Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Sahabeye Dil Uzatanın Hali.

Posted by Site - Yönetici Mart 1, 2015

20120603_194237 copy.jpg111 (2)

Sahabeye Dil Uzatanın Hali.

Bir şiî vardı. Kendisine İbni Heylân deniliyordu. Sahabe-i kiram hakkında yakışık olmayan sözler söylüyordu.

İbni Heylân, bir gün duvar yıkıyordu. Yıktığı duvar onun üzerine yıkıldı. Duvarın altında kalıp fecî bir şekilde can verdi.
Medine-i Münevvere’nin “bakî” kabristanlığına defnettiler.
Fakat ikinci gün onu kabrinde bulamadılar. Hatta onun üzerine defnedilen toprak bile yoktu. Bu durumda başka birisinin o kabri deşme ve açma ihtimali yoktu. Çünkü o toprağıyla beraber yoktu. Kabrin kerpiçlerini olduğu hal üzere gördüler. Bunu insanlardan büyük bir kalabalık gördü. Hatta buna şahit olanlardan biri de Kadı Cemâleddin Efendi idi. Zamanla bunun şöhreti o kadar yayıldı ki dünyanın her yerinden insanlar onu görmeye geliyorlardı.
Bu hadise Allâhü Teâlâ hazretlerinin kalbini şerh ettiği kimselerin kendisinden ibret aldığı âyetlerdendir…

Kaynak : İmam Sahavî (r.h.)’ın ” Makâsıdü’l-Hasene s. 492 “isimli kitabı “”

Mübarek Yerlere Defnedilmek

Bu hadiseden anlaşıldığı gibi, sahabelere ta’n etmek (sahabelere dil uzatmak) ve istihza’nın kötü bir akıbeti vardır.
Allâhü Teâlâ hazretleri, fasık kişinin cîfesini mübarek yerlerden, kötü yerlere intikâl ettirir.
Hadis-i şerifte varid olduğu gibi;
Ümmetimden kim, Lût kavminin amelini işlerse, Allâhü Teâlâ hazretleri o kimseyi onlara nakleder ve hatta onlarla beraber haşr olur.
İmam Suyûtî (r.h.) hazretlerinin “Ed-Dürerü’1-müntessere,” isimli kitabında da böyle …

Cesetlerin Nakli?

Bu hadis-i şerif, cesedin nakli hakkında sarih ve sahih bir haberdir. Çünkü haşr (ölümden sonra yeniden diriliş) ruh ve cesetle birlikte olacaktır. Allâhü Teâlâ hazretleri, şerli (ve kötü) cesetleri şerefli ve mübarek mekânlardan kötü (ve şerli kimselerin mezarlıklarına) naklettiği gibi; hayırlı (ve iyi kimselerin) cisimlerini ve cesetlerini de kötü ve değersiz mekânlardan). şerif ve mübarek mekânlara nakleder. Mekke ve Medine’nin iki mezarlığı olan “Bakî” ve “Hücûn” (cennetü’l-bâkî ve cennetü’l-muallâ mezarlıklarına nakli) gibi… Allâhü Teâlâ hazretleri, ehli ehline sevk eder…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/280

NOT : Sahabe-i kiram hakkında gerçek bir bilgiye sahip olmak için, lmam-ı Rabbanî (k.s.) hazretlerinin ilgili mektuplarını ve Ömer Nasûhî Bilmenin “Sahabe-i Kiram Hakkında Müslümanların Nezih İtikadımız” isimli kitabını tavsiye ederim.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Ebdal Kulların Vasıfları

Posted by Site - Yönetici Şubat 28, 2015

20120603_194237 copy.jpgeeee (3)

Ebdal Kulların Vasıfları

(Ebdal – Allahtan başka dünyadaki her şeyden vazgeçmiş kişidir.)

Ebud-Derdâ (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Kendisi buyurdular:
-“Muhakkak ki Allâh’ü Teâlâ hazretlerinin (bazı husûsî) kulları vardır. Onlara, “Ebdâl” denilir. (Onlar bu dereceye); çok oruç tutmak, çok (nafile) namaz kılmak, tevazu göstermek (Allah’tan korkan kişi olarak görünmek) ve güzel giyinmekle asla ulaşmadılar.
Lakin onlar bu dereceyi;
1 - Kalb doğruluğu,
2- Gerçek bir korku,
3- İyi niyet,
4- Sadrın (gönül dünyalarının) selâmeti,
5- Bütün Müslümanlara rahmet,
6- Mahlûkata şefkat,
7- ve lhlaslarıyla,
Allâh’ü Teâlâ hazretleri, ilmiyle onları kendi zatı için (diğer insanların içinden) seçip ayırdı.
Onlar kırk kişidirler.
Onların kalpleri İbrahim Aleyhisselâm’ın kalbi misâlidir.
Onlardan bir kişi öldüğü zaman, Allâh’ü Teâlâ hazretleri onun yerini tutacak bir kişi yaratır.

Bil ki onlar;
1- Hiçbir şeye küfretmezler,
2- Asla sövmezler…
3- Lanet okumazlar,
4- Altınlarında olanları (emirlerinin altında olan kişilere) eziyet etmezler.
5- Üstlerinde olanlara haset etmezler,
6- Onlar insanların en hayırlılarıdır.
7- Ahlakı en yumuşak olanlarıdır.
8- insanların en cömertleridir.
9- Onlar hayır işlerinde yarışırlar.
10- Onlar Rablerİnin katında yüksek derecelere ulaşırlar…
Onlar ile Rablerinin arasında bulunanlar ne süratli koşan atlar ve ne de esen şiddetli rüzgar (fırtınalar) ulaşamaz…
Onlar İçlerinden gelerek (ihlas ve takva ile) hareket ederler.
Hayırlara yarışmakla Allâh’ü Teâlâ’nm fazlü keremiyle olan sevinçlerinden dolayı onların kalplerinde yüksek tavanlara (yani göklere) çıkar….
işte bunlar, “Hizbullah’tirlar. İyi bilin ki felâh’a kavuşacak olanlar bunlardır.” buyurdu….”

Kaynak : Tirmizi Nevâdiru’1-Usûl: c. 1. s. 262.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İSLAMDA DAĞLAMA YASAKTIR.

Posted by Site - Yönetici Şubat 27, 2015

dağlama,islamda dağlama,Kimya-i Saadet – İmam Gazali,Osmanlida-Saglik-ALTERNATIF-TIP-SIFA-KITAP__17951499_0 copy

İSLAMDA DAĞLAMA YASAKTIR.

Bazı kimseler dağlamayı adet edinmişlerdir. Oysa dağlama tevekkülü bozar.

Hatta dağlamayı şeriat yasaklamıştır. Zira organları yakmak tehlikelidir ve ölüme bile sebep olabilir. Damardan ve hacamatla kan aldırmak gibi değildir. Dağlamanın faydası, kan aldırmak gibi açık değildir. Başka bir ilaç onun yerini alabilir.

İmran İbni Hazin hastalandı. Dağlama yap dediler, yapmadı. Yalvardılar, dağladı ve iyileşti. Sonra şöyle dedi: “Önceleri nur görür, sesler duyar ve melekler bana selam verirlerdi. Dağlama yaptıktan sonra bunlar olmadı.”
Çok tevbe ve istiğfar etti. Yüce Allah’ın bunları tekrar kendisine ihsan ettiğini Mutrif bin Abdullah’a söylemişti.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İmam-ı Gazali | Etiketler: | Leave a Comment »

Allah`ın Rahmetinin Büyüklüğü

Posted by Site - Yönetici Şubat 26, 2015

Allah`ın Rahmetinin Büyüklüğü

Allah`ın Rahmetinin Büyüklüğü

Ebû Hüreyre (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdu: Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden işittim, şöyle Duyuruyordu: -“Allâhü Teâiâ hazretleri, rahmetini yüz cüz kıldı. (Bu yüz cüzden) doksan dokuzunu yanında alıkoydu. Tek bir cüzünü de yeryüzüne indirdi. Yer yüzüne indirilen bu bir cüzden bütünmahlûkat birbirine rahmet ediyor ve acıyorlar. Hatta hayvan yavrusuna süt emzirirken, ona zarar verir endişesiyle ayağını kaldırır…
Mükemmel imam (Hadîs ilmini en iyi bilen lmam-ı Nevevî hazretleri bu hadis-i şerifin şerhinde buyurdular:
Bu hadis-i şerif, Müslümanlar için müjde ve ümidin kemâline delâlet eden (hadis-i şeriflerdendir….
Zira bu dünyada (ilk mahlûkattan son mahlûkata kadar bütün varlıklar için olan) zahirî ve bâtınî bütün nimetler Allâhü Teâlâ hazretlerinin yeryüzüne indirdiği o tek rahmetten hâsıl olmaktadır. Âhiret yurdunda Müslümanlar için tecelli edecek olan yüz rahmet hakkında ne düşünürsün? (İlâhî rahmetin genişlik ve büyüklüğünü var artık sen düşün!)

Allah’ın Rahmetine Güzel Bir Temsîl

Ömer bin el-Hattab (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu.
Buyurdular:
-“Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine esirler getirildi. Esirlerin içinde bulunan bir kadın memesinden süt sağıp çocuğa içiriyordu. Kadın esirlerin içinde bir sabi gördü. Onu kucağına aldı. Sımsıkı sarıldı. Ve onu emzirmeye başladı. (Kadının çocuklarına olan düşkünlüğü ve acıma duygusu üzerine) Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bize;
-“Bu kadını görüyor musunuz? Bu kadın çocuğunu ateşe atar mı?” diye sordu. Biz:
-“Hayır! O çocuğunu ateşe atmaya kaadirdir ama asla çocuğunu kendi eliyle ateşe atmaz!” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri;
-“Allâhü Teâlâ hazretleri, kullarına bu kadının çocuğuna olan rahmet ve şefkatinden daha rahîmdir ve daha çok acımaktadır!” buyurdu.

Allah’ın Lütfü

Mesnevî’de buyuruldu:
Ateş, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kahrından bir zerredir.
Kötüleri tehdit eder ve korkutur.
Allâhü Teâlâ hazretlerinin kahrının ateşi, bu kadar üstün ise de;
Onun lütf-ü kereminin serinliği daha ileride ve daha üstündür.

Allah’ın Rahmetinin Büyüklüğü

Mesnevfde buyuruldu:
Allâhü Teâlâ hazretlerinin rahmeti öyle büyük bir rahmettir ki. Büyüklüğü tasavvur edilemez.
Ancak eserleri görülür.

Besmelenin Bin Manâsı

Şeyhü’l-Ekber (Muhyiddin-i Arabî k.s. hazretleri) “Fütûhât-i Mekkiyye” isimli kitabında buyurdular:
-“Rahmet âyeti olarak Kur’ân-ı kerim’de şu âyet-i kerimeyi gördük; o da;
Rahman ve rahîm olan Allah’ın adı ile...” âyet-i kerimesidir. Besmele tam bin manâyı tazammun etmektedir. Her bir manâ ancak etraflıca düşünmekle hâsıl olur.
-“Rahman ve rahîm olan Allah’ın adı ile...” âyet-i kerimesinin tazammun ettiği manânın husulü elbette lazımdır. Bu manâların her birinin husulü için bir sene gerekir. Bu bin manânın tam olarak anlaşılması için ise bu ümmetin üzerine tam bin senenin geçmesi lazımdır

Kaynaklar : Mesnevî-Î şerif. Defter: 4, s. 143 – Mesnevî-î şerif. Defter: 3. s 139.
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/285.-286-287-288

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Âhir zamanın İnsanları

Posted by Site - Yönetici Şubat 25, 2015

Ahir zamanın İnsanları,kiyamete yakin insanlar,ahiret,Ad kavmi,semud kavmi,iblis,seytan.kiyamet.sirat.cehennem

Âhir zamanın İnsanları

Bu (zamanımız), âhir zamandır. Bu zamanda, zahirde ve bâtında, ölüm ve hayatında kıbleye dönen insanlar çok bulunurlar.

(Bu çağda ehl-i sünnet ve’l-cemaat üzere olan kişiler çok çok azdır...)

Söyleyen ne güzel söylemişler:
-“Nasnas (insanlar) gitti, geriye ise ancak nasnâs kaldı.
Nâs“, insanlara benzeyen ve hakikatte insan olmayandır.
1- Onlar Ye’cûc ve Me’cûc’dür.
2- Sureti insan suretinde olan hayvandır.
3- İnsan sureti üzerine yaratılıp, bir şeyde insana benzeyen ve diğer bir şeyde insana benzemeyendir.
4- Adem oğlu değillerdir.
5- Denildi ki, onlar Adem oğlundandırlar…

Âd Kavmi

Rivayet olundu:
Âd kavminden bir mahalle ehli; peygamberlerine isyan ettiler; Allâhü Teâlâ hazretleri, onu “nasnâs'”a neshetti. Onlardan her bir adamın aynı yerden çıkan bir eli ve bir ayağı vardı. Onlar kuşlar gibi sıçrıyor ve hayvanlar gibi otluyorlardı.
Hayırlı insanlar neredeler?
Akıl sahipleri neredeler?
Hepsi gelip geçtiler!!!
Vallahi onlardan çok az kaldı!

Giden Adamlar Geri Döner mi?

Hafız (k.s.) buyurdular:
-“Bu zulmet, ondaki dünyadır.
Nice zamana dek dost ümidiyle otururum.
Kâh parmağım dişimde, Ve Kâh başım dizimin üzerinde…
(Yani cananın hasretiyle bazen parmağımı ısırırım ve bazen de gam ve kederden başımı dizime indiririm…)
Sabrım tükendi.
Arslanın sığınağına (inine) kurt inip yerleşti.
Aklım uçtu; güvercin yerine kargaların ötmesi üzerine…
(Yani şereflilerin yerini reziller aldığı için aklım gitti, demektir.)
Ey ferah ve talih kuşu! Devlet müjdesini getir!.
Belki günler, daha önce olduğu gibi, kavme geri döner…”

Kaynaklar : Divân-ı Hafız-ı Şirâzî s. 233.
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/281-282.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 1 Comment »

BİR ADIM ÖTESİ CAMİNİN İÇİ!

Posted by Site - Yönetici Şubat 24, 2015

camide tasavvuf müzigi,tasavvuf konseri,müzik,,

BİR ADIM ÖTESİ CAMİNİN İÇİ!

Zaman Gazetesi’nin pazar ilavesindeki, büyük bir övgü ve stayişle verilen haber ve fotoğraf dikkatimi çekti. Bir türlü inanamadım. Fotoğrafa tekrar tekrar dikkatlice baktım.Yedi sütun ve yarım sayfa üzeriden verilen haberin manşeti, “Kandil münasebeti ile ilk defa cami avlusunda tasavvuf konseri verildi” şeklindeydi.
Fotoğraftan ilk göze çarpan Hoca Paşa camii. Kapının üzerinde, yeni haflerle caminin ismi ve üstünde İslam harfleri ile kitabe. Bunun hemen altında, cami duvarının dibinde, üçü bayan dokuz kişilik orkestra ekibi. Ellerinde ney, kanun, ud, kemençe, keman gibi çalgı aletleri. Huşu(!) içinde tasavvuf müziği adı altında vur patlasın çal oynasın sanatlarını icra ediyorlar.
Fotoğrafın altındaki bununla ilgili haber ise şöyle: “İstanbul’un tarihi semtlerinden Sirkeci, Regaip Kandili’nde bir ilke sahne oldu. Sirkecili bir grup esnaf, Hoca Paşa Camii’nin hemen girişinde halka öğle namazını müteakiben tasavvuf musiki konseri verdi, ikindi namazının ardından caminin girişinde Çağdaş Mevlana Aşıkları Derneği’ne bağlı bir grup genç yerlerine aldı. Huşu içinde yaklaşık bir saat süren konser, mübarek kandil günü Sirkeci’nin havasını değiştirdi.
Konsere hem halk hem de turistler yoğun ilgi gösterdi. Bir hafta öncesinden asılan ilanlardan dolayı İstanbul’un çeşitli semtlerinden vatandaşlar Sirkeci’nin bu lokantaları ile meşhur küçük sokağına akın ettiği gibi turistler de ellerinde fotoğraf makineleri ve kameralarla ön saflarda yerlerini almıştı.

Konseri tertipleyen Sirkeci Yaşatma ve Güzelleştirme Derneği’nin (SİYAD) projeden sorumlu ismi Kemal Çakırgöz ise bunu bir gelenek haline dönüştürerek her kandilde tekrarlamak istediklerini söylüyor.”
Bunun gibi her özendirici ve yönlendirici haberde olduğu gibi, konserle ilgili vatandaşların görüşlerine de yer verilmiş. Her nedense konuşanlar hep lehde şeyler söylemişler: Kimisi, “ilanlar dolayısıyla tasavvuf konserinden haberi olduğunu söylerek Regaip Kandili’nde yapılan bu etkinliği anlamlı” bulduğunu söylüyor. Kimisi, “Bu tür etkinlikler toplumda sivil toplum örgütlerinin rolü ve gücü arttıkça fazlalaşacak.” diyor.
Konseri izleyen turistler ise vatandaşlardan daha heyecanlıymış, daha önce görmedikleri bir müzik kültürünü izleme olanağı bulmuşlar. Böyle etkinlikler sebebi ile turist sayısı artacakmış… “ ( 31.8.2003, Zaman Gazetesi, turkuaz ilavesi)

Şimdiye kadar Batı’nın örf ve adetleri, her türlü pislikleri, ahlaksızlıkları içimize sokulmuştu. Sadece, Hıristiyanların dini inançları kalmıştı. O da gelmeye başladı. Kilise müziğine karşılık olarak, Tasavvuf müziği adı altında camilere müziği sokmak istiyorlar. Bunu caminin kapısına kadar getirdiler. Bir adım sonrası caminin içi. Hazırlık buna. Kolay değil, 1400 yıllık inancı yıkmak zor. Bunun için, yavaş yavaş alıştıra alıştıra, Hıristiyan inancı yerleştirilmek isteniyor. Camiye müziği sokunca arkasından camiye sıra koymaya gelecek. Çünkü Kiliselerde sıra var. Onlara benzemeleri gerekiyor. Ayakkabılarla camiye girip, sıralara oturup huşu(!) içinde tasavvuf müziği dinleyecekler. Böylece Hıristiyanlar gibi ibadet etmiş olacaklar.

Bu tür Hıristiyanlaştırma faaliyetleri yeni değil. Reformcu İlahiyat profesörleri de yıllar önce buna benzer bir rapor hazırlamışlardı. 20 Haziran 1928 tarihli Vakit gazetesi şu haberi vermişti: “Din de, diğer sosyal teşekküller gibi, hayatın akıntısına uymalıdır. Din, eski şekillere bağlı kalamaz. Câmilerimiz kâbil-i iskân hâle getirilmeli, sıralar konmalı, içeriye ayakkabı ile girilmelidir. Câmilere müzik âletleri koymalıdır…
Evet, planlandığı şekilde, camilerin Kilise gibi olması için müzik caminin kapısına dayandı. Bir adım sonrasi caminin içi. Sıra bunda. Aklı başında Müslümanlar, olup bitenlerin farkına varıp, dinlerine sahip çıkmazlarsa Camilerimizin Kiliseleşmesi kaçınılmaz! Camilerin içi, hoparlör, merkezi sistem teşkilatı, elektronik donanım bakımından hazır zaten!

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Allah’a karşı güç gösterisindemi bulunacağım? Hastalığı Gizlemek.

Posted by Site - Yönetici Şubat 23, 2015

ibni sina,osmanli,Hastalığı Gizlemek,Kimya-i Saadet – İmam Gazali,

Allah’a karşı güç gösterisindemi bulunacağım? Hastalığı Gizlemek.

Tevekkül, hastalığı herkesten gizleyip bildirmemeyi gerektirmez. Fakat hastalığı herkese söylemek şikayet olduğu için mekruhtur. Ancak faydası dokunacaklara veya doktora anlatmak, yahut aczini, zayıflığını belirtmek için başkasına söylemek mekruh değildir.

Nitekim hasta olan Hz. Ali’ye:
Nasılsın?” diye sordular. ” İyi değilim” dedi.
Oradakiler birbirlerine bakıp hayret ettiler.
Hz. Ali “Allah’a karşı güç gösterisindemi bulunacağım?” dedi.
Bu sözler Hz. Ali’nin haline çok uygundu. Zira kuvvet ve büyüklük ile kendi aczini bildirdi. Bunun için: “Ya Rabbi, sabır ver!” diyordu .

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Allah’tan sıkıntı değil, sağlık isteyin.
Demek ki özür olmadan şikayet yolu ile hastalığı bildirmek haramdır.

Şikayet şeklinde olmazsa, bildirmek caizdir. Ancak bildirmemek daha iyidir.
Zira çok anlatmak şikayet halini alabilir.
Bazıları: “Hastanın inlenmeside zararlıdır.” demişler. Zira inlemek de bir nevi duyurudur.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

ANCAK (KÂMİL) MÜ’MİN DEVAMLI ABDESTLİ OLUR”

Posted by Site - Yönetici Şubat 22, 2015

Abdest Nasıl Alınır ibrik legen

ANCAK (KÂMİL) MÜ’MİN DEVAMLI ABDESTLİ OLUR”

Abdest üç nevidir: Farz, vâcib, müstehab.

Farz Olan Abdest : Namaz kılmak, tilâvet secdesi yapmak, cenâze namazı kılmak ve Kur’ân-ı Kerîm’e dokunmak için abdest almak farzdır.

Vacib Olan Abdest : Tavâf yapmak için abdest almak vâcibdir.

Müstehab olan abdestler şunlardır:

Uyumak için,

Nur üzerine nur olduğundan abdest üzerine abdest almak. (Su, vakıf suyu olmamalıdır.)

Gıybet yahut yalandan sonra abdest almak. Bunlar mânevî necâsetlerdir. Bu büyük günahları işleyen kimsenin o hâliyle namaz kılması lâyık olmaz.

Her abdesti bozulduğunda abdest almak. Devamlı abdestli bulunmak Müslümanların âdetidir.

Her namaz için ayrı abdest almak. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) abdesti bozulmadığı hâlde her namaz için ayrı abdest alırlardı. Resûl-i Ekrem Efendimiz “Ancak (kâmil) mü’min devamlı abdestli bulunur.” buyurmuşlardır.

Mescide girmek, her küçük günahtan sonra, cenâze yıkadıktan sonra, hakîki din âlimlerine muhâlefetten sonra, avret mahalline dokunduktan sonra abdest almak müstehaptır.

Dînî ilimleri öğrenmek ve öğretmek için ve Hadîs rivâyet etmek için de abdest almak müstehabdır.

Abdestli bulunmaya devam edene Allâhü Teâlâ yedi haslet ikrâm eyler:

1 - Melekler onun sohbetine rağbet eder, onunla beraber olmak ister.

2 - Melekler sevaplarını yazmaya hiç ara vermeden devam eder.

3 - Âzâları tesbîh eder.

4 - Cemaatle, namazın iftitâh tekbirini kaçırmamış olur.

5 - Eğer abdestli uyursa Allâhü Teâlâ ona insanlar ve cinlerin şerrinden muhâfaza edecek melekler gönderir.

6 - Allâhü Teâlâ ona sekerât-ı mevti (ölüm sıkıntılarını) kolaylaştırır.

7 - Abdestli bulunduğu müddetce Allâhü Teâlâ’nın himâyesinde olur.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretleri Buyurdular

Posted by Site - Yönetici Şubat 21, 2015

1,, copy (2)

Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretleri Buyurdular

“Bu yolda (Nakşibendî; zikr-i hafî yolunda) üç edeb vardır:

1- Allâhü Teâlâ’ya karşı edeb: Kulun Allâh’ın emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçınarak iç ve dış âleminde kulluğunu tam olarak yapmaya çalışması ve Allâhü Teâlâ’nın zâtından başka her şeyden yüz çevirmesidir.

2- Resûlullâh’a (s.a.v.) karşı edeb: “De ki: Eğer Allâhü Teâlâ’yı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allâhü Teâlâ da sizi sevsin.” meâlindeki (Âl-i İmrân Sûresi, 31.) âyetinin emri ile ona tâbi olmak ve her hâlde buna riâyet etmek, Resûlullâh’ın (s.a.v.) Allâhü Teâlâ ile kullar arasında bir vesîle olduğunu ve her şeyin onun yüce emirleri altında olduğunu bilmek îcab eder.

3- Bu yolun büyüklerine karşı edebli olmak: Zira onlar Resûlullâh’a (s.a.v.) tâbi olmak için bir vesîledir. Bu yolun bağlılarının, -onların yanında bulunmasa da- onlara uymaları îcab eder.”

Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretleri, Resûlullâh Efendimiz’in (s.a.v.) “İnsanların senden görmelerini istemediğin bir şeyi yalnızken de yapma!” hadîs-i şerîflerini şöyle izah etmiştir:

Hak yolcusunun, boş ve yalnız olduğu yerleri dolu olarak görmesi lazımdır. İnsanların yanında nasıl hareket ediyorsa, yalnızken de öyle hareket etmelidir.”

Bizim yolumuz ender bulunan yollardandır, sağlam halkadır. Resûlullâh Efendimiz’in (s.a.v.) sünnet-i seniyyesine sarılmaktan, Ashâb-ı Kirâm’ın takip ettiği yolu takip etmekten başka bir şey değildir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Çalışıp kazanan, Allâhü Teâlâ’nın dostudur.” buyurmuştur. Bu hadîs-i şerifte, dünyayı kazanmaya değil, Allâhü Teâlâ’nın rızasını kazanmaya işaret vardır.”

Hakk’a komşu olmak, Hakk’ın yarattıklarına komşu olmaktan evlâdır.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tasavvuf, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

TEVEKKÜL EDENİN GÖZETECEĞİ KURALLAR

Posted by Site - Yönetici Şubat 20, 2015

Tevekkül

TEVEKKÜL EDENİN GÖZETECEĞİ KURALLAR

Kısa Başlıklar..

İlaç kaza ve kaderi değiştirir mi? …. Devamı alttaki yazıda..

Musa (A.S.): Ya Rabbi, hastalığı yapan ve hastalığı iyileştiren kimdir? …. Devamı alttaki yazıda..

Bir topluluk, Peygamberlerine çocuklarının çirkinliğinden şikayet
etmişlerdi. Şöyle vahiy geldi….. Devamı alttaki yazıda..

Her hastalığın ilacı varmı ? …. Devamı alttaki yazıda..

Hacamat nekadar etkilidir ? …. Devamı alttaki yazıda..

Tevekkül sahibinin uyması gereken altı kural vardır:

1- Kapıyı kilitlemeli, fakat başka tedbirler almağa uğraşmamalıdır. Örneğin kapıyı birkaç kilitle kilitlememeli, komşuların göz-kulak olmalarını istememelidir.
Malik İbni Dinar dışarı çıktığı zaman evinin kapısını bir ipte bağlar ve:
Eğer köpeğin girme ihtimali olmasaydı, bunu da yapmazdım.” derdi.

2- Hırsızı davet edici değerli eşyaları evde bulundurmamalıdır. Zira değerli eşya hırsızı çalmaya, dolayısıyla da günaha teşvik eder. Ayrıca kendiside “Acaba hırsız çalarmı” diye ves veseye düşer ve huzurlu bir kalp ile ibadet edemez.
Evinde değerli eşya bulundurup çaldıran hem başkasını günaha teşvik etmiş , hemde kendi kalbine ves vese düşürmüş olur.

3- Evden çıkarken: “Eğer hırsız eşyalarımı çalarsa ona helal olsun.” diye niyet etmelidir. Zira hırsız belki fakir olup buna muhtaçtır. Eğer bu malı çalarsa bir daha başkasının malını çalmayabilir. O halde kendi malını başkasının malına feda etmekle hem hırsıza, hemde Müs lümanlara sevgi göstermiş olur. Ayrıca Allah ‘ın takdirinin değişmeyeceğini, üstelik kendisi için de sevap meydana geleceğini düşünmek gerekir. Böyle bir düşünce besleyenin malı çalınması bile eşyasının yedi katı miktarınca sadaka vermesi gibi kendisine sevap yazılır.
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Bir kimse eşiyle yattığında azletmezse, yani meniyi dışarı akıtmazsa ve çocuk olmasını niyet ederse, ister çocuk olsun, ister olmasın onun için Allah yolunda savaşa gidip şehit düşen bir yiğit sevabı yazılır.” Zira bu kimse kendisine düşeni yapmıştır. Çocuk dünyaya gelse bile hayatı onun elinde değildir.

4- Eşya çalınınca üzülmemeli ve malın gitmesinin kendisi için hayırlı olduğunu bilmelidir. Eğer helal ederse, arkasına düşüp aramamalı, geri verilirse almamalıdır. Ancak almak isterse alabilir. Zira kendi mülküdür ve bu mülk niyet etmekle mülkiyetinden çıkmaz. Fakat tevekkül sahibinin geri alması iyi olmaz.
İbn -i Öme r’in bir devesini çaldılar. Arayıp bulamayınca, “Allah için helal olsun” dedi. Mescide namaz kılmağa gitti. Birisi gelip “Deven falan yerdedir” dedi. İbn-i Ömer onu almak için ayakkabılarını giydi, fakat Allah için helal ettiğini hatırlayınca istiğfar edip yerine oturdu ve şöyle dedi:
Ben onu Allah için helal etmiştim. Bundan sonra yanına yaklaşmam.

5- Zâlime ve hırsıza beddua edilmemelidir. Zira beddua ile hem tevekkül, hem de zühd bozulur. Çünkü elinden çıkan şeye üzülen zahid olamaz.
Rebi’ ibni Heysem’in çok değerli bir atını çaldılar. “Çalınırken gördüm.” dedi. “Peki, gördüğün halde niçin ses çıkarmadın” diyenlere şu cevabı verdi: “Ondan daha çok sevdiğimle beraberdim. O’ndan ayrılamadım.
Oradakiler hırsıza beddua ettiler. “Beddua etmeyin, atımı ona helal ettim.” dedi.
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
İnsan kendisine haksızlık yapana beddua eder, kötü konuşursa, bütün hakkını almış olur. Hatta haksızın hakkı da ona geçebilir.

6- Hırsıza, günah işlediğinden dolayı azap çekeceği için acımalıdır.
Kendisinin haksızlık yapan değil de, yapılan olduğuna şükretmelidir.
Dinine noksanlık geleceğine, malına geldiğine sevinmelidir. Eğer hırsızın günah işlediğine üzülmezse, insanlara öğütte bulunmayı ve onlara acımayı terketmiş olur.
Bişr-i Hafi’nin eşyasını çaldılar. Ağlamaya başladı. Fudayl bin İyad: “Mal için ağlanırmı?” dedi. Bişr şu cevabı verdi:
Mal için değil, hırsız için ağlıyorum. Kıyamette azap çekecek.

4. Derece: Tedavide ve ilaç kullanmakta tevekkül.
İlaç üç çeşittir:
a) Etkisi kesin olan ilaçlar. Açlığı yemekle, susuzluğu su ile tedavi etmek ve ateşi su ile söndürmek gibi. Böyle etkisi kesin olan ilaçları terketmek, tevekkül değildir. Hatta böyle şeylerde tevekkül haramdır.

b) Etkisi kesin olmayıp, zan da edilmeyen, ancak muhtemel olan ilaçlar.
Uğurlu sanarak kullanılan ilaçlar, dağlama gibi. Bu gibi şeylerin tevekkülde yeri yoktur.

c) Yukarıdaki iki derece arasında bulunanlar. Bunların etkileri kesin değildir, fakat kuvvetli zanna dayanır. Damardan kan almak, deriden hacamatla kan aldırmak, müshil almak, soğuk algınlıklarına ve ateşli hastalıklara ilaç kullanmak gibi. Bunları kullanmak haram değildir, fakat terketmek de şart değildir. Bazen kullanmak, bazen de kullanmamak daha iyidir. Bu ilaçları terketmek tevekkül için şart değildir.

Zira, Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Ey Allah’ın kulları, ilaç kullanın.”

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Her hastalığın ilacı vardır. Yalnız ölüme çare yoktur.
Peygamberimiz (S.A.V.) sordular:
İlaç kaza ve kaderi değiştirir mi?
Peygamberimiz şöyle buyurdu:
Kaza ve kader insana ilacı kullandırır.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Melekler bana ümmetimin hacamat yapmasını tavsiye ettiler.”

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Ayın onyedi, ondokuz veya yirmibirinci gününde hacamat yapınki kan artması (tansiyon yüksekliği) sizi öldürmesin. Zira tansiyon Allah ‘ın emri ile ölüme sebep olur.”
Kan aldırmak ile yılanı elbiseden dışarı çıkarmak veya yangını evden uzaklaştırmak arasında fark yoktur. Zira bunların hepsi ölüme sebep olurlar. Tevekkül için bunları bırakmak şart değildir.

Peygamberimiz (S.A.V.) Sa’d ibni Muaz’a damardan kan aldırmasını emretmiştir.
Hz. Ali’nin (R.A.) mübarek gözü ağrıyınca, taze hurma yememesini, pancar yaprağı, yoğurt ve pişmiş arpa yemesini buyurdu.

Peygamberimiz her gece gözlerine sürme çekerdi, her ay hacamat yapardı ve her yıl şurup içerdi. Vahiy geldiği zaman başı ağrıdığı için kına vururdu.
Bir yeri yaralandığında üzerine kına sürerdi. Bazen bir şey bulamayınca da toprak koyardı. Bunun gibi rivayet ler çoktur.

Musa (A.S.) hastalandı. İsrailoğulları ona, şu ilacı kullanın dediler. Musa (A.S): “İlaç almam. Rabbim beni iyileştirir.” dedi. Sonra hastalık iyileşmeyip uzun sürdü. İsrailoğulları: “Bu hastalığın ilacı denenmiştir. Kullanırsan hemen iyileşirsin” dediler. Musa (A.S.) yine: “İlaç almam” dedi. Hastalık sürdü. Sonunda şöyle vahiy geldi: “Büyüklüğüm hakkı için, ilaç almazsan, iyileştirmem.” Bunun üzerine Mus a (A.S.) nın kalbine bazı kuşkular girdi. Yine vahiy geldi: “Tevekkülünle benim hikmetimi bozmakmı istiyorsun?

İlaçların iyileştirmesi, Allah’ın bir hikmetidir.

Zayıflıktan şikayet eden Peygamberlerden birine şöyle vahiy geldi: “Et ye, süt iç.

Bir topluluk, Peygamberlerine çocuklarının çirkinliğinden şikayet etmişlerdi. Şöyle vahiy geldi: “Ümmetine söyle, çocuğu olacak kadınlar, ayva yesin.” Bunun üzerine kadınlar gebe iken ayva, çocuk olunca da hurma yerlerdi.

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, Yüce Allah ilacı, iyileştirmek için sebep yapmıştır. Ekmek ve suyu doyurmaya sebep yaptığı gibi. Bütün sebepleri yaratan, bunlara etki ve kuvvet veren Yüce Allah’tır.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Musa (A.S.): Ya Rabbi, hastalığı yapan ve hastalığı iyileştiren kimdir? dedi. Yüce Allah: “Her ikisini de yapan benim.” buyurdu. Mus a (A.S.): “O halde doktora ne gerek var?” deyince, Yüce Allah şöyle buyurdu: “Onlar, şifa için yarattığın sebepleri bilir ve kullarıma verirler. Ben de onlara bu yolla rızık ve sevap veririm.

Sonuç olarak hastalanan , doktora gidip ilaç kullanmalıdır. Ancak iyileşmeyi doktor ve ilaçtan değil, Yüce Allah’tan istemelidir. İlaç içip de iyileşmeyen ve ölen insan az değildir.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Sağlık, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 510 takipçiye katılın