametlilerin en merhametlisi iken nasıl ona merhamet etmeyeyim?

Kaynak: (İmam Gazâlî, Mükâşefetü’l-Ku lûb,27-29)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | Leave a Comment »

Allâhü Teâlâ Hazretleri, Musa Aleyhisselâm’a Nasihat.

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2014

Hz musa,Musa aleyhisselam, hazreti musa, musa ve firavun,

Allâhü Teâlâ Hazretleri, Musa Aleyhisselâm’a Nasihat.

Allâhü Teâlâ Hazretleri, Musa Aleyhisselâm’a buyurdu:

– Ey Musa! Muhakkak ki ben Allah’ım, Benden başka ilâh (ma’bûd) yoktur. Yalnız bana ibâdet et! Benim şerik (ve ortağım) yoktur. Kim benim kazama razı olmaz, Benim nimetlerime şükretmez, Benim belâlarıma sabretmez Ve benim verdiğime kanaat etmezse, (kendisine) Benden başka Rab arasın!

-Ey Musa! Eğer bana secde edenler olmasaydı, gökten bir damla su akıtmazdım, yeryüzünde hiçbir ağaç ve yeşillik bitirmez ve yeşertmezdim.

Eğer ihlasla ibâdet edenler olmasaydı, bana karşı gelen münkirlere göz açıp kırpıncaya kadar bile olsa yine mühlet vermezdim.

Benim nimetlerime şükredenler olmasaydı, elbette yağmur damlalarını havada hapsederdim.

-Ey Musa! Tevbe edenler olmasaydı, elbette günahkârları yerin dibine batırırdım! Sâlihler olmasaydı elbette âsi ve günahkârları helak ederdim!”

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/141-142.

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Hz. Musa’nın Doğumu

Posted by Site - Yönetici Ağustos 18, 2013

Hz. Musa’nın Doğumu

Firavun; rüyasında Hz. Musa’nın doğacağını, tacını, tahtını yerle bir edeceğini gördü. Hemen rüya yorumcularını, kâhinlerini, büyücülerini çağırdı. Gördüğü rüyayı anlattı. Çare bulmalarını istedi.
Kâhinler Firavun’dan Hz. Musa’nın anne rahmine düşeceği geceyi tesbit etmek için süre istediler. Şeytanların, ifritlerin ve kâfir cinlerin yardımıyla bu geceyi tesbit ettiler. Firavuna gelerek, ”Çocuğun muharrem ayının filan gecesi anne rahmine düşeceğini tesbit ettik. O gün gelmeden şehrin büyük bir meydanına tahtını kurdur. Tellâllar çıkartarak şehirdeki bütün erkekleri orada topla. İnsanlara yüzünü göstererek çeşitli ihsanlarda bulun. O geceyi orada geçirmelerini sağla” dediler. O zamana kadar İsrâiloğulları’nın Firavun’a yaklaşmaları şöyle dursun yüzüne bile bakmaları yasaktı. Firavun bir yerden geçeceği zaman askerler, insanları uyarır. Herkes secde eder gibi yüzü koyun yere kapaklanırdı. Firavun’un yüzüne bakmanın cezası ölümdü.

Firavun’un yüzünü görme müjdesi İsrâiloğulları’nı çok sevindirdi. İnsanın yaratılışındaki yasağa karşı olan eğilim ve merak duygusu, İsrâiloğulları’nı da etkisi altına almıştı. Temiz ve yeni elbiseler giyerek süslendiler. Erkenden meydana doğru akın etmeye başladılar. Adamları herkesin toplandığını bildirince, Firavun meydana geldi. Yüzünü gösterdi. Çeşitli hediyeler dağıttı. Vaadlerde bulundu. Meydanı dolduran
İsrâiloğulları’na, ”Hatırım için bu gece burada kalın. Hiç kimse evine gitmesin” dedi. İsrâiloğulları da, ”Sen istersen bir ay burada otururuz” diyerek bu teklifi seve seve kabul ettiler.

Firavun akşam olduğunda sevinerek sarayına döndü. Hiç kimse hanımıyla beraber olamayacağı için bu tehlikeden kurtulmuş olacaktı. Yanında hazinedarı İmran vardı. Ona, ”Bu gece sen de sarayda kal. Evine hanımının yanına gitme” dedi. İmran, ”Kapınızın eşiğinde uyurum. Tek düşüncem sizin gönlünüzün isteğini yerine getirmektir” diyerek bağlılığını bildirdi. İmran İsrâiloğulları’ndandı. Firavun’un can ve gönül dostuydu. Emrinin aksine bir şey yapmazdı. En güvenilir adamıydı. Firavun odasına çekildikten sonra, İmran da kendine gösterilen yerde yatıp uyudu.
İmran’ın karısı kocasının Firavun’la saraya döndüğünü öğrenmişti. Gece yarısına kadar bekledi. Gelmeyince saraya geldi. Kilitli kapılar sanki hiç kilit yokmuş gibi birer birer açıldı. Kocasını öperek uyandırdı. İmran, ”Gecenin bu vaktinde senin burada ne işin var?” dedi. Kadın, ”Hem merak ettim hem de seni çok özledim. Allah’ın takdiri, yanına gelmekten kendimi alamadım” dedi.

İmran sabahleyin erkenden eşini gönderirken, ”Kimseye görünme. Yanıma geldiğini duymasınlar. Yoksa Firavun ikimizi de öldürür. Firavun’un korktuğu şey oldu. Dikkatli ol. Sakın kimseye bir şey söyleme. Sana da bana da zarar gelmesin” diye sıkı sıkıya tembih etti.
Tam bu sırada meydandan gürültüler gelmeye başladı. Hz. Musa’nın anne rahmine düştüğünü işaret eden yıldız gökyüzünde parlamaya başlamıştı. Bunu gören kâhinler ve büyücüler bağırıp, çağırmaya, ağıtlar yakmaya başladılar. Gürültülerden uyanan Firavun, İmran’a, ”Bu seslerin, gürültülerin sebebi nedir?” diye sordu. İmran, ”Padişahımızın ömrü uzun olsun. İsrâiloğulları, sizin lutuflarınızdan dolayı sevinip eğleniyorlar” dedi.

Firavun’u bu cevap tatmin etmedi. Hemen İmran’ı meydana gönderdi.
İmran meydana gelince, kâhinlerin üzüntü içerisinde ağlayıp dövündüklerini gördü. ”Nedir bu haliniz? Niye böyle yapıyorsunuz?” diye sorunca,kâhinler, ”Biz elimizden gelen bütün tedbirleri aldık. Buna rağmen, peygamber olacak çocuk anne rahmine düştü. Onun için feryat
ediyoruz” dediler. İmran bunun kendi oğlu olduğunu anladı, fakat belli etmedi. Onlara kızarak bağırdı: ”Padişahımızı aldattınız. Halkın karşısına çıkartıp şeref ve heybetini sarstınız. Verdiğiniz sözü tutamadınız.” Firavun da olanları duyunca öfkeden deliye döndü. ”Hainler! Hiçbirinize aman vermeyeceğim. Hepinizi astıracağım. Hazinemi boşalttınız. Şerefimi yok ettiniz. Bu muydu sizin yıldız bilginiz? Sizi ateşe odun yapıp, yediğinizi
içtiğinizi burnunuzdan getireceğim.” Kâhinler,”Bu defa bir şey yapamadık. İzin verin, kendimizi affettirmek için gereken önlemi alalım. Endişelerinizi giderelim. Eğer yapamazsak, o zaman bizi öldür” dediler. Firavun sakinleştiğinde planlarını anlattılar. ”Çocuğun doğacağı günü hesaplar, o gün doğan bütün bebekleri ortadan kaldırıp tehlikeyi önlemiş oluruz.” Dokuz ay sonra kâhinler Firavun’un yanına koştular ve, ”Efendim! O çocuk, bugün annesinden doğdu. Tahtınızı yeniden şehrin büyük meydanına kuralım. Bu sefer, kadınlara ve çocuklara hediyeler vereceğimizi ilân edelim” dediler. Kadınlar çocuklarıyla birlikte sevinerek meydana toplandı.

Erkek çocuklar, annelerinden alınarak başları kesildi. İmran’ın karısı da, oğlu Musa’yla o meydana gelmişti. Akıllı ve kurnaz kadın, durumu görünce oğlunu eteğiyle sakladı. Meydandaki karışıklıktan yararlanarak kaçtı.

Firavun bu sefer işi garantiye almak için ebe kadınları evlere casus olarak gönderdi. Casuslar, ”Şu mahallede güzel bir kadının, yeni doğmuş bebeği var” dediler. Firavun’un askerleri, İmran’ın evine baskın düzenlediler. Musa’nın annesi, Allah’tan gelen ilhamla onu yanmakta olan tandırın içine sakladı. Askerler evin her tarafını aradıktan sonra, elleri boş döndüler.

Annesi heyecanla tandıra baktığında, Musa eliyle ateşle oynuyordu.
Bazı gammazlar, birkaç kuruş için çocuğu Firavun’un adamlarına yine haber verdiler. Musa’nın annesi de, çocuğunun elinden alınıp öldürüleceği korkusu içerisindeydi. Üzüntüyle evinde bekliyordu. Cenâb-ı Allah onun kalbine şöyle ilham etti: ”Oğlunun karnını doyurduktan sonra, bir sandığa koy. Nil nehrine bırak. Korkma ve endişelenme. Biz seni onunla tekrar buluşturacağız.” Bu ilâhî ilhamdan sonra Musa’nın annesi, Firavun’un askerleri gelmeden bir sandık yaptırdı. Oğlunu Nil nehrinin sularına bıraktı.

Kâhinler, Musa’nın yaşadığını doğarken gökteki beliren yıldıza bakarak haber veriyorlardı. Annesi, Hz. Musa’yı suya bırakınca, gökteki yıldız kayboldu. Kâhinler koşup Firavun’a şu müjdeyi verdiler: ”Gökteki yıldız kayboldu. Çocuk öldü.” Bunun üzerine Firavun sevindi. Gönlündeki sıkıntı gitti. Firavun’un bir kız evlâdı vardı. Vücudunda hekimlerin iyi edemediği bir yara çıkmıştı. Kâhinler, bu yaranın suda bulunacak bir çocuğun tükürüğüyle iyileşeceğini söylediler. Firavun’un eşi Asiye, Musa’yı Nil nehrinden çıkardı. Bu güzel bebeği Firavun da Asiye de çok sevdi. Tükürüğünü kızlarının yarasına sürdüler. Yaraların hepsi iyileşti. Kâhinler, ”Rüyada gördüğünüz bebek bu olabilir” dedilerse de, Firavun onları dinlemedi. Bebeği, hanımı Asiye’ye bağışladı. Böylece, Cenâb-ı Allah Musa’yı Firavun’un sarayına yerleştirdi. Orada besleyip büyüttü.

***

Firavun’un ve kâhinlerin hilesi kendi ayaklarına dolaştı.
Dışarıda binlerce çocuğu öldürürken asıl aradıkları sarayın baş köşesine kurulmuştu.
Firavun’un hilesi, Musa’yı alt etmeye yetmedi. El elden üstündür. Nereye kadar?Allah’a kadar. Çünkü son varılacak yer, O’nun makamıdır. Her şeyin doğrusunu, en iyi bilen Allah’tır.
Dünyalık kazanmaktan başka gayesi olmayan ey gafil!
Firavun’dan hiç farkın yok. Aynı kötü ahlâk sende de var.
Kendini beğeniyorsun. Mal ve şehvet peşinde koşuyor ve kibirleniyorsun.
Kötü hallerinden bahsedilse, canın sıkılır, hoşuna gitmez.
Başkalarının durumu sana masal gibi gelir.
Nefsinin, seni Allah’tan uzaklaştırdığının farkında bile değilsin.
Firavun’un elindeki fırsatlar, zenginlik, güç senin elinde olsa, sen de çok canlar yakardın.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Dünyâ kendi erbabına böyle muamele eder

Posted by Site - Yönetici Eylül 19, 2012

Yahudi ve İsa Aleyhisselâm Arasında Geçen Kıssa

Dünyâ kendi erbabına böyle muamele eder

Hikâye olundu: İsa Aleyhisselâm, Bir yahudî ile beraber yola çıkmıştı. İsa Aleyhisselâm’ın yanında üç ekmek bulunuyordu. Bunları koruması için yahudiye verdi. Ve:

-“Bunları muhâfaz et.” diye tenbih etti.

Bir süre sonra yahudî bunlardan birini (İsa Aleyhisselâm’dan habersiz) yedi.

Sonra İsa Aleyhisselâm, yahudiye:

-“Üç ekmeği ver“, dedi. Yahudi iki ekmeği, İsa Aleyhisselâm’a takdim etti. İsa Aleyhisselâm sordu:

-“Hani üçüncü ekmek nerede?” Yahudi pişkin pişkin cevap verdi:

-“Bana verdiğiniz ekmekler bunlardan fazla değildi. Bana bu kadar ekmek verdiniz,“dedi.

Yürüdüler… Yahudî, Isa Aleyhisselâm’dan çok acâib haller ve mucizeler gördü. İsa Aleyhisselâm, bununla adına yemin verdirdi, fakat yahudî yine aldığını söylemedi.

Yürüdüler… Yolda, altından yapılmış üç kerpiç buldular. İsa Aleyhisselâm yahudiye döndü:

-“Bunlardan biri benim, biri senin, diğeri de, üçüncü ekmeği yiyenin olsun,” dedi. Yahudî hemen öne atıldı, büyük bir sevinç ve heyecan ile:

-“Üçüncü ekmeği ben yedim,” dedi. İsa Aleyhisselâm. ona:

-“Benden uzak ol! Allah’ın kudretiyle tecelli eden bunca mucizeler gördüğün halde ikrar etmedin. Küçük bir dünyalık görünce hemen ikrar etmeye başladın. (Al, üçü de senin olsun)”, dedi. Altından yapılmış üç kerpici de yahûdîye terkedip yoluna devam etti.

Üç hırsız geldi. Yahûdîyi öldürdüler. O altın kerpiçleri aldılar. Sonra kendilerine yemek getirmesi için aralarından birini şehre gönderdiler.

Adam, şehrin yoluna düşüp gözden kaybolduğunda, geride kalan iki hırsız şehre ekmek ve yemek almaya giden arkadaşlarını öldürmek üzere anlaştılar.

-“O yemekleri alıp bize döndüğünde onu öldürürüz ve böylece onun payını aramızda paylaşırız,” dediler.

Yemek almaya giden de kötülük düşündü. Yemekleri aldı. Zehir satın alarak, arkadaşlarına yemek için almış olduğu yiyeceklerin içine döktü, “iki arkadaşım bu yemekleri yiyip, ölsünler ve onların paylan da bana kalsın” diye düşündü. Bu düşünceyle arkadaşlarına döndü.

Arkadaşları ona pusu kurdular. Onu öldürdüler. Sonra yemeğin başına oturdular. Yemekleri yediler. İkisi de zehirlenip orada öldüler. Daha sonra İsa Aleyhisselâm oraya uğradı. Yahûdîyi ve bu üç kişiyi orada öldürülmüş gördü. Çok taaccub etti. Hayretler içinde kaldı. Cebrail Aleyhisselâm indi ve ona bunların kıssasını (hikâyesini) haber verdi. (Bunun üzerine İsa Aleyhisselâm:

İşte dünyâ, kendi erbabına böyle muamele eder,” buyurdular.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/491-492.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: