Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Feraiz ilmi ne demektir? Feraiz hakkında bilgi – İslâm’da mîras Hukuku

Posted by Site - Yönetici Ocak 23, 2018

Feraiz ilmi ne demektir? – İslâm’da mîras Hukuku

İslâm hukukunda mîras taksimi için kullanılan ilmî terim. Mîras hukuku, insanoğlunun yaratılışıyla başladı. İlk insan Âdem aleyhisselâmdan bu yana, insan-mal-ölüm münâsebeti devam etti. İnsanoğlu, yaratıldığı günden beri hayâtını sürdürebilmek için, mala, tabiattaki hissesine devamlı ilgi duydu. Mal, insanın yaşama hakkından sonra gelmektedir. Hattâ insan, vefatından sonra bile, malı ile olan ilgisini devam ettirmek ve mallarını, ya hısımlarına veya seçtiklerine bırakmak istemektedir, ölümden sonra kişinin bıraktığı mal, mülk, para ve haklar başlı başına bir ilim konusu olmuştur. Bu hususta her toplum, kendi dînî ve sosyal durumuna göre, kanunî düzenlemelerde bulunmuştur.

İslâmiyet’te, mîras hukuku ile ilgili hususlar, ayrı bir ilim konusudur. Bu taksîmât, Allalhü teâlâ tarafından Kur’ân-ı kerîmde bildirilmiştir. Buna ferâiz ilmi denilmektedir. Ferâiz, farz kelimesinin çoğulu olup, mirasta; vârislere tâyin olunan hisseler, paylar demektir. Âlimler, ferâiz ilmini: “Vefat eden kimsenin bıraktığı malın, kimlere verileceğini ve nasıl dağıtılacağını gösteren ilimdir” şeklinde tarif ettiler.

Allahü teâlânın Kur’ân-ı kerîmde en açık ve en geniş bildirdiği şey; ölüden kalan mirasın nasıl dağıtılacağıdır. Burada yapılacak işlerin çoğu farz olarak emrolunduğu için, hepsine ferâiz dendi. Zîrâ bu ilim nass yâni Kur’ân-ı kerîm ile sabittir. Resûlullah efendimiz bir hadîs-i şerîfinde; “Ferâiz ilmini öğrenmeye çalışınız! Bu ilmi gençlere öğretiniz. Ferâiz ilmi, din bilgisinin yarısı demektir. Ümmetimin en önce unutacağı, bırakacağı şey bu ilim olacaktır” buyurdu. İlmin yarısı buyurulmasının sebebini âlimler; “İnsanın, bir dünyâ, bir de âhıret (ölümden sonraki) hayâtı vardır. Ferâiz ilmi, öldükten sonra kişiye ait olan bir takım hükümlerden de bahseder. Yine ferâiz ilmi, bir kimsenin vefatıyla geride bıraktığı malının vârislerine ihtiyarî olarak değil de, zarurî olarak doğmuş hakları olması sebebiyle intikâlidir” şeklinde açıklamışlardır.

Ferâiz ilmi, fıkhın yâni İslâm hukukunun bir bölümüdür. Fakat şeref ve fazîleti sebebiyle müstakil bir ilim dalı sayılmıştır. Bu ilmin, sayılamıyacak kadar âlimleri yetişti ve kitapları yazıldı. Emevî, Abbasî ve Osmanlılar zamanında, mîras taksimi, ferâiz ilmine göre yapıldı.

Ferâiz ilminin kaynakları; Kur’ân-ı kerîm, hadîs-i şerîfler ve icmâ-ı ümmet (Eshâb-ı kiramın ve müctehid âlimlerin sözbirliği)dir. Nisa sûresi 7-13. âyetleri ile 33. ve 176. âyetleri, mîras taksimindeki hak (hisse) sahiplerini açıklamaktadır. Bekara sûresi 180-182. ve 233 ile 240.âyetleri ve Mâide sûresi 106-108. âyetleri ve Enfâl sûresi 72-75. âyetlerinde mîras hukukunun genel hükümleri açıklanmaktadır. Bu âyet-i kerîmelerde mîras ve taksimat meâlen şöyle bildirilmektedir:

“Ana ve baba ile yakın hısımların bıraktıklarından erkeklere, ana ve baba ile yakın hısımların bıraktıklarından kadınlara azından da, çoğundan da farz edilmiş birer nasîb olarak, hisseler vardır.” (Nisa sûresi: 7) Câhiliyet devrinde kızlar, kadınlar ve çocuklar, mîras alamazlardı. O hak, ancak harbden ganîmet alan, yaşadıkları yerleri (memleketi) müdâfâ eden kimselere mahsusdu. Bu âyet-i kerîmenin nüzûlüyle, kadın ve kızların mîrasdan men edilme âdeti kaldırılmış oldu.

“Mîras taksim olunurken (mirasçı olmayan) hısımlar, yetimler, yoksullar da hazır bulunursa, kendilerini ondan (bir şey vererek) rızıklandırın, (gönüllerini alarak) güzel sözler de söyleyin.” (Nisa sûresi: 8) Bu emir nedb’e dâirdir. Yâni öyle yapılması mecburi değil, bir insanlık ve şefkat sadakasıdır.

“Arkalarında âciz ve küçük evlâdlar bıraktıkları takdirde onlara karşı (hâlleri ne olacak diye düşünüp) endişe edenler, (himayeleri altındaki yetimler ve diğer mirasçılar hakkında da aynı hissi taşımamaktan) saygı ile korksunlar. Allah’dan sakınsınlar, (Gerek vâsîler, gerek onların yanında bulunanlar hâtıra, gönüle bakmayarak) sözü dosdoğru söylesinler.” (Nisa sûresi: 9)

“Gerçek, yetimlerin mallarını haksız (ve haram) olarak yiyenler, karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Ve yakında onlar, alevli bir ateşe (Cehennem’e) gireceklerdir.” (Nisa sûresi: 10)

“Allah size (mîras hükümlerini şöylece) tavsiye (ve emr) eder: Evlâdlarınız hakkında (ki hüküm) erkeğe, iki dişinin payı mikdârıdır. Fakat onlar (o evlâdlar) ikiden fazla kadınlar ise (ölünün) bıraktığının (terekenin) üçte ikisi onlarındır. (Kız evlâd) bir tek ise, o zaman (bunun) yarısı onundur. (Ölenin) çocuğu varsa ana ve babadan her birine terekenin altıda biri (verilir.) Çocuğu olmayıp da ona, ana ve babası mirasçı olduysa üçte biri anasınındır. (Erkek, kız) kardeşleri varsa o vakit altıda biri anasınındır. (Fakat bütün bu hükümler, ölenin) edeceği vasiyyet (in yerine getirilmesin) den veya borcundan (ödenmesinden) sonradır. Siz babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin, fayda cihetinden, size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bu hükümler ve hisseler) Allah’dan birer farizadır. Şüphesiz ki, Allah hakkıyla bilicidir, yegâne hüküm ve hikmet sahibi O’dur.” (Nisa sûresi: 11)

“Zevcelerinizin çocuğu yoksa terekesinin yarısı sizindir. Eğer onların çocuğu varsa, size terekesinden (düşecek hisse) dörtde birdir. (Fakat bu da) onların (zevcelerinizin) edecekleri vasıyyeti ve borcu edadan sonradır. Eğer çocuğunuz yoksa, bıraktığınızdan dörtte biri onların (zevcelerinizin)dir. Şayet çocuğunuz varsa, terekesinden sekizde biri edeceğiniz vasıyyet ve borc(un edâsın)dan sonra onlarındır. Eğer mirası aranan erkek veya kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olur ve onun erkek veya kız kardeşi bulunursa, bunlardan her birinin (hakkı) altıda birdir. Eğer onlar bu (mikdârdan) çok iseler, o hâlde onlar, (ölünün) edeceği vasıyyet ve borc(un edasır)dan sonra üçte bîrde ortakdırlar. (Gerek vasıyyetde ve gerek borç ikrarında, mirasçılara asla) zarar verici olmamalıdır. (Bu emirler ve hükümler) Allah’tan (size) bir vasıyyettir. Allah (her şey) hakkıyla bilendir, halimdir (Cezayı geciktirirse de ihmâl etmez.)” (Nisa sûresi: 12

“(Habîbim) senden fetva (dînin hükmünü) isterler. De ki: “Allah, babası ve çocuğu olmayanın mirası hakkındaki hükmü (şöylece) açıklar: Eğer (erkek veya kız) evlâdı (ve babası) olmayan bir erkek ölür, onun (ana-baba bir veya sâdece baba bir) bir tek kız kardeşi kalırsa, terekesinin yarısı onundur. Eğer (mîrasçı) erkek kardeş ise, çocuksuz (ve babasız) ölen kız kardeşinin (vefatıyla) bıraktığı (nın tamâmını alır.) Eğer (aynı şartlarla kalan) kız kardeş iki (veya daha ziyâde) ise, oğlan kardeşinin bıraktığının üçte ikisi(ni alırlar.) Eğer (yine aynı şartlarla mirasçılar) erkek ve kız kardeşler ise o zaman erkek için dişinin iki hissesi (vardır.) Allah size şaşırırsınız diye (dînimizin hükümlerini) açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Nisa sûresi: 176) Eshâb-ı kiramdan Câbir bin Abdullah (radıyallahü anh) hasta olduğu zaman, Resûlullah efendimiz ziyaretine gitmişti. Hazret-i Câbir (radıyallahü anh); “Yâ Resûlallah! Ben kelâleyim (babasız ve evlâdı olmayan bir kişiyim.) Mîrasım ne olacak?” diye sordu. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme nazil oldu. Ahkâmdan en son inzal buyrulan âyet-i kerîme budur.

Mîras bölünürken, erkek çocuklara kız çocukların iki katı verilmesi, çok kerre bâzı kimselerin yanlış düşünmelerine sebeb olmaktadır. İslâmiyet’te kadın, mîrasdan hiç bir şey almaya muhtaç bırakılmayıp, onun bütün ihtiyaçlarını; kocası, babası, erkek kardeşi ve amcası gibi mahrem yakınları, çalışıp, kazanıp, ona vermeğe mecbur tutulmuştur. Erkeklerin bu güç vazifelerinden dolayı, mîrasın hepsini almaları lâzım gelirken, İslâmiyet kadınlara iltimas ederek, erkeğe verilenin yarısını da onlara vermektedir. Erkek, kadına bakmağa mecbur, kadının ise, kendine bile bakması lâzım olmadığı hâlde, İslâmiyet kadını kayırmakta, ona ayrıca mîras da vermektedir. İslâmiyet’te kadınların çok kıymetli oldukları buradan da anlaşılmaktadır.

İslâmiyet’ten önce Mısırlılarda, Çin Hukûkunda, Japonlarda, Brehmenlerde, İranlılarda, Roma hukukunda, Eski İsrail hukukunda kızlar, verasetten tamamen mahrum idi. Arablarda eli silâh tutmayan, memleketini müdâfaa edemiyen küçük çocuklar, kızlar, kadınlar vâris olamazdı. Ölen kimsenin malı-mülkü, en yakınlarından erkek olup, harp edebilecek yaşta olanlara verilirdi. İslâm dîni, küçük çocukları ve kadınları mîrasa ortak ederek mağduriyetten kurtarıp, erkekler gibi mîrasa ortak yaptı. Resûlullah efendimiz zamanında Uhud harbine iştirak edip bu harpte şehâdet şerbetini içen Sa’d bin Rebî’nin (radıyallahü anh) zevcesi, iki kızını alarak Resûlullah efendimizin huzuruna geldi ve; “Yâ Resûlallah! Bunlar, şehîd olan Sa’d’ın kızlarıdır. Şimdi amcaları, mallarını ellerinden alarak kendilerine bir şey vermediler. Hâlbuki, bunlar malsız evlenemeyeceklerdir” diyerek durumlarını arzetti. Peygamber efendimiz de; “Allahü teâlâ bu mes’elede hükmünü bildirir” buyurdular. Bunun üzerine mirasla ilgili Nisa sûresi on birinci âyet-i kerîmesi nazil oldu.

Bu mîras âyet-i kerîmesi inip, erkek ve kız çocukları, ayrıca ana ve babayı vâris kılınca, müslümanlar o zamana kadar, gerek kendi aralarında, gerek komşu devletlerde gördükleri hâle uymayan bu taksime hayret ettiler ve; “Nasıl olur da zevceye dörtte bir veya sekizde bir, kız çocuklara yarım verilir ve küçük çocuklar vâris olur. Hâlbuki, bunlar içinde düşmanla savaşan ve ganîmet alabilecek kimse yoktur” dediler. Sonra da Allahü teâlânın emrine saygı ve muhabbetle uydular. Onların bu hayretleri, bu mîras taksiminin ehemmiyetini göstermektedir.

İslâm hukukuna göre; kayıp olan kimse, hükmen ölü sayılır. Ana rahminde canlandıktan sonra, öldürülüp diyeti verilen kimse de takdîren ölü sayılır. Bu ikisinin de malları vârislerine taksim edilir. İki kardeşten biri Çin’de, diğeri İspanya’da aynı gün güneş doğarken ölseler, İspanya’da ölen diğerine vâris olur. Çünkü güneş, Çin’de daha erken doğmaktadır. Feraiz ilmine göre; vefat edenin bıraktığı maldan ve mülkten, sıra ile şu işler yapılır: 1-Hiç bir dağıtma yapmadan önce cenazenin kefenleme ve defn masrafları verilir. 2-Kalanın hepsinden borçları ödenir. 3-Geriye kalan mal-mülk piyasaya göre değerlendirilip, üçe bölünür. Bir kısmı ile, İslâm dînine uygun vasiyetleri yerine getirilir. Diğer iki kısım eşyanın, değerlerine göre, kendileri veya satılıp paraları vârislere şöyle dağıtılır:

A-önce, eshâb-ı feraiz denilen 12 kişiye, Kur’ân-ı kerîmde bildirilen hakları verilir. Bu haklara farz adı da verilmiştir. Eshâb-ı feraiz, Kur’ân-ı kerîmde 6 sınıfa ayrılmıştır. Her sınıfın hissesi (farzı) ayrı ayrı bildirilmiştir. Bu hisselerde, mîrasın 1/2’i (nısıf), 1/4’i (rubu’), 1/8’i (sumun), 2/3’si (sülüsân), 1/3’i (sülüs) ve 1/6’i (südüs)dür. Hepi 40 hâldir. Bunlardan dördü erkektir. Eshâb-ı ferâizden olan kimseler: 1-Baba, 2-Dedeler (sahih), 3-Erkek kardeşler, 4-Zevç (koca), 5-Kızkardeşler, 6-Zevce (eş), 7-Kızlar, 8-Oğlunun kızları, 9-Ana-baba bir kızkardeşler, 10-Baba bir kız kardeşler, 11-Anne, 12-Nineler.

B-Eshâb-ı ferâizden artan mal, Asabe denilen akrabadan meyyite yâni ölene en yakın olanına verilir. Asabe yok ise, bunlar da, eshâb-ı ferâize dağıtılır. Fakat zevç (koca) ve zevceye bu sefer verilmez. Asabe olanlar (sıraya göre):

1-Oğul, 2-Oğlun oğlu, 3-Baba, 4-Dede (sahih ced), 5-Ana-baba bir veya baba bir erkek kardeşler, 6-Erkek kardeşlerin oğlu, 7-Ana-baba bir amca veya baba bir amcalar, 8-Amcaoğulları, 9-Âzâd olan köle veya cariyeyi azâd eden adam.

C-Eshâb-ı ferâizden ve asabelerinden kimse yok ise, Zevil-erhâm denilen akrabaya verilir. Bunlar 10 sınıf olup, yakınlık sırası ile şunlardır: 1-Kızlarının çocukları ve oğlunun kızlarının çocukları, 2-Cedd-i fâsid ve Cedde-i faside, (Arada ana bulunan dede ve nineler) 3-Kız kardeş çocukları, 4-Anadan kardeş çocukları, 5-Erkek kardeş kızları, 6-Amca kızları, 7-Anadan amca ve çocukları, 8-Teyzeler ve ana-babanın dayıları ve bunların çocukları, 9-Dayılar ve ananın-babanın halaları ve bunların çocukları. 10-Beytülmâldir.

D-Zevil-erhâmdan da kimse yoksa (Mevlel-muvâlât) denilen adama verilir. Bir zımmî, (yâni gayr-i müslim vatandaş) veya harbî (vatandaş olmayan gayr-i müslim) bir müslümanın yardımı ile îmâna gelir ve bu müslümanı velî kabul ederse, yâni onun emrine girerse, borçlarını ödemeği kabul ederse, bu müslüman onun Mevlel-muvâlâtı olur.

E-Yukarıdaki vârislerden hiç biri yoksa, mîrasın 2/3’si yine vasiyete harcanır. Vasiyeti de yoksa, meyyit zımmî olsa bile, beytülmâl (devlet) alır. Mîrasa dört şey mâni olur: 1-Köle mîras alamaz. 2-Kısas veya keffâreti gerektirecek şekilde meyyitin katili olan vâris mîras alamaz. 3-İki ayrı dinden olanlar ve mürtedler (müslümanlıktan ayrılanlar) mîras alamaz. 4-Kaldıkları yerler, ayrı ülke olanlar da mîras alamazlar. Asabelerden, ölene yakın olanlar, uzak olanları mirastan mahrum bırakırlar. Babası sahip çıkmayan veled-i zina yâni nesebi sahih olmayan çocuk da vâris olamaz.

İslâm hukukunda 5 çeşit arazi vardır: 1-Mülk olan topraklar. Bunların sahibi ölünce, toprak satılıp parası ile sahibinin borcu ödenebilir. Kalanının üçte birinden vasiyeti yapılır. 2/3’si vârislerine, mirasları miktarında verilir. 2-Mîrî topraklardır ki, mülkiyeti devlete aittir. Bunlar şahıslara peşin para karşılığı, tapu senedi ile kiraya verilir. Alanın mülkü olmaz. Satılamaz ve vârislerine mîras olamaz. Tapu sahibi ölünce, toprak erkek ve kız çocuklarına eşit olarak verilir. Şimdi mîrî toprak kalmamış, herkesin mülkü olmuştur. 3-Vakıf toprakları, 4-Umûma terk edilen topraklar (metruk arazi). 5-Ölü topraklar. Devletin ve kimsenin olmayan topraklardır.

Ferâizin taksimini gerektiren problemleri çözebilmek için daha birçok bilgileri öğrenmek lâzımdır. Bunlar fıkıh kitaplarında açıklanmıştır.

Ferâiz problemlerinin çözülmesini, din âlimleri hemen yapardı. Ali’ye (radıyallahü anh) minberde iken en karışık problemleri sorarlardı. Kâğıda, kaleme lüzum kalmadan, hepsini zihinden çözer, hemen cevâb verirdi. İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretleri ve diğer İslâm âlimleri de böyle idiler. Her devirde ölen müslümanların mallarına, öldüğü gün gelen mîrâs taksîm işleri ile vazîfeli kâdılartarafından el konulur, kimsenin haksız olarak istifâdesine müsâade edilmezdi. Hemen mirasın taksîmi yapılır, hak sahiplerine malları teslîm edilirdi. Böylece, müslümanların bilmeden yetîm malı yemeleri önlenir, insanların kursağına haram lokma girmesine mâni olunmaya çalışılırdı.

Ferâiz ilmine dâir bir çok eserler yazıldı. Bunlardan en meşhûru Muhtasar-ı Secâvendî’dir. Bu eserin bir çok şerhleri vardır. Bunlar içinde büyük âlim Mevlânâ Şemseddîn Fenârî Şerhi çok meşhûrdur. Haleb âlimlerinden Şeyh Ahmed Hanbelî de buna geniş bir şerh yazmıştır. Anadolu’da yetişen âlimlerden Muhsîn-i Kayserî’nin de manzume şeklinde bir şerhi vardır.

İslam Tarihi Ansiklopedisi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Dini Konular, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Erbein – Çile – Çilehane Nedir Nedemektir ?

Posted by Site - Yönetici Ocak 18, 2018

Erbein – Çile – Çilehane Nedir Nedemektir ?

Erbeîn” veya daha yaygın ismiyle “Çile” bir kişinin kırk gün, insanlardan uzak bir şekilde, bütün madde alemiyle alâkasını kesip, sadece Allâhü Teâlâ hazretlerinin rızâsı, Ailâhü Teâlâ hazretlerine ibâdet etmek niyetiyle tenhâ bir köşeye çekilmesidir.

İnsanların Allâhü Teâlâ hazretlerine yaklaşmak ve ibâdet İçin girdikleri makama “Çilehâne” veya “Halvethâne” denilirdi.

Gönül erleri bu halvethânelere girip orada Rabbine vasıl olmak ve Allah’ın rızâsını kazanmak için ibâdet ederlerdi.

Çile, Musa Aleyhisselâm’ın bu hadisesine ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin peygamberliğinden önce Hıra mağarasında uzlete çekilmesine dayanmaktadır….

Anadolu’nun bir çok yerlerinde çilehâne, halvethâne ve benzeri isimlerle anılan ibâdet mekânları vardır. Belki çevrenizde bu mübarek makamları görmüşünüzdür. Bizim köyde rahmetli dedelerimden kalma halvethâne var. Bizim köy yani Şanlıurfa ilinin Siverek ilçesinin Darağun köyü ki eskiden şehre üç saatlik uzaklıktaydı. Şu an köyde arası bir yol geçtiği için bu mesafe vasıta ile 10 dakikaya inmiştir…Köyümüz 20-30 hanelik küçük bir köydü. Köyün şehre uzaklığına rağmen rahmetli dedem Hacı Ali Efendi (r.h.) köyden uzak bir dağın içinde taştan bir halvethâne yapmıştı. Halvethânenin duvarları taş olduğu gibi tavan ve tabanı da taş idi. Ancak bir kişinin içinde namaz kılabileceği genişlikte olan bu halvethânede çile çekmek için Rabbine ibâdet ederlerdi. Rahmetli dedemin bir çok rençberleri, çoban ve çiftçileri vardı. Dünyevi işlerini onlar görürdü. Kendisi daha gençliğinde ibâdetine riya girmesin diye oraya köyden bile uzak bir mesafede olan halvethânesine gider… Bütün dünyadan uzaklaşarak Rabbinin rızâsını arardı… Kim bilir kendisinden önce de daha nice gönül erleri o halvethânede çile çekmişlerdi…

O halvethânede ihlas ile yapılan ibâdetlerin bereketiyle yıllar sonra rahmetli dedem doksan yaşlarında Râbıta-ı şerife ile müşerref oldu…

Köyüme her gidişimde o halvethâneye giderim. Manevî havasını teneffüs eder ve orada Allâhü Teâlâ hazretlerine İbâdet İçin çile çeken erenlerin zikir seslerini sanki duyar gibi olurum…
Çok duygulanırım…

Özellikle Kadirî, Rüfâî ve Şazelî gibi tarikatlarda çile’nin büyük bir yeri vardır. Bu inkıtaya uğrayan tarikatların sahte şeyhleri ve o şeyhlerin zavallı müritleri çile çekmek yerine “ÇİLLEK” (yani boğazına düşkün, yiyici takımı ve leziz, tatlı ve hoş yemekleri düşünen, tasavvufu dünyevî nazlarına alet eden, tarikatları para kazanma ocakları haline getiren kişiler) olmuşlardır. Mütercim.

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şu hadis-i şeriflerinde olduğu gibi;

-“Kim kırk gün, Allâhü Teâlâ hazretlerine hâlis (ve muhlis) olursa, hikmetin kaynaklan (membaı fişkırıp) onun kalbinden dilinin üzerine zahir olur.”Kenzu’l-Ummâl: 5271

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/171.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Dağların Fazileti

Posted by Site - Yönetici Ocak 16, 2018

Dağların Fazileti

Çünkü yeryüzü dağlar olmadan istikrar edemezler. Hak Teâlâ hazretleri, yeryüzünü dağlarla sabit kıldı. (Ve yerin dengesini dağlarla sağladı…)
Dağlan, kendi katında bir hikmetle yeryüzüne kazık yaptı.
Emâneti dağlara arzetti . (Emâneti dağlara arzetmesi)
dağların;
1- Tesbit (sabit olmak),
2- Temekkün (yerleşmiş olmak),
3- Tefrid (fert ve tek olması),
4- Yüce ve yüksek olmalarındandır…
İşte bütün bu hususiyetlerinden dolayı dağlar, mekânların üzerine faziletli kılındı.
Dağlar, kelâm (ilâhî kelâmın tecelli etmesine) şâhidlik etme şerefine nail oldular.
Cemâl’in tecellisine taalluk ettiler.
Emânetler kendisine arz edildi.
Muhammedî sadrın şerhi (açılması) dağda oldu.
Mûsâ Aleyhisselâm’ın münâcaatı dağda oldu.
işte bundan, makamlarda fazilet ve faziletli kılınmanın var olduğu ortaya çıktı…

Allâhü Teâlâ hazretleri şöyle buyurdu:
-‘Değil mi ki biz arz’ı bir döşek yaptık, Ve dağları birer kazık…” en-Nebe1:

Ruhanîlerin Cemaati

Hazret-i Şeyh Üftâde el-Bursevî (k.s.) efendi buyurdular:

Cemaatlerin en hayırlısı ruhaniler cemaatidir. Ruhanilerin, cemaati ise dağlar boş yerlerdedir. Ruhanîlerin bir yerde toplandıklarının alâmeti ise, o yerin yeşilliğinin ve güzel görünümünün hiç gitmemesi yaz ve kış mevsimlerinde kayıp olmamasıdır.

Şeyh Üftâde (k.s.) buyurdular:

-“Biz dahi, ruhanîlerin toplanmaları üzerine bu dağa ve bu mekâna geldik!”

Bursaya Uğrayanlar

Bu fakir (Şeyh Allâme İmam İsmail Hakkı Bursevî k.s. hazretleri) derim ki:

Şeyh Üftâde (k.s.) hazretleri bu dağ ve mekân sözleriyle Bursa şehrinde bulunan, kendi yüce ve mükemmel olan zaviyesinin yerini kasdetti. Zaviyesi burada dağın eteğinde olup (halk) tarafından bilinmektedir. Şeyh Üftâde (k.s.) hazretlerinin zaviyesini ziyaret ettim ve onun (k.s.) hazretlerinin şehrin kalesinin içinde olan kabrini ziyaret ettim.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/174.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kim benim velî kuluma (evliyâullaha) düşman olursa…

Posted by Site - Yönetici Ocak 15, 2018

Kim benim velî kuluma (evliyâullaha) düşman olursa…

Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri Eshabına şöyle buyurdular:
Allahü Teâlâ Hazretleri buyurdular:

Kim benim velî kuluma (evliyâullaha) düşman olursa; ben ona harb ilân ederim.
Kulum hiçbir şey ile bana yaklaşamaz; ancak ona farz kıldığım ibâdetleri sever (ve ihlas ile ifâ eder)se yaklaşır.

Kulum (farzları sevdikten sonra) her zaman bana nafile (ibâdet-ler)ile yaklaşır. Farz ve nafile ibâdetlerin sonucu ben onu severim. Ben onu sevdiğim zaman, onun kulağı olurum, benimle işitir, onun o gören gözü olurum, benimle görür, onun o tutan eli olurum, benimle tutar ve onun o yürüyen ayağı olurum benimle yürür. Yemin olsun ki, eğer o kulum dua edip, benden bir şey isterse, mutlaka dilediğini veririm. Eğer o bir serden bana sığınırsa, mutlaka onu korurum.”

Sahih-i Buhâri: 6021

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kar insanlara neleri düşündürüyor ?

Posted by Site - Yönetici Ocak 14, 2018

Kar insanlara neleri düşündürüyor ?

Kar; İlahi Rahmet elinin yerin yüzüne sürdüğü bir krem gibi, yeri nemlendiriyor.Çatlakları tamir ediyor, canlandırıyor.İnsana ni’meti hatırlatıyor. (Burada şükür var)

Kar; Settar olan Allah’ın cc yeryüzüne serdiği bir yorgan.İnsana tevbeyi, günahlarınını silinmesini,ma’sumiyeti hatırlatıyor (Burada
tevbe var)

Kar; Bir açıdan yeryüzü mezarının üzerine atılan ölü toprağı.İnsana ölümü hatırlatıyor.

Kar; Karlı zeminde yürürken, düşmemek için azami gayret göstermeyi, bu yönüyle de müslümana günaha bulaşmamak için
attığı adıma dikkat etmeyi hatırlatıyor. (Takva var)

Kar ; Düşe kalka,bata çıka yürürken,soğuktan ellerini oğuşturup
gözlerini kısarken zorluklara karşı sabretmeyi hatırlatıyor.(Burada
Sabır var.)
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hadislere lüzumsuz demek

Posted by Site - Yönetici Ocak 5, 2018

Hadislere lüzumsuz demek

Sual: Bazı mezhepsizler, (Hadisler lüzumsuzdur, Kur’an yeter. Kur’anda olmayıp da, hadislerle bildirilen haramlara itibar edilmez) diyorlar. Bu sözler, küfür değil mi?

CEVAP
Elbette, küfürdür. Böyle söyleyenler, hadis-i şerifleri kabul etmedikleri gibi, âlimlerin (Küfürdür) diye verdiği fetvaları da kabul etmezler. (Kur’an yeter) derler. Tabiî Kur’andan da, Resulullah’ın ve âlimlerin anladıklarına değil, kendi anladıklarına uyarlar. Sonra da, (Allah böyle diyor) veya (Kur’an böyle yazıyor) diyerek kendi anlayışlarını Allah’ın emri gibi pazarlamaya çalışırlar.

Kur’an-ı kerimi toplayan Eshab-ı kiram olduğu gibi, hadis-i şerifleri toplayan ve nakleden de Eshab-ı kiramdır. Eshab-ı kiramdan şüphe etmek, Kur’an-ı kerimden de, şüphe etmeye yol açar. Eshab-ı kiramın hâşâ hadis uydurduğunu sanmak çok tehlikelidir. Onların hepsinin cennetlik olduğu âyet-i kerimeyle bildiriliyor. Hadislerden, sahihlik yönünden şüphe değil de, bizzat hadislerin kendisini lüzumsuz görmek, (Resulüme uyun!) emrini inkâr olacağı için küfür olur. Hâşâ Allahü teâlâ, (Resulüme uymayın, Kur’an size yeter) mi demiştir? Aksine Resulüne uyulmasını emretmiştir. (Allah ve Resulüne itaat edin!) mealinde çok âyet-i kerime vardır. Bu âyetler nasıl inkâr edilir? Bir de Resulüne uymak, ona itaat etmek Allah’a itaatten farklı değildir. Bir âyet-i kerime meali:
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

Resulullah’ın dine ait her sözü vahye dayanır. Bir âyet-i kerime meali:
(O, kendiliğinden konuşmaz, her sözü vahye dayanır.) [Necm 3-4]

Allah’a inanan, nasıl olur da, (Resulünün vahye dayanan sözlerine lüzum yoktur) diyebilir?

Allahü teâlâ, her peygambere tâbi olunmasını, ona uyulmasını emretmiştir. Bir âyet-i kerime meali:
(Biz her peygamberi kendisine itaat edilsin diye gönderdik.) [Nisa 64]

Resulullah efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, Kur’an-ı kerimde bulamadığımız birçok şeyleri haram etmiş, birçok şeyleri de farz olarak bildirmiştir. İşte üç âyet-i kerime meali:
(O Peygamber, güzel, temiz şeyleri helâl; çirkin, pis şeyleri haram kılar.) [Araf 157]

(Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resulünün haram ettiği şeyi haram tanımayan ve hak dini [İslamiyet’i] din edinmeyen kimselerle; zelil bir hâlde kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.) [Tevbe 29]

(Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7]

(Yalnız Kur’an yeter) diyenler, bu âyetlere kesinlikle inanmıyorlar. İnansalar, (Hadisler lüzumsuz) demezler. Resulünün emrettiğini alıp, yasakladığından kaçarlar.

Kaynak : Dinimizislam

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Şimdiki çocuklar istenildiği gibi neden eğitilemiyor?

Posted by Site - Yönetici Ocak 4, 2018

Helal gıdanın önemi

Sual: Şimdiki çocuklar istenildiği gibi neden eğitilemiyor?

CEVAP
Çocuğu helal gıda ile beslemelidir! Haram gıdanın etkisi çocuğun özüne işler, çocukta uygunsuz işlerin meydana gelmesine sebep olur. Hadis-i şerifte (Yiyip içtikleriniz helal, temiz olsun! Çocuklarınız, bunlardan hasıl olur) buyuruldu.

Çocukları, ahlaksız kadınlara da emzirtmemelidir! Peygamber efendimiz, ahmak kadınları da süt anne olarak tutmamayı, sütün kötü etkisinin olacağını bildirmektedir. Buradan kâfir kadını süt anne olarak tutulmaz manası çıkarılmamalıdır! Zira fıkıh âlimi İbni Âbidin hazretleri, (Kâfir kadının müslüman çocuğa ve müslüman kadının kâfir çocuğa süt anne tutulması caizdir) buyurmaktadır. (Redd-ül Muhtar)

İbrahim Ethem hazretlerine, gece gündüz ibadet eden, vecde gelip kendinden geçen bir gençten bahsettiler. Gencin yanına gidip üç gün misafir kaldı. Çok acayip haller gördü. Gencin bu halinin şeytandan olup olmadığını öğrenmek istedi. Yediğine baktı. Helalden değildi. Bu hallerin şeytandan olduğunu anladı. Genci evine davet etti. Gence helal yemek verdi. Gençteki eski aşk ve gayret kalmadı. Genç, bana ne yaptın dedi. İbrahim Ethem hazretleri, gence, (Sendeki haller şeytandandı. Helal yiyince şeytan giremedi. Esas halin meydana çıktı) buyurdu. (Tezkiretül-evliya)

Haram yemek kalbi karartır, hasta eder. Zünnun-i Mısri hazretleri buyurdu ki:
Kalbin kararmasının dört alameti vardır:
1- İbadetin tadını duymaz.
2- Allah korkusu hatırına gelmez.
3- Gördüklerinden ibret almaz.
4- Okuduklarını, öğrendiklerini anlayıp kavrayamaz.

Muhammed bin Fadl Belhi hazretleri de buyurdu ki:
Kalbin kararmasına 4 şey sebep olur:
1- Öğrendiği ile amel etmemek.
2- Bilmeyerek yapmak.
3- Bilmediklerini öğrenmemek.
4- Başkasının öğrenmesine mani olmak.
Nefs, kötü isteklerden [dinin yasakladığı şeylerden] kurtarılınca, kalb temizlenir.

Kaynak : Dinimizislam

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Günlük Okunması Gereken Dualar

Posted by Site - Yönetici Ocak 2, 2018

Günlük Okunması Gereken Dualar

(Sabah-akşam 7 defa “Allahümme ecirnî minennâr” diyen cehennemden kurtulur.) (Ebu Davud)

(Sabah-akşam, 3 defa, “Bismillâhillezî lâ yedurru maasmihi şeyün fil erdı velâ fissemâi ve hüvessemîul alîm” okuyan, büyücü ve zalimden emin olur.) [İ. Mâce]

(Sabah 3 defa, “Eûzü billahis-semîil alîm-i mineşşeytânirracîm” dedikten sonra Besmele ile Haşr suresinin son üç ayetini okuyana, 70 bin melek, akşama kadar duâ eder. O gün ölürse şehit olur. Akşam okursa yine aynı şeylere kavuşur.) [Tirmizî]

(Şirkten korunmak için “Allahümme innî eûzübike min en-üşrike bike şey-en ve ene a’lemü ve estağfiruke li-mâ lâ a’lemü inneke ente allâmülguyûb” okuyun!) [İ. Ahmed]

(Sabah-akşam 7 defa “Hasbiyallahü lâ ilâhe illâ hu, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil-azîm” okuyanın dünya ve ahiret işine Allah kâfi gelir.) [Beyhekî]

“(Allahümme ma esbaha bî min ni’metin ev bi ehadin min halkıke, fe minke vahdeke lâ şerîke leke, felekel hamdü ve lekeşşükr” duâsını, gündüz okuyan o günün, akşam okuyan o gecenin şükrünü ifâ etmiş olur.) [Akşam “esbaha” yerine “emsâ” denir.]

(Sabah-akşam on defa, “Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ-şerîkeleh lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît ve hüve alâ külli şeyin kadîr” okuyan kimse, kötülüklerden korunur.) [Nesâî]

(Bir kimse, sabah-akşam yüz defa “Sübhânallahi ve bihamdihi” derse, o gün ve o gece hiç kimse onun kadar sevap kazanamaz.) [Deylemî]

(Evden çıkarken “Bismillâhi, tevekkeltü alallahi, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” diyen, tehlikelerden korunur ve şeytan ondan uzaklaşır.) [Tirmizî]

(Lâ havle… okumak, doksandokuz derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdan kurtulmaktır.) [Ebû Nuaym]

İmam-ı Rabbanî (ks) Hazretleri, din ve dünya zararlarından kurtulmak için her gün 500 defa “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah” okurdu. Okumaya başlarken ve okuyunca yüzer defa Salevat getirirdi. (Tefsir-i Mazherî)]

(Hergün yüz defa salevat getiren, münafıklıktan ve cehennem ateşinden uzaklaşır ve kıyamette şehitlerle beraber olur.) [Taberânî]

(Günde 25 defa “Allahümme bâriklî fil mevt ve fî mâ ba’delmevt” okuyan şehit olarak ölür.) (Redd-ül Muhtar)

(Gece Âmenerrasulüyü okuyana, her şey için yeterlidir. Bu iki ayeti yatsıdan sonra okuyana, geceyi ibadetle geçirmiş sevabı verilir.) [Şir’a]

(Tebârekeyi okumadan yatma! Kabir azabını def eder. Her gece Tebâreke okuyan, Kadr gecesini ihya etmiş gibi sevaba kavuşur.) [Eyoğul İlmihâli]

(Eve girerken İhlas suresini okuyan, yoksulluk görmez.) [T. Kurtubî]

(Evden çıkarken Âyet-el kürsî okuyana, melekler, evine gelinceye kadar duâ eder.) [Eyoğul İlmihâli]

İstiğfâra devam etmek
(İstiğfâra devam eden kimse, her sıkıntıdan kurtulur, ummadığı yerden rızıklanır.) [İbni Mâce]

[İstiğfâr olarak “Estağfirullah el azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyel kayyûm ve etûbü ileyh” okumalıdır.

(Günde yüz kere “Lâ ilâhe illallah” diyen kimsenin, kıyamet gününde yüzü ay gibi parlar.) [Taberânî]

(Bir yere gelen, “Eûzü bikelimâtillahittammâti min şerri ma haleka” okursa, o yerden kalkıncaya kadar, ona hiçbir şey zarar veremez.) [Müslim]

(Sıkıntılı veya borçlu, bin kerre “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) [Şir’a]

Seyyid Abdülhakim Efendi (ks) Hazretleri buyuruyor ki:
“Yatağa abdestli gir, Eûzü Besmele çek, sağ yanın üzerine kıbleye karşı yat, sağ avucunu sağ yanağının altına koy, Ayet-el-kürsî, 3 İhlas, bir Fatiha ve birer defa iki kul e’uzüden sonra 3 defa “Estağfirullah el-azîm ellezî lâ ilâhe illâhu” oku, sonuncusuna “el-hayyel kayyûme ve etûbü ileyh” ekle.

On defa da, “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah” oku, sonuncusuna “-hil aliyyil azîm ellezîlâ ilâhe illâhu” ilave et! (Ey Oğul İlmihali)

Uykudan uyanınca, “Allahümmağfirlî” demek çok sevaptır.

Yatağa girince 3 defa “Estağfirullah el azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyel kayyûm ve etûbü ileyh okuyan kimsenin günahları, deniz köpüğü kadar pek çok olsa da, affolur. [Tirmizî]

Her gece yatarken yüz defa, “Sübhânallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber” okuyan kimse, kendini hesaba çekmiş sayılır.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Peygamber Efendimizin Bir Mucizesi

Posted by Site - Yönetici Aralık 28, 2017

Peygamber Efendimizin Bir Mucizesi

Bedevîlerde müsafirden hoşlanmayan bulunsa bile âdab ve örfe riâyet edip fikrini açığa vuramazdı. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri böyle bir bedevînin çadırına müsafir olmuştu.

Bedevînin hanımı, müsafirin teşrifine çok sevinip kocası için hazırlamış olduğu mercimek çorbasını getirerek yemesini rica etti. Gelenin kim olduğunu bilmeyen bedevî, çorbasının müsafire verilmesine fena halde canı sıkıldı. Lakin sesini çıkaramadı. O anda çadırın önündeki hayvanı hastalanıverdi. Bu işe şaşıran bedevî, içinden Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm Efendimizden yardım istedi. Âlemlere rahmet olan Efendimiz, bedevinin zevcesinden memnûniyetini ve bedevinin müsafir sevmediğini ifade buyurup onu ıslah etmek için:

“Güler yüzlü kadın, ekşi yüzlü adam, pişen mercimek, müsafir Muhammed Mustafa’dır. Ey sancı bu hayvandan çık” buyurup nefes etmesiyle hayvanın sancısı kesildi ve bedevî müsafirinin kim olduğunu anlayıp kendisini affetmesini istedi.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

SAĞLIĞIMIZ: Gribe karşı tedbirler

Posted by Site - Yönetici Aralık 27, 2017

SAĞLIĞIMIZ: Gribe karşı tedbirler

Suyun vücudumuza birçok faydaları vardır.
Kış günlerinde de su içmeyi ihmal etmemelidir.

C vitamini bulunan kuşburnu, limon ve zencefil çayı; nane ve limon çayı; bal, karabiber, limon ve zencefil çayı gribe karşı iyi gelir.

Kış mevsiminde üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak ve muafiyet (bağışıklık) sistemini güçlendirmek için sebze ve meyve yenilerek vücuda gerekli vitamin ve mineral alınmalıdır.

Kış sebzeleri: Kereviz, brokoli, brüksel lahanası, ıspanak, şalgam, soğan, sarımsak, turp, havuç, lahana ve bal kabağı.

Meyveleri ise portakal, kivi, elma, ayva, nar ve armuttur.

Çiğ yenilmeyen sebzeler vitamin kaybı olmaması için çok az pişirilmelidir.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Sağlık, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: