Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Ahmed Bin Hadraveyh ( r.h.) Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Aralık 17, 2017

Ahmed Bin Hadraveyh ( r.h.) Hazretleri Kimdir ?

Asıl adı: Ahmed bin Hadraveyh bin Muhammed bin Ebî Amr el-Belhî’dİr.
Künyesi Ebû Hâmid’dir. Doğum târihi bilinmemektedir…
İyi bir tahsil gördü. Fıkıhta fetva sahibi olduğu gibi; Tasavvuf ilminde de marifet, hikmet sahibi bir evliya idi…
Tarikatta kâmil, fütüvvette ve asalette meşhur, vilâyette sultan, riyazette şöhret sahibi, tasavvuf ehli arasında makbuldü.

Kerametler sahibi yüzlerce talebesi vardı.
Önceleri Hâtem-i Es’am’ın talebesiydi, Ebû Turâb en-Nahşebî ve Ebû Hafs el-Haddâd İle sohbet etmiş, İbrahim bin Edhem’i görmüştür.

Özellikle fütüvvet; cömertlik, ikram, herkese iyilik etmek hususundaki sözleriyle meşhur olan Ahmed bin Hadraveyh, Belh emîrinin kızı Fâtıma ile evlenmişti. Hanımı Fâtıma da tasavvufta örnek bir şahsiyetti.

Ahmed bin Hadraveyh hazretleri önce zahir, sonra bâtın, tasavvuf ilminde ve hâllerinde yetişip yükseldi. Asker kıyafetinde elbise giyerdi. Sadâkati ve doğruluğu en büyük lütfün elde edilmesinde tek çâre olarak gören Ahmed bin Hadraveyh;
-“Kim, butun hâllerinde Allahü teâlânın kendisiyle olmasını istiyorsa, doğruluğa sarılsın” derdi. Ona göre kulun başarıya ulaşmaması, basîretsizliğinin eseridir.
-“Yol açık, hak zahir, belli, davette bulunan bilinip işitilmiştir. Bütün bunlardan sonra şaşırmak, yalnız körlükten ileri gelmektedir.” derdi.

Belh emîrinin kızı olan hanımı Fâtıma, tövbe etmiş ve Ahmed bin Hadraveyh’e haber gönderip, babasından kendisini istemesini söylemişti. Ebû Hâmid Ahmed kabul etmeyince, ikinci defa adam gönderdi ve;
-‘Ben, seni Allah yolunu görmek isteyenlerin yolunu kesici değil, yol gösterici olmakta herkesten İleri sanıyordum.” dedi. Bunun üzerine Ahmed bin Hadraveyh, Fâtıma’yı babasından istedi. Babası da Ahmed bin Hadraveyhln bereketlerinden İstifâde için kızını ona verdi. Fâtıma dünyâ İşlerini terk etti ve Ahmed bin Hadraveyh’le huzur ve sükûn içinde yaşadı.

Bir gün evine hırsız girdi. Her tarafı aradı, fakat götürecek bir şey bulamadı. Eli boş döneceği zaman Ahmed bin Hadraveyh;
-“Ey genç! Şu kovayı al su doldur. Abdest al ve namaz kıl. Bu arada evime belki bir şey gelir, sana veririm. Böylece evimden boş dönmemiş olursun.” dedi. Genç onun emrettiği gibi hareket etti. Sabah olunca zengin birisi Ahmed bin Hadraveyh’e yüz elli altın getirdi. Ahmed bin Hadraveyh hazretleri bu parayı o gence vererek;
-“Al bu gece kıldığın namazlar sebebiyle sana mükafattır.” dedi. Genç onun bu merhamet ve iltifatı karşısında şaşırdı, hâli de değişti. Sonra;
-“Yolumu kaybetmiş, bozuk işlere dalmıştım. Bir gece hayırlı bir iş yapıp Allahü teâlâya İbâdet ettim. Rabbim de bana böyle ihsanda bulundu.” diyerek tövbe edip Ahmed bin Hadraveyh hazretlerine talebe oldu.

Ahmed bin Hadraveyh hazretleri buyurdular:
Uzun müddet nefsime muhalefetle onu kahretmiştim. Bir defasında bir cemâat cihâd için gazaya gidiyordu. Bende de gaza için büyük bir arzu uyanmıştı. Nefsim gazanın sevabı ile ilgili hadîs-i şerifleri bana hatırlatıyordu. Hayret edip, kendi kendime, gâlibâ nefsin bu istekli hâli bir hiledir! Çünkü nefs seve seve ibâdet ve tâatta bulunmaz! Herhalde devamlı oruç tuttuğum için nefsin takati kesildi de bu sebeple savaşa gitmemi ve orucumu açmamı istiyor dedim. Nefse dedim ki;
-“Ey nefs gaza için sefere çıkınca oruca devam edeceğim.” Nefs;
-“Olur kabul.” deyince şaşırdım ve herhalde ben nefsi geceleri namaz kılmaya mecbur tutuyorum da onun için gazaya çıkmamı ve böylece gece namazını bırakacağımı ve rahata kavuşmayı istiyor diye düşündüm. Nefse gazada da seni gece uyutmam dedim.
-“Bu da kabul!” dedi.
Bu cevabına da hayret edip, iyice düşündüm. Sonra herhalde nefs yalnızlıktan usandı da halkın arasına karışmak istiyor. Bu sebeple diye yorumladım ve nefse;
-“Konakladığımız her yerde insanların arasında oturmayacağım. Tenhâ bir kenara çekileceğim.” Deyince nefsim; “Onu da kabul ediyorum!” deyince artık onun maksadını anlamaktan âciz kaldım. Allahü teâlâya sığınıp;
-“Yâ Rabbî! Beni nefsin hilesinden haberdâr et ve onun aldatmasından koru, Sana sığındım.” Diye yalvarıp duâ ettim,
Bunun üzerine nefs, şöyle dedi;
-“Benim İsteklerime muhalefet etmekle beni günde yüz defa öldürüyorsun, bundan kimsenin haberi yok. Hiç olmazsa gazada bir kere ölürüm de bunu bütün cihan halkı duyar. Derler ki, aferin Ahmed Hadraveyh’e, onu, nefsini öldürdüler, şehîdlik derecesine erdi…” Nefsin bu cevabı üzerine;
-“Sübhanallah, bu nefs öyle yaratılmış ki, hayatında da ölümünde de münafık! Ne bu dünyâda ne de âhirette müslüman olmak istemiyor! Ben onu tâatte bulunmak istiyor sanmıştım. Ona zünnâr bağlandığının farkına varmamışım.” diyerek, daha çok muhalefet ettim.

Ahmed bin Hadraveyh hazretleri gençliğinde bir defa bir şeyhin dergâhına gitti. Üzerinde eski elbiseler vardı. Onu gören talebeler kabullenemeyip, hocalarına;
-“Bu gelen misafir dergâhın ehli değil.” dediler. O ise dergâhta bir müddet kaldı. Bir gün dergâhın kuyusundan su çekerken elindeki kovanın ipi kopup kova kuyuya düştü. Bu sebeple dergâhta vazifeli olan hizmetkâr ona sitem edip üzdü. Ahmed bin Hadraveyh hazretleri bu durum karşısında dergâhın şeyhine gidip;
-‘Kova kuyuya düştü, çıkması İçin bir Fâtihâ okur musunuz?” diye rica etti. Dergâhın şeyhi;
-“Bu nasıl bir istek.” diye duraklayınca;
-“Eğer siz okumazsanız izin verin ben okuyayım.” dedi. Şeyhle izin verdi. Kuyunun başında Fâtihâ sûresini okudu kova birdenbire kuyunun üzerine çıktı. Dergâhın şeyhi onun bu ihlâsını görerek sarığını çıkarıp önüne koydu ve derecesinin onun derecesi yanında çok az bir derece olduğunu ifâde için;
-“Ey genç!
Sen nasıl bir kimsesin ki benim harmanım senin danen yanında saman oldu” dedi. Ahmed bin Hadraveyh şeyhin bu sözü üzerine;
-“Talebelerinize söyleyiniz, misafire kem nazarla bakmasınlar. Zaten ben gidiyorum.” diyerek, ayrıldı.

Ahmed bin Hadraveyh hazretleri, 95 yaşlarında iken 854 (H.240) senesinde Belh’te vefat etti.

Daha geniş bilgi için Evliyalar Ansiklopedisine bakanız.

Kaynak ;Dipnot : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/157.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Dârü’l-İslâm ve Darü’l-Harp

Posted by Site - Yönetici Aralık 16, 2017

Dârü’l-İslâm ve Darü’l-Harp

Yeryüzüne Hakim olmak

Hadis-i şerifte şöyle varid oldu:
-“Muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretleri benim için yeryüzünü bir araya getirdi. Yeryüzünün doğu ve batısını gördüm. Ve muhakkak ki benim ümmetimin mülkü (ve saltanatı) yeryüzünden benim için bir araya katlanan ve dürülen yerler kadar olacaktır.” (Sahih-i Müslim: 7207,)
Buyuruyor:
Allâhü Teâlâ hazretleri, mirâc gecesi, bütün yeryüzünü topladı ve dürüp katladı (bana gösterdi) demektir.
Veya bu vaktin (miracın) dışında yeryüzünün bütün âfâkını, doğusunu ve batısını gördüm, demektir.
Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, bunu ümmetine, elbette Allâhü Teâlâ hazretlerinin bütün yeryüzünü bir gün adalet, doğruluk (ve İslâm ile) dolduracağını vaad etti. Nasıl ki bundan (İslâm dini gelmeden önce yeryüzü tamamen) haksızlık ve zulüm ile dolu olduğu gibi…

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek nazarları (görmeleri) nereye iliştiyse, orası “Darü’l-İslâm” oldu. (Dârü’l-İslâm, İslâm memleketi. İslâm ahkâmının (kânunlarının) tatbik edildiği yer. )
Neresi, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek nazarından mahcûb (örtülü olup gizlendiyse) orası da “Darü’l-Küfür” (yani Dârül-Harp” oldu.( Darü’l-Harb: İslâm ahkâmının (kânunlarının) tatbik edilmediği yer. )
Halin hakikatini en iyi bilen Allâhü Teâlâ hazretleridir…
Kerem ve yücelere nail olmak Allâhü Teâlâ hazretlerindendir.
Dönüş ve sonuç Allâhü Teâlâ hazretlerinedir…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/143-146.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Bit Unutkanlığa Sebep Olur ve….

Posted by Site - Yönetici Aralık 15, 2017

Bit Unutkanlığa Sebep Olur ve….

Canlı olan bit’e bakıldığı ve atıldığı zaman, unutkanlık verir.

Unutkanlık Veren Bazı Şeyler

Câhız buyurdular:
Hadis-i şerifte şöyle varid oldu:
1- Ekşi ve ham (elma) yemek,
2- Fare artığını yemek.
3- Ve bit atmak, insana unutkanlık verir…” ( Hadis -Keşfü’l-Hafa: 2798,)

Kadının Hamileliğini Öğrenmenin Bir Yolu

Hamile olan bir kadının hamlinin kız mı veya erkek mi olduğunu (sağlıklı bir şekilde) öğrenmek istediğin zaman, bir bit al, o bit bir kişinin avucunun içindeyken, o kadın sütünü üzerine sağsın. Eğer bit üzerine sağılan sütün içinden çıkıp giderse, o kadının hamli kızdır. Yok eğer o bit üzerine sağılan sütün içinde (hapis olup) kalırsa o kadının hamli erkektir…

Bevil Yapamayan

Bir adamın bevli (küçük tuvalete çıkması) tutulursa; onun bedeninin bitlerinden bir bit al; o kişinin ihlîl (zekerinin deliğine-küçük abdestini yaptığı yere) koyun; o kişi hemen o vakit tuvalete çıkar…

Bit Kirden ve Pislikten Doğar

Bilinen bit, ter ve kirden doğar. Ter ve kir, kişinin elbisesine, tüy ve kıllarına isabet ettiği zaman ve hatta (ter ve kir) küflü, pis ve mikroplu bir yerde olurlarsa oraya bit düşer…

Tabiî Bitler

Câhız buyurdular:

Bazen bir insanda tabiî bit olur. (Onun bedeni bit üretir…). O kişi, ne kadar çok temizlenirse temizlensin; hangi kokulan sürünür ve ilaçları kullanırsa kullansın ve elbisesini ne kadar çok değiştirirse değiştirsin o kişide tabiî olara bit doğar…

İpek Elbise Giyene Bit Gelmez

Bu durum, Abdurrahman bin Avf (r.a.) hazretleri İle Zübeyr bin Avvâm (r.a.) hazretlerine arız olduğu gibi… Bu iki sahabe (bedenlerine bit düşmemesi için) Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden ipek elbise giymeye izin istediklerinde; Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, bu konuda kendilerine İzin verdi …

Eğer her ikisi (Abdurrahmin bin Avf r.a. ile Zübeyr bin Avvâm r.a.) bu konuda çok büyük bir sıkıntı ve şiddet içinde olmasalardı, bu konuda kendilerine izin verilmezdi.

Bit Defetmek İçin İpek

Bedende bitleri defetmek için ipek elbise giymek caizdir. Zira bit, hâs ve ipek elbiselerde olmaz. “Envârtn-Meşârik”te buyuruldu: Eğer bu sahih ise, bu ruhsat sadece sefere mahsus değildir.

El-Vâkiâtü’1-Mahmûdiyye” (isimli kitabında Aziz Mahmûd Hüdâî hazretleri) buyurdu:

Bit, soğuktan olur. Bundan dolayı kış mevsiminde bit çok olur. Yaz mevsiminde bit olmaz.

Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin Mübarek Bedeni

imam Suyûtî (h.a.) buyurdular:

-“Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek elbisesinin üzerine hiçbir zaman sinek konmadı ve asla bit ona eziyet etmedi. (Mübarek bedenine kesinlikle bit düşmedi….)

İlmin en büyük düşmanı olan unutmanın bir çok maddî ve manevî sebepleri; olduğu gibi, yüksek bir  hafızaya sahip olmanın da bir çok maddî ve manevî sebepleri vardır:
İmam Ceiâleddin Abdurrâhman e-Suyûtî hazretleri, Kitabü’-Rahmetİ fıt-Tıbbı vel Hikmeti” isimli
kitabında “Kûtu’l-Kulûb”un sahibi Ebû Tâlib el-Mekkî (k.s.) hazretlerinden şöyle nakletmektedir:
“On şey İnsana unutkanlık verir:
1-Yeşi! havuç yemek,
2- Ekşi ve ham elma yemek,
3- Fare arttığını yemek ve içmek,
4- Durgun suya bevletmek,
5- Yola bit atmak,
6- İdam ediliş kişiye bakmak,
7- İki katar (birbirine bağlı olan deve (ve yük taşıyan şeylerin) arasında geçmek,
8- Evi bez ile süpürmek
9- Mezar taşlarını okumak,
10- Uzun süre denize bakmak… Bazıları da şunları ilâve ettiler
11- Cünüp iken yemek ve içmek,
12- Çok balık eti yemek,
13- Karnı tıka basa doldurmak,
14- Bakla yemek…
Kitabü’-Rahmeti fit-Tıbbı vel Hikmeti” s. 271, Bazıları da şunları ziyâde ettiler:
15- Sakız çiğnemek,
16- Siyah terlik giymek,
17- Enseden hacamat yaptırmak,
18- Küçük üzüntü,
Keşfü’l-Hafa: 2798, Bazıları da şunları ilâve ettiler:
19- Avret mahalline bakmak,
20- Karşı cinsî düşünmek,
21- Kişinin ferce bakması,
22- Kişinin avret yerlerinden çıkan pisliğe bakması, Fıkhü’l-İbâdet ala mezehibi’l-Hanefiyyi, Bazı âlimlerde şunları ilâve ettiler:
23- İsyan,
24- Çok günah,
25- Dünya ile çok meşgul olmak,
26- Dünya işleri için çok üzülmek,
27- Borçlu olmak,
28- Müstehcen şeylerle ilgilenmek,
29- Balgam yapıcı gıdalar almak… Tabibler buyurdular:
“Balgam ve rutubeti söken ve azaltan bütün gıdalar hafızayı ziyâdeleştirir. Balgam yapan bütün gıdalar ise insana unutkanlık verir…

Ebcedü’l-Ulûm,Yüksek bir hafızaya sahip olmak için yapılacak bazı şeyler:

1- Ciddî çalışmak,
2- Devam etmek,
3- Çok gıda almamak,
4- Gece namazı kılmak,
5- Yüzüne bakarak Kur’ân-ı kerim okumak,
6- Misvak kullanmak,
7- Bal yemek (bal şerbeti içmek),
8- Şekerle beraber Kendir yemek,
9- Balgamı söken şeyler yemek
10- Rutubeti azaltan şeyler yemek,
Bir kişinin her işittiğini ezberlemesi, hafızasının çok güçlü olması için yapması gerekenler, okunacak dua, âyet ve sûrelerin havassı hakkında geniş bilgi için; “KUR’ÂNDAN DUALAR- SÛRE VE AYETLERİN FAZİLET VE HAVASSI” kitabıma bakınız. Orada hafıza gücü, ezberlemenin kuvveti, fehim ve idrâkin açıklığı hakkında çok geniş malûmat göreceksiniz. – Mütercim.
.
Kaynak ; İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/122-125

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , , , , , , | Leave a Comment »

KABE’NİN KAPISI VE ÜSTÜNDEKİ AYET’LER…

Posted by Site - Yönetici Aralık 14, 2017

KABE’NİN KAPISI VE ÜSTÜNDEKİ AYET’LER…

Kâbe, Hz. İbrâhim (a.s.) tarafından inşâ edildiği zaman iki giriş’ vardı. Kâbe’nin bu iki girişi de yer seviyesindeydi ve girişi kapayan bir kapı da bulunmamaktaydı. İnsanlar kuzeydoğudaki kapıdan giriyor, güneybatıdaki kapıdan çıkıyorlardı. Yeri boş bırakılan, yâni kapı takılmayan Kâbe’ye ilk kapıyı kimin yaptırdığı kesin olarak bilinmemekte, ancak Cürhümlüler veya Yemen Tübbâsı Ebü Kerib Es’ad Hımyerî ’nin taktırdığı rivâyet edilmektedir.““ Bu kapılar kilitsiz olup, gerektiğinde açılıp kapandığı mervîdir. Kureyşliler Kâbe’yi inşâ ettiklerinde batıdaki kapı yerini kapatırken, doğudaki kapıyı açık bırakmışlar, ancak yerden iki metre yükseltmişler ve bir kapı takmışlar ve kapıya da kilit koymuşlardır. Abdulmuttalib Zemzem Kuyusu’nu ortaya çıkarttığı zaman bulduğu kılıç, kalkan ve zırhları dövdürerek, “Gazâleteyi’l-Kâbe” diye isimlendirilen iki altın ceylan heykelini de eriterek Kâbe’nin kapısını demir levha ile kaplatmış, altınla tezyin etmiş ve bu kapıya bir de altından kilit yaptırmıştır. Bu Süretle Kâbe’yi ilk defâ altınla süsleyen kişi Efendimiz’in Dedesi Abdumuttalib olmuştur. 619

Abdullah b. Zübeyr (r.a.), Kâbe’yi yenilerken doğu ve batı duvarlarına da iki kanatlı simetrik iki kapı yaptırmıştır ve Kâbe “nin anahtarını da saf altından imâl ettirmiştir.620 Emevî Vâlisi Haccâc yaptığı onarım sırasında güneybatıdaki kapıyı tekrar kapatırken, kuzeydoğudaki kapıyı yerinde bırakmıştır.

Abbâsi Halifesi Velid b. Abdülmelik, Mizâbü’r-Rahme’yle birlikte Kâbe Kapısı’nın kanatlarını da altın levhalarla kaplatırmıştır. 621

H. 317 yılında Karmati eşkiyasından Ebü Tâhir el-Cennâbi Mekke’ye saldırarak yağmalamış, Kâbe Kapısı’nın altınlarını söküp götürmüştür.
Daha sonraları ise, Abbasi, Selçuklu Atabeyleri, Memlük, Osmanlı ve Suud hükümdarları tarafından ya kapının tamamı, ya da kaplamaları birçok kez yenilenmiştir.

Kâbe Kapısı ihtiyaç duyulduğunda yenilenmiş, daha güzel ve daha göz alıcı bir kapı hâline getirilmiştir. Suud Kralı Melik Abdülaziz, Kâbe Kapısı ve Tevbe Kapısı’nın som altından yapılmasını istemiş ve bu kapı 280 kg saf altından îmâl edilmiştir. Kapının çerçeveleri ahşaptan yapılmış ve üzeri de altın plâkalarla kaplanmıştır. Kâbe Kapısı’nın üzerine aşağıda saydığımız
Esmâü’l-Hüsnâ ve âyetler hakkedilmiştir. Bu kapının yapımı bir yıl sürmüş ve H.1363 yılında hac sırasında tamamlanmıştır.

Şu anki mevcut olan Kâbe Kapısı’nın bânisi Hâlit b. Abdülaziz’dir.
Kâbe Kapısı, Beyt’in kuzeydoğu duvarında, Hacerü’l-Esved’e 2 metre mesâfede olup, yerden yüksekliği 1.92, eni 190, boyu, 3.10 metre, kalınlığı 50 cm’dir ve saf altından înıcıl edılmıştır.

Kâbe Kapısı üzerinde yukarıdan aşağı doğru Esmâ ve âyetler hakkedilmiştir.

Kapının Sağ Kanadı’nda

“Allah Celle Celâlühü” (Kabartılmış ve yuvarlak bir biçimde yazılmıştır.)

Kapının Sol Kanadı’nda

“Muhammedü’r Resülullah” (Kabartılmış ve yuvarlak bir biçimde yazılmıştır.)

Bunların altında (Yukarıdan aşağıya)

“..Bismillâhirrahmânirrahîm.. ”; “..Buraya güven içinde ve selâmetle girin.. ”622*

“.. Allah, Beytü’l-Harâm olan Kâbe ’yi, haram ayını, kurbanı ve kurbanlıkları insanların yararı için vâr etmiştir.. ”623

“..De ki: “Rabb ’im! Bana gireceğim yere doğrulukla girmemi, çıkacağım yerden de esenlikle çıkmamı nasip et. Bana katından düşmanlarınla başa çıkacak yardımcı bir kuvvet ver.. ”624

“..Rabb’iniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim câhillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) 0, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.. ”625

“»Rabb’iniz şöyle buyurdu: Bana duâ edin, kabül edeyim.. ”626

Bu âyetleri tâkîben sağ kanatta dâire içine; “..Lâ ilâhe illallah.. ”627;

Sol kanattaki dâire içine ise; “,.
Muhammedü’r-resâlullah. ”628
ibâresi hakkedilmiştir. ..

Bu dâirelerin altında ve kilidin hemen üzerinde;

“..De ki: Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım!
Allah’ın rahmetinden ümîdinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günâhları affeder. Çünkü 0, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.. ”529 yazılıdır.

Kilidin hemen altında, sağ ve sol kanatlardaki iki dâirenin içinde “Fâtiha Süresi”;

Bu iki dâirenin içindeki dâirelerden sağdakinde; “ Ğâfiri’z-zenbi ” (günâhı bağışlayan), soldakinde ise “Kâbili’t-tevbi ” ( Tevbeyi kabül eden) 630 ifâdeleri yer almaktadır.

Bunun altında; “Bu kapılar Suud Ailesine mensup Hâdimü’l-Haremeyn Abdülaziz b. Abdurrrahman tarafından
H. 1363 yılında yaptırılmıştır.”

En altta ise

“Bu kapılar Hâlit b. Abdülaziz tarafından H. 1399 yılında yapılmıştır.” yazılıdır.

Kapının üst ve yan kasalarına
15 Esmâü’l-Hüsnâ hakkedilmiştir:

Kapının üst tarafında;

Şu anki Kâbe Kapı’ndaki kasanın tavanında;
“Yâ Vâsi’a, Yâ Mâni’a, Yâ Nâfi’a”

Sağ kasada;

“Yâ Alim, Yâ Alîm, Yâ Hâlim, Yâ Azîm,
Yâ Hakîm, Yâ Rahîm”

Sol kasada;

“Yâ Ğanî, Yâ Muğnî, Yâ Hamîd,
Yâ Mecîd, Yâ Sübhân,Yâ Müsteân”
ism-i şerifleri yazılıdır.

Dipnotlar;

618″ TDV İslâm Ansiklopedisi, XXIV, 17

619″ M. Asım Köksal, İslâm Tarihi-Mekke Devri, I, 122 .

620″ Eyüp Sabri Paşa, Kâbe ve Mekke Tarihi (Mir’ât-i Mekke),
517; Ezrakî. Kabe ve Mekke Tarihi (Ahbâru Mekke), 193
621″ TDV Islâm Ansiklopedisi, XXIV, 17

622 Hicr, 15/46; *“.. Udhulûhâ bi selami’n-âminîn.”
623 Mâide, 5/ 97

624‘ İsrâ, 17/80

625 En’âm, 6/54

626‘ Mü’min, 40/60

627 Muhammed, 47/ 19

628 Fetih, 48/29j ? Úü

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kabe, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kahramanlar…Evin En Öksüzü Babalardır…

Posted by Site - Yönetici Aralık 13, 2017

Kahramanlar…Evin En Öksüzü Babalardır…

Babalar çok değerlidir ve Annelerin gölgesinde kalmış gizli kahramanlardır. Evinin en öksüzü babalardır ve en yalnız en kimsesizi herkese sadece kimse olurken. Evin direği olurken ve aynı zamanda kendisi direksizdir ve dayanacağı kimsesi pek yoktur.Çünkü o hep ama hep güçlü olmak zorundadır. O asla zayıf olamaz Çünkü o bir kahramandır ve o güçsüz olamaz.Çünkü o bir kahramandır ve hep kahraman kalmak zorundadır.Yoksa herkes onu silebilir yoksa herkes onu küçümser ve erkekten bile saymaz.

Batan bir gemiyi en son terk eden babadır ve uçan bir balonda eğer fazla ağırlıkların atılması aksi halde ve balonun düşme ihtimalinin o anlarda aileden ilk kendini atılacak kahraman babadır.

Hayatını tamamını ailesine adasa da ne hanımına ne de çocuklarına yaranabilir. Kimsesi kalmaz zaten ve memleketi belli olduğun zamanda. Hani sormuşlar ya adama sen nerelisin diye.O da şöyle demiş ben henüz evlenmedim diye. Ne ilk ailesine vede yeni ailesine yaranamaz ve hep arada kalır.Aile için yetmezmiş gibi hep annelik elle tutulur onun yanınada ayıp olmasın diye babalık da ilave edilir.

Evin dış kapı mandalı sayılır çoğu zaman. Ve Evin herzaman en yalnızıdır. Bu yüzden herzaman en son şeyleri babalar duymaz mı.Ya ailece saklanır veya yalan söylenir ya da aile ona paylaşma gereği bile duyulmaz. Bunda elbet hoşgörüsü çok az olan babanın da biraz suçu ve katkısı vardır fakat yine de ne yapsa hiç yaranamaz vede yakınlaşamaz.Ama hep çocuklarıyla yakınlaşmak ister fakat malum ataerkil kurallar ve toplum baskısı vede utanç duygusu hep engel olur ve neonlara sevdiğini gösterebilir ne de onlara sevilmek istediğini…

Babanın aile de en sevdiği bireyi de kadındır hanımıdır..hanımın ise en sevdiği herzaman çocuklarıdır ve kendisi değil.En büyük aşkla dünya evine girmiş eşlerde bile sevgilisi doğum yaptığı zaman birden artık sevgilisi değil anne olur kendine biçtiği o en büyük rolü olur artık sevgilisi.

Baba en çok anneyi sever ve anne en çok çocuğunu sever çocuğunu ise en çok annesinini sever ve annede ise en çok çocuğunu sever. Bu herzaman böyle devam eder durur ve hayatın gerçek kanunu ve gereği.Bir yeri yaralanan ve acıyan bir yavrunun hiç babam dediğini duydunuz mu hiç o an Babası yanındayken bile çocuk anam demez mi hep..

Babanın herzaman İyi bir işi olması lazım ve zengin olması gerekir. Çocuklar bile birbirlerinin arasında heyecanlandırmak için,2 insanın omuzlarında daha fazla öne gitmek için hep derler bakalım kimin babası daha zengindir…Anne ya da çocuklarherzaman işsiz olabilir hiçkimse bunu asla çok görmez onlara.Fakat baba asla işsiz olamaz.Şöyle Düşünün erkek çalışır kadın ev hanımı ise sorun yok demektir fakat tersi durumda çevredekiler onu erkekten bile sayılmaz. Herzaman Evin geçimini karşılamak zorundadır ve şartlar ne olursa olsun. Dışarıda yüzlerce karşılaştığı kötülük ve de o güçlüklerle uğraşırken herzaman eve gelip sığınmak vede uzanmak isterken kendini evde hanımının kaprislerini çekmek ve de çocukların sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalır baba.Belki bir gün ağlamak ister onların yanında fakat onlarla… asla yapamaz…

Evin şerefini ve evin namusunu herzaman korumak zorundadır. Kızının ilk aşkı kendisi olsa da kız büyüyünce kızı artık aldatır o babasını ve artık başka gençlere kayar gözü..Babasına her zaman bin bir naz yapan o kız evladı ise sevgilisinin kocasının her dediğini artık yapar.

Evde senelerce babası ile çatışan ve özgürlüklerini elde etmeye uğraşan oğlu ise hanımının yanında resmen muma döner. En acısı ise senelerce gözünden bile koruduğu o güzeller güzeli göz bebeği olan kızını belkide hiç tanımadığı bir adam gelir kızının elinden tutar o bakmaya kıyamadığı kızı nı belkide hiç görmediği gözlere verir. Değil birinin ona bakması veya dokunması yan gözle bile bakmasına hiçbir şekilde dayanamayan baba kendi elleriyle bir başka adama teslim eder. Bu yetmez bir de düğün dernek yapmak zorundadır ve de oynamak zorunda kalır sanki mejbur eğlenirmiş gibi.Senelerce dışarıda yaz kış demeden çalışırken küçük çocukken hiç

büyümeyeceğini düşündüğü o çocuklarının değiştiğini bile hiç fark edemez..

Ona çok bağımlıyken onlar bir anda bağımsızlıklarını ilan ederler o an küçük bir hayal kırıklığıyla uğrar ama yapacak bir hiçşey yoktur.Bizim gibi toplumlarda hep erkek evladından daha çok kızına değer verilir ve herşeye rağmen onun için hiç düşünmeden feda eden babaların önünde saygı ve sevgiyle eğiliyorum.Bunca zorluklara karşı hiç pes etmemiş ve Baba olabilmiş tüm özel ve güzel insanlara ithaftır.

Remzi Karakuş

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İyi bil ki mürşid-i kâmile bağlanmadan Hak Teâlâ’ya kavuşmak güçtür

Posted by Site - Yönetici Aralık 12, 2017

Her Müslümana Lazım Olan Dört Şey.

1- Sahîh îtikad: Asla bid‘at bulunmayan Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat îtikâdını öğrenmektir.

2- Nasûh tevbe: İşlediği en küçük günaha dahi tevbe edip pişman olmak, onu bir daha işlememeye azmetmektir.

3- Bütün hasımlarını razı etmek: İyi bil ki kul haklarının vebâli, Allâhü Teâlâ’nın haklarından kat kat daha zordur. Dünyada iken haklarını sahiplerine verip helalleşmek lazımdır.

4- Allâhü Teâlâ’nın emirlerini yerine getirecek kadar din ilmini (ilmihâlini) öğrenmektir.

Bundan sonra nisbeti sahih bir mürşid-i kâmil aramalıdır. Allâhü Teâlâ Mâide sûresinin 35. âyet-i celîlesinde “Vebteğû ileyhi’l-vesîlete” yani “Allâh’a yaklaşmaya vesîle arayın…” buyurmuştur. Müslümanlar Ka‘be-i Muazzama’ya doğru secde ederler. Amma hakikatte secde Allâh’adır. Ka’be bir vesîledir. Bir mürşid-i kâmile bağlanmak da böyledir.

Mürşid, terbiye ederek mürîdin kalbinden kötü ahlâkı çıkarır, yerine güzel ahlaklar koyar. Bu terbiye, çiftçinin faydalı mahsûl bitmesi için dikenleri söküp yabancı otları temizlemesine benzer. Muhakkak Allâhü Teâlâ kullarını hidâyet ve irşâd için peygamberler gönderdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) dünyadan âhirete gidince halkı irşâd etmeleri için yerine halîfeler bıraktı.

İyi bil ki mürşid-i kâmile bağlanmadan Hak Teâlâ’ya kavuşmak güçtür. Bu sebeple “İlmi, ehlinin ağzından alınız” denilmiştir.

Evliyâdan Safiyyüddîn, dâimâ Allâhü Teâlâ’yı zikir ile meşgûl sâlih bir zât idi. Rüyasında zikrinin ağzından nûr olarak çıkıp sonra toprağa girdiğini gördü. “Bunda hayır yoktur. Zira (Fâtır s., 10. âyet-i kerîmede) -meâlen- ‘Ona hoş kelimeler yükselir’ buyurulmuştur” dedi. Sonra bir mürşid-i kâmile bağlanıp onun telkîni üzere zikretti. Yine rüyasında zikrin ağzından nur olarak çıkıp semâya yükseldiğini, hatta semâvâtı yırtıp ötesine geçtiğini gördü.

Ebû Ali Dekkâk (k.s.) der ki: Bir şeyhin terbiye etmediği kimse bir bahçıvanın terbiye etmediği kırda bitmiş meyvesiz veya aşılanmamış ağaç gibidir. Meyvesi olsa da lezzeti olmaz.

Kaynak : Hâdimî, Eyyuhe’l-Veled Şerhi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Saçını İlk Boyayan Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Aralık 11, 2017

Saçını İlk Boyayan Kimdir ?

Firavun’un saçlarına ak düştü.
Utandı.
Ve saçını siyaha boyadı. (İnsanlık tarihinde) saçını ilk olarak siyaha boyayan kişi, Firavun’dur.

Saçı siyaha boyamak haramdır.

Bu işi yapan (ve saçını siyaha boyatan kişi) asla cennetin kokusunu göremez.

“Muhîf’in sahibi buyurdu:
Saçı boyamanın haram olması, gazilerin (savaşmakta olan Müslümanların) gayri olanlar içindir…

Gazilerden kim bunu (saçını boyama) işini, düşmanların gözlerine heybetli görünmek için yaparda; süslenmek için yapmazsa; bu haram değildir…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/60.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

Ey! Petrol kralları, saray hânedanları, Bir düşünün Kudüs’te, cihâd eden canları……

Posted by Site - Yönetici Aralık 10, 2017

Ey! Petrol kralları, saray hânedanları,
Bir düşünün Kudüs’te, cihâd eden canları……

Ey! Semâvî dinlerin, dünyadaki beşiği;
Ey! Mîrâc’a açılan, kapıların eşiği..
Sen ki; Mescid-i Aksa, sen ki; tevhîd simgesi,
Sahâbe-i Kirâm’ın, namazda ilk kıblesi..

Ey! Çevresi mübârek, yüce Mescid-i Aksa,
Utanırdı insanlık.. Sana ibretle baksa.
Sen ki; şâhidi oldun, nice kanlı savaşın;
Dile gelse.. Vahşeti, haykırırdı her taşın..

Ne yazık ki; bugün de, aynı vahşet sürüyor;
Cinâyetle beslenen, gözleri kan bürüyor..
İşte..Yine sahnede, peygamber kâtilleri,
İnsanlığa kast eden, cinnetin fâilleri.

İşte..Yine çocuklar, Gazze’de kan kusmada,
Bu serî katliâma, bütün dünya susmada.
Yine rekor peşinde, zulüm şampiyonları;
Siyonist eşkiyânın, küresel piyonları..

İşte..Yine sahnede, haçlının fosilleri,
Medeniyet maskeli, kudurmuş nesilleri.
Yine tarih tekerrür, yine küfür tek millet,
Hepsinin genlerine, kazınmıştır bu zillet.

Ey! Birbuçuk milyarlık, dünya müslümanları!
Hiç mi utandırmıyor, bunca mazlum kanları?
Bu zülmü boğmak için, tükürmeniz yeterdi,
Selâhattin Eyyûbî, çıkıp gelse ne derdi?

Ey! Petrol kralları, saray hânedanları,
Bir düşünün Kudüs’te, cihâd eden canları.
Kim saçtı üstünüze, bu ölü toprağını?
Yoksa.. Kopardınız mı, Kudüs’le din bağını?

Halîfe Ömer gibi, bir örnek olmasaydı,
Belki sizi affetmek, biraz daha kolaydı,
O, adâlet severdi, o Hazreti Ömer’di,
Sizi, bu halde görse, saraylara gömerdi..

Ey! Mahşere inanan, dünya müslümanları,
Bırakın.. O münâfık, tahtına tapanları.
Allah’ın kelâmını, kaç bin kere duydunuz,
Kıyâmet’e kadar mı, sürecek bu uykunuz?

Filistin’de taş atan, çocukların aşkına,
Bu apaçık gafleti, görün Allah aşkına!
Bir buçuk milyar insan, bir kez ayağa kalksa;
Hiç garip kalır mıydı, böyle Mescid-i Aksa?
Hiç garip kalır mıydı, böyle Mescid-i Aksa?

Cengiz Numanoğlu

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şiir | Etiketler: , | 1 Comment »

Saliha kadın Nasıl Olmalıdır !

Posted by Site - Yönetici Aralık 9, 2017

Saliha kadın Nasıl Olmalıdır !

Saliha kadın; Hayalı, hicabına bürünen, İbadetlerini aksatmayan, vakur ve ağır başlı kadındır…

Saliha kadın;vefalı, güvenilen, şükreden dua eden kadındır.. Öğrenen, öğreten, bilinçli ve faydalı şeyler okuyandır… Haramlara karşı dikkatli olup, haramlardan taraf kendisini koruyabilendir…
Sıla-i rahime dikkat ederek, kul hakkı, komşu hakkı ve eşinin haklarını koruyabilen kadındır..

Saliha kadının boş vakti yoktur…Her ânı ibadet, hizmet ve islami faaliyetlerle doludur… Çalışkandır, temizdir ve de sabırlıdır… Lüks ve israfı yoktur.. Yemek masasına yiyebileceğinden fazlasını, giysi dolabına giyebileceğinden fazlasını koymaz !

Televizyon dizileri, magazin dergileri, müzik onun evine uğramaz.!
Güne sabah namazı ile başlar ve sonra bakara suresini açarak hem dinler hem de işini yapar…Dışarıdan gelecek insi ve cinni şeytanları kovmuş olarak gününe hayırla başlar…

Evinde çocuğuna öğretmen, eşine öğrenci olur…
Saliha kadın;Namazlarını geciktirmez.. Sade bir yaşamı vardır.. Eşine sıkıntı vermez..

Eşinin eve geldiği vakit onu temiz kıyafetlerle ve güler yüzle karşılar.. Eli açık ve misafir perverdir…

Evi her daim düzenli ve temizdir.. İslam davasında büyük rolünün olduğunu bilir ve durmadan islam uğrunda birşeyler yapmaya çalışır.
Sergüşt kadınlar gibi devamlı sokaklarda, çarşı pazarlarda dolaşmaz. !

Saliha kadın erişilmez bir kale gibidir. Konuştuğu zaman dilinden tatlı sözler dökülür. Kiminle ve nerede ne konuşması gerektiğini iyi bilir… Merhametlidir, yumuşak kalplidir.

İnsanları yargılamaz, kusurları örtendir. Nezaket sahibidir yeri geldiğinde teşekkür etmesini de özür dilemesini de bilir…
Asiye’den sabrı, Meryem’den iffeti alır… Hatice’den vefayı, Aişe’den (r.anhüm) sadakatı alır…

Gıybet etmez, gıybet dinlemez, gıybet edilen ortamda bulunmaz.! Kızgınlık ve sinirlilikten sakınır…Öyle olduğu durumlarda susması gerektiğini iyi bilir.. Gereksiz tartışmalara girmez..
.
Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

İsimlerin Hadiselere Tesiri?

Posted by Site - Yönetici Aralık 8, 2017

İsimlerin Hadiselere Tesiri?

İsimlerin Bir Ev Halkını Yakması
Hazret-i Ömer (r.a.) bir adama sordu:
-“Adın nedir?”
Adam;
-“Cemre (tutuşmuş ateş)” dedi.
Hazret-i Ömer sordu:
-“Kimin oğlusun?” Adam;
-“Şihâb’m… (Alevli ateşin)…
Yine sordu:
-“Nereden (geliyorsun)?”
Adam;
-“Harkadan… (Hararetten…) dedi.
Hz. Ömer (r.a.) sordu:
-“Nerede oturuyorsun?”
Adam;
-“Harra’da…” Harra yanmış gibi siyah taşlı olan bir yerdir.
(“Harra’nın neresindensin?”
Adam;
-“Kavuran alevli yerinde…”
Bunun üzerine Hazret-i Ömer (r.a.) hazretleri ona;
-“(Acele) ailene yetiş! (Masumlar) yandılar!” dedi.
Adam ailesine geldiğinde hakikaten onları yanmış olarak
gördü.”

Kötü İsmin Menfî Tesiri

Hazret-i Ömer (r.a.) bir adama yardım etmek istedi. Ve ona ismini sordu.
Adam (adım):
-“Hırsız oğlu Zâlim!” dedi.
Hazret-i Ömer (r.a.) ona;
-“Sen zulmediyor ve babanda hırsızlık yapıyor! (Öyle mi?)” dedi. Ve ondan yardım dilemekten vazgeçti…

Çirkin İsimleri Değiştirin

İşte bu hadiseler, çirkin isimleri güzel isimlerle değiştirmeye delâlet eder.
Zira muhakkak ki güzel isimlerde (hayır) vardır.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/113.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: