Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Genel’ Category

GUCDÜVÂNÎ HAZRETLERİNDEN NASİHATLER

Posted by Site - Yönetici Şubat 23, 2021

GUCDÜVÂNÎ HAZRETLERİNDEN NASİHATLER

Silsile-i Sâdât’tan Hâce Abdülhâlık el-Gucdüvânî (k.s.) Hazretleri çok sevdiği oğlu Hâce Evliyâ-yı Kebîr (k.s.) Hazretlerine şöyle nasihat etmişlerdir:

“Oğlum, sana vasiyet ederim ki ilim ve edep öğren, selef-i sâlihînin (Ashâb-ı Kirâm ve onlardan sonra gelen din büyüklerinin) yolunu öğrenip onlara uy.

Takvâ sahibi ol.Ehl-i Sünnet ve Cemâat’ten ayrılma ve beş vakit namazı cemaatle kıl.Fıkıh, hadis ve tefsir ilmi öğren, cahillerden uzak ol.Şöhrete sebep olacak hâllerde bulunma.Bütün gayretini, dünyayı talep etmeye harcama.

Çok ağla, az gül ve gülerken de kahkahadan tamamen kaçın. Az konuş, az ye ve az uyu.Elinden geldiği kadar halkın hizmetinde bulun. Bu hususta cân u gönülden gayret et.Üstâzları, kendi canından azîz bil ve onların hâl ve hareketlerine itiraz edip onları inkâr etme.

Kalbin dâima mahzun, gözlerin yaşlı, amelin hâlis olsun. Duanı da içten ve yalvarıp yakararak yap.Elbiselerin gösterişsiz, Arkadaşın derviş, Mayan ibadet, Evin mescit, Kalbin zikredici, Lisânın tatlı dilli, Yumuşak ve şükredici, Yoldaşın zikir ve dostun fikir olsun.”..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel, Nasihat | Leave a Comment »

Şeyh Ebû’n-Necîb es-Sühreverdî Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Şubat 5, 2021

Şeyh Ebû’n-Necîb es-Sühreverdî Hazretleri Kimdir ?


Şeyh Ebû’n-Necîb es-Sühreverdî , buyurdular:Nesebİ Hazreti Ebu Bekir , Sühreverd kasabasında doğdu.Nizamiye Medresesinde hocalık yapan Es’ad Mühenî’den, tasavvuf İlmini :İ Ahmed Gazâlî’den, hadîs İlmini Ali bin Neyhan’dan tahsil etti.

Talebeliğinde bir gün hocası kendisine;’Sende bir karartı, bir zulmet seziyorum.” Bunun üzerine Abdülkâhir hazretleri hemen oradan ayrıldı. İki üç gün hiçbir şey yemedi. Yanında da yiyecek bir şeyi yoktu. Dicle kıyısına giderek suya girip, açlığının böyle gitmesini istedi. Fakat yine açtı, Bir süre sonra bir sokaktan geçerken, ellerindeki tokmaklarla pirinci döverek un hâline getiren insanlar gördü. Onlara;-“Beni de ücretle çalıştırır mısınız?” diye sordu.-“Ellerini görelim.” dediler. Gösterince;-“Bu eller ancak kalem tutar.” diyerek ona içine altın konulmuş bir kâğıt verdiler, O da;-“Bunu alamam, zîrâ bir iş yapmadım. Eğer yazılacak bir şey varsa onu yapabilirim.” dedi. İçlerinde uyanık birisi hizmetçisinden bir tokmak isteyerek, Abdülkâhir Sühreverdî’ye verdi. Onlarla beraber pirinç dövmeye başladı. Fakat bu işe alışık olmadığından bir saat kadar çalışabildi. İş sahibi, ona bir altın verdi ve;-“İşte senin ücretin.” dedi. Parayı alarak oradan ayrıldı. Allahü teâlâ ilim öğrenmek arzu ve isteği verdi. Din bilgilerini en İnce noktalarına kadar öğrendi.

Bir gün dergâhına üç hıristiyan İle üç yahûdî gelmişti. Onlara îmânı ve islâmı anlattı, Kabul etmediler. Bunun üzerine Abdülkâhir Sühreverdî, herbirinin ağzına bir yudum süt verdi. Sonra herbiri kelime-i şehadet getirerek müslüman oldular ve;-“O sütü içince kalbimizdeki (hıristiyanlık ve yahûdîliğin) bütün küfür pisliklerinin dışarı çıktığını hissettik.” dediler. Abdülkâhir Sühreverdî hazretleri ise;-‘Allahü teâlâya yemin ederim ki, sizin önce müslüman olmayışınızın sebebi, şeytanlarınızın mâni olması idi. Burada önce onlar yenildi. Size Allahü teâlânın hidâyet vermesi İçin biz de duâ ettik.’ dedi.Sonra Sühreverdî hazretleri mübarek ellerini onların gözlerine sürdü. Keramet olarak onlar uzak’ yerlerdeki tanıdıklarını gördüler ve onlara müslüman olduklarını bildirip islâm dînine davet ettiler.


Abdûlkâhir Sühreverdî hac farîzasını yerine getirmek İçin kardeşinin oğlu ile Mekke’ye gitmişti. Birgün Kâbe-i muazzamada murakabe, Allahü teâlâyı tefekkür, düşünme hâlinde iken, Hızır aleyhisselâm teşrifbuyurdu. Fakat Abdülkâhir Sühreverdî hiç hâlini bozmayarak, murakabeye devam etti. Hızır aleyhisselâm bir süre durduktan sonra, gitti. Bir müddet sonra Şeyh hazretleri başını kaldırınca yeğeni;-‘Efendim! Bugün Hızır aleyhisselâm teşrif buyurdular. Siz ise kendilerine hiç bakmadınız sebebi neydi?” diye sorunca, Abdülkâhir Sühreverdî;-‘Sen bilmiyor musun ki, eğer Hızır aleyhisselâm gelmiş gitmiş İse yine teşrifleri mümkündür. Fakat o zaman kavuşmuş olduğum ilâhî tecellîyi elimden kaçırmış olsaydım bir daha nerede bulabilirdim. Belki onun pişmanlığı kıyamete kadar devam ederdi.” dedi. Bu sırada Hızır aleyhisselâm tekrar teşrif buyurdu. Bu defa Abdülkâhir hazretleri hemen yerinden kalkıp, edeple lâzım gelen hürmeti gösterdi.
Abdülkâhir Sühreverdî 1168 (H.563) senesi Cemâzilâhır ayının on yedinci Cuma günü ikindi vakti Bağdad’da vefat etti. Ertesi gün erkenden Dicle kenarındaki dergâhına defn olundu.


Sühreverdî hazretleri çeşitli ilimlere dâir birçok kitap yazmıştır.
Mütercim.
Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s. ) Ruhu’l Beyan Tefsiri : 9/434-435.

Posted in Güncel, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, İslam Alimleri | Leave a Comment »

Allah`ın diger isimleri ile dua edilirmi!

Posted by Site - Yönetici Ocak 11, 2021

Allah`ın diger isimleri ile dua edilirmi!

Rivayet olundu:
Sahabelerden bir adam namazında rahman ismiyle dua etti. (Orada bulunan) müşriklerden bir adam,
-“Muhammed ve ashabı, kendilerinin bir Rabbe ibâdet ettiklerini zannetmiyorlar mı? Bu adama ne oluyor ki, iki Rabbe dua ediyor?” dedi.
Bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri bu âyet kerimeyi ( A’râf Suresi 180. Ayet ) indirdi: (Ve;
-“Halbuki Allah’ındır en güzel İsimler (Esmâ-i hüsnâ)…
Onun İçin siz O’na onlarla çağırın… Ve O’nun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri bırakın. Yarın onlar yaptıklarının cezasını çekecekler.” Buyurdu.

Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de buyurdular: -“Allah’a dua edin! İsterseniz, Rahman’a dua edin (ister Allah diyerek dua ve isterseniz, rahman diyerek dua edin…)
Müşriklerin burunlarının yerde sürtünmesine rağmen (esmâ-i hüsnâ’dan dilediğiniz isimle Allah’a dua edin…)”
Zira isimlerin teaddüdü müsemmâ’run teaddüdünü lazım kılmaz…
(Allâhü Teâlâ hazretlerinin isimleri çoktur; ama kendisi birdir…)

Cenab-ı Allah’ı tanımak ve gereğince ona kulluk edebilmek için, onu Mübarek Sıfatları:
Sıfat-ı Zatıyye, Sıfat-ı Sübütiyye ve Esmâ-i Hüsnâ -güzel isimleriyle tanımak her Müslüman’a farzı ayındır.

Cenab-ı Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzeh’tir. Cenab-ı Allah’ın; Zâtında, Sıfatında, Ef âlinde, Esmâ’sında, Ahkâmında noksanlık yoktur.

Cenab-ı Allah, kemâl sıfatlarıyla muttasıftır. O kemâl sıfatlarının sahibidir. Cenab-ı Allah’ın sıfatları ne zâtının aynıdır ne de gayri… Bu Mübarek Sıfatlar, zatiyle kaimdir ve asla zeval bulmaz yani bir gün yok olmazlar.

Sıfat-ı zâtiye:
Cenab-ı Allah’ın Zatî sıfatları altıdır. Bu altı Mübarek Sıfatın hiçbiri varlıkların hiç birinde yoktur, Yalnız Allâhü Teâlâ Hazretlerine mahsusturlar, başkasında bulunmazlar. Bunların varlıklardan her hangi birine hiçbir surette bağlılıkları da yoktur. Çünkü Cenab-ı Allâhın zat ve sıfatlarında ortağı yoktur.

Zatî sıfatlar şunlardır:

VÜCÛD
Vücûd: Var olmak. Allah vardır. Varlığı ezelîdir. Vâcib’ül- Vücüd’dur yani varlığı muhakkak lâzımdır. Elbette var olması gerekir. Allah vardır ve varlığında başkasına muhtaç değildir.

KIDEM
Kıdem: Evveli olmamak; ezelî olmak. Yani Allâh’u Teâlâ’nın evveli yoktur. Allah, kadîm’dir. “O ilktir, sondur, zahirdir, bâtındır. O herşeyi bilendir.

BEKA
Beka: Sonu olmamak; ebedî olmak. Allah’ın sonu yoktur, yok olmayacaktır. Zat ve sıfatlarının yokluğu imkansızdır. “Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) baki kalacaktır.”

VAHDÂNİYYET
Vahdaniyet: Birlik.., Zatında ve sıfatlarında tek olup, ortağı yoktur. “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı, bunların ikisi de (yer ve göklerde ki nizam ve intizam) fesada uğrar, yok olurdu…”

MUHÂLEFETÜN LİL HAVADİS
Muhalefetin lil-Havâdis: Sonradan olanlara hiç benzememek Allâhü Teâlâ zat, sıfat ve işlerinde yaratıklarının hiç birine benzemez. Onun benzeri yoktur.

KIYAM Bİ-NEFSİHİ
Kıyam bi-Nefsihî: Var olmasında başka bir şeye muhtaç olmamak. Allâh’u Teâlâ zatı ile kaimdir. Var olmasında ve durmasında hiçbir şey ve yere muhtaç değildir. O, her türlü ihtiyaçtan uzaktır.

SIFAT-I SÜBÜTİYYE
Cenab-ı Allah’ın sübûtî sıfatları sekizdir. Bu sekiz sıfat Cenab-ı Allah’ın varlığını göstermektedir. Zâtında, sıfatlarında ve işlerinde kemâl, üstünlük bulunduğunu ve hiçbir kusur, karışıklık, eksiklik ve değişiklik olmadığını bildirmektedir.

Sübûtî sıfatlar şunlardır.

HAYAT
Hayât: Allâhü teâla diridir ve dirilticidir. Allâhü Teâlâ’nın hayatı mahIukatın hayatına benzemeyip, zatına mahsus olan hayat, ezelî ve ebedîdir. Hayatının başlangıcı ve sonu yoktur.

İLİM
İlim: Bilmesi olmak: Allâh’u Teâlâ her şeyi, hatta kalplerde gizlenen niyetleri dahi bilir. Allah’ın bilmesi mahlukatın bilmesine benzemez. Onun bilgisi ezelî ve ebedîdir. Onun bilgisinde eksilme, azalma ve çoğalma gibi değişiklikler olmaz.

SEMİ
Semi :İşitmesi olmak : Allâh’u Teâlâ her şeyi işitir. Cenab-ı Allah’ın işitmesi vasıtasız ve ortamsızdır. Onun işitmesi kullarının işitmesine benzemez. O, işitmekte başka bir şeye muhtaç değildir.

BASAR
Basar: Görmesi olmak: Allâhü Teâla her şeyi görür. Hatta, karanlık gecede, kara taşın üstünde, kara karıncanın yürüdüğünü görür ve ayağının sesini işitir. Çünkü onun görmesi aletsiz ve şartsızdır.

İRÂDET
İrâdet: Dilemesi olmak: İrade sahibidir ki, diler, ne dilerse onu dilediği gibi yapar. Ol emri ile her şey onun dilediği gibi olur. Onun irâdesine engel olacak hiçbir kuvvet yoktur. “Dilediğini yapandır.”

KUDRET
Kudret: Gücü yetmek. Allâh’u Teâlâ her şeye kaadir. Onun gücü her şeye yeter yani hiçbir şey ona güç gelmez.

KELAM
Kelâm: Konuşması olmak: Allâh’u Teâlâ’nın harf ve sese muhtaç olmadan söylemesi demektir. Cenab-ı Allah, âlet, harf, dil ve sese ihtiyacı olmadan söyler.

Kur’ân-i Kerim ve diğer ilâhî kitaplar, Kelâmü’llâh’dır. Allah’ın kelâmıdır. Cenab-ı Allâh Tur-ı Sina’da Musa Aleyhisselâm ve Mirac’ta Efendimiz (s.a.v.) ile konuştu.. Allah’ın kelâmı sonsuzdur.

TEKVÎN
Tekvin: Yoktan var etmek, meydana getirmek, yaratmak. Bütün kâinat ve mevcudat Onun “Ol emriyle yaratıldı. “Olma” derse her şey yok olur. Ondan başka yaratıcı yoktur. Her şeyi O yaratır. “O’nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.

Kaynak;İsmail Hakkı Bursevi (k.s. ) Ruhu’l Beyan Tefsiri : 9/515-516.

Posted in Genel | 1 Comment »

Senden korkmayan kişiden korkuyorum!

Posted by Site - Yönetici Aralık 29, 2020

 

Allâhü Teâlâ hazretleri, Davud Aleyhlsselâm’a vahyettl;
Ey Davud!
Benden başkatından korkuyor mutun?”
Davud Aleyhisselâm buyurdu:
– ‘Evet Ya Rabbi, Senden korkmayan kişiden korkuyorum!

Keşfü’i-Halâ: 2600,

Posted in Genel | Leave a Comment »

Sövene dilsiz, dövene elsiz gerek

Posted by Site - Yönetici Aralık 17, 2020

Erenler ne güzel buyurmuşlar: “Sövene dilsiz, dövene elsiz gerek….” İşte
tarikat budur… Bunu yapamayan, kin besleyen, eziyetlere tahammülü olmayan ve içinde benlik olan kışı, tasavvuf ve tarikata giremez,


Dıvân-ı Hafız-ı Şirâzî, s. 189,

Posted in Genel | Leave a Comment »

Hikaye ( Korku ).

Posted by Site - Yönetici Aralık 15, 2020

Hikaye ( Korku ).

Hazret-i Yahya bin Zekeriyya (a.s.)’dan hikâye edilen şu hadise korkulardandır:
Yahya Aleyhisselâm bir gün, arpa ekmeğinden yedi, tam olarak doydu ve uyudu. Ve o gece yapması gereken (gece ibâdetlerini tam olarak) yapamadı. Allâhü Teâlâ hazretleri ona vahyetti:
-“Ey Yahya! Sen benim (cennet yurdum ve) evimden senin için daha hayırlı bir ev mi buldun?
Veya daha hayırlı bir komşu bu buldun benim komşuluğumdan?
İzzet ve Celâlime yemin olsun ki, eğer sen bîr kere muttali olmakla Firdevs (cennetine) bir kere muttali olsan, elbette senin cismin erir ve elbette sen Firdevs-i alanın iştiyakından nefsini helak ederdin…
Ve eğer sen bir kere muttali olmakla cehennem ateşine mutalli olsaydın elbette göz yaşlarından kanlar akıttıktan sonra irin akıtırdın! Dokuma kalın elbise giydikten sonra demir elbise giyerdin!”

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/292-293.

Posted in Dini Hikayeler, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar | Leave a Comment »

Bu Senin Ümmetinin Göz Yaşlarıdır.

Posted by Site - Yönetici Aralık 12, 2020


Harpûtî (k.s.) hazretleri buyurdular: Rivayet olundu:
Kıyamet günü olduğu zaman, cehennemden dağ gibi bir ateş kütlesi çıkar. Ümmet-i Merhumenin üzerine hücum eder. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ümmetinden o ateşi defetmeye çalışır. Bir türlü ateş sönmez. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri:
-“Ey Cebrail! Yetiş! Yetiş! Ateş ümmetimi yakmak istiyor!” der. Cebrail Aleyhisselâm elinde bir bardak su ile gelir. Cebrail Aleyhisselâm, o bardak suyu, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine uzatır
ve şöyle der:
-“Bunu al, ateşin üzerine dök!”
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, o bir bardak suyu alır, dağlar gibi yükselip ümmetin üzerine gelen ateşin üzerine döker; ateş hemen o anda sönüverir, Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Cebrail Aleyhisselâm’a sorar:
-“Ey Cebrail bu ne suyu idi? Ateşi söndürme yönünde bundan daha etkili bir su görmedim?” Cebrail Aleyhisselâm:
-“Bu senin ümmetinin göz yaşlarıdır. Halvette (yalnız kaldıklarında sırf) Allah korkusundan ağlayıp akıttıkları göz yaşlarıdır!
Allâh’ü Teâlâ hazretleri bana emretti; ben ümmetinin göz yaşlarını topladım, senin ona olan ihtiyaç vaktine kadar sakladım! Senin onlarla cehennem ateşini söndürmen için şu ana kadar muhafaza ettim!” der…

Düşünmek ve ibret almak lazım.


Kaynak:Şerhü’l-Kasîdetü’l-Bürde, s. 41, Ömer bin Ahmed el-Harbutî, Amira matbaası, (hicri) 1266- İst.

Posted in Genel, Tevbe | Leave a Comment »

Kavimlerin içinde Allâhü Teâlâ hazretlerine en çok iftira edenler Yahudîlerdir.

Posted by Site - Yönetici Aralık 9, 2020


Kavimlerin içinde Allâhü Teâlâ hazretlerine en çok iftira edenler Yahudîlerdir. Kur’ân-ı kerim bizlere,
Yahudilerin, Allâhü Teâlâ hazretlerine şu iftiralar ettiğini haber vermektedir:

1 – Altın ve gümüşten buzağı yapıp insanlara, işte bu sizin ve Musa’nın ilâhı’dır,
2- Allah fakirdir, biz zenginiz.
3- Allahın eli tutuktur.
4- Uzeyir Allah’ın oğludur demeleri.
5- İlâhî kitap Tevrâtı tahrif etmeleri,
6- Tevrâtta bulunan Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sıfatlarını değiştirerek, Allah’a iftira etmeleri,
7- Tevrâtta bulanan peygamberlerin kıssalarını değiştirerek İftira etmeleri.
8- İlâhî emir ve yasakları değiştirmeleri.
9- Ve benzeri şekillerde Allâhü Teâlâ hazretlerini inkâr ederek, ona iftira ettiler, Allâhü Teâlâ hazretlerine iftira eden Yahudiler, Allah’ın
1- Meleklere,
2- Peygamberlere,
3- Salih kullara,
4- Âlimlere,
5- Müslüman devlet adamlarına hayli hayli iftira ederler…

Bu konuda daha geniş bilgi için “YAHUDİ MEZÂLİMİ” isimli çalışmaya bakınız.


Kaynak :İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/279.

Posted in Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar | Leave a Comment »

Hikâye -Rahmet-i İlâhi

Posted by Site - Yönetici Aralık 9, 2020

Hikâye (Rahmet-i İlâhi)

Bazı tefsir ehli buyurdular:
Kabil kardeşi, Hâbili öldürdü. Bu, Âdem Aleyhisselâm’a çok zor ve tahammülsüz geldi. Allâhü Teâlâ hazretleri, Âdem Aleyhisselâm’a;
-“Ey Âdem! Yeryüzünü senin emrine verdim!
Oğlun Kabilin yerine (onun olduğu mekana) istediğin şeyi yaptırabilirsin!” buyurdu.

Bunun üzerine Adem Aleyhisselâm, (Kabil’in olduğu yere seslendi)
-“Ey arz! Kabili içine al!”
Yer, Kabili içine çekti. Kabil, yeryüzüne;
-“Ey arz! Allâhü Teâlâ hazretlerinin hakkı için bana mühlet ver! Ben sözümü söyleyinceye kadar!” dedi.
Yeryüzü, onun dediğini yaptı. Kabil;
-“Yâ Rabbi! Babam da sana âsî oldu onu neden yerin dibine geçirmedin? (Ben âsî olunca yer beni içine çekiyor?)” dedi. Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
-“Evet! Lakin baban tek bir emri terk etti. Sen ise hem benim emrimi ve hem de babanın emrini terk ettin! Ve sen kardeşini öldürdün!”
Adem Aleyhisselâm ikinci defa; -“Ey arz! Onu içine çek!” buyurdu.
(Yer harekete geçti, ona biraz daha içine çekti.) Kabil (yeryüzüne seslendi)
-“Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerinin hürmetine, ben söyleyeceğim sözlerimi söyleyinceye kadar bana mühlet ver!” dedi.
Yeryüzü onun dediğin yaptı.
Kabil;
-“Ya Rabbi! İblîs’te senin emrini terk etti! Sana düşmanlık etti yine de onu yerin dibine geçirmedinl Bana ne oluyor? Yer neden beni içine çekiyor?” dedi. Allâhü Teâlâ hazretleri ona birincisi gibi cevap verdi.
Bunun üzerine Kabil;
-“Ey Allâhım! Sen doksan dokuz ismin yok mu?” Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
-“Evet!” Bunun üzerine kabil,
-“Rahman” ve “Rahîm” isimleri de bu isimlerin cümlesinden değil mi?” dedi. Allâhü Teâlâ hazretleri,
-“Evet!” buyurdu. Kabil;
-“Sen rahmetinin çokluğundan, dolayı sen kendi zâtını “Rahman” ve “Rahîm” isimleriyle isimlendirmedin mi?” diye sordu. Allâhü Teâlâ hazretleri;
-“Evet!” buyurdu. Kabil,
-“Ya Rabbi! Eğer sen benim helakimi dilediysen bu iki ismi doksan dokuz güzel isimlerinin arasında çıkar da sonra beni helak et! Çünkü tek bir günahtan dolayı bir kulu, helak etmek, asla rahmet olmaz! ” dedi.
Allâhü Teâlâ hazretleri, yeryüzüne Kabili serbest bırakmasını emretti.
Allâhü Teâlâ hazretleri onu helak etmedi.


Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/275-276.

Posted in Genel, H.z Adem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar | Leave a Comment »

Hz Mevlana raks ettimi ? Mevlevî tarikatında raksetmek varmı?

Posted by Site - Yönetici Aralık 8, 2020


Günümüzde ney çalarak rakseden, Mevlevî tarikatında da raksetmek ve sesleri yükseltmek yoktur.

Mevlânâ hazretleri Zikr-i Hafî ” (gizli zikir).yapardı.

Mevlânâ Hazretleri, Ney, rebap, tanbur gibi çeşitli çalgı aletlerini çalmamış ve onlarla zikir etmemiştir.

Mevlevî tarihine baktığımız zaman, Ney,-rebap, tanbur gibi çalgı aletlerinin çalınarak yapılan tören ve sema meclisleri, ilk defa onbeşinci asırda ortaya çıkmıştır. İlk mevlevî bestelerinin bestelenmesi de aynı zamana rastlar. Bu tarih Mevlânâ Hazretlerinin yaşadığı dönemden 3-4 asır sonradır. Çalgı aletleri, Mevlânâ tarafından değil”; ‘gerçek aşk, vecd ve cezbeden yoksun olan bazı cahil kişiler tarafından zamanla Mevlevî tarikatına sokulmuştur.

Mesnevî’nin birinci beytinde geçen “Ney” kelimesi bizim bildiğimiz çalgı aleti olan ney değil; mürşidi kâmil demektir. Mesnevî’nin “Dinle şu neyden nasıl şikâyet ediyor! O ayrılıklar hikâye ediyor..,!” diye başlayan birinci beytinde geçen “Ney” den maksad’m mürşidi kamil olduğunu, rahmetli Abidîn paşa dokuz türlü isbat etmiştir.

Mevlânâ Hazretleri, ney çalmak, ilâhi okumak, oynamak, zıplamak, dans etmek, semâ dönmek şöyle dursun yüksek sesle zikir bile yapmazdı. O, zikri hafi yani gizli zikir ile meşguldü.


Bu konuda daha geniş bilgi için; Merhum Abidîn Paşa’nin ‘Terceme ve Şerh-i Mesnevi Şerif c. 1, s. 17’ye ve Türkiye Gazetesi, Evliyalar Ansiklopedisi c. 4, s.273’ bakınız.

Posted in Genel, H.z Mevlana, Müzik - Musiki | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: