Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘H.z Ebu Bekir’ Category

Beş Zulmetin Beş Işığı Vardır

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2016

Hazreti Ebubekir,Beş Zulmetin Beş Işığı Vardır

Beş Zulmetin Beş Işığı Vardır:

1-Dünya zulmetinin ışığı ibadettir.

2-Günah zulmetinin ışığı tevbedir.

3-Kabir zulmetinin ışığı, La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah demektir.

4-Âhiret karanlığının ışığı salih ameldir.

5-Sırat karanlığının ışığı yakîndir. (Doğru ve şüphesiz imandır.)

Hazreti Ebubekir (Radıyallahu anh)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Güzel Sözler, Genel, H.z Ebu Bekir, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hz.Ebu Bekrin Kıymetli Nasihatlerinden.

Posted by Site - Yönetici Aralık 15, 2015

Hz.Ebu Bekrin Kıymetli Nasihatlerinden.

Hz.Ebu Bekrin kıymetli nasihatlerinden.

Buyurdular ki:

“Takva akıllıca yapılan işlerin en güzelidir.
Hakka âsi olmak ahmakça yapılan işlerin en çirkinidir.
Verilen emâneti yerine getirmek en üstün doğruluk sayılır. Hıyanet olarak da, en önde yalan gelir.”

“Ölümü özüne sevdir. Nasıl olsa gelecek.”

“Ömrünü faydasız, boş şeylerle geçiren, tarlaya tohum ekme vaktini kaçırmış olur.
Vaktinde tohum ekmeyen ise, hasat zamanında pişman olur.”

“Ne söyleyeceğine ve ne zaman söyleyeceğine dikkat et!”

Ordu kumandanlarını bir yere gönderdiği zaman, onlara: “Kadınları öldürmeyiniz, çocuklara, ihtiyarlara dokunmayınız, meyva ağacı kesmeyiniz, ma’mur yerleri tahrip etmeyiniz, haddi tecâvüz etmeyiniz, korkmayınız ve gıdadan başka bir maksatla koyun ve deve kesmeyiniz ve manastırlarına çekilmiş insanlara zarar vermeyiniz” diye emirler ve nasihatlar verdi.

Bir hutbesinde buyurdu ki: “Ey insanlar, Allah’tan af ve afiyet isteyiniz. Çünkü mü’mine, islâm’dan sonra af ve afiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir.”

“Müslümanlardan hiçbiri, diğerini hakir görmesin!
Zira müslümanların küçüğü, Allah yanında büyüktür.”

“Allahü teâlâdan, kendisini, kıyamet gününde cehennem ateşinden korumasını isteyen bir kimse, müminlere karşı çok merhametli ve ince kalbli davransın!”

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ebu Bekir, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

HAZRET-İ EBÛBEKİR’İN NASİHATİ

Posted by Site - Yönetici Ağustos 8, 2015

Hazreti Ebubekir`in Nasihati

HAZRET-İ EBÛBEKİR’İN NASİHATİ

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Ümmetim içinde ümmetime en merhametli olanı Ebûbekir’dir.
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)

Hazret-i Ebûbekir (r.a.) Yezîd bin Ebî Süfyan’ı bir fırkaya kumandan tayin edip Belkâ yolu ile Şam tarafına göndermiştir. Onun sancağı altında çok gönüllü asker toplanmıştır. İçlerinde Mekke’nin ileri gelenlerinden Süheyl bin Amr gibi büyük zatlar vardı. Halîfe Hazretleri, yaya olduğu halde onu yolcu etmiş ve şöyle nasihat etmiştir:

“Ben, seni tecrübe etmek üzere tayin ettim. Güzel hareket edersen evvelkinden daha büyük bir makam veririm ve eğer fena hareket edersen seni azlederim.

Allah korkusunu kalbinden çıkarma. Muhakkak Allâhü Teâlâ senin dışını nasıl görürse iç yüzünü de öyle görür. Allâh’a en yakın olan, ona ameliyle en çok yaklaşandır.

Kibirden sakın. Zira Allah, kibri ve kibirli olanı sevmez. Kibirli ve kendini beğenenler ile düşüp kalkma.

Askerinin yanına vardığında onlarla güzel arkadaşlık et. Onlara nasihat ettiğinde sözü kısa söyle. Zira söz uzun olursa bazıları unutulur.

Sen kendini ıslâh eder, düzeltirsen insanlar da sana karşı iyi olurlar.

Beş vakit namazı vaktinde, rükû’ ve secdesini tam yaparak; huşû ile kıl.

Düşmanın elçileri yanına gelince onlara ikram et ve onları çok bekletme, askerinin halini öğrenmeden çıkıp gitsinler. Onlara fikrini bildirme ve ordunun eksik ve kusurunu gösterme. Asla sırlarını açıklama ki, işlerin bozulmasın.

İstişare ettiğinde; danıştığında doğru söyle ki, istişare doğru olsun…

Geceleri uyanık olup arkadaşların ile sohbet et ki, sana haberler gelsin ve perdeler açılsın.

Geceleri askerine nöbet beklet ve karakollarını çoğalt ve vakitli vakitsiz onları dolaş. Gafil olanları adaletle ikaz et. Cezaya layık olanlara ceza vermekten korkma. Askerin hâlinden gâfil olma. Fakat gizli hallerini araştırarak onları rezil de etme. Görünen hallerine bak, insanların sırlarını meydana çıkarma.

Ganimet malına hıyanet etme, fakirlik getirir ve muvaffakiyyete mani olur.”

Kaynak: Fazilet Takvimi 22.08.2015

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ebu Bekir, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hazret-i Ebû Bekir ve Ömer (r.a)’ın Faziletleri

Posted by Site - Yönetici Şubat 19, 2015

Hazret-i Ebû Bekir ve Ömer (r.a)'ın Faziletleri

Hazret-i Ebû Bekir ve Ömer (r.a)’ın Faziletleri

İmam Mâlik (r.h.) hazretleri buyurdular:
Ben, Hazret-i Ebû Bekir ve Ömer (r.a.) hazretlerinden daha faziletli kimseyi bilmiyorum.
Zira onlar ikisi de Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin tıynetinden yaratıldılar. Çünkü onların ikisinin de kabirleri, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin esrarı ile kâinatın üzerine faziletli olan mukaddes ravza-i mutahharalarına çok yakındır…
Allâh’ü Teâlâ hazretleri, onun şeref, azamet ve heybetini daha ziyâde etsin.

Amin.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/246.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, H.z Ebu Bekir, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

1-Ebubekr-i Sıddîk – Silsile-i Saadat- Altun Silsile

Posted by Site - Yönetici Ocak 1, 2015

1-Ebubekr-i Sıddîk – Silsile-i Saadat- Altun Silsile ,Silsile-i Saadat- Altun Silsile

1-Ebubekr-i Sıddîk – Silsile-i Saadat- Altun Silsile

Halife Hz Ebu BekirHz. Ebû Bekir, daha Müslüman olmamıştı. Çok te’sîrinde kaldığı bir rü’yâ gördü. Gökten dolunay inip, Kâ’be-i muazzamaya gelmiş ve sonra parça parça olmuş, parçalar Mekke’deki her evin üzerine düşmüş, sonra da tekrar bir araya gelip göğe yükselmişti. Fakat, kendi evine düşen ay parçası evde kalmış tekrar göğe yükselmemişti. Hz. Ebû Bekir, evin kapısını kapayarak, ay parçasının çıkmasına mâni olmuştu.

Kavminden Peygamber gelecek

Sabahleyin heyecanla uyanan Hz. Ebû Bekir, hemen bir Yahûdî âlimine gidip, rü’yâsını anlattı. O da dedi ki:

-Bu rü’yâ karışık rü’yâlardan biridir. Bunun ta’bîri yapılamaz.

Fakat bu söz O’nu tatmin etmemişti. Devamlı bu rü’yânın ta’bîrini düşünüyordu.

Bir zaman sonra ticâret maksadıyla gittiği yerde, râhip Bahîra’ya rü’yâsını anlattı. Rü’yâ Bahîra’nın çok dikkatini çekti. Bunun için Hz. Ebû Bekir’e sordu:

-Sen nerelisin?

-Kureyş’tenim.

-Tamam. şimdi rü’yânı ta’bîr edeyim. Mekke’de, bu kavimden bir peygamber gelecek, O’nun hidâyet nûru her yere yayılacak. Sen, O hayatta iken O’nun vezîri, vefâtından sonra da Halîfesi olacaksın!..

Hz. Ebû Bekir ne yapacağını şaşırmış hâldeyken, râhip Bahîra sözlerine şöyle devam etti:

-Şimdi sen hemen memleketine dön! O’na ulaş! O’na vahiy gelmeye başladığında, git herkesten önce O’na îmân et!

Hz. Ebû Bekir bu ta’bîri kimseye anlatmadı. Peygamber efendimiz, peygamberliğini teblîğe başlayınca sordu:

-Peygamberlerin, peygamber olduklarına dâir delîlleri vardır. Senin delîlin nedir?

Peygamber efendimiz buyurdu ki:

-Peygamberliğime delîl, o rü’yâdır ki, bir Yahûdî âliminden ta’bîrini istedin. O âlim, “Karışık bir rü’yâdır, i’tibâr edilmez” dedi. Sonra râhib Bahîra, doğru ta’bîr etti. Yâ Ebâ Bekr, seni Allahü teâlâya ve Resûlüne îmân etmeye da’vet ederim.

Bunun üzerine, Hz. Ebû Bekir, kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu. Zaten bir gece önce şöyle düşünmüştü:

Aklıma yatmıyor

“Baba ve dedelerimizin seçtiği din, hiç aklıma yatmıyor. Zîrâ hiçbir zarar ve fayda vermeye kâdir olmayan bir heykele tapınmak, ibâdet etmek akıllıca bir iş değildir. Bu kadar muazzam bir kâinâtın bir yaratıcısı olması lâzımdır. Fakat bunu kendi aklım ile bulmam mümkün değildir. Yarın gidip durumu Muhammed aleyhisselâma anlatayım. Bu durumu ancak O’na arz edebilirim. Zîrâ, olgun ve akıllı, doğru görüşlü, hiç yalan söylemiyen bir kimsedir. Herkes O’ndan Muhammed-ül emîn diye bahsetmektedir. O, ne yapmamı isterse ona göre hareket ederim.”

Resûlullah efendimiz de, aynı gece, Hz. Ebû Bekir’i Ğslâm’a da’veti düşünmüştü. Sabah olunca her ikisi de aynı düşünce ile birbirlerinin evine gitmek üzere evlerinden çıktılar. Yolda karşılaştıklarında, “Sözleşmeden birleştik” dediler.

Hz. Ebû Bekir, Peygamber efendimizin huzurlarında Müslüman olur olmaz, hemen yakın arkadaşları hatırına geldi:

-Yâ Resûlallah, müsâade ederseniz, yakın arkadaşlarımı da huzûrunuza getirip, onların da Müslüman olmalarını arzû ediyorum. Onların da ebedî saâdete kavuşmalarını istiyorum, diyerek arkadaşlarına koştu.

Arkadaşlarım dediği, Hz. Osman, Hz. Talhâ bin Ubeydullah, Hz. Zübeyr, Hz. Abdurrahmân bin Avf, Hz. Sa’d bin Ebî Vakkâs ve Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh gibi, ileride Eshâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden ve Cennetle müjdelenenlerden olacak kimselerdi.

Gelin îmân edin

Hz. Ebû Bekir, yeni Müslüman olmasının aşk ve şevkiyle, Mescid-i Harâma vardığında, dayanamayıp, müşrikler tarafına dönerek seslendi:

-Bütün kâinâtın yaratıcısı olan Allahü teâlâyı bırakıp, niçin gidip, bu âciz putlara tapıyor, onlara yüz sürüyorsunuz. Gelin, Allaha ve O’nun resûlü Muhammed aleyhisselâma îmân edin!

Bunun üzerine müşrikler, hep birlikte üzerine yürüdüler. Kendisini çok fecî şekilde dövdüler. Kabîlesinden gelen ba’zı kimseler, kendisini baygın bir hâlde evine götürdüler.

Hz. Ebû Bekir, uzun bir süre kendisine gelemedi. Ayılması için yapılan bütün gayretlerden bir netîce alınamıyordu. Artık, ümitsiz bir şekilde başında beklemeye başladılar. Nihâyet akşam üstü biraz kendine gelir gibi oldu. Gözünü açar açmaz, ağzından çıkan ilk kelâm şu oldu:

-Resûlullah, ne yapıyor, O ne hâldedir? O’na birşey oldu mu?

Annesi Ümmülhayr sevinç içinde dedi ki:

-Yavrum, bir şey arzû eder misin, yiyip içmek ister misin?

-Anneciğim, ben Resûlullaha birşey oldu mu diye soruyorum. O’nun hakkında bana bilgi getirmediğin takdîrde, ne bir lokma yerim, ne de birşey içerim.

-Evlâdım, vallahi, O’nun hakkında bir bilgim yok. Onun için sana cevap veremiyorum. Sen biraz ye, kendine gel. Sonra O’nun durumunu öğrenirsin.

-Hayır anne!.. Sen Ümm-i Cemil’e git ve de ki: Oğlum Ebû Bekir, senden Resûlullahı soruyor. Acaba ne hâldedir?

Annesi de îmân etti

Annesi hemen gidip, Ümm-i Cemil’e durumu anlattı. Daha sonra, annesi ve Ümm-i Cemil’in yardımıyla, yavaş yavaş Hz. Erkam’ın evine vardı.

Peygamber efendimizi sağ sâlim görünce çok sevindi, Resûlullaha sarıldı. Artık bütün ağrılarını unutmuştu. Peygamber efendimize dedi ki: -Yâ Resûlallah! Bu benim annem Selmâ’dır. Ona duâ etmenizi istiyorum. O da hidâyete kavuşsun! Peygamber efendimiz duâ buyurdu. Böylece annesi de, îmân ile şereflendi ve ilk Müslümanlardan

oldu.

Resûlullah efendimiz Mi’râca çıktıktan sonra, ertesi gün, Kâ’be yanında mi’râcını anlatınca, işiten müşrikler, inkâr edip, alay etmeye başladılar. Müslüman olmaya niyetli olanlar da vazgeçtiler. Müşrikler, “Tamam, bu defa bir koz yakaladık” diyerek Hz. Ebû Bekir’e gidip sordular: -Ey Ebâ Bekr! Sen çok defa Kudüs’e gidip geldin. Ğyi bilirsin. Mekke’den Kudüs’e gidip gelmek, ne

kadar zaman sürer? -Ğyi biliyorum. Bir aydan fazla.

Mi’râcınız mübârek olsun!

Kâfirler bu söze sevindi. “Akıllı, tecrübeli adamın sözü böyle olur” dediler. Gülerek, alay ederek ve Hz. Ebû Bekir’in de kendi kafalarında olduğuna sevinerek, “Senin efendin, Kudüs’e bir gecede gidip geldiğini söylüyor” diyerek, Ebû Bekir’e sevgi, saygı gösterdiler.

Hz. Ebû Bekir, Resûlullahın mübârek adını işitince;

-Eğer O söyledi ise, inandım. Bir anda gidip gelmiştir, deyip içeri girdi.

Kâfirler neye uğradıklarını anlıyamadı. Önlerine bakıp gidiyorlar ve bir taraftan da diyorlardı ki:

-Vay canına, Muhammed ne yaman büyücü imiş. Ebû Bekir’e de sihir yapmış.

Hz. Ebû Bekir hemen giyinip, Resûlullahın yanına geldi. Büyük kalabalık arasında, yüksek sesle dedi ki:

-Yâ Resûlallah! Mi’râcınız mübârek olsun! Allahü teâlâya sonsuz şükürler ederim ki, bizleri, senin gibi büyük Peygambere, hizmetçi yapmakla şereflendirdi. Parlıyan yüzünü görmekle ve kalbleri alan, rûhları çeken tatlı sözlerini işitmekle ni’metlendirdi. Yâ Resûlallah! Senin her sözün doğrudur. Ğnandım. Canım sana fedâ olsun!

Böylece Hz. Ebû Bekir, o gün tereddüde düşen Müslümanların tereddütlerini giderdi, diğerlerinin ma’nevîyatlarını güçlendirdi. Böyle tereddütsüz îmân etmesinden dolayı Resûlullah, o gün Hz. Ebû Bekir’e Sıddîk dedi. Bu adı almakla, bir kat daha yükseldi.

Beraber hicret ederiz

Mekke’de müşriklerin, Müslümanlara yaptıkları baskılar ve işkenceler üzerine, Müslümanların çoğu, Resûlullah efendimizin izniyle Medîne’ye hicret etti. Hz. Ebû Bekir de hicret için izin istediğinde, Resûl-i ekrem buyurdu ki:

-Sabreyle. Ümîdim odur ki; Allahü teâlâ bana da izin verir. Beraber hicret ederiz.

-Anam-babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah! Böyle ihtimâl var mıdır?

-Evet vardır.

Peygamber efendimizin bu cevapları, Hz. Ebû Bekir’i sevindirmişti.Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir hazırlıklara başladı. Hicret için iki deve satın aldı ve o günü beklemeye başladı. Artık Mekke’de sadece; sevgili Peygamberimiz ile Hz. Ebû Bekir, Hz. Ali, fakîrler, hastalar, ihtiyârlar ve müşriklerin hapse attığı mü’minler kalmıştı.

Diğer taraftan Medîneli Müslümanlar, ya’nî Ensâr, hicret eden Mekkelileri ya’nî Muhâcirleri çok iyi karşılayıp, misâfir ettiler. Aralarında kuvvetli bir birlik meydana geldi.

Resûlullah efendimiz, hicret gecesi, Allahü teâlânın emriyle evinde Hz. Ali’yi bırakıp, müşriklerin üzerine toprak saçarak uzaklaşıp, Hz. Ebû Bekir’in evine gitti. Hz. Ebû Bekir’e buyurdu ki:

-Hicret etmeme izin verildi.

Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk heyecanla sordu: -Mübârek ayağınızın tozuna yüzümü süreyim yâ Resûlallah! Ben de beraber miyim? Efendimiz cevap verdiler:

-Evet…

Anam-babam fedâ olsun Hz. Ebû Bekir sevincinden ağladı. Gözyaşları arasında dedi ki: -Anam-babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah! Develer hazır. Hangisini murâd ederseniz, onu kabûl

buyurunuz.

-Benim olmayan deveye binmem. Ancak bedeliyle alırım.

Bu kesin emir karşısında mecbur kalan Hz. Ebû Bekir, devenin bedelini söyledi.

Hz. Ebû Bekir, Abdullah bin Üreykıt isminde, kılavuzluğu ile meşhûr olan zâtı çağırıp, yol göstermesi için ücretle tuttu ve develeri üç gün sonra Sevr dağındaki mağaraya getirmesini emretti.

Safer ayının 27’si perşembe günü, Peygamber efendimiz ve Ebû Bekr-i Sıddîk, yanlarına bir miktar yiyecek alarak yola çıktılar. Ğzleri belli olmasın diye parmaklarına basarak gidiyorlardı. Hz. Ebû Bekir, Resûlullahın çevresinde, ba’zan sola, ba’zan sağa, öne, arkaya gidiyordu. Peygamberimiz, niçin böyle yaptığını sorunca dedi ki:

-Etraftan gelecek bir tehlikeyi önlemek için. Eğer bir zarar gelirse önce bana gelsin. Canım yüksek zâtınıza fedâ olsun yâ Resûlallah!

-Yâ Ebâ Bekr! Başıma gelecek bir musîbetin, benim yerime, senin başına gelmiş olmasını ister misin?

-Evet yâ Resûlallah! Seni hak dinle, hak peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemîn ederim ki, gelecek bir musîbetin, senin yerine, benim başıma gelmesini isterim.

Mağara kapısı önüne geldiklerinde, Hz. Ebû Bekir dedi ki: -Allah için yâ Resûlallah, içeri girmeyin! Ben gireyim, orada zararlı bir şey varsa, bana gelsin, mübârek zâtınıza bir keder, bir elem değmesin.

Ayağını yılan soktu

Sonra içeri girip, süpürüp temizledi. Sağında, solunda irili ufaklı birçok delikler vardı. Hırkasını parçalayıp, delikleri kapadı, fakat biri açık kaldı. Onu da ökçesi ile kapayıp, Resûlullahı içeri da’vet eyledi.

Peygamber efendimiz içeri girdi ve mübârek başını Hz. Ebû Bekir’in kucağına koyup uyudu. O zaman, Hz. Sıddîk’ın ayağını yılan soktu. Resûlullahın uyanmaması için sabredip, hiç hareket etmedi. Fakat gözyaşı Resûlullahın mübârek yüzüne damlayınca buyurdu ki:

-Ne oldu yâ Ebâ Bekr?

-Ayağım ile kapattığım delikten, bir yılan ayağımı soktu.

Resûlullah efendimiz, Ebû Bekir’in yarasına, iyi olması için mübârek ağzının yaşından sürünce, acısı hemen dindi, şifâ buldu. Resûlullah efendimiz ve Ebû Bekr-i Sıddîk içerde iken, müşrikler, iz takip ederek mağaranın önüne

geldiler. Mağaranın ağzının bir örümcek tarafından örüldüğünü ve iki güvercinin de yuva yaptığını gördüler. Ğz sürücü Kürz bin Alkama dedi ki: -Ğşte burada iz kesildi.

Müşrikler dediler ki: -Eğer, onlar buraya girmiş olsalardı, kapının üzerindeki örümcek ağının yırtılmış olması lâzım gelirdi. Bu örümcek, ağını, Muhammed doğmadan önce örmüştür.

Ğçeri bakmadan geri döndüler

Müşrikler kapı önünde münâkaşa ederken, içeride Hz. Ebû Bekir endişeye kapıldı. Kâinâtın sultânı efendimiz buyurdu ki:

-Yâ Ebâ Bekir! Üzülme! Şüphesiz Allahü teâlâ bizimledir.

Müşrikler içeri bakmadan geri döndüler.

Mağarada üç gece kalıp, pazartesi gecesi yola çıktılar. Eylül ayının 20 ve Rebî’ul-evvelin 8. pazartesi günü Medîne’de Kubâ köyüne geldiler. O gün, Müslümanların Hicrî şemsî sene başlangıcı oldu.

Hz. Ebû Bekir, hazerde ve seferde Resûlullahtan hiç ayrılmadı. Ona her zaman arkadaşlık etti. Her zaman, malını, canını fedâ etmeye hazır hâlde yanında beklerdi.

Bedir savaşında bir ara, Ğslâm askeri zorlanmaya başladı. Bunun üzerine, Peygamber efendimiz,Sa’d ve Sa’îd hazretlerini gönderdi. Sonra Hz. Ebû Zer’i gönderdi. Daha sonra da Hz. Ömer’i gönderdi. Bir saat geçtiği hâlde, zorlanma devam ediyordu. Bunu gören, Hz. Ebû Bekir, kılıcını çekip atına binmek isteyince, Peygamber efendimiz elinden tutup buyurdu:

-Yanımdan ayrılma yâ Ebâ Bekr! Bedenime ve kalbime gelen her sıkıntı, senin mübârek yüzünü görmekle hafifliyor. Seninle kalbim kuvvetleniyor.

Peygamber efendimiz, Hz. Ebû Bekir’i ağlarken görünce buyurdu ki:

-Yâ Ebâ Bekir, ağlama! Arkadaşlığı ve malı, bana, senden daha bereketli olanı yoktur.

Hz. Ebû Bekir’in îmânı

Hz. Ebû Bekir, diline hâkim olmak, lüzûmsuz hiçbir şey konuşmamak için mübârek ağzına taş koyardı. Mecbûr kalmadıkça aslâ dünya kelâmı konuşmazdı. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Ebû Bekir’in îmânı, bütün mü’minlerin îmânı ile tartılsa, Ebû Bekir’in îmânı ağır gelir.)

Peygamber efendimizin ilk halîfesi ve peygamberlerden sonra insanların en üstünü olmak fazîleti, üstünlüğü, sadece Hz. Ebû Bekir’e nasîb olmuştur. O, dîni kuvvetlendirmek, Peygamber efendimizi memnûn etmek için malını vermekte, düşmana karşı cihâd etmekte, hep önde olmuştur.

Hadîd sûresinde meâlen buyuruldu ki:

(Mekke-i mükerremenin fethinden önce, malını veren ve cihâd eden kimseye, fetihten sonra malını dağıtan ve cihâd edenden daha büyük derece vardır. Allahü teâlâ hepsine Cenneti va’detti.)

Bu âyet-i kerîmenin, Hz. Ebû Bekir’in fazîletini ve derecesinin yüksekliğini gösterdiğini âlimlerimiz söz birliği ile bildirmişlerdir.

Tevbe sûresinde de, önce îmâna gelenlerden, her fazîlette öne geçenlerden, Allahü teâlânın râzı olduğu bildirilmiştir.

Tebük gazâsında, Resûlullah, herkesin yardım yapmasını emir buyurunca, herkes malının bir kısmınıgetirip verdi. Hz. Ömer, her zaman en çok yardımı yapan Hz. Ebû Bekir’i, bu defa geçeyim diye, malının yarısını alıp getirdi. Sonra Hz. Ebû Bekir de malını getirip teslîm etti. Peygamber efendimiz sordu:

-Yâ Ömer, evine ne kadar mal bıraktın?

-Yâ Resûlallah, bu kadar da eve bıraktım.

Allah ve Resulünü bıraktım

Sonra Hz. Ebû Bekir’e dönüp sordu:

-Yâ Ebâ Bekr, sen evine ne bıraktın?

-Yâ Resûlallah, evime birşey bırakmadım. Tamamını buraya getirdim. Onlara Allah ve Resûlünü bıraktım.

Resûlullah efendimiz Hz. Ömer’e dönerek buyurdu ki:

-Ğkinizin arasındaki fark, cevaplarınız arasındaki fark kadardır.

Hz. Ebû Bekir’in, Peygamber efendimizin vefâtından sonra da çok büyük hizmetleri oldu. Zîrâ Peygamber efendimiz vefât edince, Eshâb-ı kirâmın aklı başından gitti. Mescidde ağlaşmaya başladılar. Hiç kimsenin inanası gelmiyordu.

Hele Hz. Ömer tamamen kendinden geçmiş bir hâlde idi. Peygamber efendimizin mübârek yüzüne bakıp diyordu ki: -Resûlullah bayılmış, fakat baygınlığı çok ağır. Ölüm sözünü ağzına almadığı gibi, kimsenin de söylemesini istemiyordu. Dışarı çıkıp dedi ki: -Kim “Resûlullah öldü” derse, kılıcımla boynunu vururum!

Resûlullah da vefât edecektir

Hz. Ebû Bekir ile Hz. Abbâs’ın Eshâb-ı kirâm arasında bir ağırlığı vardı. Eshâb-ı kirâmı ancak bunlar teskin edebilirdi. Bunun için beraber mescide gittiler. Hz. Ebû Bekir buyurdu ki:

-Ey insanlar! Resûlullahın, “Ben vefât etmiyeceğim” dediğini içinizde duyan var mı? -Hayır, böyle bir söz duymadık. Sonra Hz. Ömer’e dönüp sordu: -Yâ Ömer, bu husûsta sen birşey duydun mu? -Hayır duymadım. Sonra Eshâb-ı kirâma dönüp buyurdu ki: -Hiç kimse, Resûlullahın vefât etmiyeceğini söyliyemez. Cenâb-ı Hakka yemîn ederim ki, Resûlullah

ölümü tatmış bulunmaktadır. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde, “Muhakkak, sen de öleceksin, onlar da ölecektir” buyurmaktadır. Resûlullah, Ğslâmiyetin bütün hükümleri tamamlandıktan sonra, aramızdan ayrıldı. Artık kendimize gelip, defin işlerini tamamlayalım.

Sonra, Hz. Abbâs da buna benzer konuşmalar yaptı. Böylece Eshâb-ı kirâmın aklı başlarına geldi. Sevgili Peygamberimiz bir gün Eshâb-ı kirâm ile sohbet ederken, “şehîdliğin fazîletlerini” anlatıyorlardı. şehîdlerin şefâ’ati hakkında buyurdu ki:

-Kıyâmet gününde şehîdler, mahşer yerine gelirlerken, orada bulunan Peygamberler ayağa kalkarlar. Onlar, çocukları, akrabâları ve dostlarından 70 bin kişiye şefâ’at ederler.

Gazânız mübârek olsun

Bu sözleri işiten Hz. Nevfel, Resûlullah efendimizden, şehîd olmak için duâ istedi. Resûlullah efendimiz de duâ ettiler.

Bir müddet sonra, muhârebeye çıkıldı. Peygamber efendimiz de aralarında bulunuyordu. Bu muhârebe Hz. Nevfel’in duâsından sonraki ilk muhârebe idi. Ve bu muhârebede Hz. Nevfel şehîd düşerek, arzûsuna kavuştu.

Peygamber efendimiz ve Eshâbı, muhârebeden dönüyorlardı. Karşılamaya gelenler arasında, Hz. Nevfel’in hanımı, çocukları ve yaşlı annesi vardı.

Yaşlı annesi, “Gazânız mübârek olsun” dedikten sonra Resûlullaha, oğlunu sordu. Peygamber efendimizin gözleri nemlendi. Oğlunun şehîdlik haberini vermeye mübârek kalbi dayanamadı. Elleriyle arkayı işâret edip, yoluna devam etti.

Hz. Nevfel’in annesi, Peygamber efendimizin hemen arkasından gelen, Allahın arslanı Hz. Ali’ye de aynı şekilde oğlunu sordu. O da şehîdlik haberini veremeyip, arkayı işâret etti.

Yaşlı kadın daha sonra, Hz. Ömer’e ve Hz. Osman’a rastladı. Onlara da oğlunun durumunu sordu. Onlar da cevap veremeyip Resûlullahın yaptığı gibi arkayı işâret ettiler.

En son gelen Hz. Ebû Bekir idi. Kadıncağız büyük bir ümitle sevgili Peygamberimizin azîz arkadaşına yaklaşarak aynı şeyleri sordu.

Hz. Ebû Bekir kendi kendine düşündü:

“Yâ Rabbî! Ne kadar zor bir durumdayım. Eğer doğruyu söylersem, mahzûn kalbleri üzmüş olacağım. Bunu yapmaktan sevgili Peygamberimiz çekindi. O’na nasıl aykırı davranabilirim. Sen bana öyle bir şey ilhâm et ki, bu gariplerin yüreği daha fazla yanmasın Allahım!”

Yâ Allah!.. Yâ Nevfel!..

Daha sonra, Hz. Ebû Bekir, bütün kalbiyle: -Yâ Allah!.. Yâ Nevfel!.. diye bağırdı.

Ğşte o sırada, yaydan fırlamış ok gibi bir atlı, yıldırım hızıyla yanlarına yetişerek dedi ki:

-Buyur yâ Sıddîk, beni mi çağırdın?

Bu atlı, Hz. Nevfel’den başkası değildi.

Sonra, Cebrâil aleyhisselâm gelip, Peygamber efendimize şunları söyledi:

-Yâ Resûlallah! Hak teâlânın selâmı var. “Eğer Peygamberin mağara arkadaşı Sıddîk, bir kere daha (ALLAH) deseydi, yüceliğim hakkı için, bütün şehîdleri diriltirdim. Çünkü, Ebû Bekir, câhiliyye devrinde bile yalan söylememiştir” buyurdu.

Bu hâdiseden sonra, Hz. Nevfel senelerce yaşadı. Nihâyet, “Yemâme” cenginde tekrar şehîdlik şerbetini içti.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ebu Bekir, Silsile-i Saadat- Altun Silsile, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hazret – i Ebubekir’in (r.a.) İlk Büyük Hizmeti

Posted by Site - Yönetici Kasım 24, 2014

Ebu Bekir,Hazret - i Ebubekir'in (r.a.) İlk Büyük Hizmeti,

Hazret – i Ebubekir’in (r.a.) İlk Büyük Hizmeti

Rûhu’l-Kudüs Cebrâîl aleyhisselam geldi ve bana ‘Senden sonra ümmetinin en hayırlısı Ebû Bekir’dir.’ diye haber verdi.
(Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu ‘cemu ‘l-Evsat)

Resûlullâh Efendimizin (s.a.v.) âhirete irtihâlinden sonra Mekke, Tâif ve Medîne ahalisinin dışındaki Arapların çoğu itaatten çıkarak eski dalâletlerine dönmüşlerdi. Ebûbekr-i Sıddîk (r.a.) Ashâb-ı Kirâma şöyle hitap etti:

Ey din kardeşlerim ve Muhammed Mustafâ (s.a.v.)’in Ashâbı! Bazı araplar, din yolunu tutup onun yüksek ahlâkına uymadılar. Hayvanlarından ve arazilerinden zekât ve öşür için gönderilen memurlarımıza itaat edip zekâtlarını vermediler, Allâhü Teâlâ’nın emrine asi geldiler. Bundan elbette haberiniz vardır. Resûlullâh aleyhisselâm Hazretleri dîn-i mübîni kuvvetlendirmek vazîfesini bizim omuzlarımıza havale eylemiştir. Bizler de ona yardım edeceğiz diye taahhüd eyleyince; “Ahdinizi yerine getiriniz, çünkü -bozduğu ahdi sahibinden- muhakkak sual olunur.” (meâlindeki İsrâ sûresinin, 34.) âyet-i celîlesi nâzil olmuş idi. Bu halde İslâm’ın rükünlerinden olan zekâtı kabul etmeyip vermeyen bir topluluk hakkında görüşünüz ve tedbîriniz nedir?”

Ashâb-ı Kirâm onları idare edip harbetmemek cihetini tercih ettiler. “Hepiniz bu görüşte misiniz, yoksa bazınız başka görüşte misiniz? Resûlullâh Efendimiz zamanında dîn-i mübînin yardımcısı olan Allâhü Teâlâ’nın inâyet ve yardımını bugün dahi vereceğinde hiç şüpheniz olmasın! Zafer ve gâlibiyet “Nice az bir cemiyet, çok bir cemiyete Allâh’ın izniyle galebe çalmışlardır.” (Bakara sûresi, 249.) âyet-i celîlesinin hükmünce çoklukta değil, Allâhü Teâlâ’nın kuvvet ve kudretindedir. Bu hususta bana yardım etmezseniz benim yardımcım Cenâb-ı Hak’dır. O âsî Arapların çokluğundan zerre kadar korkum ve kederim yoktur. Tek başıma onlar üzerine gideceğim. Allâh’ın izniyle ya gâlib gelirim yahut fî sebîlillâh şehîd olup bu görüşümle de Resûlullâh nezdinde makbûl olurum.” buyurdu ve Müslümanların kahramanlarından hazırlanan orduyu Hâlid bin Velîd kumandasında âsîler üzerine gönderdi.

İslâm askerleri her yerde muvaffak ve muzaffer olarak döndüler.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ebu Bekir, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Sevgiliden geleni nasıl şikâyet edeyim? – Hazret-i Ebû Bekir (r.a.)

Posted by Site - Yönetici Mart 10, 2014

ebu-bekirhazret-i-ebubekirin-r-a-ilk-buyuk-hizmeti

Sevgiliden geleni nasıl şikâyet edeyim? – Hazret-i Ebû Bekir (r.a.)

Rivayet olundu:
Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) tam 7 sene diş ağrısına müptela oldu. (Kimseden şikâyette bulunmadı.)
Hazret-i Ebû Bekir (r.a.)’ın durumunu Cebrail Aleyhisselâm, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine bildirdi.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, onun halini sordu ve ona:
-“Ey Ebu Bekir! Neden söyleyip hatırlatmadın?” buyurdular.
Hazret-i Ebû Bekir (r.a.);
-“Sevgiliden geleni nasıl şikâyet edeyim?” dediler.

Elbette bu güzel ahlak ile ahlaklanmak gerekir.
Çünkü hepsi Allâhü Teâlâ hazretlerinin katındadır.
Muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretleri, insanları zulümâttan nura çıkartmaları için peygamberler gönderdi.
İnsan nübüvvet edebiyle edeplendiği zaman, Muhammediyyenin hakikatına vasıl olur.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/362

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ebu Bekir, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

“BEN RABBİMDEN RAZIYIM” Hz. Ebû Bekir (r.a.) ın İmanı.

Posted by Site - Yönetici Temmuz 31, 2013

“BEN RABBİMDEN RAZIYIM” Hz. Ebû Bekir (r.a.) ın İmanı.

Hz. Ebû Bekir (r.a.) üzerinde iki yakasını dikenle birbirine bağladığı bir aba olduğu halde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) huzurunda iken Cebrâîl (a.s.) geldi ve;

Yâ Muhammed! Ebû Bekir’in abasının yakasını bir dikenle bağladığını görüyorum. Bu nedir? dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

Yâ Cebrâîl! O Mekke’nin fethinden önce bütün malını benim yolumda harcadı.” Cebrâîl (a.s.) dedi ki:

Allah azze ve celle’nin sana selâmı var ve buyuruyor ki: Ebû Bekir’e söyle, bu fakir haliyle benden râzı mıdır, yoksa değil midir?” Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

Ey Ebû Bekir, Allâhü Teâlâ sana selâm söylüyor ve sana, ‘Sen bu fakirliğinden dolayı benden râzı mısın yoksa değil misin?’ diye soruyor.” Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir (r.a.):

Ben Rabbimden nasıl râzı olmam. Ben Rabbimden râzıyım, ben Rabbimden râzıyım, ben Rabbimden râzıyım.” buyurdu.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ebu Bekir, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikâye – Ebû Bekir ( r.a.)`ı Yükselten Şey Nedir ?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 30, 2013

Hikâye – Ebû Bekir ( r.a.)`ı Yükselten Şey  Nedir ?

Hazret-i Ali (k.v.)’den hikâye olundu. Buyurdular: -“Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin halifesi Ebû Bekir Sıddîk (r.a.) hazretlerine sordum:

-“Ey Resûlüllah’ın halifesi!  Bu yüce menzil ve mertebeye ne ile ulaştın?

Hakikaten hepimizi (bütün sahabeleri) geçtin?” de­dim.

Hazret-i Ebû Bekir Stddîk (r.a.) buyurdular:

-“Beş şeyle...”

Birincisi: İnsanların iki sınıf olduğunu gördüm.

1 Dünyayı isteyenler,

2 Âhireti isteyenler. Ben Mevlâyı istedim…

İkincisi: Ben İslama girdiğim zamandan bu yana asla dünya yemeklerinden (doyuncaya kadar yiyip) doymadım. Çünkü marifetüllâh’ın lezzeti, beni dünya yemeklerinin lezzetlerinden alıkoydu…

Üçüncüsü: Ben İslama girdiğim vakitten bu yana dünya sularından kana kana içmedim. Çünkü muhabbetüllah. beni dünya sularından (ve şerbetlerinden) alıkoydu…

Dördüncüsü: Her ne zaman karşıma iki amel çıksa: biri dünya ameli ve diğeri de âhiret ameli: (bunların içinden her zaman) âhiret amelini dünya ameli üzerine tercih ettim.

Beşincisi: Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle sohbet ettim. Onun sohbetini güzel yaptım.

Derim ki: Bundan dolayı Ebû Bekir Sıddîk (r.a.) hazretleri, Efendimiz (s.a.v.) hazretleriyle olan sohbetten bir saat bile ayrılmadı. Hatta onunla beraber mağaraya girdi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin katlandığı bütün zorluk ve şiddetlere maruz kaldı… Bununla beraber, Ebû Bekir Sıddîk (r.a.) hazretlerinin kalbi, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine vasıl olmaktan asla bozukluk göstermedi ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin emirlerine muhalefet etmeyi asla düşünmedi. Bu bâzı sahabelerden vâki olduğu gibi, (Uhud günü) hezîmete uğrayanlar gibi….

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 4/155-157.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ebu Bekir, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hz. Bilâl’in Kurtuluşu

Posted by Site - Yönetici Ocak 1, 2010

h.z..Ebubekir

Hz. Bilâl’in Kurtuluşu

Bilâl-i Habeşî köleydi. İslâm dinini kabul ettiği için,efendisi ona olmadık işkence ve eziyetler yapıyordu.

Özellikle sıcağın çok arttığı kuşluk zamanında, dikenli dallarla döverdi. Bilâl vücudundaki yaralardan fışkıran kana aldırış etmeden, ilâhî aşkla, ”Allah birdir, Allah birdir”derdi.

Hz. Ebû Bekir, bir gün oradan geçiyordu. Bilâl’in halini görünce, Peygamber Efendimiz’in huzuruna çıktı. Bilâl’i kurtarmak için müsaade istedi. Resûlullah Efendimiz,

Bu hayrında, ben de sana ortak olmak istiyorum. Benim yerime vekil ol. Ücretinin yarı parasını vereceğim” buyurdu. Hz. Ebû Bekir,

Başüstüne” diyerek merhametsiz yahudinin evine doğru yollandı. Kapıyı çalıp içeri girdi. Ona, Bilâl’e

yaptıklarından dolayı birçok acı sözler söyledi. Bunun üzerine yahudi,

Sen iyilik yapmayı seversin. Eğer ona bu kadar acıyorsan satın al” dedi. Hz. Ebû Bekir,

Benim çok güzel yahudi kölem var. Gel seninle kölelerimizi değiştirelim” dedi. Yahudi,

Üste ne kadar para vereceksin?” dedi. Hz. Ebû Bekir

yahudinin aç gözünü doyuracak kadar para verip Bilâl’i satın aldı.

Alış verişten kârlı çıktığını düşünen zalim yahudi, gülmeye başladı. Hz. Ebû Bekir,

Ne oldu, neden böyle gülüyorsun?” dedi. Yahudi,

Siyah bir köleyi satın almak için bu kadar hevesli görünmeseydin, verdiğin paranın onda birine alabilirdin.Değerini sen artırdın. Bence yarım pul etmez” dedi. Hz. Ebû Bekir,

Ey ahmak! Sen çocuk gibi, bir cevize karşılık, paha biçilmez bir inci verdin. Bana göre o, iki dünyaya değer. Alışverişte biraz ısrarcı olsaydın, onu satın almak için bütün malımı verirdim. Hatta başkalarından etek dolusu altın borç alırdım” dedi.

Hz. Ebû Bekir gördüğü işkencelerden dolayı yara bere içinde olan Bilâl’i, elinden tutup Peygamber Efendimiz’e götürdü.Bilâl Peygamberimiz’i görünce sevincinden düşüp bayıldı.

Kendine geldiğinde ise ağlamaya başladı. Peygamberimiz, onu kucaklayıp iltifat etti. Peygamber Efendimiz Hz. Ebû Bekir’e,

Ey Sıddîk! Bu iyilikte ben ortak değil miyim? Payıma düşen nedir?” dedi. Hz. Ebû Bekir,

Yâ Resûlallah! İkimiz de senin kapının kölesiyiz. Benim hürriyetim sana kul köle olmaktır. Ben Bilâl’i senin aşkınla âzat ettim” dedi.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler.

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ebu Bekir, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik, İlginç | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: