Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Dini Hikayeler’ Category

Annenin Şefkati

Posted by Site - Yönetici Ocak 30, 2019

Annenin Şefkati

(Efendimiz s.a.v. hazretlerinin ashabından) gencin biri ölmek üzereyken dili tutuldu. Şehâdet kelimesini getiremedi.
Bunu Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine haber verdiler.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri geldiler.
O gencin evine şeref verdiler.
Ona şehâdeti arzetti. (Telkinde bulundu…)
Genç, deprendi.
Fakat dili amel etmedi. (Dili Şehâdet kelimesini getiremedi.). Efendimiz (s.a.v.) hazretleri sordular:
-“Bu kişi, namaz kılar mıydı? Zekatını verir miydi? Oruç tutar mıydı?” (Bütün bu sorulara):
-“Evet!” dediler. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri sordular:
-“Bu genç anne ve babasına âsî oldu mu?” Onlar:
-“Evet!” dediler. (Kime âsî olduğunu sordu. Onlar da, yaşlı bir annesine âsî olup haksızlık ettiğini söylediler…)
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri;
-“Onun yaşlı annesini buraya çağırın!” buyurdu.
O gencin annesi geldi. Çok yaşlı ve gözü kör idi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri o yaşlı kadına;
-“O (oğlunu) affetmez misin?” diye sordu. Kadın:
-“Hayır!
Ben affetmem Çünkü o beni tokatladı. Ve gözümü çıkarttı. (Onun yüzünden kör oldum)” dedi.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, (kadının oğlunu affetmeye yanaşmadığını gördü.
Bir Müslüman gencin imansız gitmesine mani olmak için bir çâre düşündü ve ashabına);
-“Bana odun ve ateş getirin!” buyurdular.
Yaşlı anne sordu:
-“Ya Resûlallah (s.a.v.) odun ve ateşi ne yapacaksınız?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri:
-“Oğlunun yaptıklarından dolayı, onu senin gözlerinin önünde yakacağım!” buyurdu.
Kadın (hemen büyük bir heyecan ile);
-“Ben onu affettim! Onu affettim! Oğlumu, ateşte yanması için mi dokuz ay karnımda taşıdım! Onu taş için mi iki yıl emzirdim? Anne şefkat ve rahmeti nerede?” diye bağırdı.
O anda, o gencin dili çözüldü.
Şehâdet kelimesini getirdi…”

Rahmet

Bu hadis-i şerifteki nükte, anne rahimdir. Ama rahman değildir. Onun az bir rahmeti, (oğlunun dövmesi ve kendisini tokatlaması yüzünden gözlerini kaybettiği halde, Allâhü Teâlâ hazretlerinin onun içinde yaratmış olduğu az bir merhamet ve şefkat ile) oğlunun ateşte yanmasını uygun görmedi.

Kulların cinayet ve günahlarından dolayı asla zarar görmeyen, Allâhü Teâlâ hazretleri, yetmiş yıl şehâdet kelimesine devam eden bir mü’min kulun ateşte yanmasını nasıl geçerli görür.

Allâhü Teâlâ hazretleri, rahmet edicilerin en merhametlisidir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/273-274.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İyilik…Ve Ekmek veren eli kesen baba………

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2019

İyilik…Ve Ekmek veren eli kesen baba………

Şiddetli bir kıtlık hüküm sürmekte idi. Açlıktan kıvranan halk dilenciliğe başlamak zorunda kalmıştı, İşte bu sırada zengin bir adamın bir üvey kızı vardı. Zengin adam bu üvey kızını evinde bir esir gibi çalıştırır ve ona etmedik eziyet bırakmazdı.

Bir gün kızcağız evde ekmek pişirirken eve bir dilenci geldi, kendisinden bir miktar ekmek istedi. Üvey babasından haddinden fazla korkan kız, Allah’tan daha fazla korkuyordu ki adama iki parça ekmek verdi. Dilenci sevinçle ekmeği alıp giderken kızın babalığı da eve geldi. Kıza:
-Ekmeği sen mi verdin ?, diye sordu.
Kız kendisinn verdiğini söyleyince de, adam kıza Öyle eziyetler etti ki, ne yaptı ise tatmin olmayıp elini kesip sokağa attı.
Kızı tanıyanlar, ona bir iki sene baktılarsa da, olacak gibi değildi. Kız millete yük olmaktan bıkmıştı. Çalışacak bir iş de bulamadığından dilenmeye karar verdi. Kendisini tanımayan bir diyara gidip ıkına – sıkına bir evin kapıcını çaldı. Evi açan bir erkekti. Kız, gayet mahcup bir vaziyette:
-Allah rızası için bana yardım eder misiniz? dedi. Adam o yaşta dilenen kıza acımıştı. Dikkatli dikkatli kızın yüzüne bakmaya başlayınca kız gerisin geriye döndü. Kız bu zamana kadar nereye gitse, herkes hırsızlık yapmış da eli kesilmiş sanarak bir işi güvenmedikleri gibi iyilik de yapmak istemiyorlardı. Kızcağız o adamı da aynı fikirde sanmıştı. Fakat kız daha kapıdan uzaklaşmadan adam arkasından seslendi. Çaresiz kalan kızcağız ne diyecek diye geri dönmüştü. Adam ona kimsesi olup olmadığını sordu. Kız yaşlı gözlerle kimsesinin olmadığını söyleyince de, adam kıza evlenmek teklif etti. Adam kızın elinin kesik olduğunun farkına varmamıştı. Yaşı kemâle ermiş olan kız hemen evliliği kabul etti.

Düğün merasimi yapıldı, nikâhları kıyıldı, zifaf gecesi beraber yemek yiyorlardı. Adam iyice dikkat ettiğinde anladı ki, kız hep bir eliyle yemek yiyor. Ekmeği de aynı eliyle koparıyor yemeği de aynı eliyle yiyor, Kızın sıkıldığından bunu yaptığını sanan adam:
-Neden iki elinle yemiyorsun? diye sordu.
Kız o zamana kadar elinin kesik olduğunu belli etmemişti. Çünkü bıkmıştı el arasında dolaşıp durmaktan. Ne yapacağını şaşırdı. Elinin kesik olduğunu söylese belki de adam hırsızlık yaptığını sanarak evliliği terk edecek, meseleyi anlatsa belki de inandıramıyacak. Çok müşkül bir durumda kan- ter içinde kalan kıza Allah tarafından bir ilham geldi:

Kesik olan elini çıkar! Korkma, biz senin elini iade ettik»

deniyordu. Mütereddid bir halde eline bakan kız hakikaten elinin yerinde olduğunu görünce çok sevindi ve kendisini mahcup olmaktan kurtardığı için Allaha şükürler etti.

Evlilikleri mutlu bir şekilde devam ediyordu. Kadın, başından geçen hâdiseyi münasip bir şekilde kocasına anlatıp, o zamana kadar elinin çolak olduğunu ve o anda elinin Allah tarafından iade edildiğini söyleyerek, bunun da bir dilenciye ekmek verdiği için başına geldiğini söyledi.
Meseleyi hatırlayan adam:
-Senden o ekmeği alan fakir bendim, fakat Allaha hamdolsun ki, şimdi o fakirlikten kurtuldum, diyerek o da kendisini tanıttı.

İki kader arkadaşı, hayatlarını böyle sürdürürken bir gün yemek yiyecekleri bir sırada kapıları çalındı. Baktılar ki, üstü – başı perişan bir adam kapıya gelmiş bir parça ekmek istiyor. Kız onun kendisinin elini kesen babalığı olduğunu tanıyıp, kocasına da söyledi. Fakat onlar, hiç belli etmediler, ellerinden geldiği kadar ona iyilik ettiler ve mümkün mertebe gönlünü alıp gönderdiler.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/285-286.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hikaye ( İhlas – Niyet ) Geyiklerin Adem a.s`ı Ziyaret etmesi.

Posted by Site - Yönetici Ekim 21, 2018

Hikaye ( İhlas – Niyet ) Geyiklerin Adem a.s`ı Ziyaret etmesi.

Adem Aleyhisselâm, yeryüzüne indirildiğinde, çölün, ovaların ve dağların vahşî hayvanları onun ziyaretine geldiler.

Her biri (kendi lisân-ı haliyle) Adem Aleyhisselâm’a selâm verdiler.
Adem Aleyhisselâm’ı ziyaret ettiler.
Adem Aleyhisselâm da hayvan cinslerinin her birine kendi cinslerine yakışır bir şekilde dua etti.

Derken, Geyiklerden bir taife (bölük) geldi.
Adem Aleyhisselâm onlara dua etti.
Onların sırtlarını sıvazladı.
O andan itibaren onlardan misk kesesi zahir oldu.
Diğerleri bunu görünce sordular:
-“Nereden bu?” Onla rda dediler ki;
-“Bizler “Safıyyullah” (Adem Aleyhisselâm’ı) ziyaret ettik!
O da bize dua etti. Sırtımızı sıvazladı…”
Bunun üzerine diğerleri de koştular.
Adem Aleyhisselâm’a geldiler.
Adem Aleyhisselâm, onlara da dua etti. Onların sırtlarını eliyle mesnetti. Lakin onlarda bundan (misk kesesinden) hiçbir şey zahir olmadı…

Bunun üzerine bunlar diğerlerine;
-“Biz de sizin yaptığınız gibi yaptık! Sizde olduğu gibi bizde hiçbir şeyin belirdiğini görmedik” dediler. Onlarda:
-“Sizin ameliniz (sizin Allah’ın peygamberini ziyaret etmeniz) kardeşlerinizin (diğer geyiklerin) nail oldukları keramete nail olmak içindi… Onların ise amelleri sadece Allâhü Teâlâ hazretlerinin rızâsı içindi. Bütün çıkar şaibelerinden uzaktı….” Dediler.

Bu misk kesesi, o geyiklerden ve kıyamete kadar yeryüzüne gelecek olan, onların nesillerinden hep zahir oldu.

Bu kıssadan zahir oldu ki mahlûkat ancak, yapa geldikleri şeylerle mükâfat görür (veya ceza alırlar).
Ceza (ve mükâfat) elbette lazımdır.
Cezanın da elbette amelin cinsinden olması gerekir.
Biz Allâhü Teâlâ hazretlerinden üzerimizde tembelliği defetmesini ve ayak kaymalarını kaldırmasını isteriz!
Amin

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/243.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Adem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

3 Kişinin İbretlik Ölümü – İşte Dünya!

Posted by Site - Yönetici Eylül 1, 2018

3 Kişinin İbretlik Ölümü -İşte Dünya!

Bir adam İsa aleyhisselam ile arkadaşlık yapmak ister.
Büyük nebi kırmaz, birlikte yola çıkarlar…
Bir miktar yürüdükten sonra su başında dururlar.
Yanlarında üç ekmek vardır.
Ekmeğin ikisini yerler.
İsa aleyhisselam gidip su içer, döndüğünde üçüncü ekmeği göremeyince sorar:
-Ekmeğe ne oldu?
-Bilmiyorum, cevabını alır…

Hazret-i İsa arkadaşı ile yola devam eder. Hayli acıkırlar. İki geyik yavrusuna rastlarlar. İsa aleyhisselam yavrulardan birini çağırır, koşa koşa gelir. Keser, pişirir ve yerler. Sonra “Allahın izni ile kalk” der. Geyik yavrusu dirilip annesinin yanına gider. İsa aleyhisselam arkadaşına dönüp yine sorar:
-Sana bu mucizeyi gösteren Allahın adına yemin veriyorum! Söyle o ekmeği kim aldı?
-Bilmiyorum.

Yola devam eder, bir nehirle karşılaşırlar. Köprü yok, sandal yok. Karşıya geçmeleri lâzım. İsa aleyhisselam adamın elini tutar, burula burula akan coşkun suların üstünde yürürler. Tekrar sorar:
-Bana bu mucizeyi veren Allahü teala aşkına söyle ekmek ne oldu?
-Bilmem, haberim olsa söylerim.

Nihayet ovaya inerler. İsa aleyhisselam bir miktar toprak yığar ve dua eder. Küçük tepecik çil çil altın hâline döner. Bunu üçe taksim eder. “Biri benim” buyurur, “biri senin, üçüncü de kayıp ekmeği yiyenin!” Hemen itiraf eder;
-O ekmeği ben yemiştim!..
İsa aleyhisselam;
-Al üçü de senin olsun, deyip ayrılır.
Adam altınları nasıl taşıyacağını düşünürken iki harami gelir:
-Bizi de ortak et, eğer eceline susamadınsa…
-Zaten üç parça, gelin paylaşalım.
Altınları koyacak torba ve yiyecek alsın diye haramilerden birini kasabaya gönderirler. Onun da dünya sevgisi ağır basar, “dur şunları zehirleyeyim” der, “altınların hepsi bana kalsın.”
Bekleyenler de ihanet içindedirler. “Var mısın onu öldürelim” derler, “üçe değil ikiye bölmek varken…”

Nitekim yemeklerle çuvallarla gelen arkadaşlarına saldırır, acımadan katlederler. Sonra oturup yemeği yerler.
Zehir kanlarına işler, peş peşe toprağa düşerler…

İsa aleyhisselam dönüşte bakar ki altınlar olduğu gibi ortada durmakta ve başında üç ceset yatmakta. İbretle bakar ve şöyle buyururlar: “İşte dünya!”

Kaynak: İmam-ı Gazâli İhya-ül Ulum kitabından

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İsa, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikaye (Mûsâ a.s Güvercin ve Doğan )

Posted by Site - Yönetici Aralık 4, 2017

Hikaye (Mûsâ a.s Güvercin ve Doğan )

“Futuhât-i Mekkiyyenin” (Farisî) tercümesinin son cildinde şöyle buyuruldu.
Allâhü Teâlâ hazretleri Mûsâ Aleyhisselâm’a vahiy buyurdu:
-“Ey Mûsâ! Bir ümitle sana gelen ve sana sığınanı koru. Ve senden bir şey isteyeni de mutlaka istediğini ver!

Mûsâ Aleyhisselâm seyahatte bulunuyordu.
Bir güvercin gelip omuzlarının üzerine kondu. Ve hemen onun ardından da bir doğan kuşu geldi. O güvercini kapmak için Mûsâ Aleyhisselâm’m diğer omuzunun üzerine kondu. Güvercin Mûsâ Aleyhisselâm’dan kendisini Doğan kuşuna karşı korumasını istedi. Doğan kuşu, mutlaka güvercini yiyeceğini belirterek, fesîh bir dil ile Mûsâ Aleyhisselâm’a şöyle seslendi:
-“Ey Imrân oğlu! Güvercini koruma! O benim rızkımdır.”
Mûsâ Aleyhisselâm,
-“Ne tez (acele) mübtelâ oldum! (Sığınanı korumak ve istekte bulunanın isteğini reddetmemekle imtihan olundum)!
Mûsâ Aleyhisselâm Allâhü Teâlâ hazretlerine vermiş olduğu ahde sâdık kalmak için eline bıçağı alıp kendi oyluğundan biraz kesip Doğan kuşuna vermek için harekete geçti. Tam bıçağı vuracağı zaman; onlar (Doğan kuşu ve Güvercin) dile geldiler:
-“Ey imrân oğlu! O kadar acele etme! Bizler Allah’ın gönderdiği melekleriz! Senin ahdine olan sıhhat ve sözüne bağlılığı ölçmek için buradayız ve senin ahdine vefa edişini görmek istedik!” dediler…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/50-51.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Ben o namaz kılanın tarafına yöneldiğimde yırtıcı hayvanlar kaçtılar.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 19, 2017

Hikaye (Halkın Sevgisi ve Şirk)

Zinnûn-i Misrî (k.s.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular:
Ben bazı dağlarda iken, dağda kıyamda olup namaz kılan bir kişi gördüm. Çevresine yırtıcı hayvanlar (aslan ve kaplanlar) kuşatıp çömelmişlerdi. Ben o kişinin tarafına yöneldiğimde; yırtıcı hayvanlar, kaçtılar. Namazını kısa keserek adam:
Ey Ebu’l-Feyz! Eğer sen saf ve arınmış olsaydın; elbette yırtıcı hayvanlar, (yaklaşmak için) seni talep edecek ve dağlar senin için inleyeceklerdir.” dedi. Ben ona;
Senin saf ve arınmak sözünün manâsı nedir?” diye sordum. O:
Sen sadece ve sadece Allâhü Teâlâ hazretlerine hâlis olacaksın ve hatta senin muradın ve arzun o olacaktır!” dedi. Ben ona sordum:
Buna nasıl vâsıl olunur?” 0:
Sen, kalbinden şirki çıkarttığın gibi, halkın sevgisini de çıkartmadıkça bu makama vâsıl olamazsın!” dedi. Ben ona,
Vallahi! Bu iş bana çok zordur!” dedim. O kişi:
Bu ariflerin üzerine en kolay olan işlerdendir!” dedi.
Mutlak olarak halkın dostluğu, dalâlete sebep olduğu zaman, peki şeytanların dostluğu hakkında senin zannın nedir?
Bu şeytanlar ister insan şeytanları olsun ve isterse cin şeytanları olsun…

Muhabbetüllah

Elbette “Muhabbetüllah” Allah sevgisi lazımdır. Allâhü Teâlâ hazretlerinin sevgisinden geçip, mahlûkatın yani mâ sivâ’nın (Allâhü Teâlâ hazretlerinin sevgisinden gayrinin) sevgisini içinde besleyenlere yazıklar olsun!
Veyl onlar içindir!
Allâhü Teâlâ hazretleri onları; Allah’ı bırakmak,” kavl-i şerifiyle onları yerdi.
Allâhü Teâlâ hazretlerinden kalplerimizi bozmamasını isteriz. Bizi hidâyete ve muhabbetine hidâyet buyurup; taat ve ibâdetinin yoluna irşâd ettikten sonra (bizi sapıtmamasını isteriz…)

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri, :8/455.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Bir âyete bir servet bağışladı

Posted by Site - Yönetici Mart 22, 2017

Bir âyete bir servet bağışladı

Her Müslüman, “Kur’an-ı Kerim’e tâbîyim.” der. Ancak, Ashab-ı Kiram’dan öğreniyoruz ki asıl mesele, bu son mukaddes kitaptan bir ayet duyduğunda malını feda edecek kadar tabi olmaktır.

Bir gün Ashâb-ı Kirâm, Mescid-i Nebevî’de toplanmış, Rasûlullâh’ın feyizli sohbetini dinlemekteydiler. Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir ara şu âyet-i kerîmeyi tilâvet buyurdular:

َ “Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe aslâ “birr”e (yâni hayrın kemâli­ne) eremezsiniz! Her ne infâk ederseniz, Allâh onu hakkıyla bilir.” (Âl-i İmrân, 92)

Derin bir vecd hâlinde Rasûlullâh’ı dinleyen Ashâb-ı Kirâm, bu âyet-i ke­rîmeyi de kendi iç dünyalarının derinliklerinde hissedebilmenin ve bu ilâhî dâ­vetin muhtevâsından hareketle, ellerinde ne varsa hepsini infâk edebilmenin muhâsebesine dalmışlardı. Bu mübârek sahâbîlerden biri de Ebû Talha -radıyallâhu anh- idi. Onun Mescid-i Saâdet’e yakın, içinde altı yüz hurma ağacı bulunan kıymetli bir bahçesi vardı ve burayı pek se­verdi. Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’i sık sık dâvet edip ikramlarda bulunarak da bahçesini bereketlendirirdi.

ALLAH’IN GÖSTERDİĞİ İSTİKAMET

Ebû Talha -radıyallâhu anh-, bu âyet-i kerîmenin tesiriyle, Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e gelerek şöyle dedi: “–Yâ Rasûlallâh! Cenâb-ı Hak kitabında: “Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe aslâ “birr”e eremezsiniz!..” (Âl-i İmrân, 92) buyuruyor. Şüphesiz servetim içinde en kıymetli ve bana en sevimli olanı, Beyruhâ diye bilinen bahçemdir. Şu andan itibâren onu Allâh ve Rasûlü’ne bırakıyorum. Umarım ki bu sâyede Rabbim beni birre (hayrın kemâline) ulaştırır ve onu bana âhiret azığı eyler. Yâ Rasûlallâh, artık bu bahçede Allâh’ın sana gösterdiği istikâmette tasarruf et.”

Rivâyetlere göre bu sözlerinin ardından Ebû Talha -radıyallâhu anh-, bu güzel kararını derhal tatbik etmek için bahçeye gitti. Bahçeye vardığında hanımını bir ağacın gölgesinde otururken buldu. Ebû Talha bahçeye girmedi. Hanımı sordu: “–Yâ Ebâ Talha! Dışarıda ne bekliyorsun? İçeri girsen ya!”

Ebû Talha: “−Ben içeri giremem, sen de eşyanı toplayıp çıkıver.” dedi. Beklemediği bu cevâb üzerine hanımı şaşkınlıkla sordu: “–Neden yâ Ebâ Talha! Bu bahçe bizim değil mi?”
Ebû Talha: “–Hayır, artık bu bahçe Medîne fukarâsınındır.” diyerek, âyet-i kerîmenin müjdesini ve yaptığı fazîletli infâkı sevinç ve neşe içinde anlattı.

Hanımının: “−Bahçeyi ikimiz nâmına mı, yoksa şahsın için mi bağışladın?” suâline de: “−İkimiz nâmına” diye cevap veren Ebû Talha, bu sefer hanımından huzur içinde şu sözleri dinledi: “–Allâh senden râzı olsun Ebû Talha! Etrafımızdaki fakirleri gördükçe aynı şeyi düşünürdüm de sana söylemeye bir türlü cesaret edemezdim. Allâh hayrımızı kabul buyursun. İşte ben de bahçeyi terk edip geliyorum!” Ebû Talha’ya bu fedâkârlığı yaptıran ahlâk-ı hamîdenin ruhlarda kökleşmesi hâlinde ortaya çıkacak güzelliğin, insanlık sathında revaç bulmasıyla yeryüzünde nasıl bir asr-ı saâdet ikliminin oluşacağını tahmin etmek hiç de zor değildir.

Posted in Ashab-ı Kram, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Allah’ı ara da, bana cehennemde hangi odayı ayıracağını sor!

Posted by Site - Yönetici Mart 21, 2017

Allah’ı ara da, bana cehennemde hangi odayı ayıracağını sor!

Şehir içi dolmuşların birinde 20 yaşlarında ince elbiseler giyinmiş genç bir kız, utanma duygusunu parçalar bir şekilde,açılıp saçılmış fitne sergiliyordu. Arkasında saçı sakalı ağarmış ihtiyar, genç kızın halinden dolayı arkasında utançla oturuyordu. Kızın kulağına eğilerek edeple şöyle fısıldadı:

Ey kızım sana yakışan örtünmektir.Tesettür, insan kurtlarının iştahını kabartan bu şeffaf elbiseden daha faziletlidir. Hem bu hayâyı parçalar fitneye sürükler.”

Genç kız şöyle dedi: Sana ne? kabrime benimle beraber mi gireceksin? Cennete ve cehenneme koymak senin elinde mi?

Kız ahmaklaşmış, adamın üzerine gitmeye başlamıştı. Sonra cür’eti ve utanmaz tavırlarını artırdı,adamla alay ediyor şöyle diyordu: Al işte cep telefonum. Allahı arada, bana cehennemde hangi odayı ayıracağını sor!

Ve çirkin bir kahkaha attı. Adam çekindi. Allaha sığındı. Allah bana yeter. O ne güzel vekildir dedi ve sustu. Bu cahil kıza nasihat edeceğine pişman oldu. Sessiz geçen 10 dakikadan sonra şoför durağa gelmiş, herkes inmeye başlamıştı. Herkes genç kızın da inmesini bekledi. O arabanın kapısının yakınında oturuyordu ve uyuyup kalmıştı.

Adama onu uyandırmasını söylediler. Adam çekinerek onu hafifçe sarstı ve kız yere seriliverdi. Ruhunu yaradanına çoktaaan teslim etmişti. Yolcular, gördükleri duruma hayret ederek titrediler ve biz Allah’tan geldik ona dönücüleriz dediler. Genç kız yaratıcısıyla alay etmişti. İşte cep telefonum demişti, Allahı ara bana cehennemde hangi odayı ayıracağını söyle diyordu.Ve bu söylediklerinin ardından da Rabbine doğru yola çıkmıştı. İşte, hayatı Rabbiyle dalga geçtiği sırada sonlanmıştı. Bu ibret tablosu şu hadisi hatırlatıyor.

Şüphesiz kul ucunun nereye varacağını düşünmeden, Allah’ı gazaplandıracak bir söz söyler bu sayede cehennemi boylar.”

Unutmayın bilmeden önem vermeden söylediginiz sözler sizin helakınıza neden olabilir.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Edep.

Posted by Site - Yönetici Aralık 18, 2016

edepedebmesnevimevlanamesnevide-gecen-hikayelerdini-hikayeler

Edep

Musa aleyhisselâm zamanında, İsrâiloğulları’nın rızkı gökten gelirdi. Bir zahmete ve sıkıntıya girmeden, Allah Teâlâ’nın lutfu kereminden beslenirlerdi.

Musa aleyhisselâmın kavmi arasında bu ilâhî yardımın kıymetini ve değerini bilmeyen cahiller çoktu. Bunlar, verilen nimetlere nankörlük ederek, ” Biz toprakta yetişen soğan, sarımsak, mercimek gibi yeşilliklerden ve sebzelerden isteriz’‘ dediler.
Yaptıkları bu edepsizlik, gökyüzünden gelen sofranın kesilmesine sebep oldu. Ekmekleri gelmedi. Bıldırcın kuşunun etiyle kudret helvasını bulamaz oldular. Yemek ihtiyaçlarını karşılamak için toprağı işlemek zorunda kaldılar. Bahçe bellediler, tarla sürdüler, ekin ekip biçtiler. Yorgunlukları yanlarına kâr kaldı.

Musa aleyhisselâm bunlar için tekrar şefaatçi oldu. Rabbine niyazda bulundu. Keremi bol olan Allah, içinde çeşitli nimetlerin bulunduğu tabaklarla dolu sofrayı gökten indirdi.
Bu sefer Hz. Musa onlara yalvararak uyardı: ” Bu sofra devamlıdır. Yeryüzünden kalkmayacak ve eksilmeyecektir.
Âlemlerin rabbi olan Allah’ın sofrasında aç gözlülük etmek, hırsa kapılmak nankörlüktür.

Musa aleyhisselâm sanki onları hiç uyarmamış gibi, bu edep yoksulu küstahlar, kendileri için gelen sofradan yemek aşırdılar. Dilenci karakterli görgüsüzlerin hırsı yüzünden bu ilâhî rahmet kapısı kapandı.

***
Hırs yokluk sebebi ve Allah’a karşı edepsizliktir.
Kendimizi kontrol edelim. Cenâb-ı Hak’tan edepli bir insan olmayı dileyelim ve edebi elde etmek için rabbimize yalvaralım. Edebi olmayanın Allah’ın lutfundan mahrum kalacağını bilelim.
Edepsizliğin ve zararlarının bütün topluma, yayılacağını unutmayalım.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Tarihi Bir Hadise

Posted by Site - Yönetici Kasım 24, 2016

omer-bin-hattababdullah-bin-omerkalenin-emiresi-kralicesitarihi-bir-hadise

Tarihi Bir Hadise

Rivayet olundu:
Ömer bin Hattab (r.a.) hazretleri, Acem diyarının (Iran memleketinin) bazı kalelerini fethetmesi için bir ordu donattı. Bu ordu tam dört bin atlıydı. Ordunun başına oğlu Abdullah (bin Ömer) (r.a.)’ı komutan olarak tayin etti. Abdullah bin Ömer (r.a.) buyurdu:
Biz yüksek bir dağın üzerinde olan kaleyi kuşatıncaya kadar işimizi gizli tuttuk. Kale o kadar yüksekti ki, silâhlarımız ona ulaşmıyordu. Kalenin içinde kâfirlerden büyük bir ordu vardı.
Kalenin emîresi (kraliçesi) güzel bir kadın idi… 0 kaleyi kuşatmaktan bize şiddetli bir yorgunluk geldi. Günlerden bir gün, o şehrin emîresi (kadın idarecisi) bizim askerlerimizin manzarasına bakar. Askerlerin içinde, Arap gençlerinden güzel ve yakışıklı bir genci gördü. O genç, gerçekten ata binen, iyi silâh kullanan ve harp taktiklerini iyi bilen ve savaşta mahir bir gençti. Kadının bakışları, o genc’in üzerine toplanınca korkuya kapıldı. Onun etrafında bulunan bazı cariyeleri ona;
Ey Melike! Neden korktun? Halbuki sen onların gelmesine mâni olan kuvvetli bir kalenin içindesini?” dediler.
O;
Bizim bu kalemizi bu genç fethedecektir'” dedi. Cariyeler;
Nasıl?” dediler. O;
Bir saat sonra göreceksiniz!” dedi. Sonra o Melike (kraliçe) o genc’e bir elçi gönderdi ve ona;
Benim, senin olacağım ve senin de benim olacağın bir yol bulabilir miyim? (Böyle bir şey mümkün mü?)” dedi. Genç, ona;
Evet! (Böyle bir şey mümkündür) ama bunun iki şartı vardır:
1- Harici kaleyi bize teslim etmen;
2- Dahilî kaleyi de O’na (Allah’a) teslim etmendir…” Melike (kraliçe) yine elçiler gönderdi ve ona sordu:
Harici kaie’nin ne olduğunu anladık! Ama dahilî kalenin ne olduğunu anlamadık? (Bunu açıklar mısın?)”. Genç, o kadına;
(Dahilî kale’yi ona teslim etmen) senin kalbini Allâhü Teâlâ hazretlerine teslim etmendir ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin vahdaniyetini ikrar etmendir!” dedi.
Kadın bir gün o genç’e haber gönderdi:
Askerlerinle beraber şehre girin! Çünkü ben size kapıları açtım!” dedi.
Şehre girdiklerinde, o genç, emîre kadına İslâm’ı arzetti. Kadın, ona;
Biliyorsun ki, ben Kraliçeyim! Büyük himmet ve âlî mertebe sahibiyim! Senin askerlerinin içinde rütbe bakımından senden daha büyük kimse var mı? Varsa ben onun elinde Müslüman olayım!” dedi. 0 genç;
Evet! (Bu askerlerin içinde benden büyük kimse var. O da) bizim emırirniz ve büyüğümüzdür. Emîrü’l-mü’minin (mü’minlerin halifesi hazret-i Ömer r.a’ın) oğludur!” dedi.
Kadın, Abdullah bin Ömer (r.a.) hazretlerinin önüne huzura getirildiğinde, Abdullah bin Ömer (r.a.) ona İslâm dinini arzetti. Kadın birincisi gibi konuştu yani;
Müslümanların içinde senden daha büyük kimse var mı? Gidip onun önünde Müslüman olayım?” dedi.
Abdullah bin Ömer (r.a.) hazretleri;
Evet! Babam, emîrü’l-rnü’minin, (mü’minlerin halifesi Ömer r.a. var)” dedi. Kadın;
Öyleyse, beni ona gönder! Ta ki onun elinde Müslüman olayım?” dedi.
Bunun üzerine, Abdullah bin Ömer (r.a.) hazretleri, Kraliçeyi, beraberinde bir bölük asker ve bir çok mal ile beraber, kale’den çıkartıp, Hazret-i Ömer (r.a.)’a gönderdi.
Kadın (Medine-i münevvere’de) Hazret-i Ömer (r.a.)’ın huzuruna çıktı. Ve ona;
Ey mü’minlerin emîri burada senden daha büyük kimse var mı?” dedi. Hazret-i Ömer (r.a.);
Evet (benden daha büyük var! Benden büyük olan) Allah’ın Resulü Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretleridir! Ve bu da onun kabr-i şerifidir!” dedi. Ve hazret-i Ömer (r.a.), Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ravza-ı mutahharasını işaret etti.
Kraliçe;
Öyleyse ben ancak onun elinin önünde Müslüman olurum!” dedi. Onun söylediklerine icabet etti.
Kadın, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin nurlu kabri şerifine geldiğinde, selâm verdi. Büyük bir edep, vakar ve hürmetle Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kabr-i şeriflerinin önünde diz çöküp oturdu. Ve;
Eşhedü en lâa ilâahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve raslûlühû”
Ben şehâdet ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur. Ve ben şehâdet ederim ki, Muhammed (s.a.v.) Allah’ın kulu ve resulüdür!” dedi. Sonra o kadın;
Ben zulmetlerden nur’a çıktım!
Ya Resûlallah (s.a.v.)! hazretleri! Ben imanımın günahlara bulanmasından ve inancımın ma’siyetlerle kirlenmesinden korkuyorum!
Seni hak peygamber olarak bize gönderen Allah’tan, bir daha günaha ve ma’siyete girmeden benim ruhumu almasını istiyorum!” diye dua etti. Sonra da, başını Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerinin eşiğine koydu. Ve ayni saatte vefat etti.
Bunun üzerine, o kadının güzel halinden dolayı, hazret-i Ömer (r.a.) (ve orada bulunanlar) ağladılar.
Sonra hazret-i Ömer (r.a.), kadının yıkanmasını, teçhizini ve Bakî mezarlığında, sahabelerin (r.a. hazerâtının) arasına defnedilmesini emretti…

Allah’ım bizleri, sırat-ı müstakîme girenlerden eyle!
Allah’ım bizleri, kalb-i selîm ile senin Cenabına vâsıl olanlardan eyle!
Allah’ım bizleri, elim azabından kurtar (ve bizleri azaba girmekten koru!) Âmin!

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/123..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: