Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘İbretlik’ Category

Çocuklarını Öldürmek – İbretle Okuyun.

Posted by Site - Yönetici Ocak 13, 2016

Cahiliye döneminde kız çocuğu kuyuya atılarak

Çocuklarını Öldürmek

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden rivayet olundu;

-“Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ashabının içinde ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin önünde (yanında) sürekli üzüntülü olan bir adam vardı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona sordu:
Sana ne oluyor? (Bu kadar) mahzun oluyorsun?” O zat; -“Ya Resûlallah (s.a.v.)! Ben câhiliyet dönemimde bir günah işledim! Müslüman olduktan sonra o günahımın af ve mağfiret kılınamayacağını düşünerek üzülüyorum! (O günahım beni mahzun ediyor, onu hatırladıkça üzülüyorum!)” dedi. Efendimiz (s.a.v.) Hazratleri,
Bana günahından haber ver?” buyurdular: O kişi: -“Ben kız çocuklarını öldürenlerdendim!
Bir kız çocuğum doğdu. Eşim, onu öldürmemem ve terk etmem üzere şefaatte bulundu. Ben de onun isteğini kabul ettim. Kızı ona terk ettim.
Kızım büyüdü. Gelinlik çağına ulaştı. Kadınların en güzellerinden oîdu. Onu istemeye geldiler…
Hamiyet (taassub, kıskançlık ve câhiliyet damarım) kabardı.
Kalbim onu evlendirmeye tahammül etmedi.
Veya onu hiç evlendirmeden öyle evde bırakmaya da râzî olmadım.
Bir gün eşime;
Ben şu şu kabilelerde bulunan akrabalarımı ziyarete gitmek istiyorum! Kızımı da benimle beraber gönder!” dedim. Eşim, buna çok sevindi. Kızı elbise ve ziynetlerle süsledi… Benden de ona ihanet etmemem (öldürmemem) üzere bir çok misâk (yemin ve ahidler) aldı. Kızımı aldım onunla (çölde) bir kuyunun başına gittim. Kuyuya baktım. Kız, kuyuyu görünce benim, onu kuyuya atacağımı hissetti. Bana sarıldı ve ağlamaya başladı. Yalvardı, yakardı. Göz yaşları içinde;
Ey babacığım! Ey babacığım! Bana ne yapmak istiyorsun?” dedi. Ona acıdım.
Sonra kuyuya baktım hamiyet (câhiliyet ve kıskançlık) bana galip geldi.
Kızım yine sımsıkı bana sarıldı.
Hüngür hüngür ağlamaya başladı ve bana;
Babacığım! Annemin emânetini zayi etme! (Anneme verdiğin sözü bozma! Ben annemden sana emânetim, annemin emânetini yitirme!”)
Ben bir kuyuya bakıyorum; bir birde kıza…
Kuyuya baktıkça hamiyet damarım kabarıyor; kıza baktıkça da merhamete geliyordum.
Sonuçta şeytan bana galip geldi.
Kızımı (kendi elimle) baş aşağı kuyuya attım!
Kızım kuyunun altında hâlâ ağlıyor ve bağırıyordu:
Baba! Beni öldürdün! Baba beni öldürdün?
Orada uzun süre kaldım.
Ta ki kızımın sesi tamamen kesildi. (Öldüğüne kanaat ettikten sonra) ayrıldım.
Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ağlamaya başladı. (Mübarek gözlerinden yaşlar aktı…) Bütün sahabeler ağladılar.
Ve Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
Eğer câhiliyet döneminde yaptığından dolayı, bir kişiyi cezalandırmayı emretmiş olsaydım; elbette senin yaptıklarından dolayı seni cezalandırırdım!.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: Muhakkak ki İslâm mâ kablini (kendisinden önce işlenen günahları) siler.

Başka bir hadis-i şerifte de; Tevbe de kendisinden önce işlenen günahları siler…
.

Kaynaklar : Bahrû’l-Ulûm: c. 1, s. 517,
Kurtubî Tefsiri: c. 7, s. 88,
Kenzu’l-Ummâl:33664;
lbni Kesîr tefsiri, c.4, s. 644.
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/183-186.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | Etiketler: | Leave a Comment »

İbretle sonuna kadar dinleyin Lütfen.

Posted by Site - Yönetici Ocak 8, 2016

Afrikada görev yapmış türk doktorunun anlattıklarını İbretle sonuna kadar dinleyin Lütfen.

Gözyaşlarımı tutamadım..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Video, Yorumlar, İbretlik | Leave a Comment »

Dünya ve Ahiret – O gence söz verdiğin köşkü ve yetmiş katı ziyadesiyle verdik!

Posted by Site - Yönetici Nisan 21, 2015

Mâlik bin Dinar,Dini hikayeler,ibretlik hikayeler,ilginc hikayeler,sennet saraylari,cennet koskleri,Cafer bin Süleyman,endulus-

Dünya ve Ahiret – O gence söz verdiğin köşkü ve yetmiş katı ziyadesiyle verdik!

Cafer bin Süleyman (r.h.) buyurdular:
Ben ve Mâlik bin Dinar ( k.s.) hazretleri, Basra’ya uğradık. Şehrin sokaklarında gezerken bir sarayın yapılmakta olduğunu gördük. İmâr ediliyordu. Güzel bir genç, sarayın inşaatında çalışan işçilere emrediyordu. 0 genç;
-“Yapın! İşleyin!,” diyordu.
Yanına vardık. Kendisine selâm verdik. Selâmımızı aldı. Mâlik bin Dinar (k.s.) hazretleri ona sordu:
-“Bu sarayın inşaatına ne kadar altın harcamayı niyet ettin?” O: -“Yüz bin altın harcamaya niyet ettim!” dedi. Mâlik bin Dinar (k.s.) hazretleri ona:
-“Sen bu malı bana vermez misin? Ben onu hakkı olan yere koyayım (harcanması gereken yerde harcayım) ve onun yerine Allâhü Teâlâ hazretleri katından bu saraydan daha hayırlı bir saray tazmin edeyim. Öyle bir saray ki, vildânları, hizmetçileri, kubbeleri, çadırları ve güzel bahçeleri bulunsun. Kubbe ve haymaları kırmızı yakuttan olup, cevher ile süslenmiş olsun, toprağı zaferan, harcı miskten olsun. 0 sarayın binasına hiçbir el değmemiş olsun ve onu hiçbir usta bina etmemiş olsun. O sarayı; noksan sıfatlardan temiz Celil Teâlâ hazretleri, “ol” dedi oda oluverdi….” dedi.
Mâlik bin Dinar (k.s.) hazretlerinin bu sözleri, gence tesir etti. Söylenen parayı hazırladı. Kalem ve kağıt getirtti. Sonra yazdı:
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adı ile…
Bu (yazılı senet) Malik bin Dinar’ın falan oğlu falana olan taahhüt ve tazminidir. Hiç şüphesiz ki, ben Allah katında senin bu kasrına (sarayına) karşılık bir saraya kefilim. Sıfatı (şekil ve yapısı) benim vasfettiğim gibidir ve hatta daha ziyâdesini vermek Allah’a kalmıştır. Senin bu malın karşılığında, senin bu sarayından daha geniş ve daha güzel bir sarayı, cennette satın aldım. Koyu bir gölgede ve Aziz ve Celil’e yakın olarak…”
Sonra o yazılanı dürdü ve o gence verdi. Ve o gençten almış olduğu …bin altını da fakir fukaraya (Allah yolunda) infak etti. Hepsini dağıttı. Kırk gün sonra o genç öldü. O genç varislerine, Malik bin Dinar hazretlerinin kendisine yazmış olduğu mektubu bedeniyle kefeninin arasına koymalarını vasiyet etti.
O gencin vefat ettiği gece Malik bin Dinar (k.s.) hazretleri (namaz kıldığı) mihrabının üzerine konulmuş bir mektup gördü. Onu eline aldı, açtı. Mürekkepsiz yazılmış bir mektup idi. Ve şöyle yazılıydı:
Bu (belge), Aziz ve Hakîm olan Allah tarafından Malik bin Dinar’a (gönderilen bir) beraattır. O gence söz verdiğin köşkü ve yetmiş katı ziyadesiyle verdik!

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/345-346

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Gerçekten İbretlik Bir Kıssa.

Posted by Site - Yönetici Nisan 9, 2015

Gavs-ı A'zam Abdülkadir Geylânî hazretleri

Gerçekten İbretlik Bir Kıssa.

Gavs-ı A’zam Abdülkadir Geylânî hazretlerinden güzel bir hatıradır:

Abdülkadir Geylânî Hazretleri, Ebû sâid Abdullah ve lbnü’s-Sakkâ İlim öğrenmek için Bağdat’a geldiler.
Yusuf ül-Hemedanî Hazretlerinin, Nizâmiyye Medresesinde vaaz ettiğini duymuşlardı. Bunlar onu ziyaret etmeye karar verdiler.

İbnü’s-Sekkâ: “Ona bir soru soracağım ki. cevâbını veremeyecek.” Ebû Sâid Abdullah; ” Bende bir soru soracağım. Bakalım cevap verebilecek mi?” Abdülkadir Geylânî Hazretleri; ” Allah korusun… Ben o büyük zât’a nasıl soru sorarım. Sâdece huzurunda edebimle durur, beklerim. Kulak veririm hikmet dolu sözlerine, onu görmekle şereflenir ve bereketlenirim,” dedi.

Yusuf Hemedânî Hazretlerinin bulunduğu yere gittiler. O anda orada yoktu. Biraz beklediler. Yusuf Hemedânî Hazretleri geldi. Onlar konuşmadan kendisi söze başladı: İbnüs-Sekkâ’ya:
-“Yazıklar olsun sana ey İbnü’s-Sekkâ! Demek bana cevâbını veremeyeceğim bir suâl soracaksın hâ! Sormak İstediğin suâl şudur. Cevâbı şöyledir. Ben görüyorum ki, senden küfür kokusu geliyor.” Sonra Ebu Said’e döndü;
-“Sen bana bir sual soracaksın ve bakacaksın ki, ben o suâlin cevâbını nasıl vereceğim hâ. Senin sualin şudur. Cevâbı şöyledir. Fakat sende edebe riayet etmediğin için. ömrün hüzün ve keder ile geçecektir.” Abdülkadir Geylânî hazretlerine döndü sevgi ile:
-“Ey Abdülkadir bu edebin güzelliği ile, Allâh’ü Teâlâ hazretlerini ve Resulünü razı ettin. Cenâb-ı Allah’ın ve Peygamber efendimizin rızasını evliyâullahın himmetini kazandın. Ne mutlu sana… Ben senin Bağdat’ta bir kürsî’de oturduğunu, çok yüksek bilgiler anlattığını ve “Benim ayağım, bütün evliyaullâhin boyunları üzerindedir.” dediğini sanki, görüyor gibiyim ve ben. yine senin vaktindeki, bütün evliyaullâhı senin onlara olan yüksekliğin karşısında boyunlarını eğmiş hâlde olduklarını görür gibiyim.” buyurdu ve gözlerden kayboldu. Onu bir daha göremediler.

Yusuf ül-Hemedânî Hazretlerinin bu büyük kerameti gerçekleşti. İbnü’s-Sekkâ okudu. Devrin en büyük âlimi oldu. Elçi olarak halife tarafından Bizans’a gönderildi. İstanbul’da bütün Hıristiyan papaz ve bilginlerini bilgisi ile aciz bıraktı. Orada bulunduğu müddet içerisinde Bizans Kralının kızına aşık oldu. Kral: “Hıristiyan olursan sana kızımı veririm” dedi. Oda İslâm dinini bir kadın ile değiştirip; Hıristiyan oldu. Belâm gibi küfürde gitti.Bütün sevabı Ashab-ı Kehf in köpeğine verildi.

Ebu Said hayatı boyunca üzüntü, çile ve zorluklarla geçti.

Abdülkadir Geylânî hazretleri ise evliyâullahın baş tacı oldu.
Allah’ın dostlarına karşı edepli ve terbiyeli olmak gerekir. Evliya olmadığı hâlde “Ben evliyayım. Ben mürşidim. Ben şeyhim” diyerek Müslümanların inançları ile oynayan kişinin iman ve nikâhı tehlikeye girdiği gibi Cenab-ı Allah’ın sevdiği kişilere. Evliyâullah’a düşman olanın da iman ve nikâhı gider.

Edep bir tâç imiş nûri Hüdâ ‘dan
Giy ol tacı emin ol her belâ ‘dan

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/325.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | Etiketler: | 1 Comment »

ALLAH’IM BİZLERİ RAHMETİNDEN AYIRMA

Posted by Site - Yönetici Mart 13, 2015

1,,, Allahin rahmeti,ibretlik,musa a.s.gunahkar,gunah,genc,tevbe,ALLAH'IM BİZLERİ RAHMETİNDEN AYIRMA.jpg,,,

ALLAH’IM BİZLERİ RAHMETİNDEN AYIRMA

Hiç şüphesiz gurbette vefat eden bir kişi için göklerde ve yerde bulunanlar merhamet ederek ağlarlar.

Anlatıldığına göre, İsrailoğulları içinde günahlara dalmış biri vardı.
Günah işlemekten hiç geri durmuyordu. Yaşadığı şehirdeki halk, onun günah işlemesine bir türlü engel olamıyorlardı. Nihayet ondan kurtulmak için Allah’a niyazda bulunmaktan başka çıkar yol göremediler. Bunun üzerine Cenab-ı Hak Musa a.s.’a; İsrailoğulları içinde çok günah işleyen bir gencin bulunduğunu,işlediği günahlar sebebiyle bulunduğu şehre zarar gelmemesi için o günahkârı şehirden çıkarmasını vahyetti.

Musa a.s. o şehre giderek günahkâr genci oradan çıkardı.
Genç bir köye sığındı. Cenab-ı Hak, genci o köyden de çıkarmayı Musa a.s.’a vahyetti. Musa a.s. genci oradan da sürdü.Bunun üzerine genç, ne insanların ne bitkilerin ne vahşi hayvanların ve ne de kuşların bulunmadığı ıssız bir yere gitti.Bu ıssız yerde hastalandı.Yanında kendisine yardım edecek bir kimsesi yoktu. Toprağın üzerine uzandı ve başını yere koyup şöyle dedi:

“Şimdi annem başucumda olsaydı bana merhamet eder, zillet içindeki şu acıklı halime mutlaka ağıt dökerdi!
Şayet babam yanı başımda olsaydı, bana yardım eder ve bütün işlerimi yapardı.
Hanımım yanımda olsaydı,ölümüme ağlardı.
Evlatlarım yanımda olsaydı, cenazemin arkasından ağlarlar ve: ‹‹Allah’ım,beldesinden yabancı bir köye sürülmüş, orada
barındırılmayar ak ıssız bir sahraya kovulmuş ve ıssız yerde her şeyden ümidini keserek dünyadan ahirete göç etmekte olan şu zavallı, günahkâr ve asi babamızı bağışla!›› diye dua ederlerdi!

Allah’ım, beni ana-babamdan,çocuklarımdan ve hanımımdan ayrı düşürdün, fakat rahmetinden ayırma!
Onların ayrılık ateşleriyle kalbimi yaktın, fakat günahlarım sebebiyle beni ateşinde yakma!”
Bu hal üzerine Cenab-ı Hak, anası kılığında bir huri, hanımı kılığında bir huri, çocukları kılığına girmiş genç melekler ve babası kılığına girmiş bir melek gönderdi. Bunlar hasta gencin başında oturup kendisi için ağladılar. Ölmek üzere olan genç de:
İşte anam, babam, karım ve çocuklarım benim yanıma gelmişler!” diyerek büyük bir sevinç yaşadı. Bu halde tertemiz ve affa uğramış olarak Allah’ın rahmetine nail oldu. Bu hal üzerine Allah Teâlâ Musa a.s.’a şöyle vahyetti:

– Ey Musa, filan sahradaki filan mevkiye git. Orada veli kullarımdan biri vefat etti, onun arkasından yapılması gerekli işlerini yap ve defnet!” Musa a.s. emredilen yere gittiğinde, Allah’ın emri ile kendisinin şehirden ve köyden sürgün etmiş olduğu gencin cenazesi olduğunu, etrafında hurilerin bulunduğunu görür. Bu hal karşısında Musa a.s. şöyle der:

– Ya Rabbi, bu genç senin emrin ile benim şehirden ve köyden sürgün etmiş olduğum kişi değil mi?

Cenab-ı Hak, Musa a.s.’a şöyle cevap verir:

– Ey Musa, ben onun yere uzanmış halde inleyerek yalvarmasına ve vatanından, ana- babasından, evladından ve karısından ayrı kalmasına acıyarak günahlarını bağışladım.
Kendisine ana-babası, çocukları ve hanımı kılığına girmiş melekler gönderdim. Onlar, onun gurbette zelil bir halde vefatını görüp o genç için merhamet dilediler. Hiç şüphesiz gurbette vefat eden bir kişi için göklerde ve yerde bulunanlar merhamet ederek ağlarlar. Ben ise, merhametlilerin en merhametlisi iken nasıl ona merhamet etmeyeyim?

Kaynak: (İmam Gazâlî, Mükâşefetü’l-Ku lûb,27-29)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | Leave a Comment »

İbretlik Bir Hikaye – Bel’âm bin Baurâ – Büyük Alimdi Ama………

Posted by Site - Yönetici Mayıs 19, 2014

İbretlik Bir Hikaye - Bel'âm bin Baurâ - Büyük Alimdi Ama.

İbretlik Bir Hikaye – Bel’âm bin Baurâ – Büyük Alimdi Ama………

Bel’âm bin Baurâ. dönemin büyük âlim ve velîlerindendi.
Tam 400 (dört yüz) yıl, gece gündüz Cenab-ı Allah’a ibadet etti.
Duası makbuldü.
Kitaplar yazıyordu. Yazdığı kitaplar bir araya getirildiği zaman büyük bir kütüphane meydana geliyordu. Cenab-ı Allah’ın varlığı ve birliği hakkında tam 700 {yedi yüz) tane kitap yazmıştı.
İnsanları irşad ile meşguldü. Bazen talebeleri ile birlikte havada uçuyordu. Ism-i Azam duasını biliyordu. İnsanlar bu büyük alim, velî ve mürşide rağbet ediyor ve bir müşkilleri olduğu zaman, ona baş vuruyorlardı.
Yûşa Aleyhisselâm’ın kendilerine doğru geldiğini işiten bu azgın milletin acımasız temsilcileri, soluklarını Belam bin Bâûra’nın yanında aldılar. Münâsip bir dil ile:
“Efendimiz! Hazret-i Musa’nın halifesi Yûşa Aleyhisselâm, bu tarafa geliyor, dediler.
Belâm bin Bâûra sevinçle cevap verdi:
-İyi
-Efendim! İyilik bunun neresinde?
-Bunun her tarafı iyilik. Allah’a şükür etmemiz gerekir… Cenab-ı Allah’ın Peygamberi
memleketimizi şereflendiriyor. Bundan daha büyük iyiiik olur mu?
-Hazret-i Musa’nın halifesi Yûşa Aleyhisselâm’ın bu tarafa gelmesi bizim için büyük bir şeref. Lâkin Yûşa Aleyhisselâm. yalnız değildir. Yanında 600 (altı yüz ) binden daha fazla askeri var. Bizim bütçemiz, onları yedirmeye, içirmeye yetmez. Kıtlık olur. Geçim ve maişet sıkıntısı çekeriz. Lütfen siz, Yûşa Aleyhisseİâm’ın bu tarafa gelmemesi için dua edin… Bel’âm bin Bâura,
-“Allah kerîmdir. Elbette onları yedirir ve içirir,” buyurdu. Şeytan boş durmadı. Kıskançlık tohumlarını ekti. Belâm bin Bâûra’nın içine hased tohumlarını ekmeye başladı. Şeytân:
-“Ey Bel’âm bin Bâurâ! Halkın sana büyük bir sevgi ve saygısı var. Devlet adamları bile senin ayağına geliyorlar. Bunları kırma. İstekleri doğrultusunda dua et. Eğer Yûşa’ bu tarafa gelirse, o peygamberdir ve bütün insanlar O’nun yanına gider, sizin ise evvelki rağbetiniz kalmaz, diye iğvâ veriyordu. Belâm bin Bâûra, şeytana la’net okudu ve onlara şöyle seslendi:
-Yûşa Aleyhisselâm, bir peygamberdir. Peygamberlerin seyr ve hareketi vahy-i İlâhî yani Cenab-ı Allah’ın emri ile olur. Eğer Cenab-ı Allah, Yûşa Aleyhisselâm’a bu tarafa gelmesini emretmiş ise, o mutlaka gelecektir. Yûşa Aleyhisselamın bu tarafa gelmemesi için dua etmek, azgınlık ve asiliktir. İnsanı dinden çıkarır. Yûşa Aleyhisselâm büyük bir Peygamberdir. Hepimizin peygamberidir. Ben Yûşa Aleyhisselam’ın şeriatı üzere yaşadığım halde, nasıl olurda ona ve hakka muhalif dua edeyim? Onun bu tarafa gelmesi, sizin sandığınız gibi kıtlık veya yokluğa yol açmaz; bereket ve hayır getirir.

Ey Aziz kavmim! Geliniz bu kötü düşünceleri bırakınız. Yûşa Aleyhisselam’ın emir ve kanunlarına bağlanın, Yûşa Aleyhisselam’ı beddua veya silah ile değil; gül ve çiçeklerle karşılayınız, dedi.
Onlar. Bel’am bin Bâura’dan ümidlerini kesip, Bel’am bin Bâûra’nın eşine koştular. Belam bin Bâûra’nin dünyada eşi ve benzeri bulunmayan çok güzel bir hanımı vardı. Belam bin Bâûra da ona deliler gibi aşıktı. Belam bin Bâûra’nın eşinin ayakları önüne servetler ve hazineler döktüler. Ve dediler ki;
-Ey saygı değer hanımefendi! Memleketimizde kocanızdan daha büyük bir âlim ve evliya olmadığı gibi, sizden de daha iyi ve güzel bir hatun yoktur. Yûşa Aleyhisselam bu tarafa doğru gelmektedir. O peygamberdir, geldiği zaman bütün insanlar O’na gider-ler. Hocamız Belam bin Bâûra’nın izzet ve hürmeti ve sizin de rağbetiniz kalmaz. Toplumdan görmekte olduğunuz saygı, sevgi ve ikramın devamı için, mutlaka Hazret-i Yûşa buraya gelmemelidir. Biz, Belam bin Bâûra’ya bunu ifade ettik; razı olmadılar. Lütfen kocanızın izzeti ve kendi hürmetinizi düşünerek; Hazret-i Yûşa’nın gelmemesi için, kocanıza beddua ettirin. Duaları müstecab olduğu şüphesizdir. Eğer beddua ettirirseniz daha bir çok, mal, altın, gümüş ve değerli hediyeleri zat-ı muhteremelerine takdim ederiz, dediler. Kadın getirilen hediyelere baktı, gözleri kamaştı. Razı oldu. -Tamam, dedi. Siz bu işi bitmiş bilin. Ben kocamı muhakkak razı ederim. O, bu gün yarın Yûşa Aleyhisselamın aleyhinde dua edecektir. Onun duası sizin bildiğiniz gibi makbuldür. Yûşa Aleyhisselam buraya gelemez. Belam bin Bâûra akşamleyin eve geldiğinde, hanımı önüne sandıklar dolusu çil çil altınları, gümüşleri ve diğer kıymetli hediyeleri koydu. Belam bin Bâûra’nın gözleri fal taşı gibi açıldı. Hayretle: -Nereden? Hanımı cilveli bir sesle
-Nereden olacak… Yûşa Aleyhisselam’dan değil ya, tabii ki, senin kadirşinas kavminden…

Belam bin Bâûra:
-Gerçekten benim milletim kıymetimi biliyor. Allah kendilerinden razı olsun. 400 (dört yüz) yıldır bana bakıyorlar. Bu güne kadar beni krallar gibi yaşattılar. Allah, mallarına bereket versin, mülklerini daimî kılsın, diye dua etti. Kadın:
-Mal ve mülklerinin sonu geldi. -Neden
-Neden olacak? Yûşa Aleyhisselam 600 (altı yüz) bin kişilik ordusu ile buraya geldiği zaman, bu kavim onları besleyebilir mi? Fakir ve kıt kanaat geçinen bu mümtaz topluluk, Yûşa Aleyhisselam ve ordusunun ağır yükünü kaldırabilir mi? Az değil 600 bin kişi… Dile kolay. Cenab-ı Allah, savaş için Yûşa Aleyhisselam ve ordusunu başka tarafa göndersin. Bizim bu kadirşinas ve temiz milletimiz ile savaş olmazsa olmaz mı? Ben Bunlardan daha günahkar ve azgın nice nice kavimler vardır.
Belam bin Bâûra da doğru anlamında başını salladı. Hanımı ağlamaklı bir sesle devam etti:

-Vallahi eğer sen bu efendi, iyi niyetli ve temiz topluluğun üzerine gelen Hazret-i Yûşa’ya beddua etmezsen, bu andan itibaren bir saniye bile senin yanında duramam. Başımı alır giderim. Kimse bundan böyle sana saygı göstermez. Herkes sana lanet eder. Böyle bir günde de kavmine faydalı olmazsan, ne zaman hangi işe yarayacaksın. İlmini ve marifetini bu gün ortaya koy. Ism-i Azam duasını biliyorum diyorsun. Oku Ism-i Azamı, Yûşa Aleyhisselamın buraya gelmemesi için dua et. Yûşa Aleyhisselamın helaki için dua et demiyorum. Sadece buraya gelmemesi için dua edeceksin” dedi. Belam bin Bâûra eşinin göz yaşlarını sildi.
-Tamam, dedi. Dua edeceğim. Yûşa Aieyhisselam buraya gelmesin, cihad için başka diyar ve kavimlerin üzerine gitsin.

Belam bin Bâûra, hatırın baskısına, hediyelerin (Altının) sıcaklığına ve hatunun cilvesine daha fazla dayanamadı. Belam bin Bâûra’nın hakkı gören gözleri kör oldu. Doğruyu söyleyen dili lâl oldu. Hakkı ve hakikati ve güzel şeyleri düşünen beyni felç oldu. Yûşa Aleyhisselam’a beddua etmek için, Salihiyye dağına tırmandı. Merkebine binerek dağa çıkarken gizliden bir ses geldi:
-Ey Belam bin Bâûra nereye gidiyorsun? Geri dön. Cenab-ı Allah’ın emri ile gelen Yûşa Aleyhisselam’a beddua etme. Duan dergah-i izzette makbuldür ve lakin sonu hayır değildir. Kadının cilvesine, dostların hatırına ve dünya malına aldanarak Yûşa Aleyhisselam’a beddua edecek olursan, Şeytan gibi ömür boyu pişman olursun. Dünya ve ahirette hüsrana ve büyük zararlara uğrarsın. Belam bin Bâûra kendisine nasihat eden bu sese kulak vermedi. Başta biraz durdu. Hanımı, hediyeleri ve dostlarının hatırını düşününce yoluna devam etti. Havada uçan kuşlar fesih bir dil ile Belam bin Bâûra’ya seslendiler.
-Ey Belam bin Bâûra nereye gidiyorsun? Geri dön. Kuşlar ve bütün hayvanlar Yûşa Aleyhisselam’ın bu memleketi şereflendirmesine seviniyor ve O’nu heyecan ile bekliyorlar. Allâhu Teâlâ Hazretlerinden kork… Allah’ın Peygamberine beddua etme. Son pişmanlık fayda vermez. Belam bin Bâûra başını kaldırdı. Kuşlara baktı. Sıra sıra kuşlar ona kanat çırpıyorlardı. “Bu sevdadan vazgeç” diye …

O biraz durakladı. Gökyüzünün mavisini kapatan kuşlara baktı. Bir an vazgeçer gibi oldu. Sonra eşini, altınları ve kavmini düşündü. Kendi kendine mırıldandı: -Vazgeçmek mi? Mümkün değil… Geri dönersem hanıma ve insanlara ne derim sonra? Bir kısım kuşların sözlerine kulak verdim ve döndüm dersem bana gülmezler mi? Deli demezler mi? Bizim değil de, kuşların sözlerine mi kulak verdin? Hiç kuşlar konuşur mu? Diye benimle alay etmezler mi? Hayır hayır… Gideyim. Yûşa Aleyhisselam’a beddua edeyim. Sonra tevbe ederim. Cenab-ı Allah ğafûr ve rahîm’dir. 0 bütün günahları bağışlar.

Merkebini “dehledi” yoluna devam etti. Dağdaki ağaçlar dile geldi: -Ey Belam bin Bâûra nereye gidiyorsun? Geri dön. Senin kendisine beddua etmek isteğin kişi Hazret-i Yûşa’dır. Allah’ın peygamberidir. Ona beddua edersen sonun harap olur. Şeytan gibi lanete uğrarsın. Bizler ve bütün varlıklar Yûşa Aleyhisselama aşığız. Onun bir an önce gelmesini ve buraları şereflendirmesini bekliyoruz. Yûşa Aleyhisselam’a beddua etmek senin kerem, takva ve ilmine yakışmaz. Belam bin Bâûra, ağaçlara hiç kulak asmadı. Merkebini dövüp, yoluna devam etmek istedi. Merkebi asla yerinden hareket etmedi. Belam bin Bâûra’nın didinmeleri ve uğraşmaları karşısında, merkebi dile geldi:

-Ey mel’un, âsî ve azgın insan! Cenab-ı Allah’ın emri ile buraya cihada gelen Hazret-i Yûşa’ya beddua etmeye gitmekten vazgeç. Bütün mahlukat Onun gelişine sevinirken sen, kötü kalbli eşinin ve azgın kavminin isteğine uyarak, 0 yüce Peygamberin buraya gelmemesi için dua etmeye gidiyorsun. Akıbetinin şeytan gibi olacağı açıktır. Beni de bu kötü işe ve büyük günaha alet etme. Öldürsen bile bir adım ileri gitmem, dedi.

Duası ile hastalar iyileşiyordu. Kibrinden (ve dünya malı ve kadına olan düşkünlüğünden) dolayı Mûsâ Aleyhisselâm’a karşı savaş açtı. Böylece eski mertebesini kaybetti.

Hiç şüphesiz binlerce lblîs ve Bel’âm vardır. Onlar açık veya gizli dinden çıkmışlardır. Allâhü Teâlâ hazretleri, insanlara daimî bir misâl olması için Şeytan ile Bel’âm bin Bâura’yı meşhur etti. Bu iki hırsızı ebediyet darağacina çekti. Gerçi mahkûm olacak daha çok hırsız var. Bu iki hırsız şöhrete bağlandı. Yoksa onun kah-nyla ölenlerin haddi ve hesabı yoktur…
Cümle âlem onun sebebinden dolayı yol üzere oldu. Nice Hakkın ebdal kulları agâh oldu. Uzak oldu. Sırrı ademî. Niceleri o gizli olanı aşikâr ettiler..

Belam bin Bâûra merkebinden indi. Merkebine bir tekme atarak, yayan dağa tırmandı. Kendi kendine:
-Hayvanların oyuncağı oldum. Şimdiye kadar ben insanlara vaaz ederken, şimdi de eşek beni irşad etmeye çalışıyor, bana nasihat ediyor. Bunu insanlara anlatsam, bana gülerler. Hem de katıla katıla gülerler, insanlara değil de, merkebe mi kulak verdin” derler. Bel’âm bin Bâurâ, güzel dualar ettiği yere vardı. Belam bin Bâûra, Salihiyye dağında her zaman dua ettiği yere çıktı.Dağ, taş, ağaçlar, havada uçan kuşlar, gökte melekler, hep ona:
-“Ey Berâm! Allah’ın peygamberine beddua etme,” diyorlardı.
Gözü dünya bürümüş, kadm ve paradan başka bir şey düşünemiyen Belâm bin Bâurâ, Yûşa Aleyhisselamın memleketine gelmemesi için dua etti.
Belam bin Bâûra duasını ettiği sırada, Yûşa Aleyhisselam da ordusu ile Konkoçe sahrasına gelmişlerdi. Yûşa Aleyhisselam ordusu ile beraber, akşama kadar yol gitti. 0 gece istirahat etmek için konaklayıp sabah kalktıklarında, kendilerini tekrar hareket ettikleri yerde buldular. Bir rivayete göre bu hal tam 40 (kırk) gün devam etti. Yûşa Aleyhisselam:
-“Ey bütün sırları ve gizlilikleri bilen Rabbim! Emrine uyarak “Kavm-i Cebbarın” ile savaşmak ve onları yaptıkları zulüm, kötülük ve haksızlıktan vazgeçirmek ve onlara hak dini öğretmek için bu sahraya geldim. Bu kadar zamandır ilerlemek için gayret ediyoruz, fakat bir türlü olduğumuz yerden ileriye gidemiyoruz. Bunun hikmet ve sebebi nedir?” Cenab-ı Allah vahiy eder:
-Ey Yûşa! O azgın kavm-i cebbarın büyüklerinden, duası dergâhımda kabul olunan Belam bin Bâûra, senin o diyara gitmemen için dua etti. İşte bundan dolayı, o sahrada ileriye gidemiyorsun, diye buyurur. Yûşa Aleyhisselam:
-Ya Rabbi! 0 Belam bin Bâûra`nın en çok sevdiği ne ise emrine muhalefette bulunduğu için onu al. diye yalvarır.
Böylece, biçare Belam bin Bâûra’nın duası aleyhine döndü ve Cenab-ı Allah onun en sevdiği imanını aldı.
Kafirlerin duası, kuşkusuz boşunadır” hikmetince Bel’âm bin Bâura’dan Ism-i Azam duası alındı.. Bel’âm bin Bâura’yı asarak öldürdüler.

Kaynak : Tarihi Taberî, c. 1, s. 438,

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | Etiketler: , | Leave a Comment »

İbretlik Bir Olay. İşte Anadolu Eyliyalarının Evliyalıgı.

Posted by Site - Yönetici Nisan 30, 2013

İbretlik Bir Olay. İşte Anadolu Eyliyalarının Evliyalıgı.

Anadolu Evliyalarından Beyzade Efendi, bir sene hacca gitmeye karar verir… Hac için yolculuğa çıkma zamanını kararlaştırdılar. Eş ve dostları ile vedâlaştı. Tam hac yolculu­ğuna çıkacakları haftalarda eşi hastalandı. Bir gün hanımı yatakta yatarken dışarıdan et kokusu geldi. Kocasına seslendi:

Efendi! Şu kızarmış et kimlerde pişiyorsa git benim hatırım için bir parça isteyiver. Canım çekti. Beyzade Efendi:

-“Hatun! Senin İsteğin et olsun çarşıya gideyim sana etin ve kebabın en iyisini getire­yim. Kadın ısrar etti:

-“Hayır istemem…. Ben sadece kokusu burnuma hoş gelen bu eti istiyorum. Beyzade Efendi diretir:

-“Hanım çok şüKür biz varlıklıyız. Gidip fakir bir komşudan et istemek bize yakışmaz… Bizim onlara vermemiz lazım… Kadın:

-“Ben hastayım, canım     kokusu burnuma hoş gelen o eti istedi… Eğer bana biraz merhametin var git komşulardan o kızarmış eti bana iste. Beyzade Efendi mecburen utana utana komşunun kapısına gitti… Kapıyı kendisine açan komşu kadına durumu anlattı. Komşu kadın: -“Bu eti size veremem? -Neden?

-Bu et size haram? -Ya size? -Helal. -Neden?

-Efendim! Üç günden beri çoluk-çocuk açız… Çocukların ağlamalarına fazla dayanama­dım. Haram olan bir necis eti getirip pişirerek onları oyalamaya çalışıyorum…

Beyzade Efendi evine koşar. Hac için ayırmış olduğu paranın büyük bir kısmını getirir  kadına verir. Geri kalan parasını da çevresindeki fakirlere ve ilim talebelerine dağıttı. Bütün parasını dağıtarak fakir hale düştüğü için üzerinde hacan farziyeti düştü.

Bir hafta sonra Harputlular hacca giderken Beyzade Efendi gitmedi. Sebebini de açıklamadı. Arkadaşları bin bir zorluklarla Mekke-i Mükerremeye vardıklarında Beyzade Efendi’yi orada  gördüler.  Her yerde  onu  önlerinde  gördüler…  Haline şaştılar.  Bir  mâna veremediler. Hacılar Harputa döndüklerinde durumu kendisine sordular. 0: -Siz Ka’beye hep yürümekle mi varıldığını sanırsınız? -Peki bu dereceye nasıl yükseldiniz? -Hayır ve hasenat yüzünden….

Beyzade Efendinin bu hadisesinden sonra Harput’ta bir fakir hiçbir zaman muhtaç duruma düşmedi. Zenginler, fakir aramak için yarıştılar… Zekat ve sadaka verecek fakir bulamadıkları zaman bile oldu

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-Beyan Tefsiri: 3/639-640.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik, İlginç | Leave a Comment »

Açlıktan ölen servet sahibi

Posted by Site - Yönetici Mart 11, 2013

Açlıktan ölen servet sahibi

Açlıktan ölen servet sahibi

Yusuf aleyhisselam, iftira yüzünden zindanda iken Mısır hükümdarı bir rüya görmüştü. Korku ile uykusundan uyanıp; Ben rüyamda 7 semiz ineğin 7 zayıf ineği yediğini ve 7 yeşil başak, 7 de kurumuş başak gördüm. Eğer rüya tabiri biliyorsanız, bu rüyamı tabir edin dedi. Onlar, Biz böyle rüyaları tabir edemeyiz dediler. Hazret-i Yusuf ile zindanda kalan şerbetçi, Hazret-i Yusuf’un rüya tabir ettiğini hatırlayarak; Ben bu rüyayı tabir ettireceğim dedi. Hazret-i Yusuf’un yanına gitti. Mısır hükümdarının rüyasını anlatıp tabirini istedi.

Hazret-i Yusuf, “7 sene bolluk, sonra 7 sene kıtlık olacak. Bollukta saklayın, kıtlıkta bunları yersiniz. Bolluk senelerinde çok ekip, ekinleri sapları ile beraber, başakları ile ambarlara koymalısın. Bu şekilde ekinler bozulmadan kalır, hem de saplar hayvanlarınız için yem olur. Halka da, ekinlerinden ihtiyaçları kadarını yemelerini, geriye kalanını saklayıp korumalarını emretmelisin. Bu yiyecekler kıtlık senelerinde sizin ve çevredeki insanların ihtiyaçlarını karşılayacaktır” dedi.

Hazret-i Yusuf’un tavsiyelerini beğenen hükümdar; Mısır’ın hazinelerinin idare işini Hazret-i Yusuf’a bıraktı. Yani onu maliye nazırı yaptı. O da gerekli tasarruf ve iktisat yolunu tuttu. 7 bolluk senesinden sonra 7 kıtlık senesi geldi. Her taraftan tahıl almak üzere insanlar gelmeye başlamıştı.

Bu olaylardan bir müddet sonra Yemen’e çok şiddetli bir sel gelir, ağaçları kökünden söker, binaların yıkılmasına sebep olur. Sular çekildikten sonra eski bir mezarın açıldığı görülür. Ortaya bir kadın cesediyle büyük bir servet çıkar. Kitabedeki yazı okunduğunda, bu cesedin Himyeri hükümdarlarından birinin kızı olan Tace adındaki bir kadına ait olduğu anlaşılır. Tace’nin cesedinin boynunda 7 inci gerdanlık, kollarında 7 kıymetli altın bilezik, ayaklarında mücevherli 7 halhal ve on parmağın 7 sinde muhteşem mücevher yüzüklerin bulunduğu görülür. Ayrıca baş tarafında çok kıymetli eşya ile doldurulmuş hazine gibi bir tabut parladığı da dikkatlerden kaçmaz. Bu tabutun ön kısmında ki levhada yazılı olanlar ilgi çekicidir.

Hitabede şunlar yazılı idi:
Ben hükümdarın kızı Tace’yim. Memleketimizde müthiş bir kıtlık çıktığı için, tahıl getirtmek üzere, birkaç adamımı, Mısır maliye nazırı olan Yusuf aleyhisselama yolladım. Epey bir zaman geçtiği halde gönderdiğim adamlar gelmeyince, adamlarımızdan bazılarına bir kantar (50 kilo kadar) gümüş verip herhangi bir yerden bununla bir kantar un alıp getirmesini istedim. Onlar da bulamadılar. Nihayet bir kantar altın verip tekrar gönderdimse de, yine bulamadıklarından, incileri öğütüp yemekten başka çare bulamadım. Fakat o da beni besleyemediği için, büyük bir servet içinde açlıktan ölümle yüz yüze kaldım. Benim bu acıklı hâlimi işitenler, gerekli dersi almalı, servetine güvenmemeli, gerekli iktisat yolunu tutmalıdır. Tarihte altının da, incinin de, geçmediği durumlar varsa da, benden başka dünyada hangi kadın bu kadar muhteşem ziynetler içinde ölmüştür?

Hazineler bu kadına fayda etmediği gibi, ahirette de para pul geçmeyecektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helalleşsin! Çünkü ahirette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır, sevapları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.) [Buhari]

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Türkiye, İbretlik, İlginç | Leave a Comment »

“RABBİNİN MAKAMINDAN KORKANA İKİ CENNET VARDIR”

Posted by Site - Yönetici Ocak 20, 2013

“RABBİNİN MAKAMINDAN KORKANA İKİ CENNET VARDIR”

Hz. Ömer’in halifeliği zamanında mescide ve ibadete devam eden bir genç vardı. Bir kız ona âşık oldu. O da ona âşık olmuştu. Tenha bir yerde kız yanına geldi, konuştular. Genç ona meylettiği sırada Allah korkusundan hıçkırıklarla bayılıverdi.

O gencin amcası geldi ve onu kucaklayıp evine götürdü. Kendine gelince amcasına, “Ey amca! Hz. Ömer’e git, benden kendisine selâm söyle ve ‘Rabbinin hesap için huzuruna çıkacağı makamından korkan kimseye mükâfat olarak ne vardır?’ diye sor.” dedi. Bunun üzerine amcası gitti ve Hz. Ömer’e olanı anlattı. Bu sırada genç tekrar bir hıçkırıkla vefat etmişti.

Hz. Ömer bu olanları öğrenince gencin yanına vardı ve: “Sana iki cennet vardır, sana iki cennet vardır.” buyurdu.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | Etiketler: | Leave a Comment »

Canlar nasıl alınır?

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2012

Canlar nasıl alınır?

Sual: Dünyanın çeşitli yerlerinde, binlerce, hatta milyonlarca insan, trafik kazası, deprem, savaş gibi sebeplerle aynı anda ölüyor. Ölüm meleği bir anda bunların canını nasıl alır?
CEVAP
Azrail aleyhisselamın kudretinden şüphe etmek, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmeye kadar gidebilir. Allahü teâlânın kudretinin büyüklüğünü bilen kimse, sebebini bilmese de, İslam`a teslim olup, Allah`ın her şeye gücü yetebileceğine inanması gerekir.

Bugün bir düğme ile bir veya birkaç şehrin bütün elektrikleri aynı anda söndürülebilmektedir. Ölüm meleği de ruhları bundan daha tez almaktadır.

İbrahim aleyhisselam, ölüm meleğine sual etti ki:
– Ey ölüm meleği, eceli gelen insanların bir kısmı doğuda, bir kısmı batıda olsa, yahut kuzeyde ve güneyde aynı anda zelzele olup ölseler, yahut da dünyanın çeşitli yerlerinde savaş olsa, aynı anda binlerce, milyonlarca insan ölse, aynı anda bunların hepsinin ruhlarını nasıl alıyorsun?
Ölüm meleği cevap verdi:
– Allah`ın izniyle onların ruhlarını çağırırım, derhal avucumun içinde oluverirler.

Süleyman aleyhisselam, ölüm meleğine sual etti:
– İnsanların ruhlarını kimini genç yaşta, kimini bebekken, kimini ihtiyarlayınca alıyorsun. Ruhları almada ölçün nedir?
Ölüm meleği dedi ki:
– Bana eceli gelenlerin listesi verilir. Ben verilen listeyi tatbik ederim. Başka işe karışmam.

Ölüm meleği gelip, Süleyman aleyhisselamın yanında oturan bir kimseye dikkatli bakmaya başladı. Sonra çıkıp gitti. O zat, Süleyman aleyhisselama sual etti:
– Kimdi o bana öyle can alacak gibi bakan?
– Ölüm meleğiydi.
– Beni onun pençesinden kurtar! Rüzgara emret, beni Hindistan`a götürsün!

O zatın bu isteği derhal yerine getirildi. Ölüm meleği ikinci defa Süleyman aleyhisselamın yanına gelince, Hazret-i Süleyman sual etti:
– Geçen gelişinde yanımdaki zata niçin öyle bakmıştın?
– Şimdi onun ruhunu alıp geldim. Bana onun ruhunu Hindistan`da almam emredilmişti. Ömrü biterken, hâlâ burada bulunduğu için öyle bakmıştım.

(Mesnevi)

Posted in Ölüm - Ecel, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Türkiye, İbretlik, İlginç | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: