Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Aç olan bir mü’mini doyurmak..

Posted by Site - Yönetici Mayıs 30, 2016

Aç olan bir mü’mini doyuranı, Allâhü Teâlâ (kıyâmet günü)
cennet meyveleriyle doyurur.

Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî

Aç olan bir mü’mini doyuranı, Allâhü Teâlâ (kıyâmet günü)
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Güzel Sözler

Posted by Site - Yönetici Mayıs 30, 2016

Güzel Sözler

Mevlana Güzel Sözler

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Güzel Sözler, Genel, H.z Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

KEKİK HER DERDE DEVA!

Posted by Site - Yönetici Mayıs 30, 2016

KEKİK HER DERDE DEVA,mucize bitki keki,kekik faydalari,

KEKİK HER DERDE DEVA!

Gerilimi azaltan, mikrop öldürücü özelliği bulunan kekik aynı zamanda cinsel isteği ve gücü de artırıyor

Kokusu, görünümü ve tadıyla çok sevilen kekik, sağlığınıza inanılmaz faydalar veriyor.

Tepeden tırnağa tüm vücuda bakın ne gibi etkileri var.

Bedeni kuvvetlendirir ve hazmı kolaylaştırır.
Sinirleri kuvvetlendirir ve iştahsızlığı giderir.
Cinsel isteği arttırır.
Hastalıklara karşı direnci arttırır ve çocuklarda görülen kansızlığa iyi gelir.
Kekik suyu ile banyo romatizma ağrılarını dindirir.

Yemeklere lezzet katan kekik tam bir şifa deposu.
Her derde deva kekiğin sağlığa faydalarından bazıları şöyle:

Akne tedavisinde temizleyici ve iyileştirici etkileri görülür.
Bademcik iltihaplarına iyi gelir. Dezenfekte edici balgam söktürücüdür.
Öksürük ve üst solunum yolları iltihabında çay ve gargara biçiminde kullanılmalıdır.
Akciğer ve bronşlar, mide ve bağırsaklar kekiğin başlıca kullanım alanlarıdır.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hz. Fatih’in 10 Unutulmaz Sözü

Posted by Site - Yönetici Mayıs 29, 2016

Hz. Fatih’in 10 Unutulmaz Sözü

Hz. Fatih’in 10 Unutulmaz Sözü

1-Ya İstanbul beni alacak ya ben İstanbul’u:
Kuşatmanın en bunalımlı anlarından birinde söylenmiş olan bu söz, Venedik’ten gelen üç geminin Osmanlı donanmasını yararak Haliç’ten içeriye gıda ve asker yardımı getirmesi üzerine söylenmiştir. Bu noktada genç Sultan, orduya ve komutanlarına çöken moral bozukluğu atmosferini dağıtmak için bir yandan Şeyh Akşemseddin’e fethin müyesser olması için dua ricasında bulunurken öbür yandan askeri tedbirler alıyor, karadan gemileri yürüterek Bizans’ın moralini çökertiyordu. İşte tam bu aşamada söylenmiş olan bu söz, aynı zamanda İstanbul alınamazsa kendisinin iktidarının, itirabarının ve Osmanlı’nın cihan devleti misyonunun da biteceğini ima ediyordu.

2-Âhirûn:
Sultan Mehmed “Fâtih” olduktan sonra İstanbul’un fethine tek bir kelimeyle tarih düşürmüştü. Âhirûn kelimesi sonrakiler, ahir zamandakiler gibi anlamlara geliyordu. Belki de büyük Sultan İstanbul’un fethinin ahir zamandaki bir çiçeklenmeyi sağlayacağı ümidiyle hicri takvimle fetih tarihi olan 857 yılını veren bu kelimeyi bulmuştu. Nitekim İstanbul’un ilk belediye başkanı sayılan Hızır Bey Çelebi de bu esrarengiz kelimeyi hoş bir beyit içinde şöyle formülleştirmişti:

Feth-i Stanbul’a fırsat bulmadılar evvelûn

Feth idüp Sultan Mehemmed didi tarih “Âhirûn”.

3-Hüner bir şehr bünyad eylemekdür

Reâya kalbin âbâd eylemekdür

İstanbul’un fethinden sonra asıl büyük fethe, yani ilim ve irfan yoluyla fethi kalıcı hale getirecek ikinci fethe girişen Fatih Sultan Mehmed 10 yıl sonra Fatih Medreselerini yaptırırken vakfiyesine asıl hünerin bir şehir kurmak ve orada yaşayanların kalplerini âbâd etmek olduğunu ustaca böyle ifade etmişti. Şehrin sadece taştan, topraktan, betondan ibaret bir yapı olmadığını, orada yaşayanların kalplerinin de imar edilmesi gerektiğini ifade eden bu hoş formülü belediyelerimizin duvarlarına yazmakta fayda vardır..

4-Benim kudretimin yettiği yerlere imparatorunuzun ümit ve emeli bile yetişemez:
Yıl 1452’dir. Genç Sultan İstanbul’a Karadeniz’den gelebilecek yardımların yolunu kesmek için, dedesinin babası Yıldırım Bayezid’in müthiş bir uzak görüşlülükle Boğazın Asya tarafına yaptırdığı Anadolu Hisarı’nın tam karşısına bu defa Rumeli Hisarı’nın yapım emrini vermiştir. İnşaat devam ederken gelen Bizans İmparatoru Konstantin’in bir elçi göndererek burasının Galata Cenevizlilerinin mülkü olduğunu ve inşaat yapamayacağını hatırlatan elçiye söylediği rivayet edilir. Bu sözden korkan Bizans İmparatorunun onun öfkesini yatıştırmak için hisarda çalışan ameleye yiyecek gönderdiği söylenir..

5-Eğer padişah siz iseniz geliniz ve ordunun başına geçiniz. Yok, eğer padişah ben isem size emrediyorum! Gelip ordunun başına geçiniz:

Daha ilk saltanatının sonunda, 1446 yılında vezirlerin, özellikle de Çandarlı Halil Paşa’nın baskısıyla babasını tahta çağıran bir mektupta bu sözü söylediği ifade edilen II. Mehmed’in mantık ilmine hakimiyeti de hayranlık vericidir. Muhatabına hareket imkânı bırakmayan bu ifade onun zihninin keskinliğini de ifade eder..

6-Yapmak istediğimi sakalımın bir teli bile bilseydi, sakalımın o telini hemen koparır ve yakardım:
Fatih sırlı bir padişahtı, sır olarak sakladığı şeyi kimseye söylememesiyle meşhurdu. Bir defasında seferin nereye yapıldığını sormak isteyen birisine karşı söylenen bu söz ile sırrına sahip çıkmanın önemini anlatmak istemiştir. Hele ki devlet idaresinde sır saklamak bir erdemdir..
.
7-Elimizde İslam kılıcı vardır:
Trabzon’u fethe giderken kendisine elçi olarak gelen Akkoyunlu Uzun Hasan’ın annesi Sare hatunun sarp yamaçlarda atından inip yaya olarak dağlara tırmanması üzerine Fatih Sultan Mehmed’e söylediği: “Ey oğul bu Trabzon’a bunca zahmet nedendir? Burasını gelinime bağışla” sözü üzerine ilk Osmanlı tarihçisi Aşıkpaşazade’ye göre şöyle demiştir. “Ana bu zahmet din yolunadır. Ahirette Allah huzuruna varınca inayet ola. Zira elimizde İslam kılıcı var. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmezsek bize gazi demek yalan olur.”.

8-İmtisal-i Cahidü fi’llah olubdur niyyetüm Din-i İslam’un mücerred gayretidür gayretüm

Fatih’in yazdığı bu beytin manası şöyledir: “Niyetim Allah uğruna cihad etmektir. Sadece İslam dini uğruna çalışmaktır gayretim.”.

9-Zülfünün zencirine bend eyledi şahum beni

Kulluğundan itmesün azad Allahum beni

Şahım beni saçının zincirine bağladı. Allahım beni kulluğundan azad eylemesin..

10-Ebaenced devletimüz çerağı küfr ehlinin yüreği yağı ile ruşendür:

Fatih bu sözü komutanlarıyla yaptığı bir istişare sırasında söylemiştir. Atalarımdan beri devletimizin çerağı (mumu) kâfirlerin yüreğini çok yaktığımız için onların yüreğinin yağıyla aydınlanmıştır..
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Güzel Sözler, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

MİSYONERLERİN SİNSİ OYUNLARI

Posted by Site - Yönetici Mayıs 29, 2016

MİSYONERLERİN SİNSİ OYUNLARI

MİSYONERLERİN SİNSİ OYUNLARI

Bütün İslam ülkelerinde olduğu gibi, ülkemizde de “misyonerlik” faaliyetleri son zamanlarda yoğun bir şekilde sürmektedir. Büyük şehirlerimizde apartman dairelerini “gizli kilise” lere dönüştürme planları işin vehametini göstermiştir. Çok şükür ki, Devletimiz, bu gayri meşru “gizli kilise” faaliyetine el koyup, yakın takibe aldı.
Bu faaliyet esnasında, memleketimizde ve diğer Müslüman ülkelerde her türlü melanet işlenmekte; cahil insanları tuzaklarına düşürebilmek için akıl almaz vaatlerde bulunmaktadırlar. Türk devletlerinde, Komünizm zulmü sebebiyle İslamiyetten uzaklaştırılmış sadece “Müslüman” olduğunu bilen, dinle ilgili hiçbir şey bilmeyen, geçim sıkıntısı ile kıvranan binlerce insan 40-50 dolar maaşla Hıristiyan yapılmaktadır.

Tarih boyunca doğru şeyler kendiliğinden, meşru bir şekilde, bozuk inançlar ise gizlilik içinde çeşitli örgütler tarafından cahil, çaresiz insanlar aldatılarak, istismar edilerek yayılmıştır.
Müslümanlar hiçbir zaman, hiçbir kimseyi, hiçbir milleti dolaylı veya doğrudan Müslüman olmaya zorlamamışlardır. İslamiyeti anlatmışlar, kendileri de İslamiyeti yaşayarak örnek olmuşlar, insanları inançlarında serbest bırakmışlardır. Çünkü, dinimizde zorlama, aldatma yoktur.
Hıristiyanlar ise tam tersine, önce savaşla, zorla, zulüm ile hile ile sinsice bozuk inançlarını yaymaya çalışmışlardır. Bu sebeple Haçlı Seferleri tertip edildi. Asırlarca süren kanlı savaşlar oldu. Bu savaşlarda Hıristiyanlar, gayelerine erişemedikleri gibi Müslümanların ilerlemesine de mâni olamadılar.

Kaba kuvvetle bir yere varamayacaklarını anlayan Batı, bu yolla Hıristiyanlaştıramayacağını anlayınca taktik değiştirdi. Papa ve Hıristiyan hükümdârlar bu işi barış yoluyla ve tatlılıkla, aldatarak, kandırarak sinsice yapmağa karar verdiler. İşte, bugünkü Hıristiyan misyonerliğinin kökü bu düşünceden kaynaklanıyor.

Misyonerler gayelerine erişmek için her türlü vasıtayı mubah gören bir zihniyete sâhiptirler. Bu yüzden, Afrika ve Asya milletlerini yıllar boyunca sömüren müstemlekecilerin ve emperyalistlerin en büyük yardımcıları Hıristiyan papazları olmuştur. Yerli halkı kendi dinlerine sokabilmek için, kanlı ve vahşi müstevlî ordularından meded ummuşlar ve bu uğurda en gayri insânî usullere başvurmaktan çekinmemişlerdir.

Misyonerler, girdikleri memlekette sadece kendi dinlerini yaymakla meşgul olmadılar. Çünkü biliyorlar ki, mahallî kültürleri yıkmadıkça, hiçbir yerli, Hıristiyanlığı kabul etmez. Onun için misyonerler evvelâ oradaki milleti meydana getiren maddî ve manevî kıymetler manzumesini soysuzlaştırmakla işe başlarlar.
Tahrip ettikleri millî duyguların enkazı üzerine kendi inançlarının binasını yükselteceklerini düşündüler. Ellerinde bütün imkânlarını bu yolda kullandılar. Ayrıca, milletleri sömürerek, politik ve ticârî hayatlarına hâkim olma yoluna girdiler.

İngiliz misyonerlerinden birisine ihtiyar bir Afrikalının verdiği şu cevap bu durumu çok açık ifâde etmektedir: “Siz buraya geldiğinizde bizim toprağımız vardı. Şimdi sizin toprağınız, bizim de “Kutsal kitab”ımız var!”

Maalesef yıllardır yapılan zehirli propagandalar, vaadler sebebiyle Afrika’da, son zamanlarda da Türk devletlerinde Hıristiyanlık hızla yayılmaktadır. İslamiyet için canını bile vermekten çekinmeyen şehidlerin, âlimlerin, evliyaların çocukları artık boyunlarında –bazıları süs için de olsa- haç taşımaktadırlar.

Bizim çocuklarımız, halkımız böyle olmaz demeyelim; onların babalarının, çocuklarının bu hale düşecekleri hiç akıllarına gelir mi idi? Gün bugündür; geç kalmadan gereken tedbirleri hemen almak zorundayız. Bunun için, dinimizi iyice öğrenmek, yaşamak ve gençlerimize onların anlayacağı lisan ile öğretmek mecburiyetindeyiz. Hiçbir kap boş kalmaz. Biz doldurmazsak birileri muhakkak doldurur!

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Beş Zulmetin Beş Işığı Vardır

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2016

Hazreti Ebubekir,Beş Zulmetin Beş Işığı Vardır

Beş Zulmetin Beş Işığı Vardır:

1-Dünya zulmetinin ışığı ibadettir.

2-Günah zulmetinin ışığı tevbedir.

3-Kabir zulmetinin ışığı, La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah demektir.

4-Âhiret karanlığının ışığı salih ameldir.

5-Sırat karanlığının ışığı yakîndir. (Doğru ve şüphesiz imandır.)

Hazreti Ebubekir (Radıyallahu anh)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Güzel Sözler, Genel, H.z Ebu Bekir, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

OSMANLININ YIKILIŞINDA MİSYONERLERİN ROLÜ

Posted by Site - Yönetici Mayıs 27, 2016

Osmanlının yıkılmasında Misyonerlerin rolü,osmanli-misyoner-okullari copy

OSMANLININ YIKILIŞINDA MİSYONERLERİN ROLÜ

İslâm memleketlerinde faaliyet gösteren misyonerler, Hıristiyanlığı yaymanın yanında, halkı bölücü ve yıkıcı kamplara ayırıp nihai hedef olarak devleti yıkmaya çalışmışlardır. Osmanlının yıkılmasında Misyonerlerin büyük rolü olmuştur. Osmanlının yıkılışında misyonerlerin etkisini iki noktada toplamak mümkündür:

1) Misyonerler, çeşitli bölgelerde yaşayan Ermeni, Rum, Bulgar vs. gibi Hıristiyan unsurların çocuklarını, açtıkları mekteplerde okutmuşlar ve onlara kendi milliyetçiliklerini aşılayarak, Osmanlı Devletine karşı isyana hazırlamışlardır.
Bir taraftan memleket içindeki çeşitli unsurların arasına tefrika ve nifak tohumları ekerken; öte yandan Avrupa ve Amerika kamuoyunu, Türkiye’nin aleyhine kışkırtıyor; kendi tahrikleriyle kopan isyanların bastırılmasını, “Türkler Hıristiyan ahâliyi kesiyor!” şeklinde propaganda yaparak, Batı âlemini aleyhimize karar almak üzere harekete getirmeye çalıştılar. Örneğin Bulgarların isyanına en fazla hizmet eden müessese, İstanbul’da Protestan misyonerleri tarafından işletilen Robert Koleji’dir.

Müslüman Rumeli’nin elimizden çıkmasına ve oradaki milyonlarca Müslümanın barbarca katledilmesine, geride kalanlarına ise, zulüm edilmesine, Bulgar yapılmak için zorlanmalarına, hep misyonerlerin ektikleri zehirli nifak tohumları sebep olmuştur.

Osmanlı Devletine bağlı Arap ülkelerinde yaşayan Hıristiyan Arap azınlıklara da, Beyrut’taki Katolik-Fransız ve Protestan-Amerikan üniversitelerindeki misyonerler, Arap milliyetçiliği aşılayarak, Arap halkı arasında da ayrılma ve parçalanma temâyüllerini körüklemişlerdi. Yemen’de 1905’te ve daha sonra çıkan isyan hareketlerinde önemli bir rol oynamışlardı.

2) Misyonerler ilk hamlede Müslüman Türkleri doğrudan doğruya Hıristiyan yapamıyacaklarını bildiklerinden, onların genç nesillerini dinsiz olarak yetiştirmek, bu durumdan doğan manevi buhrana çâre olarak Hıristiyanlığı takdim etmek istiyorlardı. Misyonerlerin bu siyasetini şu tâbirle açıklamak yerinde olur: “Ağaç, sapı kendi dallarından yapılan bir baltayla kesilir.
Onların nazarında ideal Türk münevveri, Tevfik Fikret’in oğlu Halûk’tur. Bilindiği üzere, babasının fikirleriyle yetişen ve tahsilini bir misyoner mektebinde yapan Halûk, dînini ve tâbiyetini değiştirerek bir Protestan papazı olmuş, Amerika’ya yerleşerek milletini ve vatanını inkâr etmiştir.

Misyonerler dinlerini yaymak için ilmî ve nazarî yollardan faydalanmazlar. Zîra ilim ve akıl vâsıtasıyla Hıristiyanlığın Müslümanlığa üstün olduğunu ispat etmeye imkân ve ihtimal olmadığını bilirler. Çünkü, Hıristiyanın okumuşu Müslüman; Müslümanın okumamışı, din cahili Hıristiyan olur. Bu yüzdendir ki, dolambaçlı ve sinsi yollara başvururlar. Dün de bugün de yaptıkları budur.

Zamanımızda eski sömürgecilik usulleri târihe karıştığından bunun yerine daha sinsi ve gizli bir sömürgecilik ikâme edilmektedir. Batı âlemi, Asya ve Afrika devletlerini eskisi gibi silah zoruyla ele geçirememektedir. Ancak, kültür, iktisat, ticâret sahalarında bu milletleri kendi hizmetinde kullanmağa devam etmektedir.
Bu yeni sömürgecilikte misyonerler ve onların açtıkları okullar önemli rol oynamıştır. Bu okullarda zehirlenerek yetişen ve bulundukları memleketlerde idari mevkilere geçen kimseler, sinsi sömürücülerin emellerine âlet olmaktadırlar.

Öyle ki, misyoner mekteplerinde yetişip, sonra da mühim mevkilere gelen bu tür devlet adamları, kendi öz milletlerine, müstemlekecilerden daha fazla zarar yapmaktadırlar. Onlar kendi vatanlarını bir “autocolonie” olarak idâre etmekte, içinden çıktıkları milleti ezip soymaktadırlar. Afganistan, Pakistan, Bangladeş gibi devletlerin bağımsız olduktan sonra başlarına geçenlerin çoğu bu tip insanlardı.

Misyonerlerin sinsi oyunlarına gelmemek için; milli, manevi değerlerimize sahip çıkmak, vatanımızın, milletimizin selameti için hepimizin önemli bir vatandaşlık vazifesi olduğunu unutmayalım!

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Şeytanın Nerde Bulunur ?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 26, 2016

Şeytanın Nerde Bulunur

Şeytanın Nerde Bulunur ?

İbni Abbâs (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. (Buyurdular): Muhakkak ki şeytan, erkekte üç yerde bulunur:

1- İki gözünde,
2- Kalbinde,
3- Zekerinde…

0 (şeytan) kadında da üç yerde bulunur:

1-İki gözünde,
2- Kalbinde,
3-Ve kalçalarında

Kaynak : Ed-Dürrü’l-Mensûr tefsiri, c.6 , s. 191,

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şeytan | Etiketler: | Leave a Comment »

Yolculuğun Sona Erip Ermemesi ( Seferilik hakkında )

Posted by Site - Yönetici Mayıs 25, 2016

Yolculuğun Sona Erip Ermemesi ( Seferilik hakkında ),seferilik-hukumleri-cagimizda-gecerli-mi

Yolculuğun Sona Erip Ermemesi ( Seferilik hakkında )

273- Asıl vatana dönmekle yolculuk hali sona erer. Orada ikamete niyet edilmesi gerekmez. İkamet vatanı böyle değildir, orada (en az onbeş gün) oturmaya niyet lazımdır.

274- Bir insanın doğup büyüdüğü veya evlenip içinde yaşamak istediği veya içinde barınmayı kasdedip başka bir yere yerleşmek için gitmek istemediği yer, onun “asıl vatanı”dır!. Bir kimsenin böyle doğduğu, evlendiği, içinde yerleşmeye karar verdiği yer olmayıp yalnız içinde en az onbeş gün kalmak istediği yer de, onun için bir “İkamet Vatanı”dır. Yeter ki o yer, böyle oturmaya uygun olsun.
Bir misafir için, onbeş günden az oturmak istediği yerde onun “Sükna Vatanıdır”. Buna itibar edilmez. Bununla vatan-ı aslî de değişmez, vatan-ı ikamet de değişmez. Burada yolculuk hükümleri uygulanır.

275- Asıl vatan, kendi misli ile bozulur, ikamet vatanı ile bozulmaz. Şöyle ki: Bir kimse içinde doğup büyüdüğü veya evlendiği yeri terk edip başka bir beldeye yerleşse, artık önceki vatanı, asıl olmaktan çıkar. Sonradan orada olsa, onbeş gün oturmaya niyet etmedikçe, farz namazlarını dörder rekat kılması gerekmez. Fakat asıl vatanından geçici olarak çıkıp başka bir yeri ikamet vatanı edindikten sonra asıl vatanına dönse, niyete muhtaç olmaksızın mukim olur, namazlarını tam olarak kılması gerekir.

276- İkamet vatanı, asıl vatanla ve diğer bir ikamet vatanı ile ve sırf yola çıkmakla bozulur, aralarında sefer mesafesi bulunması şart değildir. Örnek: Bir kimse yolculuğu sırasında bir beldede bir ay kalmaya niyet edip bu kadar durduktan sonra tekrar yola çıksa veya diğer bir beldeye gidip orada en az onbeş gün oturmaya niyet etse, artık evvelki belde ikamet vatanı olmaktan çıkmış olur. Oraya tekrar dönmekle mukim olmaz. Orada mukim olabilmesi için tekrar en az on beş gün oturmaya niyet etmesi gerekir. Fakat ikamet vatanından ikamet müddeti içinde geçici bir iş için sefer müddetinden az bir kaç saatlik yola gidip dönmekle ikamet vatanı bozulmaz.

277- Vatanından çıkıp en az üç günlük uzaklıkta olan bir köye gitmek isteyen kimse, daha oraya gitmeden yolda bir beldede onbeş gün oturmaya niyet etse, bir görüşe göre burası bir ikamet vatanı olur. Diğer bir görüşe göre ise, olmaz.

278- Vatanından sefer niyeti ile ayrılıp henüz üç günlük bir mesafe almadan vatanına dönmek isteğinde bulunan bir yolcu, dönüp daha vatanına gitmeden önce, geriye dönüşü ile namazlarını tam olarak kılmaya başlar. Çünkü böyle bir yolculuğu bozmakla yolculuk bırakılmış olur.

279- Bir misafir, içinde oturmak istemediği bir beldede evlenecek olsa, bir görüşe göre mukim sayılır, diğer bir görüşe göre mukim sayılmaz. Tercih edilen görüş de budur.

280- İki beldede birer zevcesi olan kimse, bunlardan herhangisinin yanına giderse mukim sayılır. Fakat bunlardan biri vefat eder de, bulunduğu beldede kendisine ev, bağ ve bahçe gibi şeyler kalacak olsa, oraya gitmekle mukim sayılmaz. Fakat diğer bir görüşe göre, orası yine onun vatanı sayılacağından mukim olmuş olur.
(Malikilere göre, bir yolcu gittiği yerde tam dört gün oturmaya niyet edip kendisine yirmi vakit namaz farz olacak bir durum olsa, mukim sayılır. Namazlarını kısaltamaz. Bu müddete, o yere fecrin doğuşundan sonra girdiği gün ile oradan çıkacağı gün dahil değildir.
İmam Şafiî’ye göre, bir yerde, girip çıkma günlerinden başka, tam dört gün oturmaya niyet edilmesi, ikamet sayılır, namazlar orada kasredilmez (kısaltılmaz).
Hanbelilere göre de, bir yerde, oturmaya elverişli olmasa dahi, oturmaya niyet eden veya yirmi namazdan fazla farz bulunacak bir zaman durmaya niyet eden kimse mukim sayılır; namazlarını kısaltamaz.)

Kaynak : Büyük islam ilmihali – Ömer Nasuhi Bilmen 

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Mezhepsiz-lik Dinsizliğe Götüren Köprüdür.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 24, 2016

Mezhepsiz-lik dinsizliğe götüren köprüdür,Bana Kuran yeter.Sünnet diye bir şey yoktur.Hadisler uydurmadır.Şefaat yoktur.Kabir ziyareti yoktur.

Mezhepsiz-lik Dinsizliğe Götüren Köprüdür.

Mezhepsiz-lik dinsizliğe götüren köprüdür. Akaid bahsi olduğu için müslüman şahsiyetlerin Amentü Billahi suresini dil ile ikrar edip, kalp ile tasdik ettikten sonra ilk iş olarak dört hak mezheplerden bir tanesini seçmek gibi bir zaruriyeti vardır. Bir defa bu seçimi yapıp, ömrünün sonuna kadar bununla amel etmelidir. Bırakın mezhepsizliği birkaç defa mezhep değiştirenlere Alimlerimiz fesatçı demişlerdir. Mezhep taklidi mezhep değiştirme durumu değildir. Bu konunun bu kadar net çizgilerle belirlenmiş olmasıyla birlikte tartışılması dahi uygun görülmemiştir. Bir kelime ile (şehadet kelimesi) İslam’a giren kişi yine bir kelime ile İslam dairesinden okun yaydan fırladığı gibi çıkabilir. Hz. Enes Bin (Ra) Aktarıyor.

Benim ümmetimde 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlarında biri dışında hepsi cehenneme girecektir. Sahabe-i Kiram “Ya Resûlallah kurtuluşa eren bu fırka kimlerdir?” diye sordular. Buyurdular ki “Onlar benim ve Ashabım’ın yolu üzere olanlardır.

Görüldüğü üzere kurtulacak olan fırka Peygamber ve Ashabının yolu üzere olanladır. Kuran ve Sünneti seniyye’ye harfiyen uyanlardır. Peki mütevatirlik derecesinde böyle bir Hadis mevcutken birileri çıksa;

“Bana Kuran yeter.”

“Sünnet diye bir şey yoktur.”

“Hadisler uydurmadır.”

“Şefaat yoktur.”

“Kabir ziyareti yoktur.”

“İmam-ı Azam mezarından kalksa bize tabi olur.”

gibi cümleler kursa… Ona nasıl davranmalıyız biliyor musunuz? Hemen söylemeliyim;

O Alim, Molla yahut hoca müsvettesine ateşle oynadığını, bin yıllık İslam akidesi ile oynamaması gerektiğini aksi halde kendisinden bizzat Peygamber (s.a.v) şikayetçi olacağını söylemeli ve onu daha fazla dinlemeden bulunduğumuz mekanı terk etmeliyiz

Mezhepsizliği savunan bu akım 1800’li yıllarda Hindistan’da baş göstermiştir. Selefilik adıyla da bilinen bu fırka takibi zorlaştırmak için bir çok defa isim değiştirmiştir. Siyer, Tasavvuf, İslam Tarihi, Hadis, Kuran gibi alanlarda eserler yazmışlardır. Delhi’de Fetva ve Takva Makamı olarak İslam İlimleri Akademisini kurmuş başına İngiliz Oryantalist Sprenger’i koymuşlardır. Özellikle ilgilendikleri alan hadis ve Kuran alanlarıdır. Bu konuda bir çok eserler sunmuşlardır. Eserlerinde hadislerin uydurma olduğunu iddaa etmiş, Kuranı ise Peygamberler’e söz vermeden akla sunmuşlardır. Onların sohbetlerinde Kuranı anlamada akıl ön plana çıkar. Devamlı olarak akletmeye vurgu yaparlar.

Akıl dolu bu cemiyete birkaç sorumuz olacak “Kur-an bize yeter” diyorsunuz;

Öğle namazını kılmanın farz olduğunu Kur-an’da okudunuz. Peki dört rekat olduğunu…

Kabe’yi tavafın yedi defa olduğunu…

Zekat miktarlarını…

Abdestin nasıl alındığını…

Bu kuralları bize Kur-an’ı Kerimde hangi ayetten almışlar gösterebilirler mi acaba? Şimdi diyeceklerdir ki bu konular Hadis-i Şeriflerde var. Ama siz hadislere de uydurma demiştiniz. Galiba yine akledemediniz.

Peki bu cemiyet bunca şeyi aklederken nasıl olurda “Benim ümmetimin velîleri, benî israilin nebîleri gibidir.” Hadisini okuyup evliyaların peygamber varisi olduğunu görmezler. Görmezler çünkü bu evliyaların hepsinin kabul ettiği bir mezhep vardır. Bu kadar akıldan bahsedip bir o kadar akılsız olmak çok şaşırtıcı doğrusu. Yine aynı şekilde önceki yüzyıllarda yaşamış büyük alimlerimizin hayatlarına ve kitaplarına baktığımızda görüyoruz ki hepsi kendine bir mezhep seçmeyi zaruret görmüştür. İmam Gazli Hazretleri bende İmamı- Azam Ebu Hanife kadar ilim okudum dememiş, aksine kendine Hanbeli mezhebini seçmiştir. Tevfik ve İnayeti ile…..

ONUR BALCI
05 Mayıs 2016

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mezhepler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 652 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: