Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Din, Nasihattir

Posted by Site - Yönetici Aralık 3, 2016

kurandin-nasihattir

Din, Nasihattir

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Allah azze ve celle şöyle buyurur: Kulumun yaptığı ibadetinin bana en sevimli olanı (benim rızam için yaptığı) nasihattir.” (Hadîs-i Kudsî, Kenzü’l-Ummâl)

Nasîhat: vaaz, öğüt demektir. Yani bir kimseyi, ıslâhına vesîle olan şeye davet etmek ve maddeten, manen zarar göreceği halden sakındırmaktır. Nasîhat dinlemeyen kimse, verilen faydalı ilacı kabul etmeyen hastaya benzer. Nasîhat, söz ve fiillerinde ihlâsı araştırmak ve nasîhat ettiği kimsenin ıslâhı için bütün gayretini sarf etmektir.

Hadîs-i Kudsî’de buyuruldu:

“Kulum bana farz kıldıklarımı işleyerek yaklaştığı kadar başka şeyle yaklaşamaz. Bundan sonra bana nâfileler ile yaklaşmaya devam eder, nihâyet ben onu severim. Nâfilelerden de nasîhatten daha sevgilisi ile yaklaşmamıştır.

Ben kulumu sevdiğimde gören gözü, işiten kulağı, düşünen; anlayan kalbi, konuştuğu lisânı, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı mesâbesinde olurum. (Yani: Gözü, kulağı, kalbi ve lisanı, eli ve ayağı hep benim razı olacağım amelleri işler.) Bana duâ etse duâsını kabul ederim, benden ne istese ona veririm. ”

Nâfilelerin Allâhü Teâlâ’ya en makbulü Allâh rızâsı için nasîhattir. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki:

“Muhakkak Allâhü Teâlâ’nın bazı kulları vardır ki Allâhü Teâlâ’ya olan yakınlıkları ve makamlarının yüceliği sebebiyle peygamberler ve şehîdler onlara gıbta ederler. Hâlbuki onlar peygamber ve şehîd değillerdir.” Ashâb-ı Kirâm sordular:

“Onlar kimlerdir, Yâ Resûlallâh!” Buyurdular ki:

“Allâhü Teâlâ’yı kullarına sevdirenler, kullarını Allâhü Teâlâ’ya sevdirenler, yeryüzünde Allâh rızâsı için nasîhat ederek dolaşanlardır.” (Menâzilü’l-Kurbe, Hakîm Tirmizî)

Nasîhat, amelde ihlâslı olmaktır. Sözde nasîhat, sadece hayırlı sözü konuşmaktır. Hadîs-i şerîfte -üç defa-: “Dîn nasîhattir” buyuruldu. Ashâb “Kim için, Yâ Resûlallâh?” dediler, “Allâh ve Resûlü için” buyurdular.

Allâh ve Resûlü için nasîhat, onlara îmân ve emirlerine itâat etmek, sevdiğini Allâh’ın rızâsı için sevmek, sevmediğini de Allâh için sevmemektir.

(Tefsir-i Ebu’s-Suûd)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

İmâm-ı A‘zam ’ın Takvası

Posted by Site - Yönetici Aralık 2, 2016

imam-i-azam-in-takvasi

İmâm-ı A‘zam ’ın Takvası

İmâm-ı A‘zam (r.a.) hazretlerinin bir Mecûsî’den alacağı vardı, onu istemek üzere evine gitti. Borçlunun kapısına vardığında ayakkabısına necaset bulaştı. Onu silkeleyince bir parçası Mecûsî’nin evinin duvarına yapıştı. İmâm-ı A‘zam (r.a.) “Eğer şunu bırakırsam Mecûsî’nin duvarını çirkinleştirmiş olacak, kazımış olsam duvardan az da olsa toprak dökülecek” diye düşünüp kapıyı çaldı. Mecûsî çıktı, borcunu istemek için geldiğini zannederek mazeretler söylemeye başladı.

İmâm-ı A‘zam hazretleri ‘bundan daha mühim bir iş için buradayım’ deyip duvarın kirlendiğini bildirip ‘nasıl temizleyelim’ diye sordu.

Mecûsî:

Ben önce nefsimi temizlemekle işe başlıyorum” deyip hemen orada Müslüman oldu.

(Mir’atü’l-Hâmidîn)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Takva, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İmam-ı Azam | Leave a Comment »

Kocaseyit – Bir Kahramanlık Öyküsü….

Posted by Site - Yönetici Aralık 1, 2016

kocaseyit-bir-kahramanlik-oykusu

Kocaseyit – Bir Kahramanlık Öyküsü….

Köyünde onu herkes öldü bilmektedir.
Çanakkale’den Havran’daki köyüne kadar 145 kilometreyi 13 günde yayan yürür.
Geldiğinde evine giremez. Çünkü 9 yılda belki karısı, yeniden evlenmiş olabilir. Akşamdan geldiği evini sabaha kadar göz hapsine alır. Sabah koyunları çıkarmak için gelen bir akrabası ile karşılaşır.
“-Sen kimsin?
-Ben Seyidim.
-Biz seni öldü biliyoruz.
-İşte sağ döndüm. Benim hanım evli mi?
-Hayır evli değil. Bir çocuğun var içeride, çocuğu korkutursun. Bağırarak git, haberi olsun.”
Kapıdan eşinin ismini seslenir. 8 yaşında bir kız çocuğu kapıya gelir. “Anne” diyor, “kapıda sakallı biri var korktum.” Annesi geliyor kapıya bakıyor ki, adamı. “Korkma kızım o senin baban.”
Ve 9 yıl sonra kızıyla böyle tanışıyor.
O kız, sonradan nine olduğunda torunlarına, “Baba deyip de bir müddet kucağına oturamazdım” der.

*
Kocaseyit namı, Seyit Ali Çabuk tam adı.
Çanakkale’de 276 kiloluk top mermisini tek başına sırtlayıp İngiliz zırhlısını vuran kahraman.
1889’da Balıkesir’in Havran ilçesine bağlı bir orman köyü olan Manastır köyünde doğan Seyit Ali, Yörük çocuğudur.
Mavi gözlü ve ufak tefektir.
Gariban Anadolu köylüsü.
Keçi güder arada kaçak odun kömürü yapar satar.
1909’da askere gider.
1912’de Balkan Savaşı’na katılır.
1914’te Birinci Dünya Savaşı başlayınca Çanakkale cephesinde topçu eri olarak bulundu.
18 Mart1915’te Müttefik donanması Çanakkale Boğazı’nı geçmek için saldırıya geçti. Bu sırada Seyit Ali, Rumeli Mecidiye Tabyası’nda görevlidir.
(Savaşın en kritik anlarından birinde Queen Elizabeth zırhlısından atılan bir top mermisi Mecidiye Tabyası’na isabet eder. Mecidiye Tabyası’nın pozisyonu çok kritiktir. Boğazdan geçen düşman savaş gemilerini vurmak üzere oradadır. Ve hedef alınan tabyada geriye sadece iki er ve tabya komutanı kalmıştır. Bu erlerden bir tanesi Seyit Ali Çabuk’tur.
Seyit, 276 kiloluk bir mermiyi, mataforası yani vinci bozuk olan topçu bataryasına tek başına sırtlayarak yerleştirmeyi başarır.
Ve Ocean gemisini dümen sisteminden vurmayı başarır. Ocean daha sonra sürüklenir ve Nusrat’ın döşediği mayınlardan birine çarparak batar.
Bu başarısından ötürü onbaşı rütbesine yükseltilmiş bir de ödül olarak çift tayın verilmiş.
O da bir hafta sonra kursağından geçmeyince istememiş.
Seyit Ali, 1909’da gittiği askerden, 1918’de onbaşı olarak döner.
1915’teki zaferden sonra 3 yıl daha Çanakkale’de askerliğe devam eder.
1918’de terhis olur.

Seyit Ali Çabuk, 1939’da 50 yaşındayken, zatürreye yakalanır ve yaşamını yitirir.
Köyündeki mezara gömülür.
Kocaseyit’in öyküsü, bir yerde Türkiye’nin tüm kahramanlarının öyküsüdür.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kıyamette Kederden Kurtulanlar

Posted by Site - Yönetici Kasım 30, 2016

allah-paak-desktop-wallpaper-copy

Kıyamette Kederden Kurtulanlar

Kim ki, o gün Allâhü Teâlâ hazretlerine;
1- İhlâs ile O’nun varlığına şehadet eder,
2- Allah’ın Resulü Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerini ikrar eder,
3- Şirkten sihirden, büyüden uzak,
4- Müslümanların kanlarını akıtmaktan uzak.
5- Allah ve resulü için nasihat eder, [1]
6- Allâhü Teâlâ hazretlerine itaat edenleri sever,
7- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine itaat eden ve sünnet-i seniyyeye göre yaşayanları sever,
8- Allah ve Resulü (s.a.v.) hazretlerine isyan edenlere buğz ederse; bu kişi, Allâhü Teâlâ hazretlerine ulaşırsa; Rahmân’ın Arşının gölgesinin altında gölgelenir ve her türlü gam (keder, üzüntü ve korkulardan) kurtulur…

Mevkıf ta Bin Sene Bekler

(Ama) kim, bunların (yukarıda sıralanan günahları işleyip) hududunu aşar, bu günahlardan birini,
1- Bir kelime ile değiştirirse veya kalbini değiştirirse,
2- Ya da dininde bir şeyden şek ve şüphe içine düşerse;
0 kişi, tam bin sene sıcaklıkta, üzüntü, keder, gam ve azab’ta kalır…
Ta ki, Allâhü Teâlâ hazretleri, dilediğiyle onun hakkında hükmetsin..

[1]

Allah ve Resulü için nasihat etmek; Allah ve Resulüne öğüt vermek demek, değildir. Allah ve resulüne halis ve muhlis olmaktır. “Allah ve Resulüne nasihat etmek” cümlesinin manâsını, tam ve doğru anlamak için şu hadis-i şerife bakınız.

Ebû Hüreyre (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu; Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

İyi biliniz ki, muhakkak ki din nasihattir. Bunu üç kere söylediler.” (Sahabeler) sordular:

Ya Resûlallah (s.a.v.)! Kim için?” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular:

1-Allah için,

2- Kitabullah için,

3- Rasûlüllâh (s.a.v.) için,

4- Müslümanların imamları için,

5- Müslümanların hepsi için…” Sünen-i Nesaî: 4128, Allah için nasihat:

1- Allâhü Teâlâ hazretlerine iman etmek,

2- Ona hiçbir şeyi şirk koşmamak,

3- Allah’ın emirlerine amel etmek,

4- Allâhü Teâlâ hazretlerinin yasakladıklarından kaçmak,

5-İnsanları, Allah’a ve dinine davet etmek,

6- Her türlü İslâmî konularda insanlara delil olup göstermek. Resûlullah (s.a.v.) hazretleri için nasihat:

1- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sünnetiyle amel etmek,

2- İnsanları ona davet etmek,

Daha geniş bilgi için bakınız: Ruhu’l-Beyân tefsiri, c, 2, s. 205, Tercümemiz, c. 5, s. 131. Mütercim…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/344.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Nasıl Olursanız Öyle İdare Olunursunuz

Posted by Site - Yönetici Kasım 28, 2016

nasil-olursaniz-oyle-idare-olunursunuz

Nasıl Olursanız Öyle İdare Olunursunuz

Ibni Abbas (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu:
“Allâhü Teâlâ hazretleri, bir kavimden râzî olursa, onların işlerini en hayırlılarına verir.
Allah Teâlâ hazretleri, bir kavme gadap ettiği zaman da onların işlerini en şerlilerinin eline verir.
Kurtubî Tefsiri: 7, s. 75. Hadis-i şerifte;
-“Nasıl olursanız, öyle idare olunursunuz/’ Feyzü’l-Kadir: 6406,

Demokrasi yani halkın seçmesiyle idarecilerin seçildiği toplumlarda, idareciler, halkın aynasıdır.
İdareciler, halkın birleşmiş ruhu ve fikridir.
Halkın çoğunun seçimiyle iş başına gelen idareciler, halkın çekirdeğidir.
Haİkın resmidir.
Halkın bir aynada yansıtılmasıdır.
Ha!k nasıl olursa, öyle idareciler seçilir. Bu hadis-i şerif, aynı zamanda zımnen, idarecilerin halk tarafından seçilmesini de beyân etmektedir…

Mütercim. İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri, :8/138-139.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

FAZLA KONUŞMAK

Posted by Site - Yönetici Kasım 27, 2016

fazla-konusmak

FAZLA KONUŞMAK

Boş ve gereksiz şeylerden söz etmek veya gerekli işlerde haddinden çok konuşmak fazla konuşmaktır. Zira maksadını kısa cümlelerle anlatmak mümkün iken onu uzun cümlelerle ve tekrar tekrar izah etmek yersizdir.
Bir kelime veya cümle ile ifade edilebilecek şey, iki kelime veya cümle ile ifade edilirse bu ikincileri fazla olur. bu fazla konuşma günah ve zarara sebep olduğundan yukarıda anlattığımız nedenlerden dolayı hoş karşılanmaz.

Sahabeden biri diyor ki:
Bazen benden öyle şeyler sorulur ki, sıcaktan kavrulan adamın soğuk suya doyduğu hevesden daha büyük bir hevesle bu soruyu cevaplandırmak isterim. Fakat fazla konuşma olur korkusuyla bu arzumu yerine getirme, soruyu cevaplandırmam.”

Gereksiz sözlerin hepsini belirtmek zordur. Ancak önemli olanları Kur’an-ı Kerim de anlatılmıştır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
“Sadaka vermeyi, iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi emretmelerinden başka onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur.
Kim Allah ‘ın rızasını arayarak böyle yaparsa (Sadaka vermeyi, iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi emrederse) ona çok büyük bir mükafat vereceğiz.”
NİSA SURESİ, Ayet : 114

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Sözünün fazlasını tutmuş ve malının fazlasını harcamış kimseye müjdeler olsun.”
İnsanlar tamamen bunun tersini yaparlar. Mallarının fazlasını tutup dillerini alabildiğine salarlar.

Mitras ‘ın babası Abdullah diyor ki:
“Amir oğullarından birkaç kişi Resulü Ekrem’in huzuruna çıktılar: “Sen bizim atamızsın, efendimizsin, en büyüğümüzsün, şöylesin, böylesin” diye övgülere başladılar.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Söylediğinizi söyleyin, şeytan sizi şaşırtıp durmasın.”
Dil doğruyu bile olsa övmeye başlayınca, şeytan onu heves lendirip aşırıya gitmesine sebep olabilir.

İbn-i Mesud diyor ki:
Gereksiz konuşmalardan sakının. İhtiyaç kadarınca konuşmakla yetinin.”

Rivayete göre Süleyman (A.S.) ifritlerden birini bir yere gönderdi.
Arkasına da başka bir ifrit taktırıp “Bak bakalım ne yapıyor” dedi. Takipçi gelip: “Sokakta önce başını göklere kaldırıyor. Sonra da insanlara bakıp sallıyor” dedi. İfrit dönünce Süleyman (A.S.):
Niçin öyle yaptın?” diye sordu. İfrit şöyle dedi:
İnsanların başları üzerinde bulunan meleklerin nasıl süratli yazı yazdıklarına ve altlarında bulunan insanların süratli temayüllerine şaştım, onun için kafa salladım.”

İbrahim Teymi diyor ki:
Mümin konuşacağı zaman sözüne bakar; eğer lehinde ise konuşur,aleyhinde ise konuşmaz. Facir ise düşünmez. Ağzına her geleni peş peşe sıralar.

Hasan Basri diyor ki:
Çok konuşmanın yalanı çok olur. Malı artanın günahları artar. Kötü huylu olanın nefsi azaba uğramış olur.

Amr b. Dinar diyor ki:
Resulü Ekrem’in huzurunda konuşan biri lafını uzattı.
Resulallah:
Dilinin üzerinde kaç perde var?” diye sordu. Adam:
Dudak ve dişlerim var” dedi. Resulallah:
Bunlardan hiçbiri sözlerini durduramadımı” buyurdu. Huzurunda kendisini aşırı derecede öven birisine Peygamberimiz şöyle buyurdu:
Kişinin en büyük kötülüğü fazla konuşmasıdır.

Ömer b. Abdulaziz diyor ki:
Kendimi överim korkusu ile birçok şeyi söylemekten kaçınırım.”

İbni Ömer (R.A.) diyor ki:
Kimi için önemli olan şey dilini fazla konuşmaktan temizlemektir.”

Ebu Derda kaba sözlü bir kadın gördü ve: “keşke dilsiz olsaydı” dedi.

İbrahim Nehai diyor ki:
İnsanları iki şey mahveder: Biri fazla mal toplamak, diğeri de fazla konuşmaktır.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

BOŞ VE GÜNAH ŞEYLERİ ANLATMAK

Posted by Site - Yönetici Kasım 26, 2016

dedikodudedi-kodugevezecok-konusmak-gunahbos-ve-gunah-seyleri-anlatmak

BOŞ VE GÜNAH ŞEYLERİ ANLATMAK

Dilin bir zararı da kadınla, içkiyle, zevk ve sefa ile debdebe ile ilgili şeylerden bahsetmektir. Zira bunların hiçbirinden bahsetmek helal değildir.

Oysa gereksiz sözler haram değildir. Fakat gereksiz sözlerle uğraşanlar günaha düşmekten emin olamazlar. İnsanların çoğu konuşma zevkini tatmak için toplanırlar ama dedikodu yapmaktan veya günaha düşmekten kurtulamazlar.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Kimisi mükafat alacağını sanmadan bir söz söyler. Yüce Allah, rızasına uygun düşen bu söz için kıyamete kadar kendisinden razı olur. Kimisi de hiç önemsemediği bir söz söyler. Bu sözü ile kıyamete kadar Allah’ın gazabına uğrar.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Kıyamet günü en büyük hatada olanlar, dünyada en çok batıla dalan insanlardır.

Yüce Allah buyuruyor ki:
Başka söze dönünceye kadar onlarla (batıla dalanlarla) bir arada oturmayın. Yoksa siz de onlar gibi olursunuz.

Bu anlattıklarımız batıla dalmanın cezalarıdır. İleride anlatacağımız dedikodu, çekiştirme, fuhuş ve diğerlerinden ayrıdır. Bu, geçmişte olmuş kötü şeylerden bahsetmek veya dini bir zaruret olmaksızın onları düşünmektir. Bid’attan ve sahabeleri suçlayacak şeylerden bahsetmek de bu kısma girer.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İSRÂİLİYYAT NEDİR, NE DEMEKTİR ?

Posted by Site - Yönetici Kasım 25, 2016

davud-aleyhisselam-kabri-mezari-israiliyyat-ne-demekisrailiyyat-nedir

İSRÂİLİYYAT NEDİR, NE DEMEKTİR ?

İsrail oğullarına mensup, Yahudi menşeli haber, demektir. Yani Isrâîlî bir kaynaktan yazılı ya da sözlü olarak aktarılan, haber, olay ve kıssalar demektir.

Isrâiliyye kelimesinin çoğuludur. İsrail kelimesi, Hz. Yakub’un ismi veya lakabıdır.

“Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Ya’kub’un) kendisine haram kıldığı şeyler dışında, Israiloğullarına bütün yiyecekler helâldi” (Âl-i İmrân, 3/93). Yahudiler Kur’an’da genellikle Benû İsrail (Israiloğulları) olarak anılırlar. Ibranice olan İsrail kelimesi, “kul” anlamına gelen “isra” ile, Allah anlamına gelen “ll”den oluşup “Allah’ın kulu” demektir.

Ancak Tevrat’taki bir bölüme dayanarak, İsrail kelimesinin “Allah’la uğraşan” anlamına da kullanıldığını söyleyenler vardır.
İsrâiliyyat, sosyal hayatımız, kültürümüz, dinî inançlarımız, tarih ve hasseten tefsire girmiş Yahudi kültürü, Yahudî inancı ve Yahudilerin muharref, akıl ve mantık dışı yalan ve uydurmalarıdır…. Veya Israiliyat, uyudurulan her bir hurufenin adıdır.

Yahudîler, ilâhî vahyin ve ilmin düşmanıdırlar. Yahudilerin Tevrat’ın ayetlerini bilerek değiştirdiklerine dair Kur’ân-ı kerimde bir çok ayet vardır.
“Yahudi olanlardan kimi kelimeleri {Allah tarafından) konuldukları yerlerinden (kaldırıp) değiştirirler” (en-Nisa, 4/46);

“(Yahudiler de) Allah’ın kadrini O’na layık olacak bir surette hakkıyla takdir etmediler.
Çünkü,”Allah, hiç bir beşere, hiç bir şey indirmedi” dediler. Söyle (onlara) ki; “Musa’nın insanlara bir nur ve hidâyet olmak üzere getirdiği ve sizin de parça parça kâğıtlar haline koyup (işinize geleni gösterip) açıkladığınız, (fakat) çoğunu gizlediğiniz o kitabı kim indirdi? Sizin de atalarınızın da bilmediğiniz şeyler Kur’an’da size öğretilmiştir” (el-En’âm, 6/91).

Isrâiliyyatı İslâm’a uygunluğuna göre üç kısımda mütâlea etmek mümkündür:
1-Sıhhati bilinip Kur’an-t kerim ve sünnet-i seniyyeye uygun olanlardır. Bunlar kabul edilir.
2- Yalan olduğu bilinip Kur’an’a ters düşenler; bunlar asla kabul edilmez, rivayeti caiz değildir.
3- Sıhhatini tam olarak bilmediklerimiz. Bunlar ne kabul edilir ve ne de reddedilir
4- İsrail oğullarından gelenler, her kitab ve sünnette mevcut değilse, akıl ve mantığa vurulmalı. Akıl ve mantığı ters olan asla kabul edilmemelidir.
5- İlmî ölçülerle ölçülmelidir…. Akıl ve mantığa uygun olduğu halde, zamanın ilmî ölçülerine aykırı ise yine kabul edilmemelidir.
Meselâ Yahudîler, dünyanın ömrünün yedi sene olduğunu söylerler… Halbuki bu gün ilme göre dünya milyarlarca sene yaşlıdır.., Yahudîlerin bilgileri, tamamen silinip atılmalıdır.

Yahudîlerin bilgilerinin kabul edilmemesi hakkında bir çok hadis-i şerif mevcuttur. Yahudîler. bir çok “İsrâiliyyat” haberlerini İslâm’a sokmaya çalışmışlardır. Bunların bazıları, belki o tabiîn devrinde yeni Müslüman olan bazı Yahudî âlimleri, İslâm dinini tam öğrenmeden, kendi tarih kitablarındaki bazı hikâyeleri aktarmalarına dayanabilir; ama çoğunlukla kasıtlı olarak İslâm dinine sokulmuştur.
Yahudî âlimlerin çoğu da zahiren Müslüman görünüp, Müslümanlara yaklaşmış ve Müslümanlar arasında çok sevilen İbni Abbas (r.a.) hazretlerinin mübarek isimlerini istismar ederek; uydurma rivayetlerini ona isnâd etmişlerdir. İbni Abbâs (r.a.) hazretlerinin karizması Yahudî münafıkların işlerini çok kolaylaştırmıştır…
Yahudîler tarafından Müslümanlara aktarılan bilgilerin çoğu. İslâm’ın akaidini kökünden sarsan ve Müslümanları dininden uzaklaştıran tevhîd inancı, akıl ve mantık dışı yalanlar ve uydurmalardır.

Yahudîler, bir çok peygamberleri öldürdükleri ve peygamberlere eziyet ettikleri için; hemen hemen bütün peygamberlere iftiralar etmişlerdir. Yahudîlerin tarih ve özellikle peygamberlerle ilgili verdikleri bilgiler, asla kabul edilmemelidir.

Yahudilerin dünyanın yaratılış hakkında uydurdukları ve İbni Abbas (r.a.) hazretlerine isnâd ettikleri;
Arzların her birinde, sizin peygamberiniz gibi bir peygamber! Sizin Ademiniz gibi Adem! Nuh Aleyhisselâm gibi bir Nuh! İbrahim Aleyhisselâm gibi bir İbrahim!
Ve Isa Aleyhisselâm gibi bir Isa (gönderildi…)” Makâsıdü’l-Hasene, s. 71, Sözüyle birlikte Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine de;
Arzlar, (insanların yaşadıkları yeryüzü) yedidir! Her arz’da sizin peygamberiniz gibi, bir peygamber vardır.” Makâsıdü’l-Hasene. no:91, gibi ilmî verilerine uymayan bir söz isnat ettiler…

Isrâiliyyat hakkında çok uyanık olmak lazım. Isnad edilen şahsın karizması ne olursa, olsun işitilen bir haberi, mutlaka; Kur’ân-ı kerim,Hadis-i şerif, Akâid ve ke!âm. Usul-u Fıkıh. Usûl-u tefsir, Akıl ve mantık. İlmî verileri süzgecinden geçirmeliyiz….

Isrâiliyyat hakkında daha geniş bilgi için “Usul-u Tefsir” isimli çalışmama bakınız. Mütercim.

Kaynak ; İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/148-149.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Tarihi Bir Hadise

Posted by Site - Yönetici Kasım 24, 2016

omer-bin-hattababdullah-bin-omerkalenin-emiresi-kralicesitarihi-bir-hadise

Tarihi Bir Hadise

Rivayet olundu:
Ömer bin Hattab (r.a.) hazretleri, Acem diyarının (Iran memleketinin) bazı kalelerini fethetmesi için bir ordu donattı. Bu ordu tam dört bin atlıydı. Ordunun başına oğlu Abdullah (bin Ömer) (r.a.)’ı komutan olarak tayin etti. Abdullah bin Ömer (r.a.) buyurdu:
Biz yüksek bir dağın üzerinde olan kaleyi kuşatıncaya kadar işimizi gizli tuttuk. Kale o kadar yüksekti ki, silâhlarımız ona ulaşmıyordu. Kalenin içinde kâfirlerden büyük bir ordu vardı.
Kalenin emîresi (kraliçesi) güzel bir kadın idi… 0 kaleyi kuşatmaktan bize şiddetli bir yorgunluk geldi. Günlerden bir gün, o şehrin emîresi (kadın idarecisi) bizim askerlerimizin manzarasına bakar. Askerlerin içinde, Arap gençlerinden güzel ve yakışıklı bir genci gördü. O genç, gerçekten ata binen, iyi silâh kullanan ve harp taktiklerini iyi bilen ve savaşta mahir bir gençti. Kadının bakışları, o genc’in üzerine toplanınca korkuya kapıldı. Onun etrafında bulunan bazı cariyeleri ona;
Ey Melike! Neden korktun? Halbuki sen onların gelmesine mâni olan kuvvetli bir kalenin içindesini?” dediler.
O;
Bizim bu kalemizi bu genç fethedecektir'” dedi. Cariyeler;
Nasıl?” dediler. O;
Bir saat sonra göreceksiniz!” dedi. Sonra o Melike (kraliçe) o genc’e bir elçi gönderdi ve ona;
Benim, senin olacağım ve senin de benim olacağın bir yol bulabilir miyim? (Böyle bir şey mümkün mü?)” dedi. Genç, ona;
Evet! (Böyle bir şey mümkündür) ama bunun iki şartı vardır:
1- Harici kaleyi bize teslim etmen;
2- Dahilî kaleyi de O’na (Allah’a) teslim etmendir…” Melike (kraliçe) yine elçiler gönderdi ve ona sordu:
Harici kaie’nin ne olduğunu anladık! Ama dahilî kalenin ne olduğunu anlamadık? (Bunu açıklar mısın?)”. Genç, o kadına;
(Dahilî kale’yi ona teslim etmen) senin kalbini Allâhü Teâlâ hazretlerine teslim etmendir ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin vahdaniyetini ikrar etmendir!” dedi.
Kadın bir gün o genç’e haber gönderdi:
Askerlerinle beraber şehre girin! Çünkü ben size kapıları açtım!” dedi.
Şehre girdiklerinde, o genç, emîre kadına İslâm’ı arzetti. Kadın, ona;
Biliyorsun ki, ben Kraliçeyim! Büyük himmet ve âlî mertebe sahibiyim! Senin askerlerinin içinde rütbe bakımından senden daha büyük kimse var mı? Varsa ben onun elinde Müslüman olayım!” dedi. 0 genç;
Evet! (Bu askerlerin içinde benden büyük kimse var. O da) bizim emırirniz ve büyüğümüzdür. Emîrü’l-mü’minin (mü’minlerin halifesi hazret-i Ömer r.a’ın) oğludur!” dedi.
Kadın, Abdullah bin Ömer (r.a.) hazretlerinin önüne huzura getirildiğinde, Abdullah bin Ömer (r.a.) ona İslâm dinini arzetti. Kadın birincisi gibi konuştu yani;
Müslümanların içinde senden daha büyük kimse var mı? Gidip onun önünde Müslüman olayım?” dedi.
Abdullah bin Ömer (r.a.) hazretleri;
Evet! Babam, emîrü’l-rnü’minin, (mü’minlerin halifesi Ömer r.a. var)” dedi. Kadın;
Öyleyse, beni ona gönder! Ta ki onun elinde Müslüman olayım?” dedi.
Bunun üzerine, Abdullah bin Ömer (r.a.) hazretleri, Kraliçeyi, beraberinde bir bölük asker ve bir çok mal ile beraber, kale’den çıkartıp, Hazret-i Ömer (r.a.)’a gönderdi.
Kadın (Medine-i münevvere’de) Hazret-i Ömer (r.a.)’ın huzuruna çıktı. Ve ona;
Ey mü’minlerin emîri burada senden daha büyük kimse var mı?” dedi. Hazret-i Ömer (r.a.);
Evet (benden daha büyük var! Benden büyük olan) Allah’ın Resulü Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretleridir! Ve bu da onun kabr-i şerifidir!” dedi. Ve hazret-i Ömer (r.a.), Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ravza-ı mutahharasını işaret etti.
Kraliçe;
Öyleyse ben ancak onun elinin önünde Müslüman olurum!” dedi. Onun söylediklerine icabet etti.
Kadın, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin nurlu kabri şerifine geldiğinde, selâm verdi. Büyük bir edep, vakar ve hürmetle Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kabr-i şeriflerinin önünde diz çöküp oturdu. Ve;
Eşhedü en lâa ilâahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve raslûlühû”
Ben şehâdet ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur. Ve ben şehâdet ederim ki, Muhammed (s.a.v.) Allah’ın kulu ve resulüdür!” dedi. Sonra o kadın;
Ben zulmetlerden nur’a çıktım!
Ya Resûlallah (s.a.v.)! hazretleri! Ben imanımın günahlara bulanmasından ve inancımın ma’siyetlerle kirlenmesinden korkuyorum!
Seni hak peygamber olarak bize gönderen Allah’tan, bir daha günaha ve ma’siyete girmeden benim ruhumu almasını istiyorum!” diye dua etti. Sonra da, başını Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerinin eşiğine koydu. Ve ayni saatte vefat etti.
Bunun üzerine, o kadının güzel halinden dolayı, hazret-i Ömer (r.a.) (ve orada bulunanlar) ağladılar.
Sonra hazret-i Ömer (r.a.), kadının yıkanmasını, teçhizini ve Bakî mezarlığında, sahabelerin (r.a. hazerâtının) arasına defnedilmesini emretti…

Allah’ım bizleri, sırat-ı müstakîme girenlerden eyle!
Allah’ım bizleri, kalb-i selîm ile senin Cenabına vâsıl olanlardan eyle!
Allah’ım bizleri, elim azabından kurtar (ve bizleri azaba girmekten koru!) Âmin!

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/123..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Tüküreyim onların modasına, Yazık müslümanın parasına.

Posted by Site - Yönetici Kasım 23, 2016

6_d

Tüküreyim onların modasına, Yazık müslümanın parasına.

Türkiye, İslami Moda Giyim Harcamasında Lider

İtalya’da dünyanın önde gelen İslami giyim sektörü temsilcilerinin bir araya geldiği “tesettür giyim forumu“nda, Türkiye’nin yıllık 39,3 milyar dolarla İslami giyim harcamalarında başı çektiği açıklandı.

Küresel İslam Ekonomisi Zirvesi etkinlikleri kapsamında Torino kentinde yapılan toplantıda, İslami moda sektöründen girişimci ve tasarımcılar, İtalyan meslektaşlarıyla bir araya geldi.

Torino Belediyesi, Ekonomik Kalkınma Genel Müdürü Gianmarco Montanari’nin verdiği bilgilere göre, 2013 yılı baz alındığında, İslami giyim harcamalarında Türkiye’yi takip eden, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkeler şöyle:

Birleşik Arap Emirlikleri (22,5 milyar dolar), Endonezya (18,8 milyar dolar), İran (17,1 milyar dolar), Suudi Arabistan (16 milyar dolar) ve Nijerya (14,4 milyar dolar).

Avrupa’da, Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık’ta yaşayan Müslümanların da 25 milyar doların üzerinde tüketim yaptığı belirtildi.

Gianmarco Montanari, İtalya’nın bu sektördeki ihracatının yüzde 20’sini Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’a yaptığını da ekledi.

Torino Belediyesi’nin paylaştığı verilere göre, Müslüman tüketiciler 2013 yılında giyim ve ayakkabıya 266 milyar dolar harcadı. “Bu pazar bir ülkeye ait olsaydı, ABD ve Çin’den sonra 3. büyük ülke olurdu” denildi.

Dubai merkezli İslami Moda ve Tasarım Konseyi Başkanı Alia Khan da, İtalyan işadamı ve moda tasarımcılarını bu sektöre daha fazla yönelmeye çağırarak, “İtalya’da kaliteye ve tasarım zevkine sahipsiniz. Bunlar da bizi en çok çeken özellikler” dedi.

Toplantıda, başta İtalyanlar olmak üzere Batılı girişimcilerin bu sektöre yatırım yapması çağrısında bulunuldu.

Toplantının destekçileri arasında Türk Hava Yolları da vardı.

İtalyan Ulusal Moda Zanaatı Konfederasyonu temsilcisi Silvio Cattaneo ise, nükleer programı konusunda uluslararası toplulukla anlaşmaya varan İran’ın “gelecekte fethedilmesi gereken pazar” olduğunu söyledi. Cattaneo, “İranlıların modaya olağanüstü ilgisi var ve gayri safi milli hasılaları da yükselmekte” diye konuştu.

Toplantıda yapılan konuşmalardan İtalyan basınına yansıyan detaylara göre, tesettür sektöründe faaliyet gösteren firmalar son yıllarda tüketicilerin ihtiyaçlarına cevap verebilmek için yeni teknoloji ve ürünler de geliştiriliyor. Bunlardan birkaçı, abdest almaya elverişli su geçiren ojeler, spor takımları için hareket kabiliyetini kısıtlamayan tesettür formalar, Ramazan ayı için özel koleksiyonlar…

Hazır giyim sektöründe dünya devi olan bazı markaların Ramazan ayı için özel koleksiyonlar ürettiği, bazı lüks moda tasarımcılarının da bu sektöre yönelmeye başladığı belirtildi.

Tesettür giyim sektörünün 266 milyar dolarlık bir ciroya sahip olduğu ve 2019 yılına kadar 484 milyar dolara ulaşmayı hedeflediği bilgisi de paylaşıldı.

Kaynak : BBC Türkçe

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: