Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Din Kardeşine Gıyâbında Yapılan Duâ Makbuldür.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 30, 2017

Din Kardeşine Gıyâbında Yapılan Duâ Makbuldür.

Ebu’d-Derdâ’nın (radıyallâhü anh) dâmâdı Safvan bin Abdullah anlattı:

Bir gün kayın vâlidem Ümmü’d-Derdâ’nın (radıyallâhü anhâ) yanına gitmiştim. Ebu’d-Derdâ evde yoktu. Bana: “Bu sene hacca gidecek misin?” diye sordu. Ben: “Evet” dedim.

“Allâhü Teâlâ’ya bizim için hayırla duâ et. Muhakkak ben Peygamber Efendimizden (s.a.v.) şöyle işittim:

“Bir kimsenin din kardeşine gıyâbında gizli yaptığı duâ müstecâbdır. Bu duâyı yapanın başı ucunda bir melek onun duâsına: ‘Âmîn, Allâhü Teâlâ sana kardeşin için istediğinin bir mislini versin’ diye mukâbele eder.”

Sonra yanından çıktım, çarşıda Ebu’d-Derdâ ile karşılaştım. Bana Peygamber Efendimizin aynı hadîs-i şerifini rivâyet etti. (Müslim)

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

“İki duâ vardır ki Allâhü Teâlâ ile arasında perde olmaz: Mazlûmun duâsı ve kişinin din kardeşine gıyâbında (arkasından) yaptığı duâdır.” (Taberânî)

• “Gizli yapılan duâ, cehren yapılan yetmiş duâya muâdil (denk) olur.”

• “Beş duâ vardır ki reddolunmaz:
1-Dönünceye kadar hacının duâsı,
2-Dönünceye kadar gâzînin duâsı,
3-Hakkını alıncaya kadar mazlûmun duâsı,
4-İyileşinceye kadar hastanın duâsı
5-Kişinin din kardeşine gıyâben yaptığı duâ.

Bu duâların en hızlı kabul edileni kardeşin din kardeşine gıyâbında yaptığı duâdır.” (Sünen-i Kübrâ, Beyhakî) “Kişinin kendi nefsi için yapıp da kabul olunmayan duâsı din kardeşi hakkında kabûl olunur.” (İhyâu Ulûmiddîn)

• Ebu’d-Derdâ (radıyallâhü anh) buyurdu ki: “Muhakkak ben din kardeşlerimden yetmiş kişiye isimlerini anarak secdede duâ ederim.”

Kaynak : İhyâu Ulûmiddîn – İmam Gazali Rahmetullahi aleyh.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İlahi – Özlüyorum Beytullahı

Posted by Site - Yönetici Mayıs 29, 2017

İlahi – Özlüyorum Beytullahı

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlahi Ve Kasideler | Etiketler: | Leave a Comment »

Bir Müslümana ” Sen Kafirsin ” Demek Tehlikelimi ?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 29, 2017

Bir Müslümana ” Sen Kafirsin ” Demek Tehlikelimi ?

Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Bilmeden fetva verene, yerdeki ve gökteki melekler lanet ederler.) [İbni Lal]
Müslümana kâfir demek çok tehlikelidir.
Bir kurtuluş yolu varsa onu bulmak lazımdır.
Çünkü hangi söz küfür, hangisi değil, bilmek şarttır.
99 tane âlim, bir şeye küfür dese, bir tek âlim de küfür değil dese, o kimseye o işten dolayı kâfir denmez.
Hanefi mezhebindeki bütün âlimler, bir şeye küfür dese, diğer mezheplerdeki bir âlim, bu şey küfür değil dese, o kimseye kâfir denmiyor.
Onun için küfür olan bir konuda ince eleyip sık dokumak gerekiyor. Sorumsuz kimseler hemen haramdır, helaldir diye çekinmeden söylerler.
Bilmeden, kitaba bakmadan, caizdir, caiz değildir gibi konuşmaktan çok sakınmalı!
Haramdan korkmayan, günah işlemeye cesaret eden cahildir.

Nitekim, (Cahil, cesur olur) yani (Cahil cüretkâr olur) deniyor. Bu söz, (Cahil, günah işlemekten korkmaz) demektir.
Hadis-i şerifte, (Fetva vermekte en cüretkâr olanınız, ateşe [Cehenneme atılmaya] en cüretkâr olanınızdır) buyuruldu. (Darimi)

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Abdullah el- Ensârî (r.h.) hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2017

Abdullah el- Ensârî (r.h.) hazretleri Kimdir ?

Abdullah el- Ensârî (r.h.) hazretlerinin asıl İsmi, Abdullah bin Muhammed bin Ali el-Ensârî el-Hİrevî’dir.
Künyesi Ebû İsmail olup nesebi, Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb-i Ensârî’ye dayanır. Bu sebeple Ensârî nisbesiyle tanınmıştır.

1005 (H.396)te Herat’ta doğdu. Hanbelî mezhebinin büyük fıkıh âlimlerindendir… Hadîs ilminde yüksek derecede âlim idi. Üç yüz binden ziyâde hadîs-i şerif ezberlemiştir. Ayrıca tefsir, fıkıh, kelâm, târih, neseb ve diğer ilimlerde âlim idi.

Dört yaşında ilim öğrenmeye başladı. Dokuz yaşından îtibâren Kadı Ebû Mensur ve Caruzî’nin sohbetlerine devam etti. Hafızası fevkalâde kuvvetli idi. Mektepte duyduğu ve yazdığı her şeyi hemen ezberlerdi. Daha o zamanlarda, çok güzel şiirler söylerdi. Gece-gündüz ilimle uğraştı. Abdül-Cebbâr el-Cerrâhî, Ebû Mensur el-Ezdî, Ebû Sa’îd es-Sayrafî ve başka birçok âlimden ilim öğrendi.

Kendisinden de; Ebü’l-Vakt Abd-ül-Evvel, Ebü’l-Feth Nasr bin Seyyar ve daha başka birçok kimse ilim öğrenip icazet, aldılar. Onun büyük bir âlim ve evliya olacağını Hızır aleyhisselâm müjdelemiştir. Şöyle ki: Hâce Ebû Âsim, Abdullah-i Ensârî hazretlerinin hocalarından ve akrabasından idi. Bir gün ziyaretine gitti. Hocası kendisine yemek ikram etti ve sohbet edip bazı şeyler öğretti. Ebû Âsım’ın hanımı ihtiyar idi. Evliyadan mübarek bir hâtûn idi ve Hızır aleyhisselâmdan ilim öğrenirdi. Bu hâtûn diyor ki:
Hızır aleyhisselâm bize geldiğinde, Abdullah’ı görüp kim olduğunu sordu. Böyle sormak onun âdetidir. Bildiği hâlde yine sorar. Ben; “Filân kimsedir.” dedim. Buyurdu ki: “Doğudan batıya kadar herkes onun adını duyar. Şeyh-ül-islâm ismi ile meşhur olur. Şimdi on yedi yaşındadır. Babası ve kendisi, ne olduğunu bilmez. Zamanında ondan büyük kimse olmaz. Yer yüzünde onun büyüklüğünü duymayan kalmaz.” 0 gerçekten müjdelendiği gibi yetişti. Kendini tamamen ilme verdi. Geceleri kandil ışığında hadîs-i şerif yazardı. Yemek yemeğe vakit bulamazdı. Annesi, ekmek parçalarını lokma lokma edip yedirirdi. Hadîs-i şerif toplamak için çeşitli memleketlere gitti. Çok sıkıntılara katlandı.

İlim uğruna emsaline az rastlanan gayret ve fedakarlıklar gösterdi. Bir defasında Nişâbûr’dan Dezbad’e gitmek üzere yola çıkmıştı. Yolda şiddetli bir yağmura tutuldu. Koynunda hadîs-i şeriflerin yazılı olduğu kitaplar, nüshalar vardı. Bunların yağmurdan ıslanmaması için yol boyunca rükû vaziyetinde eğilerek yürüdü.

Üç yüz âlimden hadîs-i şerif öğrendi. Bunların hepsi büyük hadîs âlimleri olup, hepsi de Ehl-i sünnet idi. Hiç biri bid’at sahibi değildi. Tefsîr ilmini Hâce Yahya Imârî’den öğrendi. Tasavvuf ilmini ise zamanının büyük âlimi tarikat-i âliyenin mürşid-i kâmili olan Ebü’l-Hasan Harkanı hazretlerinden ders alıp kemâle erdi.

Abdullah-! Ensârî, hazretleri, Hanbelî mezhebinin büyük âlimlerinden olup, çok yüksek bir velî idi. Kerametleri pek çoktur… Abdullah-ı Ensârî hazretleri buyurdu ki: ”
Malı seviyorsan, yerine sarf et de sana sonsuz arkadaş olsun! Eğer sevmiyorsan, ye de yok olsun.”

İnsana, âhirete giden yolda mutlaka şu dört şey lâzımdır:
Birinci olarak, îtikâd ve amel. Bunun için kendisine lâzım otan ilmi öğrenip tatbik etmek lâzımdır. Bu İlim yolcuya yön verir, idare eder.
İkinci olarak, bir zikir lâzımdır. Bu, yolcuya tenhâda arkadaşlık eder ve zikir yardımı ile yalnızlık çekmez.
Üçüncü olarak, bu yolcunun haram ve şüphelilerden sakınması ve dünyâya düşkün olmaması lâzımdır. Bu uygun olmayan düşünce ve başka şeylerin kendisini meşgul etmemesine sebeb olur.
Dördüncü olarak, bir yakın lâzımdır. Bu da, yolcuyu gideceği yere kadar götürür. İşte ömründe bu dört şeyden ayrılmayan saadete kavuşur.” “Nefsiniz sizi uygun olmayan şeylerle meşgul etmeden evvel, siz nefsinizi hayırlı şeylerle meşgul ediniz.

Mürşid-i kâmilin, mübarek cemâlini görmek ve sohbetine kavuşmak en büyük ganimetlerdendir. Onların güzel cemâli ve sohbeti her zaman ele geçmez. Onu elden kaçırmamalıdır. Arafat dâima olur, fakat onlar dâima bulunmaz. Bu büyük ganimeti lâyıkıyla değerlendirmeli, nîmetin kıymetini bilmelidir.” Kişinin sözü amelinden çok olursa noksandır. Ameli sözünden fazla olursa kemâldir.”

Abdullah-ı Ensârî (k.s.) hazretleri, 1088 (H.481) senesinde Herat’ta vefat etti. Türbesi çok ziyaret edilen yerlerden biridir.

Abdullah-ı Ensârî hazretlerinin yazdığı kıymetli kitaplardan bâzıları şunlardır:
1) Menâzil-üs-Sâyirîn,
2) Şems-ül-Mecâlis.
3) Envâr-üt- Tahkîk,
4} Teftîr-ül-Kur’ân.
5) Hülâsa fî Şerh-i Hadîs,
6) Şerh-üt-Taarruf li-Mezheb-it-Tasavvuf,
7) Menâkıb-ı İmâm Ahmed bin Hanbel.

Kaynak ; Dipnot : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/464-466.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

ÇOCUKLARI DİNİ EĞİTİMLE TERBİYE ETMEZSEK, ALLAH BİZİ GAZABIYLA TERBİYE EDECEK!

Posted by Site - Yönetici Mayıs 27, 2017

SULTAN MAHMUD’UN EĞİTİM FERMANI:
“ÇOCUKLARI DİNİ EĞİTİMLE TERBİYE ETMEZSEK, ALLAH BİZİ GAZABIYLA TERBİYE EDECEK! “

Sultan II. Mahmud 1824’de çıkardığı bir ferman ile çocukların dini eğitimini almadan çıraklığa gönderilmesini yasaklamış ve böylece ailelerin bir an önce daha fazla para kazanalım derken dinden, diyânetten habersiz yetişen nesillerin Cenâb-ı Hakk’ın gazabına sebep olacağı konusunda anne babaları uyarmıştı..

Yani Sultan şöyle demekteydi: “Çocukların önce dini temelleri sağlam olsun, sonra para kazanmaya başlasınlar, yoksa bu işin sonu iyi değil..!”

İŞTE O FERMAN

“(…) vel hâsıl her şeyden evvel zarûrî dînî bilgileri öğrenmek, dünya işlerinin tamamından önce yapılması gereken bir farz iken, bir zamandan beri insanlar, analarının ve babalarının suçu olarak kendileri câhil kaldıkları gibi, çocuklarının da câhil kalmasına aldırmadan ve Rezzâk-ı Âlem olan Allahü Teâlâ hazretlerine tevekkülsüzlük ile hemen para kazanmak sevdasına düşerek çocukları, mektepten alıp bir usta yanına çıraklığa verdiklerinden, bu gibi çocuklar, küçükten cehâletle büyüyüp, sonradan da okuyup öğrenmeye heves etmediklerine binâen, bütün veballeri analarının ve babalarının boynuna olup, kıyâmet gününde bir taraftan bunlar, mes’ûliyet altına girecekleri gibi, bir taraftan kendileri buna pişman olacaklarından başka, Allah korusun bütün gençliği cehâlete sürüklemekten dolayı, bütün ekseri halk, dinden, diyânetten habersiz olduklarından, bu durum Cenâb-ı Hakk’ın gazabına sebep olacağının işâreti olup, Allah muhâfaza etsin böyle giderse Allah (c.c)’ın şiddetli azabıyla terbiye olacağımızı, akl-ı selîm olanların bildiği gibi, müslüman evladını o gibi dünya ve âhiret musibetlerinden halâs ve korumak lazım gelmektedir (…)”

Devleti Âliye-i Osmaniye çocuklar dini ahlakı öğrensin diye tedbir alıyor ve öğretilmezse ceza getiren ferman-emir-buyruk yayınlıyor..

Üstelik o zamanki Osmanlı ev ve cemiyet terbiyesine rağmen tehlikeli gidişatı gören, sorumluluğunu bilen bir idarecinin almaya çalıştığı mühim tedbir..

Buluğ çağına erinceye kadar gençlerin dini eğitimlerinin verilmesi için ferman ile kanun çıkarmak..

Ki o zaman evlere kadar girip zehir saçan internet yoktu, televizyon yoktu, şer akıtan medya yoktu, gençliğe kimliğini kaybettiren baskın popüler kültür ve bu kültürü her alanda dayatan süper devletler yoktu..

Bütün bunlara rağmen devlet, dini eğitim almayan gençlerin sebep olabileceği sıkıntılarla ürkmekte ve tedbir almaya çalışmaktaydı.. Bunun gerçekleştirilememesi durumunda ise devleti ve milleti kötü bir sonun beklediği görülüyordu..

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Osmanlılar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Bela ve Musibetler, Günahlara Keffarettir.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 23, 2017

Bela ve Musibetler, Günahlara Keffarettir.

Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular:
Allâhü Teâlâ, mü’minin bedenine isâbet eden ve ona eziyet veren her şey sebebiyle muhakkak onun günahlarını örter.
(Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed)

Bir kimseye Allâhü Teâlâ’dan bir nimet ulaşınca şükretmeli, kendisini ona ehil görmemeli, bu nimetin sırf Allâh’ın ihsânı olduğunu bilmelidir.

Başına bir musîbet geldiğinde de ona sabretmeli, Allâhü Teâlâ’nın kazâ ve takdirine râzı ve teslîm olmalıdır. Zira mü’min, başına gelen musibet ve belâlar sebebiyle Cenâb-ı Hakk’ın mağfiretine nâil olur.

Yahûdîlerden bir adam Müslüman olduktan sonra gözlerini kaybetti, malı telef oldu, evladı öldü. Hemen Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimize gelip: “Müslüman olmak üzere sana ettiğim bey‘atimi bozmak istiyorum” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) “İslâm bey‘ati bozulmaz” buyurdu. Adam: “Ben bu dinimden hayır görmedim; gözlerim kör oldu, malım telef oldu, evladım da öldü” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Ey Yahûdi! Ateşin, demir, gümüş ve altından pası kiri temizlediği gibi İslâm da insanları temizler” buyurdu. Bunun üzerine: “İnsanlardan öylesi de vardır ki Allâh’a inhirâf (tereddüd) üzere ibâdet eder. Eğer ona bir hayır isâbet eder (gelir)se yüreği rahat eder ve eğer bir mihnet isâbet eder (belâ gelir)se yüzü üzerine dönüverir. O, dünyasını da âhiretini de kaybetmiştir. İşte apaçık ziyan budur” (meâlindeki Hac sûresinin 11. âyeti) nâzil oldu. (Dürrü’l-Mensur)

İbn-i Abbâs (r.anhümâ) Hazretleri anlattı:
“Peygamberlerden bir zât şöyle duâ etti: “Yâ Rabbi, mü’min bir kulun sana itâat eder, yasakladıklarını terkeder. Sonra sen ondan dünyayı uzaklaştırır, onu belâlara uğratırsın. Kâfir ve âsîlere ise küfür ve isyanlarına rağmen onlardan belâları uzaklaştırır dünyâyı onlara verirsin.”
Allâhü Teâlâ buyurdu ki:

Kullar benim kullarımdır, belâ da ancak benim takdirimle iner. Mü’min kulun bir günahı olur, dünyayı ondan uzaklaştırıp belâlara mârûz kılarım, o günahına keffâret olur. Bana günahsız olarak kavuştuğunda da, hayırlı amellerinin mükâfâtını veririm.

Kâfirin iyi işleri olur, ona bol rızık vererek ve belâları ondan uzaklaştırarak dünyada iken mükâfâtını veririm. Huzuruma hiçbir hayırlı ameli kalmadığı halde gelir, günahlarıyla da cezalandırırım.”

Kaynak : Mişkâtü’l-Envâr

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

İlahi – Makamımız Kuş Misali – Müziksiz İlahi

Posted by Site - Yönetici Mayıs 22, 2017

İlahi – Makamımız Kuş Misali – Müziksiz İlahi

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlahi Ve Kasideler | Etiketler: | Leave a Comment »

Anladıysam Arap olayım demek küfür olur mu?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 22, 2017

Anladıysam Arap olayım demek küfür olur mu?

Bu sözü din düşmanları çıkarmıştır. Arap, güzel demektir; siyah, zenci demek değildir. Bugün Arap denilen kimseler Arap değil, çoğu fellah, kimileri de zencidir. Zengibar’dan, Habeşistan’dan gelenlere de, kasıtlı olarak Arap demişlerdir.

Peygamber efendimiz Arap idi. Araplar beyaz, buğday benizli olur. Bilhassa Peygamberimizin sülalesi beyaz ve çok güzel idi. Günümüzde de bu mübarek soydan gelen seyyidler var, hiçbiri zenci değildir. Peygamberimizin vefatında, Eshab-ı kiramın hepsi, sonra da evlatları, İslamiyet’i dünyaya yaymak için, Arabistan’dan çıktı. Asya’nın ötelerine, Afrika’ya, Kıbrıs’a, İstanbul’a, her yere dağıldı. Allah’ın dinini, Onun kullarına tanıtmak için canlarını feda ettiler. Bu geniş topraklar, o mübarek şehitlerle doludur. Sultan II. Abdülhamit Han’ın amirallerinden Eyüp Sabri Paşa, Mirat-ül-haremeyn kitabında, Mekke şehrinde, iki Arap evinin kalmış olduğunu yazmaktadır. Bugün ise hiç yoktur.

Bugün kendilerine Arap denilen kimselerin yanlışlıkları ve sapıklıkları yüzünden Arap kelimesine hakaret etmek yanlış olur. Seyyidler Arap’tır. Genelde, İslamiyet’i kötülemek için Arap kötülenmektedir. İslamiyet’i kötülemek için, dinin emirlerine irtica denmesi gibidir. Bu oyuna gelmemelidir. Dinimizde ırk üstünlüğü yoktur. Ama bazı milletler diğerlerinden daha faziletli olabilir. Bunun için Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Müslüman Arabı sevmek imandandır.) [İ.Neccar]

Ebu cehil gibi dinsiz Arabı sevmemek de, imandandır.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Câhiliyet ehli, Arab kabileleri, Beytüllâhı çıplak olarak tavaf ediyorlardı.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 21, 2017

Câhiliyet ehli, Arab kabileleri, Beytüllâhı çıplak olarak tavaf ediyorlardı.

A’raf suresi- 26. ayeti kerimesinin sebebi nuzulu [ inmesinin sebebi ]

Câhiliyet ehli, Arab kabileleri, Beytüllâhı çıplak olarak tavaf ediyorlardı. Onlar;
Bizim kendisiyle günah işlediğimiz ve günah kiriyle kirlettiğimiz elbiseler içinde Kabe’yi tavaf edemeyiz!” diyorlardı.

Erkekleri gündüz ( çıplak bir halde ) Kabe’yi tavaf ediyordu.
Kadınlar da geceleri (çıplak bir şekilde) Kabe’yi tavaf ediyorlardı…

Bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri onlara elbiselerini giymelerini hiç bir mescidin yanında soyunmamayı emretti…

Mescide ister tavaf için girmiş olsunlar ve isterse namaz için girmiş olsunlar, fark etmez.

Arablar daha önce (câhiliyet döneminde) tavaf niyetiyle Kabe’ye geldiklerinde ta mescidin ötesinde elbiselerini soyuyorlardı….

Giyinik Hâlde Tavaf…

Haddâdî tefsir’inde buyurdu:
(Eskiden câhiliyet döneminde Arablar hac için, Arafat’a çıkıp, Müzdelifeye ve oradan da Minâ’ya gelir. Buradan da şeytan taşlama ve kurban kesme işlerinden sonra Kabe’ye (tavaf için) Minâ’dan ayrılırken, elbisesini soyar, yükünün içine koyarlardı.

Birisi eğer elbisesi üzerinde olduğu halde tavaf ederse, dövülür ve elbisesi (zorla) üzerinden çıkarılırdı.

Kadınlar ise, geceleyin çıplak bir halde Kabe’yi tavaf ederlerdi. Ancak kadınlar, seyrek şekilde kesilmiş olan püskülleri kalçalarının üzerine bağlarlardı. Püsküller kadınların en mahrem yerlerini bile tam olarak örtmezdi…

Setr-i Avret

Bu âyet-i kerime, namazda setr-i avret (avret mahallinin örtünmesinin) farz olduğuna asıl delildir. Manâsı şudur: [ Gerek namaz için olsun ve gerekse tavaf için olsun her mescidin yanında avret yerlerinizi örtmek için elbiselerinizi giyin – A’raf suresi- 26. ayeti.] demektir.

Bunun için setr-i avret (avret yerlerini örtmek) insana her zaman farz olduğu gibi, özellikle namazda ve tavafta da farzdır.

Ve bir müslümanın namazda mümkün olan en güzel durum ve şekilde bulunması sünnettir ki, cemaat ile namazda safların intizamı ve camiye giriş çıkış ve oturuş duruşta edep ve haya, vakar ve ağırbaşlılık da bu zinet ve güzel suret anlayışının işaretinde dahil olur. Elmalı tefsiri, c. 3, s.2153,

Setr-i Avret, avret yerlerini örtmek, demektir.
Namazda avret yerini örtmek bir şarttır.

Şöyle ki: Namazda örtülmesi farz olan ve başkalarının bakmaları caiz bulunmayan organlara “Avret yeri” denir.

Erkeklerin avret sayılan yerleri, göbekleri altından dizleri altına kadar olan yerdir. Diz kapakları da bu avret sayılan yere girer.

Kadınlara gelince: Hür olan kadınların yüzleri ile ellerinden başka, bütün bedenleri avrettir. Yüzleri ile elleri, namazda ve namaz dışında, fitne korkusu olmadıkça avret değildir. Ayaklarının avret olup olmaması ihtilaflıdır.

Sahih kabul edilen görüşe göre, kadınların ayakları da avret değildir. Çünkü bunlarla yolda yürümek ihtiyacı vardır. Bu bakımdan bunları örtmek, hele fakirler için, zordur.
Diğer bir görüşe göre, hür olan bir kadının namazı, ayağının dörtte biri açık bulunması ile bozulur.
Diğer bir görüşe göre de, namazda kadının ayaklan avret sayılmazsa da, namaz dışında avret yeri sayılır. Bu İhtilaftan kurtulmak için ayaklarını örtmeleri iyi olur. Sahih olan görüşe göre. hür kadınların kolları, kulakları ve salıverilmiş saçları da avrettir.

Güzel Giyinmek

(Avret mahallini örtmek farzdır.)
Elbise edinmek vâcibtir.
Güzel giyinmek sünnettir.

İmâm-ı Âzam’ın Elbisesi

İmam-i Azam Ebû Hanife (k.s.) hazretleri, gece namazları için bir elbise edindi. O elbisesi,
1- Gömlek,
2- Sarık,
3- Cübbe,
4- Ve Şalvar idi.
Bu elbiselerinin değeri binbeşyüz (1500) dirhem idi. tmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe hazretleri, her gece bu elbisesini giyerdi. Ve şöyle buyururdu:
Allâhü Teâlâ hazretleri için (güzel elbiseler giyerek) süslenmek; insanlar için süslenmekten daha evlâdır…”

Kaynak ; Büyük İslâm ilmihali, Ömer Nasûhî Bilmen,
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/458.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Tesettür, Yorumlar | Leave a Comment »

Bu dünya elbisesinden soyunup yine geldikleri gibi çırılçıplak olarak dönüp gidecekler

Posted by Site - Yönetici Mayıs 20, 2017

Bu dünya elbisesinden soyunup yine geldikleri gibi çırılçıplak olarak dönüp gidecekler.

Allahü Teâlâ siz insanları başlangıçta yaratıp, var edip dünyaya getirdiği gibi yine öyle iade edecek, ahirete gideceksiniz. Şüphe yok ki iade etmek, başlamadan daha kolaydır.

Bir defa olanın, yine olabileceğinde şüpheye yer yoktur. Bunun için tabiat davasına tutulup da ahireti inkar edenler, ilk önce tabiat kanunlarının başı bulunan “olan yine olur” kanununu düşünmeli ve yaratmaya gücü yeten Allah’ın iadeye öncelikle kadir olduğunu anlayarak ahirete inanmalıdırlar.

Şu halde ikinci olarak bilmelidir ki, bu dünyaya çırılçıplak gelip az çok türlü türlü giysiler bulan insanların hepsi sonunda bu dünya elbisesinden soyunup yine geldikleri gibi çırılçıplak olarak dönüp gidecekler ve amellerinin cezasını bulacaklardır.

Üçüncü olarak şunu hiç unutmamalıdır ki, bu geliş gidişte, bu başlama ve dönüşte tecelli eden bütün hüküm ve kudret yalnız Allah’ın olduğunda hiç şek ve şüphe yoktur. Analar, babalar, hısımlar, akrabalar, eşler, dostlar, efendiler, beyler, hâkimler, krallar, devletler, milletler, insanlar, cinler, kısaca bütün yaratıklar bir yere gelseler, kendi kendilerine bir ferdi ne başlangıç itibariyle canlandırmaya güçleri yeter, ne de sona erme itibariyle iadesine, “insanı, insan yapar” diyen nice iddiacılar, “Ben de diriltilir ve öldürürüm.” (Bakara, 2/258) diyen nice Nemrud’lar gelmiş geçmiştir ki, bütün arzu ve iddialarına rağmen ne bir çocuk yapabilmiş, ne de kendisini öldürmeye gelen düşmanının canını alabilmiştir.

Şu halde başlangıç ve sona hâkim yalnız Allah olduğu için her gün, her an ister istemez o sana doğru yürümekte olan ortadaki insan da dininde Allah için ihlas sahibi olmalı ve ancak Allah’a dua edip yalvarmalı ve bütün ihlas ve samimiyetle ona yalvarıp, ona çağırmalıdır.

Kaynak ; Elmalı Tefsiri: c. 3, s. 2150.
İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/451-452.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: