Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Cennet’ Category

CENNETTE ÖLÜM, UYKU VE YORULMAK YOKTUR

Posted by Site - Yönetici Kasım 8, 2017

CENNETTE ÖLÜM, UYKU VE YORULMAK YOKTUR

Bir sahabî Peygamber Efendimize (s.a.v.):

“Yâ Resûlallâh, uyku Allâhü Teâlâ’nın dünyada gözlerimize verdiği bir şeydir. Cennette uyku olacak mı?” diye sordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

“Hayır. Zira uyku ölümün kardeşidir. Cennette ise asla ölüm yoktur.” buyurdular.

“Yâ Resûlallâh! Öyleyse cennet ehli nasıl istirahat edecekler?” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Orada yorulmak, zayıf düşmek yoktur. Onların her yaptıkları rahatlıktır.” buyurdular. Bunun üzerine Fâtır sûresinin “Burada bize yorgunluk gelmeyecek, burada bize usanç dokunmayacak.” meâlindeki 35. âyeti nâzil oldu.
(Sıfatu Ehli’l-Cennet)

Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular:
“Her nimet yok olur ancak cennet ehlinin nimeti yok olmaz.
Her üzüntü kesilir; biter. Ancak cehennem ehlinin üzüntüsü kesilmez. Bir günah işlediğin zaman hemen arkasından güzel bir amel işle.”

(Hadîs-i Şerîf, Kenzü’l-Ummâl)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cennetten Gelen Beraat Kâğıdı ( Dua ve Hac )

Posted by Site - Yönetici Ekim 14, 2017

Cennetten Gelen Beraat Kâğıdı ( Dua ve Hac )

Bazı “Bulaha” ( Bulaha`nın açıklaması aşagıda )`lardan hikâye olundu.
Bulaha’nın biri ( haccetmiş ve artık memleketine geleceği sırada ) veda tavafını yapıyordu. (Şakacı) adamın biri onunla şakalaşmak için (sırf mizah olsun diye) ona;
Sen Allâhü Teâlâ hazretlerinden cehennem ateşinden beraatını aldın mı?” dedi. Bulaha:
Hayır! Almadım; bunu herkes aldı mı?” Adam:
Evet!” dedi.
Bulaha ağlamaya başladı.
Hicr-i İsmail’e girdi. Kabenin örtülerine sarıldı. Ve ağlamaya devam etti. Ve Allâhü Teâlâ hazretlerinden kendisinin cehennem ateşinden beraat edildiğine dair kendisine bir yazı (belge) vermesini istedi.
Onun bu haline (acıyan) insanlar ve onun arkadaşları onu kınadılar ve ona:
Falanca kişi sana şaka etti. (Böyle bir yazılı belge kimseye verilmiyor)” dediler.
Fakat Bulaha, onları doğrulamadı. Ağlama ve yalvarma haline devam etti. O kişi bu halde iken, gökten “Mizâb-ı Kâbe”nin (altın oluk) yönünden bir kağıdın düştüğü görüldü. O kağıdın içinde o Bulaha’nın cehennem ateşinden azâd kılındığı yazılıydı.
Bulaha buna çok sevindi.
İnsanları ona vakıf kıldı. Yani o kâğıdı herkese gösterdi. (“Ben de sizin gibi cehennemden azâd oldum!” dedi.)
O kâğıdın bir özelliği de bütün yönlerden okunmasiydı. Kâğıdın çevrilmesiyle yazı çevrilmiyordu. Yani o kağıt durulduğu zaman veya katlandığı zaman bile o yazı görünüyor ve okunuyordu. Bunun üzerine insanlar, o kağıdın Allâhü Teâlâ hazretleri tarafından geldiğini bildiler….

Dua Kişiye Göre

Denildi ki:
Avamın duası, sözlerledir.
Zahitlerin duası, fıilleriyledir (ibadet ve taatle),
Ariflerin duası, halleriyledir…

Bulaha Kime Denir ?
Bulaha, bazılarının sandığı gibi akılsız ve ahmak demek değildir. Bilakis bulahâlar, akıllı kişilerdir. Bulaha şöyle tarif edilmektedirler:
Bulaha: Serden gafil, kötülükten uzak, hayra tabi olmuş veya kurnazlık ve hile düşünmeyen ve göğüslerinin içleri selâmetle mühürlenmiş (insanlara kötülük düşünmeyen ve hep iyilik düşünen) akıllı insanlardır. Feyzü’l-Kadir: 1379, Hadis-i şerifte şöyle varid oldu:
-“Cennet ehlinin çoğu bulahalardır.”Kenzul-Ummah 39283,

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/620-621

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hac İbadeti, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Cennet ve Cehennem Nerededir ?

Posted by Site - Yönetici Ekim 7, 2017

Cennet ve Cehennem Nerededir ?

Cennet ve cehennem, yedi kat göklerin, daha ötesinde olan Âlem-i Kürsî ve Âlem-i Kürsinin de Ötesinde olan “Alem-i Arş“tadır…
Yani cennet göklerde, cehennem de bizim üzerinde yaşadığımız arzın yedi kat dibinde veya altında değildir…

Cennet ve cehennem şu anda vardırlar.
Cennet ve cehennem şu anda mevcutturlar. Âl-i imrân sûresinde geçtiği üzere cennetin eni, yer ve göklerden daha geniştir.
Cennet ve cehennem yedi kat göklerin bile çok fevkinde olan Alem-i Arştadırlar…

Bilindiği üzere yedi kat semâ, yedi katlı bir bina gibi sâdece uzunluğuna birbirinin üzerine gelen gökler demek değildir.
Yedi kat gök, bütün boyutlarıyla birbirlerini kuşatmış ve her bir kat diğerine göre ölçülmeyecek kadar geniş olan semâ demektir. Yani yumurtanın beyazı, sarısını kuşatıp etrafında bir dâire oluşturduğu gibi, semalar da birbirlerini öylece kuşatmıştır.

1. Kat sema,
2. ikinci kat sema.
3. üçüncü kat sema,
4. dördüncü kat sema,
5. beşinci kat sema,
6. altıncı kat sema ve
7. yedinci kat sema.
8. Âlem-i Kürsî,
9. Âlem -i Arş-i A’zam (cennet ve cehennem buradadır)
10. Levh-i mahfuz
11. Kalem-i ilâhi,
12. Âlem-i Emr
13 ve diğer âlemler

(Burada görüldüğü gibi. cehennem, bizim üzerinde yaşadığımız arz’ın (yeryüzünün) alt bir tabakasında değildir…
Âlem-i Arş’tadır….

Kaynak : Mütercim. İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/536.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cennette Üstünlük Veren Şeyler

Posted by Site - Yönetici Ekim 4, 2017

Cennette Üstünlük Veren Şeyler

Cennette fazilet ve üstünlük mertebe mertebedir. (Amellere üstünlük ve fazilet veren unsurlar şunlardır:)
1- Yaş,
2- Zaman,
3- Mekan,
4- Haller,
5- Amelin kendisi…
Taat, ibâdet ve İslâm’da yaşı büyük olan kişi, yaşı küçük olan kişiden daha faziletlidir.( Hasan Basrî (k.s.) hazretleri şöyle buyurmaktadır:
“Evinden çıktığın zaman sokakta kendisine rastladığın kişi yaşça senden büyükse, “Bu benden üstündür. Çünkü bu kişi benden önce Allah’a ibâdet etmiştir!”; 0 kişi yaşça senden küçük ise, “Bu benden iyidir, Çünkü ben, ondan önce günah işlemeye başladım!”; eğer rastladığın kişi seninle aynı yaşta ise; “Bu kişi benden hayırlıdır. Çünkü ben, kendi günahlarımı biliyorum, ama onun günahlarını bilmiyorum. (Benim nazarımda bu günahsız ve evliya bir insandır!…” de… Şir’âtü’l-tslam s. 380 )

Zamanların bazıları amellere fazilet verir. Meselâ:

1- Ramazan-ı şerif,
2- Cuma günü,
3- Kadir gecesi,
4- Zi’l-Hiccce ayının ilk on günü,
5- Aşûrâ
6 (Ve diğer kandil ve mübarek gün, gece ve zamanlarda) yapılan ibâdetler normal zamanlarda yapılan ibâdetlerden daha faziletlidir.
Âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:
-“Hem Allah yolunda niye infak etmeyesiniz ki, göklerin, yerin mirası zaten Allah’ın (hepsi O’na kalacaktır)! Fetih’den evvel infak edip çarpışanlarınız diğerlerine müsavi olmaz. Onlar sonradan infak edip çarpışanlardan derece itibariyle daha büyüktür! Bununla beraber hepsine de Allah hüsnâ’yı/cenneti va’d buyurdu. Allah her ne yaparsanız da habîr’dir….” El-Hadîd: 57/10, bütün ameller buna kıyâs edilir.
Fatih Sultan Mehmed Hân hazretlerinin döneminde din-i mübîn-i İslâm’a hizmet eden ile, “Allah” demenin yasak olduğu ve hatta mezar taşlarında bile Allâh isminin sildirildiği bir zamanda İslâm’a ve Kur’ân-ı kerime hizmet edenlerin; elbette amellerinin mükâfatı, fazîlet ve sevabı bir değildir.

Mekân da amellere fazilet verir. (Meselâ:)
1- Mescid-i Haram,
2- Mescid-i Nebevî,
3- Mescid-i Aksa…
Mescid-i Haram’da kılınan namaz; Mescid-i Nebevî’de kılınan namazdan daha faziletlidir;
Mescid-i Nebevî’de kılınan namaz; Mescid-i Aksâ’da kılınan namazdan daha faziletlidir.
Hadis-i şerifte varid oldu:
Ebû Hüreyre (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular: “Ben, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden işittim, şöyle diyorlardı: “Muhakkak ki benim mimberim, benim Havzumun üzerindedir. Ve muhakkak ki benim mimberim ile benim evimin arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir. Benim bu mescidimde kılınan namaz, diğer mescidlerde kılınan bin namaz gibidir. Ancak Mescid-i Haram müstesna…” Müsned-i Ahmed: 8789,

Yine buyurdular:
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
“Benim bu mescidimde bir namaz, diğer mescidlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir. Mescid-i haram müstesna… Mescid-i Haramda kılınan bir namaz, yüz bin namaz’dan daha faziletlidir. Müsned-i Ahmed: 14167,

Mescid-i Haram hakkında şöyle buyuruldu:
Kim sevabını Cenâb-ı Allah’dan dileyerek, Mescid-i Aksâ”yı ziyaret ederse, Allâh ona bin şehîd’in mükâfatını verir ve onun cesedini cehennem ateşine haram eder. Kim bir âlimi ziyaret ederse o kişi sanki Mescid-i Aksâ’yı ziyaret etmiş gibi sevap alır”.

Mescid-i Aksâ’da kılınan namaz da diğer mescidlerde kılınan namazlardan daha faziletlidir.
(Bir ibâdetin yapılış şekli ve hâli ona fazilet verir veya sevabını eksiltir. Meselâ:)
Cemaat ile kılınan bir namaz cemaat ile kılınmayan namazdan daha faziletlidir.

(Bazı amellerin kendileri diğer amellerden daha faziletli ve daha üstündürler. Meselâ:)
Namaz kılmak, ezâ’yı gidermekten daha faziletlidir.
Yine bir kişinin herhangi bir kişiye yapmış olduğu sakada birdir; ama zî rahm {yakın akrabasına yapmış olduğu) sadaka ise ikidir.
1- Sıla-i rahim,
2- Sadaka’dır.

Ehl-i Beyte Hediye’de Bulunmak

Yine bir kişi, ehl-i beyt’ten bir şerife, herhangi bir şey hediye etmesi, bir başkasına hediye etmesinden ve ona ihsanda bulunmasından daha faziletlidir

Ehl-i beyte, zekât ve sakada verilmediği için, musannif hazretleri, “Ehl-i beyt”e hediye’de bulunmak buyurdular.

Ehli beyte hediyede bulunmak faziletli olduğu gibi ilim talebelerine yardım etmek te büyük bir sevaptır.

Bir kişinin ilmin zayıf düştüğü bir dönemde, İslâm’ın yayılması, İslâmî ilimlerin öğretilmesi için bir kuruş harcaması, Kur’ân ilimlerini öğrenen bir talebeye yardım etmesi, dünyanın bütün fakirlerine yemek yedirmesinden daha faziletlidir.

Mütercim. İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/523

Bir Anda Bir Çok Amel

İnsanlardan biri, bir zaman içinde, (ayni anda…) Birçok ameli toplar,
1- Kulağını, Gözünü, Elini gerektiği gibi kullanır,
2- Zamanında orucunu tutar,
3- Sadakasını verir,
4- Zamanında namazını kılar,
5- Zikrini yapar,
6- Aynı zamanda niyetini ihlâslı yapar,
7- Niyet etmiş olduğu kötü fiili terk ederse,
Bu kişi, bir zaman içinde birçok yönlerden sevap alır. Ve bu kişi, kendisi gibi olmayanlardan da faziletli olur

İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri, Fatih Yayınları:8/520-523.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

CENNET CÖMERTLERİN EVİDİR

Posted by Site - Yönetici Haziran 5, 2017

CENNET CÖMERTLERİN EVİDİR

Resûlullah Efendimiz Muhammed Mustafa (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Cömerdin yemeği şifâdır, cimrinin yemeği ise hastalıktır.” (Hadîs-i Şerîf, Feyzu’l-Kadîr)

Cömertlik, ülfet ve muhabbete sebeb olan iyilik ve yardımın direğidir. İslam dini bütün insanları cömertliğe çağırır. Zira cömertlik ile Allâh’ın rızâsı ve insanların memnûniyyeti kazanılır.

Hadîs-i şerîfte buyurulmuştur ki: “Cömert, Allâhü Teâlâ’ya ve bütün insanlara yakın, cehennem azabından uzaktır. Cimri ise Allâhü Teâlâ’dan ve insanlardan uzak, cehennem azabına yakındır.

Diğer hadîs-i şerîfte buyurulmuştur ki: “Cömerdin suçunu ve hatasını affedin, görmezlikten gelin. Zîra Kerîm olan Allâhü Teâlâ Hazretleri, kerîm (cömert) olan kimsenin günahlarını ve hatasını affeder.

Hazret-i Âişe (radıyallâhü anhâ) buyururlar ki:

“Cennet, cömertlerin evidir, cehennem de cimrilerin evidir.

Cömert olmayan insan askeri olmayan hükümdar gibidir. Yani hükümdarların emrinin ve yasaklarının geçerli olması, saltanatının şanı ve azameti askerine, kuvvetlerine bağlı olduğu gibi zenginlerin de insanlar arasında hürmet ve izzeti, cömertlik ve eli açıklık ile olur.

İnsanın cömertliği, düşmanlarını kendisine dost kıldığı gibi cimri olması da kendi evladını bile kendisine düşman eder.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cennet Nimetleri..

Posted by Site - Yönetici Kasım 12, 2016

cennet-nimetleri

Cennet Nimetleri..

Cennet ehlinin erkekleri cennete sakalsız ve kılsız, Yûsuf aleyhisselâm güzelliğinde, Âdem aleyhisselâm boyunda, Îsâ aleyhisselâm yaşında; yani 33 yaşında olarak girerler. Cennete girdiklerinde şöyle derler (meâli): “Hamd o Allah’a ki bize va‘dini doğru çıkardı ve bizi arza (cennete) vâris kıldı, cennetten istediğimiz yerde makam tutuyoruz’ dedikleri vakit… Bak artık o amel edenlerin ecri ne güzeldir” (Zümer suresi, âyet 74)

Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) “Cennete giren kimse nimetlere gark olur, fakirlik ve sıkıntı çekmez. Elbisesi eskimez, gençliği kaybolmaz.” buyurdular. (Sahîh-i Müslim)

Cennet ehlinden bir adamın yanına bir melek elinde altın işlemeli rengârenk elbiselerle gelir. Onların her birinin üzerinde Allâhü Teâlâ’nın isimlerinden bir isim yazılıdır. Melek:

Ey Allâh’ın velî kulu! Şu elbiselere bak, beğendiğini al, beğenmezsen onlar beğendiğin şekle gireceklerdir” der.

Resûl-i Ekrem Efendimiz’e (s.a.v.) soruldu: Cennette gündüz mü gece mi olur?

Buyurdular ki: Cennette ebediyen zulmet olmaz. Ancak nur içinde nur vardır. Orada gece gündüz Arş-ı A‘lâ’nın nuru vardır. Muhakkak gök nasıl arzın çatısı ise Arş-ı A‘lâ da cennet-i a‘lânın çatısıdır. Arş-ı A‘lâ devamlı nurlar saçar.

Arş-ı A‘lâ yeşil, kırmızı, sarı ve beyaz nurlardan yaratılmıştır. Dünyadaki ve âhiretteki bütün renkler onun renginden gelmiştir. Hak Teâlâ güneşe Arş-ı A‘lâ’nın nurundan hardal (zerre) mikdarı nur koymuştur da onunla dünyayı aydınlatır.

Cennet-i a‘lâda gece olduğunun alameti köşklerin kapılarının kapanması, örtü ve perdelerin çekilmesi ve kuşların Allâhü Teâlâ’yı tesbîhe başlamasıdır.

Melekler, cennet ehline Allâhü Teâlâ’nın selâmı ve ellerinde hediyelerle gelirler. Cennetlikleri, beraber cennete girdikleri ve Cenâb-ı Hakk’ın rızâsı için sevdikleri din kardeşleri, evlâd ve akrabaları ziyârete gelir.

Kaynak : Düreru’l-Hisân fi’l-ba‘s ve’l-cinân, İmam Suyûtî

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

HESAPSIZ CENNETE GİRENLER

Posted by Site - Yönetici Şubat 19, 2016

20120603_194237 copy (2)

HESAPSIZ CENNETE GİRENLER

Kıyâmet gününde bir nidâcı şöyle seslenir:

Fazîlet sâhibi kimseler kalksınlar!” Birtakım insanlar kalkar. Onlara “Haydi, cennete giriniz.” denilir. Melekler onları karşılarlar ve “Nereye gidiyorsunuz?” diye sorarlar. “Cennete” derler. “Hesap görülmeden önce mi?” derler. “Evet” derler. “Sizler kimlersiniz?” “Fazîlet sâhibi kimseleriz.”

“Sizin faziletiniz nedir?”

“Bize kaba davrananlara yumuşak huylu davranırdık, zulmedildiğimiz zaman sabrederdik, kötülük yaptıkları zaman bağışlardık.” derler.

“Peki, öyle ise girin cennete. Sâlih ameller işleyenlere cennet ne güzel mükâfattır.” derler.

Sonra yine bir nidâcı seslenir:

“Sabredenler kalksın!” Birtakım insanlar kalkar. Onlara “Haydi cennete giriniz.” denilir. Melekler onları karşılarlar ve “Nereye gidiyorsunuz” diye sorarlar. “Cennete” derler. “Hesap görülmeden önce mi?” derler. “Evet” derler. “Sizler kimlersiniz?” “Biz sabredenleriz.” “Neye sabrederdiniz?” derler.

“Allâhü Teâlâ’ya ibâdet etmek husûsunda nefsimize karşı sabrederiz, Allâhü Teâlâ’ya isyan etmemek ve günah işlememek husûsunda da nefsimize ve onun vesveselerine karşı sabrederiz.” derler.

“Peki, o hâlde girin cennete. Sâlih ameller işleyenlere cennet ne güzel mükâfattır.” derler.

Sonra yine bir nidâcı seslenir:

“Dünyada iken Allâhü Teâlâ’ya komşu olanlar kalksınlar!” Bir takım insanlar kalkarlar fakat bunların sayısı çok azdır. Onlara “Haydi cennete giriniz.” denilir. Melekler onları karşılarlar, aynı konuşma bunlar arasında da geçer.

“Allâhü Teâlâ’ya dünyada nasıl komşu oldunuz?” derler.

“Biz Allah için birbirimizi ziyâret ederdik, Allah için birbirimizle sohbet eder, malımızdan Allah için cömertçe verirdik.” derler.

“Peki, girin o hâlde cennete. Sâlih ameller işleyenlere cennet ne güzel mükâfattır.” derler.

(Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ)
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

ÂHİRETE DAİR BAZI TABİRLER

Posted by Site - Yönetici Ağustos 13, 2015

Kıyamet,cennet,cehennem,mizan,sirat,mahser,olum,kabir,Surun Üfürülmesi,Ahiret Günü,ÂHİRETE DAİR BAZI TABİRLER

ÂHİRETE DAİR BAZI TABİRLER

Âhiret Günü: Kâinât yok olduktan sonra yeniden bir takım âlemlerin yaratılacağı, bütün ölülerin tekrar hayat bulacağı günden itibaren başlayan nihayeti olmayan bir zamandan ibarettir.

Kıyâmet: Bütün mahlûkatın yok olup kâinâtın ömrünün biterek tamamen harab olacağı gündür. Bütün ölülerin tekrar dirileceği güne de denir. Bu bir kıyamet-i kübrâ; büyük kıyamettir.

Her insanın ölümü ise kendi hakkında bir kıyamet-i suğrâ; küçük kıyamettir.

Sûrun Üfürülmesi: İsrâfil aleyhisselâmın “Sur” denilen ve mahiyetini ancak Allâhü Teâlâ’nın bildiği bir şeye üfürmesinden ibarettir. Bu iki defa olacaktır.

Hz. İsrafil’in ilk defa sura üfürmesinden meydana gelecek pek şiddetli bir ses ile yerde, gökte bulunanlar öleceklerdir. İkinci defa üfürmesi üzerine bütün ölülerin ruhları, yeniden teşekkül eden cesetlerine dönerek yattıkları yerden kalkacaklardır.

Haşir: Kıyamette ruhların cesetlere dönerek “Mevkıf-i Arasât; Arasat meydanı” denilen düz mahalde toplanmalarıdır.

Kitapların Verilmesi: Dünyada iken herkesin yaptığı güzel ve çirkin amellere dair Kirâmen Kâtibin meleklerinin tuttukları amel defterlerinin sahibine verilmesidir.

Defterler müminlere sağ taraflarından, kâfirlere sol ve arka taraflarından verilecektir.

Mizan: Mahşerde herkesin amellerinin (sevap ve günahının) miktarını bildiren şeydir. Allâhü Teâlâ’nın adâletinin tecellisine vesile olacaktır.

Sual: Allâhü Teâlâ’nın dilediği hususları kullarından sorması demektir. Bütün yaratılmışlar, insanlar ve cinler amellerinden dolayı hesaba çekilecek Cenâb-ı Hakk’ın adaleti tecelli edecektir.

Havz-ı Kevser: Mahşerde Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) ihsan buyurulacak olan gayet geniş bir havuzdur. Sütten beyaz, miskden daha güzel kokulu olan suyundan müminler içerek şiddetli hararetten kurtulacaklardır.

Şefâat: Âhiret gününde günahkâr müminlerin af ve mağfireti, ibadet ve itâat edenlerin daha büyük mertebelere kavuşmaları için peygamberlerin ve evliyânın Allâhü Teâlâ’dan istirhamda bulunmalarıdır.

Sırat: Cehennem üzerine kurulmuş son derece ince ve keskin bir köprüdür. Herkes bunun üzerinden geçecektir. Cennete gidebilmek için başka yol yoktur. Müminler amellerine göre bir süratle geçerler. Kâfirler ve müminlerin âsîleri geçemeyip cehenneme düşerler.

Cennet: Allâhü Teâlâ’nın bütün mümin kulları için hazırladığı hatır ve hayale gelmeyen ve dünya nimetleriyle asla kıyas olmayan, cismânî ve rûhânî nice nimet ve lezzetlerin bulunduğu sekiz tabaka olan büyük mükâfat evidir.

Cehennem: Bütün kâfirler ile âsî müminlerin azab görmesi için yedi dereke olan bir azab evidir.
.

Posted in Ölüm - Ecel, Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Mahşer, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Mizan – Mizan`ın Vasfı.

Posted by Site - Yönetici Eylül 6, 2014

mizan terazisi, mizan,kiyamet,,mahser,Mizan – Mizan`ın Vasfı

Mizan – Mizan`ın Vasfı.

Hz. Allah buyuruyor ki:
Amellerinin ölçüsü, o gün adl ve fazl iledir.
Mizan (terazi), dünya terazilerinin aksinedir. Ağır gelen yukarı kalkar ve ta Arş ‘a kadar yükselir. Çünkü onlar hürmette, Arş ‘a yakın olanlardır. Eğer yüklü gelirse, o vakit de aşağı doğru iner ve ta esfel’e yaklaşır. Çünkü onlar, hürmette hafif olanlardır.
İmam-ı Gazali diyor ki:
– Mizanın iki kefesi vardır. Biri nurdan, diğeri zulmetten (karanlıktan) dır.
Kurtubi diyor ki:
– Mizanın bir kefesine yerleri ve gökleri koysalardı, o kefe yine bunlardan daha büyük kalırdı. Bu kefelerden biri nurdandır. Bunun ismi Hasena kefesidir. Diğer kefe ise zulmetten olup adı da Seyyiat kefesidir. Mizan, Arş -ı Ala’nın altında asılıdır ve Cebrâil (A.S)’ın elindedir. Arş ‘ın sağında cennet vardır. Bu sağ olan kısım Hasena kefesidir. Mizanın solunda ise cehennem vardır. Cehennemin bulunduğu kefe ise Seyyiat kefes idir.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Allah-ü Teâlâ, kıyamet günü, Adem (A.S)’a üç defa özür bildirir.

Birinci özründe: Ben yalancılara lanet etmiştim. Senin bütün oğullarına ise rahmet ederdim. Fakat … “Ve gerçekten cehennem, onların hepsine vaadedilmiş yerdir.” (Hicr Sûres i, ayet : 43)
İkincis inde ise:
“Ey Adem! Senin oğullarından hiçbirine azap etmezdim. Ancak Ben, onları tekrar dünyaya göndersem yine kötülük işleyeceklerini ve beni asla anmayacaklarını bilirim.”
Üçüncüsünde ise:
“Ey Adem! Seni, Kendimle oğulların arasına hakim tayin ettim. Git , mizanın yanında otur. Kimin hayrı, şerrinden zerre kadar dahi olsa fazla gelirse, cenneti onlara veririm. Hatta Benim kimseyi zorla cehenneme koymayacağımı da bil. Fakat onlar zâlim ve asilerdir. Onun için kendilerini ateşte yakarım. Çünkü bunu hak etmiş , ona layık olmuş lardır.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Kıyamet gününde mizan, Cebrâil (A.S.)’ın elinde olur. Hz. Allah buyurur ki: “Ey Cebrâil! Bunların amellerini tart . Mazlumları zâlimlerin yanına gönder. Gidip haklarını dava etmesinler. Eğer zâlimlerin iyilikleri varsa, bunları mazlumlara verin. Yok eğer iyiliklerinden bir şey yoksa, o vakit mazlumların günahlarından alıp zâlimlere yükleyin. Böylece zâlimlerin üzerinde dağlar kadar günah toplanır.”
Kıyamet günü, mizana bir kişi getirirler. Görülür ki, günahları sevabından daha ağır gelmekte. Allah-ü Teâlâ, onu cehenneme atılmasını buyurur. O sırada o kimsenin kirpiklerinden bir tanesi Allah-ü Teâlâ’ya: “Ya Rabbi! Senin peygamberin, Allah korkusundan ağlayan göze ateşi haram kıldığını buyurdu. Bizde, senin için çok ağladık ya Rabbi!…” der. Bunun üzerine Hz. Allah, o kimseyi bir kirpiğinden ötürü affeder. Cebrâil (A.S.) da, bütün Arasat halkına bunu: “Falanca kişiyi Allah-ü Teâlâ, bir kıl için affetti.” diye ilan eder.

MİZANIN SIFATI

Allah ‘ın huzurunda insanlar sual ve cevaptan sonra üç kısma ayrılacaktır.
Bunlardan bir kısmının hiç sevabı yoktur. Cehennemden çıkan siyah bir boyun bunları kuşun taneleri toplaması gibi teker teker toplayıp cehenneme atar. Cehennem onları yutar ve artık onlar bir daha saadet ve mutluluk göremiyecekleri bir azab içinde olurlar.

Bunlardan ikinci bir kısmının ise hiç günahları yoktur. Bir çağırıcı: “Her işlerinde, her durumlarında Allah’a hamdedenler kalksın.” diye ses lenişte bulunur.
Bunlar da hemen kalkıp süratle cennete giderler. Gece ibadetine kalkanlar,
ticaret ve işleri Allah’ı zikir ve ibadetlerini engel olmayan kimselerde bu muameleye tabi tutulurlar. Bunlar için: “Öyle bir saadete ulaştılar ki, artık kendileri için bir azab yoktur.” denir.

Geriye kalan kısım, çoğunluğu teşkil eden üçüncü kısımdır. Bunlar günahlarının mı yoksa sevaplarınınmı daha fazla geleceğini bilmeyen kimselerdir. Fakat Hz. Allah bunu bilir. Ancak, cezalandırmaktaki adaletini ve affetmekteki fazlını göstermek için, bunu önceden bildirmez. Sevap ve günahlarla dolu olan defterleri karın yağışı gibi havada dağılır ve herkese kitabını almaları için emir buyurulur.
Kitapları açıldığında yapmış oldukları günah ve sevapları içinde yazılı olarak bulunur.
Mizan kurulur. Artık gözler, defterlerinin sevap veya günah tarafınamı konulacağına dikilmiştir. İşte, insanları dehşet içinde bırakan önemli bir manzara…

Resulullah Efendimiz, başı Hz. Aiş e’nin kucağında olduğu halde uykuya daldığı sırada, Hz. Aişe ahireti hatırlayarak ağlamaya başladı. Gözlerinden dökülen yaşlar, sevgili Peygamber Efendimizin mübarek yanaklarına doğru süzüldü. Sevgili Peygamberimiz uyanıp Hz. Aiş e’yi öyle ağlar durumda görünce: “Niçin ağlıyorsun ya Aişe?” diye sordular. Hz. Aişe:”Ey Allah ‘ın Resulü! Birden ahireti hatırladım da ondan ağlıyorum. Acaba o gün, ev halkınızı hatırlayacak mısınız?” diye sordu. Bunun üzerine sevgili Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:
“Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki; (kıyamet günü) üç yerde kimse kendinden başkasını hatırlayamaz.

a) Terazi başında ameller tartılırken sevabınmı, günahınmı ağır geldiğini
anlayıncaya kadar.
b) Amel defterleri dağılırken, defterinin sağındanmı, yoksa solundanmı verileceğini anlayıncaya kadar.
c) Sırat köprüsünü geçinceye kadar.”

Kıyamet günü insanoğlunu getirip terazinin iki gözü önünde durdururlar.
Bir melek de terazinin başına gelir. Eğer sevabı ağır geldiyse o melek, herkesin duyacağı bir sesle: “Ey millet !.. Falanca kişi saadete ulaştı. Ne mutlu ona ki, bundan sonra onun için bir azab yoktur.” diye seslenişte bulunur. Günahı ağır gelirse, o vakit de ebediyyen azaba düştüğünü haber verir.
Sevap kefesi hafif gelen kimseleri, ellerinde demir tokmaklar, sırtlarında ateşten elbiseler bulunan zebaniler yakalayıp cehenneme atarlar.

Kıyamet hakkında sevgili Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:
“O öyle bir gündür ki, o gün Allah-ü Teâlâ Adem peygamberi çağırır ve: “Ey Adem, kalk! Cehennemlikleri cehenneme gönder.” diye buyurur. Adem peygamber: “Ya Rabbi! Cehennemlikler ne kadardır?” diye sorar. Allah-ü Teâlâ: “Her bin kişide dokuzyüz doksan dokuzdur.” diye buyurur.” Peygamber Efendimiz böyle buyurduklarında Ashab-ı Kiram, bir daha gülemez oldu. Res ulullah Efendimiz, ashabının bu durumunu görünce:
“Amel ediniz. Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, sizinle beraber iki yaratık daha vardır.
Ve bunlar, bulundukları toplumun çoğunluğunu teşkil ederler. Bunlar da Yecüc ve Mecüc’lerdir. Siz işinize bakın. Muhammed’in nefsini kudret elinde bulunduran Allah’a and olsun ki, kıyamet günü siz, diğerlerine nazaran devenin tüylerindeki beyaz bir kıl, yahut ayağındaki beyaz bir nokta gibi kalırsınız.” diye buyurarak müjde verdiler.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam-ı Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Kıyamet, Mahşer, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

CEHENNEMİN VASFI, ŞİDDET VE ZORLUĞU

Posted by Site - Yönetici Ağustos 22, 2014

CEHENNEMİN VASFI, ŞİDDET VE ZORLUĞU

CEHENNEMİN VASFI, ŞİDDET VE ZORLUĞU

Hz. Allah buyuruyor ki:
“Ey iman edenler! Kendinizi, aile fertlerinizi cehennem ate-şinden koruyunuz. Çünkü cehennemin yakıt maddes i insanlarla onların tapındıkları taş lardır. Cehennemde bulunan melekler (zebaniler), ağır sözlü ve sert muamele edicidirler. Allah’ın emirlerine asla karşı gelmezler. Ne emredilirse onu (eksiksiz olarak) yerine getirirler.”
(Tahrim Sûres i, ayet : 6)

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, Cebrâil’i meleklerinin başı olan Malik’e göndererek bir miktar ateş alıp yemeğ ini pişirmesi için, Adem peygambere vermesini emreder.
Cebrâil de Yüce Allah ‘ın emrini yerine getirmek üzere Malik’e başvurduğunda aralarında şöyle bir konuşma geçer:
Malik:
– Ey Cebrâil! Ne kadar ateş is tiyors un?
Cebrâil:
– Bir hurma tanesi kadar.
Malik:
– Sana istediğin bu miktarı versem, kuşkusuz o ateş yerde ve gökte neye
dokunursa derhal eritir.
Cebrâil:
– Öyle ise yarısını verin.
Malik:
– Ey Cebrâil! Sana bu kadarını versem yine onunla yeryüzündeki bitkilere
dokunulduğunda hemen yanıp kavruluverirler.
Bunun üzerine Cebrâil (A.S.), Yüce Allah’a: “Ya Rabbi! Ne kadar ateş alayım?” diye sorar. Hz. Allah, Cebrâil’e bir zerre kadar almasını emir buyurur. Cebrâil de cehennem ateşinden bir zerre kadar alıp cennet ırmaklarından tam yetmiş tanesinde yetmiş kez yıkayarak onun hararetini hafifletir. Sonra da Adem peygambere getirir. Bu ateşi dağlardan birine koyan Adem peygamber, birde bakar ki, o bir zerrecik ateşin şiddeti
karşısında dağ eriyiverir, ateşde doğruca eski yerine gider. Geride sadece
taşlar arasında dumanları kalır. işte bugün kullandığımız ateş , cehennem
ateşinin sadece dumanlarından ibarettir.”

Ey akıl sahibi olan kişiler! Ocağınızın başında ısınırken üzerimize bir kıvılcım sıçradığında nasıl havaya sıçrıyoruz. Peki, ya öbür dünyada alevlerinin yükseldiği cehennem ateşine düşersek hâlimiz ne olur?

Kur’an-ı Kerim’de:
“Sizden hiçbiriniz müstesna olmamak üzere oraya (cehenneme) uğrayacakt ır. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine almış olduğu kaza ettiği bir şeydir. Sonra biz, takvaya ulaş anları kurtaracağız. Zâlimleri is e orada diz üstü düşmüş halde bırakacağız.” diye buyrulmaktadır.
Evet , cehenneme uğrayacağımızda şüphe yokken, kurtulacağımız şüphelidir. Cehennemle karşılaşmak ne kadar acıklı bir manzaradır ki, günahkarları alevli ve karanlık ateşler kaplar. Onlar, ateşin uğultusunu duyarlar. İşte o vakit, mahvolduklarını anlarlar. Herkesin dizlerinin bağı çözülür, dizüstü çökerler. Bu öyle bir korkunç manzaradır ki, günahı olmayanlar bile, ne olacaklar endişesiyle korkudan kas katı kesilirler.

Zebanilerden bir tellal çıkıp: “Dünyada kötülük peşinde koşup bunun için çalışan, iyilikleri ilerde yaparım diyerek uzun emeller peşinde koşan falanca kişi nerede?” diye ses lendiği zaman, o kişi hemen demir çengel ve tokmaklarla dövüle dövüle o şiddetli cehennem ateşine götürülüp atılır.
Cehennem ateş ine attıkları zamanda kendisine şöyle denilir:
“Tad (o azabı). Çünkü sen, (iddianca) çok şerefli, çok yüce idin.”
(Duhan Sûres i, ayet : 49)
Onlara: “Etrafı dar, karanlık, tehlikeli ve ebedi olarak kalacağınız, azab çekeceğiniz bu cehennemde yaşayın.” denir. Atıldıkları yerde cehennem ateşi yanar. Ve onlar da cehennem ateşinin birer yakacağı olurlar.

İçecekleri hamim, durakları cehennemdir. Zebaniler onları cehenneme attıkları zaman, Haviye cehennemi onları toplar. Artık onlar için bir ümit yoktur. Onlar için sadece helak üzerine helak vardır. Kurtuluşları imkansızdır. Ayakları, boyunlarına bağlı olduğu halde, günahtan yüzleri kararmış olarak feryat edip dururlar.

“Ey Malik! Biz cezamızı bulduk. Bu ateşten demir bukağılar bize ağır geldi.
Öyle ki, herseferinde derilerimiz eriyip akmakta. Ne olur bizi buradan çıkar.
Bir daha isyan etmek mi? Asla..” diye bağırış ırlar.
Fakat zebaniler:
“Boşuna. Kurtuluş ümidi, sizler için artık çok geç. Siz, buradan bir daha asla çıkamazs ınız. Sesinizi kesin ve bir daha konuşmayın. Çünkü siz, buradan çıkarılsanız bile, yine es ki halinize, küfür ve isyanınıza döners iniz.” dedikleri zaman, isyankarlar artık kendileri için bir kurtuluş ümidinin kalmadığını anlarlar.
Hayattaki fırsatlarını tamamen kaybettiklerinin üzüntüsü ile pişmanlık duyarlar. Ancak bu pişmanlıkları, onlara bir fayda vermez. Yüzükoyun cehennem ateşine yuvarlanırlar. Cehennem ateşi, bir anda her taraflarını sarar. Onların yiyecekleri, giyecekleri, içecekleri ve yatacakları sadece ateştir. Ateş dalgaları arasında kavrulur, katran gömleği içinde, demir tokmaklar altında, zincirlerin bedenlerine yaptığı eziyet içinde kıvranıp durur, inleyip figan ederler. Tencerenin kaynaması gibi beyinleride ha bire kaynayıp durur. Her inleyip bağırışlarında baş larından aşağı kaynar su dökülür. Derileri yüzülür, bağırsakları dökülür. Kafalarına demirden tokmaklarla her vuruluşta ağızlarından kar ve irin çıkar. Ciğerleri
susuzluktan yanar, etleri dökülür. Kemikleri çıplak kalır. Sonra kendilerine tekrar can verilir ve tekrar azab başlar. Çektikleri azab ile tabii olan ölümü çok arzularlar. Ancak bu da, onlar için imkansızdır.
Ayakları boyunlarına bağlı olduğu halde cehennemi yüzüstü dolaşırlar.
Yüzleri, kızgın demirler ve halkalar üzerine değer. Ateşin dalgaları tüm organlarına nüfus eder. Diğer yandan ise, cehennemin zehirli yılan ve akrepleri vücutlarına sarılıp ha bire ıs ırır. İş kence edip dururlar.
Bütün bunlar, cehennemliklerin bazı halleridir. Cehennemin azabları kuşkusuz çok daha fazla ve çok daha zorludur.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Cehennemde yetmiş bin vadi vardır! Bu yetmiş bin vadide ise yetmiş bin kol vardır ve her kolda da yetmiş bin yılan ve yetmiş bin akrep… Gerek Kâfir, gerekse münafık cehennem ehli bunların hepsine uğramadan cehennemin dibine varamaz.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Hüzün kuyusundan (vadisinden) Allah’a sığınınız. O, cehennemde bulunan, cehennemin kendisinin bile günde yetmiş kez hararetinden dolayı Allah’a sığındığı bir deredir. Allah-ü Teâlâ, onu riyakar kulları için hazırlamıştır.”

Bu, cehennemin kolları ve vadileridir. O da, dünya şehvetleri nispetindedir.
Cehennemin kapıları da, kulun birbirinden büyük günahlar işlediği yedi azaları sayıs ındadır. En üst kapısı Cehennemdir. Ondan sonra alta doğru şöyle sıralanır: Leza, Hutame, Sair, Cehim ve en alt kapı olan Haviye..
Nasıl dünya şehvet lerinin sonu yoksa, Cehennemin en alt kapısı olan Haviye’nin derinliğinin de sonu yoktur.

Ebû Hüreyre (R.A.) diyor ki:
“Resulullah Efendimiz ile birlikte bulunuyorduk. Bir ara ağır bir şeyin yüks ekten düş erken çıkardığı gümbürtüye benzer bir ses duyduk.
Resulullah’a bu sesin neye ait olduğunu sorduk. Resulullah Efendimiz de:
“Bu yetmiş yıl önce cehenneme atılan bir taş idi. Ancak şimdi dibine indi.” diye buyurdu.

Bir kısım insanlar var ki, kendilerini tamamen dünya ve dünyalığ a adamış tır. Bir kısım ins anlar da dereceye kadar adamış tır. İşte kıyamet günü, ateşin onları kaplamalarıda bu nisbette olacaktır. Çünkü Hz. Allah, zerre kadar bile olsa zulmetmez. Kıyamet günü ins anların azabı çeşit çeşittir. Birinin azabı, asla diğerine benzemez. Herkesin azabı, isyanı ve günahı nis betindedir. Cehennemde azabı en hafif olan kimse bile, oradan kurtulmak için, tüm dünyayı seve seve feda ederdi.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü, cehennemliklerin azab bakımından en hafif olanı, kendisine ateşten iki nalın giydirilendir. O kimsenin beyni nalınların hararetinden dolayı kaynar.”

Şimdi cehennem azabının şiddet inden şüphe ediyorsan, dünya ateşine parmağını dokundurman kafi. Oysa ki, cehennem ateşi, dünya ateşinden kat kat şiddetlidir. Eğer cehennem halkı, cehennemde dünya ateşi gibi bir ateş bulsalar, sırf rahat lamak için oraya hücum ederlerdi.

Bunun için şöyle denildi:
“Dünyanın ateşi, rahmet suyu ile yetmiş defa yıkandı da, ancak insanlar ona dayanabildiler.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Allah-ü Teâlâ, cehenneme bin yıl yanmasını emretti. Cehennem de tam bin yıl yandı, an cak kızardı. Sonra bin yıl daha yandı ve ağardı. Bin yıl daha yanınca da, karardı ve hala kararmış durumdadır.”

Yine sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Cehennem Rabbine şikayette bulunarak şöyle der: “Yâ Rab! (Öyle bir hale geldim ki) Ateşim kendi kendimi yiyip duruyor” Bunun üzerine Allah-ü Teâlâ, cehenneme iki nefes alması için müsaade verdi. Bundan dolayı yazın şiddetli sıcağı cehennemin nefes vermes inden, kışın şiddetli soğuğu da cehennemin nefes almasındandır.”

Enes bin Malik diyor ki:
“Dünyada en fazla zevk ve sefa süren Kâfiri getirip cehenneme daldırın.” denir. Kâfiri cehenneme getirdikten sonra kendisine: “Dünyada hiç zevk ve sefa geçirdin mi?” diye sorarlar. Kâfir kul: “Hayır” diye cevap verir.
Bundan sonra dünyada en fazla sıkıntı ve ızdırap çeken mü’min kulu getirip cennete koyun.” denir. Bunun üzerine mü’min kulu getirip cennete koyarlar. Kendisine: “Ömründe hiç sıkıntı çektinmi?” diye sorarlar. Mü’min: “Hayır” diye cevap verir.

Ebû Hüreyre (R.A.) diyor ki:
“Eğer bir mescidde yüzbin kişi veya daha fazla kişi olsa da, cehennemliklerden birisi bunların üzerine nefes verse, onun şiddetinden hepsi helak olurlardı.”
“Cehhenemin ateşi, yüzlerine vurup yakacak” ayet -i celilesinin tefsirinde âlimlerden biris i: “Bu, yalnız bir defa ateşin yüzlerine değmesi demektir ki,birinci ateş ile onların yüzleri ayaklarına dökülür.” demiştir.

Cehennem ehlinin içeceği irinli su ve kaynar sular olacaktır. Susuzluktan ciğerleri yanıp da “Su! Su!..” diye bağırdıkları zaman içecek olarak kendilerine zorla irinli su verilir.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Eğer cehennem irinlerindin bir kova dünyaya dökülseydi, kokusundan bütün dünya pis pis kokardı.”

Ayet -i celilede buyruluyor ki:
“Ona orada irinli su içirilecektir. Öyle ki, o bunu zoraki içmeye çalışacak, bir türlü boğazından geçiremiyecek. Her yandan kendisine ölüm gelecek. Oysa ki, ölmeyecekt ir.” (İbrahim Sûres i, ayet : 16, 17)¨

Onların yemekleri de zakkumdur.
Allah-u Teâlâ buyuruyor ki:
“Siz ey sapkın ve inkar ediciler!.. Muhakkak ki, zakkum ağacından yiyecek kimselers iniz. Öyle ki, karınlarınızı hep ondan dolduracaksınız. Üstüne de o kaynar sudan içeceks iniz.” (Vâkıa Sûres i, ayet : 51 – 55)

Diğer bir ayet-i celilede ise Allah-ü Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz ki, o (zakkum), o çılgın cehennem ateşinin dibinde (bitip ) çıkacak olan bir ağaçtır. Ki, bunun tomurcukları, şeytanların başı gibidir.
Kuş kusuz onlar bundan yiyecek ve karınlarını bununla dolduracaklardır.
Sonra üzerine de kendileri için hazırlanmış olan çok sıcak bir su ile karıştırılmış bir şarap verilir. Sonra dönüp gidecekleri yer, şüphesiz yine cehennemdir.”
(Saffat Sûres i, ayet : 64 – 68)

Diğer bir ayet-i celilede ise şöyle buyrulur:
“Çünkü bizim yanımızda ağır bukağılar, yakıcı ateş , boğazda tıkanıp kalan yiyecek ve elem verici azab vardır.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Eğer zakkumdan bir katre denizlere dökülse, hayatı bozardı. Ya yemekleri zakkum olanların hali nasıldır?”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Allah’ın terkip ettiğine heves edin. Azabı, ikabı ve cehennemi gibi korkuttuğu şeylerden kaçının. Çünkü cennet nimetlerinden bir parçacığı dünyalığınızda bulunmuş olsaydı, size onu güzelleştirirdi. Eğer cehennemden bir damla dünyanızda bulunsaydı, dünyayı sizin için zindan ederdi.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Zaman gelir cehennemlikler öyle bir acıkır ki, bunun tesiri bütün o şiddetli cehennem azabına karşı eşit olur. Her yemek diye feryat ettiklerinde kendilerine, açlığa faydası olmayacak ve onları beslemiyecek olan zehirli dikenlerden yemek verilir. Fakat bunları s indiremezler. Hemen akıllarına,dünyada yemekleri hazmetmede şarap kullandıkları gelir ve şarap is terler.
Kendilerine şarap olarak dikenli bardaklarda irin verilir. Onlar irini ağızlarına yaklaşt ırdıklarında dikenler yüzlerini yırtarlar. İçtikleri midelerine indiği vakit , midelerini parça parça eder. Cehennemin hazin’lerini çağırıp:
“Ne olur, Allah’a duat et de bir gün olsun azabımızı hafifletsin.” diyerek yalvarırlar. Bunun üzerine cehennem zebanileri onlara: “Size açık delillerle peygamberler gelmedi mi?” diye sorarlar. Onlar da “Evet geldi. (Ancak biz inanmadık.)” diye cevap verirler. Zebaniler: “Öyleyse, şimdi yalvarın yalvarabildiğiniz kadar. Kâfirlerin duası boşunadır.” derler. Onlar: “Bime Malik’i çağırın.” derler. Malik’i çağırdıklarında, onlar Malik’e: “Rabbimiz, hakkımızda iyi bir hüküm versin.” derler. Malik: “Siz burada kalacaksınız.”
der. (Bunların bu yalvarışları ile Malik’in olumsuz cevap vermesi arasında tam bin yıl geçer.) Bu sefer kendi kendilerine: “Biz en iyisi Allah’a yalvaralım. Çünkü bizim için Allah’tan daha hayırlısı yoktur.” derler.
Allah-ü Teâlâ’ya: “Ey Rabbimiz! Şekavetimiz üstün geldi, biz sapıklıkta kaldık. Bizi cehennemden çıkar. Bir daha isyana dönersek, o zaman biz zâlimlerden oluruz.” derler. Ancak Allah-ü Teâlâ onlara: “Sesinizi kesin. Bir daha konuşmayın.” diye buyurur. İş te o vakit onlar, gerçekten kendileri için hiçbir iyilikten ümit olmadığını anlarlar. Hasret ve pişmanlık içinde kalırlar.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Allah-ü Teâlâ’nın kendisine mal verdiği kimse,zekatını vermezse, kıyamet günü o malı iki boynuzlu zehirli bir yılan suretinde, iki gözü üzerinde siyah nokta olduğu halde kıyamete dek boynuna dolanır ve dudaklarını ısırarak:
” İş te, ben senin malın ve senin biriktirdiğin paranım.” der. Allah-ü
Teâlâ’nın fazlından kendilerine verdiğini (harcamakta) cimrilik yapan kims eler, sakın bunun kendileri için bir hayrı olduğunu sanmasınlar.” (Ali İmran Sûres i, ayet : 56)

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Cehennemde deve boynu gibi yılanlar vardır. Bunların akıttıkları zehirin harareti kırk yıllık yoldan alınır. Yine orada, her biri bir katır büyüklüğünde olan akrepler vardır. Onların akıtt ığı zehirlerin harareti kırk yıllık mesafeden alınır.”
Bu yılan ve akrepler, dünyada cimrilik hastalığına yakalananlara musallat olur. Bu has talıklardan kendinizi koruyun, kıyamette bu yılan ve akreplerden korunur. Allah-ü Teâlâ, cehennemliklerin vücutlarını,cehennem ateşine dayanmaları için büyük yaratır. Öyle ki, bir diş lerinin büyüklüğü Uhud dağı büyüklüğünde olur. Bir dişleri Uhud dağı büyüklüğünde olursa, varın siz düşünün bedenlerinin büyüklüğünü.
Onların bu iri cüsseli vücutlarının her parçasında, cehennem azabı, yılan ve akreplerin zehirlerinin acısını mütemadiyen duyarlar.

Kur’an-ı Kerim’de buyruldu ki:
“Derileri piştikçe, azabı tadıp durmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz.”
(Nis â Sûres i, ayet : 56)

İslam büyüklerinden Hasan, bu ayetin tefsirinde der ki:
“Cehennem her gün yetmiş defa vücutlarını yakar, eritir ve her defasında “Eski halinize dönün.” denir. Onlar da eski hallerine dönerler.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü cehennemi yetmiş bin yular ve her yulara yetmiş bin melek yapışmış olduğu halde mahşer alanına getirirler.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Cehennem halkı ağlamaya başlar. Öyle bir ağlama arız olur ki kendilerine,
gözyaşları tükenirde kan ağlamaya başlarlar. Yüzlerinde yarıklar meydana gelir. Gözlerinden kan yaşlar (öyle büyür ki) bir ırmak olup üzerlerinde gemi bile yürütülür.”
Onlar, böye ağlayıp sızladıkları “vay hâlimize” diyerek yardım diledikleri sürece kendileri için bir ferahlık vardır. Fakat onlar, bundan da men olurlar.

Muhammed bin Ka’b diyor ki:
– Cehennemliklerin beş duası vardır. Hz. Allah, onların dört duasına icabet eder. Beş incis inde ise, artık onlar konuşamazlar. Onların birinci duaları:
“Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün. İki defa da dirilttin. İş te günahlarımızı itiraf ettik. Şu cehennemden çıkmak için bir yol var mı?” (Mü’min Sûres i, ay et : 11)
Allah-ü Teâlâ onlara cevap olarak şöyle buyurdular:
“Bunun nedeni şudur: Bir olarak Allah’a dua edildiğinde siz küfrettiniz.
Eğer ona ortak koşulursa bunu hemen tastikliyordunuz. Artık hüküm, O çok yüce, O çok büyük Allah’ındır.” (Mü’min Sûres i, ayet : 12)

Cehennemlikler ikinci dualarında şöyle derler:
“Ey Rabbimiz gördük, işittik, şimdi bizi, dünyaya geri döndür de güzel amelde bulunalım.” (Secde Sûres i, ayet : 12)
Allah-ü Teâlâ onlara cevap olarak şöyle buyurur:
“Oysa siz daha önce (dünyada), “Bizim için (dünya mal ve servet lerinden) ayrılış yoktur.” diye yemin etmemiş miydiniz?” (İbrahim Sûres i, ayet : 44)

Onlar, üçüncü defasında şöyle duada bulunurlar:
“Ey Rabbimiz!.. Bizi çıkar. Yaptığımızdan bambaşka bir amel yapacağız.” (Fâtır Sûres i, ayet : 37)
Allah-ü Teâlâ, onlara cevap olarak şöyle buyurur:
“Size iyice düşünecek olan bir kimsenin düşünebileceği, öğüt kabul edebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size (azab ile) korkutan da gelmişti. Şimdi tadın (o azabı). Artık zâlimler için hiçbir yardımcı yoktur.” (Fâtır Sûres i, ayet : 37)

Onlar dördüncü defasında şöyle dua ederler:
“Ey Rabbimiz! Bedbahtlığımız bize galebe etmişti. Ey Rabbimiz, bizi buradan çıkar. Eğer yine (küfre dönersek) artık hiç kuşkusuz, biz zâlimlerdeniz.”
(Mü’min Sûres i, ayet : 106, 107)
Hz. Allah, onlara:
“Yıkılıp gidin içerisine. Bana bir şey söylemeyin.” diyerek cevap buyurur.

Bundan sonra cehennemlikler artık bir daha konuşmayacaklardır ki, bu, onlar için en büyük azaptır.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü, ölüm besili bir koç suretinde olduğu halde ortaya getirilir.
Ve herkesin gözü önünde cennet ile cehennem arasında boğazlanır. Sonra
da şöyle denir: “Ey cennet halkı! İşte sizin için bir daha ölüm yoktur.
Ebedi olarak buradasınız. Ey cehennem halkı! Sizin için de bir daha ölüm yoktur.
Ancak sizde ebedi olarak oradasınız.” denir.”

Hasan Basri diyor ki:
“Bin yıl cehennemde yandıktan sonra çıkacak olan mü’min vardır.
Keş ke onun yerinde ben olsam.”

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam-ı Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: