Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Papaz Tevrat’ı okurken Hz.Muhammed ( s.a.v.) in ismini gördü ve…

Posted by Site - Yönetici Şubat 11, 2019

Papaz Tevrat’ı okurken Hz.Muhammed ( s.a.v.) in ismini gördü ve…

Peygamberimiz (s.a.s.) zamanında Şam’da bir Yahudi hahamı vardı.
Bu haham zamanın ileri gelen Yahudilerindendi. Bir gün bin sûre ve her sûresi bin âyetten ibaret olan Allah (C.C.)’nın kelâmı Tevrat’ı okurken dört yerinde Hazret-i Peygamberimizin ismi şerifine rastladı,

Peygamberimizin îslâmiyeti anlatmakla vazifeli olduğunu ve Medine’de İslâm dinini yaydığını daha evvel çok duyuyor ve yayılan Islâmiyete ve Peygamberimize karşı büyük bir kin besliyotdu. Bundan dolayı Tevrat kitabında O’nun isminin bulunmasına tahammül edemeyerek hasedinden o dört sahifeyi yırtıp attı.

Fakat Cenab-ı Allah ona îslâmiyeti nasip edecekti, ikinci gün gene Tevrat okumaya başladığında bu sefer sekiz yerde Peygamberimizin ismi şerifine rastladı. Sekiz sahifenin sekizini de yırtması lâzımdı. Bir hayli düşündükten sonra onları da yırtmaya karar verdi, yırtarak onları da ateşe atıp yaktı.

Ne var ki Cenab-ı Allah ikaz etmeye devam ediyordu. Sabahleyin açıp da okumaya başlayınca bu sefer yirmi dört sahifede ayrı ayrı yirmi dört kere peygamberimizin ismi geçiyordu. Bu defa yırtıp atamadı. Çünkü yırta yırta o koca kitabı baştan sona bitirmesi lâzım geliyordu. Hergün ismi şerifin bir kat daha arttığını görünce, Peygamberimizin hakiki bir kurtarıcı olduğunu, Allah tarafından gönderilmiş bir Nebiyyi Kerîm olduğunu anlaması gerekiyordu, içine bir ateş düştü. Oturduğu yerden kalkarak doğru en samimi olduğu bir haham arkadaşının yanına gidip durumu anlattı, kendisine Medine’nin yolunu tarif etmesini rica etti. Arkadaşı:
-Yahu sen şaşırdın mı? O bir sihirbazdır. Sakın ha Medine’ye gideyim falan deme! diyerek sıkı sıkı tenbihte bulundu İse de o artık kararını vermişti:
-Yok, yok! İş senin bildiğin gibi değil…
Bu zamana kadar kendimizi aldattığımız yeter, ben gideceğim Medine’ye, diyerek oradan ayrıldı ve Medine’nin yolunu bilen başka kimselerden öğrenerek yola düştü.

Araya sora artık kaç günde gitti ise Medine’yi buldu ama, Server-i Kâinat Efendimizi hayatta bulamadı. Çünkü O, Medine’ye vardığında Peygamberimiz irtihal edeli dört gün olmuştu. Bir sokakta giderken, gayet nur yüzlü bir zata rastladı. Anladı onun Nur’u ilâhî ile alâkadar olduğunu… Sordu:
-Ey kardeş’. Ben yabancıyım, Resül-ü Zîşan ile müşerref olmaya geldim. Beni onun huzuruna çıkarır mısınız? dedi. O rast geldiği sahabi Selman-ı Farisi Hazretleri idi: Merhaba, hoş geldiniz… Gelin benimle, diyerek önünde yürümeye başladı.

Fakat, Peygamberimizin Dar-i Baka’ya irtihal ettiğini ona bir türlü söyleyemiyor, gözlerinden ırmak gibi yaşlar akıtarak ilerliyordu. Yolda yanlarına Cihar Yarı Güzin efendimizi de alarak Ravza-i Mutahharaya vardılar. Orada Şam’dan îslâmiyeti kabul ederek Peygamber Efendimizle müşerref olmak için gelen o zata kabri şerifi göstererek: Senin görmek ve dinini kabul etmek için geldiğin o zatı şerif Hazreti Muhammed Mustafa’dır. Ve dört gün evvel bizi öksüz bırakarak Âlem-i bakaya göçüp gitmiştir, dediler.

îslâmiyeti kabul ederek gelen o eski haham İse onlardan daha çok ağlamaya ve gözyaşı dökmeye başladı, hüngür hüngür ağlıyordu ve dedi ki:
-Onu gören içinizde varsa ben de onları görmüş olayım, diyerek büyük bir aşkla sahabe-i kiramın yüzlerine bakıyordu.
Sonra Peygamberimizin en yakın akrabalarından olan Hazreti Ali’den vasıflarını sordu. Her hareketini dikkatlice dinledikten sonra:
– Vallahi benim Tevrat’ta okuyup öğrendiğim sizin anlattığınızın ta kendisidir, diyerek peygamberimizin sırtına giydiği bir elbisesini istedi. Selman-ı Farisi Hazretleri gidip Hırka-i Şerifi getirince alıp öptü yüzüne gözüne sürdü ve:
– Eşhedü en lâ İlahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü, diyerek îslâmiyeti kabul etmek şerefine erdi. Daha sonra ise ellerini kaldırarak şöyle dua etti:
-Ya Rabbi! Sen Erhamürrâhimîn’sin, eğer benim sana ve Resulü kibriyana olan îmanımı kabul etti isen sana hamdü senalar olsun ne mutlu bana…

Artık ben Resûlüllah’ı görmeden duramayacağım, benim, ruhumu buracıkta, onun kabri başında al da, ona en çabuk zamanda kavuştur beni, diye dua etti. Cenab-ı Allah (C.C.) onun içten gelen duasını kabul buyurmuştu. Hemen düşerek ruhunu orada Cenab-ı Allah’a teslim edip Resulü Kibriya’ya kavuştu.

Eshab-ı Kiram, aldılar, yıkadılar, kefenlediler ve cenazesini kılıp islâmî usûl üzere defnettiler.

Kaynak ; İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/309.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Tüccarlara Dînî Tavsiyeler..

Posted by Site - Yönetici Şubat 6, 2019

Tüccarlara Dînî Tavsiyeler..

Ticâret ile uğraşanlar şu hususlara dikkat etmelidirler:
1- Güzel niyet; ticaretten maksadı, insanlardan bir şey istemekten ve onlara muhtâç olmaktan sakınmak, kazancı ile dînî vazifelerini daha iyi yapmak ve âilesinin ihtiyâcını gidermek olmalıdır. Bu niyetle ticâret yapan kimse, mücâhidler zümresinden sayılır. Yine Müslümanlara faydalı olmaya, müminlere nasîhatta bulunmaya, adâlet ve ihsan yolunu tutmaya niyet etmelidir. Çarşı ve pazardakilere iyilikleri emredip kötülükten nehyetmeyi düşünmelidir.

2- Sanatında veya ticâretinde dînen câiz olan şeyleri yapmalı, dînin hoş görmediği sanatlardan uzak durmalıdır.
3.Tüccarı, dünya işleri ile meşguliyeti, âhiret işleri ile meşgul olmaktan alıkoymamalıdır.

4- Ticârethânesinde, dâima rızkı veren Rabbini zikretmeye devam etmelidir. Gaflet içinde olanların ve pazardakilerin arasında Allâh’ı zikretmek, en fazîletli zikirlerdendir. Hadîs-i şerîfte: “Kim çarşıya girdiği zaman ‘Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü velehü’l-hamdü, yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemût, biyedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr’ derse Allâhü Teâlâ onun için milyonlarca sevab yazar, ondan milyonlarca günâhı siler ve onun derecesini milyonlarca yükseltir.” buyurulmuştur. (Sünen-i Tirmizî)

5-Ticârette çok hırslı olmamalıdır.

6- Yaptığı bütün işlerin ahvâlini gözetmeli, kıyâmet günü hesab için cevap hazırlamalıdır. Gerek sözlerinde gerek hareketlerinde dâima kendisini hesaba çekmelidir.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Şubat 4, 2019

Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri Kimdir ?

Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri, Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında Anadoluda yaşayan âlim ve evliyanın büyüklerindendir.
Yeni Çeri ordusuna dua ederek askerlerin sırtını sıvazlayan zattır. Asıl ismi Seyyid Muhammed bin ibrahim Atâ’dır.

Horasanın Nişabur şehrinde 1281 (H. 680) tarihinde doğdu, Bütün Hayatını Kur’ân-ı kerim ve Rasûlullahın sünnetini insanlara öğretmekle geçirdi.
Hacı Bektâş-ı Velî Hazretlerinin zikri, zikri hafiydi.
Rabıta ehliydi.
Sürekli Hızır Aleyhisselâm ile görüşen bir evliya idi.

Şu hadise, Hacı Bektaşi Veli hazretlerinin ne kadar büyük bir evliya olduğunu göstermektedir: Kayseride Bahâeddin Çelebi adında bir zât vardı. Kendi hâlinde yaşardı. Hiç kimsenin kötülüğünü istemezdi. Bütün dileği çevresinin mutlu olmasıydı. Hep Ümmet-i Muhammed’in saadeti için duâ ederdi. O dönemde bölük pörçük olan Anadolu beyliklerinin Bizansa karşı birleşip kuvvet kazanmasını ve birbirleriyle uğraşıp kardeş kanını akıtmayı bırakıp bütün Müslümanların ideal ve hedefi olan istanbul’un fethedilip efendimizin övgüsüne nail olmaları İçin duâ ediyordu.
İşi bostancılıktı. Tarlasına gider kavun karpuz ekerdi. Turfanda ilk mahsulatı getirir mahallenin çocuklarına dağıtırdı. Hastalara verirdi. Fakirleri gözetirdi. Medrese talebelerine ve tekke müridlerine kağnılar dolusu kavun ve karpuz götürür hediye eder ve çırağlık verirdi. Bütün ideali insanların mutlu olmaları olduğundan hep insanların kurtuluşu İçin çalıyordu.

Bostancı Baba bir gün yine Kayserinin yukarı tarafındaki Saklan kalesinin batısında tarlasında kavun karpuzunu ekiyordu. Ezberden Kur’ân-ı kerim okuyor. Zikir ediyor. Tefekkür ediyor ve içinden Cenab-ı Allah’a yalvarıyordu.
-Ta Rabbi! Ümmet-i Muhammed’i bağışla,
Ya Rabbi! Ümmet-i Muhammed’in günahına bakma.
Ya Rabbil Ümmet-İ Muhammed’i Hazret-İ Muhammed Mustafa hürmetine bağışla, diye dua ediyordu.

Hızır Aleyhisselâm ile Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri bostanın kıyısındaki taşın (Haymanın) dibine gelip oturdular.
Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri, Bostancı Babaya seslendi:
-Kardeş!
Bostancı baba heyecan ile:
-Ne buyurursunuz! Efendim?”Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri:
-Bostanından bir kavun koparıp getir yiyelim?
Bostancı Baba, tebessüm etti:
Başüstüne, İnşaallâh olunca getiririm. Daha bu gün ektim. Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri:
-Diktiğin yeri bir kontrol et belki olmuştur?
Bostancı Baba üzüldü. Keşke şimdi kavun ve karpuzlarım olmuş olsaydı bu yolculara yedirirdim, ne iyi olurdu. Garibanların canı bu mevsimde kavun karpuz istiyormuş, diye içinden geçirdi ve eskisi gibi:
-inşaallâh olunca bir tane değil ne kadar isterseniz sizlere veririm, dedi. Hızır Aleyhisselâm, Bostancı Babaya;
-Bir kere dolaş gör, dedi.

Bostancı Baba hayatında hiç kimsenin dileğini kırmadığı için o ekildiği gün kavun ve karpuzun bırakın olması, yeşermesinin bile tabiî olarak mümkün olmadığını bildiği halde ayağa kalktı. Hızır Aleyhisselâm ile Hacı Bektâş-ı Velî Hazretlerinin yüzüne tebessüm ile bakarak;
-Tabiî efendim! Bir kere dolaşayım, diyerek misafirleri kırmamak İçin bostana girdi.
Bostanına girdiği an birden burnuna kavun kokusu geldiğini farketti. Bir kökte, üç tane iri kavunun büyüyerek olgunlaşmış olduğunu gördü. Bunların ikisini koparıp birisini Hızır Aleyhisselâm’a diğerini Hacı Bektâş-ı Velî Hazretlerine verdi ve ;
-Ey erenler!
O birisini de çoluk çocuğumuza götürelim, dedi.
Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri de memnuniyetle kabul etti.
-Hepsi bize düşmez yâ? Kardeş payı lazım. Buraya gelirken size “Kardeşim” diye hitap etmiştim. Vedalaşıp ayrıldılar. Kayseri’nin yoluna düştüler. Bahâeddin Çelebi (Bostancı Baba) onları yolcu ettikten sonra yine bostan işlerine döndü. “Akşama kadar bu tartanın ekim işlerini bitireyim” diyerek kavun ve karpuzlarını ekmeye başladı.
Neden sonra kendi kendine sordu” Daha ekilirken kavunun bittiğini cihanda kim gördü? O azizler keramet sahibi birer evliya imiş? Bu iş onların kerameti ile zahir oldu. Eyvah neden mübarek ellerini öpüp dualarını almadım? Keşke himmetlerine nail olsaydım! Himmet, himmet!” dedi. Hayli üzüldü.

Bostanı ekmekten vazgeçip bir süre onları aradı. Bulamadı. Kendi kendine “Son pişmanlık fayda vermezmiş” deyip kalan kavunu koparıp evine gitti. Eve giderken kavunu sakladı. Halk bu kavunu elimde görse “Daha kavun ve karpuzların yeni yeni ekildiği bu mevsimde nedir bu kavun?” diyerek beni sahib olmadığım bir makam ve mevkide görmeye başlarlar. Beni ehli keramet sanırlar ve o zaman da dünya ve âhirette rezil olurum düşüncesine kapıldı. Eşine ve çocuklarına bile durumu söyleyip söylememekte tereddüt ede ede evine geldi. Evinin kapısından içeriye girince, Hızır Aleyhisselâm ile Hacı Bektâş-ı Velî Hazretlerini misafir odasında oturduklarını gördü. Rahat bir nefes aldı. içinden dua etti” Sana şükürler olsum Rabbİm” dedi.

Heyecan ile selam vererek odaya girdi. Elindeki kavunu getirip ortaya koydu. Hemen onların mübarek ellerini öptü. Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri, heybelerindeki iki kavunu da Bostancı Babaya vererek:
-Kavunları kes de yiyelim, dedi.
Bostancı Baba kavunları kesti. Bir kısmını ailesine gönderdi, bir kısmını da misafirlerine ikram etti. Kavunları birlikte yediler, Cenab-ı Allah’a şükür ettiler ve ellerini yıkadılar. Bostancı Baba daha fazla sabredemedi ve sordu:
-Efendiler!
Size kim derler?
Bu fakire himmet edin?
Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri;
-Bana Bektâş-ı Velî derler. Bu azize ise Hızır Aleyhisselâm derler, dedi.

Daha sonra Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri Bostancı Babayı yanına çağırdı. Onun gözlerini sığayıp, sırtını sıvazladı. Ona hayır dualar etti.

Sonra Hızır Aleyhisselâm ile Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri Bostancı Babaya veda edip evden çıktılar. Kapının önünde İkisi de kayboluverdi. “Velilerin bir nazarı kimyadır. Kara taş, nazar ile yakut olur”
O anda Hacı Bektaşi veli hazretlerinin yüce himmetleriyle Bostancı Baba velilerin arasına katıldı. Bostancı Babanın kalp gözü açıldı. Manevi derecelere yükseldi.

Hacı Bektâş-ı Veli hazretleri, 1338 (H. 738) tarihinde de Kırşehir’e yakın bir yerde vefat etti.

Kaynak :Dipnot – İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/320-322

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Cuma`ya erken gidene verilen sevaplar.

Posted by Site - Yönetici Şubat 1, 2019

Cuma`ya erken gidene verilen sevaplar.

Kim cuma namazına ilk saatte ( ilk önce ) giderse, Allah rızası için bir deve kurban etmiş gibi olur. ( Bir deve kurban etmiş gibi sevap kazanır )

Kim cuma namazına ikinci saatte giderse, bir sığır kurban etmiş gibi olur.

Kim cuma namazına üçüncü saatte giderse, boynuzlu bir koç kurban etmiş gibi olur.

Kim cuma namazına dördüncü saatte giderse, sadaka olarak bir tavuk veya horoz vermiş gibi olur.

Kim cuma namazına beşinci saatte ( en son ) giderse, sadaka olarak bir yumurta vermiş gibi olur.

İmam minbere çıkınca, gelenlerin kaydedildiği defterler ( melekler tarafından ) dürülüp kapatılır, kalemler kaldırılır ve gelenleri kaydeden melekler ( bundan sonra gelenleri yazmayıp ) hutbeyi dinlemek için minberin yanına giderler.

Hadis-i şerif. Sahih-i buhari cuma bahsi ve sahih- i müslim

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Oku, ne okursan oku, yeter ki oku, değil – Faydalı kitap okumak ..

Posted by Site - Yönetici Ocak 31, 2019

Oku, ne okursan oku, yeter ki oku, değil – Faydalı kitap okumak ..

Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem):
Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz.”
İnsan bilmediği şeyin düşmanıdır.
Tatmayan bilmez.” buyurmuşlardır.

Her ferdin her şeyi bilmesi mümkün olmadığı gibi hatâdan kurtulması da mümkün değildir. Şu hâlde, ilim ehlini dinlemek mecburiyeti vardır. Dinlemeyen kimse hatada ısrar etmiş, fikrini düzeltmekten kaçınmış olur. Birinin görmediği ve bilmediğini diğeri görür ve bilir.

Yetişen zekâları (genç nesli) feyizli kitaplarla beslemeyen millet, hüsrâna uğrar. Kitaplar, deniz fenerleri gibi en karanlık devirlerde dahî maddî ve mânevî hakîkatleri insanlara işâret ederler.

Güneş dünyaya, kitaplar insanlara ziyâ verir; karanlık gönülleri aydınlatır. Bizim kitabımız Kur’ân-ı Kerim, kâinâtı ihâta eden nurları ile gönüllere akan irfân denizidir. Allâh’ın ma’bûd, insanın kul olduğunu önce kitabımız (Kur’ân-ı Kerîm) öğretir.

İnsan için en mühim sermaye zamandır. Boş vaktinde ruhlu (faydalı) bir kitap okuyan, çok şey kazanır. İyi kılıç, kötü demirden olmaz. Çorak yerde sümbül çıkmaz. Bu sebeple okunacak eserde asâlet aramak zarûreti vardır. Hayvanlar dahi otu seçmeden yemezler. Basîretli mümin mûteber olan eserlerle ünsiyet eder. Hasır dokuyucu da dokuma bilir fakat ipek dokuyamaz. Zehir, yağlı şeyler içinde gizlidir. Dikkat etmeyen mahvolduğu gibi bu devran içinde okuyacağı eseri güzelce seçmeyen kimse de mahvolur.

Oku, ne okursan oku, yeter ki oku” değil, seçerek okumak gerek. Okumanın zevkine, kitap sizinle konuşmaya başladığında varırsınız. Okumak bambaşka bir şeydir. Okuma ve araştırma kâbiliyeti yirmili yaşlarda kazanılır. Yaşı ilerlemiş olanlara nispetle, gençlerin okuma ve araştırmayla meşgul olması daha zordur. Zîra hareketli oldukları için yerlerinde duramazlar, ama gençlerin de okuma ve araştırma kâbiliyetini kazanmaları gerekir. Eskiden o şartlarda, mum ışığında, otuz sene, kırk sene, elli sene kitapla meşgul olan ulemâyı düşünmek lazım. Çok okumaktan maksadımız gazete okumak değil, ciddi eserler tetkik etmektir.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Annenin Şefkati

Posted by Site - Yönetici Ocak 30, 2019

Annenin Şefkati

(Efendimiz s.a.v. hazretlerinin ashabından) gencin biri ölmek üzereyken dili tutuldu. Şehâdet kelimesini getiremedi.
Bunu Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine haber verdiler.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri geldiler.
O gencin evine şeref verdiler.
Ona şehâdeti arzetti. (Telkinde bulundu…)
Genç, deprendi.
Fakat dili amel etmedi. (Dili Şehâdet kelimesini getiremedi.). Efendimiz (s.a.v.) hazretleri sordular:
-“Bu kişi, namaz kılar mıydı? Zekatını verir miydi? Oruç tutar mıydı?” (Bütün bu sorulara):
-“Evet!” dediler. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri sordular:
-“Bu genç anne ve babasına âsî oldu mu?” Onlar:
-“Evet!” dediler. (Kime âsî olduğunu sordu. Onlar da, yaşlı bir annesine âsî olup haksızlık ettiğini söylediler…)
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri;
-“Onun yaşlı annesini buraya çağırın!” buyurdu.
O gencin annesi geldi. Çok yaşlı ve gözü kör idi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri o yaşlı kadına;
-“O (oğlunu) affetmez misin?” diye sordu. Kadın:
-“Hayır!
Ben affetmem Çünkü o beni tokatladı. Ve gözümü çıkarttı. (Onun yüzünden kör oldum)” dedi.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, (kadının oğlunu affetmeye yanaşmadığını gördü.
Bir Müslüman gencin imansız gitmesine mani olmak için bir çâre düşündü ve ashabına);
-“Bana odun ve ateş getirin!” buyurdular.
Yaşlı anne sordu:
-“Ya Resûlallah (s.a.v.) odun ve ateşi ne yapacaksınız?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri:
-“Oğlunun yaptıklarından dolayı, onu senin gözlerinin önünde yakacağım!” buyurdu.
Kadın (hemen büyük bir heyecan ile);
-“Ben onu affettim! Onu affettim! Oğlumu, ateşte yanması için mi dokuz ay karnımda taşıdım! Onu taş için mi iki yıl emzirdim? Anne şefkat ve rahmeti nerede?” diye bağırdı.
O anda, o gencin dili çözüldü.
Şehâdet kelimesini getirdi…”

Rahmet

Bu hadis-i şerifteki nükte, anne rahimdir. Ama rahman değildir. Onun az bir rahmeti, (oğlunun dövmesi ve kendisini tokatlaması yüzünden gözlerini kaybettiği halde, Allâhü Teâlâ hazretlerinin onun içinde yaratmış olduğu az bir merhamet ve şefkat ile) oğlunun ateşte yanmasını uygun görmedi.

Kulların cinayet ve günahlarından dolayı asla zarar görmeyen, Allâhü Teâlâ hazretleri, yetmiş yıl şehâdet kelimesine devam eden bir mü’min kulun ateşte yanmasını nasıl geçerli görür.

Allâhü Teâlâ hazretleri, rahmet edicilerin en merhametlisidir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/273-274.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İyilik…Ve Ekmek veren eli kesen baba………

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2019

İyilik…Ve Ekmek veren eli kesen baba………

Şiddetli bir kıtlık hüküm sürmekte idi. Açlıktan kıvranan halk dilenciliğe başlamak zorunda kalmıştı, İşte bu sırada zengin bir adamın bir üvey kızı vardı. Zengin adam bu üvey kızını evinde bir esir gibi çalıştırır ve ona etmedik eziyet bırakmazdı.

Bir gün kızcağız evde ekmek pişirirken eve bir dilenci geldi, kendisinden bir miktar ekmek istedi. Üvey babasından haddinden fazla korkan kız, Allah’tan daha fazla korkuyordu ki adama iki parça ekmek verdi. Dilenci sevinçle ekmeği alıp giderken kızın babalığı da eve geldi. Kıza:
-Ekmeği sen mi verdin ?, diye sordu.
Kız kendisinn verdiğini söyleyince de, adam kıza Öyle eziyetler etti ki, ne yaptı ise tatmin olmayıp elini kesip sokağa attı.
Kızı tanıyanlar, ona bir iki sene baktılarsa da, olacak gibi değildi. Kız millete yük olmaktan bıkmıştı. Çalışacak bir iş de bulamadığından dilenmeye karar verdi. Kendisini tanımayan bir diyara gidip ıkına – sıkına bir evin kapıcını çaldı. Evi açan bir erkekti. Kız, gayet mahcup bir vaziyette:
-Allah rızası için bana yardım eder misiniz? dedi. Adam o yaşta dilenen kıza acımıştı. Dikkatli dikkatli kızın yüzüne bakmaya başlayınca kız gerisin geriye döndü. Kız bu zamana kadar nereye gitse, herkes hırsızlık yapmış da eli kesilmiş sanarak bir işi güvenmedikleri gibi iyilik de yapmak istemiyorlardı. Kızcağız o adamı da aynı fikirde sanmıştı. Fakat kız daha kapıdan uzaklaşmadan adam arkasından seslendi. Çaresiz kalan kızcağız ne diyecek diye geri dönmüştü. Adam ona kimsesi olup olmadığını sordu. Kız yaşlı gözlerle kimsesinin olmadığını söyleyince de, adam kıza evlenmek teklif etti. Adam kızın elinin kesik olduğunun farkına varmamıştı. Yaşı kemâle ermiş olan kız hemen evliliği kabul etti.

Düğün merasimi yapıldı, nikâhları kıyıldı, zifaf gecesi beraber yemek yiyorlardı. Adam iyice dikkat ettiğinde anladı ki, kız hep bir eliyle yemek yiyor. Ekmeği de aynı eliyle koparıyor yemeği de aynı eliyle yiyor, Kızın sıkıldığından bunu yaptığını sanan adam:
-Neden iki elinle yemiyorsun? diye sordu.
Kız o zamana kadar elinin kesik olduğunu belli etmemişti. Çünkü bıkmıştı el arasında dolaşıp durmaktan. Ne yapacağını şaşırdı. Elinin kesik olduğunu söylese belki de adam hırsızlık yaptığını sanarak evliliği terk edecek, meseleyi anlatsa belki de inandıramıyacak. Çok müşkül bir durumda kan- ter içinde kalan kıza Allah tarafından bir ilham geldi:

Kesik olan elini çıkar! Korkma, biz senin elini iade ettik»

deniyordu. Mütereddid bir halde eline bakan kız hakikaten elinin yerinde olduğunu görünce çok sevindi ve kendisini mahcup olmaktan kurtardığı için Allaha şükürler etti.

Evlilikleri mutlu bir şekilde devam ediyordu. Kadın, başından geçen hâdiseyi münasip bir şekilde kocasına anlatıp, o zamana kadar elinin çolak olduğunu ve o anda elinin Allah tarafından iade edildiğini söyleyerek, bunun da bir dilenciye ekmek verdiği için başına geldiğini söyledi.
Meseleyi hatırlayan adam:
-Senden o ekmeği alan fakir bendim, fakat Allaha hamdolsun ki, şimdi o fakirlikten kurtuldum, diyerek o da kendisini tanıttı.

İki kader arkadaşı, hayatlarını böyle sürdürürken bir gün yemek yiyecekleri bir sırada kapıları çalındı. Baktılar ki, üstü – başı perişan bir adam kapıya gelmiş bir parça ekmek istiyor. Kız onun kendisinin elini kesen babalığı olduğunu tanıyıp, kocasına da söyledi. Fakat onlar, hiç belli etmediler, ellerinden geldiği kadar ona iyilik ettiler ve mümkün mertebe gönlünü alıp gönderdiler.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/285-286.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hangi Tarikata Girilmelidir?

Posted by Site - Yönetici Ocak 24, 2019

Hangi Tarikata Girilmelidir?

Akıllı kişiye düşen, en salim olan tarikati tercih etmelidir.
Kıy-u kâl’dan (sözlerden- dedi kodu ve benzerî düşüncelerden) kaçınmalıdır.
Onların (gerçek tasavvuf ehlinin) şu sözlerinin üzerine bak ve üzerinde düşün:

-“Her zamanın bir takım adamları vardır. Ve her adamın makam ve hâli vardır!”

Yahûdî Meşrepli Sahte Şeyhler

Şeyh Ebû’l-Abbâs (k.s.) hazretleri buyurdular: Bu zamanın tasavvuf ehli sofu ve şeyhlerinden kim. zâlimlerin malını yer ve semâ (def çalıp söylemeye) tesir eder {ve bu işten tevbe etmezse) işte onda (o şeyh ve sofu’da) Yahudilikten bir dürtme (meşrep ve ahlak) vardır .

Semâ Ehli Şeyhler

Hâtemî (r.h.) buyurdular:
Bu zamanda semâ (okunan şeyleri dinlemek ve o tür meclislere gitmenin caiz olduğunu) Müslüman söyleyemez.
Sema işini yapan şeyhlere uyulmaz ve tabi olunmaz.
Sen bu zamanda müşahede ettin, gördün ve biliyorsun ki, dönme meclislerine (dönerek zikir yapanların meclislerine),
1-Tüysüz oğlanlar,
2- Eğlence ehli,
3- Dünya ehli,
4- Kadınlar,
5-Câhiller ve
6- Çocuklar hazır olmaktadırlar.

Dini Helak Eden Sahte Şeyhler

Bu (def çalıp söyleyen) şeyhlerin meclisinde hazır olmak gerçekten büyük bir âfettir. Muhakkak ki,
1- Onların kendileri (def çalıp söyleyen şeyhler),
2- Onlara karışmak,
3- Onların meclislerine gelenler,
4- O şeyhlerle sohbet etmek Öldürücü bir zehirdir.
Bu tür şeyhlerin meclislerinde hazır olmak kadar, sür’atlice insanın dinini helak edici hiçbir şey yoktur.

Şeytanın Tuzakları Şeyhler

Muhakkak ki semâ ehli olan şeyhler (def çalıp, dönen ve müritlerini ayağa kaldırıp raks ettiren şeyhler) şeytanın hile ve tuzaklarıdırlar.

Tarikat arayan bir Müslüman kardeşim şunlara dikkat etmelidir.

1. En sağlam,
2. En sahih,
3. En faydalı,
4. Dünyevî ve şahsî çıkarlardan uzak,
5. Kİtab ve sünnete en uygun,
6. Ehl-i sünne’t ve’l-cemaat’e en bağlı,
7. İlim ile irfanı birleştiren,
8. İslâm ve Kur’ân-t kerime hizmeti vazife edinen,
9. Şerîat-i Garra-i Ahmediyye’nin reşv ü neması için çalışan,
10. Şeyhi mürşid-İ kâmil olan,
11. Mürşid-i zamanın müceddidi olan,
12. Varisi Muhammedi olan,
13. İnkıta’a uğramamış olan tarikat-İ âliye-yi Muhammeddiyye’yi),Ara bul ve tercih et.

Allâhü Teâlâ hazretlerinin sana zamanın mürşid-i kâmilini bulmayı nasip etmesi için her gün beş vakit namazdan sonra dua et!

İlim ve Kur”ân talebelerine sadakalar ver.Çünkü bu sırf aramakla bulunmaz.

Kaynak ; İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/259.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hanımlar Nankörlük Etmeyin

Posted by beysehirliyiz Ocak 23, 2019

Hanımlar Nankörlük Etmeyin

Son yıllarda kadınlardan kocaları hakkında en çok duyduğum şikayet şu: “Kocam bana hediye almıyor, çiçek almıyor, sürpriz yapmıyor“.. “Demek ki bana değer vermiyor.!”

Ya Allah aşkına kim soktu kadınların kafasına bu fikri?! Aynı evde yaşadığın, sen ve ben’den çıkıp “BİZ” olduğun eşinden ne hediyesi bekliyorsun?

Eşin istediklerini alıyorsa, almana müsaade ediyorsa, ihtiyaçlarını karşılıyorsa, aldatmıyor, zulmetmiyor, küfretmiyor, evine, eşine ve çocuklarına sahip çıkıyorsa, senin haberin olmadan Rabbimize senin hakkında hayır dua ediyorsa hediye beklentisi ne içindir?

Ara sıra eşlere sürpriz yapmak, gönlünü almak elbette güzel bir haslettir.. Herkes bundan hoşlanır fakat demek istediğim: Eşiniz bunu yapmıyorsa, alışkanlık edinmemişse bu bir kavga veya küslük sebebi olmamalı…!

Bana ister katılın, ister katılmayın ama sosyal medyada binlerce beğeni alan sevgili modundaki karı-koca fotoğrafları, herşeyin güllük gülistanlık gösterilmesi, evdeki mahremiyetin abartılarak sergilenmesi, makyajlı hayatlar ve pek çok yalan paylaşım kadınları mutsuzluğa itiyor… Dizilerden, bu tür paylaşımlardan etkilenip eşini haksız yere üzen kardeşlerime ALLAH’TAN KORKUN! diyorum…

Zirâ huzur ve mutluluk ne tek taş bir yüzükte, ne de pahalı bir bukette saklı.. Bakın şu hadis-i şerif ne çok şey anlatır… Kocanın (Yaptığı İyiliklere Karşı) Nankörlük Etmek..

Bu konuda Ebû Saîd el-Hudrî’nin (ra) Allah Râsûlü sallallahu aleyhi ve sellem’ den rivayet ettiği bir hadis-i şerif vardır…
Şöyle buyurmuştur:
Bana ateş (cehennem) gösterildi…
Cehennemliklerin çoğunluğu­nun kadınlar olduğunu gördüm.. Zira onlar inkâr edenlerdir…
Allah Râsûlü’ne soruldu: “Allah’ı mı inkâr ederler?
Allah Rasulü şöyle buyurdu:
Kocalarını(n hakkını) inkâr ederler, iyiliği inkâr ederler.. Onlardan birine uzun zaman iyilikte bulunsan, sonra senden (sevmediği) bir şey görse hemen ‘ zaten senden hiçbir iyilik görmedim’ der..

(Sahih-i Buhari )

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Ömer bin el-Farid Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Ocak 22, 2019

Ömer bin el-Farid Kimdir ?

Ömer bin el-Farid: Asıl ismi Ömer bin Ali’dir.
Künyesi Ebû Hafs olup, Sultân-ül-âşikîn (âşıkların sultânı) ve Şerefüddîn lakabları vardır. İbn-i Fârid diye meşhur oldu.

Resûlullah efendimizin süt annesi Halîme’nin mensup olduğu Benî-Sa’d kabilesine mensuptur. 1180 (H.576) senesinde Mısır’da doğdu, İbn-i Fârid, aslen Suriye’nin Hama şehrindendir. Babası, buradan Mısır’a gelip yerleşmiştir. İbn-i Fârid’in babası, devlet kademelerinde, haksızlığa uğrayanların haklarını kazanmalarında yardımcı olduğu için kendisine “Fârid” denmiştir. Daha sonra, kadılık işi ile meşgul olmuştur. Fârid ailesi, ilim yanında, haramlardan ve şüphelilerden sakınma hususunda örnek olmaları ile tanınır.

Bu ailenin mensupları dînin emir ve yasaklarına uymakta ziyadesiyle gayret gösterirlerdi. İbn-i Fârid, böyle bir ailede yetişti. Biraz büyüyünce, Şafiî fıkhı ile meşgul oldu. ibn-i Asâkir’den hadîs-i şerîf ilmini aldı. Büyük hadîs âlimi Münzirî ve başkaları kendisinden hadîs-i şerîf rivayet etti. Sonra tasavvuf yoluna ve yalnızlığa meyletti. Dünyâ sevgisinden ve bağlarından sıyrılmaya çalıştı. Babasından izin alır, Mukattam Dağı taraflarına, vadilere, Kâhire’deki Karafe harâbelerindeki terk edilmiş bir vaziyette bulunan mescidlerden birine gider, bir müddet oralarda kalırdı.

Babasının hakkına riâyet edip gönlünü almak için, günde bir-iki kere yanına giderdi. İbn-i Fârid, bundan sonrasını şöyle anlatır:
Babam vefat edince, her şeyden uzaklaşıp, tamamen kendimi bu yola verdim. Fakat bu şekilde bana hiçbir şey hâsıl olmadı. Nihayet bir gün, Mısır medreselerinden birisine girmek istedim. Bu sırada medrese kapısında, bakkal olan yaşlı bir zâtın abdest aldığını gördüm. Fakat, din kitaplarında, bildirilen şekilde abdest almıyordu. Önce kollarını, sonra ayaklarını yıkayıp, sonra başını mesh edip, daha sonra yüzünü yıkamıştı. Gönlümden; “Bu ihtiyar ne acayiptir. Bu yaşta, bir müslüman memleketinde, medrese kapısında, müslümanların âlimleri arasında bulunuyor da, şöyle usûlüne uygun bir abdest alamıyor.” düşüncesi geçti.

Bunun üzerine o yaşlı zât bana bakıp:
“Ey Ömer!
Sana Mısır’da perdeler açılmaz, istediğini burada bulamazsın. Senin perdelerinin açılması ve istediğin Hicaz’da, Mekke-i mükerremede olsa gerek.
Oraya git!
İstediğin şeyin hâsıl olması yakındır.” dedi.

Ben, onun evliyâullahtan olduğunu bilememiştim.
Meğer o, böyle usûlüne uygun olmayan abdest almakla hâlini setredip gizlermiş.
Bu durumları anlayınca, huzurunda oturup: ‘Efendim, ben nerede, Mekke-i mükerreme nerede? Hac mevsimi değildir ki, bana arkadaş olacak birisini bulayım.” dedim!
Bunun üzerine eli ile işaret ederek; “İşte Mekke-i mükerreme önündedir.” dedi. Baktığımda, Mekke-i mükerremeyi gördüm. Sonra o ihtiyardan ayrılıp, Mekke-i mükerremeye doğru yöneldim. Mekke-i mükerreme benim gözümün önünden kaybolmadı. Nihayet Mekke-i mükerremeye vardım. Artık manevî perdeler bir bir açılıyordu. Bundan sonra, Mekke-İ mükerremenin dağlarında ve vadilerinde dolaşmaya başladım. Öyle ki, kendimi hiç bilmediğim bir vadide bulmuştum, Oradan Mekke-i mükerremenin uzaklığı, on günlük yoldu. Her gün Harem-i şerîfte beş vakit cemâatle namazda hazır bulunurdum.
Bu yere gelip giderken, bir yırtıcı hayvan bana arkadaş olurdu. Deve gibi dizi üzerine çöküp: “Efendim! Bin, bin!” derdi. Her zaman binerdim. On beş yılım böyle geçti.

Bir ara, ansızın o ihtiyar bakkalın sesi kulağıma geldi.
“Ey Ömer!
Kahire’ye gel. Vefatımda hazır bulun.” dedi.
Bu söz üzerine Kâhire’ye gittim.
O zâtın vefatı yakın bir vaziyetteydi. Selâm verdim. Selâmımı aldı. Bana birkaç dînâr verdi. Bunlarla teçhiz ve tekfinimi yap. Bir dînâr daha verip, bunu da tâbutumu taşıyanlara ver. Karâfe’de falanca yere tabutumu koy, dedi.

Sonra şunları söyledi: “Bu sırada dağdan aşağıya bir kimse iner. Onunla namazımı kıl. Sonra Allahü teâlânın dilediği şeyin olmasını bekle.” Onun tavsiyesi üzerine hareket ettim. Tâbutunu dediği yere koydum. Dağdan bir kişinin aşağıya doğru indiğini gördüm. Kuş gibi süratliydi. Ayağının yere dokunduğunu görmedim. Fakat ben o şahsı tanıyordum. O, çarşıda dolaşır, herkes kendisiyle alay ederdi. Ensesine vururlardı. Yanıma gelince; “Ey Ömer, gel cenaze namazını birlikte kılalım.” dedi. Biraz ileri varınca, yerle gök arasında, yeşil ve beyaz kuşların bizimle birlikte namaz kıldıklarını gördüm.

Namazı bitirdikten sonra, büyük bir yeşil kuş, o kuşlar arasından aşağıya indi. Tabutun alt yanına kondu. O, tabutu tutup, diğer kuşların arasına karıştı. Hepsi tesbîh ederek uçtular ve gözlerimizin önünden kayboldular. Ben bu hâle çok hayret ettim.
Sonra yanımdaki o zât bana;
“Ey Ömer!
İşitmedin mi ki, şehidlerin ruhları yeşil kuşların kursakları içindedir. Cennet’ten çıkıp, istedikleri yerde uçarlar. Bunlar kılıç şehidleridir. Muhabbet ve İlâhî sevgi şehidlerinin hem cesedleri ve hem de ruhları yeşil kuşların kursakları içindedir. Bu zât da onlardan birisidir.” dedi,

İbn-i Fârid, Mekke-i mükerremeden Mısır’a dönünce, Ezher’de hatiplikle meşgul oldu.
İbn-i Fârid’in bir Dîvan’ı vardır. Bu Dîvân çok derin mânâları ihtiva etmektedir. İbn-i Fârid, şiirlerinin çoğunu Mekke-i mükerreme vadilerinde yazdı.
Dİvân’daki kasîdelerden birisi de, Kasîde-i Tâiyye’dir. 750 beyittir.

İbn-i Fârid şöyle der: Kasîde-i Tâiyye’yi tamamladıktan sonra, rüyamda Resûlullah efendimizi gördüm.
Buyurdular ki; “Kasîdene ne isim koydun?”
Ben de: “Yâ Resûlallah! Levâîh-ül-Cinân (Revâîc-ül-cinân)
İsmini verdim.” dedim. O zaman Resûlullah; “Hayır, ona Nazm-üs-sülûk adını ver.” buyurdu. Ben de, Kasîde-i Tâiyye’ye bu adı verdim.

1238 (H.636) senesinde yine burada vefat etti.
Mısır’da Karâfe denilen yere defnedildi.

Kaynak : Evliyalar Ansiklopedisi…

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslam Alimleri | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: