GÖYNEM ( BEYSEHiR )

İLAHİ-KURAN-İSLAM-DİN-HABER-RESİM-VİDEO-TASAVVUF-BELGESEL-DUA-HADiS-TARİH-ŞİİR – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

‘Ölüm Ve Ötesi – İbni Kesir’ Kategorisi için Arşiv

Kulların Allah’a Arz Edilmeleri, Amel Sayfalarının Uçuşması, Yüce Rabbin Kullarını Hesaba Çekmesi

Yazar Site - Yönetici Kasım 29, 2013

Kulların Allah’a Arz Edilmeleri, Amel Sayfalarının Uçuşması, Yüce Rabbin Kullarını Hesaba Çekmesi:

Yüce Rab buyurdu ki: “Bir gün dağlan yürütünüz de yeri dümdüz gö­rürsün. Hiç birini bırakmaksızın diriltip bir araya toplarız. Dizi dizi Rabbine sunulduklarında onlara: “And olsunki, sizi ilk defa yarattığımız gibi bize gel­diniz. Sizi bir toplamak için söz vermediğimizi iddia etmiştiniz değl mi?” de­nir. Amel defteri ortaya konunca, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuk­larını görürsün. “Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük bü­yük bir şey bırakmadan hepsini saymış!” derler. İşediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez.” (Kehf, 18/47-49)

“Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır.” (Vakıa, 56/49-50)

“Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır, kitâb açılır, peygamberler ve şâ-hidler getirilir ve onlara haksızlık yapılmadan, aralarında adaletle hüküm ve­rilir. Her kişiye, işlediği ödenir. Esasen Allah onların yaptıklarım en iyi bi­lendir.” (Zümer, 39/69-70)

“Onlara: “Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi -size verdiklerimi­zi ardınızda bırakarak- bize birer birer geldiniz. İçinizde Allah’ın ortakları olduğunu sandığınız şefaatçılarınızı beraber görmüyoruz. Andolsun ki ara-mzdak bağlar kopmuş, ortak sandıklarınız sizden ayrılmışlardır” denecek.” (En’âm, 6/94)

“Onların hepsini bir gün toplarız. Sonra puta tapanlara, “Siz ve putları­nız yerlerinize!” deyip onları birbirlerinden ayırırız. Putları ise: “Bize tapmı­yordunuz ki; Allah, sizinle bizim aramızda şâhid olarak yeter. Sizin tapınma­nızdan bizim haberimiz yoktu.” derler. İşte orada herkes dünyada yapmış ol­duğuyla imtihan verir ve gerçek Mevlâlan olan Alllah’a döndürülür. Uydur­dukları putlar da ortadan kaybolmuştur.” (En’am, 6/22-24)

“Allah hepsini toplayacağı gün, “Ey Cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız.” der. İnsanlardan onlara uymuş olanlar, “Rabbimiz! Bir kısmımız bir kısmımızdan faydalandık ve bize tayin ettğin sürenin sonuna ulaş tık “derler. “Cehennem, Allah’ın dilemesine bağlı olarak, temelli kalaca­ğınız durağımzdır” der. Doğrusu rabbin hakimdr, bilendir. Zâlimlerin bir kıs­mını, kazandıklarından ötürü diğer bir kısmına böylece musallat ederiz. “Ey cin ve insan topluluğu! Size âyetlerimi anlatan, bu günle karşılaşmanızdan size uyaran peygamberler gelmedi mi?” “Kendi hakkımızda şahidiz” derler. Dünya hayatı onları aldattı da inkarcı olduklarına, kendi aleyhlerinde şâhid-lik ettiler. Bu, haberleri yokken kasabalar halkını Allah’ın haksız yere yok et-meyeceğnden dolayıdır. İşlediklerne karşılık her birinin dereceleri vardır. Rabbin, onların işlediklerinden habersiz değildir.” (En’am, 6/128-132)

Bu konuda ki ayetler cidden çoktur. İlerideki kısımlarında hepsinde bu­nunla ilgili Kur’ân ayetleri sunulacaktır. Önceki bölümlerden birinde de nak­ledildiği gibi Sahih-i Buharî’de… İbn Abbas’tan rivayet olundu ki; Rasûlul-lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz sizler, yalınayak, çıplak ve sünnet-siz olarak Allah’ın huzuruna varacaksınız. “Yaratmaya ilk başladığımız gibi onu tekrar var edeceğiz”.” [400]

Ebubekir b. Ebi’d-Dünyâ… Ebû Mûsâ el-Eş’arî’den rivayet etti ki; Ra-sûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İnsanlar (kıyamet gününde Allah’a) üç kez sunulurlar. Birincisinde ve ikincisinde tartışma ve mazeretler vardır. İkincisinde sayfalar uçuşur. Kiminin amel defteri sağ eline verilir. Öyleleri kolay bir hesaba çekilir ve cennete girer. Kiminin de amel defteri sol eline verilir ve o da cehenneme girer.” [401]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Musa el-Eş’ari’den rivayet etti ki; Rasû-lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde insanlar (Allah’a) üç kez surulurlar. Bu sunuşların ikisinde tartışma ve mazeretler vardır. Üçüncü-sündeyse amel sayfalan ellere uçar. Kimi bunları sağ eliyle, kimi de sol eliy­le alır.” [402]

Abdullah b. Mübarek bu konuda şöyle bir şiir yazmıştır:

“Sayfalar açılıp ellere uçtular.

Onlarda sırlar var; gözler farkeder o sırları.

Gaflete nasıl dalarsın? Oysa yakında gerçekleşecektir haberler.

Ama neler olup bittiğini bilmiyorsun!

Cennete mi gideceksin? Orada kesintisiz nur vardır.

Yoksa cehennemem gideceksin? O hiçkimseyi bırakmaz içindekileri kaldırıp indirir.

Onlar oradan çıkacaklarını umduklarında,

Kafalarına demir tokmaklar vurulur

Uzun süre ağlarlar ama yakarışlarına acınmaz.

Orada fayda veren bir sabırsızlanma, sızlanma ve de merhamete yer yoktur asla.

İlim, ölmeden önce sahibine fayda vermeli

Ama onlar dünyaya geri gönderilmediler.”

Yüce Allah, kutsal kitabında şöyle buyuruyor:

“Ey insanoğlu! Sen Rabbine kavuşuncaya kadar çalışıp çabalarsın. So­nunda O’na kavuşacaksın. Amel defteri kendisine sağından verilen kimse, kolay geçireceği bir hesaba çekilir ve arkadaşlarının yanına sevinçle döner. Ama amel defteri kendisine arkasından verilen kimse: “Mahvoldum” diye bağırır ve çılgın alevli cehenneme girer. Çünkü o, dünyada, adamlarının ya­nında iken zevk içindeydi. Zira o, bir daha dirilip dönmiyeceğini sanmıştı. Bilin ki, Rabbi onu şüphesiz [403] görmekteydi.”

Kaynak : Ölüm ve Ötesi - İbni Kesir

Dipnotlar : 

[400] Müslim, 3/2194

[401] ibn Mâce, Zuhd 33/2

[402] Ahmed b. Hanbel, 4/414

[403] inşikak, 84/6-15

[404] İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2001: 277-279.

Yazı kategorisi: Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kıyamet Gününde Kula Beş Şey Sorulmadan Mahşer Yerinden Adım Atmasına İzin Verilmez.

Yazar Site - Yönetici Kasım 25, 2013

Kıyamet Gününde Kula Beş Şey Sorulmadan Mahşer Yerinden Adım Atmasına İzin Verilmez.

Ebû Ya’lâ… İbn Ömer’den rivayet etti ki; İbn Mes’ud şöyle demştr: “Adem oğluna beş şeyin hesabı sorulmadan kıyamet gününde ayak­larını ileri atmasına izin verilmez. (O beş şey şunlardır:)

1-Ömrünü nerede tükettin?

2-Gençliğini nerede çürüttün?

3-Malını nereden kazandın?

4-Nereye sarf ettin?

5-Öğrendiklerinle ne kadar amel ettin?” [428]

Beyhakî… Abdullah b. Alîm’in şöyle dediğini nakletmiştir: Abdullah b. Mes’ud, yukarıda geçen hadis okuduğunda şöyle derdi: Her biriniz mehtaplı gecede ay ile başbaşa kaldığı gibi Cenab-ı Allah da (kıyamet gününde) onun­la başbaşa kalacak ve ona şunları soracaktır: “Ey kulum! Bana karşı seni al­datan nedir? Öğrendiklerinle ne kadar amel ettin? Elçilerime ne cevap ver­din?” [429]

Hafız el-Beyhakî… Adiyy b. Hatîm’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Biriniz, arada kendisini örten bir perde ve ken­disine tercüme yapacak »bir tercüman olmaksızın Allah’ın huzurunda dura­cak, Allah ona şöyle soracaktır:

— Sana mal vermedim mi?

— Evet, verdin.

— Sana elçi göndermedim mi?

— Evet gönderdin.

O adam sağına bakar, ateşten başka bir şey görmez. Soluna bakar, ateş­ten başka bir şey görmez. Bir hurma tanesinin yarısını vererek te olsa, bunu bulamadığı takdirde güzel bir söz söyleyerek de olsa, biriniz ateşten sakın­sın.” Buharî de bunu Sahih’inde rivayet etmiştir.

İmam Ahmed b. Hanbel… Katâde’den rivayet etti ki; Safvan b. Muhriz şöyle demiştir: İbn Ömer’in elinden tutmuştum. Bir adam yanma gelip ona şöyle bir soru sordu:

— Kıyamet gününde ki gizli konuşma hakkında Rasûlullah (s.a.v.)’den ne duydun?

— Rasûlullah (s.a.v.)’in bu hususta şöyle buyurduğunu duydum: “Doğrusu Allah (kıyamet gününde) mümini yanına yaklaştırır. Rahmetiyle onu örter ve insanlardan gizler onu. Suçlarını itiraf ettrir. Ona: “Falan suçunu ikrar edip te artık mahv olduğunu anlayınca Cenab-ı Allah, ona: “Dünyada ben senin o günahını örtmüştüm. Bu gün ise bağışlıyorum” der; sonra onun hasenat defterini sağ eline verir. Kâfirlere ve dalkavuklara gelin­ce onların şahidleri derler ki: “Rablerine yalan söyleyenler bunlardır. “Bilin ki, Allah’ın laneti haksızlık yapanlaradır.” [430]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde Cenab-ı Allah şöyle buyura­caktır: “Ey Ademoğlu! Seni ata ve deveye bindirdim. Seni kadınlarla evlen­dirdim. Seni lider yaptım, hayatın nimetlerinden yararlandırdım. Hani bunların şükrü nerede?” [431]

Müslim ile Beyhakî… Âmir eş-Şa’bî’den rivayet ettiler ki; Enes b. Mâ­lik şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’le beraberdik. Güldü ve bize sordu:

— Neden güldüğümü biliyor musunuz?

— Sebebini Allah ve Rasûlü daha iyi bilirler.

— Kıyamet gününde Allah’ın, kutuyla yapacağı karşılıklı konuşma (yi düşündüm de onun) için güldüm. Kul, şöyle diyecek:

— Ya Rab! Beni zulümden korumayacak ve bana âmân vermeyecek mi­sin?

— Olur, bunu yaparım.

— Ama ben şahsıma karşı ancak yine kendimden bir parçayı şâhid ka­bul ederim.

— Bu gün sana karşı şâhid olarak sen ve kirâmen katibin melekleri şâ­hid olarak yeter.

Böyle dedikten sonra Cenab-ı Allah onun ağzını mühürler; onun vücut organlarına: “Konuşun!” der. Organları, onun yaptığı işleri anlatırlar. Sonra o, bu konuşmalarla başbaşa bırakılır. Ve kul: “Siz çekilin bir tarafa. Sizin ye­rinize ben savunma yapacağım”der.” [432]

Ebû Ya’lâ… Ebû Saîd’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur: “Kıyamet günü olduğunda kâfire, dünyada işledikleri gösterilir, iti­rafı istenir; inkâr eder ve tartışır. Bunlar senin komşuların! Senin aleyhind şâhidlik ediyorlar, denir. O, “Yalan söylüyorlar” der. Bunlar senin ailen ve aşi­retin! Aleyhinde şâhidlik yapıyorlar, denir. O, “Yalan söylüyorlar” der. Şâ-hidlere: “Yemin edin” denir. Yemin ederler. Sonra Allah o kâfirleri sorumlu tutar. Dilleri kendi aleyhlerinde şâhidlik yapar ve Allah onarı cehenneme ko­yar.” [433]

İmam Ahmed b. Hanbel ile Beyhakî… Muaviye’den rivayet ettiler ki; Peygambere (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde ağızlarınızın üzerinde (konuşmanıza engel olacak) bağlar bulunduğu halde diriltileceksi­niz. O zaman âdemoğlunun ilk konuşan yeri, baldırı ve avucu olacaktır.”[434]

Ebubekir b. Ebi’d-Dünyâ… Ebû Eyyub (r.a.)’den rivayet etti ki; Rasûlul-lah(s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde ilk olarak erkekle karısı da-vâlaşacaktır. Vallahi kadının dili konuşmayacak ama, el ve ayaklan kocasına karşı yaptığı fesat ve bozgunculuk hususunda aleyhinde şâhidlik yapacaklar­dır. Kocanın da elleri ve ayaklan, karısına yaptıkları hususunda onun aley­hinde şâhidlik yapacaklardır. Sonra adamla hizmetçileri aynı şekilde çağırı­lır. Sonra çarşı-pazar halkı çağırılır. (Muhakeme olunurlar. Haksızlık yaptık­ları tespit edilenlerden) Danik ve kıratlarla [435] (mal) alınmaz. Aksine onların iyilikleri alınarak, haksızlık yapmış oldukları kimselere verilir. Mağdurlann da günahları alınarak, kendilerine haksızlık yapmış olanların defterlrin kay-dediler. Sonra zorlarlar, demir tokmaklarla dövülerek getirilir ve “Bunları ce­henneme sevk edin!” denir.”

Kaynak : Ölüm ve Ötesi - İbni Kesir

Dipnotlar : 

[428] Ebû Ya’lâ, Müsterdek, 9/5271. Bk. Heysemî, Mecma’uz-Zevâid, 10/396. Taberanî.

[429] Bk. Hcysemî, Mecma’uz-Zevâid, 347. Taberanî.

[430] Hûd, 11/18) (Buharı, Mezalim 2/3

[431] Ahmed b. Hanbel, 2/492

[432] Müslim, Zühd ve Rikak, 3/17

[433] Bk. Heysemî, Mecma’uz-Zevâid, 10/351. Ebû Saîd el-Hudrî’den.

[434] O zaman insanlar, ağızlan kapalı olduğu çin konuşamayacaklardır. Nitekim Yüce Allah bu­yurmuştur: “İşte o gün ağızlarını mühürleriz. Bizimle elleri konuşur, ayaklan da yaptıklarına şâhidlik eder.” (Yasin, 36/65)

Yazı kategorisi: Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Haksızlığa Uğrayan Kul Ne Yapar ?

Yazar Site - Yönetici Ekim 25, 2013

Haksızlığa Uğrayan Kul Ne Yapar ? 

Allah, Haksızlığa Uğrayan Kuluna Cennetin Köşk Ve Nimetlerini Göstererek Onu, Kendisine Haksızlık Etmiş Olan Kimseyle Barıştırır:

Ebû Ya’lâ… Saîd b. Enes’ten rivayet etti ki; Enes (r.a.) şöyle demiştir: Rasûlullah(s.a.v.) oturmaktayken bir ara güldü. Ömer (r.a.) ona; “Anam ba­bam sana feda olsun. Neden güldün ey Allah’ın Rasûlü?” diye sordu. Rasû-lullah(s.a.v.) şu cevabı verdi: “Ümmetimden iki adam, onur ve üstünlük sa­hibi, kutlu ve yüce Allah’ın huzurunda diz çökmüştü. Bunlardan biri şöyle dedi:

— Ya Rab! Şu kardeşim bana haksızlık etmişti. Bundaki hakkımı al.

— Kardeşinin hakkını öde!

— Ya Rab! Ona verecek hasene (iyilik) lerim kalmadı.

— (Baksana) şunun haseneleri kalmamış!

— Ya Rab! Günahlarımın bir kısmını üstlensin!

Böyle derken Rasûlullah (s.a.v.)’in gözlerinden yaşlar boşandı, ağladı. Sonra da şöyle dedi: Doğrusu kıyamet günü çok büyük bir gündür. O günde insanlar, günahlarının bir kısmının başkaları tarafından üstlenilmesi ihtiyacı­nı duyarlar. (O mahkeme esnasında) Cenab-ı Allah hak sahibine “Başını kal­dır da cenntlere bak!” der. Adam başını kaldırıp cennetlere bakınca der ki:

— Ya Rab! İnciyle taçlanmış gümüşten şehirler altından köşkler görü­yorum. Bunlar hangi peygamberin, hangi sıddikin, hangi şehidindir?

— Bunlar, bedelini ödeyenlerindir.

— Ya Rab, buna kim sahib olabilir ki?

— Sen sahib olabilirsin!

— Neyle ya Rab?

— Kardeşini affetmekle…

— Ya Rab! Ben onu affettim.

— Öyleyse kardeşinin elinden tut ve onu cennete koy!

Böyle derken Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bir ilavede bulundu: “Cenab-ı Al­lah kıyamet gününde müminlerin arasını bulup onları barıştırır.”

Beyhakî de Abdullah b. Ebi Bekir’den böyle bir rivayette bulunmuştur.

Sahih-i Buharî’deki şu hadis-i şerif de bunu teyid etmektedir:

“Ödemek niyetiyle insanlardan borç alan kimsenin borcunu Allah öder (yani ödemesin yardım eder.) Telef etmek niyetiyle insanlardan borç alanı da Allah telef eder.” [459]

Ebû Davud et-Tayalisî… Abbas b. Mirdas’tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) arefe akşamı ümmetinin ilâhi rahmet ve mağfirete mazhar olması için çokça dua etti. Cenabı Allah ona, “Birbrlerine zulmedenler hariç olmak üze­re bu dileğini kabul ettim” diye cevap verince Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi: “Ya Rab! Sen, mazluma, kaybettiği hakkından daha hayırlı bir mükâfat ver­meye ve o(na haksızlık eden) zalimi de affetmeye muktedirsin.” Cenab-ı Al­lah o akşam ona cevap vermedi. Müzdelife sabahında Rasûlullah (s.a.v.) duâsmı tekrarladı. Yüce Allah ta ona, “Ben onları bağışladım” diye cevap ver­di. Bu cevabı alınca Rasûlullah (s.a.v.) gülümsedi. Sahabilerinden bazıları ona: “Ey Allah’ın Rasûlü! Daha önce hiç gülümsemediğin bir saatte gülümsedin (hayrola)?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.) şu cevabı verdi: “Allah’ın düşmanı İblis’e güldüm. Cenab-ı Allah’ın ümmetm için yaptığım duayı ka­bul ettiğini öğrenince “Vay başıma gelenler! Ben helak oldum” demeye ve başına toprak saçmaya başladı.”

Beyhakî dedi ki: Bu mağfiretin, insanlara dokunan bir azâbdan sonra ol­ması muhtemeldr. Bazı insanlara özgü olması muhtemeldir. Herkes için umumi olması da muhtemeldir.

Ebû Davud et-Tayalisî… Abdurrahnıan b. Ebû Bekr es-Sıddık’tan riva­yet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

— Ey Ademoğlu! İnsanların hukukunu nerede zayi ettin? Onların mal­larını nereye götürdün?

— Ya Rab! Ben fesad işlemedim. Bozgunculuk yapmadım. Aksine be­nim başıma bir musibet geldi. (O nedenle borcumu ödeyemedim).

— Öyleyse bu gün herkesin önce benm, bu borcunu ödemem gerekir, Böylece o adamın iyilikleri kötülüklerine ağır gelir ve cennete girer.” İbn Ebi’d-Dünyâ… Ebû İmrân el-Cevnî’den rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir:

“Kıyamet gününde Cenab-ı Allah kulunu yanına yaklaştırır. Onu rahmet perdesinin altına alır ve bütün yaratıklardan gizler. Bu perde altında ve giz­lilik içinde amel defterini ona verir; “Ey Ademoğlu! Oku bakalım defterini.” der. Hasene (iyilik)lerin bulunduğu kısma geldiğinde kulun kalbi ferahlar. Cenab-ı Allah ona şöyle der:

—- Ey kulum bunu biliyor musun?

—- Evet ya Rab, biliyorum.

— Ben bu iyiliklerni kabul ettim.

Bu müjdeye sevinen kul, hemen secdey kapanır. Cenab-ı Allah ona, “Başını kaldır ve okumaya devam et!” emrini verir. Kötülüklerin bulunduğu kısma geldiğinde kulun yüzü kararır, gönlü hüzünlenir, eklemleri tiril tiril tit­rer, rabbinden başkalarının bilmediği derecede utanır. Rabbi ona sorar:

— Ey kulum bunları itiraf ediyor musun?

__Evet ya Rab, itiraf ediyorum.

— Öyleyse ben de bu günahlarını bağışladım.

Kul, her bir hasenesi kabul edilince secdeye kapanır; her bir kötülüğü bağışlanınca secdeye kapanır insanlar onun habire secde etmekte olduğunu görürler, başka bir şeyi farketmezler. Öyleki bazıları bazılarına “Şu kula ne mutlu! Allah’a karşı hiç asi ve günahkâr olmamış” diye seslenirler. Ama onunla Allah arasında nelerin geçtiğini farkedipte anlayamazlar.”[460]

İbn Ebi’d-Dünyâ… Osman b. Ebi Atike veya başka birinin şöyle dediği­ni rivayet etmiştir:

“Amel defteri sağ elin verilen kimseye, içinde kötülüklerin, dışında da iyiliklerinin kayıtlı olduğu bir defter verilir. Kendisine: “Defterini oku.” de­nir: içini okuyunca üzülür. Son kısmına gelince orada şu ifadeye rastlar: “Bunlar senin kötülüklerindir. Dünyadayken bu kötülüklerini gizlemiştim. Bu gün de affettim!” Mahşerdekiler onun defterinin dış kısmındaki iyilikle­rini okudukları için ona imrenir ve “Bu mesud oldu” derler. Sonra o kula, deflerini çevirmesi ve dış kısmında yazılı olan iyiliklerini okuması emredilr. Bu arada Cenab-ı Allah, iç kısımdaki kötülükleri iyiliklere dönüştürür. O da iyiliklerini okumaya başlar. Sonuna geldğinde, Cenab-ı Allah ona: “Bunlar senin iyiliklerindir.., Kabul ettim.” der. O esnada kul, mahşerdeki diğer kul­lara şöyle der: “Alın, kitabımı okuyun. Doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşa­cağımı umuyordum” (Hakka, 69/19-20) Ama amel defteri kendisine arkasından verilen kimse, bu defterini sol eliyle tutar. Ona, “Defterini oku” denir; oku­maya başlar. Defterinin içinde iyilikleri, dışında da kötülükleri kayıtlıdır. Mahşerdekiler onun defterinin dış kısmını okur ve “Bu mahvoldu” derler. Adam kendi defterinin iç kısmında kayıtlı iyiliklerini okuyup sonuna geldi­ğinde şu ifadeye rastlar: “Bunlar senin iyiliklerindir. Ama sana reddediyo­rum!” Sonra da defterini çevirmesi emredilir. Çevirir, dış kısmındaki kötü­lüklerini okur. Sonuna geldiğinde, maşherdekilere şöyle der: “Kitabım keşke bana verilmeseydi. Keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim. Bu iş keşke son bulmuş olsaydı. Malum bana fayda vermedi.” [461]

Ebubekir b. Ebi Şeybe… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu Allah’ın yüz kısım rahmeti vardır. Bunlardan birini bütün ya­ratıkların arasına indirmiştir. Onlar, bununla birbirlerine merhamet ederler.

Vahşi hayvanlar, bununla kendi yavrularına şefkat gösterirler. Doksan dokuz kısım rahmet Cenab-ı Allah yanında alıkoymuş olup bununla (ahirette) kul­larına merhamet buyuracaktır,” [462]

İbn Mâce… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okumuş; “Sakınılması gereken de O’dur, bağışlayacak olan da.” [463]

Sonra da şöyle demiş: “Yüce Allah buyurdu ki: ‘Ben, kendisinden sakı­nılması gerekenim. Benimle beraber başka biri ilah edinilmesin. Benimle beraber başka birini ilah edinmekten sakınan kimseyi ben bağışlarım.” [464]

Buharı… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Kıyamet gününde ashabımdan bir gurup, su içmek için kevser havuzu­na geldiklerinde oradan uzaklaştırılırlar. Ben, “Ya Rab! Bunlar ashabımdır!” deyince Cenab-ı Allah şu cevabı verir:

“Doğrusu onların senden sonra neler vukua getirdiklerini bilmiyorsun. Onlar gerisin geri dönmüşlerdi!” [466]

İbn Ebi’d-Dünyâ… Muhammed b. Münkedir’den rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir:

“Sizin kevser havuzundan su içtikten sonra geri dönüşünüzü görür gibi oluyorum. Adam bir başkasıyla karşılaşır; ona: “Su içtin mi?” diye sorar; o da “Evet” cevabını verir. Yine adam bir başkasıyla karşılaşır; ona: “İçtin mi?” diye sorar. O da: “Hayır. Bilsen ne kadar susamışım!” diye cevap ve­rir.”

Kaynak : Ölüm Ve Ötesi – İbni Kesir

Dipnotlar :  Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Bu Ümmetten, Hesap Vermeksizin Cennete Girecek Olanlar.

Yazar Site - Yönetici Ekim 7, 2013

Bu Ümmetten, Hesap Vermeksizin Cennete Girecek Olanlar:

Buharî… İbn Abbas’tan rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Ümmetler (Kıyamet gününde) bana arzedilirler. Biz peygamberin üm-metiyle beraber geçtiğini, bir peygamberin bir cemaatle beraber geçtiğini, bir peygamberin on kişiyle beraber geçtiğini, bir peygamberin beş kişiyle bera­ber geçtiğini, bir peygamberin de yalnız başına geçtiğini, sonra da büyük bir kalabalığın gelmekte olduğunu görürüm. Birisi “Bunlar senin ümmetindir.

Runların ön tarafındaki yetmiş bin kişiye hesap ve azâb yoktur” der. Niçin? sorarım. O der ki: “Çünkü bunlar vücutlarını dağlamazlar, başkalarının gizliliklerini araştırmazlar, (eşyalarda ve olaylarda) uğursuzluk aramaz ve leblerine güvenip dayanırlardı.

Rasûlullah (s.a.v.)’i dinlemekte olan Ukkâşe b. Mihsan kalkıp; “Beni de bunların arasına katması için Allah’a duâ et” dedi. Rasûlullah (s.a.v.) de; “Allahım! Bnu da onlardan biri kıl” diye duâ ett. Sonra başka bir adam da kalkıp; “Beni de bunların arasına katması için Allah’a duâ et” deyince Rasû­lullah (s.a.v.) ona: “Ukkâşe senden önce davranıp bunu elde etti” diye cevap verdi.” [476]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet ett ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Aziz ve Celil olan Rabbimden dilekte bulundum. Bana ümmetimden yüzleri dolunay gecesindeki ay gibi parlak olan yetmiş bin kişinin (hesapsız olarak) cennete gireceğimi vâdetti. Daha fazlasını istedim. Bunu yetmişbin kat arttırdı. Ben: “Ya Rab, eğer ümmetimin muhacirleri bu kadar yoksa ne olacak?” diye sordum. “Öyleyse bu arabilerle tamamlarım” diye cevap ver­di.” [477]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlul-lah(s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Biz (dünyaya) en son gelenler, kıyamet gününde önde olacağız. Üm­metimden yetmiş bin kişilik ilk zümre, kendilerine hesap sorulmaksızın cen­nete gireceklerdir. Bunlardan her birinin yüzü dolunay gecesindeki Ay gibi parlaktır. Bunlardan sonra gelecek olanların yüzleri, gökteki en parlak yıldız gibidir. Sonra da herkes mertebesine göre gelecektir.” [478]

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebubekir es-Sıddik’tan rivayet etti ki; Rasû­lullah (s.a.v.) şöyle buyurmştur:

“(Ümmetimden) yetmiş bin kişinin hesap vermeksizin cennete girecek­leri (müjdesi) bana verildi. Onların yüzleri dolunay gecesindeki ay gibidir. Kalpleri bir adamın kalbi üzerindedir, (yani gönülleri beraberdir.) Aziz ve Celil olan Rabbimden, bunların sayılarını artırmasını diledim. Her bir kişiye yetmiş bin kişi daha ekledi.” Ebubekir (r.a.) dedi ki: Ben bunun kentliler aleyhine olacağını düşündüm, göçüp badiyeye gittim.” [479]

imam Ahmed b. Hanbel… Zer’den rivayet etti ki; İbn Mes’ud şöyle demiştir:

Rasûlulah (s.a.v.) rüyasında ümmetleri gördü. Kendisinin ümmeti de ya­nından geçtiğinde çoklukları hoşuna gitti. Dağları ve ovalan doldurmuşlardı. (Uyandıktan sonra) dedi ki: Bana şöyle denildi: “Senin için bunlarla birlikte Vetmiş bin kişi hesap vermeksizin cennete gireceklerdir. Bunlar vücutlarını bağlamaz, başkalarının gizliliklerini araştırmaz ve (olaylarda, eşyalarda) u£ursuzluk aramaz, Rablerine güvenip dayanırlar.”

Orada hazır bulunan Ukkâşe b. Mihsan dedi ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! aralarına katması için Allah’a duâ et.” Rasûlullah (s.a.v.): “Allahım! nu da aralarına kat” diye duâ etti. Ensardan bir başka adam da kalkıp: “Ey Allah’ın rasûlii! Benî de aralarına katması için Allah’a duâ et.” dedi. Rasû-lullah(s.a.v.), ona: “Ukkâşe bu hususta seni geçti.” cevabını verdi. [480]

İmam Ahmed b. Hanbel… İmrân b. Husayn’den rivayet etti ki; İbn Mes’ud şöyle demiştir:

Bir gece RasûluIIah (s.a.v.)’in yanında çok konuştuk (sohbetimiz uzun sürdü). Sonra ertesi gün yanına gittiğimzde bize şöyle dedi: “Dün gece (rü­yada) peygamberler ümmetleriyle birlikte bana gösterildiler. Kimi peygam­ber yanımdan geçerken beraberinde üç kişi, kiminin beraberinde bir gurup, kiminin beraberinde bir cemaat vardı. Kimi de yalnızdı. Nihayet beraberinde İsrâiloğullarından büyük bir topluluk olarak Musa (a.s.) yanımdan geçti. (Çoklukları) hoşuma gitti. “Bunlar kimdir?” diye sordum. Bana: “Bu, karde­şin Musa’dır. Beraberindekiler de İsrâiloğullaııdır.” denildi. “Ümmetim ner-de?” diye sordum. “Sağına bak!” denildi. Baktım. Tepeciklerin insan yüzle-riyle dolu olduğunu gördüm. Sonra bana, “Soluna bak!” denldi. Baktım. Ufu-kun insan yüzleriyle dolu olduğunu gördüm. Bana: “Razı oldun mu?” denil­di. “Razı oldum ya Rab! Razı oldum ya Rab!” dedim. Bana denildi ki: “Bun­larla beraber yetmiş bin kişi var ki; onlar hesap vermeksizin cennete gireck-lerdir.” Sözün şurasında Peygamber (s.a.v.) sahabilere şöyle dedi: “Anam ba­bam size feda olsun. Eğer şu yetmiş bin kişiden biri olabilecekseniz olun. Eğer bunu yapamazsanız tepedekilerden olun. Onu da yapamazsanız, ufuk-takilerden olun. Çünkü ben orada birbirin karışan tedirgin insanlar gördüm.” O esnada Ukkaşe b. Mihsan kalkıp: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allaha duâ et de beni de o yetmiş bin kişinin arasına katsın” dedi. Rasûlullah (s.a.v.) onun için duâ etti. Başka bir adamda kalkıp “Ey Allah’ın rasûlü! Beni de onların ara­sına katması için Allah’a duâ et” dedi. Rasûlullah (s.a.v.) ona: “Ukkâşe bu hususta senden önce davrandı” dedi. Sonra kendi aramızda konuşarak “Bu yetmiş bin kişi sizce kimlerdir?” diye sorduğumuzda kimileri: “Onlar; müs-lüman olarak doğup Allah’a hiç ortak koşmayan ve ölünceye kadar bu halle­rini sürdüren kimselerdir” dediler. Peygamber (s.a.v.) bunu duyunca şöyle buyurdu: “Onlar; vücutlarına dağ yaptırmayan, başkalarının gizliliklerini araştırmayan, (olaylarda ve eşyalarda) uğursuzluk aramayan, Rablerine gü­venip dayanan kimselerdir.” [481]

Taberanî… İmran b. Husayn’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöy­le buyurmuştur:

“Ümmetimden yetmiş bin kişi hesap vermeksizin, azâb gömleksizin cennete girecektir.” Onlar, kimlerdir ya Râsulallah? diye sorulduğunda şu ce­vâbı verdi: “Onlar; vücutlarını dağlamayan, başkalarının gizliliklerini araştır­mayan, (olaylarda ve nesnelerde) uğursuzluk aramayan, Rablerine güvenip dayanan kimselerdir.” [482]

İmam Ahmed b. Hanbel… Câbir b. Abdullah’tan rivayet etti ki; Rasûlul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İlk zümre kurtulacaktır. Onların yüzleri, dolunay gecesindeki ay gibi (parlak)dır. Yetmiş bin kişidirler. Hesaba çekilmezler. Onlardan sonra gelenler de böyle… Bunların yüzleri, gökteki en parlak yıldız gibidir.” Böyle de­dikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), diğerlerini de anlattı. [483]

Bezzar… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden yetmiş bin kişi cennete girecektir. Bunlardan her yetmiş kişiyle, yetmiş bin kişi daha girecektir.” [484]

Bu hadisin manâsı muhtemelen şöyledir: Her bin kişiyle ve her bir kişiyle -ki bu daha çok ve daha kapsamlıdır- yetmiş bin kişi daha cennete girecektir.

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu Cenab-ı Allah ümmetimden dörtyüzbin kişiyi cennete koya­cağını bana vâdetti.” [485]

Hz. Ebubekir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu sayıyı bize artır” deyince Rasû­lullah (s.a.v.) avuçlarını birleştirerek “İşte böyle!..” diye karşılık verdi. Bu defa Hz. Ömer: “Bu kadarı sana yeter ey Ebubekir!” diyerek araya girdi. Hz. bubekir: “İlişme bana ey Ömer! Allah hepimizi cennete koysa bunun sana ne zararı olur?” deyince Hz. Ömer şu karşılığı verdi: “Allah dilerse bütün halkını tek avucuyla da cennetine kendi rahmetiyle koyar!” Bunun üzerine .asûlullah (s.a.v.) (Ömer’i kastederek): “Doğru söyledi” dedi. [486]

Hafız Ebû Yâ’lâ… Enes’ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Ümmetimden yetmiş bin kişi cennete girecektir.”

Sahabiler: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu sayıyı bize artır” dediklerinde -ken­disi bir kum yığını üzerinde bulunuyordu- kumu eliyle savurdu, (yani bu ka­dar çok sayıda cennete gireceksiniz demek istedi): Tekrar “Ey Allah’ın Ra­sûlü! Bu sayıyı bize artır” dediklerinde, yine kumu eliyle savurdu. Sahabiler de şöyle dediler: “Ey Allah’ın nebisi! Artık bundan sonra cehenneme gireni Allah rahmetinden uzak etsin!” [487]

Taberanî… Umeyr’den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu Cenab-ı Allah, ümmetimden üç yüzbin kişiyi cennete koyaca­ğını bana va’d etti.” Umeyr: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu sayıyı bize artır” de­yince Rasûlullah (s.a.v.) eliyle kumları savurarak “İşte sayılamayacak dere­cede bu kadar çok kimseyi cennete koyar” dedi, Umeyr, yine: “Ey Allah’ın R-asûlü! Bu sayıyı bize artır” deyince Hz. Ömer: “Ey Umeyr! Bu kadarı sana yeter” dedi. Umeyr: “Ne diye bize karışıyorsun ey Hattabın oğlu?” diye so-ninca Hz. Ömer de şu karşılığı vedi: “Allah dilerse, insanları bir avuçlayıp savuruşta cennete koyar.” Rasûlullah (s.a.v.) de: “Ömer doğru söyledi” dedi. Hafız Ziya: “Ömer(r.a.)’in bundan başka hadisi bulunduğunu bilmiyorum”edi. [488]

Bezzar… Ebû Saîd el-Hudrî’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden yetmiş bin kişi hesaba çekilmeksizin cennete girecektir.” âşe kalkıp, “Ey Allah’ın rasûlü! Beni de onların arasına katması için AlIah’a duâ et” dedi. Rasûlullah (s.a.v.): “Allahım! Bunu da onların arasına kat” diye duâ etti. Sonra başka bir adam da: “Ben de aralarına katması için Allah’a duâ et ya Rasûlallah!” dedi. Rasûlullah (s.a.v.): “Allahım! Buna da onların arasına kat.” diye duâ etti. Oradaki topluluk sustu. Sonra birbirlerine: “Keşke biz de ‘Ey Allah’ın rasûlü! Bizi de aralarına katması için Allah’a duâ et’ deseydik” dediler. Rasûlullah (s.a.v.): “Ukkâşe ve arkadaşı bu hususta si­zi geride bıraktılar. Ama duâ etmemi isteseydiniz, ederdim. Etseydim, cen­nete girmeniz kesinleştirdi.” diye karşılık verdi. [489]

Taberanî… Ebû Umame’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

“Rabbim, ümmetimden yetmiş bin kişinin cennete gireceğini bana vâ-detti. Bunlardan her bin kişiyle birlikte yetmiş bin kişi daha vardır. Bunlara hesap ve kınama yoktur. Ayrıca Aziz ve Celil olan Rabbim üç kez insanları avuçlayıp cennete savuracaktır.”

Bu rivayetin lafzı (kelimeleri) İbn Ebû Şeybe’ye aittir. Taberanî’nin ri­vayetinde “Her bin kişiyle birlikte yetmiş bin kişi daha vardır.” cümlesi yok­tur. [490]

Ebubekir b. Ebi Âsim… Ebû Umame’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cenab-ı Allah, ümmetimden yetmiş bin kişiyi hesaba çekmeksizin cen­nete koyacağını bana vâdetti.” Yezid b. Ahnes: “Allah’a yemin ederim ki; ya Rasûlallah bunlar, senin ümmetinin içinde o kadar azdırlar ki (kara) sinekler arasındaki (kırmızı ve beyaza çalacak tonda) sarı sinekler kadardırlar.” deyin­ce Rasûlullah (s.a.v.) şu cevabı verdi: “Cenab-ı Allah bu yetmiş binin her bin kişisiyle birlikte yetmişler bin kişiyi daha cennete koyacağını ve bu sayıya üç kez avuçlayarak cennete savuracağı kimseleri de ekleyeceğini bana vâdetti.”

Hafız Ziya dedi ki: Bu hadisin rivayet senedinde adı geçen kimselerin Horî dışında kalan tümü sahih rivayet sahipleridir. Yalnız, Horî’nin de kriti­ğe tabi tutulduğunu bilmiyorum. [491]

Taberanî… Ukbe b. Abd es-Sülemî’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu Rabbim, ümmetimden yetmiş bin kişyi, hesaba çekmeksizin cennete koyacağım bana vâdetti. Onlardan her bin kişiyle birlikte yetmişer bin kişi daha vardır. Ayrıca üç kez avuçlayıp savuracağı kimselerinde ek ola­rak cennete konulacaklarını bana bildirdi.” Bunu duyunca Hz. Ömer tekbir getirip şöyle dedi: “Cenab-ı Allah ilk yetmişi; babalarına, oğullarına ve aşi­retlerine şefaatçi kılacaktır. Beni sonda avuçlayıp cennete savuracağı kimse­lerin son gurubundan biri kılmasını temenni ediyorum.”

Hafız Ziya, bunun senedinin illetli olduğunu bilmiyorum, dedi. Doğru­sunu Allah bilir. [492]

İmam Ahmed b. Hanbel… Atâ b. Yesar’dan rivayet etti ki; Rüfaa el-Cü-henî şöyle demiştir kendisine: Rasûlullah (s.a.v.)’le birlikte yürüdük. Ke-did’e (veya Kadid’e) vardığımızda Rasûlullah (s.a.v.) bize şöyle buyurdu:

“Aziz ve Celil olan Rabbim, ümmetimden yetmiş bin kişiyi -hesaba çekmeksizin- cennete koyacağını bana vâdetti. Sizler ve salih olan eşleriniz-î çoluk çocuklarınız cennetteki meskenlerinize yerleşmeden önce hiç bir ümmetin cennete girmeyeceğini umuyorum.” [493]

Taberanî… Sevbân’dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Rabbim, ümmetimden yetmiş bin kişiyi hesaba çekmeksizin cennete koyacaktır. Onlardan her bin kişiyle birlikte yetmişer bin kişi daha vardır.” [494]

Taberanî… Ebû Saîd el-Enmarî’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Doğrusu Aziz ve Celil olan Rabbim, ümmetimden yetmiş bin kişiyi he­saba çekmeksizin cennete koyacağını bana vâdetti. Bunlardan her bin kişiyi de yetmişbin kişiye şefaatçi kılacak sonra da üç kez avuçlayarak (çok sayıda insanı) cennete savuracaktir.” [495]

Bu hadisin râvilerinden Kays diyor ki: Ben, Ebû Saîd’e sordum:

— Sen bunu bizzat Rasûlullah (s.a.v.)’den mi işittin?

—- Evet, kulaklarımla işittim. İşittiklerimi de kalbim hıfzetti. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştu:

“Allah dilerse ümmetimin bütün muhacirlerini bu kapsama alır. Sayı ta­mamlanmazsa, kalan kısmını arabilerle ikmâl eder.”

Bunların hesabı Rasûlullah (s.a.v.)’in yanında yapıldı. Sayılan dört mil­yar yediyüz bini buldu. Rasûlullah (s.a.v.) de şöyle dedi: “İnşaallah ümmeti­min muhacirleri bu meblağı doldurur.”

Sahih adlı eserinin “El-Ba’s ve’n-Nüşûr” bölümünde Buharî… Ebû Ye­zid el-Medinî’den rivayet etti ki; Amr b. Hazm el-Ensarî şöyle demiştir:

Rasûlullah (s.a.v.) üç gün bize görünmez oldu. Sadece farz namazları kılmak için mescide gelir, namazı kıldıktan sonra hemen evine dönerdi. Dör­düncü günde yanımıza geldi. Kendisine, “Ey Allah’ın Rasûlü! Bize görün­mez oldun. Biz de bir olay meydana geldiğini sandık” dediğimizde şöyle bu­yurdu: “Sadece iyilik ve hayır oldu. Yüce Rabbim, ümmetimden yetmişbin kişiyi hesaba çekmeksizin cennete koyacağını bana vâdetti. Bu üç gün zar­fında kendisinden bu sayıyı artırmasını diledim. Rabbimin bir, şerefli ve cö­mert olduğunu gördüm. O yetmiş bin kişiden her biriyle birlikte yetmişer bin kişiyi daha bana bağışladı. Ben: “Ya Rab! Ümmetimin sayısı bu kadarı bu­lur mu?” diye sorduğumda, ‘Bu sayıyı sana arabilerle tamamlarım” dedi.” Dahhâk, bu hadisin tenkid edildiğini; Neseî de metruk olduğunu söylemiştir.

Taberanî… Ebû Mâlik’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Muhammed’in canı kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki; kıya­met gününde Cenab-ı Allah sizleri zifirî karanlık bir gece gibi topluca yeri satmış bir zümre halinde cennete gönderecektir. Melekler diyecekler ki: Muhammed ile beraber gelenler, diğer peygamberlerle beraber gelenlerden daha çoktur.” [496]

Kaynak :İbn Kesîr, Ölüm Ötesi Tarihi, 298-303.

Dipnotlar: Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cennetliklerin Cennete En Son Girecek Olanı:

Yazar Site - Yönetici Mart 28, 2012

Cennetliklerin Cennete En Son Girecek Olanı:

Buharı… Ata b. Yezid el-Le^sî’den rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.)’e şöyle bir soru soruldu:

Kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz?

— Siz bulutsuz bir günde güneşi görürken itişip kakışır mısınız?

Hayır ey Allah’ın Rasulü!

— Bulutsuz ve dolunaylı bir gecede ayı görürken itişip kakışır mısınız?

— Hayır ey Allah’ın Rasûlü!

İşte kıyamet gününde Rabbinizi böyle göreceksiniz. O günde insan­ları toplar ve onlara şöyle der:

Kim benden başka bir şeye tapıyorduysa bu gün ona tabi olsun. Kim güneşe tapıyorduysa bu gün güneşe tabi olsun. Kim aya tapıyorduysa bu gün aya tab olsun. Kim tağutlara tapıyorduysa bugün onlara tabi olsun!..”

Orada münafıklarıyla birlikte bu ümmet kalır. Cenab-ı Allah, tanımadık­ları bir surette yanlarına gelip,Ben sizin Rabbinizimder. Onlarda: “Sen­den Allah’a sığınırız. Biz burada, yerimizde, Rabbimizin yanımıza gelişini bekleyeceğiz. Gelince de O’nu tanıyacağız.” derler. Cenab-ı Allah, tanıdık­ları bir surette yanlarına gelip,Ben sizin Rabbinizim!” der. Onlar da:Sen bizim Rabbimizsindeyip ona tabi olurlar. Ve cehennem köprüsü kurulur. Köprünün üzerinden ilk geçen ben olurum. O gün peygamberlerAllahım, selâmet ver; selâmet ver.” diye duâ ederler. Köprüde deve dikenleri gibi kan­calar vardır. Deve dikenlerini görmüşsünüz değil mi?

— Görmüşüz ya Rasûlallah.

— İşte o kancalar, deve dikenleri gibidirler. Yalnız, büyüklüklerini an­cak Allah bilir. İnsanlar, amelleri nedeniyle kapılıp götürülürler. Kimi, ame­li nedeniyle helak olur. Kimi yardımsız bırakılır, sonra kurtulur. Nihayet Ce­nab-ı Allah kullan arasındaki ödeştirme işini tamamlayıp Allah’tan başka ilâh bulunmadığına şehadet edenlerden cehennemden çıkarılmasını dilediği kimseleri çıkarmak ister. Bu hususta meleklere gerekli emri verir. (O günah­kârlar) cehennemde mahpusturlar. Üzerlerine hayat suyu denen bir su dökü­lür. Tohumun sel yatağında bitip yeşermesi gibi bitip yeşerirler. Bir adam, yüzü cehenneme yönelik olarak durur, veYa Rab! Yüzümü ateş tarafından çevir. Kokusu beni rahatsız etti. Sıcaklığı da beni yaktı.Allah’a sürekli yal­varıp yakarır. Allah da ona şöyle der:Umarım ki bu istediğini verirsem, benden başka bir şey istemezsin. Öyle değil mi?O da: “Onur ve üstünlüğün yemin ederim ki; senden başka bir şey istemeyeceğimder. Cenab-ı Allah Onun yüzünü ateşten çevirir. Sonra o der ki:Ya Rab! Beni cennetin kapısı­na yaklaştır.Cenab-ı Allah ona:Benden başka bir istekte bulunmayacağı­nı söylememiş miydin? diye sorar. O da:Onur ve üstünlüğüne yemin ede­rim ki; artık bundan başka bir istekte bulunmayacağımder ve artık başka bir istekte bulunmayacağına dâir söz ve güvenceler verir. Cenab-ı Allah da onu cennetin kapısına yaklaştırır. Adam cennetin içindeki şeyleri görünce Al­lah’ın dilediği bir süre susar, sonra:Ey Rabbim! Beni cennete koyder. Yü­ce Rab ona:Artık başka bir stekte bulunmayacağını bana söylememiş miydn? Yazıklarlar olsun sana ey âdemoğlu! Sen ne kadar da dönekmiş-sin?! diye sorar. O da:Ya Rab! Beni yaratıklarının en bahtsızı kılmader ve yakarışını sürdürür, nihayet Cenab-ı Allah güler. Gülünce de onun cenne­te girmesine izin verir. Cennete girdiğinde kendisineDile ne dilersende­nilir- O da bazı dileklerde bulunur. Sonra yine kendisine:Dile ne dilersen” denilir. O da bazı dileklerde bulunur. Artık dileyeceği bir şey kalmaz. Ken­disine: “Düedikerin, bir misli fazlasıyla sana verildidenir.”

Ebû Hüreyre dedi ki: “Bu hadiste anlatılan adam, cennete en son gire­cek kişidir.”

Bu hadisi rivayet ettiğinde Ebû Saîd el-Hudrî de Ebû Hüreyre’nin yanın­da oturmaktaydı. Onun söylediklerini değiştirmiyordu. Ne zaman ki Ebû Hü­reyre “Dilediklerin bir misli fazlasıyla sana verildi” denir. Sözünü nakl etti; işte o zaman Ebû Saîd (r.a.) dedi ki: Ben Rasûlullah (s.a.v.)’in bunu şöyle ifa­de ettiğini işittim: “Dilediklerin, on misli fazlasıyla sana verildi” denir. Ebû Hüreyre, “Onunla birlikte bir o kadarı da verilir” dedi. İbn Mes’ud ve diğer bazı sahabiler de bu hususta Ebû Saîd’in söylediklerine katılmışlardır. İnşa-allah bu husus ileride d$ açıklanacaktır. [499]

Buharı.., Atâ b. Yesar’dan rivayet etti ki; Ebû Saîd el-Hudrî şöyle de­miştir: Biz, Hz. Peygambere şöyle bir soru sorduk:

— Ey Allah’ın Rasûlü! Rabbimizi görecek miyiz?

— Bulutsuz bir günde güneşi görme hususunda birbirinizle itişip kakış­manız olur mu?

-— Hayır.

—  Aynı şekilde (kıyamet gününde) Rabbinizi görürken de birbirinizle itişip kakışmanız olmayacaktır.

—  Sonra bir çağına şöyle seslenir: “Her kavim, tapageldiğinin yanına gitsin!” Ehl-i salip, salipleri (haçları) ile; putperestler, putlarıyla; başka tan­rılara tapanlar, tanrılarıyla giderler. Geride iyisiyle kötüsüyle kitab ehli, Al­lah’a tapan kimseler kalır. Sonra cehennem getirilip tıpkı bir serap gibidir. Yahudilere sorulur:

Neye tapardınız?

— Allah’ın oğlu Üzeyir’e tapardık.

Yalan söylüyorsunuz. Allah’ın hiç eşi ve çocuğu olmadı. Şimdi ne is­tiyorsunuz?

— Bize su içirmenizi istiyoruz.

— İçin bakalım!

Cehenneme yuvarlanıp düşerler. Sonra hristiyanlara sorulur:

— Neye tapardınız?

— Meryemoğlu Mesih’e tapardık.

— Yalan söylüyorsunuz. Allah’ın hiç eşi ve çocuğu olmadı. Şimdi ne is­tiyorsunuz?

— Bize su içirmenizi istiyoruz.

— İçin bakalım!

Cehenneme yuvarlanıp düşerler. Geride iyisiyle kötüsüyle, sadece Al­lah’a kulluk etmiş olanlar kalır. Onlara: “Herkes gitti. Siz niye burada kaldırıız?” diye sorulur. Onlar da şu cevabı verirler: “Dünyada onlardan ayrıldık. O zaman kendilerine bu günkünden daha fazla muhtaç olduğunuz halde ken­dilerinden ayrılmıştık. Biz, bir çağrıcının ‘Herkes tapageldiğinin yanına git­sin’ dediğini işittik. Biz Aziz ve Celil olan Rabbimizin yanımıza gelmesini bekliyoruz. Her istediğini yaptıracak güce sahib olan yüce Allah, onların ta­nımadıkları bir surette yanlarına gelip “Ben sizin Rabbinizim” der. Onlar da: “Senden Allah’a sığınırız. Rabbimiz yanımıza gelinceye dek buradan ayrıl­mayacağız. Rabbimiz gelince de O’nu tanırız” derler. Nihayet yüce Allah, öncekinden değişik ve kendilerinin tanıdıkları bir surette yanlarına gelip “Ben sizin Rabbinizim” der. Onlar da: “Senden Allah’a sığınırız. Rabbimiz yanımıza gelinceye dek buradan ayrılmayacağız. Rabbimiz gelince de O’nu tanırız” derler. Nihayet yüce Allah, öncekinden değişik ve kendilerinin tanı­dıkları bir surette yanlarına gelip “Ben sizin Rabbinizim” der. Onlar da: “Evet, sen Rabbimizsin” derler. Allah ile ancak melekler konuşurlar. Mümin kullara: “Sizinle Rabbiniz arasında bildiğiniz bir alâmet var mıdır?” diye so­rulur. Onlar derler ki: “O alâmet baldırdır. O günde Allah, baldırını açar (on­lara tecelli eder).” Nitekim yüce Allah da şöyle buyurmuştur: “O gün işin dehşetinden baldır açılır” (Kalem, 43) Her mümin kişi o zaman Allah’a secde eder. Dünyadayken gösteriş ve ün yapmak amacıyla secde etmiş olanlar -secde etmesinler diye- o günde sırtları kas katı kesilir; secde edemezler. Sonra sırat köprüsü getirilip cehennemin üzerine kurulur.” Bazıları köprüden bir anda geçer. Bazıları rahvan atlar gibi geçer. Kimi yara bere almadan ge­çer, kimi yaralanıp berelenrk geçer. Kimi de cehennemin ateşine düşer. Ni­hayet bir başkası sürünerek köprüden geçer. Siz hakkı taleb etmede benden daha güçlü olamazsınız. O gün kimin mümin olduğu size apaçık görünür. Müminler kurtulduklarını görünce kardeşlerine şefaat etmek için Rablerine şöyle derler: “Rabbimiz! Bunlar kardeşlerimizdir. Dünyada bizimle beraber savaşır, bizimle beraber oruç tutar, bizimle berabr salih ameller işlerlerdi.” Yüce Allah da: “Gidin, kalbinde zerre ağırlığınca imân bulunan kimseleri ce­hennemden çıkarın” der. Allah, öylelerinin yüzlerini ateşe haram kılar. On­ların bir kısmı ayaklarına kadar, bir kısmı bacaklarının yarısına kadar ateşe batmıştır. O şefaatçi müminler, gidip cehennemdeki günahkâr müminlerden tanıdıklarım çıkarır sonra dönrler. Cenab-ı Allah onlara: “Gidin. Kalbinde yarım zerre ağırlığınca iman bulunan kimseleri de cehennemden çıkarın”der. Gder, tanıdıklarını cehennemden çıkarırlar.”

Hadisi rivayet eden Ebû Saîd dedi ki; Eğer bana inanmıyorsanız şu âye­ti okuyun: “Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz. Zerre kadar iyilik olsa onu kat kat arttırır.” (Nisa, 4/40)

Peygamberler, melekler ve müminler, günahkârlara şefaat ederler. Her istediğini yaptıracak güce sahib olan Aziz ve Celil Allah: “Benim şefaatim kaldı” der. Orada alıkonmuş olanlardan bir kısmını avuçlayıp alır, cennet gi­rişindeki hayat nehrine bırakır. Bunlar sel yatağının iki kıyısındaki ekin tane­leri gibi biterler. Ağaç ve kayaların yanındaki ekin tanelerini andırırcasına Yeşerirler. Bu bitkilerin güneşe bakan tarafları yeşil, gölgeye bakan tarafları İse beyaz olur. Oradan, yani hayat nehrinden inci taneleri gibi çıkarlar. Ce-nab-ı Allah onların boyunlarına mühürler takar ve o halde cennete girerler. Cennetlikler onları görünce, “Bunlar Rahmân’ın azatlılarıdır. Hiç bir iyilik yapmadıkları ve önceleri hiç bir hayırda bulunmadıkları halde Allah bunları cennete koydu” derler. Sonra onlara: “Gördükleriniz, bir misli fazlasıyla bir­likte SİZİn olsun” denir. [500]

Müslim… Ebû Zübeyr’den rivayet etti ki; Câbir b. Abdullah şöyle de­miştir:

“Kıyamet gününde biz şöyle ve şöyle bir yere (tepeye) geliriz. Ben de oradan insanlara üst bir noktadan bakarım. Ümmetler putlarıyla ve taptıkları şeylerle sırasıyla çağırılırlar. Ondan sonra Rabbimiz yanımıza gelir ve biz müminlere şöyle sorar:

— Kimi bekliyorsunuz?

— Rabbimizi bekliyoruz.

— Ben Rabbinizim!

—  Hele seni bir görelim.

Yüce Rab müminlere tecelli edip güler. Onları alıp götürür. Onlar da kendisine tabi olup giderler. Mümin olsun münafık olsun herkese, peşine düşüp izleyeceği bir nûr verilir. Cehennem köprüsünün üzerinde kanca ve şiş­ler vardır. Allah’ın dilediği kimseler o kanca ve şişlere takılırlar. Sonra mü­nafıkların nuru söner ve müminler kurtulur. Kurtulan ilk zümrenin yüzleri, dolunaylı gecedeki ay gibi parlaktır. Bunlar yetmiş bin kişi olup hesaba çevilmeksizin cennete gireceklerdir. Bunların ardısıra gelenlerin yüzleri, gökteki en parlak yıldız gibi parıldar. Bunlarda aynı şekilde cennete girerler. Bundan sonra şefaat faslı başlar. Şefaat erbabı kimseler (günahkârlar için) şe­faat ederler. Öyle ki, kalbinde bir arpa tanesi ağırlığınca hayır bulunan ve lâ-ilâhe illallah diyen herkes cehennemden çıkarılıp cennetin avlusuna konulur­lar. Cennetlikler bunların üzerine su serperler de tıpkı sel yatağındaki ekin ta­neleri gibi yeşerirler. Bu durumdaki insan cennete girdikten sonra korkusu gider. Artık dünya on katıyla kendisine verilinceye dek istekte bulunur.” [501]

“Müslim… Huzeyfe’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Cenab-ı Allah insanları (kıyamet gününde) toplar. Müminler kalkıp du­rurlar. Nihayet cennet onlara yaklaştırılır. Onlar da Âdem (a.s.)’e gidip: “Ey babamız Âdem! Bize cennetin kapılarım açtır” derler. O da; “Ben bunu ya­pabilecek durumda değilim. Sizi cennetten çıkarın sebep, babanız Âdem’in günahından başkası değildir. Siz Allah’ın dostu İbrahim’e gidin!” der. Yanı­na gittiklerinde İbrahim onlara şöyle der: “Ben bunu yapabilecek durumda değilim. Ben, Allah’ın gerilerden dostuyum. Siz Mûsâ (a.s.)’a gidin.” Yanı­na gittiklerinde Musa (a.s.) onlara: “Ben bunu yapabilecek durumda değilim. Siz Allah’ın ruhu ve kelimesi İsa’nın yanma gidin.” der. Yanına gittiklerinde İsâ (a.s.) da onlara: “Ben bunu yapabilecek durumda değilim” der ve on­lar, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yanma giderler. O da kalkıp şefaat izni ister. Kendisine izin verilir. Sonra emanet ve rahmet gönderilir. Bunlar, sıratın sa­ğında ve solunda dikilip dururlar. Kiminiz o köprüden yıldırım gibi süratle geçer.” Bu hadisi rivayet eden Huzeyfe: “Anam babam sana feda olsun. Yıl­dırım gibi geçmek nasıl olur?” diye sorunca Rasûlullah (s.a.v.) ona şöyle ce­vap vermişti: “Yıldırıma bakmıyorlar mı? Göz açıp yumuncaya kadar nasıl çakıp geçiyor? Sonraki gurup rüzgar gibi, ondan sonraki gurupta yağmur gi­bi, ondan sanraki gurupta koşucu erkeklerin koşusu gibi hızla geçip gider. Amelleriyle orantılı bir hızla geçip giderler. Derken bir adam gelir köprüden yürüyerek değil de ancak sürünerek geçer. Köprünün iki tarafında asılı kan­calar vardır. Bunlar, yakalamakla emrolundukları kimseleri, oradan geçer­ken, (vücutlarına takılarak) yakalarlar. Kimi yara bere alarak oradan kurtu­lup geçer. Kimi de ateşe düşer. Ebû Hüreyre’nin câm kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki; cehennemin derinliği yetmiş güz mevsimi kadardır!” İbn Ebi’d-Dünyâ… Ebû Mûsâ el-Eş’arî’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cenab-ı Allah ümmetleri aynı platformda toplar. Onları dağıtmak iste­diğinde, her kavmin tapa geldiği tanrıyı karşılarına diker. Onu görünce peşi­ne takılır, onu ardısıra giderler. Nihayet o da onları cehenneme koyar. Sonra biz (müminler) yüksek bir yerdeyken Rabbimiz yanımıza gelir ve şöyle der:

—- Ne bekliyorsunuz?

— Rabbimizi bekliyoruz.

— O’nu görürseniz tanır mısınız?

— Evet.

— O’nu daha önce görmediğiniz halde nasıl tanıyacaksınız? -— Çünkü O’nun dengi yoktur.

—  (Yüce Allah gülmeye başlar) Müjdeler olsun size ey müslümanlar topluluğu! Çünkü sizden her birinizin yerine cehenneme bir yahudi veya hristiyan koydum, (siz kurtuldunuz).”

Müslim… Ebû Musa el-Eş’arî’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v) şöy­le buyurmuştur:

“Müslüman adam ölmeden önce Cenab-ı Allah mutlaka onun yerine ce­henneme bir yahudi ve hristiyan koyar.” [502]

Kaynak : ÖLÜM VE ÖTESİ – İBNİ KESİR

Dipnot: Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Tûbâ Ağacı

Yazar Site - Yönetici Aralık 11, 2011

Tûbâ Ağacı:

İmam Ahmed b. Hanbel… Utbe b. Ubeydullah es-Sülemî’nin şöyle de¬diğini rivayet etmiştir:
Bedevinin biri Peygamber (s.a.v.)’e gelerek (cennetteki) havuzu sordu. Peygamber (s.a.v.), ona cenneti anlattı. Bedevi sordu:
— Orada meyve var mı?
— Evet…
— Orada tuba adında bir ağaç var mı?
Peygamber (s.a.v.) ona, anlamadığım bir şeyler söyledi. Bedevî sordu:
— Memleketimizin hangi ağacına benzer?
—- Senin memleketindeki hiç bir ağaca benzemez. Sen Şam’a gittin mi?
— Hayır.
— Tûbâ ağacı, Şam’da yetişen, tek gövde üzerinde biten, tepe kısmı açılıp yayılan cevze denen bir ağaca benzer.
— Gövdesinin büyüklüğü ne kadardır?
—- Senin kabilenin develerinden güçlü bir deve onun gövdesinin etrafında dolansa, arka ayaklarının diz bağı çözülünceye ve ihtiyarlayıncaya kadar yol alsa, yine de gövdenin etrafındaki turunu tamamlayamaz.
— Orada üzüm var mıdır?
— Evet.
— Üzüm salkımlarının büyüklüğü ne kadardır?
— Alaca karganın kesintisiz olarak uçması halinde bir ayda alabileceği yol kadar uzun ve büyüktür.
— Üzüm taneleri ne kadar iridir? Bir taneyle bir kovayı doldurabilir miyiz?
— Evet…
— Anlattığın bu cennet, beni ve ailemi içine alabilecek kadar büyük müdür?
— Hem de aşiretinin tümünü içine alabilecek kadar büyüktür.”

Harmele… Ebû Saîd’den rivayet etti ki; adamın biri Peygamber (s.a.v.)’e şöyle dedi:
—  Ey Allah’ın Rasûlü! Seni gören ve sana inanan kimseye ne mutlu!
— Beni gören ve bana inanan kimseye ne mutlu! Beni görmediği halde bana inanan kimseye ne mutlu, hem de ne mutlu!..
— Tûbâ nedir ya Rasûlallah?
— Cennetteki bir ağaçtır. Büyüklüğü, yüz senelik yoldur. Cennetliklerin elbiseleri, onun kapçıklarından elde edilir.”

Kaynak : ÖLÜM VE ÖTESİ – İBNİ KESİR

.

Yazı kategorisi: Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Sırat Köprüsünden Bahseden Bazı Âyet-i Kerime Ve Hadis-i Şerifler

Yazar Site - Yönetici Kasım 23, 2011

Sırat Köprüsünden Bahseden Bazı Âyet-i Kerime Ve Hadis-i Şerifler

İnsanlar haşir (toplanma) yerinden ayrıldıktan sonra, sırat köprüsünün berisindeki karanlık bölgye gelirler. Nitekim önceki sayfalarda geçen ve Hz. Aişe’den rivayet olunan bir hadiste anlatıldığına göre göklerin başka gökler­le, yerin de başka bir yerle değiştirileceği günde insanların nerede buluna­cakları sorulduğunda Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap vermiştir: ”Onlar köp­rünün berisindeki karanlıkta bulunacaklardır.” İşte o karanlık bölgede müna­fıklar müminlerden ayrılıp onların gerisinde kalır; müminler onları geçerler.

Aralarına bir sûr girer ve müminlere ulaşmalarına engel olur. Nitekim yüce Allah buyurmuş ki:

İnanmış erkek ve kadınları, defterleri sağdan verilmiş ve ışıkları önle­rinde olarak giderken gördüğün gün onlara şöyle denecektir:Müjde; bugün altlarından ırmaklar akan, içinde temelli kalacağınız cennetler sizindir.” İşte bu büyük kurtuluştur. İki yüzlü erkek ve kadınlar müminlere: “Bizi de göze­tin; ışığımızdan faydalanalım” dedikleri gün, onlara: “Ardınıza dönün de ışık arayın” denir. İnananlarla iki yüzlüler arasına, kapısının içinde rahmet ve dı­şında azâb olan bir sûr çekilir. İki yüzlüler, inananlara: “Biz sizinle beraber değümiydik” diye seslenirler. Onlar: “Evet öyle; fakat sizler kendinizi aldat­tınız, bize pusu kurdunuz. Allah’ın buyruğu gelene kadar dinde şüpheye düş­tünüz. Sizi kuruntular aldattı. Sizi şeytanlar Allah’a karşı da ayarttı. Bugün sizden ve inkâr edenlerden fidye kabul edilmez. Varacağınız yer ateştir. Lâ­yığınız orasıdır. Ne kötü bir dönüştür!

Allah’ın, peygamberini ve onunla beraber olan müminler utandırmaya­cağı o gün, ışıkları önlerinde ve defterleri sağlarından verilmiş olarak yürür­ler veRabbimiz ışığımızı tamamla, bizi bağışla, doğrusu sen her şeye kadir­sin” derler.” [504]

Beyhakî… Mesruk’tan rivayet etti ki; Abdullah şöyle demiştir:

Cenab-ı Allah kıyâmt gününde insanları toplar. Ve şöyle ses­lenir: “Ey insanlar! Sizi yaratıp rızıklandıran ve şekillendiren Rabbinizin, dünyada dost edindiklerinize sizleri bu gündede dost kılmasına razı olmaz mısınız?” Böyle denildikten sonra Uzeyr (a.s.)’a dünyada iken tapanların karşısına Uzeyr’in şeytanı dikilir. Artık, dünyadayken taptıkları ağaçlar, dal­lar ve taşlar, insanların karşısına dikilir. Müslümanlar diz üstü çömelmiş ola­rak orada kalırlar. Kendilerine şöyle denilir:

— Neyiniz var sizin? Neden siz de diğer insanlarla birlikte gitmediniz?

— Bizim bir Rabbimiz var. Ama O’nu henüz görmedik.

— O’nu görürseniz tanır mısınız?

— Bizimle O’nun arasında bir alâmet vardır. Görürsek, o alâmetle tanırız kendisini.

:— Neymiş o alâmet?

— Baldırın açılmasıdır.

İşte o esnada baldır açılır. Dünyadayken kendisine ibadet etmiş olan­lar, Allah’ın huzurunda secdeye kapanırlar. Bazı kimselerin sırtları ise öküz boynuzu gibi kaskatı kesilir. Secde etmek isterler ama edemezler. Secde halinde duranlara, kalkmaları için emir verilir. Başlarını kaldırırlar; kendileri­ne amelleri miktarınca ışıkları verilir. Kimin bir hurma ağacı kadar, kimine daha az miktarda ışık verilir. En sondakine ise ayağının baş parmağı mikta­rınca ışık verilir. Öyleki bu ışık bazan söner, bazan aydınlık saçar. Aydınlık saçtığında adamın ayağı ilerler. Söndüğünde ayakta durup bekler. Evet, kı­lıçtan keskince ve kaygan olan sırat köprüsünün üzerinden geçerler. Onlara: “Işığınız miktarınca ilerleyin” denir. Kimi, yıldız gibi kayarak; kimi rüzgar gibi eserek; kimi göz açıp kapatincaya dek kısa bir sürede; kimi binek hay­vanım andırırcasına koşarak, kimi de koşar adımlarla o köprüden geçip gi­der. Herkes ameline göre oradan geçer. Işığı, ayağının baş parmağında olan kişi de geçer. Geçiş anında bir el iner, bir el kalkar, kimi adam düşer, kimi adam üste çıkar, yan taraflarına ateş isabet eder, neticede kurtulurlar. Kurtul­duklarında da şöyle derler: “(Ey Cehennem!) Seni gördükten sonra bizi sen­den kurtaran Allah’a hamdolsun. Doğrusu Allah, hiç kimseye vermedğini bi­ze verdi.

Beyhakî… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v) şöyle bu­yurmuştur: “Sırat köprüsü kıldan ince, kılıçtan keskincedir. Melekler (oradan aşağıya düşmesinler diye) mümin erkeklerle kadınları korurlar. Cebrail (a.s) de beni korur. Ben:Yarab! Selâmet ver, selâmet ver” derim. O günde aya­ğı kayanlar ve ayak kaymaları çok olur.

Sevrî… Mücahid’den rivayet etti ki; Cünade b. Ebi Ümeyye şöyle de­miştir: “Allah katında sizin adlarınız, simanız, eşkâliniz, fısıldaşmalarınız ve oturduğnuz meclisler yazılıdır. Kıyamet günü olduğundaEy falan! Bu senin nurundur. Ey falan sana ise nur yoktur” denilir.” Böyle dedikten sonra Cüna­de şu âyeti okudu: “İnanmış erkek ve kadınları, defterleri sağdan verilmiş ve ışıkları önlerinde olarak giderken gördüğün gün .…”

Dahhâk dedi ki: Kıyamet gününde kendisine ışık verilmeyen kimse kal­maz. Sırat köprüsüne vardıklarında münafıkların ışıkları söner. Müminler bu durumu görünce, kendi ışıklarının da sönmesinden korkarak: “Rabbimiz! Işı­ğımızı tamamla” derler.” [507]

İshak b. Beşîr Ebû Huzeyfe… İbn Abbas’tan rivayet etti ki: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

Kıyamet gününde Cenab-ı Allah (rahmetiyle) kullarını Örtmek için on­ları adlarıyla çağırır. Sırat köprüsünün yanına gelindiğinde mümin-münafık herkese ışık verir. Köprünün üzerine çıktıklarında, Cenab-ı Allah münafık erkeklerle kadınların ışıklarını ellerinden alır. Onlar da inanmışlara:Bizi de gözetin; ışığınızdan faydalanalım” derler. Müminlerse: “Rabbimiz ışığımızı tamamla” derler. Orada kimse hatırlanmaz.”

İbn Ebi Hatim.,. Ebû Derdâ ve Ebû Zerr’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

Kıyamet gününde secde etmesi için kendisine izin verilecek ilk kişi be­nim. Secdeden başını kaldırması için kendisine izin verilen ilk kişi de ben olacağım. (Secdeden kalktıktan sonra) önüme, arkama, sağıma, soluma ba­kacak ve diğer ümmetler arasında, kendi ümmetimi tanıyacağım.”

Adamın biri: “Ey Allah’ın Rasûlü! Nuh Peygamberden senin zamanına kadar geçen zamanlarda yaşamış olan onca ümmet arasından kendi ümmeti­ni nasıl tanıyabileceksin?” diye sorunca, Rasûlullah (s.a.v) ona şu cevabı ver­di: “Onları abdestin izi olarak alınlarında, el ve ayaklarmdaki parlaklıktan ta­nırım. Bu (ayırıcı özellik) başka ümmetlerde yoktur. Ayrıca amel defterleri sağ ellerine verilecektir. Onları simalarından ve yüzlerinden tanırım. Onları kendilerinin ve zürriyetlerinin önünde giden ışıklarından tanırım.” [509]

İbn Ebi Hatim… Safvan b. Amr’dan rivayet etti ki; Süleym b. Amir şöy­le demiştir: Bir cenaze töreni için Dımaşk kapısından dışarı çıktık. Ebû Üma-me el-Bahilî de bizimleydi. Cenazenin namazı kılınıpta gömülmesine başlan­dığında Ebû Ümame dedi ki: “Ey insanlar! Siz, iyilikler ve kötülükleri pay­laştığınız bir menzilde sabahlayıp akşamladınız. Yakında başka bir menzile göçeceksiniz. (Mezarı göstererek) o menzil de şurasıdır. Şurası yalnızlık evi­dir, karanlık evidir, kurtçukların evidir, darlık evidir, meğer ki Allah geniş­letsin sonra kıyamet gününde buradan başka yerlere göçeceksiniz. O yerler­de insanları Allah’ın emirlerinden bir emir bürür de bazı yüzler ağınır, bazı yüzlerse kararır. Oradan da başka bir menzile intikal edersiniz. İnsanları şid­detli bir karanlık bürür. Sonra insanlara ışık dağıtılır. Mümine ışık verilir ama kâfire ve münafıka verilmez. Onlar hakkında Cenab-ı Allah kendi kita­bında şu örneği vermektedir:Allah’ın nûr vermediği kimsenin nûr olmaz.” (Nûr, 22/40) Kör adamın, gören adamın gözü ile kendi çevresini görmesi nasıl mümkün değilse, aynı şekilde kâfir ve münafık ta müminin nûr ve ışığından yararlanamaz. Münafıkların, inanmışlara “Bizi de gözetin; ışığınızdan fayda­lanalım.” dedikleri gün, onlara: “Ardınıza dönün de ışık arayın” denir.”

Bu, Cenab-ı Allah’ın münafıklara yaptığı bir aldatmacadır. Zira yüce Allah buyurmuş ki: Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

Müminlerin Kendi Ailelerine Şefaat Edeceklerine Dâir Nakledilen Hadisler

Yazar Site - Yönetici Eylül 8, 2011

Müminlerin Kendi Ailelerine Şefaat Edeceklerine Dâir Nakledilen Hadisler:

Bazıları Hz. Davud’un Zebur’unda şu âyetlerin yazılı olduğunu naklederler:

Zahid kullarıma kıyamet gününde şöyle derim: ‘Ey kullarım! Buna gö­re çok basit olduğunuz için dünyayı sizden uzaklaştırmadım. Ama bu gün na­sibinizi tam almanızı istedim. İnsan saflarının arasına girip araştırın. Beni ve hoşnutluğunu kazanmak amacıyla dünyada size bir lokma yemek yediren ve­ya gıyabınızda sizi savunan veya bir ihtiyacınızı karşılayan sevdiğiniz kim­seleri, elinden tutup cennete koyun.

Tirmizî ve Beyhakî… Ebû Saîd’den rivayet ettiler ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Doğrusu ümmetimden öyle adamlar vardır ki; onlardan bazısı bir insan topluluğuna şefaat eder ve onun şefaat ettiği kimseler cennete girerler. Yine onlardan bazısı bir kabileye şefaat eder ve o kabile, onun şefaati sayesinde cennete girer. Yine onlardan bazısı bir erkeğe ve ailesine şefaat eder ve on­lar da onun şefaati sayesinde cennete girerler.

Bezzâr’ın kendi senediyle yaptığı merfu bir rivayette ise şöyle denmek­tedir: “Şüphesiz, bir adam, iki üç kişiye şefaat eder.”

Bezzâr… İbn Ömer’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

Adama,Ey Falan! Kalk ta şefaat etdenir. Adam kalkar; kendi (salih) ameline göre ya bir kabileye, ya bir aile efradına, ya bir adama, ya da iki ada­ma şefaat eder.”

Bezzâr… Ebû Sümame’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

Ümmetimden bir adamın şefaati sayesinde Mudar kabilesinin nüfusun­dan daha fazla sayıda insan cennete girer. Adam, kendi aile efradına şefaat eder. Kişi, kendi salih ameli nisbetinde şefaat eder.”

Hâkim… Ebû Ümame’den rivayet etti ki; Rasûlullah {s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

Hasan veya Hüseyin gibi olmayan bir adamın şefaati sayesinde Rebia veya Mudar kabilelerinin nüfusu kadar insan cennete girecektir.” Ada­mın biri: “Ey Allah’ın Rasûlü! Mudar kabilesine göre Rebia kabilesi ne olur ki?” deyince Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ben diyeceğimi dedim.”

İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Şakik’in şöyle dediğim rivayet etmiştir: Kudüs’te üç kişilik bir cemaatin yanına oturarak dördüncüleri ben oldum. Onlardan biri dedi ki: Ben, Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu işittim:

Ümmetimden bir adamın şefaati sayesinde Benî Temim kabilesinin nü­fusundan daha çok insan cennete girecektir.” Bizler, “Ey Allah’ın Rasûlüî Senden başka değil mi?” diye sorduk; şu cevabı verdi: “Evet, benden baş­ka...” Ben kendisine: “Bunu sen Rasûlullah’tan işittin mi?” diye sordum. “Evet” dedi. Kalkıp gittikten sonra da oradakilere: “Bu kimdir?” diye sor­dum. İbn Ebi Hazza olduğunu söylediler.

Kaynak : ÖLÜM VE ÖTESİ – İBNİ KESİR

.

Yazı kategorisi: Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel | Leave a Comment »

Kevser ırmağının Vasfı

Yazar Site - Yönetici Şubat 19, 2011

Kevser ırmağının Vasfı

Kevser ırmağının Vasfı

Kevser Irmağının Vasfı

Bu, Cennet ırmaklarının en meşhurudur. Yüce Allah, kendi lütuf ve ke-remiyle bize ondan içmeyi nasib eylesin.

Bununla ilgili olarak Kurân-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:

Ey Muhammed! Doğrusu sana Kevser’i vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir.” (Kevser, 108/1-3)

Sahih-i Müslim’de… Enes’ten rivayet olundu ki; bu sûre kendisine nazil olduğu zaman Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Kevser’in ne olduğunu biliyor musunuz?

Sahabiler dediler ki:

— Allah ve Rasûlü daha iyi bilir. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

O bir nehirdir, Allah, azze ve celle bana vaad etmiştir; onda birçok ha­yır vardır.”

Sahihayn’da… Enes’ten rivayet olundu ki; Mirâc hadisesinin bir bölümün­de Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Bir ırmağın yanına götürüldüm. O ırmağın kıyılarında içi oyuk iri inci­ler vardı.Ey Cibril! Bu nedir?diye sordum.Bu, Aziz ve Celil olan Al­lah’ın sana bahşetmiş olduğu Kevser’dir.” dedi.”

Bu hadisin bir varyantında şöyle bir ifadeye rastlanmaktadır: “Elimi su­yun açtığı yere vurduğumda su yatağının katıksız bir misk olduğunu gör­düm.

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes’ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Kevser, cennette bir ırmaktır. Aziz ve Celil olan Rabbim onu bana va`adettî.

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes’ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Bana Kevser verildi. Onun yer üzerinde akan bir ırmak olduğunu gör­düm. Kıyılarında iri inciler vardır. Üstü kapalı değildir. Elimi toprağına (ya­tağına) vurduğumda katıksız misk olduğunu gördüm. Çakılları da incidendi.

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; kendisine Kevser’in ne olduğu sorulduğunda Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Kevser, Allah’ın bana bahşettiği bir cennet ırmağıdır. Toprağı misktir. Suyu sütten beyaz, baldan tatlıdır. Oraya boyunları deve boynu gibi (uzun) kuşlar su içmeye gelirler.”

Ebubekir dedi ki:

Ey Allah’ın Rasûlü! O çok hoştur.

Onu yemek çok daha hoştur.”    Hâkim… Huzeyfe’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

Cennette horasan devesi gibi (iri) bir kuş vardır.” Ebubekir dedi ki:

O çok hoştur ya Rasulaüah.

Onu yiyenler daha hoştur. Ve ey Ebubekir! Sen de onu yiyenlerden biri olacaksın.”

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; kendisine Kevser’in ne olduğu sorulduğunda Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Kevser, Aziz ve Celil olan Allah’ın bana bahşettiği bir ırmaktır, (suyu) sütten beyaz, baldan tatlıdır. Onda boyunları deve boynu gibi (iri) kuşlar var­dır.

Ömer (r.a.) dedi ki:

Ey Allah’ın Rasûlü! O kuşlar hoştur.

Onu yemek daha hoştur ey Ömer.”

İmam Ahmed b. Hanbel… İbn Ömer’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Kevser, cennetteki bir ırmaktır. Kıyıları altundandır. Suyu, incinin üze­rinden akar. Suyu sütten beyaz, baldan tatlıdır.”

İbn Cerir… Hz. Âişe’nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Kevser ırma­ğının şırıltısını duymak isteyen kimse, o sesi gözüyle duyamaz. Aksine o akıntının uğultusu, insanın parmaklarını kulaklarına koyduğunda duyduğu uğultu gibidir.

 

Kaynak : ÖLÜM VE ÖTESİ – İBNİ KESİR

Yazı kategorisi: Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Mü’minler kendi ailelerine şefaat edeceklerdir

Yazar Site - Yönetici Şubat 11, 2011

Mü'minler kendi ailelerine şefaat edeceklerdir

Mü'minler kendi ailelerine şefaat edeceklerdir

Mü’minler kendi ailelerine şefaat sdeceklerdir:

İbn Ebi’d-Dünya… Übey b. Kâ’b’dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Kıyamet gününde ben peygamberlerin hatibi, imamı ve şefaat sahibi olacağım.”

İbn Ebi’d-Dünya… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“(Kıyamet gününde) ben onların (mezardan) ilk çıkanı, geldiklerinde rehberleri, sustuklarında sözcüleri, alıkonulduklarında şefaatçileri, ümitsizli­ğe düştüklerinde müjdecileri olacağım. O gün anahtarlar elimde olacaktır. Livâül hamd (hamd sancağı) elimde olacaktır. Aziz ve Celil olan Allah ka­tında insanların en kıymetisi benim. Etrafımda bin hizmetçi dolaşacaktır. On­lar Örtülü yumurta ve saçılmış inci gibidirler.

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Şefaatim, ümmetimin büyük günah işlemiş olanlarınadır.

Müsned adlı eserinde Hafız Ebubekir el-Bezzâr, Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Şefaatim, ümmetimin büyük günah işlemiş olanınadır.”

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Her peygamber bir dilekte bulundu” Ya da şöyle buyurmuştur: “Her peygamberin yaptığı bir duâ vardır ve bu duası kabul edilmiştir. Cenab-ı Al­lah benim duamı da, kıyamet gününde ümmetime şefaat etmekliğim şeklin­de kabul buyurmuştur.”

İbn Ebi’d-Dünya… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurmuştur:

Kıyamet günü olduğunda bana şefaat hakkı verilir. Kalbinde zerre ağır­lığınca imân bulunan kimselere şefaat ederim. Öyle ki kalbinde şu kadar iman bulunan bir kimse dahi (cehennemde) kalmaz.” Rasûlullah (s.a.v.) böy­le buyururken baş parmağıyla işaret parmağını oynatmıştı.

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Her peygamberin yaptığı ve kabul edilen bir duası vardır. Ben duamı, kıyamet gününde ümmetime şefaat olarak gizledim.”

Müslim… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Kıyamet gününde müminler toplanır ve şefaati derinden derine düşün­meye başlarlar. Sonra daBizi şu bulunduğumuz yerden kurtarıp rahata er­dirmesi için birini Rabbimiz şefaatçi göndersediyerek ve Hz. Âdem’in ya­nına gidip ona şöyle derler; “Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliy­le yarattı. Ruhundan sana üfledi. Meleklere emredip onları sana secde ettir­di. Bizi şu bulunduğumuz yerden kurtarıp rahata erdirmesi için Rabbin katın­da bize şefaatçi ol.” Hz. Âdem: “Ben bunu size sağlayamam” der; işlemiş ol­duğu bir günahı hatırlatır; bu nedenle Rabbinden utanır.”

Ebû Avane’den nakledilen bir hadiste Peygamber (s.a.v.) şefaatin aşa­malarını anlatırken şöyle buyurmuştur: “Sonra dördüncü kez Allah’ın huzu­runa gidip şöyle derim: Ya Rab! Kur’ân’ın hapsettiklerinden başkası kalma­dı.

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Kıyamet gününde müminler (toplanma yerinde) bekletilirler. Bu işten kurtulmanın çaresini derinden derine düşünmeye başlarlar. “Bizi şu bulundu­ğumuz yerden kurtarıp rahata erdirmesi için Rabbimize birini şefaatçi olarak göndersekderler. Âdem‘ (a.s.)’e gidip şöyle derler: “Sen babamızsm. Yüce Allah seni kendi eliyle yarattı. Meleklerini sana secde ettirdi. Her şeyin ismi­ni sana öğretti. Rabbin katında bize şefaatçi ol.” Âdem (a.s.): “Ben bunu si­ze sağlayamam” der. Yasaklanmış olduğu halde ağacın meyvesinden yediği­ni, böylece günah işlediğini söyleyerek Nuh (a.s.)’a gitmelerini salık verir. Onun allah tarafından yeryüzü halkına gönderilen (ulül-azm) peygamberle­rin ilki olduğunu söyler. Bunun üzerine insanlar Hz. Nuh’a giderler. O da on­lara:Ben bunu size sağlayamamder. Bilmediği bir konuda Rabbinden (kâ­fir oğlunu affedip kurtarması gibi) bir istekte bulunma günahını işlediğini ha­tırlatır ve Hz. İbrahim’e gitmelerini salık verir. Onlar da Hz. İbrahim’e gider­ler. Ancak Hz. İbrahim onlara:Ben bunu size sağlayamamder. Ve üç kez yalan söyleyerek günah işlemiş olduğunu beyan eder. Ve Allah’la konuş­ma şerefine dünyadayken ermiş ve kendisine Tevrat gönderilmiş olan Musa peygambere gitmelerini salık verir. Yanına gittiklerinde Hz. Musa onlara:Ben bunu size sağlayamamder. Adam öldürerek günah işlemiş olduğunu beyan eder ve:İsa’ya gidin. O, Allah’ın kelimesi ve ruhu olan bir kuldur.” der. Hz. İsa’ya giderler. Hz. İsâ onlara:Ben bunu size sağlayamam. Ama siz Muhammed’e gidin. O, önceki ve sonraki günahları Allah tarafından bağış­lanmış bir kuldur.der. Bana gelirler. Ben de konağına gitmek için Rab-bim’den izin isterim. Bu izin verilir. Gidip kendisini gördüğümde secdeye kapanırım. Rabblm beni dilediği kadar o halde bırakır. Sonra da: “Ya Mu­hammed! Başını secdeden kaldır. Konuş, sözün dinlenecektir. Şefaat et, şe­faatin kabul edilecektir. Dile, dileğin gerçekleşecektir.der. Başımı secdeden kaldırırım. Rabbimi, O’nun bana öğrettiği şekilde hamd edip överim. Sonra şefaat ederim. Benim için bir sınır konulur. (Günahkârları) cennete koya­rım.” Hemmam dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğunu da işittim:Onları cehennemden çıkarıp cennete koyarım. Yanına ikinci kez gitmek için Rabbimden izin isterim. Bana bu izin verilir. Onu görünce secdeye ka­panırım. Rabbim beni dilediği kadar o halde bırakır. Sonra da:Ya Muham-med başını kaldır. Konuş, dinleneceksin. Şefaat et; şefaatin kabul edilecek­tir. Dile; dileğin gerçekleşecektir.der. Başımı secdeden kaldırırım. Rabbi­mi, O’nun bana öğrettiği şekilde hamdedip överim. Sonra şefaat ederim. Be­nim için bir sınır konulur. Günahkârları cehennemden çıkarıp cennete koya­rım. Yanına üçüncü kez gitmek için Rabbimden izin isterim. Bana bu izin ve­rilir. Yanma gidip O’nu görünce secdeye kapanırım. Rabbim beni dilediği kadar o halde bırakır. Sonra da,Ya Muhammedi Başını secdeden kaldır. Konuş, dinleneceksin. Şefaat et; şefaatin kabul edilecektir. Dile; dileğin ger­çekleşecektir.” der. Başımı secdeden kaldırırım. Rabbimi, O’nun bana öğret­tiği şekilde hamd edip överim. Sonra şefaat ederim. Benim için bir sınır ko­nulur. Günahkârları cehennemden çıkarıp cennete koyarım. Cehennemde sa­dece Kur’ân’ın hapsettikleri kalır.” Yani orada ebediyyen kalmaları vacib olanlar kalırlar. Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okudu:

Belki de Rabbin seni övülecek bir makam yükseltir.” (îsrâ, 17/79)

Bu âyette sözü edilen makam, yüce Allanın Peygamberi (s.a.v.)’e ver­meyi vaadettiği Makam-ı Mahmud’dur.

Bezzâr… Enes’ten rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Benden şefaat istenilmeye ve ben de şefaat etmeye devam ederim. Aziz ve Celil Rabbim de şefaatimi kabul buyurur. Nihayet ben derim ki: Ya Rab! Beni lâ ilahe illallah diyen kimselere şefaatçi kıl.

İmam Ahmed b. Hanbel… Enes’ten rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Ben ayakta durup ümmetimin sıratı geçmesini beklerken İsa bana gelip şöye der: “Ya Muhammed! Şu Peygamberler toplanıp sana gelmişler. Bütün ümmetler hakkında gerekli hükmü verip gidecekleri yere göndermesi ve on­ları içinde bulundukları şu durumdan kurtarması için Allaha dua etmeni sen­den istiyorlar. Bütün insanlar (maşherde) ağızlarına kadar tere batmışlardır. Mümin kimse, nezleye tutulmuş gibidir. Kâfiri ise ölüm bürür. Ben isa’ya:Ben dönünceye kadar burada beklederim. Hemen gidip Arş’in altında du­rurum. Seçkin ve mürsel peygamberlerin karşılaşmadıkları bir ikramla karşı­laşırım. Cenab-ı Allah, Cebrail’e şöyle vahyeder:Muhammed’e git ve ona de ki: Başını secdeden kaldır. Dile, ne dilersen sana verilecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir.Ümmetim için şefaat eder ve her doksan dokuz kişiden birin cehennemden çıkarırım. Şefaat için sürekli Rabbimin yanına gi­derim. Huzurunda her duruşumda mutlaka şefaat ederim. Nihayet Allah ba­na dilediğimi verir. Bu cümleden olmak üzere bana şöyle der:Ey Muham­med! Ümmetinden bir gün dahi ihlaslı olarak Allah’tan başka ilah bulunma­dığına şehadet eden ve bu şehadet üzere vefat eden herkesi cennete koy.”

İbn Ebi’d-Dünyâ… Nadr b. Enes’ten rivayet etti ki; Enes şöyle demiştir:

Kulların başına gelenler gelmiş iken Cibril, Peygamber (s.a.v.)’in yanı­na gelir veRabbinden izin iste; ümmetin için şefaatçi olmayı dile.” der. Ben de arşın yanına yaklaşır, orada dururum. Orada hiç bir peygamberin ve göz­de meleğin karşılaşmadığı bir ikramla karşılaşırım. Yüce Allah: “Dile ne di­lersen verilecektir; şefaat et, şefaatin kabul edilecektir.” der. Ben de: “Üm­metim” der.”

İbn Ebi’d-Dünya… Ebû Büreyde’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Ümmetimden taşlar ve kerpiçler sayısınca insanlara şefaat edeceğimi umuyorum.”

İmam Ahmed b. Hanbel… Câbir b. Abdullah’tan rivayet etti ki; Rasûlul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Her peygamberin yaptığı bir duâ vardır. Ben duamı, kıyamet gününde ümmetime şefaat olarak gizledim.”

Kaynak : ÖLÜM VE ÖTESİ – İBNİ KESİR

Yazı kategorisi: Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 339 takipçiye katılın