Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Amellerin Dereceleri

Posted by Site - Yönetici Temmuz 20, 2016

Kur'an-ı Kerim okurken yapılan büyük hata.

Amellerin Dereceleri

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdu:
Ameller, altıdır:

İkisi vacip olanlardır:

Misli, misline,

Hasene, haseneye

Bir hasene on katına,

Bir hasene yetmiş katına…

Amma vacip olanlar ise;
1- Kim, Allâhü Teâlâ hazretlerine bir şey şirk koşmadan vefat ederse, cennette girer…

2- Kim, Allâhü Teâlâ hazretlerine bir şey şirk koşarak (müşrik bir halde) ölürse, o kişi cehennemliktir.

3- Misli misline olanlar: Kim bir kötülük yaparsa, o kişi kötülüğün misliyle cezalandırılır.

4- Hasene haseneye karşılık olanlar: Kim bir iyilik yapmayı düşünür (tasarlar ve niyetlenir) ve bunu nefsine hissettirir; ve Allâhü Teâlâ hazretleri, onun kalbinde olanları bilir (o kişi hayal ettiği hayırları yapmazsa bile iyilik yapmayı düşündüğü için ona) bir hasene verilir.

5-Bir haseneye on kat: Kim bir iyilik işlerse, o kişiye on kat sevabı verilir.

6-Bir hasene yedi yüz kat olanı ise; kişinin Allah yolunda yapmış olduğu nafaka ve harcamalardır.

Şu anda el çek, her ne varsa elinde
Zira yarın hepsi olur elin arasında ve belinde,

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/293-294.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Muhannes Nedir – Muhannes Kime Denir?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 19, 2016

Muhannes Nedir - Muhannes Kime Denir

Muhannes Nedir – Muhannes Kime Denir?

Muhannes: İşlerini, sözlerini, hareketlerini ve şeklini kadınlara benzeten erkek.
Muhanneslik yapanlar mel’ûndur.

Bunlar için, hadîs-i şerifte; “Kendilerini kadınlara benzeten erkeklere ve erkeklere benzeten kadınlara, Allah lanet eylesin!” buyruldu.

İslâm hukukuna göre bir erkeğe hakaret etmek kastıyla; “Ey Muhannes!” diyen, ta’zîr olunur (cezalandırılır). (Ibn-i Âbidîn)

Tenbîh ve malûmat babında şunu siz sevgili okuyucularımın bilmesinde büyük bir fayda vardır:

(mam Celâleddin es-Suyûtî (r.h.) hazretleri; “Laktu’l-Mercân fi Ahkâmı’l-Cân” isimli kitabında buyurdular. ” İbni Abbâs (r.a.) buyurdu:
Muhannesler cinlerin evlâtlarıdır.” Sordular:
Bu nasıl olur?
İbni Abbas (r.a.) buyurdu:
Allâhü Teâlâ hazretleri ve onun Resulü Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, hâiz halinde ki hanıma gelmeyi (yaklaşmayı) haram kıldı.

Hâiz halinde hanıma cinsel ilişkide bulunmak haram olduğu halde, herhangi bir kişi, haiz halindeki hanımına cinsel ilişkide bulunursa. Şeytan ondan önce davranır. 0 kadın hamile kalırsa; muhannes çocuk doğurur…” Laktu’l-Mercân fi Ahkâmı’l-Cân, s. 53,54;

Sağlıklı bir evlâda sahip olmak için; Müslümanlar, mutlaka Kur’ân-ı kerim ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetlerine göre hayatlarını tanzim etmelidirler. Mütercim – İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri

Kaynak :Dip Not – İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/284.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

ZEKERÎYA ve YAHYA ALEYHİSSELÂMLAR

Posted by Site - Yönetici Temmuz 18, 2016

zekeriya aleyhisselam, yahya a.s,Zekeriyyâ Aleyhisselâmın Soyu Ve Mesleki,zekeriya-ve-yahya-a-s-660x440 copy

ZEKERÎYA ve YAHYA ALEYHİSSELÂMLAR

 

Zekeriyyâ Aleyhisselâmın Soyu Ve Mesleki:

Zekeriyyâ b.Berahyâ[1] Aleyhisselâmın soyu, Süleyman b.Dâvûd Aleyhisse-lâmlara[2],

Süleyman b.Dâvûd Aleyhisselâmların soyu da, Yehûza b.Yâkub Aleyhisselâ-ma dayanır. [3]

Zekeriyyâ Aleyhisselâm, böyle Enbiyâ oğullarından olduğu için, Beytülmakdis’-te, vahiy yazardı.

Zâten, Enbiyâ oğullarından[4] veya İsrail oğullarıyla onların bilginlerinden[5] olup ta[6], kendisin[7] veya neslini Beytülmakdisin hizmetine vakf ve habs etmeyen bir kimse yoktu ki. [8]

Zekeriyyâ Aleyhisselâm; İsrail oğullarının hem Peygamberi, hem de, Din Bil­ginleri ve Danışmanları Başkanı idi.[9] Kendisi, marangozdu da.[10]

Zekeriyyâ Aleyhisselâmın Peygamberliği:

İsrail oğullarına en son gönderilen Peygamberler: Dâvûd Aleyhisselâm Hane­danından:

Zekeriyyâ,

Yahya b.Zekeriyyâ,

İsâ b.Meryem Aleyhisselâmlardı. [11]

Bu hususta Kur’ân-ı kerimde şöyle buyrulur:

“Biz, ona (İbrahim’e) İshak ile Yâkub’u ihsan ettik, ve her birini, Hidâyete (Nü­büvvete) erdirdik.

Daha önce de, Nuh’u ve onun neslinden Davud’u, Süleyman’ı, Eyyûb’u, Yûsuf’u, Musa’yı ve Harun’u da, Hidayete (Nübüvvete) kavuşturduk.

Biz, iyi hareket edenleri, işte, böyle mükâfatlandırırız.

Zekeriyyâ’ya, Yahya’ya, İsa’ya ve İlyas’a da (böyle Hidayet, Nübüvvet) verdik.

Onların hepsi, Sâlihlerdendi. [12]”

Zekeriyyâ Aleyhisselâmın Allâh’dan Bir Oğul Dileyişi Ve Yahya Aleyhisselâmla Müjdelenişi:

Zekeriyyâ Aleyhisselâm; 92[13] veya 99[14], ya da, 120 yaşında, zevcesi de, 98 yaşında bulunduğu sırada[15] idi ki, ne zaman Hz.Meryem’in Mesciddeki odası­na uğrasa, onun yanında, kış mevsiminde yaz meyvası, yaz içinde de, kış mey-vası bulur[16], ona:

“Ey Meryem! [17] Bu, sana, nereden geliyor?” diye sorar, o da: “Bu, Allah tarafından!” diye cevap verirdi. [18]

Zekeriyyâ Aleyhisselâm, Hz. Meryem’e, böyle, kış mevsiminde yaz meyvası, yaz içinde de, kış meyvası ihsan edildiğini görünce:

“Meryem’e, bunu, yapan, benim zevcemi de, doğum yapmağa elverişli yap­mağa kadirdir!” diyerek kendisine bir oğul ihsan buyurması için Yüce Allah’a dua etti. [19]

Bu husus, Kur’ân-ı kerimde şöyle açıklanır:

“Zekeriyyâ’yı da (an!):

Hani, o, Rabb’ine:

Rabbim! Beni, yalnız başıma bırakma!

Sen, Vârislerin, en hayırlısısın! diye niyaz etmişti.

Biz, onu(n)da, (bu duasını) kabul ve kendisine, Yahya’yı, ihsan ettik.

Zevcesini, (doğurmaya) sâlih (elverişli) kıldık.

Hakikat, (bütün) bunlar (bu Peygamberler) hayr işlerinde yarışırlar, umarak ve korkarak bize düa ederlerdi.

Onlar, bizim için, derin saygı gösterenlerdendi[20]”

“(Bu) Kulu Zekeriyyâ’ya, Rabbinin rahmetini anışıdır:

O, Rabbine, gizlice niyaz ettiği zaman:

Ey Rabb’im! Hakîkatan. ben… Benim, kemiğim yıpradı.

Başımın saçı, tutuştu (saçlarım ağardı, ihtiyarladım)

Rabb’im! Ben, Sana, ne düa etmişsem, bedbaht (ve mahrum) olmadım.

Hakikatan, ben, kendimden sonra, yerime gelecek akrabamdan endişeye düştüm. Zevcem de, kısırdır.

Binâen aleyh, bana, tarafından (ve kendi sulbümden) bir oğul ihsan et! ki, bana da, mirasçı olsun, Yâkub Hanedanına da, mirasçı olsun.

Rabbim! Sen, onu rızana kavuştur! demiştir. [21]

Orada, Zekeriyyâ, Rabb’ına:

Rabb’im! Bana, Senin tarafından, çok temiz bir zürriyet ihsan et!

Muhakkak, Sen, duayı hakkıyle işitensin! diye dua etti.

O, Mihrabda durup namaz kılarken, Melekler, ona (şöyle) seslendi:

“Gerçekten, Allah, sana, Kendisinden bir Kelime’yi (Kün emrile yaratılan İsa’yı) tasdik edici bir Efendi, nefsine hâkim ve Şilinlerden bir Peygamber olmak üzre Yahya’yı, müjdeler!'[22]

“(Allah):

Ey Zekeriyyâ! Hakikatan, sana, Yahya adında bir oğul müjdeleriz ki, bundan önce, biz, ona, hiç bir (kimseyi) adaş yapmamıştık!” buyurdu. [23] (Zekeriyyâ):

Rabb’im! Benim nasıl bir oğlum olabilir ki? Zevcem, bir kısırdır. Ben ise, ihtiyarlığın son haddine varmışım! dedi. [24] “…(Allah):

Öyledir. (Fakat), Allah, ne dilerse, yapar!” buyurdu. [25] (Zekeriyyâ):

Ey Rabb’im! Bana (bu hususta) bir nişan ver! dedi. (Allah): senin nişan ‘ır[26]: sapa sağlam olduğun hald[27], sâde bir işaretten başka[28], üç gece, insanlarla konuşamaman[29], insanlara, üç gün söz söyleme-mendir.

Bununla beraber, Rabb’ini, çok an ve akşam, sabah, onu, Teşbih et!” buyurdu. [30]

Derken (Zekeriyyâ), Mescidinden, kavminin karşısına çıkıp onlara:

“Sabah, akşam Tesbihde bulununuz!” diye işaret verdi. [31]

Yahya Aleyhisselâmın Doğuşu:

Yahya Aleyhisselâm, İsâ Aleyhisselâmdan altı ay önce doğdu. [32]

İsâ Aleyhisselâmdan altı ay büyüktü. [33]

Yahya Aleyhisselâmın Şekil Ve Şemaili:

Yahya Aleyhisselâm:

Güzel yüzlü, Çatık kaşlı, Seyrek saçlı[34], Uzunca burunlu[35], İnce sesli, Kısa parmaklı idi. [36]

Yahya Aleyhisselâmın Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri:

Yüce Allah; Yahya Aleyhisselâm hakkında Kur’ân-ı kerimde şöyle buyurur:

“(Ona, çocukluğunda):

Ey Yahya! Kitabı, kuvvetle tut! (dedik)

Henüz sabi iken, ona, Hikmet verdik (Tevratı, öğrettik)

Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günahlardan) temizlik (verdik)

O, çok Müttakî idi.

Anasına, Babasına da, itaatli idi, bir serkeş ve âsî değildi.

Dünyaya getirildiği gün de, öleceği gün de, diri olarak (kabrinden) kaldırılacağı gün de, ona, Selâm olsun!” [37]

Yahya Aleyhisselâma[38] yaşıtı olan çocuklar:

“Ey Yahyâ! [39] Bizimle gel de, oynayalım?” dedikleri zaman[40]

“Biz, oyun için, yaratılmadık![41] Ben, oyun için, yaratılmadım! derdi. [42]

Sekiz yaşında Beytülmakdis’in hizmetine girip on beş yaşına kadar orada, gün­düzleri hizmet, geceleri de feryad ederek ağlardı. [43]

Yahya Aleyhisselam, çocukluğundan beri[44], Yüce Allah’a tâatta[45] çok gay-retli[46], güçlü[47], Allah’a’ibâdet ve tâatta insanların ulusu idi[48]

Kıldan dokunmuş elbise giyer, arpa ekmeği yerdi.

Yahya Aleyhisselâmın; ne bir dinarı, ne bir dirhemi, ne de barınacak bir mes­keni vardı[49].

Gece, kendisini, nerede bürürse, orada kalırdı. Ne bir kölesi, ne de bir cariyesi vardı.

Allah’a, çok ibâdet eder, Cehennem korkusuyla, ağlar dururdu. Zekeriyyâ Aleyhisselam; halk’a va’z edeceği zaman cemâat arasında Yahya Aleyhisselam, bulunursa, ne cennetten, ne de, cehennemden bahsederdi. [50]

İsâ Aleyhisselam; Yahya Aleyhisselâmla karşılaştıkça,o nu, hep hüzünlü ve ta­salı bulurdu. Bir gün ona:

“Ey Yahya! Ben, seni hep, hüzünlü ve tasalı görüyorum? Yoksa, sen, Yüce Allah’ın Rahmetinden ümid mi kestin?” dedi. Yahya Aleyhisselam: “Ben de, seni, hep sevinçli görüyorum!?

Yoksa, sen Yüce Allah’ın Mekrinden (ibtilâ ve imtihanından) emin mi oldun?” dedi.

Bu hususta inen Vahy ile İsâ Aleyhisselâmın sözü doğrulandı[51].

Yahya Aleyhisselam; İsrail oğullarının Bayramlarında ve toplantı yerlerinde du­rup va’z eder, onları Yüce Allah’a ibâdete davet ederdi. [52]

Hârisül’eş’arî’nin, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâmdan rivayetine göre:

Yüce Allah; Yahya b. Zekeriyyâ Aleyhisselâma, hem kendisi amel etmek, hem de amel etmelerini İsrail oğullarına emretmek üzre, beş kelime emretmişti.

Kendisi, bu hususta, biraz ağır ve yavaş davranmca, İsâ Aleyhisselâm, ona:

“Sen, hem kendin amel etmek, hem de amel etmelerini İsrail oğullarına emretmek üzere, beş kelime ile emrolunmuştun.

Bunu, İsrail oğullarına, ya sen tebliğ edersin, ya da, ben tebliğ ederim!” deyince Yahya Aleyhisselâm:

“Ey Kardeşim, Sen, bu vazifeyi yerine getirmekte beni geçersen, ben azaba uğra­mamdan veya yere batırılmamdan korkarım!” dedi ve hemen İsrail oğullarını, Beytül-maktis’de topladı.

Beytülmakdis, İsrail oğullan ile doldu.

Yahya Aleyhisselâm, yüksek bir yere oturup Allah’a hamd’ü sena ettikten sonra şöyle dedi:

“Yüce Allah, bana, hem kendim amel edeyim, hem de amel etmenizi size emrede­yim diye beş Kelime emretti.

Onların ilki:

Kendisine, hiç bir şeyi şerik koşmaksızın, Allah’a ibâdet etmenizdir.

Bunun misâli:

Öz malı olan altun veya gümüşle bir köle satın alıp çalıştıran bir adama benzer ki köle, çalışmasının kazancını, Efendisinden başkasına ödeyordur.

Hanginiz, kölesinin böyle davranmasına sevinir, razı olur? Hiç kuşkusuz, sizi Yüce Allah, yarattı ve rızkınızı vermektedir. Öyle ise Allah’a, hiç bir şeyi şerik koşmaksızın, ibâdet ediniz! Allah, namaz kılmanızı, size emretti. Namaza durduğunuzda, yüzünüzü, sağa sola çevirmeyiniz.

Şüphe yok ki, Yüce Allah, kulu, yüzünü başka tarafa çevirmedikçe, hep ona yöne­liktir.

Allah, size, orucu, emretti. Bunun misâli:

Yanında misk kesesi olduğu halde, bir topluluk içinde bulunan ve hepsi ondaki misk kokusunu duyan bir kimseye benzer.

Hiç şüphesiz, oruçlunun ağzının kokusu, Allah katında, misk kokusundan daha gü­zeldir.

Allah, size Sadakayı, emretti.

Bunun misâli:

Düşmanın esir edip ellerini, boynuna bağladıkları ve boynunu vurmak üzere yaklaştırdıkları bir kimseye benzer ki, o

“Canımı, elinizden kurtarmak için, size bir fidye, kurtulmalık versem olmaz mı?” diyerek kendisini, onlardan kurtarıncaya kadar, az çok kurtulmalık akçesi öder durur.

Allah, size Allah’ı, çok zikretmenizi, anmanızı da, emretti. Bunun misâli:

Düşmanın, kendisini, sür’atle tâkıb ettiği bir kimseye benzer ki, sağlam bir kaleye gelip onun içine sığınmıştır.

İşte, kul da, Allah’ı zikir ile meşgul oldukça, şeytandan böyle korunur.” [53]

İsrail Oğullarının Yahya Aleyhisselâma Kimliğini Ve Görevini Sormaları:

Yuhanna’ya göre:

İsrail oğulları; üç Peygamberin gelmesini beklemekte idiler.

İlki: tekrar geleceğini sandıkları İlya,

İkincisi: Mesîh İsâ Aleyhisselâm,

Üçüncüsü de, herkesin bildiği ve kendisinden, sâdece (O Peygamber) diye bahs ettiği Peygamberdi.

Bunun için, İsrail oğulları, Yahya Aleyhisselâma: “Sen kim’sin ?” diye sordular.

Yahya Aleyhisselâm:

“Ben, Mesîh değil’im!” dedi.

İsrail oğulları:

“Öyle ise, nesin?

Sen, İlya mısın?” diye sordular.

Yahya Aleyhisselâm:

“Değil’im!” dedi.

İsrail oğulları:

“Yoksa sen, O Peygamber’misin?” diye sordular.

Yahya Aleyhisselâm:

“Hayır! Değil’im!” dedi.

İsrail oğulları:

“O halde, sen kim’sin?” diye sordular.

Yahya Aleyhisselâm:

“Ben, İşa’yâ Peygamber’in dediği gibi: (Rabb’ın yolunu, düzeltiniz! diye çölde çağıran’ın sesiyim!”

“Aranızda, biri duruyor da, siz onu bilmiyorsunuz.

Benden sonra gelen, O’dur.

Ben, O’nun çarığının bağını çözmeye lâyık değilim!” dedi.[54]

Rivayete göre: Yahya Aleyhisselâm, otuz yaşında iken, Ürdün ırmağında İsâ Aleyhisselâmla buluştu. [55]

Şam’a gidip İsâ Aleyhisselâmla orada buluştuğu zaman da halkı, Allah’a iba­dete davetten geri durmadı.[56]

İsâ Aleyhisselâmın, Yahya Aleyhisselâmı, on iki Havarisinin başında, halka, Al­lah’ın emir ve nehiylerini bildirmek üzere, gönderdiği de, rivayet edilir. [57]

İsrail Oğullarının Yahya Ve Zekeriyyâ Aleyhisselâmları Şehid Etmeleri: Başa Dön

İsrail oğulları; Bâbil esaretinden, Beytülmakdis’e döndükten sonra, [58] Beytül-makdis’i, imar ettiler. [59]

İşlerini, düzelttiler. [60]

Oldukça da, çoğaldılar. [61]

Fakat, bir takım kötülükler ihdas etmekten de, geri durmadılar.

Bununla beraber, Yüce Allah, onlara[62], onların üzerlerine, fazlu rahmetini[63], tekrarlıyor, Peygamberler gönderiyordu.

İsrail oğulları ise, gönderilen Peygamberlerden bir kısmını, yalanlıyor, bir kıs­mını da, öldürüyorlardı.

İsrail oğullarına, en son gönderilen Peygamberler de, Dâvûd Aleyhisselâm Ha­nedanından Zekeriyyâ, Yahya ve İsâ Aleyhisselâmlardı. [64]

İsrail oğulları, en sonunda, Yahya ve Zekeriyyâ Aleyhisselâmları da şehid ettiler. [65]

Rivayete göre: Yahya Aleyhisselâm Şehid edilişi, İsâ Aleyhisselâmın otuz üç yaşında semâya kaldırılışından[66] bir buçuk bir yıl önce olduğuna[67], o zaman, İsâ Aleyhisselâm, otuz bir bucuk yaşında olup Yahya Aleyhisselâm da, ondan, altı ay büyük olduğuna göre [68] otuz iki yaşında şehid edilmişti.

Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun!

İsrail oğulları, Zekeriyyâ Aleyhisselâm hakkında da:

“Onu (Hz.Meryem’i), Zekeriyyâ’dan başka, kimse hâmile bırakmış olamaz!

Onun yanına, hep o, girer[69], onun yanından da, o, çıkar dururdu!” dediler.

Zekeriyyâ Aleyhisselâmı öldürmek için[70], aramağa başladılar.

Zekeriyyâ Aleyhisselâm, onlardan kaçtı, [71] ise de, sonunda, kendisini yaka­ladılar [72] ve şehid ettiler. [73]

Gerek Yahya Aleyhisselâmın, dînen yasak olan bir evliliğe ve ilişkiye rıza gös­termemesi [74];

Gerek Yahya Aleyhisselâmın doğumuyla müjdelenen ve ihtiyarlığın son had­dine varmış bulunan ve:

“Benim nasıl bir oğlum olabilir?” diye hayretini ve aczini dile getiren ve kendisi­nin, böyle olduğu, Allah tarafından da, doğrulanıp kendisine bir Mucize olarak ih­san edileceği açıklanan[75] Zekeriyyâ Aleyhisselâma zina isnad edilmesi, kendi­lerinin şehid edilmeleri için, birer bahane idi.[76]

Kaynak : Peygamberler Tarihi – ASIM KÖKSAL
——————————————————————————– Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Yahya, H.z Zekeriyya, Peygamberler Tarihi - Asım Köksal, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kâfirlerin İyilikleri….

Posted by Site - Yönetici Temmuz 17, 2016

Havas Ve Fazilet,bakara suresi,ali imran suresi,amenerrasulu,ayetel kursi

Kâfirlerin İyilikleri

Kâdî İyâz (r.h.) buyurdular:
Âlimlerin icmâı vardır ki;
1- Kâfirlere amelleri fayda vermez.
2- Kâfirler, amellerinden dolayı sevap alamazlar.
3- Kâfirler nimetlerle (cennetle) mükâfatlandırılmazlar.
4- Azabları hafifletilmez.
5- Lakin kâfirleri cürümleri (kabahat ve İslâm’a saldırmaları) bakımından bazılarının azabı diğer bazılarından daha şiddetlidir…

Kâfirlerin Haseneleri

kâfirler kesinlikle cennete giremezler…)
Lakin kâfirler, Müslüman oldukları zaman, geçmiş olan hayır ve hasenata karşılık sevap alırlar.
Hadis-i Şerifte vârid olduğu üzere;
Kâfirlerin, haseneleri (iyilikleri) Müslümanlıklarından sonra makbuldür.”

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/289

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Ya Rabbi Birlik Beraberlik İçinde Yaşamamızı Nasip et .

Posted by Site - Yönetici Temmuz 16, 2016

turkbayragi-forumgazel-2-1024x768

Ya Rabbi Birlik Beraberlik İçinde Yaşamamızı Nasip et .
Dünya Döndükçe Bu Ülkeye Sinsi Planlar Kuranların Oyunlarını Başlarına Çevir Ya Rabbim .
Sen Vatanımızı Milletimizi Dinimizi Zalimlerden Koru Ya Rabb,
Bizi Şerr Cephesinin Eline Düşürme AMİN

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Zeydiyye Mezhebi Nedir – Kimler Tarafından Kurulmuştur?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 15, 2016

Zeydiyye Mezhebi Nedir - Kimler Tarafından Kurulmuştur

Zeydiyye Mezhebi Nedir – Kimler Tarafından Kurulmuştur?

Küfelilerden bir taifede;
Biz Ebû Bekir ve Ömer (r.a.)’ı halife olarak tanırız. İkisinden yüz çevirenlerden yüz çeviririz,” dediler ve Zeyd (r.h.) ile beraber huruç ettiler. Bundan dolayı kendilerine “Zeydiyye” ismi verildi.

Sahabelere Dil Uzatanlar

Onların (Zeydiyyenin) bazıları sahabelere dil uzattılar.
Uhud savaşında hezimet vaki olduğunda; şeytan bağırdı:
Muhammed öldü!
O gün Hazret-i Ali (r.a.)’dan başka bütün sahabeler Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin öldürüldüğüne inandılar.
Hatta sahabelerin arasında çekişmeler oldu. Hazret-i Ali;
Eğer Efendimiz (s.a.v.) hazretleri öldürülmemiş ise ben sizi öldüreyim mi?” dedi.
Onlar da;
Evet!” dediler.
Sonra şeytanın bağırmasının tersine Efendimiz {s.a.v.) hazretlerinin öldürülmediği ortaya çıktı. Hazret-i Ali de onları affetti.

İşte bundan dolayı, Hazret-i Ali (r.a.)’ı sevdiler; diğer sahabeleri terk ettiler ve diğer sahabelere buğz ettiler.

Büyüklere Dil Uzatanlar

Ne güzel buyurmuşlar:
Allâhü Teâlâ hazretleri, eğer bir kişinin haya perdelerini yırtmak isterse;
0 kişi, temiz insanlara dil uzatmaya meyleder….”

Akıllı kişiye düşen vazife, sâlihleri büyük sevgi ve şiddetli bir muhabbetle sevmektir. Kıyamet gününde onların şefaatlerine nail olmak için…
Şefaatini umduğu kişilerin hasımları olduğu insanlara yazıklar olsun!!!

Allâhım! Bizleri koru!
Kalblerimizi bozma!
Bizleri hidâyet üzere kıl!
Bizleri doğrulardan eyle!
Hakikat tarikatına suluk etmeye muvaffakiyet Sen’dendir.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/288-289.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Bidat Ehline Hoşgörüyle Bakmanın Cezası

Posted by Site - Yönetici Temmuz 14, 2016

dunyadaki-en-guzel-50-cami-200f9d copy

Bidat Ehline Hoşgörüyle Bakmanın Cezası

Rivayet olundu.
(Ölümünden sonra) İbni Mübarek (r.h.) hazretleri rüyâ’da görüldü. Ona denildi:
Rabbin sana ne etti?” Buyurdular:
Ben bir gün bir bid’at ehline lütuf ile bakmam sebebiyle Rabbim, bana itap etti, azarladı ve otuz sene beni durdurdu! Allâhü Teâlâ hazretleri bana:
Dinde benim düşmanım olan bir kişiye ünsiyet kurdun?” diye hesap sordu.
Bid’at ehline bir an hoşgörüyle bakanın hâli böyle olunca; zikirden sonra zalim kavimlerle beraber oturan ve bid’at ehliyle olanların hâli acaba nasıl olur?

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/284.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

REFORMLA YATIP REFORMLA KALKIYORLAR

Posted by Site - Yönetici Temmuz 12, 2016

REFORMLA YATIP REFORMLA KALKIYORLAR

REFORMLA YATIP REFORMLA KALKIYORLAR

Müslümanlara yeni bir İslam elbisesi giydireceğiz!

Malezya’da İslam Konferansı’nın 10. Dönem toplantısı yapıldı. Çoktan beri, İslam aleminin bugünkü perişan hali için suçlu aranıyordu. Nihayet bu suçlu bulundu. Malezya başbakanı Dotuk Mahathir Bin Muhammed, konferansın açılış konuşmasında suçluyu ilan etti. Kimmiş biliyor musunuz? Osmanlı…
Bakınız Osmanlının suçu neymiş:
Osmanlılar Rönesansa eşlik etmediler. İslamda reform yerine, pantolon, fes, şapka İslama uygun mu, değil mi? gibi meseleler ile uğraştılar. Bir milyar 300 milyonluk insan gücü 50 İslam ülkesine rağmen Müslümanların ağırlığı yok.İkinci dünya savaşında, 12 milyon Yahudi vardı. Altı milyonu öldürüldü. Bugün yine de geriye kalan Yahudiler bütün dünyayı yönetiyor.”

Biliyorsunuz sık sık bu köşede dinde reform konusunu işliyorum. Zannetmeyin ki sadece Türkiye’de “Dinde Reform” sendromu yaşanıyor. Bütün dünya bununla yatıp bununla kalkıyor. Aslında bu reform fikri kendiliğinden girmedi İslam alemine. Batı’nın uzaktan kumandalı İslam kılığına soktuğu sözde ilim adamlarının vasıtasıyla girdi. Kırk defa bir adama deli denilince deli olur derler ya. Bunlara kırk değil kırk bin defa “Sizin kurtuluşunuz için dinde reform lazım” dedikleri için takıntı oluştu yeterli din bilgisi olmayan Müslümanlarda.

Batı, Osmanlıyı yıkmak için asırlarca uğraştı. Nihayet bunda muvaffak oldu. Osmanlıdan boşalan bütün İslam ülkelerini istila etti. Sadece maddi varlıklarını sömürmekle kalmadı manevi değerlerini de yok etti. Bakın bugün bütün İslam ülkelerinde gizli açık bir Osmanlı düşmanlığı vardır. İlkokuldan itibaren çocuklara bu düşmanlık aşılanıyor.

Batı Osmanlıdan öyle korkmuş ki, tekrar Osmanlı kültürü hakim olur diye ödleri kopuyor. Bunun için devamlı Osmanlı düşmanlığını gündeme getiriyorlar.

Şimdi sormak lazım sayın Başbakana: Osmanlı altı asır bütün dünyada söz sahibi oldu. Dünyanın her tarafına İslamiyeti yaydı. Üç kıtada at koşturdu. Dünyanın neresinde olursa olsun, gücü ne olursa olsun, devletler bir iş yapmaya kaltıkları zaman, “Osmanlı bu işe ne der!” diye düşünür; hesabını buna göre yapardı.
Bütün bunları tek başına yapıyordu. Siz 50 devlet bir araya gelmiş bir örgüt kurmuşsunuz. Toplam bir milyar üçyüz milyon müslümanı temsil ediyorsunuz. Osmanlıdan sonra ne yaptınız? Sizi adam yerine koyup hangi konuda görüşünüz alındı.

Bütün dünyada Müslümanlar inim inim inlerken siz nerede idiniz. Bugüne kadar. Filipinler’de, Burmanya’da, Çin’de, Bosna-Hersek’te, Filistin’de milyonlarca Müslüman bütün dünyanın gözü önünde katledilirken kılınız kıpırdadı mı? Bırakın bir araya gelip güç kullanmayı, zalimleri kınamaktan bile korktunuz. Niçin korktunuz? Çünkü ipiniz Batı’nın elinde; ipiniz çekilecek, mevki makam gidecek diye olup bitenlere başınızı çevirdiniz. Deve kuşu gibi başınızı kuma gömdünüz.
Şimdi de kalkmış faturayı Osmanlıya çıkartmaya kalkışıyorsunuz. Şunu unutmayın, eğer Osmanlı altı asır bütün haşmetiyle ayakta kalabildiyse, bunun en önemli sebeplerinden biri, dinde reform yapmamaları, dini Resulullah efendimiz ve Eshabı nasıl anlamış nasıl yaşamış ise bunu aynen muhafaza etmeleridir. İslamiyete bid’atleri, felsefi düşünceleri sokmamalarıdır.

Osmanlının nasıl başarılı olduğu, Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’ye yaptığı şu vasiyette gizli: “Oğul, biz bidat nedir bilmeyiz. Bizim yolumuz, Allah yoludur. Maksadımız Allahü teâlânın dinini yaymaktır. Yoksa kuru bir cihangirlik da’vâsında değiliz.
Bunu insaf ehli gayri müslim ilim adamları da dile getirmektedir. Meselâ, meşhur tarihçi Gibbons bu husûsta şunları yazmaktadır: “Osman Gâzi, dîninde o kadar saf ve temiz idi ki, sanki, büyük adaşı halîfe Osman’ın ve daha evvelki halîfelerin ikinci nüshası idi. Dînî gayreti ile heyecanlı olmak ve dînî, hayatta en birinci ve evvelki gâye yapmak ma’nâsına alınırsa; dinden tâviz vermezdi.

Şimdi sormak lazım; Müslümanları temsilen oraya gelmiş temsilcilere: Bu şuurun, bu dindarlığın binde biri sizde var mı? Sizin Osmanlıyı kötülemek değil yatıp kalkıp Osmanlıya teşükkür etme mecburiyetiniz vardır. Eğer Osmanlı olmasaydı, bugünkü perişan hale asırlar öncesinden düşecektiniz. Belki de, bugün Müslümanlığın eseri bile kalmayacaktı.

Gözle Görülmeyen Kilise ( İnvisible Church )

Toplantıda Malezya başbakanı sayın Dotuk Mahathir Bin Muhammed’in mesnetsiz suçlamasından ziyade, en çok üzüldüğüm husus, 50 ülkenin temsilcisinden ve Ülkemizdeki sözde müslümanların sözcülüğünü yapan basından en ufak bir tepkinin gelmemesidir. Çoğu gazete tepki göstermeyi bırakın, Osmanlıya hakaret bölümünü yayına bile sokmadı. Batı’nın sömürge ülkelerinde yıllardır yaptığı Osmanlıyı kötüleme, propagandasından Türkiye’nin de payına düşeni aldığı anlaşılıyor.

Bilmiyorum sizin dikkatinizi çekti mi? Bu toplantı sebebiyle bir de şu husus dikkatimi çekti. Malezya başbakanının dinde reform talebine tepki olmadığı gibi, Türkiye’yi temsilen giden Cumhurbaşkanı Sezer “ İslam dünyasında ciddi bir yenilenme ve reform sürecine ihtiyaç var. Cesur kararlar alınıp İslamın çıtasını yükseltmeliyiz” sözleri ile destek verdi.
Aynı gün Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakçıoğlu gazetelere boy boy “Dinin modernize edilmesi gerekir. Dindarlığımızı içinde bulunduğumuz ortama uydurmak gerekir. Dini biraz hafifletmek gerekir.Yapacağımız şey, insanların din algılamasını düzeltmek, tarihten bulaşmış şeyleri ayıklamak. Sarıklı cüppeli bir dini otorite istemiyoruz. Dinde aslolan Allahı sevmektir. Onun dışındaki, namaz kılma, oruç tutma… gibi şeyler bireysel tercihtir.” türünden demeçler verildi.
Gazetelerdeki, açıklamaları yetmedi, Bardakçıoğlu aynı gün canlı televizyon programlarına çıkarak refom fikri vurgulandı: “ Bugün yaşanan İslam, Emevi, Osmanlı İslamıdır. 21. Asırdayız, eski uygulamalara bağlı kalamayız. Zamanımız şartlarına göre, İslamı yeniden dizayn etmeliyiz. Dinimiz neleri yiyeceğimizi, içeceğimizi bildirmez. Sadece iyi bir insan nasıl olur onu bildirir. ” türünden açıklamalarla “Reform” arayışlarına destek verildi. Ertesi gün gazete ve TV muhabirlerini toplayıp yayınlayacakları kitapçıklarla , “ Müslümanlara yeni bir İslam elbisesi giydireceğiz!” mesajını verdi.

Arkasından, GOETHE INSTITUT, Alexander von Humboldt ve Konrad Adenauer Vakıfları, İstanbul Armada otelinde, “Türkiye ve Avrupa’da Din, Devlet ve Toplum- Dinlerarası Barışçı bir Ortak Yaşam için Olanaklar ve Engeller” adı altında bir konferans düzenlediler. Toplantıya Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu ve dinlerarası diyalog faaliyetlerinin önde gelen temsilcileri katıldı. (Son zamanlardaki diyalog toplantılarında olduğu gibi, bu toplantıda da, “Yahudi temsilcileri” göremedim. Yahudiler uyanık. Baktılar bu iş birliğinde kendilerine bir fayda yok, parsayı Hıristiyanlar toplayacak, bunun için diyalog projesine mesafeliler.)

Sizce bu üst üste yapılan konuşmalar, konferanslar yönlendirmeler bir tesadüf müdür yoksa, belli bir merkezden düğmeye basma ürünü müdür? Bana sorarsanız ikinci şık daha kuvvetli. Hepsi söz birliği etmişcesine aynı şeyleri söylüyorlar çünkü.
Söylenenler de, Batı’nın, Vatikan’ın el altından İslam âlemine enjekte ettiği fikirler. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, artık İslam alemi isimleri Müslüman da olsa, Batı gibi düşünmekte, Batı gibi yaşamaktadır. Batının da istediği zaten budur. Duydunuz mu bilmiyorum Hıristiyan aleminde, “ İnvisible Church” yani “Gözle görünmeyen Kilise” diye bir kavram vardır.

Vatikanın iç yüzünü anlatan, Müslümanları Hıristiyanlaştırmak için çevirdikleri dolapları belgeleri ile ortaya koyan Aytunç Altındal “Vatikan ve Malta Şövalyeleri” (Yeni Avrasya Yayınları) kitabında kendi dillerinde bu tabirin ne mana ifade ettiğini şöyle bildirir: “ Şahısların Müslümanlıktan Hıristiyanlığa geçmesi gerekmez. Oldukları yerde, oldukları gibi kalsınlar. Ama bizim istediğimiz gibi düşünsünler. Müslüman gibi düşünmesinler. Fakat müslüman gibi düşündüğüne,Müslüman gibi yaşadığına inansınlar”
Bugünkü İslam âleminin durumuna bakınca, bu hususta ne kadar mesafe aldıkları açıkca görülüyor değil mi? Şimdi gelelim yukarıdaki iddialara: Daha önce bahsettim, varlık sebebi İslamiyeti yaşamak ve yaşatmak olan, bu konuda hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan Osmanlının yaşadığı İslam yanlış; bunların ki doğru, öyle mi? İslama Batı’nın penceresinden bakan kimselerin getireceği İslamın doğru olma ihtimali var mı sizce? Maksat, sadece Allahı sevmekmiş. Sevmenin alameti namaz kılmak, oruç tutmak değil mi? Papanın, papazın cübbesi takkesi; elektronik çağda iki bin yıllık ibdidai çan çalması gericilik değil: imamların cübbesi, sarığı gericilik öyle mi?

Daha önce de bildirdiğimiz gibi, Batı’nın dolayısı ile bunların borazanlığını yapan sözde aydınların yeni, modern İslamdan anladıkları, emir ve yasağı olmayan, (aynen Hıristiyanlıkta olduğu gibi) nakle yani vahye dayanmayan insanların düşüncesine dayalı felsefi bir sistem.

Amaçları; böylece, ismi İslam olan gerçekte İslamla ilgisi olmayan yeni bir din ortaya koymak.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

ONBİN TÜRK GENCİ HIRİSTİYAN OLDU!

Posted by Site - Yönetici Temmuz 10, 2016

Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

ONBİN TÜRK GENCİ HIRİSTİYAN OLDU!

Yıllardır yazıyoruz: Batı’nın Anadolu’da gözü var; uzun vadede ülkemiz insanlarını önce Hıristiyanlaştırıp sonra da, Anadolu’ya kültürel yönden sahip olmak, arkasından da Osmanlı, Selçuklu öncesine geri döndürmek… diye. Son yıllarda yoğunlaşan Misyonerlik faaliyetleri bu sinsi planın iyice ortaya çıkmaya başladığını göstermektedir.

Toplumun her kesiminden hissedilmeye başlandı bu Anadolu’yu eski halina çevirme gayretleri. Türk Diyanet Vakıf-Sen Başkanı Bilal Eser’in bu konularla ilgili açıklamaları tüyler ürpertici. Ülkemizdeki bu vahim durumu bakınız sayın Eser nasıl açıklıyor:
Şu anda Türkiye’de 150 bin misyoner geziyor. Bunlar ilçelere hatta köylere kadar ulaşmış durumdalar. Daha ziyade gençler üzerinde faaliyet gösteriyorlar. Özellikle de üniversiteliler üzerinde. Ülkemizde en fazla zayiat veren il Antalya. Misyonerler o kadar planlı, programlı yürütüyorlar ki bu işi, gördüğünüz, duyduğunuz zaman tüyleriniz diken diken oluyor. Adamlar daha önce Türkiye’ye gelmiş araştırma yapmışlar. Sonra ülkelerinde ‘bu insanları nasıl bu yola sevk ederiz’ diye düşünmüşler.. Etütlerini tamamladıktan sonra gelmişler ülkemize, planlarını bu çerçevede ortaya koyuyorlar.

Hıristiyan misyonerler iki bölüme ayrılıyor. Birini Protestan, diğerini ise Katolik misyonerler oluşturuyor. Protestan olanlar bunların ayak kesimi.. Ama Katolik misyonerler öyle değil. Bunlar, büyük para babaları. Kökü dışarıda olan bazı kuruluşlarla irtibat ve işbirliği halinde. Medyayı etkiliyorlar. Yıllar önce İzmir’de bir okulda bir olay cereyan etti. Basının, iki öğrencinin dinden çıktığını duyurması ve olayın üzerine gitmesi sonucu sözkonusu okulun kapatılması ile sonuçlandı olay. Ama bugün bazı medya organlarında misyonerler reklamlarını yapabiliyorlar. Nereden nereye.. Adamlar iliklerimize kadar işleme cüretini gösterebiliyorlar ve bunu ellerini kollarını sallaya sallaya yapabiliyorlar.
Bunların yoğun propagandaları sebebiyle 10 bin gencimiz Hıristiyan olmuştur. Bu konuda vebal; Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve İlahiyat Fakülteleri’ndedir. Diyanet İşleri Başkanlığı üzerine düşeni tam olarak yerine getirseydi, biz bu gençleri kaybetmeyebilirdik.” (Vakit, 30.12.2003)

Hadiseye sadece dini yönden bakmak da yanlış olur. Yukarıda bahsettğimiz gibi bu faaliyetlerin arkasında emperyalizm, sömürü, siyasî emeller bulunmaktadır. Onlar Anadolu’yu “Gasb edilmiş bir yurt” olarak görüyorlar ve yeniden fethetmek istiyorlar. Tıpkı Endülüs’te yapmış oldukları gibi Anadolu’dan da Müslümanları tamamen çıkartıp burayı bir Bizans ülkesi haline getirme siyaset ve stratejisini takip ediyorlar. Dolayısıyla misyonerlik faaliyetleri bizim varlığımızla, varoluşumuzla ilgili hayatî bir tehlike ve tehdittir. Batı dünyasındaki Hıristiyan gençlerin Müslüman olmasında , onlar açısından böyle bir tehdit ve tehlike yoktur.

İnsanlık tarihi boyunca inançlar, dinler mücadelesi olmuş, bundan sonra da olacak. Bugün yasalar gereği her insanın kendi düşüncesini yayma hakkı vardır. Fakat bunun eşit şartlarda olması lazım. Oyunun kuralına göre oynanması lazım. Eğer oyunda şike varsa, hile varsa herkesin neticeye itiraz hakkı olur.
İki asırdır; çeşitli hileler, desiselerle güçten, kuvvetten düşürülmüş, ekonomik yönden çökertilmiş, kör topal hale getirilmiş, ayakta zor duran bir Müslüman, dünyanın süper gücü ABD ve AB ülkelerini arkasına almış, her türlü ekonomik, siyasi desteğini sağlamış Misyonerler karşısında nasıl mücadele edecek? Buna eşit şartlarda mücadele denebilir mi?

Fakat herşeye rağmen kör topal da olsa, kendimizi ve çoluk çocuğumuzu dini yönden en iyi şekilde yetiştirip dinimizi, ülkemizi bu büyük tehlikeden korumak zorundayız. Biz elimizden geleni yaparsak mesele kalmaz. Onların bir hesabı varsa Cenab-ı Hakkın da bir hesabı var.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Ulu Hakan Abdülhamit Hanın Hanımı Müşfika Hanımefendi..

Posted by Site - Yönetici Temmuz 9, 2016

Ulu Hakan Abdülhamit Hanın Hanımı Müşfika Hanımefend

Ulu Hakan Abdülhamit Hanın Hanımı Müşfika Hanımefendi..

Cennetmekan Abdülhamit Hanın kollarında ruhunu teslim ettiği
Biricik Eşi Müşfika Hanımefendinin nadir fotoğraflarından biri bu.
Koskoca Hünkar’dan kalan mirası ise resimde görülen bu soba ve duvarda asılı”Gönül tahtına senden özge sultan olmaya Ya Rab” yazılı bir levha..

Vefatından önce tam 30 yıl evinden hiç çıkmamış.

Elbette Müşfika Hanımefendi de kocasına çok bağlıydı ve hiç unutamamıştı.Koca Hünkarın vefatından sonra 30 yıl evinden çıkmaması oldukça ibretlidir.Ama o kocasının üzüntüsünü duvarda ki “Gönül tahtına senden özge sultan olmaya Ya Rab“,yani kalbime Allah’dan daha iyi ve güzeli var mı levhasıyla teselli olmuştu..Çok hisse kapılacak bir levha

Bir röportajında muhabir; “30 yıldır kapıdan çıkmadığınıza göre vücut hareketiniz çok az oluyor demektir. Hiç rahatsızlık çekmiyor musunuz?“diye sorunca cevabı çok hoştur ;”Namaz kılıyorum evladım. Beş vakit namaz beni hem Allah’ıma yaklaştırıyor, hem de sıhhat kazandırıyor. Namazdan iyi hareket olur mu?

Mübarek ruhuna fatiha.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 659 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: