Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Şerife Şevval Kardelen’ Category

ŞERİFE ŞEVVAL KARDELEN

Tefekkür Zamanı

Posted by Site - Yönetici Kasım 20, 2017

Tefekkür Zamanı

Her sabah hesabınıza 86.400 TL yatıran bir banka düşünün.
Gün boyu istediğiniz kadar parayı harcamakta veya harcamamakta serbestsiniz. Parayı istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz.

Oyunun sadece tek bir koşulu var: harcamayı başaramadığınız meblağ ertesi güne devretmez, akşam hesabınızdan geri çekilir ve bu paranın hiçbir bölümünü ne sebeple olursa olsun saklayamazsınız.

Bir önceki günün tutarının tamamını harcamış veya hiçbir bölümünü harcamamış da olsanız ertesi sabah hesabınızda yine 86.400 TL bulacaksınız. Nasıl keyifli değil mi? Farkında olsanız da olmasanız da aslında hepimizin böyle bir bankası var. Adı ”ZAMAN” Her sabah 86.400 SANiYE hesabınıza yatıyor ve o gün daha fazlasını asla harcayamıyorsunuz.

Kullanamadığınız kısım ise akıp gidiyor ve hesabınızdan siliniyor, hiç devretmiyor. Her gün size yeni bir hesap açılıyor, her akşam günün bakiyesi siliniyor.

Eğer günlük hesabınızı kullanmadıysanız, bu zarar sizindir, geriye dönüş yok, yarından avans çekmek yok..

Bugünü, bugünkü hesaptan yaşamalısınız..Zaman hiç kimseyi beklemez.. Dün artık mazi oldu..Yarın ise muamma.. Bugün ise avuçlarımızın içinde bize sunulmuş bir armağandır..

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Gençlere Namaz Çağrısı – Haydi Gençler Namaza!

Posted by Site - Yönetici Kasım 19, 2017

Gençlere Namaz Çağrısı – Haydi Gençler Namaza!

Gençler toplumun en aktif, en hareketli, en duygusal ve değişime en açık kesimi oldukları için, şer odaklar şeytani projelerini çoğunlukla onlar aleyhine yaparlar; onları ayartmaya, tahrik etmeye ve hazlarının tutsağı kılmaya yönelik sinsi planlar kurarlar.

Haramlar üzerinden saltanat süren kötülük baronları, kirli sektörlerinin potansiyel malzemesi olarak hep gençleri görürler. Eğer gençler, akleden kalplerini duygularının önüne geçirebilirlerse, kendi üzerlerine yapılan hesapları tersine çevirebilirler.

Hakikat şu ki; bütün peygamberlere ve son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v) ilk iman edenlerin çoğu, toplumun genç kesimleri ve alt katmanlarından oluşuyordu.

Eğer günümüz gençleri de, dinamik enerjilerini ve akleden kalplerini vahyin emrine verebilirlerse, bu çağdaki nebevi değişimin öncüleri olacaklardır.

İnanıyoruz ki, gençlerimiz; vahyin diriltici nefesi ile buluştukları ve “Yürüyen Kur’an” olan Efendimizin (s.a.v) güzel ahlâkı ile tanıştıkları zaman “çağın sahabeleri” olmaya aday hale geleceklerdir.

Bu bağlamda Hz. Yusuf (a.s), “arkadan yırtılan gömleği” ile bugünün gençleri için harika bir “rol model” teşkil eder. O, nefsinin isteğine ve şeytana direnip, ‘Ben Allah’tan korkarım / O’na sığınırım’ diyerek Allah’ın yardımı ile şehvet tuzağından kurtulmuş, Allah’ın rızasını kaybetmek ve ebedi zindana mahkûm olmaktansa, bu dünyanın geçici zindanına girmeyi tercih etmiş dünya güzeli bir genç olarak, çağımız gençliğinin iffetlerini nasıl koruyacaklarına dair muhteşem bir örneklik sunar: Allah’ı, zinanın haram oluşunu, azabı hatırlamak… Zindanı zinaya tercih eden bir bilinçle Allah’ın himayesine girmek…

Dolayısıyla gençlerimiz, kısa süreli ve anlık dünya zevkleri yerine ebedi esenlik yurdunu kazanmaya medar olacak “baki salih amelleri” tercih etmek ve kendi nefislerini buna zorlamak durumundadırlar.

İslâm’ın beş şartında da yer alan bu salih amellerin baş şartı ise namazdır.

“Lâ ilâhe illallah Muhammedürrasüllah: Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed (sav) onun kulu rasülüdür ” esasına dayanan Tevhîd inancı; namaz’la eyleme dönüşür. Bu sebepledir ki Allah’u Teâlâ bütün peygamberlerine Tevhid mücadelesi görevinin ilk adımı olarak namazı emretmiştir.

Hz. Musa’ya (a.s) Tuvâ’da peygamberlik görevi veren Rabbimiz: “Beni hatırlamak için namaz kıl” (Taha, 20/14) buyurmuştur. Hz. İsa (a.s), Meryem annemizin kucağında ilk konuştuğunda, “Rabbim yaşadığım sürece bana namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti” (Meryem, 19/31) buyurmuştur.

Peygamberimiz de (s.a) Kadir gecesinin sabahında Cebrail aleyhisselâmın öğrettiği ilk namazını kılmış, kendisine iman edenlere ilk olarak namazı emretmiş ve namazı; ‘Gözüm(üz)ün nûru’, ‘Müminin mîrâcı’, ‘Cennetin anahtarı’, ‘Din’in direği’, ‘kişi ile küfür ve şirk arasında bir perde’, ‘kulun ilk hesaba çekileceği amel’ olarak tanımlamıştır.

Kısaca namaz; bütün peygamberlerin ve Tevhid dini İslâm’ın olmazsa olmazıdır.

Hayatın hızlı koşusu içinde Allah’ı, ahireti, ölümü, görev ve sorumluluklarını unutan genç insanımız, günde beş kez kendini Allah’a çağıran ezanla kulluğunu hatırlamalıdır. Esasen unutkan bir varlık olan insan için (nisyanla insan aynı köktendir), her namaz vakti büyük bir dirilişin, değişimin başlangıcıdır…

Bu diriliş süreci abdest ile başlar: Abdestle maddi-manevi günah ve kirlerinden temizlenen genç mümin Kâbe’ye yönelir; kalbini, duygu ve düşüncelerini Allah’a odaklar, diğer dünyevi şeylerden yüz çevirir.

Zira yüzünü Kâbe’ye dönüp de özünde başka kıbleler edinen, gerçekte istikbâl-i kıble yapmış olmaz.

Namaz kılan genç, hem dili ile okuduğu âyetlerle, duâlarla, zikirlerle ve tesbihâtla hem de kıyam ederek, rükû ve secdeye vararak, teşehhüde oturarak beden dili ile kulluğunu ifade eder.

Günde beş vakit kıldığı namazın her rekâtında Fatiha sûresini okuyarak Rabbi ile kulluk sözleşmesini yeniler; okuduğu âyetlerde yer alan talimatlar doğrultusunda hayatına yeniden yön verir. Gereği gibi, özenli ve düzenli olarak kılınan güzel bir namaz, genç müminin Dosdoğru Yol’da kararlı ve sebatlı olmasını sağlar; onu Allah’tan başka varlıklara kul olma -mesela kula kul olma, nefse, paraya, şehvete, mîdeye kul olma- zilletinden kurtararak gerçek özgürlüğüne kavuşturur; onu her türlü kötülük ve çirkinlikten uzak tutarak kendisine seçkin bir kimlik ve tertemiz bir kişilik kazandırır; böylece onun bu dünyada onurlu bir hayat yaşamasına, âhirette de ebedi kurtuluşuna vesile olur.

Hâsılı; bir tevhid eylemi olan namaz, müstakim bir şahsiyet kazandırdığı genç mümini, pasif bir nesne olmaktan kurtarıp aktif bir özne yapar. Hz. Şuayb’ın (a.s) kıldığı ve ümmetine kıldırdığı gibi diri, diriltici ve hayata müdahil bir namaz (Hûd, 11/87), genç mümini dünyadan el-etek çektirmez, aksine onu zulme, şirke ve küfre karşı durmaya sevk eden bir dinamizm, bir direniş ve bir diriliş kaynağı olur.

Öyleyse, gençliğe çağrımız şudur: Haydi gençler namaza! Namazla dirilişe! Namazı yaşamaya!

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Namaz, Tavsiyeler, Dini Konular, Diger Konular, Genel, Güncel, Yorumlar, Gündem, Türkiye, Bunları Biliyormuydunuz, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Osmanlı Ruhu..

Posted by Site - Yönetici Kasım 18, 2017

Osmanlı Ruhu..

Önce kalpleri fethettiler.

Kılıç yerine kalem oldular, kalkan yerine kitap oldular, mızrak yerine mızrap oldular gönül sazlarına.

Yanık ney oldular sufinin meşkine.

Itri oldular nağme nağme fethettiler gönülleri.

Aşık oldular aşk ile mısra mısra dirilttiler zihinleri.

Irk bilmediler, mezhep bilmediler, ayrılık bilmediler.

Elif gibi diktiler savaşta, Vav gibi eğildiler zaferde.

Osmanlı böyle doğdu.

Osmanlı ruhu böyle yaşadı, yaşattı.

Evlatlarına böyle bir ruh bıraktı.

Orta Asya steplerinden doğan ve usulca Anadolu’ya akan ince bir dereydik. Yağmur sularından, kar tanelerinden beslendik.

Anadolu’nun mümbit topraklarını sabırla dolandık, inançla çapaladık, duayla suladık.

Ahiyan-ı Rum, Baciyan-ı Rum tohumlar ekti, damla damla Fatiha okudu, çisil çisil salavatlarla büyüttü ektiklerini.

Koç yiğitler bitti topraklarımızdan. Adı güzel kendi güzel, gönlü güzel yiğitler nam saldı diyarlara.

Bileği kuvvetli, yüreği geniş, kalbi şevkatli bilgeler hüküm sürdü topraklarımızda.

Eli açık, gözü tok, merhameti deniz, iradesi çelik, sabır taşına inat gül yüzlü kahramanlar doğdu.

Deremizi çağlatılar, ırmak ettiler.

Asya steplerinden Anadolu bozkırına aktılar. Dervişan, müridan, muhibban, sadıkan gürül gürül aktılar; Horasan erenlerine, Şirvan pirlerine, Erdebil dervişleriyle hemhal oldular.

Bir oldular, birlik oldular suladılar bozkırı bereket getirdiler, rahmet getirdiler, aşk getirdiler.

‘Huu’ dediler, ‘Hayy’ dediler, ‘Hakk’ dediler maya çaldılar Anadolu toprağına.

Tohumları fide ettiler, gün doğmadan okudular, gün batmadan secde ettiler onu verene.

‘Ya Mevla’ dediler, ‘Ya Hayyum’ dediler, ‘Ya Kayyum’ dediler bir elden aldılar, öbür elle verdiler şifa arayan ruhlara.

Derdi olana ‘Ya Şafii’ dediler, aç olana ‘Ya Rezzak’ dediler, zulme uğrayana ‘Ya Muntekim’ dediler dua ettiler, sırtlarını sıvazladılar.

Düşmana korku, mümine cesaret verdiler, dağ oldular yaslandı tüm insanlık.

Fideleri ağaç ettiler.

Dallarını gölge ettiler insanlığa. Yaprak yaprak saçıldılar, güneşe açıldılar.

Gören göz, işiten kulak, veren el, seven kalp oldular.

Aşıklar diyarında Yunus oldular, ozanlar diyarında Karacoğlan oldular, Ehlibeyt’in hatırasında Emir Sultan oldular.

‘Huu’ dediler, ‘Hayy’ dediler, ‘Hakk’ dediler, bir oldular, diri oldular, birlik oldular.

Irmakları çağlattılar akarsu ettiler.

Gürül gürül coştular, coşturdular suları akıttılar ovalara Söğüt’e vardılar.

Söğüdün dallarında huzur verdiler, sükun verdiler, adalet verdiler. Darda kalana omuz verdiler, yolda kalana yoldaş oldular, ağlayanla ağladılar, gülenle neşelendiler.

Gözlerini ufka diktiler. ‘Ya Celil’ dediler zalime hiddetlendiler, yürüdüler ‘Ya Müntakim’ dediler mazlumun hesabını sordular.

Fevc fevc ufuklara aktılar, kaleler, beldeler, sancaklar fethettiler.

İndiler nallarından ateş çıkartan atlarından secdeye kapandılar, ‘Ya Allah’ dediler, ‘Malik ül Mülk’ sancağını burçlara diktiler.

Elif gibi diktiler savaşta, Vav gibi eğildiler zaferde.

Çağladılar akarsuları akıttılar Bahr-ül Fuad’a.

Önce kalpleri feth ettiler. Kılıç yerine kalem oldular, kalkan yerine kitap oldular, mızrak yerine mızrap oldular gönül sazlarına.

Yanık ney oldular sufinin meşkine.

Itri oldular, nağme nağme fethettiler gönülleri.

Aşık oldular, aşk ile mısra mısra dirilttiler zihinleri.

İbni Sina oldular, ruhlara şifa, dertlere derman verdiler.

Koca Sinan oldular, Süleymaniye’ye kubbe, Selimiye’ye minare yaptılar bin yıl yaşadılar.

Kılıç ehli olmadılar sadece, top tüfek kurmadılar en önce, mancınıkla attıkları ateş topu değildi evvala.

Aşk vardı ‘El Vedud’ dediler. Muhabbet vardı, zarafet vardı ‘El Halim’ dediler. Dua vardı, zikir vardı ‘Ya Rahman’ dediler.

Diz büktüler, boyun büktüler, hürmet ettiler, ayıpları görmediler ‘Ya Settar’ dediler.

Irk bilmediler, mezhep bilmediler, ayrılık bilmediler.

Önce bunlar fethetti diyarları, evleri, ocakları, bucakları.

Önce insanı fethettiler, sonra kaleleri.

Dereleri, ırmakları, akarsuları durmadı denizlere ulaştı, dalga dalga vurdular surlara.

Karayel oldular, poyraz oldular estiler boğazlarda, haliçlerde, hisarlarda.

Gürlediler ‘Ya Melik’, ‘Ya Allah’ diye.

Fatih oldular, fethettiler Konstantiniye’yi.

Irmakları akrasu, denizleri derya oldu.

Barbaros oldular, Piri Reis oldular keşfettiler ummanı.

Duaları, niyazları kabul oldu. Nice fetihler böyle nasip oldu.

Tohumları fide, söğütleri çınar oldu.

Osmanlı böyle doğdu.

Osmanlı ruhu böyle yaşadı, yaşattı.
.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Karar: Fatihin Elinin Kesilmesine..!

Posted by Site - Yönetici Kasım 16, 2017

Karar: Fatihin Elinin Kesilmesine..!

Üsküdar’da sahile çok yakın bir mahkeme vardır … Adı Fatih Mahkemesi’dir… İstanbul’u fetheden sultanın elinin kesilmesine karar verilen yer… İşte olayın başı, mahkemesi ve sonu…

Bir devletin iki temel vazifesi vardır: Birincisi, ülke sınırları içinde adaleti ayakta tutarak vatandaşlarının haklarını korumak ve ikincisi de vatanın sınırlarını düşmanlara karşı savunmaktır. İşte şanlı Osmanlı Devleti’nin etrafını saran düşman devletlerin toplam nüfuslarının kendinden 3-4 kat fazla olmasına rağmen 600 yılı aşkın bir süre böyle bir coğrafyada ayakta kalabilmesinin sırlarından biri de bu adaleti ayakta tutma çabasıdır..

İşte o adaletin zirveye ulaştığı dönemden altın bir sayfa:

Belgrat’ta düşmanı ters yüz eden ve daha 21 yaşında iken İstanbul’u fethedip Bizans’a haddini bildiren büyük sultan Fatih Sultan Mehmed Han İstanbul’u fethettikten sonra yaptıracağı camiin belli bir sayıda sütuna oturtulmasını ister ve Rum mimar Sinan Atik’e bu mevzuda talimat verir. Fakat Rum mimar, bu talimata uymayarak sütun sayısını eksik tutar ve Fatih’e göre önemli bir mimarî hata işler. Bunun üzerine Fatih, Rum mimarın elinin kesilmesini emreder ve mimarın eli kesilir. Bunun üzerine eli kesilen Mimar Sinan Atik, padişah aleyhine dava açar. İstanbul Kadısı Hızır Bey mimarın şikayetini kabul ederek davayı açar.. Fatih Han da kararı mahkeme salonunda davacı ile aynı hizada ve ayakta dinler. Üsküdar’da yapılan mahkemenin sonucunda Rum mimar davasında haklı bulunarak kısas ile Fatih Han’ın elinin kesilmesine karar verilir..

Bir cihan sultanının aleyhine çıkan kararla irkilen Rum mimar bu adaleti gördükten sonra ailesinin geçinebileceği nafakanın temini şartıyla davasından vazgeçer. Ve böylece davacının geri adım atmasıyla Fatih’in eli kesilmekten kurtulmuş olur.

Fatih Han şahsi mal varlığından karşılanmak kaydıyla günde 10 altın tazminata mahkum olur ve hatta kısastan kurtulduğu için, bu tazminatı kendiliğinden 20 altına çıkarır.

Evliya Çelebi’nin naklettiğine göre Fatih Han, mahkemeden sonra Hızır Çelebi’ye dönerek: “Eğer Allah’ın hükmüyle hükmetmeseydin, şu kılıçla senin kelleni indirecektim!” der. Bunun karşısında Hızır Çelebi de “Eğer verdiğim hükmü kabul etmeseydin, ben de adaleti uygulayacaktım!” diyerek sakladığı hançeri göstererir..”

Bu davanın görüldüğü Üsküdar Gülfem Mahallesi’ndeki 11 numaralı kırmızı taş bina günümüzde de ziyaretçilere açıktır..

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fatih Sultan mehmet, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Kalbimiz ” Allah ” Dedikçe…

Posted by Site - Yönetici Kasım 15, 2017

Kalbimiz ” Allah ” Dedikçe…

Dilden kalbe, kalpten gönle düşen, insanı saran ve sardıkça mânevi tat veren ilâhi bir duygudur zikir.

Kalbimize dirilik verir. İçimizi huzurla doldurur. Gönül iklimimizi adeta gül bahçesine çevirir. Mânevi dünyamızı onarır, îmar eder. Işığı sönen dünyamıza ışık, ziyâsı giden gözlerimize nûr olur. Kalbimizde yanan bir kandil gibidir zikir. Kandile yağ verirsek, aşk ile Allah deriz. Ömür boyu bu dünyamızı, sonra da ahretimizi aydınlatmış oluruz.

Zikirle cümle günahlar bedenimizden dökülür. Pir ü pâk olur her zerremiz. Yeni doğmuş gibi saf ve temiz oluruz.

Kalbimiz Allah dedikçe, duygularımız berraklaşır, hâlimiz kemâle erer. Kelimelerimiz manaya bürünür.

Yağmur taneleri gibi berraktır zikrin kelimeleri. Billur gibi ışıltılıdır. Rengi vardır, gül gibi kokusu vardır, canı vardır.

Canı vardır ki can verir ölü kalplere. Hayat verir gaflete düşen gönüllere. Zikir ehli olan ile olmayan arasında hâl farklılığı vardır. Birisi arz-ı hâl peşinde diğeri arz-ı endâm peşinde olur. ⚋Zâkirin dilinde hep lafzatullah vardır. Lafzatullah esmânın şâhıdır. Esmânın hüsnâsıdır. Her Allah deyişte yer ve gök şahitlik eder ona.

Zikir, bir zaman sonra daimi hale gelir. Sabah, akşam, yolda, evde bir an olsun düşmez dilinden. Adeta Rabbinin ‘‘Ey iman edenler, Allah’ı çok zikredin, O’nu sabah ve akşam tesbih edin, yüceltin.’’ (Ahzab, 41) ayetine muhatap olurcasına. Bu devamlılık neticesinde zikir, Zikr-i sultâni olur.

Zikrin en tatlısı tenhalarda söylenen zikirdir. Gecenin bir vaktinde. Seherin feyzi ile. Sadıklarla, Salihlerle beraber olma şuuru ile el ele, diz dize, gönül gönüle vererek. Zâkirin kalbi Allah dedikçe, kalbinin perdeleri açılır. İyilerle vuslat, günahlardan firak olur. Göz, dünyanın zahirini, kalp gözü ise batınını görür. Allah zikri, kâinat kitabını kaynağından okumayı öğretir.

Allah (cc), gerçek zâkirlerini idrak seviyesi yüksek akıl sahipleri olarak ifade ediyor: ve şöyle buyuruyor: ‘‘Akıl sahipleri o kimselerdir ki, ayakta iken, otururken ve yatarken (daima) Allah’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve şöyle derler:”Ey Rabbimiz sen bunları boşuna yaratmadın. Sen batıl şey yaratmadan münezzehsin. Artık bizi cehennem ateşinden koru.’’ (Al-i İmran, l9l)

Allah dedikçe zâkirin kalbi ürperir, titrer. Bu titreyişin altında Rabbine olan muhabbet vardır. ⚋Allah (cc) gerçek müminlerin tarifini beyan ederken öyle buyuruyor: ‘‘Gerçek müminler o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri korkarak ürperir. Onlara Allah’ın ayetleri okunduğu zaman imanlarını artırır ve onlar, yalnız Rablerine tevekkül ederler.’’ (Enfal, 2)

Bir de O’nun esmâsı vardır. En güzel isimlerden oluşan. Rahman, Rahim, Latif, Aziz ve Kerim…

Allah (cc), her şeyden müstağni, her şey O’na muhtaçtır. Bu ihlâs ile dilimiz ve kalbimiz ulvi bir ahenkte buluşur. Allah diye diye merhamet denizine düşeriz. İlahi vuslatın eşiğine varır ummanlara dalarız. Kalbimiz Allah dedikçe, varlık âleminden çıkıp yokluğumuzu, acziyetimizi ve hiçliğimizi görürüz.

Zikir, kalpte mânevi bir devr-i daimdir.
Dünya döner, kâinat döner. Her ne varsa varlık âleminde her biri döner.
Zerreden küreye bir dönüş ve o dönüşün merkezinde ilahi bir kudret vardır. Her varlık kendi haliyle Allah der.

Zikir kâinatın ahengidir. O ahengi oluşturan her varlık Allah zikrine kendi sesiyle iştirak eder. Denizler dalgalarının sesiyle, ağaçlar yapraklarının hışırtısıyla, rüzgârlar ‘hu’ der uğultusuyla ve dağlar, taşlar sükûtî lisan ile hep O’nu anar. Eğer girer isek kâinat halkasına ve katılırsak o devrana, her zerrenin, her katrenin sesini duyarız.

Severiz, sevgimizi muhabbetullaha tebdil ederiz. Sevdikçe aşka gelir kendimizden geçeriz. Gül alıp gül veririz. Gül bahçelerinde şakıyan bülbüller gibi Allah diye diye döneriz. Zikrin sıcaklığında yanar yanar eririz.

Merhamet ve şefkat kuşanır gönül dünyamız. Uçar gideriz adeta bir ovadan öbür ovaya. Coşkun duygularla dağları, tepeleri geçeriz. Kalbimiz Allah dedikçe, yer ve gök aşka gelir, zikrin ritmine uyar.

Rabbimiz bizi zikrine çağırıyor. Kendisini hatırlamaya davet ediyor. Zatını anmaya ve yüceliğini ikrar etmeye. En büyük zikir Kur’andır diyor. Kalpleriniz ancak zikirle huzur buluyor diyor ayrıca. Ve beni zikredin ben de sizi anayım buyuruyor. Sabah akşam her şey O’nu tesbih ediyor. Bu yüzden Kur’ânın her kelimesi zikirdir. Namaz zikirdir. Hac zikirdir. Cihad zikirdir. Bir an bile O’nu unutmadan, gaflete düşmeden yaşamak zikirdir.

Kâinat kitabını okumak, gönül dünyamızı dokumak için kalbimizin her atışında Allah demeli. Allah ism-i şerîfi rengimiz, ruhumuz, tadımız, tuzumuz olmalı…

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 1 Comment »

İffetli ve Salih Nesiller İçin Helal Lokma

Posted by Site - Yönetici Kasım 14, 2017

İffetli ve Salih Nesiller İçin Helal Lokma

Ailelerinin helal rızıkla beslenmesi, çocuklarının manevî açıdan da selim fıtrat üzere doğmasında etkilidir. İmam Gazâlî (ks), “Çocuğun şirret olmasının kaynağı haram yemektir.”der.

Ehlullah’tan biri de “Ahmak ve gafil kadının sütü zarar verir; gafletle emzirdi isen kustur!” diyerek bu konudaki hassasiyet ölçüsüne işaret eder. Öyleyse, çocuğunun fizikî ve biyolojik açıdan sağlıklı doğması için gereken her şarta riayet eden ve yüzde bir-iki nispetinde dahi olsa her ihtimali değerlendirip en doğru olanı yapmaya çalışan validenin, onun manevî yönden sıhhatli olması için de aynı hassasiyeti göstermesi gerekmez mi? Allah korusun, şayet yediğimiz haram, içtiğimiz haram, giydiğimiz haram ve hayatımız haramlarla iç içe ise, hem kendi manevî hayatımızı karartıyoruz hem de çocuklarımızın saadet ihtimalini yok ediyoruz demektir.

Gıdaların çocuğun üzerinde, eğitiminde etkisi çok, tesiri fazladır. Onun için atalarımız, eş arayanlara; “Allah helal süt emmiş nasip etsin” derler. Ayrıca iyi yetişmiş, terbiyeli, ahlaklı bir çocuk veya genç görünce: “Helal süt emmiş” diye iltifat ederler. Yine annelerimiz çocuklarına tavsiye ve uyarılarda bulunurken: “Ben sana haram süt emzirmedim, haram lokma yedirmedim” derler.

Çocuk eğitimi, aslında eş seçimiyle başlar ve ana rahminde, ana kucağında, aile ocağında devam eder. Ana rahminden itibaren çocuğun gelişiminde, terbiyesinde en önemli faktör, aileye, ailenin sofrasına helal lokma girmesi, haramdan uzak durulmasıdır. Bâyezid-i Bistami’nin (ks) annesi bu konudaki hassasiyetini şöyle anlatır:“Ben Bâyezid’e hamile iken her ne zaman şüpheli bir yiyecek yesem, karnımda ayağı ile beni tekmelerdi. Ağzımdan lokmayı çıkarıncaya, istifra edinceye, kusuncaya kadar rahat bırakmazdı.” Bu itibarla, bir lokma haramın, insanı inhirafa götürmesi ve hatta onun çoluk-çocuğunun genel durumuna da tesir etmesi her zaman söz konusudur. İnsanın yediği haram lokmanın zararı sadece kendisine değildir.

Temiz bir nesil isteyenler “Dede ekşi koruk yemiş, torununun dişi kamaşmış” atasözünü unutmadan anne-babanın damarlarındaki bir parça haramın, çocuğun muvakkat veya müebbet kayma sebeplerinden biri olabileceğinin bilincinde olmalılardır.

Haram yemek kendimiz ve çocuklarımız hakkında en çok korkmamız gereken hususlardan biri olmalıdır. Helal, kalbin cilası olduğu gibi, haram da onun karasıdır.

İbadetlerinin mûteber, dualarının makbul ve çocuklarının salih birer kul olmasını arzu edenler, helal dairesinden ayrılmamaya azami derecede itina göstermelilerdir. Haram lokma ile beslenen çocuklar başta anne babalarına olmak üzere toplumuna kan kusturacaklardır. Helal ve harama dikkat etmeyerek yetiştirdiğimiz çocuklarımızın bu nedenle gelecek saadetlerini körerttiğimizin farkında olmalıyız.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 1 Comment »

Evlilik Nasihatleri..

Posted by Site - Yönetici Ekim 18, 2017

Evlilik Nasihatleri..

Gelin İçin Nasihatler ;

1. Beyine hoşlanacağı isim ve sıfatlarla hitap et!
2. Onun sevdiği yemekleri güzel yap ki, evini özlesin.
3. Beyin evden çıkarken onu uğurla; akşam döndüğünde güler yüzle karşıla!
4. En çok güzel görünmen gereken kişinin beyin olduğunu bil!
5. İffetini ve hayanı muhafaza et. En güzel elbisenin takva elbisesi olduğunu unutma; her işimizi murakabe eden Allah’ı düşün!
6. Sevgini beyinle ve çocuklarınla paylaş. Evinin direği ol! Beyin evde olmadığı zaman gözü arkada kalmasın.
7. Beyine her fırsatta teşekkür etmeyi unutma! Gücü yetmeyeceği külfetin altına sokma, başkalarına da şikayet etme!
8. Beyini işlerini makam ve mevkisini bil! Sevincini ve üzüntüsünü paylaş!
9. Beyinin izni olmadan ve onun müsaade etmeyeceği yerlere gitme!
10. Tutumlu ol! Müsrif olma. Zor zamanlarda da isyan etme!
11. Temiz ve tertipli ol. Beyinin elbiseleri de temiz ve tertipli olsun.
12. Beyinin akrabalarına ve onun sevdiklerine yedirip içirmekten kaçınma. Onlara güzel davran!
13. Kaynananı tecrübeli bir anne olarak sev ve say ki, beyin üzülmesin.
14. Annenin evine gereksiz ve aşırı gitme ki, evdeki işlerin aksamasın.
15. Çocuklarını hayırlı bir evlat olarak yetiştirmeye gayret et ki, millet de sizi hayırla yad etsin.

Damat İçin Nasihatler;

1. Evinden çıkarken hanımına Allah’a ısmarladık diyerek çık. Onun gönlünü hoş tut!
2. Pencerelerden yolunu gözletme, vakitlice evine gel!
3. Dışarıda yediğinden içtiğinden evine de getir!
4. Hanımının kusurlarını başkalarına anlatma, güzelliklerini an!
5. Evini harçlıksız bırakma, onları kimseye muhtaç etme!
6. İş hayatının sıkıntılarını eve yansıtma! Evde sevinç olsun.
7. Bir yere misafirliğe veya gezmeye gittiğinde mümkünse hanımını da götür!
8. Evine geldiğinde selamla ve güler yüzle gir ki, ev halkı senin geldiğine sevinsin.
9. Evini Kuran’sız, kitapsız ve namazsız bırakma! Sabah namazına kalktığında ev halkını da kaldır ki, rahmet ve bereket gün boyu sizinle olsun.
10. Gayretli ol, kıskanç ol! Ancak tecessüs etme, su-i zan ile hareket etme! Ayıp ve kusur araştırmakla meşgul olma!
11. İnsaflı ol; hanımının gücünün yetmeyeceği işleri ondan bekleme. Gerekirse ona yardim et.
12. Kararlarında hanımınla da istişare etmeyi unutma!
13. Beklenmedik anlarda sürpriz hediyelerle gönül almasını bil!
14. Evlenmek, dünyaya dalmak olmamalı; Ahiretini unutma! Din, vatan ve insanlık için çalışmayı terk etme!
15. Şunu bil ki, az olan helal kazanç, çok olan haram kazançtan hayırlıdır. Haram lokma yeme, hanımına ve çocuklarına da yedirme!
Cenab-i Hak’tan iki cihan saadeti dilerim.

Değerli Hanım Anne – (Gelin hanımın annesi)

1. Kızını savunma, o şikayete geldiği zaman ona yüz verme! Damadının iyiliklerini başkalarına da anlat!
2. Kızının evine çok sık gitme ki, saygınlığın artsın. Ancak torunların olduğunda yardımını da esirgeme!
3. Kızında ve torunlarında damadının anne ve babasının hakları olduğunu unutma!
4. Hısımlarını akraba bil. Onların hatırını üstün tut!
5. Damadını oğlun bil. Onu da zaman zaman ara, gönlünü hoş tut!

Değerli Hanım Anne – (Damat beyin annesi)

1. Gelinini kızın gibi bil. El kızı gelip oğlumu elimden aldı deme!
2. Gelinine annelik yap, kusur bulmak için çalışma. Çok da nasihat etme. Kendini sevdir, gerisi gelir.
3. Başkalarının gelinin hakkındaki dedikodularına hemen inanma!
4. Yapabileceğin basit işleri kendin yap, gelininden bekleme! Kendi zamanınla kıyaslama!
5. Gelininden gizli oğlunla konuşma ki, gelinin senden endişe etmesin. Sana güvensin.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Tütün İçen Nefsâni ve Şeytanidir! – Sigara Neden Haramdır ?

Posted by Site - Yönetici Ekim 15, 2017

Tütün İçen Nefsâni ve Şeytanidir! – Sigara Neden Haramdır ?

Büyük âlim ve velilerden İsmail Hakkı Bursevî (k.s.) hazretleri, Rûhu’l-Beyan Tefsiri’nin 1. cildin sonunda terâcim-i ahvâlini/biyoğrafisini verirken Türkçe olarak tütün hakkında da bazı bilgiler veriyor. Faydalı olacağını mülahaza ederek biraz sadeleştirip nakletmek istiyorum. Şöyle diyor o büyük zat:

“Şam’da iken, Şeyh-i Ekber Muhyiddin ibni Arabi (k.s.) birkaç kere temessül (belli bir şekil ve surete girerek gözükme, cisimleşme, tecessüm etme) edip şöyle buyurdu:

‘Şol şey ki, halk ona yaprak (tütün) der. O bizim yanımızda/nezdimizde (bize göre) pis ve haramdır’.

“Ve, şeyhimden dahi duydum ki; ‘Tütün içen nefsâni ve şeytanidir!’ buyurdular.”

Yine İsmail Hakkı hazretleri, hazırladığı Hadis-i Erbaiyn’in (40 Hadis) 8 no.lu hadîs-i şerifinin şerhinde şöyle buyurur:

“Bir şeyin zararı, asli fıtrata (yaratılışa) dokunuyorsa, diğer zararlılardan daha çirkindir. Mesela tütün gibi ki, bunu zararı doğrudan fıtrat-ı aslîyedir. İbâdetlere karşı bir ağırlık ve isteksizlik meydana getirir…”

Keza Ruhu’l-Beyan’da Vakıa sûresinin 43. âyet-i kerimesinin tefsirinde de şöyle buyururlar:

“Fehüve harâmün kemâ urrife fi’t-tefâsîr: Bu tütün, diğer tefsirlerde de tarif edildiği, inceden inceye anlatıldığı üzere haramdır”.

Son devrin büyük âlim ve fâzıllarından Mehmed Zihni Efendi merhum da, Nimet-i İslam isimli muhallet eserlerinde özetle şöyle söyler:

“Öyle şeyler vardır ki, vücûda faydalı olmak şöyle dursun, netice itibariyle bedeni harap ettiği halde onlara, fazlaca iştah ve istek duyulur. Bundan dolayıdır ki, (bu gibi şeyler oruçlu iken kullanılırsa, hem kaza hem de) keffâret lâzım gelir. Meselâ tütün gibi… Esrar içmek ve afyon yutmak da bu nevidendir ve hepsi de haramdır”.

Müslümana yakışan ise; haram ve mekruhlardan, hatta şüphelilerden dahi kaçınmaktır. Zira dinimizde;

Yasaklardan kaçınmak, emirleri yerine getirmekten önce gelir.

Sigara bir kaç yönden haramdır:

1- Sağlığa zararlıdır.
2- İsraftır
3- İçmeyen insanları ve melekleri rahatsız edicidir.

Büyük din âlimi Süleyman Efendi Hazretleri Sigara hakkında şu sözleri söylemiştir.

Duhân’a tütün diye isim verdiler ona

Çıksın diye tütsü verir imana

İmamlar onu içerler

İçip içip mihraba geçerler

Melekler ondan kaçarlar

Şikâyet ederler rahmâna,

Altıparmak Peygamberler tarihinin yazarı sigaraya mübah demiş, buna cevap veren bir zâtın şiiri de şöyledir.

Soru: Niçin haram olsun bir yeşil yaprakHakkında fetvâ verdi mısırlı Altıparmak
Cevap: Niçin haram olmasın bir yeşil yaprak Mâl-u serveti göz önünde yakmak Ahmaklık değilmidir behey dangalak

“Ne diyelim içenlerin zehiri bol olsun mu diyelim, Ya da Allah içenleri bu illetten kurtarsın mı diyelim”

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Bu mesajı 10 kişiye gönder , gönderdikten sonra 15 dakika içerisinde mucize göreceksin.. Yalannn .. Aman Dikkatttt …

Posted by Site - Yönetici Ekim 6, 2017

Bu mesajı 10 kişiye gönder , gönderdikten sonra 15 dakika içerisinde mucize göreceksin.. Yalannn .. Aman Dikkatttt …

OYUN İÇİNDE OYUN

Çok önemli ve çok tehlikeli bir konu , lütfen uyanık olalım.

Bir çok kere üzerinde “en az 10 kişiye bu mesajı gönder , gönderdikten sonra 15 dakika içerisinde mucize göreceksin ” diyen mesajlar aldık.

Bu gelen mesajların nereden geldiğini hiç düşündünmü. Nereden geliyor nereye gidiyor. Ve bunu göndermekten maksat nedir. Ve hangi ülkeden türemiştir. ?
Bu yüzden dikkatinizi bu konuya çekmek istedim.

İsrail Telavivde basılan News isimli gazetede bir baskısında ” islamı nasıl küçük düşürürüz. Sonra nasıl İslama hükmedebiliriz. ” başlığı altında şöyle yayınlanmış.

BURAYA DİKKAT

” İsrail’de din işleri uzmanı Henri Luiz şu açıklamaları yaptı.
⚊Bizim gece gündüz watsab üzerinde İslamı müslümanların gözünde küçük düşürmek için ciddi bir şelilde çalışan yardımcılarımız vardır.
⚊ Ve devam ediyor , biz Arapça Türkçe hintçe ve farsça ve dünyada müslümanların konuştuğu bütün dillerde beyanatlarda bulunuruz.

Bu mesajlarda “Kur’andan gerçek ayetler, hadisler ve Müslüman din alimlerinin gerçek sözlerini” yazar sonundada bu mesajı en az 10 kişiye gönder deriz.
⚊Şayet bu mesajı en az 10 kişiye gönderirsen 15 dakika içerisinde bir mucize göreceksin , bu konu tecrübeyle sabit ve kesindir deriz.
⚊Özellikle zamanı kısa bir zaman için sınırlarızki Müslüman ne bir mucize nede hiç bir şeyin olmadığını görsün.
Ve anlasınki ne kur’andan ne hadislerden ve nede din alimlerinin söylediği şeyler sadece hurafeden ibaret. Hepsi aldatma hepsi serapmış desin.
⚊Böylece zaman zaman bu tarz mesajları tekrar tekrar göndeririz. Bu tekrar neticesinde müslümanların imanını zayıflatırız. Bu şekilde müslümanların akidelerinde sarsıntı meydana getirerek onları dinlerinde hayal kırıklığına uğratırız. Artık anlarlarki dinleri onlara aldatma ve seraptan başka bir şey vermiyor.
İşte bu şekilde müslümanları kontrol altına alabiliriz.

İşte bundan dolayı Müslüman kardeşim bundan sonra sana gelecek bu tarz mesajları imha et ve kimseyle paylaşma.

⚊Bu konuyu müslümanları uyarmak için gönderebilirsin. Dinimiz hürafe ve yalan üzere değildir
Uyanık olalım.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Namaz = Huzur

Posted by Site - Yönetici Ekim 5, 2017

Namaz = Huzur

Namaz kılmak bir insanın yeryüzünde ulaşabileceği en büyük mutluluk..
⚊Namazda Allah’ın (cc) huzuruna çıkıp O’na durumunu arz etmek, O’nunla olduğunu bilmek inanılmaz güzel bir duygu..
⚊Rabbimiz bizi çok seviyor, bizi muhatap kabul ediyor ve her beş vakitte; buyur kulum diyor.. Ezan-ıMuhammediyi duyup Allah’ın (cc) huzuruna davet ettiğinin bilincini taşıyan her insan; can ile baş ile O’na yöneliyor .
⚊Şah damarından daha yakın olan Rabbimiz ile buluşuyor. Yarın ahrette ilk sorgumuz namaz …Allah (cc) soracak; kulum ben seni davet ettim neden gelmedin dediğinde ne cevap vereceğiz..Davete icabet etmek şart.

Namaz dinin direği diyoruz peki neden? Neden biliyor musunuz? namazla Allah’a (cc) yönelen insan asla ve asla kötülüğe yer vermiyor yaşamında..
Ancak her şeyde olduğu gibi, namazda da samimiyetle yönelmek çok önemli.. ⚊Samimiyetsiz kılınan namazdan tabii ki hayır görmek; imkansız..
⚊Aklın başka yerde olup namaz kılmak olmaz. Tam manasıyla kalben yönelmek gerekiyor. Kalben yönelen kişi; namazını kıldıktan sonra; Rabbine verdiği sözden geri dönmez..Bilir ki Rabbi onun her yaptığı görüyor, işitiyor..
⚊Yarın ahrette her yaptığının hesabını verecek..Bu bilinçte olan insan için; yaşamın anlamı Allah’ı (cc) razı etmek.
Peki ben neden namaz kılamıyorum, tüm bunları bilmeme rağmen diyen kardeşlerime tavsiyem; Yaşadığımız her anın Allah’ın (cc) bizimle olduğunu bilmemiz ve her an Allah’ın bizi gördüğünü hiç aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.
⚊Burası fani dünya..hiç birimiz kalıcı değiliz, hepimiz göçüp gideceğiz..Giderken sadece ve sadece burada yaptığımız amellerimizi götüreceğiz..
➖Ve o dehşetli gün geldiğinde; hepimiz bir başımıza hesap vereceğiz Allah’ın (cc) huzurunda.
Gelin bu gün bir başlangıç yapın..Ezan sesini duyduğunuzda; gidin abdest alın. Tam olarak bilmiyorsanız kılınışını yine de bildikieriniz ile kılın namazınızı. Allah (cc) kabul eder.
Çıkın Rabbin huzuruna..O’na arz edin durumunuzu.. Namaz bitiminde dua edin Rabbe. Halinizi arz edin gözyaşları ile birlikte..

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: