Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Rüzgârların İsimleri ve İşleri

Posted by Site - Yönetici Ekim 16, 2017

Rüzgârların İsimleri ve İşleri

Muhakkak ki:
1-Sabâ rüzgârı, bulutları sevk eder,
2-Şimal (kuzey) rüzgârı, bulutlan toplar,
3-Cenûb (güney) rüzgârı, bulutlan yağdırır,
4-Debûr (batı) rüzgârı da bulutlan ayırır. (3/179)

Sabâ Rüzgârı:
Sabâ rüzgârı, güneşin doğma yerinden gecenin ve gündüzün tam eşit olduğu zamanlarda esen bir rüzgârdır.

Şemâl Rüzgârı:
“Şemâl”, fetha iledir. Kutub tarafından esen bir rüzgârdır.

Cenûb Rüzgârı:
Cenûb rüzgârı, şimal rüzgârına mukabil olan rüzgârdır. Cenûb rüzgârı, bulutları yağdırır, yani onları sağar…

Debûr (batı) Rüzgârı: Debûr rüzgârı, Sabâ rüzgârına mukabil esen bir rüzgârdır. Yani güneşin batma yerinden (garb’tan) esen (garbî) bir rüzgârdır.

Rüzgârlar ve Bulutlar

İbni Abbâs (r.a.) hazretleri buyurdular:
Allâhü Teâlâ hazretleri rüzgârları yollar, bulutları yüklenirler; kişinin deve ve koyunları sürdüğü gibi o da bulutları sürüp götürür; ta ki sağıncaya kadar (yağmur yağdırıncaya kadar…)

Dipnot :

İbnü Ömer (r.anh)dan rivayet edilmiştir ki rüzgar sekiz şekildir;
dördü azap, dördü rahmettir.
Azap olanlar:
1.Kasıf,
2-âsıf,
3-sarsar,
4-akîm.

Rahmet olanlar da:
1-nâşirât,
2-mübeşşirât,
3-mürselât,
4-zâriyattır.

Bir nebevî hadiste de şöyle varid olmuştur:
“Ben, saba ile mansur oldum.
Âd, debûr ile helak edildi,
cenûb da cennet rüzganndandır.”

Hz. Ka’b’den de nakledilmiştir ki, Allah üç gün rüzgarı hapsetse, yeryüzünün çoğu kokardı.

Özet olarak bir takım rüzgarlarda daha sonra gelecek olan ilâhî rahmeti müjdeleyen bir elçi. bir melek misali vardır. Allah Teâlâ bunları rahmetinin önünde müjdeciler ve yayıcılar olarak gönderir.

Kaynaklar : Elmalı Tefsiri: c. 3,s. 2197.
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/626.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Baba Tahir el- Hemedânî (k.s.) Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Ekim 15, 2017

Baba Tahir el- Hemedânî (k.s.) Hazretleri Kimdir ?

Baba Tahir el- Hemedânî (k.s.) hazretlerinin asıl ismi, Tâhifdir. Fakat daha çok Baba Tâhir ve Tâhir Uryân-. Hemedânî diye meşhur oldu.

İran’ın Hemedan şehrinde doğdu.
Baba Tâhir (k.s) hazretleri küçük yaştan itibaren ilim tahsil için gayret sarf etmekteydi. İlmi ve ilim ehlini seviyordu. Fakat ilimde pek ilerleyemiyor ve ilim öğrenemiyordu. Bir gün Baba Tâhir, Hemedan Medresesi talebelerine ilim elde etmek için ne yapmak lâzım geldiğini sordu. Talebeler onunla alay etmek için, ona bir kış gecesini havuzun buzlu suyu içinde geçirmesi gerektiğini tavsiye ettiler. Baba Tâhir bu tavsiyeyi aynen tatbik etti. Ertesi sabah Allahü teâlânın ihsanı ve bereketi ile kendisini ilim nuru İle aydınlanmış buldu. Bu vakadan sonra Baba Tâhir Uryân hazretlerinin pekçok kerametleri görüldü. Bir defasında Elvend Dağının karını, içindeki ilâhî aşk ateşinin harâretiyle eritmiştir. Bir kere de ilm-i heyete, astronomiye dâir kendisine sorulan meselenin hallini ayak parmağının ucuyla çizmiştir. Böylece Hemedan ve Turistan bölgesinde şöhreti artan Baba Tâhir Uryân’ın duasına kavuşmak ve sohbetinden istifâde etmek isteyenler onun huzuruna koşmaya başlamışlardır.
Nitekim Selçuklu Devletinin kurucusu Tuğrul Bey de Hemedan’a geldiği zaman, onunla sohbet etti ve duasını kazanmayı büyük nîmet bildi. Tuğrul Bey Hemedan’a geldiği zaman üç zât vardı. Bunlar: Baba Tâhir, Baba Cafer ve Şeyh Hamşâd’dı. Bu üç zât, Hemedan şehrinin kapısında yer atan ve Hızır adıyla anılan bir tepenin yanında idiler. Sultan onları görünce bineğini durdurdu, indi ve Vezir Ebû Nasr el-Kundûrî ile onların yanına gelerek ellerini öptü. Baba Tâhir, Sultana;
-“Ey Türk! Allah’ın kulları ile ne yapacaksın?” diye sorunca, Sultan; -“Siz ne emrederseniz onu yapacağım.” dedi. Baba Tâhir;
Haberiniz olsun ki Allah size, adaleti, ihsanı ve yakınlığı olana/akrabaya atayı/vermeyi emrediyor. Ve fuhşiyâttan, münkerden/kötü şeylerden, bağîyden/azgınlıktan nehyediyor. Size va’z ediyor ki, dinleyip, anlayıp tutasınız! (Nahl sûresi:90) mealindeki âyet-i kerîmeyi okuyarak; ”
-“Allahü teâlânın buyurduklarını yap.” dedi. Sultan Tuğrul Bey ağlayarak; -“Öyle yaparım.” dedi. Baba Tâhir. Sultanın elini tuttu ve; -“Benden bunu kabul et.” dedi. Sultan da; -“Ettim.” dedi. Baba Tâhir parmağında bulunan ve yıllarca taktığı yüzüğünü
parmağından çıkararak Sultanın parmağına taktı ve; “Âdil ol!” dedi. Sultan katıldığı her savaşta o yüzüğü parmağına takardı. Zahirî ilimlerde âlim, tasavvufta yetişmiş bir velî olan Baba Tâhir Uryân’ın asıl şöhreti şairliğinden gelmektedir. Iran edebiyatında daha çok Lûristan (Lûrî) lehçesiyle söylediği arifane ve etkileyici beyitler ve şiirler yazmıştır.

Baba Tâhir Uryân 1010 (H.401) senesinde Hemedan’da vefat etti. Şehrin kuzey-batı tarafındaki Bun-i Bâzâr mahallesinde küçük bir tepe üzerinde defnedildi. Daha geniş bilgi Evliyalar Ansiklopedisine bakınız.

İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/559-560.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cennetten Gelen Beraat Kâğıdı ( Dua ve Hac )

Posted by Site - Yönetici Ekim 14, 2017

Cennetten Gelen Beraat Kâğıdı ( Dua ve Hac )

Bazı “Bulaha” ( Bulaha`nın açıklaması aşagıda )`lardan hikâye olundu.
Bulaha’nın biri ( haccetmiş ve artık memleketine geleceği sırada ) veda tavafını yapıyordu. (Şakacı) adamın biri onunla şakalaşmak için (sırf mizah olsun diye) ona;
Sen Allâhü Teâlâ hazretlerinden cehennem ateşinden beraatını aldın mı?” dedi. Bulaha:
Hayır! Almadım; bunu herkes aldı mı?” Adam:
Evet!” dedi.
Bulaha ağlamaya başladı.
Hicr-i İsmail’e girdi. Kabenin örtülerine sarıldı. Ve ağlamaya devam etti. Ve Allâhü Teâlâ hazretlerinden kendisinin cehennem ateşinden beraat edildiğine dair kendisine bir yazı (belge) vermesini istedi.
Onun bu haline (acıyan) insanlar ve onun arkadaşları onu kınadılar ve ona:
Falanca kişi sana şaka etti. (Böyle bir yazılı belge kimseye verilmiyor)” dediler.
Fakat Bulaha, onları doğrulamadı. Ağlama ve yalvarma haline devam etti. O kişi bu halde iken, gökten “Mizâb-ı Kâbe”nin (altın oluk) yönünden bir kağıdın düştüğü görüldü. O kağıdın içinde o Bulaha’nın cehennem ateşinden azâd kılındığı yazılıydı.
Bulaha buna çok sevindi.
İnsanları ona vakıf kıldı. Yani o kâğıdı herkese gösterdi. (“Ben de sizin gibi cehennemden azâd oldum!” dedi.)
O kâğıdın bir özelliği de bütün yönlerden okunmasiydı. Kâğıdın çevrilmesiyle yazı çevrilmiyordu. Yani o kağıt durulduğu zaman veya katlandığı zaman bile o yazı görünüyor ve okunuyordu. Bunun üzerine insanlar, o kağıdın Allâhü Teâlâ hazretleri tarafından geldiğini bildiler….

Dua Kişiye Göre

Denildi ki:
Avamın duası, sözlerledir.
Zahitlerin duası, fıilleriyledir (ibadet ve taatle),
Ariflerin duası, halleriyledir…

Bulaha Kime Denir ?
Bulaha, bazılarının sandığı gibi akılsız ve ahmak demek değildir. Bilakis bulahâlar, akıllı kişilerdir. Bulaha şöyle tarif edilmektedirler:
Bulaha: Serden gafil, kötülükten uzak, hayra tabi olmuş veya kurnazlık ve hile düşünmeyen ve göğüslerinin içleri selâmetle mühürlenmiş (insanlara kötülük düşünmeyen ve hep iyilik düşünen) akıllı insanlardır. Feyzü’l-Kadir: 1379, Hadis-i şerifte şöyle varid oldu:
-“Cennet ehlinin çoğu bulahalardır.”Kenzul-Ummah 39283,

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/620-621

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hac İbadeti, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Dua ederken Aman Dikkat !

Posted by Site - Yönetici Ekim 13, 2017

Dua ederken Aman Dikkat !

Musa Aleyhisselâm, Allahü Teâlâ hazretlerine dua eden, çok yalvaran ve tazarru eden bir kişiye rastladı. Musa Aleyhisselâm, (o kişinin hâline bakarak acıdı ve kendi kendisine);
Eğer bu adamın haceti benim elimde olmuş olsaydı; elbette onu yerine getirir (ve ihtiyacını giderir)dim,” dedi. (Musa Aleyhisselâm’ın böyle şeyleri kalbinden geçirmesi üzerine Allahü Teâlâ hazretleri Musa Aleyhisselâm’a) vahyetti:
Ey Musa! Ben ona karşı elbette senden daha çok merhametliyim! Lakin o bana dua ediyor; ama onun bir koyunu var ve onun kalbi hep koyunundadir. Halbuki ben, diliyle bana dua edip, kalbi benden başkasında olan kişinin duasını kabul etmem!” buyurdu.
Musa Aleyhisselâm, adama bunu hatırlattı. (Ve bu konuda ona öğüt verdi.) Adam da bütün kalbiyle Allahü Teâlâ hazretlerine yöneldi. Ve duası kabul olundu. Haceti yerine getirildi…

Dua’nın İcabeti Kabulü İçin

Dua’nın icabetinde;

1- Kalbin huzuru,

2- Allahü Teâlâ hazretlerine hüsn-ü zan (güzel zan) lazımdır…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/619.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Duada Elleri Bitiştirmek.

Posted by Site - Yönetici Ekim 12, 2017

Duada Elleri Bitiştirmek.

Hazret-i Âişe (r.a.) annemizden rivayet olundu.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri her gece yatağına geldiği zaman, iki elini birleştirir sonra onların içine nefes eder. Ve onlara;
1-Kulhuvellâhüehad,
2-Kul eûzü birabbil-felak,
3- Kul eûzü birabbinnâs sûrelerini okur..
Sonra onlarla gücü yettiği kadar mübarek cesedini meshederdi. İki eliyle başından ve yüzlerinden başlar ve cesedinin ön tarafından başlayarak meshederdi. Ve bunu üç kere yapardı…” Sahih-i Buhâri: 4630, Tirmizi: 3324, Ebu Davud: 4397, Müsned-i Ahmed: 23708.

Dua’da Haddi Aşmak

Her halde 0 haddi aşanları sevmez.” [ A’raf Suresi 55. ayet ]

Dua ve gayri işlerde emredilen şeylerde haddi aşanlar, demektir. Bunda, dua eden kişinin kendisine layık olmayan şeyleri istememesine tembih vardır; (meselâ) peygamberlik rütbesini istemesi ve göğe çıkması istemesi gibi…
Denildi ki:
Dua’da haddi aşmak; dua’da bağırmak ve dua’da ayrıntılara girmektir.

Efendimizin (s.a.v.) Tavsiyesi Ettiği Dua

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular: Yakında bir kavim olacak, (ve onlar) duada haddini aşacaklardır (ve çok aşırı gideceklerdir.) Halbuki kişiye duada şöyle demesi yeterlidir:
Allâhım! Senden cenneti istiyorum! Ve ona yaklaştıracak söz ve ameli istiyorum!
Allâhım! Cehennem ateşinden sana sığmıyorum! Ve cehennem ateşine yaklaştıran söz ve amelden sana sığınıyorum!”
Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri şu âyet-i kerimeyi okudular:
Rabbıniza yalvara yalvara ve için için dua edin ki, her halde O haddi aşanları sevmez. Âyet-i kerimesini okudular.

Mühim Şeyler İçin Dua

Dua eden kişiye yakışan en mühim şeyler için dua etmektir.
En mühim şey;
1- Cennete girmek,
2- Cehennem ateşinden kurtulmaktır.

NOT : Dua’da faziletli ve sünnet olan dua ederken elleri bitiştirmektir. Musannif İsmail Hakkı Bursevî (k.s.) hazretleri Rumeli ulemâsındandır. Rumeli Hıristiyanlar ile Müslümanların bir arada yaşadığı bir yerdir. Bilindiği üzere Hıristiyanlar dua ederlerken, ellerinin içlerinin tamamen birbirine birleştirir ve çenelerinin altına koyarak dua ederler. O dönemin Müslüman âlimleri Musannif hazretleri gibi, Hıristiyanlara benzememek için dua’da elleri açmanın daha faziletli olacağını beyan etmişlerdir. Yoksa dua’da elleri birbirine bitiştirmek ve avuçlarını açmak sünnettir. Kutub-i sitte’de bu konuda bir çok hadis-i şerif mevcuttur. Muteber, Hadis-i Şerif, Tefsir. Fıkıh. Mevize ve ilmî kitaplarda bu konuda çok geniş bilgi vardır.

Tefsir kitapları:
Tefsir kitaplarının çoğu, dua ederken elleri birleştirmek gerektiğine bu hadis-i şerifi kaynak gösterirler:
Ed-Dürrü’l-Mensûr: c. 8, s. 681. Saâleb-i tefsiri: c. 4, s. 454. Bağavî Tefsiri: c.4, s. 549, Ruhu I-Meânî: c. 30, s. 279, Tasavvuf ve Mevize kitapları:

Ihya-u Ulumiddin’de buyurdu
İbni Abbâs (r.a.) buyurdular:
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri dua ettikler zaman. İki avucunu birleştirir ve elinin içlerini yüzüne taraf tutardı.” İhyâ-u Ulûmiddin c. 1, s. 305,

Fıkıh kitapları Mebsût’ta buyurdu:
Kişi ibhâm ile Vusta’yı (serçe parmağıyla yüzük parmağını) halka yapar. Sonra da Sebâbe (işaret parmağıyla) ile de işaret eder.
Daha geniş bilgi için bakınız: Mebsût, c. 1, s. 166, İmam Şemsüddin es-Sarahsî,
Tahtavî’de buyurdu:
“Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Arafe günü dua’da iki elinin arasını birleştirdi. Tahtavîıc. 1,s. 173,

İlmî kitaplarda:
Mevzûâtü’I-Ulûm’da buyuruldu:
Dua`da daha layık olan odur ki:
-“İki elinin içini bir yere getirip ellerini birleştirerek, ellerinin içlerini kendi yüzüne karşı tutarak dua etmesidir.” Mevzûatü’l -ûlum, c. 2, s. 410,

Duanın usûl ve âdabı hakkında daha geniş bilgi için bakınız: DUÂ’NIN ÂDABI ve BİR SÜNNETİN İHYÂSI, Abdülkadir Dedeoğlu, Osmanlı yayinevi, Gerçekten bu risale güzel bir araştırmanın eseridir. Bu kitabı mutlaka okuyun. Beyan edilen kaynaklara bir göz atın.

Kaynak : Mütercim.İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/615-616.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Gizli Zikir`mi – Sesli Zikir`mi ?

Posted by Site - Yönetici Ekim 11, 2017

Gizli Zikir`mi – Sesli Zikir`mi ?

Uzak ve Sağır’a Dua Etmiyorsunuz

Sahabeler (r.a.)den rivayet olundu:
Sahabeler bir gazve’de (savaştaydı)lar. Bir vadi gördüler (vadiye girdiler…) Sahabeler seslerini yükselterek; tekbir almak ve tehlil getirmeye başladılar. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri onlara:
Sakin olun! Nefsinizi tutun! Muhakkak ki sîzler, sağır ve gâib’te olan (hâzır olmayan) birine dua etmiyorsunuz! Hakikaten sizler, semî (her şeyi işiten) ve basîr (her şeyi hakkıyla gören) ve (size şahdamarınızdan daha) yakın olan Allâhü Teâlâ hazretlerine dua ediyorsunuz! Muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretleri elbette sizinle beraberdir.
Yani ilim ve ihata ile sizinle beraberdir, demektir.

Zikri Hafıy (Gizli Zikir)

Bu hadis-i şerif, Allâhü Teâlâ hazretlerini zikretmekte “zikr-i hafi” gizli zikir yapmanın daha güzel olduğuna delâlet eder…

Sesli Zikir

Lâkin “Keşşafın Sarihi (Keşşaf tefsirini zikreden) zikretti:
Zikrin gizli olması, makam hasebiyledir. Mürşid-i kâmil olan şeyh, yeni başlayan birine, kalbine yerleşmiş olan hatıraları söküp atması için bazen zikirde sesini yükseltmesini de emredebilir!
İbni Melek’in Şerhüi-Meşârik isimli kitabında da böyledir.

Zikr-i Hafi (Gizli Zikir)

Hüseyin el~Kâşifî (k.s.) hazretleri “Er-Risâletü’l-Ulye” isimli kitabında buyurdular:
Ey derviş! Tasavvuf ehli cehrî zikri yapmayı nefisten gelen bir istek ve eksik gördüler. Zira cehrî (aşikâr) zikre riya, gösteriş ve desinler gibi düşüncelerin karışması vardır…
Zikr-i Hafi (gizli zikir) ile meşgul ol! Zira Hak Teâlâ hazretlerinin şu kavl-i şerifi gizli zikri emretmektedir:
Hem de sabahleyin ve akşamlan, içinden, tazarru/ürperti ile ve yakararak, gizlice ve cehrin madunu sesle/yüksek sesin altında bir sesle rabbini zikret de, gaafillerden olma.
Hepsi bu övülen işi yaptıkları için, ihlâs mertebesine eriştiler. Kendi bâtınlarını riyâ’dan temizlediler… Cehrî zikri yapanlara karşı bu âyet-i kerime delildir…

Duada Tazarru

Mesnevî’de buyuruldu:
Dedi ki:
Allâhü Teâlâ hazretlerine dua etmede, ağlamaksız, niyaz ve tazarrudan yoksun olma! Ki dostun feyizlerinin saçildığına erişesin.
Susuz ol ki,
“Onları Rabları sular” hitâbi gelsin.
Allah her şeyin doğrusunu daha iyi bilir.

Duadan Sonra

Ömer bin Hattâb (r.a.) hazretleri buyurdular: -“Efendimiz (s.a.v.) hazretleri iki elini dua için kaldırdığı zaman, onlarla yüzünü meshetmeden asla ellerini indirmezdi.
Bu, elin üzerine gelen bereketten bir şeyin yüze ulaşması (ve o feyiz ve bereketin eserinin yüze vâsıl olması) içindir… Allâhü Teâlâ hazretleri buyurduğu gibi:
-“Muhammed Rasûlullah’tır! Onun maiyyetindekiler/ eshâbı ise küffara karşı çok çetin, kendi aralarında gayet merhametlidirler. Onları görürsün; cemaatle rükû, sücûd ederek, Allah’tan fazl ve rıdvan isterler. Sîmaları/alâmet ve nişanları secde eserinden yüzlerindedir.
Bu mesh etmenin hakikati, hakiki toplayıcıya (hakikatü’l-câmia’ya) dönüştür. Zira yüz zâtın tâ kendisidir… “Esrârü’l-Muhammediyye” isimli kitab’da buyurulduğu gibi…
Çünkü insan, dua hâlinde zahiri ve bâtınıyle Allâhü Teâlâ hazretlerine yönelmiştir…
Bundan dolayı dua’da kalbin hazır olması şart koşulur.
Kalbi hazır etmenin sıhhati, dua’da elleri kaldırmanın ve yüzü meshetmenin sırrıdır…
Dua’da elleri kaldırmanın ve yüzü meshetmenin sırrı şudur. Muhakkak ki, kişinin;
Bir ei, kişinin zahiriyle yöneldiğinin tercümanıdır.
Diğer el de, bâtıniyla yöneldiğinin tercümanıdır.
Dili, cümlesinin tercümanıdır.
Yüzü meshetmek, teberrük (ele gelen feyizle bereketlenmek) ve ruh ile beden arasını toplayan hakikate dönmeye tembihtir…
Çünkü bir şeyin yüzü, onun hakikatidir. Kişinin zahirî yüzü, onu izhâr edendir…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/610-611.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Hz.Allah Gökleri ve Yeri 6 Günde Yarattı..

Posted by Site - Yönetici Ekim 9, 2017

Hz.Allah Gökleri ve Yeri 6 Günde Yarattı..

Andolsun ki biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk da dokunmadı. ( Kaf Suresi 38. ayet )

Eğer Allâhü Teâlâ hazretleri dileseydi, gökleri ve yeri hemen bir lahzada yaratırdı. Lakin Allâhü Teâlâ hazretleri gökleri ve yeri altı gün içinde yaratarak, kullarına işlerinde acele etmemeyi öğretti.

Bil ki: Allâhü Teâlâ hazretleri, “Kaadir” olmak (her şeye gücü yetmek) ve “Hâlık” (yaratıcı) olmak ile gökleri ve yeri yoktan var etti… Allâhü Teâlâ hazretleri “Müdebbir” (her işi tedbîr edici) olmak ve “Hakîm” (her işi bir hikmet ile yapıcı) olmak ile de gökleri ve yerleri altı günde yarattı…

Acele’nin Güzel Olduğu Yerler

Âlimler buyurdular:
Acele etmek güzel olmaz; ancak (şu işlerde acele etmek güzeldir:)
1- Günahlardan tevbe etmekte,
2- Müddeti dolduğunda hemen borcu ödemekte,
3- Misafiri ağırlamakta,
4- Bulûğa erdiğinde bekârı evlendirmekte,
5- Ölüyü defnetmekte,
6- Cenabetten yıkanmakta…

Mahlûkatın Yaratılış Sırası

Haberde şöyle varid oldu:
Muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretlerinin ilk yarattığı şey,
1-Kalem’dir, sonra;
2- Levh-i mahfuzu yarattı…
Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri kaleme, kıyamete kadar olacak olanları yazmasını emretti… Sonra
3- Arşı yarattı, sonra;
4- Hamele-i Arşı yarattı, sonra,
5- Gökleri ve,
6- Yer yüzünü yarattı.

Müfessir, Müceddid ve büyük âlimlerin beyanlarına göre, Yedi kat semâ, bütün boyutlarıyla birbirlerini kuşatmış ve her bir kat diğerine göre ölçülmeyecek kadar geniş olan semâ demektir. Yani yumurtanın beyazı, sarısını kuşatıp etrafında bir dâire oluşturduğu gibi, semalar da birbirlerini öylece kuşatmıştır.

Bilindiği gibi ışık saniyede üçyüz bin km ile hareket ettiği halde yaratıldığı günden beri hâlâ ışıkları bize ulaşamayan yıldızlar vardır.

Dünyaya en uzak yıldızın mesafesi dünyâ ile ne kadar ise o yıldızın, birinci kat semâ’ya olan uzaklığı da o kadardır.

Bu dünyâ, (güneş, ay, yıldızlar, gezegenler ve bilmediğimiz diğer ecsâm) birinci kat semânın yanında Arabistan çölüne atılan bir yüzük kadar ancak yer tutar. Birinci kat sema ve içindekiler, ikinci kat semânın yanında Arabistan çölüne atılan bir yüzük kadar ancak yer tutar. İkinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci kat sema her biri diğerinin yanında o nispette yer kaplar.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/589

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Arâsât Ne Demektir – Arasat Meydanı Nerededir ?

Posted by Site - Yönetici Ekim 9, 2017

Arâsât Ne Demektir – Arasat Meydanı Nerededir ?

Arâsât: Öldükten sonra insanların ve diğer canlıların diriltilip toplanacakları meydan. Buraya mevkıf ve mahşer de denir.

Kıyamette herkes Arasat meydanında elli mevkıfte (yerde) durdurulur.
Her mevkıfte bin sene kalırlar…
Arasat meydanında meşakkat (zorluk) ve sıkıntıda olanlar, kâfirler ile fâsıklardır (günahkârlardır). Onların hâlleri çok korkunç olup, güneş başlarına bir mil kadar yakın gelir. Herkes günâhı kadar terler. Kimi dizine, kimi boğazına, kimi tepesine kadar ter içine gömülürler. Üzüntü ve pişmanlık ve kendine yanmaktan, bir hasrettir yükselir.

Arasat meydanından, anne, gözünün nuru evlâdını tanımaz, kardeş, ciğer paresi kardeşini aramaz. Hatta o gün hakkında Kur’ân-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:
“O kaçacağı gün kişinin kardeşinden, ve anasından, babasından, ve refikasından/eşinden ve oğullarından; Onlardan her kişinin bir derdi vardır; o gün, başından aşar…” Abese Sûresi âyet: 34-37, ve yine Meâric sûresi âyet 8-18 arası…;
-“O gün ki, olur sema erimiş bir maden gibi. Dağlar da atılmış elvan yün gibi. Ve bir hısım bir hısıma hâlini sormaz!
Birbirlerine gösterilirlerken, mücrim/günahkar ister ki fidye verse… O günün azabından oğullarını ve refikasını/eşini ve biraderini ve kendini barındıran fasîlesini/kavmini, ve yer yüzünde bulunanların hepsini de, sonra kendini kurtarsa! Hayır! Çünkü o salgın bir lezâ/salgın ateş, ıs etrafı soyan nâr-ı ceza/ceza ateşi! Çağırır arkasını dönüp tersine gideni. ‘ Ve toplayıp toplayıp kasaya yığanı. ” El-Meâric sûresi âyet: 8-18 arası…

Arasâtın dehşetinden Allâhü Teâlâ hazretlerine sığınırız.

Kaynak : Mütercim – İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/537-538

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Allahû Teâlâ Hazretleri, Musa Aleyhisselâm’a Vahyetti. Ve Buyurdu

Posted by Site - Yönetici Ekim 8, 2017

Allahû Teâlâ Hazretleri, Musa Aleyhisselâm’a Vahyetti. Ve Buyurdu

Zinnûn-i Mısrî (k.s.) hazretlerinden rivayet olundu:
Buyurdular:
Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah sübhânehû ve Teâlâ hazretleri, Musa Aleyhisselâm’a vahyetti. Ve Buyurdu:
Benden başkasına güvenen kişinin güvendiği (bütün dalları) elbette kırar ve yok ederim!
Benden başkasıyla ünsiyet kuran (ve kurmaya çalışan) kişinin vahşet ve yalnızlığını elbette uzatacağım!
Benden başka sevgili edinen kişiden elbette yüz çevireceğim!

Ey Musa! Benim bazı kullarım vardır.
Bana fısıldayarak (dua ederlerse) ben onlara kulak veririm!
Eğer bana nida eder (beni çağırırlarsa) onlara yönelirim!
Eğer onlar bana ikbâl edip yönelirlerse; ben onlara yaklaşırım!
Onlar bana dönerler ve yakın gelirlerse; ben onları yaklaştırırım!
Eğer onlar bana yaklaşır (ve kurbete nail olurlarsa) ben onlara kâfiyim! (Bütün ihtiyaçlarına yeterim!)
Eğer onlar, bana döner ve işlerini bana havale ederlerse, ben onların velisi olurum!
Onlar bana sâf olurlarsa, ben de onları saf ederim!
Eğer onlar bana erişmek için amel-i sâlih işlerlerse, ben de onları mükâfatlandırırım!
Ben onların işlerini idare edenim!
Onların kalblerinin terbiye edicisi ve düzenleyicisiyim!
Onların hallerinin mütevellisiyim!
Ben, onların kalblerini kendi zikrimden başka, hiçbir şeyde rahat kılmadım, (onların kalbleri ancak benim zikrimle rahat bulur!)
İşte bunlar! Bunlar (zikrullah), onların hastalıkları için şifâ’dır!
Onların kalblerinin üzerinde ziya, aydınlık ve nurdur!
Onlar benden başka hiçbir kimse (ve şeyle) ünsiyet kurmazlar!
Onların kalblerinin yükünü ancak benim yanımda indirirler!
Onlar inlemede, bana gelmekten başka hiçbir şeyde istikrar ile karar kılmaz..

Kaynak : Hilyetü’l-Evliya, c. 8, s. 379,
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri : 8/532-534.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cennet ve Cehennem Nerededir ?

Posted by Site - Yönetici Ekim 7, 2017

Cennet ve Cehennem Nerededir ?

Cennet ve cehennem, yedi kat göklerin, daha ötesinde olan Âlem-i Kürsî ve Âlem-i Kürsinin de Ötesinde olan “Alem-i Arş“tadır…
Yani cennet göklerde, cehennem de bizim üzerinde yaşadığımız arzın yedi kat dibinde veya altında değildir…

Cennet ve cehennem şu anda vardırlar.
Cennet ve cehennem şu anda mevcutturlar. Âl-i imrân sûresinde geçtiği üzere cennetin eni, yer ve göklerden daha geniştir.
Cennet ve cehennem yedi kat göklerin bile çok fevkinde olan Alem-i Arştadırlar…

Bilindiği üzere yedi kat semâ, yedi katlı bir bina gibi sâdece uzunluğuna birbirinin üzerine gelen gökler demek değildir.
Yedi kat gök, bütün boyutlarıyla birbirlerini kuşatmış ve her bir kat diğerine göre ölçülmeyecek kadar geniş olan semâ demektir. Yani yumurtanın beyazı, sarısını kuşatıp etrafında bir dâire oluşturduğu gibi, semalar da birbirlerini öylece kuşatmıştır.

1. Kat sema,
2. ikinci kat sema.
3. üçüncü kat sema,
4. dördüncü kat sema,
5. beşinci kat sema,
6. altıncı kat sema ve
7. yedinci kat sema.
8. Âlem-i Kürsî,
9. Âlem -i Arş-i A’zam (cennet ve cehennem buradadır)
10. Levh-i mahfuz
11. Kalem-i ilâhi,
12. Âlem-i Emr
13 ve diğer âlemler

(Burada görüldüğü gibi. cehennem, bizim üzerinde yaşadığımız arz’ın (yeryüzünün) alt bir tabakasında değildir…
Âlem-i Arş’tadır….

Kaynak : Mütercim. İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/536.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: