Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Dini Hikayeler’ Category

Hikâye – (İhlas)

Posted by Site - Yönetici Ağustos 4, 2016

Hikâye - (İhlas)

Hikâye – (İhlas)

Mâlik bin Dinar (r.h.)’dan rivayet olundu:
Beyt-i Haram’ı haccetmek üzere yola çıktım. Bir de baktım ki yolda azıksız ve bineksiz olarak giden bir genç vardı. Ona selâm verdim. Selâmımı aldı. Ona sordum;
Ey genç! Nereden?” 0:
Onun yanından!” dedi. Sordum;
Nereye?” Genç cevap verdi:
Ona…” Ben;
Hani azık” dedim, o:
(Azık vermek) onun üzerine düşer!” dedi. Ben;
Yol azıksız ve susuz olarak bitmez; seninle beraber (yenilecek ve içilecek) bir şey var mı?” dedim. 0:
Evet! Ben yola çıkma anında beş harf ile azık hazırladım,” dedi. Ben;
Bu beş harf nelerdir?” dedim. O genç;
Bunlar Allâhü Teâlâ hazretlerinin şu kavl-i şerifidir:

Kef, He, Ye, Ayn, Sâd (Sure-i- Meryem:!,)

Ben sordum;
Kef He, Ye, Ayn, Sâd“” kavl-i şerifinin manâsı nedir?.
Genç, buyurdu:
Kef, Kâfî,
He, Hâdî,
Ye, Müeddî (edâ eden ulaştıran),
Ayn, Âlim,
Sâd, Sâdık (doğru söyieyen)dir….
Kimin arkadaşı, kâfî (yeterli), hâdî (yol gösteren), müeddi (ulaştıran, veren), âlim (her şeyi) bilen ve sâdık (vaadi ve sözü hak ve doğru olan) olursa; o kişi (çölde) kaybolmaz, korkmaz, azık ve su yükünü taşımaya muhtaç olmaz…”
Mâlik (r.h.) buyurdular: (O gençten) bu sözleri işittikten sonra ona giydirmek üzere gömleğimi çıkarttım….
O gömleğimi giymeyi kabul etmekten imtina etti, kaçındı. Ve buyurdu: Ey şeyh! Çıplak olmak; helâli hesap; haramı azab olan fânî dünyanın gömleğini giymekten daha hayırlıdır!” Gecenin karanlığı çöktüğünde, yüzünü semâ’ya doğru kaldırır ve şöyle der:
Ey taat ve ibâdet kendisine sürür veren ve ma’sıyetler, kendisine zarar vermeyen! Sana sürür veren şeyi bana nasîp et! Sana zarar vermeyen şeyden (günahlardan dolayı da) beni mağfiret kıl ve beni bağışla!” (diye hep dua ediyordu….)

İnsanlar, ihrama girip, telbiye getirdiklerinde (o genç zahirde ve sesli telbiye getirmedi… Bunun üzerine ben ona)

Neden telbiye getirmiyorsun?” dedim. O; Ey şeyh! Ben “Buyur Allâhım!” dediğimde,”

Sana Lebbeyk ve Sa’deyk yoktur. Ben senin sözlerini dinlemiyorum!” denilmesinden korkuyorum” dedi.

Sonra o genç yürüyüp gitti. (Bizden ayrıldı.) Onu bir daha görmedim.

Sonra Minâ’da onu gördüm. Şöyle dua ediyordu:

Allâhım! İnsanlar, hediy kurbanlarını kestiler. Udhıyye ve hediyleriyle (yani kurbanlanyla) sana yaklaştılar. Ya Rabbim! Nefsimden başka kendisiyle sana yaklaşacağım hiçbir şeyim yok! Onu benden kabul et!” dedi.

Sonra bir nâra attı.

Ölü olarak yere düştü.

Söz söyleyenin biri o an şöyle dedi:

Bu genç! Allah’ın sevgili kuludur! Bu Allanın öldürdüğüdür! Seyfullah (Allah’ın kılıcı) ile öldürüldü….”

Ben onun techîz ve tekfin işlerini yaptım. Onu götürüp kabre defnettim.

O gece, hep onu düşündüm. Onun durumunu tefekkür ettim. O hal üzere uyudum. O gece, o genci rüyamda gördüm. Ona;

Allâhü Teâlâ hazretleri sana ne etti (nasıl ve neyle muamele etti)” dedim. O;

Allâhü Teâlâ hazretleri, bana, Bedir şehidlerine ettiği gibi muamele etti! Bedir şehidleri kâfirlerin kılıçlarıyla şehid oldular ben de Cebbarın kılıcıyla Öldüm!” dedi….

Kaynak :İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/309

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Azrâil’den Kaçan Adam

Posted by Site - Yönetici Haziran 29, 2016

Mesnevide Geçen Hikayeler,Azrâil'den Kaçan Adam

Azrâil’den Kaçan Adam

Hz. Süleyman’ın hüküm sürdüğü devirlerde, bir adam koşa koşa saraya gelerek, Hz. Süleyman’ın huzuruna çıkar. Benzi sapsarı, korkudan tir tir titrer bir halde, Süleyman aleyhisselâmdan kendisine yardım etmesini ister. Hz. Süleyman bu adama sorar:
Ne oldu sana böyle? Seni bu kadar korkutan şey nedir?
Adamcağız nefes nefese: ”Azrâil bana öyle öfkeli baktı ki, canımı alacağından korktum. Koşup sana geldim.” Hz. Süleyman, ”Peki, benden isteğin nedir?’‘ der. Adamcağız, ”Ey canları koruyan adaletli padişah! Senin hükmün rüzgâra geçer, emret de beni Hindistan’a götürsün. Bel ki o zaman canımı kurtarırım” der.

Süyelman aleyhisselâm rüzgâra, adamı istediği yere bırakmasını emreder. Rüzgâr adamı Hindistan’ın iç taraflarında bir yere uçurarak bırakır.

Ertesi gün divan kurulur ve herkes Hz. Süleyman aleyhisselâmın huzurunda toplanır. Hz. Süleyman Azrâil’e, ”Dün bana bir adam geldi. Kendisine öfkeyle baktığını söyledi. O müslümanı evinden barkından, çoluğundan çocuğundan uzaklaştırmak için mi öyle baktın? Sebebi nedir?” der. Azrâil, ”Ey Süleyman! Ben ona öfkeyle değil, şaşkınlıkla baktım. Çünkü Cenâb-ı Hak bana, O kulumun canını bugün Hindistan’da al’ diye emir buyurmuştu.
Ben de o adamı burada görünce şaşırarak kendi kendime, ‘Bu adamın burada ne işi var? Yüzlerce kanadı olsa Hindistan’a varması çok zor’ dedim. Onun için adama tuhaf ve şaşkınlıkla baktım.

Fakat Hindistan’a gittiğim zaman adamı orada buldum, ve vazifemi yerine getirdim” diyerek Hz. Süleyman’ın sorusunu cevaplar.

***

İnsanlar ihtiraslarına kapılarak yoksulluktan ve ölümden korkarlar. Halbuki bütün dünya işlerimizi ölüm gerçeğini kabullenip, göz önünde bulundurarak yapmalıyız. Kimden, neyi kaçırıyoruz? Allah’tan kaçabileceğini düşünmek büyük bir cahillik değilmidir?

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Süleyman, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Hz. Ömer ve Romalı Elçi

Posted by Site - Yönetici Haziran 28, 2016

Mesnevide Geçen Hikayeler,Hz. Ömer ve Romalı Elçi

Hz. Ömer ve Romalı Elçi

Halifeler döneminde, dünyanın büyük bir bölümünü hâkimiyeti altında bulunduran Roma İmparatorluğu’ndan Medine şehrine bir elçi gönderildi.

Günler süren yolculuktan sonra Medine’ye yorgun bir şekilde ulaşan elçi, halifenin sarayını sordu.
Eşyasını indirip atını dinlendirmek istiyordu. Zafer üstüne zaferler kazanan, adaleti ile dillere destan olan bu büyük yöneticinin, görkemli bir sarayı olması gerektiğini düşünen elçi halka sarayın yerini sordu.

Medine halkı elçiye, ”Halifenin dünyalık sarayı yoktur ama çok aydınlık bir gönül sarayı vardır. Her ne kadar adı halife ve emîr olarak dünyaya yayılmışsa da o garip bir derviş gibi küçük bir evde oturur” dediler.

Daha önce hiç işitmediği sözleri duyan Romalı elçinin, Hz. Ömer’i görme merakı iyice arttı. Atını ve eşyasını bir kenara bırakıp, büyük insanı bir an önce görme sevdasına kapıldı.
Onun yabancı olduğunu ve Hz. Ömer’i aradığını anlayan bir bedevî kadın eliyle bir hurma ağacını göstererek, ”İşte şu hurma ağacının altında yatan Hz. Ömer’dir” dedi.

Elçi, gösterilen ağaca yaklaştığında heyecandan titremeye başladı. Orada uyuyan kişinin heybetinden etkilenmiş ve gönlü bir hoş olmuştu. Sevgi ve korku gibi birbirine zıt iki duygunun gönlünde belirdiğini hissetti. Şaşkın bir durumdaydı.
Kendi kendine, ”Ben şimdiye kadar nice padişahlar gördüm, sultanların huzuruna çıktım, ama hiçbiri beni, bu ağacın altında yatan sıradan görünümlü adam kadar heyecanlandırmadı” dedi.

Saygıyla yanına yaklaşarak elini bağlayıp beklemeye başladı.
Bir müddet sonra Hz. Ömer uykudan uyandı ve ayağa kalktı. Elçi Hz. Ömer’e saygı gösterip, selâm verdi.
Hz. Ömer (r.a) elçinin selâmını aldı. Korkudan yüreği çarpan elçiyi yanına çağırarak sakinleştirdi. Gönlünü alıp neşelendirdi. Karşılıklı konuşmaya başladılar. Hz. Ömer’in içten davranması sohbetlerini koyulaştırdı.

Hz. Ömer, dışı yabancı gibi görünen o elçinin içini uyanık ve dost buldu. Onun ruhunun ilâhî sırları arzuladığını sezdi.
Elçiye Allah’ın sıfatlarından bahsetti. Sohbet sırasında elçi: ”Ey müminlerin emîri! Ruh, yücelikler âleminden yeryüzüne nasıl indi? Sonsuzluklar âleminde özgür iken, ten kafesine neden girdi?
Hz. Ömer: ”Hak ruha efsunlar okudu, kıssalar söyledi, ruh da ilâhî emirle büyülendi. Bazı şeyler maddîleşince anlam kazanır. Örneğin, yağmur damlaları sedeflerin içinde inci olur. Kan damlaları ceylanın karnında misk kokusuna dönüşür.
Ekmek sofrada cansızken, insan vücudunda neşeli bir ruh kesilir.

Elçi bu cevap karşısında zihnindeki bütün sıkıntılardan kurtulduğunu, ruhunun hafiflediğini hissetti. Asıl olanın ne olduğunu keşfetti. Fakat böyle büyük bir kaynağı bulmuşken bırakmak istemedi. Faydalanmak için sormaya devam etti.
Duru ve berrak bir su gibi olan ruhun, bulanık bir yer gibi olan cesette hapsedilmesinin hikmeti nedir?
Hz. Ömer: ”Ses ve sözle ilgisi olmayan mânayı neden kelimelerle ifade ediyorsak, neden yazıya döküyorsak, ruh da bu yüzden beden denilen kalıba sokulmuştur.”

Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, elçiyi mâna kadehinden içki içmiş gibi mest etti. Kendinden geçirdi. Getirdiği haberi de ne için geldiğini de unuttu.

Allah’ın büyüklüğüne, gücüne kuvvetine şaşırıp kaldı. Bu makama ulaşınca da elçiği bıraktı ve mâna âleminin padişahı oldu.

***
Mevlânâ hazretleri, bu kıssada, yaratılışı, varlıkların yaratılışındaki hikmet ve kudreti, yaratılıştaki gelişmeyi, insanın nefsinden geçmemesinin demir zincirlerle bağlanmaktan farksız olduğunu, kendisine has üslûbuyla anlatıyor.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Tâcir ile Papağan

Posted by Site - Yönetici Haziran 27, 2016

Mesnevide Geçen Hikayeler,Tâcir ile Papağan

Tâcir ile Papağan

Ticaretle uğraşan bir adamın güzel bir papağanı vardı. Bir gün bu tâcir işi gereği Hindistan’a gitmek için yol hazırlığına başladı. Cömertliği ile tanınan bu tüccar, köle ve câriyelerine tek tek sordu: ”Sana Hindistan’dan ne getireyim?
Ne istersin?” Her biri ayrı ayrı istekte bulundu. Bu cömert ve iyi kalpli tüccar onların isteklerini not aldı.
Getireceğine dair söz verdi.
Sıra papağana geldi. Ona da sordu: ”Ey güzel kuşum, sen ne istersin?” Papağan, ”Oradaki papağanları görünce, halimi onlara anlat. Papağanımın size selamı var. Sizi özlediğini ve kurtuluşu için çare bulmanız konusunda yardımcı olmanızı istiyor dersin” dedi. Sözlerine devam ederek. ”Ben gurbet ellerde özlemle ve ayrı düşmenin ıstırabıyla çırpınırken, sizlerin yeşil ormanların güzel ağaçlarının dallarında dolaşarak keyfetmeniz reva mıdır? Dostların vefası böyle mi olur? Sizler boylu poslu güzel eşlerinizle zevk sefa içerisindesiniz. Ben ise burada mahpusum. Yüreğim kan ağlar. Hiç olmazsa, sabahın seherinde şu garibi de hatırlayın.
Dostların dostu hatırlaması mutluluktur. Başka bir şey istemiyorum” dedi.

Tüccar, papağanın selâmını ve mesajını oradaki dostlarına götürmeyi de kabul ederek kervanını hazırlayarak, yola koyuldu. Günlerce yol aldıktan sonra, Hindistan’ın öbür ucuna vardı. Ağaçların üzerinde papağanları görünce, atını durdurarak onlara seslendi. Evde kafeste beslediği papağanın selâmını bildirdi. Söylemesini istediği sözleri, bir bir aktardı.

Tüccar sözlerini bitirir bitirmez, oradaki papağanlardan biri birkaç kere titredi. Nefesi kesilerek düşüp öldü.
Bu durumu görünce söylediğine de söyleyeceğine de pişman oldu.
Kendi kendine, ”Bir canlının ölümüne sebep olarak günaha girdim. Galiba bu papağan, benim papağanın ya bir yakını ya da çok candan seveniydi” diye düşündü.

Hindistan’daki alışverişini bitirerek memleketine döndü.
Herkesin istediklerini birer birer teslim etti.
Papağan, tüccarın hediyeleri dağıtmasını kafesinden izliyordu.
Köle ve câriyelerle işi bittiğinde sahibine seslendi. ”Benim armağanım nerede? Papağan dostlarıma selâmımı ulaştırdın mı? Onların haberlerini bana anlat ki, ben de diğerleri gibi mutlu olayım.” Tüccar, ”Sevgili kuşum! Bana öyle bir iş yaptırdın ki, sana uyup da nasıl böyle bir cahillik yaptığıma hâlâ yanmaktayım. Bin pişman oldum ama
pişmanlık neye yarar?”

Papağan bu sözleri duyunca olanları daha çok merak etti.
Sevgili kuşunun ısrarlarına dayanamayan tâcir, olanları başından sonuna bir bir anlattı.
”Söylediğin yere gittim. Dostlarına selâmını ve söylediklerini aktarınca içlerinden biri, senin gönderdiğin haberin üzüntüsüne dayanamamış olacak ki düşüp öldü. Bu durumu görünce çok pişman oldum. Ne gelir ki elden? Bir kez söylemiş bulundum” dedi.
Tüccarın bu anlattıklarını dinleyen kafesteki papağan da, önce titredi, sonra kaskatı kesildi. Tâcir kendi güzel papağanının da aynı şekilde düşüp öldüğünü görünce, aklı başından gitti.
Ağlayıp sızlanmaya, ah vah edip dövünmeye başladı. Başındaki külahını yere atarak, ”Ey güzeller güzeli papağanım. Hoş sesli kuşum, yoldaşım, sırdaşım. Ne oldu sana? Neden bu hale geldin?” diye feryat etti, ağıtlar yaktı.

Ölü papağanı üzüntüyle kafesin içinden çıkınca, papağan birden canlanıp uçtu. Yüksek bir dala kondu.

Tâcir kuşun bu durumuna şaşırdı kaldı. Başını kaldırıp, ”Ey güzel papağanım! Ben bu işten bir şey anlamadım. Sen bu hileyi nereden öğrendin? Böyle canımızı yaktın” dedi. Papağan konduğu yerden cevap verdi: ”Sevgili efendim! Hindistan’daki o kuş, yaptığı hareketle bana yol gösterdi. Selâmımı alınca düşüp ölmüş gibi yapması, bana öğüttü. Söz söylemeyi, neşelenmeyi bırak. Çünkü sen, güzel sözler söylediğin için o kafesin içerisine hapsedildin. Kurtulmak için kendini ölü gibi göster. Esirlikten kurtul demek istedi.” Tâcirin hayata bakışını değiştirecek çok hoş bir de öğüt verdi.

Efendim! Sen de benim gibi yap. Ölmeden önce öl. Canını, ten kafesinin esaretinden kurtar. Ruhun gerçek vatanın güzelliklerine uçsun.”

Papağan efendisine, ‘‘Allaha ısmarladık” diyerek vatanına ve dostlarına doğru kanat çırptı.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Karun ‘un İbretli Hadisesi.

Posted by Site - Yönetici Haziran 13, 2016

Karun 'un İbretli Hadisesi.

Karun ‘un İbretli Hadisesi.

Musa Aleyhisselam’ın amcasının oğlu, bir rivayete göre eniştesi de olan Karun, Hz. Musa’ya samimi olarak inanan, gündüzleri oruç tutup geceleri ibadet eden, fakir bir kimseydi. Daha sonra çok zengin oldu. Dilimizdeki “Karun gibi zengin” sözü onunla ilgilidir.Rivayete göre, Karun’un sadece hazinelerin anahtarları 70 ve 100 deve yükü idi.Önceleri ibadet ve itaatına düşkün olan Karun, zengin olunca maalesef ibadetlerini önce gevşetmeye daha sonra da ihmal etmeye başladı.

Kendisi çok aşırı bir zengin olduğu için, Hz. Musa ona Allah’ın emri olan zekat vermesini hatırlattı. Karun zekatını hesap edince, önüne büyük bir rakam çıktı. Bunu vermek istemedi. Musa Aleyhisselam kendisine ne kadar nasihat ettiyse de hiç kar etmedi. Zekat diye bir şey kabul etmiyordu. Hatta Musa Aleyhisselam’a karşı gelerek, kendisinin haklı olduğunu isbata çalıştı. Hz. Musa’yı söz düellosuna çağırdı. Karşılıklı konuşalım, kimin haklı olduğu ortaya çıksın diyordu.Bir taraftan böyle söylerken bir taraftan da fahişe bir kadını kandırdı. Ona bol mal vermeyi vadederek Hz. Musa’ya iftira etmesini teklif etti. Kadın da mal ve paraya tama ederek kabul etti. Hz. Musa konuşurken müdahale edilecek ve o kadınla zina ettiği söylenecekti.Musa Aleyhisselam konuşma sırasında “zina edenlerin taşlanarak öldürülmesi gerektiğini” söylediği sırada, Karun müdahale etti. Dedi ki:
– Ya Musa sen de zina etsen bu ceza sana da tatbik edilecek mi? .Hz. Musa, kim suç işlerse işlesin bu ceza ile cezalanacağını söyledi. Bunun üzerine Karun:
– Ya Musa, sen işte şu kadınla falan vadide zina etmişsin. İstersen kendisi söylesin, hatta karnındaki çocuk da sendenmiş, dedi. Kadının konuşması için fahişeyi ayağa kaldırdı. Fahişe, kendisine anlatılanları konuşmak üzere ayağa kalktı. Allah’ın bir hikmeti olarak, Musa Aleyhisselam’a iftira edeceği yerde, doğruyu konuştu:
– Ey İsrail oğulları! Hz. Musa’nın bundan haberi bile yoktur. Karun, bir çok mal vermek vadiyle Musa’ya iftira etmek için bana teklifte bulundu. Musa Allah’ın peygamberidir. Ona bu iftirayı atmaktan Allah’tan korkarım.
Musa Aleyhisselam, bunun üzerine celallendi. Karun’a:
– Ey Allah’ın düşmanı! Bunları, zekat vermemek için mi yapıyorsun? Beni mahcup etmekle gayen nedir? dedi. Daha sonra Hz. Allah’a iltica ederek: – Allah’ım, Karun’un yaptıklarını sen biliyorsun, dedi ve onun aleyhinde duaya başladı. O sırada Cebrail Aleyhisselam:
– Ya Musa, Allah yeri senin emrine verdi, dedi. Musa Aleyhisselam da yere emrederek şöyle buyurdu:
– Ey yer, bunu yut. Toprak, bunun üzerine Karun’u önce dizlerine kadar, sonra yavaş yavaş tamamen yutmaya başladı. Karun bu arada Musa Aleyhisselam’a yalvardıysa da Hz. Musa hiç aldırmadı. Böylece, adamlarıyla beraber gömüldü gitti. Bundan sonra Hz. Allah Musa Aleyhisselam’a I)uyurdu ki:
– Ey Musa, Karun sana dört defa yalvardı, sen kabul etmedin. Bana hiç yalvarmadı. Eğer bana bir defa yalvarsaydı, ben onu affederdim. Bu, Allah’ın rahmetinin genişliğini anlatır.

Karun toprak tarafından yutulduktan sonra, bazıları konuşmaya başladılar:
– Musa, Karun’un mallarını ele geçirmek için onun aleyhine beddua etti ve mallarına kondu.
Bunu duyan Musa Aleyhisselam:
– Ya Rabbi, onun mallarını da yere batır, buyurdu. Karun’un malları da yere battı. Böylece Karun’dan da mallarından da sadece acı bir hikaye kaldı. Bu hadise müslümanlar için ibretli bir hadise olarak din kitaplarına intikal etti.

Müslüman, Allah’ın kendisine verdiği az-çok ne ise ona kanaat etmelidir. Çok isteyipte, Allah’ın emirlerini unutmamalıdır. Eğer Allah’tan zenginlik isteyecekse, şöyle dua etmelidir: Allah’ım, bana bol bol zekat vermek nasip eyle.

Ali Eren – Dini Hikayeler

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın

Posted by Site - Yönetici Nisan 25, 2016

Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın

Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın

Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek kanadını bir dervişin kırdığını söyler. Hz. Süleyman dervişi hemen huzuruna çağırtır.
Ve ona sorar;
Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?
Derviş kendini şöyle savunur:
Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı

Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve şöyle der:
Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun

Kuş’un kendini savunması Hz. Süleyman’ı da şaşırtır:
Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”

Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister.
Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.
Ancak bu emre Kuş itiraz eder:
Efendim, sakın böyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.
Neden” diye sorar Hz. Süleyman.

Kuş nedenini şöyle açıklar
Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın. Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın...

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Süleyman, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Sen bize Safa tepesini altın yap!

Posted by Site - Yönetici Şubat 11, 2016

madinahgold1 copy

Sen bize Safa tepesini altın yap!

Rivayet olundu:
Kureyşliler, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine;
-“Ey Muhammed!
Sen bize Musa Aleyhisselam’dan haber vermektesin!
Musa Aleyhisselam’ın beraberinde asâ’sı vardı.
Musa Aleyhisselâm, asasını, taşa vurduğunda taştan on iki pınar kaynamaya başladı.
Sen bize İsa Aleyhisselam’dan haber verdin.
İsa Aleyhisselâm, ölüleri diriltiyordu.
Salih Aleyhisselâm, dağdan deve çıkarttı.
Sen de bize, böyle apaçık bir mucize getir! Eğer sen bunları yaparsan elbette biz seni tasdik eder ve sana iman ederiz!”

Müşrikler bu konuda yemin ettiler. Hatta yeminlerinde mübalağa ile çok aşırı gittiler. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, onlara sordu:
-“Ne istiyorsunuz?” Onlar;
-“Sen bize Safa tepesini altın yap!
Veya bize bazı ölülerimizi dirilt!
Biz o Ölülerimizden, senin söylediklerinin hak mı veya bâtıl mı olduğunu soralım!
Veya bize melekleri göster.
Melekler, senin peygamberliğine şahadet etsinler!…”
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri onlara;
-“Sizin istediklerinizin bazılarını yaparsam; beni tasdik eder misiniz?” dedi. Onlar:
-“Evet! dediler.
Eğer sen bunları yaparsan, elbette topluca sana tabi oluruz!”

Müslümanlar, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden, onların kendisini tasdik etmesi için üzerlerine indirmesini istediler…

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, bu konuda dua etmeyi düşündü.
O anda Cebrail Aleyhisselâm geldi. Ve:
-“Eğer sen bunların olması için dua edersen; Allâhü Teâlâ hazretleri bu mucizeleri ikram ederse; onlara köklerini kazıyan bir azap ile azap eder. Ama eğer sen tâ Tevbe edinceye kadar onları olduğu hal üzere terk edersen; belki ileride Tevbe ederler (ve imana gelirler),” dedi.

Kaynaklar : Taberi Tefsiri: c. 7, s. 312. ibni Kesîr Tefsiri, c. 2. s. 165.
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/729-730.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Dünyayı Terk…

Posted by Site - Yönetici Ocak 17, 2016

colde kuyu, dini hikayeler, h.z yusufun kuyuya atilmasi,Çölde bir kuyunun başına geldi,hz-yusuf-kuyu copy

Dünyayı Terk…

Onların (tasavvuf ehlinin kâmillerinin) bazılarından rivayet olundu.

Ben bir fakîr (sofu) bir kişiyi gördüm.
Çölde bir kuyunun başına geldi.
Su tulumunu kuyuya saldı.
İpi koptu.
Tulum koyunun içine düştü.
Uzun bir zaman öyle orada kaldı. Ve şöyle dedi:
(Ya Rabbi!) Senin izzetine yemin olsun ki, (su) tulumumu almadan buradan ayrılmam! Ya da buradan ayrılmam için bana izin verirsin!” dedi.
(Bu hadiseyi rivayet zât buyurdu:)
Sonra susamış bir Ceylân gördüm.
Ceylân, kuyunun başına geldi. Ceylân kuyunun suyuna baktı. Kuyu kaynamaya başladı. (Çok kısa bir süre içinde) kuyunun üzerinde sular taştı. Bir baktım ki, o fakirin su tulumu kuyunun ağzının üzerindeydi.
Adam su tulumunu aldı. Ve ağlamaya başladı. Şöyle dedi:
-“Ya Rabbi! Senin katında benim bir Ceylân kadar bile yerim yokmuş?” O anda gizliden şöyle bir ses geldi:
-“Ey miskin! Sen kuyunun başına su tulumu ve ip ile geldin! Ceylân ise bize tevekkül ettiği için bütün sebeplerden tecrip edip (her şeyden arınarak) kuyunun başına geldi!”

Bu hikâyede, Allâhü Teâlâ hazretlerinin gayrisinden tamamen kesilmeye delâlet eden (hikmetler ve manâlar) var.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/210..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Çocuklarını Öldürmek – İbretle Okuyun.

Posted by Site - Yönetici Ocak 13, 2016

Cahiliye döneminde kız çocuğu kuyuya atılarak

Çocuklarını Öldürmek

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden rivayet olundu;

-“Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ashabının içinde ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin önünde (yanında) sürekli üzüntülü olan bir adam vardı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona sordu:
Sana ne oluyor? (Bu kadar) mahzun oluyorsun?” O zat; -“Ya Resûlallah (s.a.v.)! Ben câhiliyet dönemimde bir günah işledim! Müslüman olduktan sonra o günahımın af ve mağfiret kılınamayacağını düşünerek üzülüyorum! (O günahım beni mahzun ediyor, onu hatırladıkça üzülüyorum!)” dedi. Efendimiz (s.a.v.) Hazratleri,
Bana günahından haber ver?” buyurdular: O kişi: -“Ben kız çocuklarını öldürenlerdendim!
Bir kız çocuğum doğdu. Eşim, onu öldürmemem ve terk etmem üzere şefaatte bulundu. Ben de onun isteğini kabul ettim. Kızı ona terk ettim.
Kızım büyüdü. Gelinlik çağına ulaştı. Kadınların en güzellerinden oîdu. Onu istemeye geldiler…
Hamiyet (taassub, kıskançlık ve câhiliyet damarım) kabardı.
Kalbim onu evlendirmeye tahammül etmedi.
Veya onu hiç evlendirmeden öyle evde bırakmaya da râzî olmadım.
Bir gün eşime;
Ben şu şu kabilelerde bulunan akrabalarımı ziyarete gitmek istiyorum! Kızımı da benimle beraber gönder!” dedim. Eşim, buna çok sevindi. Kızı elbise ve ziynetlerle süsledi… Benden de ona ihanet etmemem (öldürmemem) üzere bir çok misâk (yemin ve ahidler) aldı. Kızımı aldım onunla (çölde) bir kuyunun başına gittim. Kuyuya baktım. Kız, kuyuyu görünce benim, onu kuyuya atacağımı hissetti. Bana sarıldı ve ağlamaya başladı. Yalvardı, yakardı. Göz yaşları içinde;
Ey babacığım! Ey babacığım! Bana ne yapmak istiyorsun?” dedi. Ona acıdım.
Sonra kuyuya baktım hamiyet (câhiliyet ve kıskançlık) bana galip geldi.
Kızım yine sımsıkı bana sarıldı.
Hüngür hüngür ağlamaya başladı ve bana;
Babacığım! Annemin emânetini zayi etme! (Anneme verdiğin sözü bozma! Ben annemden sana emânetim, annemin emânetini yitirme!”)
Ben bir kuyuya bakıyorum; bir birde kıza…
Kuyuya baktıkça hamiyet damarım kabarıyor; kıza baktıkça da merhamete geliyordum.
Sonuçta şeytan bana galip geldi.
Kızımı (kendi elimle) baş aşağı kuyuya attım!
Kızım kuyunun altında hâlâ ağlıyor ve bağırıyordu:
Baba! Beni öldürdün! Baba beni öldürdün?
Orada uzun süre kaldım.
Ta ki kızımın sesi tamamen kesildi. (Öldüğüne kanaat ettikten sonra) ayrıldım.
Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ağlamaya başladı. (Mübarek gözlerinden yaşlar aktı…) Bütün sahabeler ağladılar.
Ve Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
Eğer câhiliyet döneminde yaptığından dolayı, bir kişiyi cezalandırmayı emretmiş olsaydım; elbette senin yaptıklarından dolayı seni cezalandırırdım!.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: Muhakkak ki İslâm mâ kablini (kendisinden önce işlenen günahları) siler.

Başka bir hadis-i şerifte de; Tevbe de kendisinden önce işlenen günahları siler…
.

Kaynaklar : Bahrû’l-Ulûm: c. 1, s. 517,
Kurtubî Tefsiri: c. 7, s. 88,
Kenzu’l-Ummâl:33664;
lbni Kesîr tefsiri, c.4, s. 644.
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/183-186.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | Etiketler: | Leave a Comment »

Gerçek Tevekkül ve Kurtuluş

Posted by Site - Yönetici Ocak 4, 2016

Şeyh Ebû'l-Hamza el-Horasânî,,Gerçek Tevekkül ve Kurtuluş

Gerçek Tevekkül ve Kurtuluş

Şeyh Ebû’l-Hamza el-Horasânî (k.s.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular:
Senelerden bir sene haccettim. Ben yolda yürürken, bir kuyuya düştüm. Nefsim, yolda gidenlerden imdat istemek konusunda benimle münakaşa etti. Ben (kendi kendime);
-“Yok! Vallahi imdat istemeyeceğim!” dedim. Bu benim hatırıma tamam olmadan; kuyuya iki adam uğradı. Biri diğerine;
-“Şu yol üzerindeki kuyunun ağzını kapatalım ki, kazara bir kimse düşmesin,” dedi.
Odun, kamış ve bitkilerle kuyunun ağzını kapattılar. Yerle bir oluncaya kadar toprakla örttüler.
Bu sırada feryat etmek aklına geldi. Ben kendi nefsime;
-“Ey, şu adamlardan bana daha yakın olana iltica et!” dedim. Nefsim sustu.
Ben, işimi ve hâlimi Allâhü Teâlâ hazretlerine ısmarladım. Bir saat sonra baktım bir şey (hayvanın biri) geldi. Kuyunun ağzını ayaklarıyla açtı. Sonra;
-“Bana sarıl.” der gibi iki ayağını aşağıya doğru sarkıttı.
Onun beni kurtarmak için geldiğini ve benim için ayaklarını sarkıttığını anladım.
Onun ayaklarına sarıldım. O hayvan beni kuyudan çıkarttı. Bir de baktım ki o arslan idi. Geçti gitti. O zaman gâibden bir ses işitim:
Ey Ebû Hamza! Seni kuyuda mahvolmaktan arslanla bir tehlikeden başka bir tehlike ile kurtarmamız güzel bir şey değil mi?
Allâhü Teâlâ hazretleri, kadirdir. O her şeye kadir ve gerçek vekîl’dir…

Kayak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/685-687.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: