Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Adab-ı Muaşeret’ Category

Yemek Esnasındaki Âdâb – Su İçmenin Edepleri…

Posted by Site - Yönetici Ekim 17, 2014

Yemek duasi

Yemek Esnasındaki Âdâb

Bunlar şöyle sıralanabilir:
1) Yemeğe besmele ile başlamalıdır.
2) Sonunu elhamdülillah ile bitirmelidir. Hatta her lokma ile beraber bismillah denmesi çok güzeldir ki, oburluk onu Allah’ın zikrinden alıkoymasın,
3) Birinci lokma ile beraber bismillah, ikinci ile beraber bismillahirrahman, üçüncü lokma ile beraber bismillahirrahmânirrahim demelidir.
4) Besmeleyi, başkası da hatırlasın diye sesli söylemelidir.
5) Sağ el ile yemelidir.
6) Yemeğe tuz ile başlayıp, yemeği tuz ile bitirmelidir.
7) Lokmasını küçük tutmalı ve güzelce çiğnemelidir.
8) Bir lokmayı yutmadan diğer lokmaya elini uzatmamalıdır; zira boyle yapmak yemekte acelecilik yapmak demektir.
9) Yenebilecek hiçbir şeyi hor görmemelidir.
Hz. Peygamber yemeklerin hiçbirisini hor görmezdi. Eğer hoşuna giderse yerdi. Aksi takdirde yemezdi.12
10) Önünden yemelidir. Ancak meyvelerde istediği taraftan alabilir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Yemeğin senin tarafına düşen kısmından ye!13
Sonra Hz. Peygamber (s.a), ellerini meyveler üzerinde gezdirdi. Kendisine ‘Neden böyle yapıyorsunuz?’ denildiğinde şöyle buyurdu: ‘Meyveler bir çeşit değildir’.14
11) Yemeğin tepesinden ve ekmeğin ortasından yememelidir. Aksine ekmeğin kenarlarından kesmek suretiyle yemelidir. Ancak ekmek az olduğu zaman, ekmeği kopararak yemelidir.
12) Ekmeği de pişmiş eti de bıçakla kesmemelidir.
Çünkü Hz. Peygamber böyle yapmayı yasaklayarak15 şöyle demiştir:
Eti, ön dişlerinizle parçalamak suretiyle yeyiniz.16
13) Çömlek veya başka bir kabı ekmeğin üzerine koymamalıdır. Ancak ekmekle katık olarak yenen madde ekmek üzerine konabilir.
Çünkü Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Ekmeğe hürmet ediniz. Zira Allah ekmeği göğün bereketle-rinden indirmiştir.17
14) Elini ekmekle silmemelidir.
Çünkü Hz. Peygamber (s.a)şöyle demiştir:
Herhangi birinizin lokması elinden düştüğü zaman, onu kaldırıp ona yapışan tozları sildikten sonra (yemelidir). Onu şeytana bırakmamalıdır. Parmaklarını yalamadan önce, mendil ile silmemelidir. Çünkü kişi bereketin hangi yemekte olduğunu bilemez.18
15) ‘Sıcak yemeğe üflememelidir. Çünkü böyle yapmak, yasaklanmıştır’.19 Sıcak yemek yenebilecek dereceye gelinceye kadar sabretmelidir.
16) Hurmaları yedi, onbir veya yirmibir tane; yâni tek olarak yemelidir. Yahut da mümkün olduğu kadar yediği hurmaları tek sayıda bitirmelidir.
17) Hurmaların içinde bulunduğu kaba çekirdeğini atmamalıdır ve aynı zamanda çekirdekleri elinde de tutmamalıdır. Hurma çekirdeğini ağzından elinin dışına koyup sonra atmalıdır.
Çekirdeği ve tortusu olan her tane ve meyve de hurma hükmündedir.
18) Yemeğin artıklarını yemek tabağına dökmemelidir. Onları, tortular ve çöplerle beraber bir yere bırakmalıdır ki, başkası yanılıp onu yemesin.
19) Yemek esnasında fazla su içmemelidir. Ancak boğazında lokma kalırsa veya normal olarak susamışsa, o zaman su içebilir. Denildi ki, yemek esnasında su içmek, tıbben faydalıdır. Çünkü (doktorlara göre), su midenin düzenleyicisidir.

Su İçmek

Su içmenin edepleri şunlardır:
1) Testiyi sağ eline alıp bismillah deyip emmek suretiyle içmelidir.
Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Suyu emerek yavaş yavaş içiniz. Onu, bolca nefes almadan içmeyiniz. Zira ciğer hastalığı bu şekilde su içmekten meydana gelir.20
2) Ayakta veya uzanmış iken içmemelidir. Çünkü Hz.Peygamber (s.a) ayakta su içmeyi yasaklamıştır.21
Buna rağmen Rasûlullah’ın ayakta su içtiği de rivayet edilmiştir. O halde bu iki rivayetin arasındaki zıtlığın giderilmesi ve telif edilmesi şöyledir: Hz. Peygamberin ayakta su içmesi, herhangi bir özürden dolayıdır.22
3) Suyu içerken testinin altından üzerine damlamamasına dikkat etmelidir.
4) İçmeden önce, testiyi kontrol etmelidir.
5) Ağzı testide iken nefes alıp vermemeli ve geğirmemelidir. Hamdederek testiyi ağzından meyilli bir şekilde uzaklaştırma nefesini alıp geğirdikten sonra besmele ile ikinci bir defa testiyi ağzına götürmelidir.
Zira Hz. Peygamber (s.a) içtikten sonra şöyle demiştir:
Hamd, suyu rahmetiyle tatlı ve zevkli yaratan Allah’a mahsustur. O Allah ki, günahlarımızdan ötürü suyu acı ve tuzlu kılmamıştır.23
6) Gerek testi ve gerekse cemaatin arasında dolaştırılan diğer su kapları olsun,bütün bunlar, sağdan başlayarak dolaştırılmalıdır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a) süt içerken, Hz. Ebubekir Sıddîk (r.a) solunda, bir bedevî de sağında idi. Hz. Ömer de meclisin bir köşesinde bulunuyordu. Rasûlullah’ın süt kabını
bedeviye uzattığını görünce, Hz. Ömer (r.a) ‘Yâ Rasûlullah! Senin solunda duran Ebubekir’e versene’ demesine rağmen Rasûlullah, Hz. Ebubekir’e değil de göçebeye verdi ve şöyle buyurdu: ‘Sağdan başlayınız, sağdan, sağdan..,’24
7) Üç nefeste suyu içmelidir.
8) Başlangıcında besmele çekmeli, sonunda ise, Allah’a hamdetmelidir. Birinci nefesin sonunda elhamdülillâh, ikinci nefesi sonunda rabb’il-âlemin, üçüncü nefesin sonunda da errahmânirrahîm demelidir.
İşte yemek ve içmek hususunda söylediğimiz bu yirmiye yakın edeplerin varlığı rivayetlerle sabittir.

Kaynak : İhya-u Ulumiddin (İmam Gazali)

12) Müslim ve Buhârî, (Ebu Hüreyre’den)
13) Müslim ve Buhârî, (Ömer b. Ebî Seleme’den)
14) Tirmizî ve İbn Mâce
15) İbn Hibban,(Ebu Hüreyre’den zayıf bir senedle); Beyhakî, (Ümmü Seleme’den zayıf bir senedle)
16) Ebu Dâvud, (Hz. Âişe’den)
17) Müslim, (Enes ve Câbir’den)
18) Müslim
19) Ahmed, (İbn Abbas’tan)
20) Deylemî, Müsned’il Firdevs
21) Müslim, (Enes, Ebu Said vc Ebu Hüreyre’den)
22) Müslim ve Buhârî, İbn Abbas’tan Hz. Peygamber’in zemzem suyunu
ayakta içtiğini rivayet etmişlerdir.
23) Taberânî, (Ebu Câfer Muhammed b. Ali’den)
24) İmam Mâlik, İmam Ahmed, Müslim, Buhârî ve diğer sünen sahipleri, (Enes’ten)

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Leave a Comment »

Yemek İkram Etmenin Âdâbı

Posted by Site - Yönetici Ekim 17, 2013

yemek-ikram-etmenin-adabimasada-kimler-yemek-yer-c3bczerinde-yemek-yenilen-c59feyler

Yemek İkram Etmenin Âdâbı

1. Herşeyden önce yapmacık hareketleri ve zorlamaları terketmeli, ne varsa onu ikrâm etmelidir. Eğer yanında hiçbir şey yoksa ve açıklamaya imkânı da bulunmazsa, dostlarına yedirmek için borç etmemelidir. Çünkü böyle yaptığı takdirde nefsini vesveseye sevketmiş olur. Eğer kendi nafakasına yetecek kadar bir şeyleri varsa ve nefsi de ondan vazgeçip dostlarına yedirmesine taraftar değilse, o nafakasını buna rağmen dostlarına vermesi uygun değildir.

Seleften biri bir zâhidin evine gitti. Zahid yemek yiyordu. Gelen misafire zâhid şöyle dedi: ‘Eğer bu yemeği borç ile almasaydım, ondan sana da yedirirdim.

Seleften bâzıları zorlamakla ilgili olarak şöyle demişlerdir: ‘Senin, arkadaşına yedirdiğin yemekten daha enfesini ve daha kıymetlisini arkadaşına yedirmek kaygusuna düşmen demektir’.

Fudayl b. İyaz şöyle demiştir: ‘Halk, ancak tekellüf ve zorlukları yüklenmekten ötürü bozuşurlar. Şöyle ki, birisi arkadaşını dâvet eder. Onun için bir sürü zorluklara girişir ve dolayısıyla ikinci bir defa arkadaşının gelmesini böylece önlemiş olur’.

Bazıları şöyle demiştir: ‘Bana gelen arkadaşımın kimliği beni ilgilendirmez. Zira ben onun için herhangi bir külfete girişmem. Ancak yanımda ne varsa onu takdim ederim. Eğer onun için külfete girmiş olsaydım, onun gelişi bana zor gelecek ve usandıracaktı’.

Zâtın biri şöyle demiştir: “Ben geçmişte bir dostumun yanına gidiyordum. O da benim için külfetlere giriyordu. Kendisine dedim ki: ‘Tek başına kaldığımız zaman, ne sen bunu yiyorsun ve ne de ben. Bu bakımdan bir araya geldiğimiz zaman neden bunu yiyoruz? O halde ya sen bu külfete girmeye son vereceksin veya ben ziyaretlerimi keseceğim’. Bunun üzerine dostum tekellüfe son verdi ve tekellüfe son verişinin yüzü suyu hürmetine bizim de ziyaretlerimiz devam etti”.

Yanında ne varsa hepsini misafirlere takdim etmek ve böylece çoluk çocuğuna zarar verip onların kalplerini ezâ ve cefâ ile doldurmak da külfete girmek demektir.

Bir zat, Hz. Ali’yi (r.a) dâvet eder. Hz. Ali kendisine şöyle der: ‘Üç şartla senin dâvetine icabet ediyorum:

a) Çarşıdan bir şey getirmeyeceksin,

b) Evinde olanı da esirgemeyeceksin,

c) Çoluk çocuğuna da zarar vermeyeceksin’.

Seleften bazıları, evinde ne varsa hepsini misafire takdim eder-lerdi. Her çeşit şeyden sofraya getirlerdi.

Seleften biri şöyle demiştir: Biz, Câbir b. Abdullah’ın (r.a) evine gittik. Bize ekmek ile sirke takdim etti ve şöyle dedi: ‘Eğer külfete girmekten menolunmasaydık, sizin için külfete girecektim’.41
Seleften biri şöyle demiştir: ‘Ziyaretçin geldiği zaman, neyin varsa onu misafire takdim et’. Selmân-ı Fârisi şöyle demiştir:

Allah’ın Rasûlü, bizde bulunmayan bir şeyi misafir için hazırlamaya çalışıp zorluk çekmekten menetti ve ancak elimizde bulunanı ikram etmemizi emretti.

Hz. Peygamber şöyle anlatır: ‘Yûnus (a.s), arkadaşları kendisini ziyarete geldiklerinde onlara ekmek ve elinin mahsûlü olan sebzeleri takdim ederek ‘Buyurun yeyin. Eğer Allah tekellüf yapanlara (misafirlere ikram hususunda zorlananlara) lânet etmeseydi, elbette size daha iyisini hazırlamak için zorluklara katlanırdım’ demiştir.

Enes b. Mâlik ve diğer ashab misafirlerine kuru ekmek ve hurmalardan mevcut olanı takdim ederek şöyle derlerdi: ‘Biz, kendisine yapılan ikramı hakir görenin mi, yahut yanında bulunan nimeti hakir görüp misafirine takdim etmekten çekinen kimsenin mi günahı daha büyüktür bilmiyoruz’

2. Bu edep ziyaretçiye aittir. Şöyle ki; belli bir şeyi ısrarla iste-memelidir. Çünkü o şeyi bulup getirmek, ev sâhibine çok kere zor gelir. Eğer ev sahibi misafirini iki yemek arasında muhayyer bırakırsa (yani iki yemek adı zikredip, bunlardan birini hazırlamayı teklif ederse) misafir, ev sahibine hangi yemeği hazırlamak kolay ise, onu istemelidir. Çünkü sünnet-i seniyye böyledir.

Hz. Peygamber (s.a) iki şey arasında muhayyer bırakıldığı zaman muhakkak ki, en kolayını tercih ederdi.42

A’meş, Ebu Vâil’den şöyle rivayet etti: ‘Bir arkadaşımla Selmân-ı Fârisî’yi ziyarete gittik: Bize arpa ekmeği ile katık olarak tuz takdim etti. Bu meyanda arkadaşım ‘Eğer bu tuzda bir de su’teri otu bulunsaydı daha iyi olurdu’ dedi. Bunu duyan Selman, çarşıya gidip abdest aldığı ibriğini rehin bırakarak, karşılığında su’teri otu alıp getirdi. Biz yedikten sonra arkadaş şu duâyı okudu: ‘Bize rızık olarak verdiği ile bizi kanâat sâhibi kılan Allah’a hamdolsun’. Buna karşılık Selman şöyle dedi: ‘Eğer sen rızkınla kanâat etseydin, şu anda benim abdest ibriğim rehinde bulunmazdı‘.

Eğer isteğinin arkadaşına zor geleceğini bilirse veya isteğini iyi karşılamayacağı kanaatini taşıyorsa, durum böyledir. Eğer arkadaşının böyle bir istekle sevineceğini biliyorsa, isteğinde hiçbir mahzur yoktur. Nitekim İmam Şafiî Bağdad’da Za’ferânî’nin misafiri iken böyle yapmıştır. Şöyle ki; Za’ferânî her gün pişirilen yemeklerin bir listesini yazar ve getirilmesi için cariyesine teslim ederdi. Bir ara İmam Şafiî listeyi cariyenin elinden alıp kendi el yazısıyla bir çeşit yemek daha ilâve etti. Za’ferânî sofrada onun ısmarladığı çeşidi görünce bozuldu ve ‘Ben bu yemeği ısmarlamadım’ diye çıkıştı. Bunun üzerine kendisine listeyi getirdiler, orada Şafiî’nin yazısı gözüne ilişince bundan çok memnun olan Za’ferânî cariyesini âzâd etti…

Ebubekir el-Kattanî şöyle demiştir: Sırrî es-Sakâtî’nin huzu-runa girdim ‘fetit’ (ekmek kırıntıları ile karışık bir meşrubat) getirip yarısını bardağa döktü. Kendisine ‘Sen ne yapıyorsun? Ben onun hepsini bir nefeste içerim’ dedim. Bunun üzerine gülerek şöyle dedi: ‘Senin böyle demen, senin için bir hac sevabından daha faziletlidir’. Ulemâdan biri şöyle demiştir: ‘Yemek üç çeşittir:

a) Fakirlerle yerken, onları nefsine tercih ettiğin yemek,

b) Arkadaşlarla bera-ber yenilen yemek,

c) Dünya ehliyle yenilen yemek’.

3. Ev sahibi, misafirini iştihalandırıp, hangi yemeği canının istediğini söylemesini ısrarla kendisinden sormalıdır. Nefsi, arkadaşının isteğine razı olduğu takdirde, böyle bir teklifte bulunması hem güzeldir, hem de böyle bir teklifte büyük bir fazilet ve ecir vardır.

Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmaktadır:
Kim kardeşinin bir isteğine tesadüf edip (onu giderirse) günâhı bağışlanır. Kim mü’min kardeşini sevindirirse muhakkak o kimse Allah’ı sevindirmiş olur.

Mü’min kardeşinin iştahının çektiği yemeği yedirip onu doyuran bir kimseye Allah Teâlâ bir milyon hasene (ecir) yazar. Bir milyon günâhını siler. Bir milyon derecesini yükseltir. Huld, Adn ve Firdevs adlı üç cennetten ona yedirir.

4. Misafire ‘Sana yemek getireyim mi?’ dememelidir. Aksine, yemeği varsa sormaksızın takdim etmelidir.

Süfyân es-Sevrî şöyle demiştir: “Kardeşin ziyaretine geldiğinde, sakın ona ‘yer misin veya sana yemek getireyim mi?’ deme. Hazır olanı derhal getir. Eğer yerse ne âlâ, yemediği takdirde kaldır”. Eğer ev sâhibi, misafirlere herhangi bir yemeği yedirmek istemiyorsa, onları o yemekten haberdar etmesi ve onu onlara anlatması uygun bir hareket değildir.

Süfyân es-Sevrî şöyle demiştir: ‘Yediğin yemekten çocuklarına yedirmek istemediğin zaman, onlara o yemekten bahsetmediğin gibi, onu beraberinde de göstermemelisin.
Sûfîlerden biri şöyle demiştir: ‘Fakirler size geldikleri zaman, onlara yemek ikrâm ediniz. Fakîhler size geldikleri zaman onlara ilmî bir mesele sorunuz. Kurralar (Kur’an okuyucuları) size geldikleri zaman ise onlara mihrabı gösteriniz’.

Kaynak : İhya-i Ulumu`d-Din – İmam Gazali

41) İmam Ahmed
42) Harâitî ve İmam Ahmed

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Leave a Comment »

BİR ÂDÂB

Posted by Site - Yönetici Ağustos 26, 2013

yemek-yeme-adabiyemek-hakkindaki-birtakim-dini-ve-tibbi-edepler-imam-gazaliihya-i-ulumuddin

BİR ÂDÂB

Sağ elinizle yiyiniz, sağ elinizle içiniz, sağ elinizle alınız ve sağ elinizle veriniz.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)

Bir şey alırken sağ el ile alınır, sağ el ile yenilir, içilir ve musâfaha yapılır, abdest âzâlarını yıkamaya başlarken sağdan başlanır, ayakkabı ve elbise giyerken sağ taraftan başlanır, câmi ve mescidlere, evlere, odalara sağ ayak ile girilir.

Cennetliklerin safları sağda olacak, cehennemliklerin safları da solda olacaktır. Cennet sağdadır, cehennem soldadır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Sağ elinizle yiyiniz, sağ elinizle içiniz, sağ elinizle alınız ve sağ elinizle veriniz. Çünkü şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer, sol eliyle verir ve sol eliyle alır.” buyurmuştur.

Pis ve kirli şeyler sol elle tutulur. Kiri temizlemek, burnu temizlemek, istincâ yapmak veya bir necâseti (pisliği) yıkamak için sol el kullanılır. Ancak sol elin kesik olması veya bir hastalık gibi mâzeretten dolayı bunlar sağ elle yapılabilir.

Bir kimseye kitap veya herhangi bir şey sağ elle verilir.

Makam ve fazilet bakımından kendisinden üstün biriyle yürüyen, onu sağına alır, solundan yürür.

.

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

MÜSÂFİR ÂDÂBINDAN

Posted by Site - Yönetici Ağustos 8, 2013

MÜSÂFİR ÂDÂBINDAN

Kul, üç yemekten dolayı hesâba çekilmez: Sahur yemeği, iftar yemeği ve (din) kardeşleri ile yediği yemeklerdir.” (Hadîs-i Şerîf, İhyâu Ulûmiddîn)

1- Ev sâhibi, müsâfirleri ile berâber kapıya kadar, çıkmalıdır. Bu müsâfire ikrâmdır.

Habeş kralı Necâşî’nin bir heyeti Peygamberimizi ziyârete gelmişti. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bizzât onlara hizmet etmeye başladı. Bunu gören Ashâb-ı Kirâm:

Biz varız, siz oturunuz, Yâ Resûlallâh” deyince Efendimiz aleyhisselâm:

Hayır, asla. Çünkü onlar benim Ashabıma (Habeşistan’da) ikrâm ettiler, ben de bizzat mukâbelede bulunmak isterim.’ buyurdular.

Müsafire tam manasıyla ikram etmek; geldiğinde, sofra başında ve giderken kendisine dâimâ güler yüz göstermek ve hoş sohbette bulunmaktır. Müsafirin asıl arzu ettiği, güler yüz, tatlı dildir.

İmâm Evzâî’ye (r.h.): “Müsafire ikram nedir?” diye sorulduğunda, Evzaî; “Güler yüz ve tatlı dildir.” demiştir.

2- Müsâfir, -kendisine gereği gibi ikram yapılamamış olsa da- gönül hoşluğu ile ve memnuniyetini ifâde ederek ayrılmalıdır. Böyle yapmak, iyi ahlâk ve tevâzuun eseridir.

3- Müsâfir, ev sahibinin müsâadesini almadan çıkmamalı, gönlünü alıncaya kadar oturmalıdır.

Ev sahibine ağırlık vermemek için, üç günden fazla kalmamalıdır. Ev sâhibi samîmi olarak ısrar ederse daha fazla kalınabilir.

.

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

Yemek Hakkındaki Birtakım Dinî ve Tıbbî Edepler

Posted by Site - Yönetici Ağustos 1, 2013

Karı-Kocanın Karşılıklı Vazife Ve Mükellefiyetleri

Yemek Hakkındaki Birtakım Dinî ve Tıbbî Edepler

1. İbrahim en-Nehaî’nin şöyle dediği rivayet edilmektedir:
Çarşıda yürüyerek birşey yemek âdi bir harekettir.64

İbrahim en-Nehâi bu sözü, âli bir senedle Hz. Peygamber’e isnad etmektedir. Bu fikrin tam zıddı İbn Ömer’den rivayet edilmektedir:

Bizler, Hz. Peygamber’in zamanında yürüdüğümüz halde yer ve ayakta su içerdik.65

Mâruf ve meşhur sûfîlerin bazılarının çarşıda yemek yedikleri görülmüştür. Bunun için kendilerine niçin böyle yaptıkları sorulduğunda şöyle cevap vermişlerdir: ‘Be mübârek! Çarşıda acıkıp eve mi gidip yemek yiyeyim?’ Kendisine denildi ki: ‘Bâri camiye girip orada ye!’ Şöyle cevap verdi: ‘Camiye girip orada yemekten utanıyorum. Allah’ın mâbedine yemek için nasıl gireyim?’

Zâhirde birbirinin zıddı görünen bu iki kanâatin arasını şöyle telif edebiliriz: Çarşıda yemek, tevazû ve tekellüfsüz olduğundan bazı kimselere uygun gelir. Onun için de güzeldir. Bazı kimseler için de mürüvvetsizlik olduğundan dolayı mekruhtur. Demek ki, bu hâl memleketlerin örf ve âdetlerine ve şahısların durumuna göre değişen bir hâldir. O kimse ki, onun çarşıda yemek yemesi diğer yaptıklarına uygun değildir, onun için böyle yemek mürüvvetsizliğe ve oburluğa işaret eder. Onun şâhitliğine de zarar getirir. O kimse ki, onun bütün hareketlerinde bir sadelik vardır. Her durumda tekellüften uzaktır, onun için de çarşıda yürürken yemek tevazûdan başka birşey değildir.

2. Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: ‘Yemeğine tuzla başlayan bir kimseden Allah Teâlâ yetmiş çeşit hastalığı uzaklaştırır’. Kim günde yedi hurma yerse, o hurmalar, onun içinde bulunan bütün tenyeleri öldürür. Hergün yirmibir kırmızı kuru üzüm yiyen bir kimsenin bedeninde şikâyet edecek bir hastalığı kalmaz. Et, eti bitirir. Yahni (veya et suyu) arapların yemeğidir.

Biskarcat (et ve tavuk çorbası) şişmanlatır ve kalçaları sarkıtır. Sığırın eti hastalık, sütü şifa ve yağı devadır. İçyağ ve benzeri şeyler hastalıkların kökünü kazır. Lohusalı kadın, yaş hurmadan gördüğü şifayı başka bir şeyden görmez. Balık, bedeni eritir. (Yani kaba ve lüzumsuz etleri eritir ve insanı zindeleştirir). Kur’an okumak ve misvak kullanmak balgamı söker. Uzun yaşamak isteyen bir kimse, kahvaltısını erken yapsın, akşam yemeğini (tekrarlasın) ve pabuç giysin. Halk yağ kullanmaktan daha verimli bir tedavi usulü bulamamıştır. Refah ve sıhhat içinde yaşamak isteyen bir kimse, cinsi münasebeti ve borcunu azaltsın.

3. Haccac-ı Zâlim bir doktora ‘Bana öyle bir şey tavsiye et ki, onunla amel edip başkasına muhtaç olmayayım’ dedi. Doktor şöyle tavsiyede bulundu:
Genç kadınlarla evlen.

Etlerden ancak gencecik etleri ye.

Hiçbir şeyi güzelce pişirmeden yeme.

Hastalık olmadan keyfî olarak hiçbir ilâç içme.

Meyvelerin iyi olmuş, tam kıvamına gelmiş olanını ye. Ancak yemeği güzelce çiğnedikten sonra yut.

İstediğin yemeği ye. Fakat üzerine su içme.İçtiğin takdirde o zaman onun üzerine yeme.

Küçük ve büyük abdestlerini bekletme.

Gündüz yedikten sonra uyu.

Geceleyin yediğin zaman uyumadan önce yüz adım da olsa yürü.

Arapların şu darb-ı meseli de aynı mânâyı taşımaktadır: ‘Kahvaltı et ve uzan, akşam yemeği ye ve yürü’.
Denilir ki: ‘Küçük abdestin bekletilmesi, yolu kapatılan suyun etrafını tahrip etmesi gibi bünyeyi tahrip eder!’
Damarların kesilmesi hastalığa, akşam yemeğini terketmek de ihtiyarlığa sebeptir.66

Araplar şöyle derler: ‘Kahvaltının terkedilmesi kalça yağlarını eritir’.
Hukemâdan biri oğluna şunları tavsiye etti: ‘Ey oğul! Kahvaltını yapmadan evden çıkma. Çünkü akıl kahvaltı ile yerinde kaldığı gibi, saldırganlık da onanla kaybolur. Bir de çarşıda göreceklerine karşı isteklerini azalt’.
Bir hekim şişman birine târiz yoluyla şöyle dedi: ‘Sırtındaki kadifeyi kim dokudu, bunu nasıl temin ettin?’ Şişman ‘Buğdayın özünü, genç hayvanın etini yemekle; menekşe ile yağlanıp, keten elbise giymekle temin ettim’ dedi.

5. ‘Perhiz hastalara faydalı, sağlamlara zararlıdır’ denilmiştir.

Bazıları da şöyle söylemiştir: ‘Kendisini (anormal) koruyan kimsenin zararı kesindir. Fakat sıhhatli olması şüphelidir’. Bu söz, sıhhatli bir kimse için tam yerinde söylenmiş bir sözdür.

Hz. Peygamber (s.a) Suheyb Rûmî’yi bir gözü ağrıdığı halde hurma yerken gördü ve bunun üzerine şunları söyledi:
Gözlerin ağrıdığı halde hurma mı yiyorsun?

Suheyb ‘Ey Allah’ın Rasülü! Ağrımayan tarafıyla yiyorum’ dedi. Bu cevabı alan Hz. Peygamber gülümsedi.

6. Ölünün geride kalan ailesine yemek götürmek, müstehabdır.

Câfer b. Ebî Tâlib’in ölüm haberi geldiğinde Allah’ın Rasülü şöyle demiştir:
Câfer’in aile efradı cenazeleriyle meşgul olduğundan yemeklerini yapamamaktadırlar. Bu bakımdan onlara yemek götürün.67
O halde böyle yapmak sünnettir. Bu gibi bir yemek cemaate takdim edildiği zaman yenmesi helâldir. Ancak ölü üzerine ağlamak için tutulanlara veya yardımcılarına hazırlanmış olan yemek, bu hükmün dışındadır. Çünkü onlarla birlikte yemek, uygun bir hareket değildir.

7. Zâlimin sofrasında oturalamak gerekir. Eğer zâlimin sofrasında hazır bulunmaya zorlanıyorsa, o zaman azıcık yiyebilir. Zâlimin sofrasında nefis yemeği hiç yememeye dikkat etmelidir. Sultanın sofrasında hazır bulunan ve ‘Benim oraya gitmem mecburi idi’ diyen bir kimsenin şâhitliğini müzekki (Şâhitlerin hâlini
tedkik ve teftiş eden memur) redderek şöyle dedi: ‘Senin sofrada nefis yemek aradığını ve büyük lokmalar yaptığını gördüm. Oysa böyle yapman için seni zorlayan kimseyi de görmedim’. Sultan, bir ara bu müzekkiyi sofrasında yemeğe zorladı. Bu durum karşısında kalan zat, sultana şöyle dedi: ‘Ya yeyip tezkiyecilik vazifemi bırakırım, ya da vazifeme devam etmek için yemem’. Bu vaziyet karşısında onun tezkiye ve teftişinin lüzumuna kani olanlar yakasını bıraktılar.

Hikâye olunur ki, Zünnûn-i Mısrî hapsedildi. Hapiste iken birkaç gün hiçbir şey yemedi. Âhiret yolunda kendisine kardeş olan bir hâtun yün bükerek kazandığından gardiyan vasıtasıyla ona yemek gönderdi. Zünnûn-i Mısrî (r.a), o yemekten yemedi. Bu durumdan ötürü o sâliha hâtun onun bu hareketini kınadı. Buna karşılık olarak Zünnûıı şöyle dedi: ‘Yemek helâl idi. Fakat bir zâlimin tabağında bana geldiği için yemedim’. Zünnûn bu sözleriyle gardiyanın eline işaret etmektedir. Böyle hareket etmek, takvânın en yüksek zirvesine çıkmak demektir.

8. Feth el-Mevsılî ziyaretçi olarak Bişr el-Hafî’nin yanına gitti. Bişr cebinden onun için bir dirhem çıkarıp hizmetçisi Ahmed elCelâ’ya verdi. ‘Bununla nefis bir ekmek ve güzel bir katık al’ dedi.
Ahmed şöyle der: ‘Bu emir üzerine nefis bir ekmek satın aldım ve Rasûlullah’ın (s.a) sütten başka hiçbir şey için şöyle dediğini hatırlıyor değilim:
Allahım! Bizim için onu bereketli kıl, onu bizim için artır.68

Onun için süt ve güzel hurmadan da aldım. Getirip Feth’e takdim ettim. Feth, yediğini yedi, kalanını da alıp götürdü. Bu durumu gören Bişr şöyle dedi: “Neden Ahmed’e ‘nefis bir yemek satın al’ dedim biliyor musunuz? Çünkü nefis yemek samimi şükrü gerektirir. Bilir misin Feth neden bana ‘Sen de ye’ demedi ve beni yemeğe çağırmadı? Çünkü misafirin ev sahibini çağırmaya hakkı yoktur da ondan. Feth’in geri kalanları niçin götürdüğünü biliyor musunuz? Çünkü kişinin tevekkülü tam olduğu zaman artık yük ona zarar vermez”.
Ebu Ali Rüzbârî bir ziyafet tertip edip o ziyafette bin kandil yaktı. Bu durum karşısında bir kişi kendisine itiraz etti. Bunun bir israf olduğunu söyledi. Bu itiraza karşı Rüzbârî itirazcıya şöyle dedi: ‘İçeri gir ve Allah için yakmadığım bir kandili söndür’. Adam içeri girdi, fakat lâmbalardan bir tanesini bile söndüremedi. Böylece emeline nâil olamayarak çıkıp gitti.

Ebu Ali el-Rüzbârî, birkaç denk şeker satın aldı. Helvacılara şekerden bir kale yapmalarını emretti. Onlar da onun emrini yerine getirip, şekerden yapılmış nakışlı direkler üzerine oturtulmuş mihrablar ve şerefeler kurdular. Bütün bunları yaptıktan sonra sûfîleri davet etti. Sûfîler o duvarları yeyip bitirdiler

9. İmam Şafii yemeğin dört şekilde yenildiğini söyledi.

a) Bir parmakla yemek, bu kibarlıktandır.

b) İki parmakla yemek mütekebbirliktir.

c) Üç parmakla yemek sünnettir.

d) Dört ve beş parmakla yemek oburluktur.

Dört şey vardır ki, bedeni takviye ederler:
1) Et yemek
2) Güzel kokular sürünmek
3) Cinsî münasebette bulunmadan yıkanmak
4) Keten giymek

Dört şey vardır ki, bedeni zayıflatır:
1) Çok cinsî münasebette bulunmak
2) Çok üzülmek
3) Aç karnına çok su içmek
4) Otururken arkasını kıbleye çevirmek

Dört şey vardır ki; insanın gözünün nûrunu artırır:
1) Kıbleye doğru oturmak
2) Uyku ânında gözüne sürme çekmek
3) Yeşile bakmak
4) Temiz elbise giymek

Dört şey vardır ki, gözü zayıflatır:
1) Pisliğe bakmak
2) Asılmış insanın ölüsüne bakmak
3) Kadının fercine bakmak
4) Otururken arkasını kıbleye çevirmek.

Cinsî münasebeti artıran dört şey vardır:

1) Serçe eti yemek
2) Itrifili ekber (birkaç maddeden mürekkeb bir ilâcdır) almak
3. Habbet’il-Hazra ile bademden yapılan Füstuk denilen ilâcı yutmak
4) Maydanoz yemek

Dört çeşit yatma (uyuma) şekli vardır:

1) Sırtüstü yatmak
Bu tarzda uyumak peygamberlerin uykusudur. Peygamberler,bu şekilde uzanarak yer ve göklerin yaratılışını düşünürlerdi.
2) Sağ yana yatmak
Bu tarz uyumak, âlim ve âbid kimselere mahsusdur.
3) Sol tarafı üzerine uyumak
Böyle uyumak sultanların ve padişahların uykusudur. Onlar yediklerini hazmetmek için bu şekilde yatarlar.
4) Yüzüstü uyumak
Bu şekilde uyumak, şeytanlara mahsustur.

Aklı artıran dört şey vardır:
1) Fazla konuşmayı terketmek
2) Misvak kullanmak
3) Sâlih kimselerle oturmak
4) Âlimlerle oturmak

Dört şey vardır ki, ibadetten sayılır:
1) Abdestsiz adım atmamak
2) Çok secde etmek
3) Camilerden hiç ayrılmamak
4) Çokça Kur’an okumak

Yine İmam Şafiî şöyle demiştir: ‘Aç karınla hamama girip çıktıktan sonra yemeği tehir eden bir kimsenin nasıl olup da ölmediğine hayret ediyorum’.

Yine şöyle demiştir: ‘Veba hastalığına Binefsec (Menekşe)den daha faydalı bir şeyin olduğunu zannetmem. Hasta olan kimse onunla hem yağlanır, hem de içer’.

En doğrusunu Allah bilir!

Kaynak : İhya-i Ulumud-Din –  İmam Gazali

63) Müslim
64) Taberânî
65) Tirmizî ve İbn Hibban
66) Merceme b. Adî
67) Ebu Dâvud, Tirmizî ve İbn Mâce
68) Ka’b b. Mâlik

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Etiketler: | Leave a Comment »

GİYİNME ADABI

Posted by Site - Yönetici Temmuz 5, 2013

GİYİNME ADABI

Avret yerini örtecek, soğuk ve sıcaktan koruyacak kadar giyinmek farzdır.

Allâh’ın nimetine şükür için iyi elbise giymek müstehaptır. Gurur ve kibre sebep olmayacak, fakirleri gücendirmeyecek şekilde bayramlarda, Cuma günlerinde ve toplantılarda kıymetli ve güzel elbiseler giymek mübahtır.

Kibirlenmemek şartıyla güzel ve kıymetli elbise giymekte beis yoktur. İmam-ı Â’zam Efendimiz kıymetli elbise giyerdi. Kibirlenmek ve insanlara övünmek için güzel elbise giymek mekruhtur.

Giyim kuşamda uygun olan, akran ve emsali gibi giyinmekdir. Çok kıymetli veya çok eski elbise giymek uygun olmaz.

Fasık ve facirlerin giydiği elbiseleri giymek mekruh olur.

Mecûsî, putperest vs. kâfirlere mahsus elbiseleri giymek, erkeklerin ipek elbise giymesi, erkeklerin kadın elbisesi ve kadınların erkek elbisesi giymesi câiz değildir.

Vücut hatlarını belli edecek kadar dar ve teni gösterecek kadar şeffaf elbise giymek de caiz değildir.

.

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Tırnak Kesmenin Şekli Ve Günü

Posted by Site - Yönetici Aralık 9, 2011

Tırnak Kesmenin Şekli Ve Günü

Kim tırnakları cuma günü keserek kısaltırsa, Allahü Teâlâ, onu, gelecek cumâ’ya kadar ve üç günde ziyadesiyle belâlardan muhafaza eder.”

Kim tırnaklarını cuma günü keserse o günün misline (öbür cumaya) kadar, korunmuş olur. Yine hadis-i şerifte buyuruldu:

Kim fakirlikten, göz ağrısı şikâyetinden, alaca hastalığı ve delilikten emin olmak istiyorsa, perşembe günü ikindiden sonra tırnaklarını kessin,

İmam Nevevî hazretleri, zikrettiler: Tırnak kesmede müstehab olan. ayaklardan önce ellerin tırnaklarından kesmeye başlamaktır. Tırnak kesilirken, önce sağ elin şehâdet parmağıyla başlanır. Sonra orta parmak, sonra yüzük parmağı, sonra küçük parmak ve en son baş parmağın tırnakları kesilir. Sonra sol ele döner. Sol elde küçük parmaktan başlanır, yüzük parmağı ve sonra diğerleri (orta parmak, şehâdet parmağı ve baş parmağın) tırnaklan sırayla kesilir. Sonra ayaklara geçilir. Sağ ayağın küçük parmağından başlanır; sol ayağın küçük parmağından bitirilir. (Sağ ayak parmaklarına küçük parmaktan başlanıp sırayla kesilir; sol ayağın parmaklarına ise baş parmaktan başlanıp küçük par¬mağa doğru sırayla kesilir.) İmam Gazalî hazretleri, Ihyâ-u Ulumiddin kitabında bu şekilde zikretti.

“Mafsallarınızı iyice temizleyin. Tırnak mafsallarıdır. Parmakların üzerinde olup, kirin içinde toplandığı yerdir. Bu kelimenin müfredi, (parmak boğumu) denir. Bu kelime, be ve cim harflerinin zammesi ve aralarında bulunan ra’nın sükûnüyle şeklinde) okunur. Bu da her mafsalın sırtına (dış tarafına) denir. Parmak boğumlarının sırtına denir. İki akdin parmak bağlantı yerlerinin iç tarafına (iki mafsalın bağlandığı yere) ise, (parmağın el ayasına bitişik olan boğumu) denir. Bu kelimenin cemii, parmakların el ayasına bakan boğum yerleri demektir. Parmakların sırtlarında bulunan boğumların tam karşılığındadır. Boğumlar, parmakların kemikleridir. Her parmakta, iki  (parmakların elin dışında görünen boğumu) ve üçte tane de (parmağın el ayasına bitişik olan boğumu) vardır.  Baş parmak hariç.  Baş parmağın;  bir   (parmakların elin dışında görünen boğumu) iki tane de (parmağın el ayasına bitişik olan boğumu) vardır. Parmak boğumlarında kirler toplanmasın diye temizlik emir olundu. Zira parmak mafsallarında kirin kalmasıyla kişi cenabet kalabilir. Bu kirler, su ile derinin arasına geçerler. Kurtubî tefsirinde de böyledir.

Mücâhid’den rivayet olundu; buyurdular: Bir ara Cebrail Aleyhisselâm’in gelmesi yavaşladı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri sordular:

-“Seni bana gelmekten alıkoyan nedir?” Cebrail Aleyhisselâm: -“-“Ben size nasıl geleyim ki? İçinizden bâzıları, tırnaklarını kesmiyorlar,  bıyıklarını almıyorlar, parmak mafsallarını iyice temizlemiyorlar ve dişlerini misvaklamiyorlar,” dedi ve sonra şu âyeti okudu:

“(Cebrail dedi ki: Ey Muhammedi) “Biz senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzdeki ve ardımızdaki (bütün geçmiş ve gelecek şeyler) ve bunların arasındakiler hep O’nundur. Rabbin de (seni) unutmuş değildir?

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri,

.

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

ERKEĞİN ÖRTÜNMESİ

Posted by Site - Yönetici Ocak 16, 2011

ERKEĞİN ÖRTÜNMESİ

ERKEĞİN ÖRTÜNMESİ

Erkeklerin kendi eşleri dışındaki kimselerin yanında ya da namazda, göbekle diz kapağı arasını örtmeleri farzdır. Sağlam görüşe göre diz kapağı da avret yeri kapsamına girer. Allahü Teala, “Irzlarını da korusunlar.” (en-Nur, 24/30) buyurur. Burada “ferc, çoğulu furûc” sözcüğü kadının cinsel organı anlamına geldiği gibi, her iki cins için “apışarası” anlamım da kapsar. İffet yerini en iyi koruma, örtme ile mümkün olacağı için “avret yerini örtme” de bu kapsama girer.

Elmalılı Hamdi Yazır (ö. 1358/1939) erkeğin avret mahalli ile ilgili olarak şöyle der: “İnsanın avret mahalli, bilinen cinsel organdan ibaret değil, apışarası denilen açıklık boyunca uzar ki, bunun azamisi topuklara kadar varırsa da en yakın bilinen azı, diz üstü oturulduğunda belirleneceği üzere göbek altından dizlere kadardır. Bunun için erkeklerde korunması ve örtülmesi farz olan bir avret mahalli bu bilinen en az miktarıdır. Fazlasını örtmek ise müstehaptır.” (Elmalılı, a.g.e., VI, 12, 13)

Erkeğin avret yerinin sınırları hadisle belirlenmiştir: “Sizden biriniz kölesini veya işçisini evlendirince artık onun göbekle dizleri arasına bakmasın.” (Ebu Davud, Salat, 26, Libas, 34) Başka bir rivayette; “Göbekle iki diz arası avret yeridir” ilavesi vardır.” (Ahmed b. Hanbel, II, 187) Darekutnî’nin naklettiği şu hadisle diz kapakları da kapsama girer: “Diz kapakları avret yerlerindendir.” (ez-Zeylai, Nasbu’r-Raye, 2. baskı, Kahire 1357/1938, I, 297)

Malikîlere göre, erkekler için avret yeri yalnız ön ve arka, yani “galiz avret” sayılan yerlerdir. Onlara göre uyluk kısmı avret sayılmaz. Delil Enes b. Malikten (ö. 91/709) nakledilen şu hadistir: “Hz. Peygamber Hayber günü izarını (alt peştemal) uyluğunun üzerinden kaldırdı, öyle ki ben onun uyluğunun beyazlığını görür gibiyim.” (eş-Şevkani, Neylü’l-Evtar,II, 64) Şu hadis de aynı anlamı desteklemektedir: “Rasülullah (s.a.s) uyluğunu açmış olarak oturuyordu. Ebu Bekir, yanına girmek için izin istedi, ona bu durumda iken izin verdi. Ömer izin istedi, ona da izin verdi. Sonra Hz. Osman izin isteyince, uylukları üstüne elbisesini örttü.” (eş-Şevkani, a.g.e., II, 63)

Ancak Hanefilerin de içinde bulunduğu çoğunluk fakihlere göre ön ve arka ile diz kapakları arasında kalan uyluklar da avret yeri kapsamına girer. Çünkü uyluğun avret yeri olduğunu bildiren başka hadisler de vardır.
(bk. Buhari, Salat, 12; Ebu Davud, Hammam, 1; Tirmizi, Edeb, 40; İbn. Hanbel, III, 478, 479, V, 290.)

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Fıkıh, İslamda Örtünme - Tesettür | Etiketler: , | Leave a Comment »

Küçük Çocukların Avret Yeri.

Posted by Site - Yönetici Ocak 15, 2011

20,Müslümanlar Niçin Geri Kaldı

Küçük Çocukların Avret Yeri.

Çok küçük çocukların avret yeri yoktur. Bunun sınırı dört yaşa kadardır. Bu yaştan küçük olan erkek veya kız çocuklarının bedenine bakmak veya dokunmak mubahtır. Sonra kendilerine cinsel istek duyulabilecek çağa kadar, yalnız haya yerleri avret yeri sayılır ve örtülmesi gerekir. Daha sonra ergin olmadıkça, on yaşına kadar sadece ön ve arka uzuvları ve bunların çevresi ile uyluklar avret yeri kabul edilir. Çocukların on yaşından sonra erkek olsun kız olsun, avret yerleri, namazda ve namaz dışında, erginlik çağına ulaşmış kimselerin avret yeri gibi sayılır. (İbni Abidin, Reddü’l-Muhtar, Mısır (t.y), I, 378)

Şafiilere göre küçük kız çocuğunun avret yerleri namazda ve namaz dışında büyük kadınlar gibidir.

Malikîlere göre, yedi yaşındaki erkek çocuğun namazda avret yeri ön ve arka uzuvları ile uyluk, kasık ve kaba etleridir. Böyle bir çocuğun bu yerlerini ergin erkekte olduğu gibi örtmesi menduptur. Namazla emrolunan küçük kız çocuğunun avret yerleri ise göbek ile diz kapağı arasıdır. Ancak bu kız çocuğunun ergin kadın gibi örtünmesi menduptur. Namaz dışında ise sekiz yaştan küçük olan çocuklarda avret yeri yoktur. (ez-Zuhayli el-Fıkhu’l-İslami ve Edilletuh, 2. baskı, Dimaşk 1405/1985, I, 596)

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Dini Konular, Fetvalar, Fıkıh, İslamda Örtünme - Tesettür | Etiketler: | Leave a Comment »

Yemekte Dört Şey Farzdır

Posted by Site - Yönetici Eylül 23, 2009

Yemek Hakkındaki Birtakım Dinî ve Tıbbî Edepler

Yemekte Dört Şey Farzdır

Denilir ki, yemekte dört şey farzdır:
1-  Ancak helâl’den yemek,
2-  O nimetin Allâhü Teâlâ hazretlerinden olduğunu bilmek,
3-  Yediklerine râzî olmak,
4- Allâhü   Teâlâ   hazretlerine   asla   isyan   etmemektir;   bu yemeğin kuvveti kendisinde olduğu müddetçe  (o kuvvetle günah işlememektir…)

Yemekte dört şey sünnettir:
1- Yemeğin başında besmele çekmek,
2- Yemeğin sonunda Allâhü Teâlâ hazretlerine hamd etmek  ,
3- Yemekten önce ellerini yıkamak ve yemekten sonra ellerini ve ağzını yıkamak, (3/334)
4-Yemekte  otururken   (eğer yer sofrasında  ise)  oturma esnasında, sol ayağını yere koyup sağ ayağını dikmektir… 

Yemeğin Edebleri Dörttür

Yemekte dört şey edeplerdendir:
1 – Kendi önüne gelen taraftan yemek,
2-  Lokmalarını küçük yapmak,
3-  Yemekleri tam çiğnemek,
4-  Yemek  esnasında   başkasının   lokmalarına   (ve   ağzına) bakmamaktır… 

Yemekte Şifâ

İki şey şifâ’dır
1 – Sofraya dökülen ekmek kırıntılarını yemek,
2- Tabağı sünnet etmek…

Yemekte Mekruh Olan Şeyler

Yemekte iki şey mekruhtur:
1 – Yemeği koklamak,
2- Yemeğe üflemektir. 

Sıcak Yemek

Yemeği sıcak olarak yememelidir. Ta yemeği soğutup öyle yemelidir. Muhakkak ki yemeğin lezzeti sıcaklıkta ve bereketi de soğuk olmasındadır… 

Akıllı Kişinin İşi

Aliâhü Teâlâ hazretlerinin rızâsını talep etmek için çalışan akıllı kişiye düşen vazife;
1- Helal gıda tahsil etmeli,
2-   Nimet ve fazileti veren Aliâhü  Teâlâ  hazretlerine çok şükretmeli,
3-  (Ve asla unutmamalı ki) Aliâhü Teâlâ hazretlerinin kulun üzerinde, zahirî ve bâtinî bir çok nimetleri; gizli ve aşikâr bir çok lütufları bulunmaktadır…

   Her yemekten sonra mutlaka yemek duasını okumalıyız. Gerek kısa veya gerekse uzun olsun fark etmez. Ama mutlaka yemek duasını okumalıyız. Yemek duasını öğrenmeli ve çocuklarımıza öğretmeliyiz. Nüzhetü’l-Mecâlis” isimli mevize ve malumat deryası kitabda şöyle buyurulmaktadır:
Hazret-i Ebû Bekir Sıddîk (r.a.)tan Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden rivayet ettiler: -“Kim, yemekten boşaldıktan bir ihlâs sûresini okursa, Allâhü Teâlâ hazretleri o kişi için kırmızı yakuttan cennette bir şehir yaratır. Ve onun yemiş olduğu her lokma sebebiyle ona on hasene yazar...”
Nüzhetü’l-Mecâlis, c. 1,s. 28,

Kaynak
  İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 9/787.
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 9/787.
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 9/787-788.
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 9/788.
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 9/788.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye | 3 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: