Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Cennet’ Category

Cennet Nimetleri..

Posted by Site - Yönetici Kasım 12, 2016

cennet-nimetleri

Cennet Nimetleri..

Cennet ehlinin erkekleri cennete sakalsız ve kılsız, Yûsuf aleyhisselâm güzelliğinde, Âdem aleyhisselâm boyunda, Îsâ aleyhisselâm yaşında; yani 33 yaşında olarak girerler. Cennete girdiklerinde şöyle derler (meâli): “Hamd o Allah’a ki bize va‘dini doğru çıkardı ve bizi arza (cennete) vâris kıldı, cennetten istediğimiz yerde makam tutuyoruz’ dedikleri vakit… Bak artık o amel edenlerin ecri ne güzeldir” (Zümer suresi, âyet 74)

Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) “Cennete giren kimse nimetlere gark olur, fakirlik ve sıkıntı çekmez. Elbisesi eskimez, gençliği kaybolmaz.” buyurdular. (Sahîh-i Müslim)

Cennet ehlinden bir adamın yanına bir melek elinde altın işlemeli rengârenk elbiselerle gelir. Onların her birinin üzerinde Allâhü Teâlâ’nın isimlerinden bir isim yazılıdır. Melek:

Ey Allâh’ın velî kulu! Şu elbiselere bak, beğendiğini al, beğenmezsen onlar beğendiğin şekle gireceklerdir” der.

Resûl-i Ekrem Efendimiz’e (s.a.v.) soruldu: Cennette gündüz mü gece mi olur?

Buyurdular ki: Cennette ebediyen zulmet olmaz. Ancak nur içinde nur vardır. Orada gece gündüz Arş-ı A‘lâ’nın nuru vardır. Muhakkak gök nasıl arzın çatısı ise Arş-ı A‘lâ da cennet-i a‘lânın çatısıdır. Arş-ı A‘lâ devamlı nurlar saçar.

Arş-ı A‘lâ yeşil, kırmızı, sarı ve beyaz nurlardan yaratılmıştır. Dünyadaki ve âhiretteki bütün renkler onun renginden gelmiştir. Hak Teâlâ güneşe Arş-ı A‘lâ’nın nurundan hardal (zerre) mikdarı nur koymuştur da onunla dünyayı aydınlatır.

Cennet-i a‘lâda gece olduğunun alameti köşklerin kapılarının kapanması, örtü ve perdelerin çekilmesi ve kuşların Allâhü Teâlâ’yı tesbîhe başlamasıdır.

Melekler, cennet ehline Allâhü Teâlâ’nın selâmı ve ellerinde hediyelerle gelirler. Cennetlikleri, beraber cennete girdikleri ve Cenâb-ı Hakk’ın rızâsı için sevdikleri din kardeşleri, evlâd ve akrabaları ziyârete gelir.

Kaynak : Düreru’l-Hisân fi’l-ba‘s ve’l-cinân, İmam Suyûtî

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

HESAPSIZ CENNETE GİRENLER

Posted by Site - Yönetici Şubat 19, 2016

20120603_194237 copy (2)

HESAPSIZ CENNETE GİRENLER

Kıyâmet gününde bir nidâcı şöyle seslenir:

Fazîlet sâhibi kimseler kalksınlar!” Birtakım insanlar kalkar. Onlara “Haydi, cennete giriniz.” denilir. Melekler onları karşılarlar ve “Nereye gidiyorsunuz?” diye sorarlar. “Cennete” derler. “Hesap görülmeden önce mi?” derler. “Evet” derler. “Sizler kimlersiniz?” “Fazîlet sâhibi kimseleriz.”

“Sizin faziletiniz nedir?”

“Bize kaba davrananlara yumuşak huylu davranırdık, zulmedildiğimiz zaman sabrederdik, kötülük yaptıkları zaman bağışlardık.” derler.

“Peki, öyle ise girin cennete. Sâlih ameller işleyenlere cennet ne güzel mükâfattır.” derler.

Sonra yine bir nidâcı seslenir:

“Sabredenler kalksın!” Birtakım insanlar kalkar. Onlara “Haydi cennete giriniz.” denilir. Melekler onları karşılarlar ve “Nereye gidiyorsunuz” diye sorarlar. “Cennete” derler. “Hesap görülmeden önce mi?” derler. “Evet” derler. “Sizler kimlersiniz?” “Biz sabredenleriz.” “Neye sabrederdiniz?” derler.

“Allâhü Teâlâ’ya ibâdet etmek husûsunda nefsimize karşı sabrederiz, Allâhü Teâlâ’ya isyan etmemek ve günah işlememek husûsunda da nefsimize ve onun vesveselerine karşı sabrederiz.” derler.

“Peki, o hâlde girin cennete. Sâlih ameller işleyenlere cennet ne güzel mükâfattır.” derler.

Sonra yine bir nidâcı seslenir:

“Dünyada iken Allâhü Teâlâ’ya komşu olanlar kalksınlar!” Bir takım insanlar kalkarlar fakat bunların sayısı çok azdır. Onlara “Haydi cennete giriniz.” denilir. Melekler onları karşılarlar, aynı konuşma bunlar arasında da geçer.

“Allâhü Teâlâ’ya dünyada nasıl komşu oldunuz?” derler.

“Biz Allah için birbirimizi ziyâret ederdik, Allah için birbirimizle sohbet eder, malımızdan Allah için cömertçe verirdik.” derler.

“Peki, girin o hâlde cennete. Sâlih ameller işleyenlere cennet ne güzel mükâfattır.” derler.

(Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ)
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

ÂHİRETE DAİR BAZI TABİRLER

Posted by Site - Yönetici Ağustos 13, 2015

Kıyamet,cennet,cehennem,mizan,sirat,mahser,olum,kabir,Surun Üfürülmesi,Ahiret Günü,ÂHİRETE DAİR BAZI TABİRLER

ÂHİRETE DAİR BAZI TABİRLER

Âhiret Günü: Kâinât yok olduktan sonra yeniden bir takım âlemlerin yaratılacağı, bütün ölülerin tekrar hayat bulacağı günden itibaren başlayan nihayeti olmayan bir zamandan ibarettir.

Kıyâmet: Bütün mahlûkatın yok olup kâinâtın ömrünün biterek tamamen harab olacağı gündür. Bütün ölülerin tekrar dirileceği güne de denir. Bu bir kıyamet-i kübrâ; büyük kıyamettir.

Her insanın ölümü ise kendi hakkında bir kıyamet-i suğrâ; küçük kıyamettir.

Sûrun Üfürülmesi: İsrâfil aleyhisselâmın “Sur” denilen ve mahiyetini ancak Allâhü Teâlâ’nın bildiği bir şeye üfürmesinden ibarettir. Bu iki defa olacaktır.

Hz. İsrafil’in ilk defa sura üfürmesinden meydana gelecek pek şiddetli bir ses ile yerde, gökte bulunanlar öleceklerdir. İkinci defa üfürmesi üzerine bütün ölülerin ruhları, yeniden teşekkül eden cesetlerine dönerek yattıkları yerden kalkacaklardır.

Haşir: Kıyamette ruhların cesetlere dönerek “Mevkıf-i Arasât; Arasat meydanı” denilen düz mahalde toplanmalarıdır.

Kitapların Verilmesi: Dünyada iken herkesin yaptığı güzel ve çirkin amellere dair Kirâmen Kâtibin meleklerinin tuttukları amel defterlerinin sahibine verilmesidir.

Defterler müminlere sağ taraflarından, kâfirlere sol ve arka taraflarından verilecektir.

Mizan: Mahşerde herkesin amellerinin (sevap ve günahının) miktarını bildiren şeydir. Allâhü Teâlâ’nın adâletinin tecellisine vesile olacaktır.

Sual: Allâhü Teâlâ’nın dilediği hususları kullarından sorması demektir. Bütün yaratılmışlar, insanlar ve cinler amellerinden dolayı hesaba çekilecek Cenâb-ı Hakk’ın adaleti tecelli edecektir.

Havz-ı Kevser: Mahşerde Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) ihsan buyurulacak olan gayet geniş bir havuzdur. Sütten beyaz, miskden daha güzel kokulu olan suyundan müminler içerek şiddetli hararetten kurtulacaklardır.

Şefâat: Âhiret gününde günahkâr müminlerin af ve mağfireti, ibadet ve itâat edenlerin daha büyük mertebelere kavuşmaları için peygamberlerin ve evliyânın Allâhü Teâlâ’dan istirhamda bulunmalarıdır.

Sırat: Cehennem üzerine kurulmuş son derece ince ve keskin bir köprüdür. Herkes bunun üzerinden geçecektir. Cennete gidebilmek için başka yol yoktur. Müminler amellerine göre bir süratle geçerler. Kâfirler ve müminlerin âsîleri geçemeyip cehenneme düşerler.

Cennet: Allâhü Teâlâ’nın bütün mümin kulları için hazırladığı hatır ve hayale gelmeyen ve dünya nimetleriyle asla kıyas olmayan, cismânî ve rûhânî nice nimet ve lezzetlerin bulunduğu sekiz tabaka olan büyük mükâfat evidir.

Cehennem: Bütün kâfirler ile âsî müminlerin azab görmesi için yedi dereke olan bir azab evidir.
.

Posted in Ölüm - Ecel, Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Mahşer, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Mizan – Mizan`ın Vasfı.

Posted by Site - Yönetici Eylül 6, 2014

mizan terazisi, mizan,kiyamet,,mahser,Mizan – Mizan`ın Vasfı

Mizan – Mizan`ın Vasfı.

Hz. Allah buyuruyor ki:
Amellerinin ölçüsü, o gün adl ve fazl iledir.
Mizan (terazi), dünya terazilerinin aksinedir. Ağır gelen yukarı kalkar ve ta Arş ‘a kadar yükselir. Çünkü onlar hürmette, Arş ‘a yakın olanlardır. Eğer yüklü gelirse, o vakit de aşağı doğru iner ve ta esfel’e yaklaşır. Çünkü onlar, hürmette hafif olanlardır.
İmam-ı Gazali diyor ki:
– Mizanın iki kefesi vardır. Biri nurdan, diğeri zulmetten (karanlıktan) dır.
Kurtubi diyor ki:
– Mizanın bir kefesine yerleri ve gökleri koysalardı, o kefe yine bunlardan daha büyük kalırdı. Bu kefelerden biri nurdandır. Bunun ismi Hasena kefesidir. Diğer kefe ise zulmetten olup adı da Seyyiat kefesidir. Mizan, Arş -ı Ala’nın altında asılıdır ve Cebrâil (A.S)’ın elindedir. Arş ‘ın sağında cennet vardır. Bu sağ olan kısım Hasena kefesidir. Mizanın solunda ise cehennem vardır. Cehennemin bulunduğu kefe ise Seyyiat kefes idir.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Allah-ü Teâlâ, kıyamet günü, Adem (A.S)’a üç defa özür bildirir.

Birinci özründe: Ben yalancılara lanet etmiştim. Senin bütün oğullarına ise rahmet ederdim. Fakat … “Ve gerçekten cehennem, onların hepsine vaadedilmiş yerdir.” (Hicr Sûres i, ayet : 43)
İkincis inde ise:
“Ey Adem! Senin oğullarından hiçbirine azap etmezdim. Ancak Ben, onları tekrar dünyaya göndersem yine kötülük işleyeceklerini ve beni asla anmayacaklarını bilirim.”
Üçüncüsünde ise:
“Ey Adem! Seni, Kendimle oğulların arasına hakim tayin ettim. Git , mizanın yanında otur. Kimin hayrı, şerrinden zerre kadar dahi olsa fazla gelirse, cenneti onlara veririm. Hatta Benim kimseyi zorla cehenneme koymayacağımı da bil. Fakat onlar zâlim ve asilerdir. Onun için kendilerini ateşte yakarım. Çünkü bunu hak etmiş , ona layık olmuş lardır.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Kıyamet gününde mizan, Cebrâil (A.S.)’ın elinde olur. Hz. Allah buyurur ki: “Ey Cebrâil! Bunların amellerini tart . Mazlumları zâlimlerin yanına gönder. Gidip haklarını dava etmesinler. Eğer zâlimlerin iyilikleri varsa, bunları mazlumlara verin. Yok eğer iyiliklerinden bir şey yoksa, o vakit mazlumların günahlarından alıp zâlimlere yükleyin. Böylece zâlimlerin üzerinde dağlar kadar günah toplanır.”
Kıyamet günü, mizana bir kişi getirirler. Görülür ki, günahları sevabından daha ağır gelmekte. Allah-ü Teâlâ, onu cehenneme atılmasını buyurur. O sırada o kimsenin kirpiklerinden bir tanesi Allah-ü Teâlâ’ya: “Ya Rabbi! Senin peygamberin, Allah korkusundan ağlayan göze ateşi haram kıldığını buyurdu. Bizde, senin için çok ağladık ya Rabbi!…” der. Bunun üzerine Hz. Allah, o kimseyi bir kirpiğinden ötürü affeder. Cebrâil (A.S.) da, bütün Arasat halkına bunu: “Falanca kişiyi Allah-ü Teâlâ, bir kıl için affetti.” diye ilan eder.

MİZANIN SIFATI

Allah ‘ın huzurunda insanlar sual ve cevaptan sonra üç kısma ayrılacaktır.
Bunlardan bir kısmının hiç sevabı yoktur. Cehennemden çıkan siyah bir boyun bunları kuşun taneleri toplaması gibi teker teker toplayıp cehenneme atar. Cehennem onları yutar ve artık onlar bir daha saadet ve mutluluk göremiyecekleri bir azab içinde olurlar.

Bunlardan ikinci bir kısmının ise hiç günahları yoktur. Bir çağırıcı: “Her işlerinde, her durumlarında Allah’a hamdedenler kalksın.” diye ses lenişte bulunur.
Bunlar da hemen kalkıp süratle cennete giderler. Gece ibadetine kalkanlar,
ticaret ve işleri Allah’ı zikir ve ibadetlerini engel olmayan kimselerde bu muameleye tabi tutulurlar. Bunlar için: “Öyle bir saadete ulaştılar ki, artık kendileri için bir azab yoktur.” denir.

Geriye kalan kısım, çoğunluğu teşkil eden üçüncü kısımdır. Bunlar günahlarının mı yoksa sevaplarınınmı daha fazla geleceğini bilmeyen kimselerdir. Fakat Hz. Allah bunu bilir. Ancak, cezalandırmaktaki adaletini ve affetmekteki fazlını göstermek için, bunu önceden bildirmez. Sevap ve günahlarla dolu olan defterleri karın yağışı gibi havada dağılır ve herkese kitabını almaları için emir buyurulur.
Kitapları açıldığında yapmış oldukları günah ve sevapları içinde yazılı olarak bulunur.
Mizan kurulur. Artık gözler, defterlerinin sevap veya günah tarafınamı konulacağına dikilmiştir. İşte, insanları dehşet içinde bırakan önemli bir manzara…

Resulullah Efendimiz, başı Hz. Aiş e’nin kucağında olduğu halde uykuya daldığı sırada, Hz. Aişe ahireti hatırlayarak ağlamaya başladı. Gözlerinden dökülen yaşlar, sevgili Peygamber Efendimizin mübarek yanaklarına doğru süzüldü. Sevgili Peygamberimiz uyanıp Hz. Aiş e’yi öyle ağlar durumda görünce: “Niçin ağlıyorsun ya Aişe?” diye sordular. Hz. Aişe:”Ey Allah ‘ın Resulü! Birden ahireti hatırladım da ondan ağlıyorum. Acaba o gün, ev halkınızı hatırlayacak mısınız?” diye sordu. Bunun üzerine sevgili Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:
“Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki; (kıyamet günü) üç yerde kimse kendinden başkasını hatırlayamaz.

a) Terazi başında ameller tartılırken sevabınmı, günahınmı ağır geldiğini
anlayıncaya kadar.
b) Amel defterleri dağılırken, defterinin sağındanmı, yoksa solundanmı verileceğini anlayıncaya kadar.
c) Sırat köprüsünü geçinceye kadar.”

Kıyamet günü insanoğlunu getirip terazinin iki gözü önünde durdururlar.
Bir melek de terazinin başına gelir. Eğer sevabı ağır geldiyse o melek, herkesin duyacağı bir sesle: “Ey millet !.. Falanca kişi saadete ulaştı. Ne mutlu ona ki, bundan sonra onun için bir azab yoktur.” diye seslenişte bulunur. Günahı ağır gelirse, o vakit de ebediyyen azaba düştüğünü haber verir.
Sevap kefesi hafif gelen kimseleri, ellerinde demir tokmaklar, sırtlarında ateşten elbiseler bulunan zebaniler yakalayıp cehenneme atarlar.

Kıyamet hakkında sevgili Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:
“O öyle bir gündür ki, o gün Allah-ü Teâlâ Adem peygamberi çağırır ve: “Ey Adem, kalk! Cehennemlikleri cehenneme gönder.” diye buyurur. Adem peygamber: “Ya Rabbi! Cehennemlikler ne kadardır?” diye sorar. Allah-ü Teâlâ: “Her bin kişide dokuzyüz doksan dokuzdur.” diye buyurur.” Peygamber Efendimiz böyle buyurduklarında Ashab-ı Kiram, bir daha gülemez oldu. Res ulullah Efendimiz, ashabının bu durumunu görünce:
“Amel ediniz. Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, sizinle beraber iki yaratık daha vardır.
Ve bunlar, bulundukları toplumun çoğunluğunu teşkil ederler. Bunlar da Yecüc ve Mecüc’lerdir. Siz işinize bakın. Muhammed’in nefsini kudret elinde bulunduran Allah’a and olsun ki, kıyamet günü siz, diğerlerine nazaran devenin tüylerindeki beyaz bir kıl, yahut ayağındaki beyaz bir nokta gibi kalırsınız.” diye buyurarak müjde verdiler.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam-ı Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Kıyamet, Mahşer, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

CEHENNEMİN VASFI, ŞİDDET VE ZORLUĞU

Posted by Site - Yönetici Ağustos 22, 2014

CEHENNEMİN VASFI, ŞİDDET VE ZORLUĞU

CEHENNEMİN VASFI, ŞİDDET VE ZORLUĞU

Hz. Allah buyuruyor ki:
“Ey iman edenler! Kendinizi, aile fertlerinizi cehennem ate-şinden koruyunuz. Çünkü cehennemin yakıt maddes i insanlarla onların tapındıkları taş lardır. Cehennemde bulunan melekler (zebaniler), ağır sözlü ve sert muamele edicidirler. Allah’ın emirlerine asla karşı gelmezler. Ne emredilirse onu (eksiksiz olarak) yerine getirirler.”
(Tahrim Sûres i, ayet : 6)

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Hz. Allah, Cebrâil’i meleklerinin başı olan Malik’e göndererek bir miktar ateş alıp yemeğ ini pişirmesi için, Adem peygambere vermesini emreder.
Cebrâil de Yüce Allah ‘ın emrini yerine getirmek üzere Malik’e başvurduğunda aralarında şöyle bir konuşma geçer:
Malik:
– Ey Cebrâil! Ne kadar ateş is tiyors un?
Cebrâil:
– Bir hurma tanesi kadar.
Malik:
– Sana istediğin bu miktarı versem, kuşkusuz o ateş yerde ve gökte neye
dokunursa derhal eritir.
Cebrâil:
– Öyle ise yarısını verin.
Malik:
– Ey Cebrâil! Sana bu kadarını versem yine onunla yeryüzündeki bitkilere
dokunulduğunda hemen yanıp kavruluverirler.
Bunun üzerine Cebrâil (A.S.), Yüce Allah’a: “Ya Rabbi! Ne kadar ateş alayım?” diye sorar. Hz. Allah, Cebrâil’e bir zerre kadar almasını emir buyurur. Cebrâil de cehennem ateşinden bir zerre kadar alıp cennet ırmaklarından tam yetmiş tanesinde yetmiş kez yıkayarak onun hararetini hafifletir. Sonra da Adem peygambere getirir. Bu ateşi dağlardan birine koyan Adem peygamber, birde bakar ki, o bir zerrecik ateşin şiddeti
karşısında dağ eriyiverir, ateşde doğruca eski yerine gider. Geride sadece
taşlar arasında dumanları kalır. işte bugün kullandığımız ateş , cehennem
ateşinin sadece dumanlarından ibarettir.”

Ey akıl sahibi olan kişiler! Ocağınızın başında ısınırken üzerimize bir kıvılcım sıçradığında nasıl havaya sıçrıyoruz. Peki, ya öbür dünyada alevlerinin yükseldiği cehennem ateşine düşersek hâlimiz ne olur?

Kur’an-ı Kerim’de:
“Sizden hiçbiriniz müstesna olmamak üzere oraya (cehenneme) uğrayacakt ır. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine almış olduğu kaza ettiği bir şeydir. Sonra biz, takvaya ulaş anları kurtaracağız. Zâlimleri is e orada diz üstü düşmüş halde bırakacağız.” diye buyrulmaktadır.
Evet , cehenneme uğrayacağımızda şüphe yokken, kurtulacağımız şüphelidir. Cehennemle karşılaşmak ne kadar acıklı bir manzaradır ki, günahkarları alevli ve karanlık ateşler kaplar. Onlar, ateşin uğultusunu duyarlar. İşte o vakit, mahvolduklarını anlarlar. Herkesin dizlerinin bağı çözülür, dizüstü çökerler. Bu öyle bir korkunç manzaradır ki, günahı olmayanlar bile, ne olacaklar endişesiyle korkudan kas katı kesilirler.

Zebanilerden bir tellal çıkıp: “Dünyada kötülük peşinde koşup bunun için çalışan, iyilikleri ilerde yaparım diyerek uzun emeller peşinde koşan falanca kişi nerede?” diye ses lendiği zaman, o kişi hemen demir çengel ve tokmaklarla dövüle dövüle o şiddetli cehennem ateşine götürülüp atılır.
Cehennem ateş ine attıkları zamanda kendisine şöyle denilir:
“Tad (o azabı). Çünkü sen, (iddianca) çok şerefli, çok yüce idin.”
(Duhan Sûres i, ayet : 49)
Onlara: “Etrafı dar, karanlık, tehlikeli ve ebedi olarak kalacağınız, azab çekeceğiniz bu cehennemde yaşayın.” denir. Atıldıkları yerde cehennem ateşi yanar. Ve onlar da cehennem ateşinin birer yakacağı olurlar.

İçecekleri hamim, durakları cehennemdir. Zebaniler onları cehenneme attıkları zaman, Haviye cehennemi onları toplar. Artık onlar için bir ümit yoktur. Onlar için sadece helak üzerine helak vardır. Kurtuluşları imkansızdır. Ayakları, boyunlarına bağlı olduğu halde, günahtan yüzleri kararmış olarak feryat edip dururlar.

“Ey Malik! Biz cezamızı bulduk. Bu ateşten demir bukağılar bize ağır geldi.
Öyle ki, herseferinde derilerimiz eriyip akmakta. Ne olur bizi buradan çıkar.
Bir daha isyan etmek mi? Asla..” diye bağırış ırlar.
Fakat zebaniler:
“Boşuna. Kurtuluş ümidi, sizler için artık çok geç. Siz, buradan bir daha asla çıkamazs ınız. Sesinizi kesin ve bir daha konuşmayın. Çünkü siz, buradan çıkarılsanız bile, yine es ki halinize, küfür ve isyanınıza döners iniz.” dedikleri zaman, isyankarlar artık kendileri için bir kurtuluş ümidinin kalmadığını anlarlar.
Hayattaki fırsatlarını tamamen kaybettiklerinin üzüntüsü ile pişmanlık duyarlar. Ancak bu pişmanlıkları, onlara bir fayda vermez. Yüzükoyun cehennem ateşine yuvarlanırlar. Cehennem ateşi, bir anda her taraflarını sarar. Onların yiyecekleri, giyecekleri, içecekleri ve yatacakları sadece ateştir. Ateş dalgaları arasında kavrulur, katran gömleği içinde, demir tokmaklar altında, zincirlerin bedenlerine yaptığı eziyet içinde kıvranıp durur, inleyip figan ederler. Tencerenin kaynaması gibi beyinleride ha bire kaynayıp durur. Her inleyip bağırışlarında baş larından aşağı kaynar su dökülür. Derileri yüzülür, bağırsakları dökülür. Kafalarına demirden tokmaklarla her vuruluşta ağızlarından kar ve irin çıkar. Ciğerleri
susuzluktan yanar, etleri dökülür. Kemikleri çıplak kalır. Sonra kendilerine tekrar can verilir ve tekrar azab başlar. Çektikleri azab ile tabii olan ölümü çok arzularlar. Ancak bu da, onlar için imkansızdır.
Ayakları boyunlarına bağlı olduğu halde cehennemi yüzüstü dolaşırlar.
Yüzleri, kızgın demirler ve halkalar üzerine değer. Ateşin dalgaları tüm organlarına nüfus eder. Diğer yandan ise, cehennemin zehirli yılan ve akrepleri vücutlarına sarılıp ha bire ıs ırır. İş kence edip dururlar.
Bütün bunlar, cehennemliklerin bazı halleridir. Cehennemin azabları kuşkusuz çok daha fazla ve çok daha zorludur.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Cehennemde yetmiş bin vadi vardır! Bu yetmiş bin vadide ise yetmiş bin kol vardır ve her kolda da yetmiş bin yılan ve yetmiş bin akrep… Gerek Kâfir, gerekse münafık cehennem ehli bunların hepsine uğramadan cehennemin dibine varamaz.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Hüzün kuyusundan (vadisinden) Allah’a sığınınız. O, cehennemde bulunan, cehennemin kendisinin bile günde yetmiş kez hararetinden dolayı Allah’a sığındığı bir deredir. Allah-ü Teâlâ, onu riyakar kulları için hazırlamıştır.”

Bu, cehennemin kolları ve vadileridir. O da, dünya şehvetleri nispetindedir.
Cehennemin kapıları da, kulun birbirinden büyük günahlar işlediği yedi azaları sayıs ındadır. En üst kapısı Cehennemdir. Ondan sonra alta doğru şöyle sıralanır: Leza, Hutame, Sair, Cehim ve en alt kapı olan Haviye..
Nasıl dünya şehvet lerinin sonu yoksa, Cehennemin en alt kapısı olan Haviye’nin derinliğinin de sonu yoktur.

Ebû Hüreyre (R.A.) diyor ki:
“Resulullah Efendimiz ile birlikte bulunuyorduk. Bir ara ağır bir şeyin yüks ekten düş erken çıkardığı gümbürtüye benzer bir ses duyduk.
Resulullah’a bu sesin neye ait olduğunu sorduk. Resulullah Efendimiz de:
“Bu yetmiş yıl önce cehenneme atılan bir taş idi. Ancak şimdi dibine indi.” diye buyurdu.

Bir kısım insanlar var ki, kendilerini tamamen dünya ve dünyalığ a adamış tır. Bir kısım ins anlar da dereceye kadar adamış tır. İşte kıyamet günü, ateşin onları kaplamalarıda bu nisbette olacaktır. Çünkü Hz. Allah, zerre kadar bile olsa zulmetmez. Kıyamet günü ins anların azabı çeşit çeşittir. Birinin azabı, asla diğerine benzemez. Herkesin azabı, isyanı ve günahı nis betindedir. Cehennemde azabı en hafif olan kimse bile, oradan kurtulmak için, tüm dünyayı seve seve feda ederdi.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü, cehennemliklerin azab bakımından en hafif olanı, kendisine ateşten iki nalın giydirilendir. O kimsenin beyni nalınların hararetinden dolayı kaynar.”

Şimdi cehennem azabının şiddet inden şüphe ediyorsan, dünya ateşine parmağını dokundurman kafi. Oysa ki, cehennem ateşi, dünya ateşinden kat kat şiddetlidir. Eğer cehennem halkı, cehennemde dünya ateşi gibi bir ateş bulsalar, sırf rahat lamak için oraya hücum ederlerdi.

Bunun için şöyle denildi:
“Dünyanın ateşi, rahmet suyu ile yetmiş defa yıkandı da, ancak insanlar ona dayanabildiler.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Allah-ü Teâlâ, cehenneme bin yıl yanmasını emretti. Cehennem de tam bin yıl yandı, an cak kızardı. Sonra bin yıl daha yandı ve ağardı. Bin yıl daha yanınca da, karardı ve hala kararmış durumdadır.”

Yine sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Cehennem Rabbine şikayette bulunarak şöyle der: “Yâ Rab! (Öyle bir hale geldim ki) Ateşim kendi kendimi yiyip duruyor” Bunun üzerine Allah-ü Teâlâ, cehenneme iki nefes alması için müsaade verdi. Bundan dolayı yazın şiddetli sıcağı cehennemin nefes vermes inden, kışın şiddetli soğuğu da cehennemin nefes almasındandır.”

Enes bin Malik diyor ki:
“Dünyada en fazla zevk ve sefa süren Kâfiri getirip cehenneme daldırın.” denir. Kâfiri cehenneme getirdikten sonra kendisine: “Dünyada hiç zevk ve sefa geçirdin mi?” diye sorarlar. Kâfir kul: “Hayır” diye cevap verir.
Bundan sonra dünyada en fazla sıkıntı ve ızdırap çeken mü’min kulu getirip cennete koyun.” denir. Bunun üzerine mü’min kulu getirip cennete koyarlar. Kendisine: “Ömründe hiç sıkıntı çektinmi?” diye sorarlar. Mü’min: “Hayır” diye cevap verir.

Ebû Hüreyre (R.A.) diyor ki:
“Eğer bir mescidde yüzbin kişi veya daha fazla kişi olsa da, cehennemliklerden birisi bunların üzerine nefes verse, onun şiddetinden hepsi helak olurlardı.”
“Cehhenemin ateşi, yüzlerine vurup yakacak” ayet -i celilesinin tefsirinde âlimlerden biris i: “Bu, yalnız bir defa ateşin yüzlerine değmesi demektir ki,birinci ateş ile onların yüzleri ayaklarına dökülür.” demiştir.

Cehennem ehlinin içeceği irinli su ve kaynar sular olacaktır. Susuzluktan ciğerleri yanıp da “Su! Su!..” diye bağırdıkları zaman içecek olarak kendilerine zorla irinli su verilir.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Eğer cehennem irinlerindin bir kova dünyaya dökülseydi, kokusundan bütün dünya pis pis kokardı.”

Ayet -i celilede buyruluyor ki:
“Ona orada irinli su içirilecektir. Öyle ki, o bunu zoraki içmeye çalışacak, bir türlü boğazından geçiremiyecek. Her yandan kendisine ölüm gelecek. Oysa ki, ölmeyecekt ir.” (İbrahim Sûres i, ayet : 16, 17)¨

Onların yemekleri de zakkumdur.
Allah-u Teâlâ buyuruyor ki:
“Siz ey sapkın ve inkar ediciler!.. Muhakkak ki, zakkum ağacından yiyecek kimselers iniz. Öyle ki, karınlarınızı hep ondan dolduracaksınız. Üstüne de o kaynar sudan içeceks iniz.” (Vâkıa Sûres i, ayet : 51 – 55)

Diğer bir ayet-i celilede ise Allah-ü Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz ki, o (zakkum), o çılgın cehennem ateşinin dibinde (bitip ) çıkacak olan bir ağaçtır. Ki, bunun tomurcukları, şeytanların başı gibidir.
Kuş kusuz onlar bundan yiyecek ve karınlarını bununla dolduracaklardır.
Sonra üzerine de kendileri için hazırlanmış olan çok sıcak bir su ile karıştırılmış bir şarap verilir. Sonra dönüp gidecekleri yer, şüphesiz yine cehennemdir.”
(Saffat Sûres i, ayet : 64 – 68)

Diğer bir ayet-i celilede ise şöyle buyrulur:
“Çünkü bizim yanımızda ağır bukağılar, yakıcı ateş , boğazda tıkanıp kalan yiyecek ve elem verici azab vardır.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Eğer zakkumdan bir katre denizlere dökülse, hayatı bozardı. Ya yemekleri zakkum olanların hali nasıldır?”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Allah’ın terkip ettiğine heves edin. Azabı, ikabı ve cehennemi gibi korkuttuğu şeylerden kaçının. Çünkü cennet nimetlerinden bir parçacığı dünyalığınızda bulunmuş olsaydı, size onu güzelleştirirdi. Eğer cehennemden bir damla dünyanızda bulunsaydı, dünyayı sizin için zindan ederdi.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Zaman gelir cehennemlikler öyle bir acıkır ki, bunun tesiri bütün o şiddetli cehennem azabına karşı eşit olur. Her yemek diye feryat ettiklerinde kendilerine, açlığa faydası olmayacak ve onları beslemiyecek olan zehirli dikenlerden yemek verilir. Fakat bunları s indiremezler. Hemen akıllarına,dünyada yemekleri hazmetmede şarap kullandıkları gelir ve şarap is terler.
Kendilerine şarap olarak dikenli bardaklarda irin verilir. Onlar irini ağızlarına yaklaşt ırdıklarında dikenler yüzlerini yırtarlar. İçtikleri midelerine indiği vakit , midelerini parça parça eder. Cehennemin hazin’lerini çağırıp:
“Ne olur, Allah’a duat et de bir gün olsun azabımızı hafifletsin.” diyerek yalvarırlar. Bunun üzerine cehennem zebanileri onlara: “Size açık delillerle peygamberler gelmedi mi?” diye sorarlar. Onlar da “Evet geldi. (Ancak biz inanmadık.)” diye cevap verirler. Zebaniler: “Öyleyse, şimdi yalvarın yalvarabildiğiniz kadar. Kâfirlerin duası boşunadır.” derler. Onlar: “Bime Malik’i çağırın.” derler. Malik’i çağırdıklarında, onlar Malik’e: “Rabbimiz, hakkımızda iyi bir hüküm versin.” derler. Malik: “Siz burada kalacaksınız.”
der. (Bunların bu yalvarışları ile Malik’in olumsuz cevap vermesi arasında tam bin yıl geçer.) Bu sefer kendi kendilerine: “Biz en iyisi Allah’a yalvaralım. Çünkü bizim için Allah’tan daha hayırlısı yoktur.” derler.
Allah-ü Teâlâ’ya: “Ey Rabbimiz! Şekavetimiz üstün geldi, biz sapıklıkta kaldık. Bizi cehennemden çıkar. Bir daha isyana dönersek, o zaman biz zâlimlerden oluruz.” derler. Ancak Allah-ü Teâlâ onlara: “Sesinizi kesin. Bir daha konuşmayın.” diye buyurur. İş te o vakit onlar, gerçekten kendileri için hiçbir iyilikten ümit olmadığını anlarlar. Hasret ve pişmanlık içinde kalırlar.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Allah-ü Teâlâ’nın kendisine mal verdiği kimse,zekatını vermezse, kıyamet günü o malı iki boynuzlu zehirli bir yılan suretinde, iki gözü üzerinde siyah nokta olduğu halde kıyamete dek boynuna dolanır ve dudaklarını ısırarak:
” İş te, ben senin malın ve senin biriktirdiğin paranım.” der. Allah-ü
Teâlâ’nın fazlından kendilerine verdiğini (harcamakta) cimrilik yapan kims eler, sakın bunun kendileri için bir hayrı olduğunu sanmasınlar.” (Ali İmran Sûres i, ayet : 56)

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Cehennemde deve boynu gibi yılanlar vardır. Bunların akıttıkları zehirin harareti kırk yıllık yoldan alınır. Yine orada, her biri bir katır büyüklüğünde olan akrepler vardır. Onların akıtt ığı zehirlerin harareti kırk yıllık mesafeden alınır.”
Bu yılan ve akrepler, dünyada cimrilik hastalığına yakalananlara musallat olur. Bu has talıklardan kendinizi koruyun, kıyamette bu yılan ve akreplerden korunur. Allah-ü Teâlâ, cehennemliklerin vücutlarını,cehennem ateşine dayanmaları için büyük yaratır. Öyle ki, bir diş lerinin büyüklüğü Uhud dağı büyüklüğünde olur. Bir dişleri Uhud dağı büyüklüğünde olursa, varın siz düşünün bedenlerinin büyüklüğünü.
Onların bu iri cüsseli vücutlarının her parçasında, cehennem azabı, yılan ve akreplerin zehirlerinin acısını mütemadiyen duyarlar.

Kur’an-ı Kerim’de buyruldu ki:
“Derileri piştikçe, azabı tadıp durmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz.”
(Nis â Sûres i, ayet : 56)

İslam büyüklerinden Hasan, bu ayetin tefsirinde der ki:
“Cehennem her gün yetmiş defa vücutlarını yakar, eritir ve her defasında “Eski halinize dönün.” denir. Onlar da eski hallerine dönerler.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü cehennemi yetmiş bin yular ve her yulara yetmiş bin melek yapışmış olduğu halde mahşer alanına getirirler.”

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Cehennem halkı ağlamaya başlar. Öyle bir ağlama arız olur ki kendilerine,
gözyaşları tükenirde kan ağlamaya başlarlar. Yüzlerinde yarıklar meydana gelir. Gözlerinden kan yaşlar (öyle büyür ki) bir ırmak olup üzerlerinde gemi bile yürütülür.”
Onlar, böye ağlayıp sızladıkları “vay hâlimize” diyerek yardım diledikleri sürece kendileri için bir ferahlık vardır. Fakat onlar, bundan da men olurlar.

Muhammed bin Ka’b diyor ki:
– Cehennemliklerin beş duası vardır. Hz. Allah, onların dört duasına icabet eder. Beş incis inde ise, artık onlar konuşamazlar. Onların birinci duaları:
“Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün. İki defa da dirilttin. İş te günahlarımızı itiraf ettik. Şu cehennemden çıkmak için bir yol var mı?” (Mü’min Sûres i, ay et : 11)
Allah-ü Teâlâ onlara cevap olarak şöyle buyurdular:
“Bunun nedeni şudur: Bir olarak Allah’a dua edildiğinde siz küfrettiniz.
Eğer ona ortak koşulursa bunu hemen tastikliyordunuz. Artık hüküm, O çok yüce, O çok büyük Allah’ındır.” (Mü’min Sûres i, ayet : 12)

Cehennemlikler ikinci dualarında şöyle derler:
“Ey Rabbimiz gördük, işittik, şimdi bizi, dünyaya geri döndür de güzel amelde bulunalım.” (Secde Sûres i, ayet : 12)
Allah-ü Teâlâ onlara cevap olarak şöyle buyurur:
“Oysa siz daha önce (dünyada), “Bizim için (dünya mal ve servet lerinden) ayrılış yoktur.” diye yemin etmemiş miydiniz?” (İbrahim Sûres i, ayet : 44)

Onlar, üçüncü defasında şöyle duada bulunurlar:
“Ey Rabbimiz!.. Bizi çıkar. Yaptığımızdan bambaşka bir amel yapacağız.” (Fâtır Sûres i, ayet : 37)
Allah-ü Teâlâ, onlara cevap olarak şöyle buyurur:
“Size iyice düşünecek olan bir kimsenin düşünebileceği, öğüt kabul edebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size (azab ile) korkutan da gelmişti. Şimdi tadın (o azabı). Artık zâlimler için hiçbir yardımcı yoktur.” (Fâtır Sûres i, ayet : 37)

Onlar dördüncü defasında şöyle dua ederler:
“Ey Rabbimiz! Bedbahtlığımız bize galebe etmişti. Ey Rabbimiz, bizi buradan çıkar. Eğer yine (küfre dönersek) artık hiç kuşkusuz, biz zâlimlerdeniz.”
(Mü’min Sûres i, ayet : 106, 107)
Hz. Allah, onlara:
“Yıkılıp gidin içerisine. Bana bir şey söylemeyin.” diyerek cevap buyurur.

Bundan sonra cehennemlikler artık bir daha konuşmayacaklardır ki, bu, onlar için en büyük azaptır.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Kıyamet günü, ölüm besili bir koç suretinde olduğu halde ortaya getirilir.
Ve herkesin gözü önünde cennet ile cehennem arasında boğazlanır. Sonra
da şöyle denir: “Ey cennet halkı! İşte sizin için bir daha ölüm yoktur.
Ebedi olarak buradasınız. Ey cehennem halkı! Sizin için de bir daha ölüm yoktur.
Ancak sizde ebedi olarak oradasınız.” denir.”

Hasan Basri diyor ki:
“Bin yıl cehennemde yandıktan sonra çıkacak olan mü’min vardır.
Keş ke onun yerinde ben olsam.”

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam-ı Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

“Firdevs” Cennetini İsteyin.

Posted by Site - Yönetici Nisan 4, 2014

“Firdevs” Cennetini İsteyin.,Ramazan, oruc,zekat,fitre, copy

“Firdevs” Cennetini İsteyin.

Ebû Hüreyre (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri
buyurdular:
-“Kim,
1- Allah’a iman eder,
2- Allah’ın Resulü (s.a.v.) hazretlerine inanır,
3- Namazını kılar,
4- Ramazan-ı şerif orucunu tutar,
(5- Eğer üzerine farz olursa, zekatını verir, hacceder ve diğer ibâdetlerini yaparsa;) onu cennete koymak Allâhü Teâlâ hazretlerinin üzerine hak’tır. 0 kişi ister cihâd etsin ve isterse doğmuş olduğu yerde otursun…

Sahabe-i kiram hazerâtı buyurdular:
-“Ya Resûlellah (s.a.v.)! Bunu insanlara müjdelemiyelim mi?
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Muhakkak ki cennette yüz derece vardır. Allahü Teâlâ o dereceleri Allah yolunda cihâd edenler için hazırladı. İki derecenin arası, gök ile yer arası gibidir…
Allâhü Teâlâ hazretlerinden istediğiniz zaman ondanFirdevscennetini isteyin. Çünkü o, cennetin en ortası, en üstünü ve cennetin yücesidir.
Firdevsin üstünde Rahmanın arşı vardır.
Cennet ırmakları Firdevsten kaynayıp akarlar…

Kaynak : Sahih-i Buhârî: 2581

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Tavsiyeler, Türkiye | Leave a Comment »

Cennet Ehlinin Özellikleri.

Posted by Site - Yönetici Mart 15, 2014

Cennet Ehlinin Özellikleri.

Cennet Ehlinin Özellikleri.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Cennet ehli, genç, kıvırcık saçlı, tüysüz ve emredtirter [ 1 ] . Onların (cennet ehlinin) başlarından başka hiçbir yerlerinde saçları yoktur. Yani cennet ehlinin koltuk altı ve kasık kılları yoktur. Ancak (cennet ehlinin) her iki kaşları ve iki gözünün kirpikleri vardır.

Boyları Âdem Aleyhisselâm’m boyu kadar altmış arşın,
Yaşlan ise İsa Aleyhisselâm’m ömrü kadar, otuz üç sene olacak.
Onların renkleri beyaz. Elbiseleri yeşil olacaktır.
Onlardan birinin önüne sofra konduğunda bir kuş gelerek;
-“Ey Allah’ın dostu! Ben selsebîl çeşmesinden içtim; arşın al-tındaki cennet bahçelerinden otlayıp; cennetin meyvelerinden yedim. Sen de benden ye (Beni yemek ister misin?),” der.
0 cennetlik kişi de ondan yemek ister. O kuşun bir tarafı pişirilmiş bir tarafı da kızartılmıştır. Cennet ehli Allâhü Teâlâ hazretlerinin dilediği kadar iki tarafından da yer.

Onun (cennetlik kimsenin) üzerinde hepsi birbirinden değişik (ve güzel) yetmiş renkli hülle (elbise) bulunacaktır.”

Cennette Girmek…

Fakîh Ebû’1-Leys Semerkandî (r.h.) hazretleri buyurdular: -Kim bu keramete nail olmak isterse; o beş şeye devam etmesi gerekir.

1- Nefsine hakimiyet,
2- Kanaatkârlık,
3- ibâdete düşkün olmak,
4- Sâlihleri sevmek,
5-Çok dua etmek…

Birincisi: Nefsini bütün mahiyetlerden (ve günahlardan) men eder.
Allâhü Teâlâ hazretleri nefsi nehyetmeyi nefsin dediklerini kabul etmemeyi buyurdu. Öyleyse, hevâ-ü hevesi terk etmek gerek ve günah işlemeyi terk etmek lazımdır.

İkincisi: Dünyadan az bir şeye râzî olmalıdır. Çünkü cennetin bedeli dünyayı terk etmektir.
Ey dünya eğer seni terk etmezsem nâmerdim!

Üçüncüsü: Taât (ve İbâdete) haris olmalıdır. Bütün taât (ve ibâdetlere) taalluk eder (her türlü farz, vacip, sünnet ve nafile ibâdetleri yapar.) Umulur ki bu taât ve ibâdetler mağfiret ve cennete girmeye sebep olur.
Amel etmek gerek, tarikat içeri her ân… Kİ o yola kadem basmadıkça sevinçli değilim.

Dördüncüsü: Sâlihleri ve ehli hayrı sevmeli; onların içine karışmalı ve onlarla (iyi kişilerle) oturmalıdır.
Sana birinci öğüt, bir pîrin meclisine oturmayı kendine meslek edin.
Bu cinste olmayan kişilerle sohbet etmekten kaçın…
insanın sohbet arkadaşlarının hayır ehli olması lazım. Çünkü sohbet tesirlidir. Salih insanlardan tek bir kişiyi Allâhü Teâlâ hazretleri bağışladığı zaman; o da bütün arkadaşlarına şefaat eder. (Bütün arkadaşlarının bağışlanıp cennete girmesine vesile olur.) Taât ve ibâdet ehlinin; taatsiz ve ibâdetsiz kişilere şefaat etmesi umut edilir.

Beşincisi: Çok dua etmek. Allâhü Teâlâ hazretlerinin kendisine cenneti nasîp etmesi ve sonunu hayır getirmesi için dua etmelidir.
Erenler dua etmeyi fırsat buldular. Dua başa gelecek birçok belâyı defeder.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/259-261.

[ 1 ] – Emred demek :-“Muhakkak ki cennet ehli, genç, tüysüz, emred, sürmeli, gençlikleri sona ermez ve elbiseleri eskimez.” Keşfü’1-Hafâ: 807,)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cennete En Son Giren

Posted by Site - Yönetici Ocak 20, 2014

Cennete En Son Giren

Cennete En Son Giren

İbni Mes’ûd (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:
-“Cennete en son girecek olan kişi, bir yürüyüp, bir düşen kişidir. Onu ateş yakalar. Ateşten kurtulunca ona dönüp şöyle der:
-“Beni senden kurtaran Allâhı teşbih ederim (O noksan sıfatlardan münezzehtir). Daha önce ve sonra gelenlerin hiçbirine vermediğini bana verdi.”
O kişi için gölgesi çok büyük olan bir ağaç yükselir. Onun gölgesine müştak olur ve der ki:
-“Ya Rabbi! Onu bana yaklaştır! Ondan başka bir şey istemem!” Onu ağaca yaklaştırır ve suyundan içirir. Sonra onun için önceki ağaçtan daha büyük bir ağaç yükseltilir. O yine der ki:
-“Rabbim! Beni o ağaca yaklaştır! Adam başka bir şey istemeyeceğine söz verir. Onu yaklaştırır. Önceki ağaçlardan daha büyük bir ağaç yükseltildi. Adam bu sefer yine dua eder:
-“Ya Rabbi! Beni ona yaklaştır!” der.
Adam o ağaca yaklaştırıldığı zaman cennet ehlinin seslerini duyar ve şöyle dua eder:
-“Ey Rabbim! Beni cennete yaklaştırırsan artık senden başka bir şey istemem!” Bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri:
-“Ey Âdem oğlu! Sen ne sözünde durmaz kimsesin! Kaç kere söz verdin, sözünde durmadın, hep caydın, hep yalan söyledin!” Sana dünya ve onun gibisini versem razı olur musun?”
Bunun üzerine adam:
-“Sen benimle istihza mı ediyorsun? Halbu ki sen âlemlerin Rabbisin!”
Sonra İbni Mes’ûd güldü (tebessüm etti).
(Yanında olanlar ona):
-“Neden tebessüm ettin?” diye sordular. O:
-“Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de böyle tebessüm etmişler¬di!” dedi. O zaman, sahâbe-i kiram (r.a.) hazerâtı. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine:
-“Yâ Resûlallah! Neden tebessüm ediyorsun?” diye sorduklarında; Efendimiz (s.a.v.) hazretleri:
“Allâhü Teâlâ güldüğü için!” buyurdular. Allâhü Teâlâ:
-“Ben alay etmem! Fakat istediğimi yapabilirim. Her şeye kadirim!

371 Sahihi Müslim: 274, Müsned-i Ahmed: 3704,

Posted in Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cennetliklerin Cennete En Son Girecek Olanı:

Posted by Site - Yönetici Mart 28, 2012

Muhannes Nedir - Muhannes Kime Denir

Cennetliklerin Cennete En Son Girecek Olanı:

Buharı… Ata b. Yezid el-Le^sî’den rivayet etti ki; Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.)’e şöyle bir soru soruldu:

Kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz?

— Siz bulutsuz bir günde güneşi görürken itişip kakışır mısınız?

Hayır ey Allah’ın Rasulü!

— Bulutsuz ve dolunaylı bir gecede ayı görürken itişip kakışır mısınız?

— Hayır ey Allah’ın Rasûlü!

İşte kıyamet gününde Rabbinizi böyle göreceksiniz. O günde insan­ları toplar ve onlara şöyle der:

Kim benden başka bir şeye tapıyorduysa bu gün ona tabi olsun. Kim güneşe tapıyorduysa bu gün güneşe tabi olsun. Kim aya tapıyorduysa bu gün aya tab olsun. Kim tağutlara tapıyorduysa bugün onlara tabi olsun!..”

Orada münafıklarıyla birlikte bu ümmet kalır. Cenab-ı Allah, tanımadık­ları bir surette yanlarına gelip,Ben sizin Rabbinizimder. Onlarda: “Sen­den Allah’a sığınırız. Biz burada, yerimizde, Rabbimizin yanımıza gelişini bekleyeceğiz. Gelince de O’nu tanıyacağız.” derler. Cenab-ı Allah, tanıdık­ları bir surette yanlarına gelip,Ben sizin Rabbinizim!” der. Onlar da:Sen bizim Rabbimizsindeyip ona tabi olurlar. Ve cehennem köprüsü kurulur. Köprünün üzerinden ilk geçen ben olurum. O gün peygamberlerAllahım, selâmet ver; selâmet ver.” diye duâ ederler. Köprüde deve dikenleri gibi kan­calar vardır. Deve dikenlerini görmüşsünüz değil mi?

— Görmüşüz ya Rasûlallah.

— İşte o kancalar, deve dikenleri gibidirler. Yalnız, büyüklüklerini an­cak Allah bilir. İnsanlar, amelleri nedeniyle kapılıp götürülürler. Kimi, ame­li nedeniyle helak olur. Kimi yardımsız bırakılır, sonra kurtulur. Nihayet Ce­nab-ı Allah kullan arasındaki ödeştirme işini tamamlayıp Allah’tan başka ilâh bulunmadığına şehadet edenlerden cehennemden çıkarılmasını dilediği kimseleri çıkarmak ister. Bu hususta meleklere gerekli emri verir. (O günah­kârlar) cehennemde mahpusturlar. Üzerlerine hayat suyu denen bir su dökü­lür. Tohumun sel yatağında bitip yeşermesi gibi bitip yeşerirler. Bir adam, yüzü cehenneme yönelik olarak durur, veYa Rab! Yüzümü ateş tarafından çevir. Kokusu beni rahatsız etti. Sıcaklığı da beni yaktı.Allah’a sürekli yal­varıp yakarır. Allah da ona şöyle der:Umarım ki bu istediğini verirsem, benden başka bir şey istemezsin. Öyle değil mi?O da: “Onur ve üstünlüğün yemin ederim ki; senden başka bir şey istemeyeceğimder. Cenab-ı Allah Onun yüzünü ateşten çevirir. Sonra o der ki:Ya Rab! Beni cennetin kapısı­na yaklaştır.Cenab-ı Allah ona:Benden başka bir istekte bulunmayacağı­nı söylememiş miydin? diye sorar. O da:Onur ve üstünlüğüne yemin ede­rim ki; artık bundan başka bir istekte bulunmayacağımder ve artık başka bir istekte bulunmayacağına dâir söz ve güvenceler verir. Cenab-ı Allah da onu cennetin kapısına yaklaştırır. Adam cennetin içindeki şeyleri görünce Al­lah’ın dilediği bir süre susar, sonra:Ey Rabbim! Beni cennete koyder. Yü­ce Rab ona:Artık başka bir stekte bulunmayacağını bana söylememiş miydn? Yazıklarlar olsun sana ey âdemoğlu! Sen ne kadar da dönekmiş-sin?! diye sorar. O da:Ya Rab! Beni yaratıklarının en bahtsızı kılmader ve yakarışını sürdürür, nihayet Cenab-ı Allah güler. Gülünce de onun cenne­te girmesine izin verir. Cennete girdiğinde kendisineDile ne dilersende­nilir- O da bazı dileklerde bulunur. Sonra yine kendisine:Dile ne dilersen” denilir. O da bazı dileklerde bulunur. Artık dileyeceği bir şey kalmaz. Ken­disine: “Düedikerin, bir misli fazlasıyla sana verildidenir.”

Ebû Hüreyre dedi ki: “Bu hadiste anlatılan adam, cennete en son gire­cek kişidir.”

Bu hadisi rivayet ettiğinde Ebû Saîd el-Hudrî de Ebû Hüreyre’nin yanın­da oturmaktaydı. Onun söylediklerini değiştirmiyordu. Ne zaman ki Ebû Hü­reyre “Dilediklerin bir misli fazlasıyla sana verildi” denir. Sözünü nakl etti; işte o zaman Ebû Saîd (r.a.) dedi ki: Ben Rasûlullah (s.a.v.)’in bunu şöyle ifa­de ettiğini işittim: “Dilediklerin, on misli fazlasıyla sana verildi” denir. Ebû Hüreyre, “Onunla birlikte bir o kadarı da verilir” dedi. İbn Mes’ud ve diğer bazı sahabiler de bu hususta Ebû Saîd’in söylediklerine katılmışlardır. İnşa-allah bu husus ileride d$ açıklanacaktır. [499]

Buharı.., Atâ b. Yesar’dan rivayet etti ki; Ebû Saîd el-Hudrî şöyle de­miştir: Biz, Hz. Peygambere şöyle bir soru sorduk:

— Ey Allah’ın Rasûlü! Rabbimizi görecek miyiz?

— Bulutsuz bir günde güneşi görme hususunda birbirinizle itişip kakış­manız olur mu?

-— Hayır.

—  Aynı şekilde (kıyamet gününde) Rabbinizi görürken de birbirinizle itişip kakışmanız olmayacaktır.

—  Sonra bir çağına şöyle seslenir: “Her kavim, tapageldiğinin yanına gitsin!” Ehl-i salip, salipleri (haçları) ile; putperestler, putlarıyla; başka tan­rılara tapanlar, tanrılarıyla giderler. Geride iyisiyle kötüsüyle kitab ehli, Al­lah’a tapan kimseler kalır. Sonra cehennem getirilip tıpkı bir serap gibidir. Yahudilere sorulur:

Neye tapardınız?

— Allah’ın oğlu Üzeyir’e tapardık.

Yalan söylüyorsunuz. Allah’ın hiç eşi ve çocuğu olmadı. Şimdi ne is­tiyorsunuz?

— Bize su içirmenizi istiyoruz.

— İçin bakalım!

Cehenneme yuvarlanıp düşerler. Sonra hristiyanlara sorulur:

— Neye tapardınız?

— Meryemoğlu Mesih’e tapardık.

— Yalan söylüyorsunuz. Allah’ın hiç eşi ve çocuğu olmadı. Şimdi ne is­tiyorsunuz?

— Bize su içirmenizi istiyoruz.

— İçin bakalım!

Cehenneme yuvarlanıp düşerler. Geride iyisiyle kötüsüyle, sadece Al­lah’a kulluk etmiş olanlar kalır. Onlara: “Herkes gitti. Siz niye burada kaldırıız?” diye sorulur. Onlar da şu cevabı verirler: “Dünyada onlardan ayrıldık. O zaman kendilerine bu günkünden daha fazla muhtaç olduğunuz halde ken­dilerinden ayrılmıştık. Biz, bir çağrıcının ‘Herkes tapageldiğinin yanına git­sin’ dediğini işittik. Biz Aziz ve Celil olan Rabbimizin yanımıza gelmesini bekliyoruz. Her istediğini yaptıracak güce sahib olan yüce Allah, onların ta­nımadıkları bir surette yanlarına gelip “Ben sizin Rabbinizim” der. Onlar da: “Senden Allah’a sığınırız. Rabbimiz yanımıza gelinceye dek buradan ayrıl­mayacağız. Rabbimiz gelince de O’nu tanırız” derler. Nihayet yüce Allah, öncekinden değişik ve kendilerinin tanıdıkları bir surette yanlarına gelip “Ben sizin Rabbinizim” der. Onlar da: “Senden Allah’a sığınırız. Rabbimiz yanımıza gelinceye dek buradan ayrılmayacağız. Rabbimiz gelince de O’nu tanırız” derler. Nihayet yüce Allah, öncekinden değişik ve kendilerinin tanı­dıkları bir surette yanlarına gelip “Ben sizin Rabbinizim” der. Onlar da: “Evet, sen Rabbimizsin” derler. Allah ile ancak melekler konuşurlar. Mümin kullara: “Sizinle Rabbiniz arasında bildiğiniz bir alâmet var mıdır?” diye so­rulur. Onlar derler ki: “O alâmet baldırdır. O günde Allah, baldırını açar (on­lara tecelli eder).” Nitekim yüce Allah da şöyle buyurmuştur: “O gün işin dehşetinden baldır açılır” (Kalem, 43) Her mümin kişi o zaman Allah’a secde eder. Dünyadayken gösteriş ve ün yapmak amacıyla secde etmiş olanlar -secde etmesinler diye- o günde sırtları kas katı kesilir; secde edemezler. Sonra sırat köprüsü getirilip cehennemin üzerine kurulur.” Bazıları köprüden bir anda geçer. Bazıları rahvan atlar gibi geçer. Kimi yara bere almadan ge­çer, kimi yaralanıp berelenrk geçer. Kimi de cehennemin ateşine düşer. Ni­hayet bir başkası sürünerek köprüden geçer. Siz hakkı taleb etmede benden daha güçlü olamazsınız. O gün kimin mümin olduğu size apaçık görünür. Müminler kurtulduklarını görünce kardeşlerine şefaat etmek için Rablerine şöyle derler: “Rabbimiz! Bunlar kardeşlerimizdir. Dünyada bizimle beraber savaşır, bizimle beraber oruç tutar, bizimle berabr salih ameller işlerlerdi.” Yüce Allah da: “Gidin, kalbinde zerre ağırlığınca imân bulunan kimseleri ce­hennemden çıkarın” der. Allah, öylelerinin yüzlerini ateşe haram kılar. On­ların bir kısmı ayaklarına kadar, bir kısmı bacaklarının yarısına kadar ateşe batmıştır. O şefaatçi müminler, gidip cehennemdeki günahkâr müminlerden tanıdıklarım çıkarır sonra dönrler. Cenab-ı Allah onlara: “Gidin. Kalbinde yarım zerre ağırlığınca iman bulunan kimseleri de cehennemden çıkarın”der. Gder, tanıdıklarını cehennemden çıkarırlar.”

Hadisi rivayet eden Ebû Saîd dedi ki; Eğer bana inanmıyorsanız şu âye­ti okuyun: “Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz. Zerre kadar iyilik olsa onu kat kat arttırır.” (Nisa, 4/40)

Peygamberler, melekler ve müminler, günahkârlara şefaat ederler. Her istediğini yaptıracak güce sahib olan Aziz ve Celil Allah: “Benim şefaatim kaldı” der. Orada alıkonmuş olanlardan bir kısmını avuçlayıp alır, cennet gi­rişindeki hayat nehrine bırakır. Bunlar sel yatağının iki kıyısındaki ekin tane­leri gibi biterler. Ağaç ve kayaların yanındaki ekin tanelerini andırırcasına Yeşerirler. Bu bitkilerin güneşe bakan tarafları yeşil, gölgeye bakan tarafları İse beyaz olur. Oradan, yani hayat nehrinden inci taneleri gibi çıkarlar. Ce-nab-ı Allah onların boyunlarına mühürler takar ve o halde cennete girerler. Cennetlikler onları görünce, “Bunlar Rahmân’ın azatlılarıdır. Hiç bir iyilik yapmadıkları ve önceleri hiç bir hayırda bulunmadıkları halde Allah bunları cennete koydu” derler. Sonra onlara: “Gördükleriniz, bir misli fazlasıyla bir­likte SİZİn olsun” denir. [500]

Müslim… Ebû Zübeyr’den rivayet etti ki; Câbir b. Abdullah şöyle de­miştir:

“Kıyamet gününde biz şöyle ve şöyle bir yere (tepeye) geliriz. Ben de oradan insanlara üst bir noktadan bakarım. Ümmetler putlarıyla ve taptıkları şeylerle sırasıyla çağırılırlar. Ondan sonra Rabbimiz yanımıza gelir ve biz müminlere şöyle sorar:

— Kimi bekliyorsunuz?

— Rabbimizi bekliyoruz.

— Ben Rabbinizim!

—  Hele seni bir görelim.

Yüce Rab müminlere tecelli edip güler. Onları alıp götürür. Onlar da kendisine tabi olup giderler. Mümin olsun münafık olsun herkese, peşine düşüp izleyeceği bir nûr verilir. Cehennem köprüsünün üzerinde kanca ve şiş­ler vardır. Allah’ın dilediği kimseler o kanca ve şişlere takılırlar. Sonra mü­nafıkların nuru söner ve müminler kurtulur. Kurtulan ilk zümrenin yüzleri, dolunaylı gecedeki ay gibi parlaktır. Bunlar yetmiş bin kişi olup hesaba çevilmeksizin cennete gireceklerdir. Bunların ardısıra gelenlerin yüzleri, gökteki en parlak yıldız gibi parıldar. Bunlarda aynı şekilde cennete girerler. Bundan sonra şefaat faslı başlar. Şefaat erbabı kimseler (günahkârlar için) şe­faat ederler. Öyle ki, kalbinde bir arpa tanesi ağırlığınca hayır bulunan ve lâ-ilâhe illallah diyen herkes cehennemden çıkarılıp cennetin avlusuna konulur­lar. Cennetlikler bunların üzerine su serperler de tıpkı sel yatağındaki ekin ta­neleri gibi yeşerirler. Bu durumdaki insan cennete girdikten sonra korkusu gider. Artık dünya on katıyla kendisine verilinceye dek istekte bulunur.” [501]

“Müslim… Huzeyfe’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

“Cenab-ı Allah insanları (kıyamet gününde) toplar. Müminler kalkıp du­rurlar. Nihayet cennet onlara yaklaştırılır. Onlar da Âdem (a.s.)’e gidip: “Ey babamız Âdem! Bize cennetin kapılarım açtır” derler. O da; “Ben bunu ya­pabilecek durumda değilim. Sizi cennetten çıkarın sebep, babanız Âdem’in günahından başkası değildir. Siz Allah’ın dostu İbrahim’e gidin!” der. Yanı­na gittiklerinde İbrahim onlara şöyle der: “Ben bunu yapabilecek durumda değilim. Ben, Allah’ın gerilerden dostuyum. Siz Mûsâ (a.s.)’a gidin.” Yanı­na gittiklerinde Musa (a.s.) onlara: “Ben bunu yapabilecek durumda değilim. Siz Allah’ın ruhu ve kelimesi İsa’nın yanma gidin.” der. Yanına gittiklerinde İsâ (a.s.) da onlara: “Ben bunu yapabilecek durumda değilim” der ve on­lar, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yanma giderler. O da kalkıp şefaat izni ister. Kendisine izin verilir. Sonra emanet ve rahmet gönderilir. Bunlar, sıratın sa­ğında ve solunda dikilip dururlar. Kiminiz o köprüden yıldırım gibi süratle geçer.” Bu hadisi rivayet eden Huzeyfe: “Anam babam sana feda olsun. Yıl­dırım gibi geçmek nasıl olur?” diye sorunca Rasûlullah (s.a.v.) ona şöyle ce­vap vermişti: “Yıldırıma bakmıyorlar mı? Göz açıp yumuncaya kadar nasıl çakıp geçiyor? Sonraki gurup rüzgar gibi, ondan sonraki gurupta yağmur gi­bi, ondan sanraki gurupta koşucu erkeklerin koşusu gibi hızla geçip gider. Amelleriyle orantılı bir hızla geçip giderler. Derken bir adam gelir köprüden yürüyerek değil de ancak sürünerek geçer. Köprünün iki tarafında asılı kan­calar vardır. Bunlar, yakalamakla emrolundukları kimseleri, oradan geçer­ken, (vücutlarına takılarak) yakalarlar. Kimi yara bere alarak oradan kurtu­lup geçer. Kimi de ateşe düşer. Ebû Hüreyre’nin câm kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki; cehennemin derinliği yetmiş güz mevsimi kadardır!” İbn Ebi’d-Dünyâ… Ebû Mûsâ el-Eş’arî’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cenab-ı Allah ümmetleri aynı platformda toplar. Onları dağıtmak iste­diğinde, her kavmin tapa geldiği tanrıyı karşılarına diker. Onu görünce peşi­ne takılır, onu ardısıra giderler. Nihayet o da onları cehenneme koyar. Sonra biz (müminler) yüksek bir yerdeyken Rabbimiz yanımıza gelir ve şöyle der:

—- Ne bekliyorsunuz?

— Rabbimizi bekliyoruz.

— O’nu görürseniz tanır mısınız?

— Evet.

— O’nu daha önce görmediğiniz halde nasıl tanıyacaksınız? -— Çünkü O’nun dengi yoktur.

—  (Yüce Allah gülmeye başlar) Müjdeler olsun size ey müslümanlar topluluğu! Çünkü sizden her birinizin yerine cehenneme bir yahudi veya hristiyan koydum, (siz kurtuldunuz).”

Müslim… Ebû Musa el-Eş’arî’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v) şöy­le buyurmuştur:

“Müslüman adam ölmeden önce Cenab-ı Allah mutlaka onun yerine ce­henneme bir yahudi ve hristiyan koyar.” [502]

Kaynak : ÖLÜM VE ÖTESİ – İBNİ KESİR

Dipnot: Yazının devamını oku »

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

Cennet nimetlerinin çeşitleri ve Cennetlerde bulunan huri ve gılmanlar.

Posted by Site - Yönetici Ocak 31, 2011

Cennet nimetlerinin çeşitleri ve Cennetlerde bulunan huri ve gılmanlar,goynem,beysehir,sennet,ibrahim hakki hazretleri,takva,facebook,

Cennet nimetlerinin çeşitlerini ve cennetlerde bulunan huri ve gılmanları, Rahman’a kavuşmayı ve görmeyi bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere beyan etmişlerdir ki: Cennetlikler için olan nimetler, her durumda hazır olup, arzu ettiklerinde önlerine gelir. Yüksek ağaçların sarkan meyveleri, işaretleriyle ellerine gelir ve her anca çeşitli meyvelerle lezzetlenirler. Her ne yiyecek ve içecek isterlerse hazır bulurlar. Kazanmaya ve pişirmeye hacet yoktur. Zira cennette zahmet ve ateş olmaz.

Cennet ağaçlarının en büyüğü tuba ağacıdır ki, kökü sidrede, dalları ve meyveleri cennet saraylarının içindedir. Tıpkı dünyada güneşin yukarıda bulunup, ışığı bütün evlere girdiği gibi. Tubanın aslı, cennetin yukarısında olan sidrede bulunup, sayısız dalları cennet saraylarına inmiştir. Cennetlikler, onun çeşitli meyvelerinden meyvelenip, her demde nice lezzet bulmuşlardır.

Müminler için renkli döşeklerle süslü saraylarda ve şatolarda, yastıklar üzerinde aner saçlı, hilal kaşlı, kara gölü, güneş yüzlü, şirin sözlü, işveli ve nazlı, inci dişli, mercan dudaklı, gül yanaklı, selvi boylu, güzel huylu, gülden taze ve taravetli huri kızları vardır. Bunlar cennetliklerin temiz eşleridir. Her birisi yetmiş kat elbise giymiştir. Renkleri çeşitli, ölçüleri hafiftir. Her hurinin taravetli teni cam gibi şeffaftır. Başlarına nur renkleriyle ışıldayan taçlar koymuşlardır. Çeşitli cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde oturup, müminlere bakarlar. Karşılarında hizmet için nice bin çocuk ve gılman saf saf dizilmişlerdir.

Cennetlere giren müminler ebedî orada kalırlar asla çıkmazlar. Selamla şirin sohbetler edip, boş sözle asla hatır yıkmazlar. Cennetlikler için asla ihtiyarlama yoktur. Elbiseleri eskimez. Gönülleri zengin, gözleri toktur. Yerler, içerler fakat ayak yoluna gitmezler. Yiyip içtikleri latif bir buhar gibi olup, gül suyu gibi bedenlerinden sızar, asla küçük su dökmezler. Oradaki huriler ve kadınlar, hayızdan, nifasdan ve buna benzer şeylerden uzak ve pak olmuşlardır. Cennetlikler her an ve her zaman emniyet içindedirler. Üzüntüden, gamdan, bir şeyler tedarik etmekten kurtulmuşlardır. Hastalıklardan ve sakatlıklardan selamet bulmuşlardır. Sıhhat ve âfiyette ebedî sevinçlidirler. Saadetleri sonsuzdur. Müminler için Rahman’ın melekleri, her hafta bir kere mücevherle donatılmış buraklar getirip, Hak Taalanın selam ve davetini tebliğ ederler, müjdelerler. Onlar da, buraklara binip, adn cennetine yükselip giderler. Hak Taalanın misafirhanesine varıp, ikram ve izzetlerini görüp, çeşitli nimetlerini yiyip, selam ve kelamını işitip, Hak’kın cemalini gözleriyle müşahede ederler. Görüntüsünün lezzetinden mest olup, cennet nimetlerini unutup giderler. Oradan Hak’kın izniyle yine kendi makamlarına dönerler.

Bütün cennetleri bekçisi ve hâkimi, sevimli ve büyük bir melektir. Şekli insan, ismi Rıdvan’dır. Cennetler içinde gece ve gündüz olmaz. Bütün cennetler bir an ışıksız kalmazlar. Çünkü cennetlerin gökyüzü Rahman’ın arşıdır. Her an arşın nurları onları ışıklandırır.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Marifetname, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: