Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

NİHAİ HEDEF ANADOLU – Dinler Arası Diyalog Tuzagı

Posted by Site - Yönetici Eylül 28, 2016

dinler-arasi-diyalog-tuzagi

NİHAİ HEDEF ANADOLU – Dinler Arası Diyalog Tuzagı

Dinlerarası diyalogta, Vatikan samimi değil. İkiyüzlülük ediyor. Bunu anlayan, Yahudiler başlangıçta taraftar görünmekle beraber, bu beraberlikten daha sonra çekildiler. Diyalog, dinlerarası değil Hıristiyan – Müslüman diyaloğu haline geldi.

Diyalog konusunda Diyanet de uyanmaya başladı. Diyanet İşleri Başkanı Vatikan’ın samiyetsizliğinden şikayetçi. Bu konu ile ilgili gazetelerde yayınlanan haber şöyle: “Diyanet İşleri eski Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, Tiflis’te katıldığı ‘‘Kafkaslarda Barış İçin İşbirliği ve Dinlerarası Diyalog Toplantısı’’nda, misyonerlik konusunu gündeme getirerek, diğer dinlerin temsilcilerine, artan misyonerlik faaliyetlerinin dinlerarası diyaloğa gölge düşürdüğünü söyledi.
Şûra’da, diyalog için samimiyetin şart olduğunu kaydeden Yılmaz, herkes dinini seçmekte özgürdür. Kimsenin baskı altında tutulmaması gerekir. Dinlerarası diyaloğun sonuç verebilmesi için misyonerlik faaliyetlerine son verilmesi gerektiğini, söyledi.
Ayrıca, Başkanlığın camilerde okunması için hazırladığı hutbede de, misyonerlik çalışmalarına karşı sert bir tepki gösterilecek ve vatandaşlar ‘‘Misyonerlik Faaliyetlerine Dikkat Edelim’’ başlıklı bir hutbe ile uyarılacak, denildi.

Vatikan’ın samimiyetsizliği, misyonerlik faaliyetleri ciddi boyutlara ulaşmış olacak ki, Yılmaz, Adapazarı’nda yaptığı konuşmada da bu konuya değindi. Deprem bölgesinde 100 kişinin dinini değiştirdiğinin tespit edildiğini belirterek, para karşılığı insanların vicdanlarının satın alınmasını, hiçbir dinin doğru bulmayacağına işaret etti. İnsanların düştüğü zor durumdan yararlanılmak istenildiğini, misyonerlik faaliyetlerine aldanmamak için “En başta İslam dinini iyi öğrenmek gelir” dedi.
Bunun böyle olacağı baştan belliydi. Biraz geç de olsa, “ Ne oluyor, anlaşmamız böyle değildi” noktasına gelinmesi de bir ilerleme sayılır. Çünkü hâlâ uyanamayanlar var. Nitekim, dinlerarası diyaloğun gayri resmi temsilcileri hâlâ tam gaz diyaloğu savunmaya devam ediyorlar.

Bu tür diyaloglarda tarafların netice alabilmeleri için, fikrin, inancın doğruluğu yanında güç dengesinin de rolü büyüktür. Maddi gücü, üstünlüğü olan, daha çok taraftar toplar. Hele Türkiye ve diğer Türk devletlerinde olduğu gibi, ekonomik sıkıntı içinde olan, açlık içinde kıvranan insanları kandırmak ve onların sıkıntılı hallerini istismar etmek daha kolay olmaktadır.

Misyonerlerin dağıttıkları paranın haddi hesabı yok. Vatikan’ın yardım teşkilatı temsilcisi, depremden sonra, 13 milyon dolar yardım yaptıklarını söyledi. Bu açıklanan resmi rakam, açıklanmayan kimbilir bunun kaç katı.

Bu faaliyetin neticesinde, son yıllarda otuz binden fazla Türk, Hıristiyan olmuştur. Nasıl ve niçin din değiştirdikleri bellidir. Bu otuz binden fazla kişi para gücüyle din değiştirmiştir. Sefalet çeken, geçim sıkıntısı içinde kıvranan insanları parayla kendi dinine çekmek diyalog anlaşmasına uyuyor mu?

Aslında Müslüman iken Hıristiyan olmuş değillerdir bunlar. Uzun yıllar, din eğitiminden, dini şuurdan uzak bırakılmış, dolayısıyla, dinle ilgileri kalmamış kimselerdi. Onlar için ha Müslüman kimliği ha Hıristiyan kimliği fark etmiyordu zaten. Dinini bilen bir kimsenin Hıristiyan olduğu hiç görülmemiştir.

Misyonerlik faaliyetlerine sadece dini açıdan bakmak da yanlış olur. Çünkü Vatikan’ın nihai hedefi bu değil. Esas maksat ülkemiz. Nitekim, Osmanlı İmparatorluğunun kuyusunu bu misyonerler kazmıştı. Tanzimattan sonra, açılmasına iyi niyetle müsaade edilen yabancı okullar, yoğun bir şekilde misyonerlik faaliyetine girmişler ve yetiştirdikleri kimseleri devletin üst kademelerine getirerek Osmanlının yıkılışını sağlamışlardır. Vatikan’ın nihaî hedefleri Anadolu’dur. “Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü” adı altında Anadolu’yu tamamen Hıristiyanlaştırarak eski haline döndürmek istiyorlar.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

HAYIR VE ŞER, İKİ MEYVEDİR

Posted by Site - Yönetici Eylül 27, 2016

duakabe

HAYIR VE ŞER, İKİ MEYVEDİR

Hayrı ve şerri iki cins meyve gör. Bunların kökü, bittiği yer aynı… Aynı ağacın iki ayrı dalında yetişirler. Fakat biri tatlı, biri acı…
Bir dalda beldeler, iklimler, küreler bulunur. İşte bu dal da meyve yüklüdür. Ve bu meyve acıdır. Bundan uzaklaş, her şeyi ile ondan uzak ol…
Tatlı ağaca yanaş. Onun yetiştiricisi ve hâdimi [Hizmet edeni] ol…
Bu dalları ve meyvelerini iyi tanı. Her ikisini iyi bil. Fakat, sabret ve onun yetişmesini bekle… Ve kuvvetli ol.
Sakın ve çok çekin!..
Acı ve tatsız meyveli dala yanaşma. Ondan yediğin an helak olursun, onun acısı seni helak eder.
Daima dikkatli, ölçülü olmalısın. Elinde ölçü olarak Allah’ın (CC) Peygamber’inin (AS) emri olmalı. Bu ölçüler elinde olmadan meyveleri ayırt etmek senin için kolay olmaz. Yoluna böyle devam ettikçe, rahat, huzur ve emniyet içinde olursun.

Şunu iyi bil ki bütün bu kötülükler, o acı meyveden doğar. Onu terkettiğin an felaket ve beladan uzak kalırsın.
Her iki meyveyi de önüne koy ve bak. Şekilleri aynı, tatları ayrıdır. Çok kere bilmeden veya ölçüsüzlük yüzünden bir uçuruma düşersin. Ona el atar, hata edersin. Ve onu bu hatanın mükafatı (!) yersin.
Belki bir an için sana lezzet verir. Şehevi arzularını tahrik eder, hoşlanırsın. Fakat yapacağı felaketi takdir edemezsin, dimağını bozar. Manevi teneffüs cihazını berbat eder. Bütün acılığı damarlarına yayılır. Vücudun bütün parçalarını kaplar.
Sonra yapacağı felaketler saymakla bitmez ki… Bu durumda belki bir an kendine gelir, ağzındaki acıyı gidermek için su alırsın, ama çaresiz… Hiçbir fayda vermez.
Çünkü o zehir vücuduna yayılmıştır…
Eğer ölçüleri iyi kullanıp tatlı meyvayı yeseydin, durum böyle olmazdı. Her halinde iyilik görünür ve bütün varlığın hoşlukta toplanırdı…
Hal malum… İkinci bir iş yapman lazım. Bu muhakkak bilinmelidir ki, ikinci sefer el atacağın acı meyva olmamalı. Eğer bir daha düşersen kalkman zor olur. Az önce anlattıklarım, birer birer felaket halinde başına çöker, kurtulamazsın.
İyilik timsali olan ağaçtan ve meyveden uzaklaşma. Onu bilmemezlikten gelme. Her yerde onu ara ve onunla olmaya bak. Ve daima onunla olmaya alış, hak ölçüleri elden bırakmamaya çabala…
Bir daha hatırlatmak lazım gelirse “hayır ve şer ilâhî birer fiildir.” Bunların faili , ilâhi kudret ve yürüten o kuvvettir. Nasıl ki Allah-ü Teala (CC):
– “Allah (CC), sizi ve yaptığınız işleri halk etti.”
Buyurur, Peygamber (SAV) Efendimiz de bu manaya işaret ederek şöyle buyurur:
– “Allah (CC) zalimi de zulmü de yarattı.”
Kulların yaptıkları iş, bizzat ilâhî kudretin eseridir. Yapılan işin ne olacağını Allah (CC) haber veriyor.
İşte bu durum, Hâlıkla (CC) mahlûk arasındaki farkı gösterir. Allah (CC) yaratır, kul iradesini kullanarak kesbeder.
Cennet, Allah’ın (CC) sevdiği kullarına bir ihsanıdır, fazlıdır. Oraya bu ihsan ve fazılla girilir. Ayrıca dereceleri, dünyade yapılan iyi amellerle verilir.
Peygamber (SAV) Efendimiz, bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyuruyor:
– “Hiç kimse ameli ile cenneti kazanamaz.”
Buna karşılık Sahabe (RA):
– “Sen de mi ya Rasulallah (SAV)?”
Diye sorunca, cevaben:
– “Evet, ben de; ne var ki Allah (CC) beni rahmetine garketmiştir.”
Buyurdu ve elini başı üzerine koydu. Bu Hadis-i Şerifi Hz. Aişe (RA) rivayet etmiştir.
Sen, ilâhi emre uyduğun, kötü yollardan korktuğun müddet korkma, en doğrulukla Hakk’a (CC) teslim ol, şerden korunursun. Hayır ve fazilet seni bulur. Din ve dünya yönünden ilâhi bir muhafaza içinde olursun.
Dünyadaki hâlin şu ilâhi sözle anlatılır:
– “Böylece ondan kötülükleri geri çevirdik; çünkü o, bizim ihlas sahibi kullarımızdandı.”
Dini bakımdan mahfuz olmak, yina şu ilâhi kelamla anlatılıyor:
– “Siz, Allah’a (CC) iman eder, ona şükredersiniz, neden size azap etsin? Allah (CC) şükredenleri, iman edenleri bilir.”
Şükreden bir müminin yanında bela ne arar. Çünkü afiyet ona beladan daha yakındır. O insan, her an iyilik görür ve iyiliği artar. Allah-ü Teala (CC) şöyle buyuruyor:
– “Eğer şükrederseniz rahatınız artar.”
İman nuru büyüktür; bu nur kıyamet günü cehennem ateşini söndürür. Dünya belası cehennem ateşi yanında hiçtir. O azim azap ateşini söndüren iman nuru dünya belasını nasıl yenmez? Kuvvetli bir iman sahibine bela yanaşmaz. Şu var ki; o belalı insan ilâhi cezbeye kapılan büyük bir veli ola… Elbette o aziz kulun başından bela eksik olmaz. Çünkü bu hal, onu dünyada kötülüklerden saklar.
Birçok bela çeşitleri vardır. İnsanın dünyevi sefahattan korunması için paradan yana nasipsiz olur. Şehevi arzuların ölmesi için, bazı zahirde nimet gibi görünen şeylerden mahrum olur. Halkın, sahte teveccühünden azad olması için, sevgilerini kazanamaz; çeşitli isimler takar, ondan hoşlanmazlar.
Bu hal dışında bir felaket gibi görülür; fakat değildir. O bilir ki; her önüne gelen insanla sohbet, onların sahte sevgisini kazanmak, onlarla geceli gündüzlü oturup bir manevi zarardır.
Manen yükselmeye namzed olan büyük insanlar, sayılan belalara düçardır; fakat onlar için bu bela değil bir rahmettir.
Bu, zahirde bir bela gibi görünen ilahi rahmet sayesinde kalb temiz olur. Hakk’ın (CC) tevhidinden başka bir şey kalmaz. Kalb, yalnız marifet-i İlâhiyenin yeri, ilâhi ilim ve feyzin kaynağıdır. Nura kavuşmak, Hakk’a (CC) ermek ve O’na (CC) kurbiyetin yolu oradan geçer.
Bu kalb tek şey için yaratılmıştır; ikincisi sığmaz. Ayet;
– “Allah (CC), iki kalbe sahip bir kişi yaratmamıştır.”
Bir kalbde iki sevgi yaşayamaz.
– “Padişahlar bir beldeye girince orayı darmadağın ederler. Eşrafını zelil ederler.”
İşte bu sebeptendir ki; İlâhi sevginin girdiği yerde başkalarının işi kalmaz.
Başkasının sözü geçtiği yerde ise ilâhi feyz olmaz. Kalbinden kötülükleri at;
göreceksin ki, ilâhi feyz her yanını sarmış…
Kalbindeki sevgi, şeytan, nefis ve şahsi arzular olunca senden iyi hareket çıkmaz.
Her hareketin isyan, boş ve lüzumsuz şeyler olur. Çünkü senin efendin şeytan olmuştur. Ama kalbinde İlâhi sevgi yer tutunca o zaman göreceksin ki, her kötülük kendiliğinden yok oluyor. Zaten kalb yalnız ilâhi tevhid ve ilâhi marifet için yaratılmıştır, daha sonra bir şey eklemek icap ederse; Kalb, içinde Allah (CC) sevgisi yaşadıkça kalb’dir… İlâhi feyzin süre insan için faydalıdır.
İşte anlatılanlar ve hadiseler gösteriyor ki, ilâhi rahmete erişmek için her maddi varlıktan ve sevgiden kalbi temiz tutmak gerek. Bu temizlik kolay olmaz; bir çok belalar ve felaketler insanı sarar.
Herhangi bir felaket karşısında insan, azmini kaybetmeyecek. Çünkü o bir nevi nimettir. İyi düşünülürse, belanın en büyüğü Peygamberlere (AS) ve onların yakınlarına, daha sonra sırasıyla olmuştur. Bu durumu Peygamber (SAV) Efendimiz
şöyle haber verir:
– “Biz Peygamberler (AS) zümresi, diğer insanlara nazaran belanın en büyüğünü
yüklenmişiz. Daha sonra sırası ile….”
– “Allah’ı (CC) en çok ben bilirim ve O’ndan (CC) en çok korkarım.”
İkinci Hadis-i Şerif’de, büyük bir manaya işaret vardır. Sultana yakınlık hasıl olunca, o nisbette korku ve çekinme çoğalır. Sebebi: Padişahın gözü önündedir,
hiçbir hareketi onun gözünden kaçmaz. En küçük hatası dahi görülür ve ona göre ceza çeker.
Burada şöyle bir soru akla gelir:
– “İnsanlar Allah’a (CC) göre tek şahıs hükmündedir. Hiçbir hareket ondan gizli değildir. O halde: Padişaha yakın olana ayrı ceza verilir şeklindeki cümlenin manası nedir?”
Biz buna cevap olarak deriz ki:
– “Derece yükseldikçe, rütbe büyüdükçe hatalar gözle görülür; çünkü insan hata işlemeye daima meyyaldir. Bu halde, verilmiş olan nimetlerin en ufağını dahi azımsayan, büyük hatalı sayılır. Daima şükretmek her kula vazifedir ama, o seçilmiş kul için en büyük vazifedir. Bu arada şunu da söylemek caizdir: Bir veli ve bir Allah
(CC) dostu için, azıcık ibadetten yaya kalma büyük bir hatadır; kullukta noksandır.
Allah-ü Teala (CC) bu durumu şöyle anlatır:
– “Ey peygamberlerin hanımları, sizden her hanginiz bir hata yaparsa, diğer hanımlara nazaran cezası iki misli olur.”
İşte görülüyor ki, derece farkı mevcuttur. Bu sebepten Allah-ü Teala (CC)
Peygamberin (SAV) zevceleri ile diğerlerini ayırıyor. Hal böyle olunca, Allah’ın (CC) rahmet ve feyzine vasıl olanların ayrı durumunu takdir kolay olur:
Allah-ü Teala (CC) bütün benzerliklerden beridir. Halktan O’na (CC) bir şey benzemez. İşiten ve gören O’dur (CC). Doğru yola Allah (CC) hidayet eder.

Kaynak : Futuhu`l Gayb – Abdulkadir Geylani

Posted in Abdülkadir Geylani, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

ADIM ADIM HEDEFE -Dinler Arası Diyalog Tuzagı

Posted by Site - Yönetici Eylül 22, 2016

patrik-erenol-cenazeadim-adim-hedefe-dinler-arasi-diyalog-tuzagicenaze_2

ADIM ADIM HEDEFE -Dinler Arası Diyalog Tuzagı

Dinlerarası diyalog adım adım hedefine ulaşıyor. Diyalogçuların gönlü rahat olsun!
Müslümanların, noel ayinlerine katılması, ortak nikah merasimi ve Hıristiyan temsilcilerin Ramazanlarda iftar yemeklerinde beraberce dua etmelerinin ardından, şimdi de, ortak cenaze merasimi beraberliği başladı.

Geçenlerde biliyorsunuz, Patrik Selçuk Erenerol öldü.Toprağı bol olsun. Fakat, cenaze merasimi daha önceki bildiğimiz gayri müslim cenaze merasimlerinden farklı oldu. Cenazeye Hıristiyan ve Müslüman din adamları da katılarak dua ettiler. Şimdi bununla ilgili habere bir göz atalım:
“Patrik Selçuk Erenerol’un cenaze töreni, hem Ortodoks, hem de İslam usulüne uygun yapıldı. Bulgar Kilisesi Başpapazı Kostas’ın yönettiği ayine ilahiyat mensupları da katılarak dua ettiler. Profesör Zekeriya Beyaz, ‘Selçuk kulun dinine, milletine, vatanına, bayrağına bağlı yaşadı. Onu Hazreti Muhammed, Hazreti İsa aleyhisselam şefaatine nail eyle yarabbim. Allah rahmet eylesin’ dedi ve Fatiha okudu. Bazı parti yöneticileri bizzat katılırken, bazıları da çelenk gönderdi. Selçuk Erenerol , Kilisedeki törenden sonra, Papa Eftim II Turgut Erenerol’un mezarının yanına defnedildi.” ( 23.12.2002 tarihli gazeteler)

Hani derler ya, buyurun cenaze namazına…Son günlerde olanlar tam buna uygun. Şimdi sormak lazım; merasim niçin sadece Hıristiyan adetlerine göre yapılmadı da, İslam adetleri de karıştırıldı. Bırakalım İslam açısından doğruluğunu yanlışlığını, Hıristiyanlık açısından da uygun bir iş değil bu. En azından, patriğe ve Hıristiyanlığa saygısızlıktır yapılan. Adam Hıristiyan olduğuna göre, merasimin sadece kendi dinine göre yapılması onun tabii hakkı değil mi?

Bütün bunlar “Dinlerarası Diyalog” rezaletinin neticesidir. Ben diyaloga karşı değilim. Fakat, ben diyaloğu onların anladığı gibi anlamıyorum. Zaten asırlardır bunlarla diyaloğumuz vardı. Her mahallede, aynı sokakta bunlarla beraber yaşadık. Birbirimizin sıkıntısına, yardımına koştuk. Aç iseler doyurduk, bakacak kimseleri yoksa, Devlet olarak, millet olarak baktık bakıştırdık. Fakat günlük yaşayışla ibadetlerimizi birbirine karıştırmadık. Onlar Kiliselerinde biz camilerimizde, herkes kendi dinine göre ibadetini serbestçe yaptı. Kimse, kimsenin ibadetine, ayinine karışmadı. İşte gerçek diyalog budur, benim anladığım, dinimizin de emrettiği diyalog budur. Hoşgörü budur.

Peki, diyalogçuluğun mimarı olan Vatikan bunu bilmiyor mu? Tabii ki biliyor. Öyleyse maksatları ne? Maksatları şu: Peygamber efendimizin bildirdiği ve 14 asırdır sarsılmadan devam ettirilen, dinimizin Hıristiyanlığa karşı olan bakış açısını değiştirmek. Müslümanlara, “Hıristiyanlığı da, İslamiyet gibi hak din olarak göstermek. Onlar da Allaha inanıyor biz de Allah’a inanıyoruz, Peygamberlerin farklı olması önemli değil” inancını yayarak, Müslümanların imanını sarsmak, dinden çıkartmak.
Halbuki İslâmiyete göre, bir insan, son peygamber Muhammed aleyhisselama inanmadıkça, O’na tabi olmadıkça, İslamiyeti son ve hak din, diğerlerini batıl, geçersiz din kabul etmedikçe Müslüman olamaz.

Eğer Hıristiyanlık ve diğer dinler, bozulmasaydı, doğru olsaydı, Muhammed aleyhisselamın gönderilmesi luzumsuz olmaz mıydı? Yine Peygamberimizin bütün ömrü boyunca, insanların kendisine inanmaları için mücadele etmesi, herkesi müslüman olmaya davet etmesi haşa lüzümsuz muydu?

Yine Muhammed aleyhisselâmın yolunda olan, İslam devletlerinin bütün dünyaya yayılıp, halkı müslüman olmaya davet etmeleri, bunu kabul etmeyenlerle, mücadele etmeleri, bu yolda milyonlarca şehid vermeleri boş şeyler miydi?

İşte bütün mesele burada düğümleniyor. Yavaş yavaş sinsice, başta Peygamber efendimiz olmak üzere, Müslümanların bugüne kadar yaptıklarının yanlış ve yersiz olduğu intibaını hafızalara hissettirmeden yerleştirmek.

Müslümanların dini yaymak gayretlerini yok etmek. Madem ki diğerleri de doğru, onlar da Cennete gidecek, benim İslamiyeti yaymama, insanların Müslüman olmaları için çalışmama ne gerek var, düşüncesini yerleştirmek. İslâmiyetin esası olan, emri marufu, nehyi münkeri yok etmek.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Tıbbın Aslı Nedir ?

Posted by Site - Yönetici Eylül 19, 2016

tibbin-asli-nedir

Tıbbın Aslı Nedir ?

Süleyman Aleyhisselam her sabah Mescid-i Aksâ’ya gelir, gönül huzuruyla ibâdet ederdi. Her gün orada yeni bir otun bittiğini görür, o otun ismini ve faydalarını öğrenirdi. Bir ota, ‘Senin adın nedir? Neye faydalısın, neye zararlısın?’ diye sorar:

Ben falanca otum. Şunlara yararlı, şunlara zararlıyım’ cevabını alırdı.

Hekimler de hangi otun neye iyi geldiğini Hazret-i Süleyman’dan öğrenirlerdi. Böylece tıp sahasında nice kitaplar yazıldı, birçok hastalığın çaresi bulundu.

Tıbbın aslı vahiydir. Basit akıl her şeyi bilemez. Belki anlayabilir, ama öğrenmek için peygambere muhtaçtır.

(Mesnevi’den Seçmeler, Çamlıca B.Y.)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

GIYBETTEN TEVBE…!

Posted by Site - Yönetici Eylül 18, 2016

giybet-dedikodu

GIYBETTEN TEVBE…!

Bir adam tâbiînden İbn-i Sîrîn’e (r.a.) ‘Ben senin gıybetini ettim. Bana hakkını helal et’ dedi. İbn-i Sîrîn (r.a.) “Ben Allâhü Teâlâ’nın haram kıldığı bir şeyi nasıl helal kabul ederim.” buyurdu.

İbn-i Sîrîn (r.a.) ona Allâhü Teâlâ’ya tevbe ve istiğfar ettikten sonra helâllik taleb etmesi gerektiğine işâret etmiştir.

Gıybet ettiği kimse gıybeti duymamışsa ona haber vermemeli, Allâhü Teâlâ’ya tevbe ve istiğfar etmelidir.

Onda olmayan bir şeyi söylemiş, yani iftirâda bulunmuş ise şu üç şeyi yapması gerekir:

1- İftirâ ederken yanında bulunanlara gidip “Ben yanınızda falan kimse hakkında şöyle söylemiştim. Ancak benim o sözlerim doğru değildir.” demeli.

2- İftirâ ettiği kişiye gidip ondan hakkını helal etmesini istemelidir.

3- Allâhü Teâlâ’ya tevbe ve istiğfarda bulunmalıdır.

İftirâdan daha büyük bir günah yoktur. Diğer günahlar için tevbe kâfi iken iftirada bu üç şart ile tevbe lazımdır.

Kaynak : Tenbîhü’l-Gâfilîn

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Gıybet Dedikodu, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

TEFEKKÜR GİBİ İBÂDET YOKTUR

Posted by Site - Yönetici Eylül 17, 2016

tefekkurlittle-girl-praying-2-800x600-copy

TEFEKKÜR GİBİ İBÂDET YOKTUR

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
Kim Allâhü Teâlâ’yı zikreder ve Allah korkusundan gözlerinden akan yaş yere düşerse kıyamet gününde Allâhü Teâlâ ona azab etmez.
(Hadîs-i Şerîf, Hâkim, el-Müstedrek)

Tefekkür en faziletli ibâdetlerdendir. Zira tefekkür kalb ile yapılan bir ameldir. Kalbin ameli, bedenin amelinden daha makbul ve üstündür.

Mikdâd bin Esved radıyallâhü anh anlattı:

Ebû Hüreyre’nin (r.a.) yanına gitmiştim. Bana dedi ki: Resûlullâh Efendimiz’den (s.a.v.): “Bir saat tefekkür bir sene ibadetten hayırlıdır” buyurduklarını işittim.

Sonra İbn-i Abbâs hazretlerinin yanına gittim. O da şöyle dedi: Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Bir saat tefekkür yedi sene ibadetten hayırlıdır.

Sonra Hazret-i Ebûbekr’in (r.a.) yanına vardım. O da şöyle dedi: “Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: Bir saat tefekkür yetmiş sene ibadetten hayırlıdır.”

Sonra Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) huzûruna vardım ve onların bana söylediklerini bildirdim. Peygamberimiz (s.a.v.): “Hepsi doğru söylediler” buyurdu ve “Onları bana çağır” diye emretti. Onları çağırdım.

Ebû Hüreyre’ye (r.a.): “Tefekkürün nasıldır ve neye dâirdir?” diye sordular, “Tefekkürüm Allâhü Teâlâ’nın: “…Ve göklerin ve yerin yaradılışında fikrederler.” meâlindeki (Âl-i İmrân sûresinin, 191.) âyet-i celîlesi hakkındadır” dedi.

Peygamberimiz (s.a.v.): “Senin tefekkürün bir sene ibadetten hayırlıdır” buyurdular.

Sonra İbn-i Abbâs’a (r.a.) tefekküründen sordular, “Benim tefekkürüm ölüm ve kıyâmetin korkunç hallerine dairdir” dedi.

Peygamberimiz (s.a.v.): “Senin tefekkürün yedi sene ibadetten hayırlıdır” buyurdular.

Sonra Hazret-i Ebûbekr’e: “Senin tefekkürün neye dairdir?” diye sordular; dedi ki: “Cehennem ve onun korkunç hallerini tefekkür eder ve derim ki: Yâ Rabbi, kıyâmet gününde beni öyle büyüt ki cesedim cehennemi doldursun da (müminlere) va‘din yerini bulsun, böylece Ümmet-i Muhammed’e cehennemde azâb etme.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Senin tefekkürün de yetmiş sene ibadetten hayırlıdır.” (Mir’âtü’l-Hâmidîn)

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

Posted by Site - Yönetici Eylül 11, 2016

Mubarek Kurban bayramınızı kutlar, daha nice bayramlara kavuşturmasını H,z Allah`tan temenni ve niyaz ederiz.

mubarek-kurban-bayraminizi-kutlar-daha-nice-bayramlara-kavusturmasini-hz-allahtan-temenni-ve-niyaz-ederiz

 

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

KURBAN KESTİKTEN SONRA NE YAPILIR?

Posted by Site - Yönetici Eylül 10, 2016

kurban-kesildikten-sonra-2-rekat-tesekkur-namazi-kilinireskisehir_adaklik_kurbanlik_koyun_koc_kuzu-1423840464-886-e-copy

KURBAN KESTİKTEN SONRA NE YAPILIR?

Kurban kesildikten sonra 2 rek’at teşekkür namazı kılınır. Fâtiha’dan sonra birinci rek’atte 1 Kevser Sûresi (İnnâ a’taynâ…), ikinci rek’atte 1 İhlâs Sûresi (Kul hüvallâhü ehad…) okunur. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

“Kurbanınızı kestiğinizde elinizdeki bıçağı bırakın. Sonra iki rek’at namaz kılın. Müslümanlardan hangisi bu iki rek’at namazı kılıp Allâhü Teâlâ’dan bir şey isterse Allâhü Teâlâ o kimseye elbette istediği şeyi verir.”

“Yâ Rabbi! Bu kurban (sığır, koyun veya keçi) sendendir, sanadır ve senin rızan içindir. Lütfunla ve kereminle Halîl’in İbrâhim (a.s.) ve İsmâîl (a.s.)’dan ve Habîb’in Muhammed’den (s.a.v.) kabul ettiğin gibi fazlın, lütfun ve kereminle kabul et; yâ Ekrame’l-Ekramîn!..” diye duâ edilir, dîn ve dünya hâcetleri istenir.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kurban, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

KURBAN KESEMEYENLER NE YAPMALIDIR?

Posted by Site - Yönetici Eylül 10, 2016

Hayvancılığın önemli merkezlerinden Şanlıurfa'da, Kurban Bayramı'na bir ay kala hayvan pazarları hareketlenmeye başladı. Yaklaşan bayram öncesi kurbanlık hayvanlar pazarlardaki yerini aldı. Besicilerden kimi henüz siftah yapamazken, kimisi ise ilk hayvanlarını satabilmenin mutluluğunu yaşıyor. (Rauf Maltaş - Anadolu Ajansı)

KURBAN KESEMEYENLER NE YAPMALIDIR?

Kurban kesmeye mâlî vaziyeti müsâit olmayanlar, bayramın birinci günü öğleden sonra iki rek’atte bir selâm ile altı rek’at namaz kılarlar.

Namaza şöyle niyet edilir: “Yâ Rabbi, âciz kulun kurban kesemedi. Kurban yerine şu vücûdumu huzûrunda yere sererek kurban ediyorum, beni de kurban kesenler meyânına kabul eyle.”

1. Rek’atte: 1 Fâtiha, 1 İnnâ enzelnâhü…,

2. Rek’atte: 1 Fâtiha, 1 İnnâ a’taynâ…,

3. Rek’atte: 1 Fâtiha, 1 Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn…,

4. Rek’atte: 1 Fâtiha, 1 İhlâs-ı şerif,

5. Rek’atte: 1 Fâtiha, 1 Felak sûresi,

6. Rek’atte: 1 Fâtiha, 1 Nâs sûresi okunur.

(Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

KURBAN BAYRAMI GÜNÜ MÜSTEHAB OLAN ŞEYLER

Posted by Site - Yönetici Eylül 10, 2016

duaciceknilferlerbs2copfp1

KURBAN BAYRAMI GÜNÜ MÜSTEHAB OLAN ŞEYLER

1) Bayram sabahı erken kalkmak.

2) Misvak kullanmak.

3) Gusletmek. (Boy abdesti almak)

4) Güzel koku sürünmek.

5) Temiz ve helâl elbise giymek.

6) Kurban Bayramı’nda imsak vaktinden bayram namazını kılıncaya kadar oruçlu gibi davranıp bir şey yiyip içmemek.

7) İlk yediği kurban eti olması için yemeği namazdan sonra yemek. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kurbanın ciğerinden yerlerdi.

8) Mümkün ise namaza yürüyerek gitmek.

9) Namazdan sonra başka bir yoldan dönmek.

10) Neşeli olmak.

11) Çok sadaka vermek.

12) “Tekabbelallâhü minnâ ve minküm” (Allah bizden ve sizden kabul buyursun.) diyerek müslümanlara, akraba, komşu ve sevdiklerine duâ etmek ve onlarla musâfaha etmek.

13) Kurban Bayramı namazına giderken yolda sesli tekbir getirmek.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: