Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Ya Rab!..

Posted by Site - Yönetici Mayıs 29, 2015

Dua,muslim prayer,

Ya Rab!..

Kapına geldim, ölümle geldim… Eli boş, kalbi kara, yüzü kara geldim.
Dünya avuttu beni, oyaladı, eğlendirdi. Türlü ziynetiyle kendine çekti. Ben de daldım ona, unuttum seni, unuttum kendimi, unuttum öleceğimi…
Ama bak şimdi ölüm geldi, buldu beni…
Kimse etmedi bana, kendimin ettiğini… Ben kimseyi değil, ancak kendimi kandırdım. Şeytana uydum, nefsime kandım. “Ebedî yaşayacaksın!..” diye kendimi inandırdım. Yarına dâir ne planlar yaptım, ne hülyalara daldım.
Ancak bir akşam, güneş kızıl eteklerini daha toplamamıştı ki, çalındı kapım…
Oysa daha yapacak ne çok işim vardı, tadacak ne kadar lezzet, gezecek ne çok yer, toplayacak ne kadar güzellik vardı.
Elimde neler vardı, neler… Ama hiçbiri yetmezdi.
Gözüm hep başkalarınınkine kayar dururdu.
Lâkin gözüm şimdi kendi yaptıklarına sâbitlendi.
Meğer ne kadar az iyilik yapmışım, ne kadar da az başkalarını düşünmüşüm. Hayatımı ne kadar da gafletle geçirmişim. Gençliğimi, zindeliğimi, gücümü, kuvvetimi, aklımı, zekâmı ne kadar da boş yere heder etmişim.
Artık nâfile… Geçen geçiyor, giden dönmüyor.
Pişman olasım geliyor, ama artık o da nâfile… Ölüm geldi, hayat bitti. Son perde indi ve gerçek hayat başladı. Benim yazdığım, kurgusunu yaptığım, sahneye koyduğum ve şimdi izleyeceğim hayat!..
Keşke”si olmayan, gizlisi olmayan, dönüşü olmayan, müsveddesi olmayan hayat!..
Kapına geldim, ölümle geldim… Öldüm de geldim. Eli boş, kalbi kara, yüzü kara geldim.
Affına geldim, lütfuna geldim, sana geldim; Yâ Rab!..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

İSLAMA İHANET ALLHA (C.C.) İHANETTİR

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2015

Dinlerarası Diyalog,Medeniyetler Buluşması,Medeniyetlerarası İttifak,,,

İSLAMA İHANET ALLHA (C.C.) İHANETTİR

İslâm dinine yapılan ihânet, Allah-u Teâlâ’ya yapılan ihânettir.
İhânetlerin en büyüğüdür. “Dinlerarası Diyalog“, “Medeniyetlerarası İttifak“, “Medeniyetler Buluşması” gibi isimler altında küfrü hoş görmek ve göstermeye çalışmak İslâm kalesini yıkmaya çalışmakla aynı şeydir.
Bu icraatları yapanlar küfrü hoş gördükleri için küfürde küffarla ortaktırlar.
Müslümanların imanlı gönüllerini ve İslâm kalesini kâfire peşkeş çekmeye çalıştıkları için de İslâm dinine ihânet eden münafıklardır.

Küfrün İslâm kalesinin içerisine sızmasına yardım edenler; müslümanların imanlarını küffara peşkeş çekmek isteyenler, İslâm dinine ihânet edenlerdir.

Hâin nasıl ki bir kale kapısını gizlice açıp düşmanın içeriye nüfuz etmesine yardım ediyor, böylece ihânetini icra ediyorsa; bu din hâinleri de imanlı gönüllerin kapılarını küffara gizlice açıyorlar, nicelerinin imandan kaymasına sebep oluyorlar.

Bu nasıl olur? Allah-u Teâlâ kâfiri ve küfrü necis kılmıştır. Küffarı dost edinmeyi yasaklamıştır. Bu hâinler ise “kâfirin küfrü hoştur” derler, “Medeniyetler ittifakı“, “Medeniyetler buluşması“, “Dinlerarası diyalog“, “Avrupa Birliği” adı altında kâfirin küfrünü hoş göstermeye çalışırlar. Gönüllerde bir kararsızlık meydana gelir. Bu kararsızlık esnasında “küfür de hoşmuş, kâfir de hoşmuş.” dediği an artık gönüldeki iman kalesi düşmüştür. İman kaymıştır.

Hoşgörü” kelimesini küfürlerine alet ederek “Küfrü hoşgörü” olarak kullanıyorlar. Bir kimse ailene, namusuna uzanmak istese hoş görüyor musun? İslâm dininin senin nazarında hiç mi değeri yok? Küffarın küfrünü hoş görmek bundan daha ağırdır. Zira İslâm ve iman bir müslümanın en mukaddes varlığıdır.

Bu “Küfrü hoşgörücü“ler yeni türedi. 1400 yıllık İslâm tarihinde bu küfrü icat etmeyi kimse akıl edememişti. Bu bahtsızlık bunların nasibi imiş. Çok yazık!

Daha önce de arzetmiştik. Çok büyük bir yangın var. İmanlar kayıyor. Bunu gördükçe içimiz ağlıyor. Müslümanların küfre kaymasına gönlümüz razı olmadığı için her fırsatta hakikati duyurmaya çalışıyoruz.

Bir hıristiyan öldüğü zaman yüzlerce kişi “Biz de hıristiyanız“, “Biz de ermeniyiz” diye yürüyor. Bunların hepsi bu küfrü hoş göstermekten kaynaklanan işlerdir. Hıristiyan misyonerlerinin yapamadığını bu hoşgörü zihniyeti bu memlekette yapmıştır. Bunun içindir ki “Bunların yaptığını, hıristiyan da, yahudi de yapamaz. Hatta Deccal bile yapamaz.”

Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcudat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar:

Sizin için Deccal’den daha çok deccal olmayanlardan korkarım.

“- Onlar kimlerdir?

Saptırıcı imamlardır.” (Ahmed bin Hanbel)

Bu ihânet vatana ihânetten büyüktür. Çünkü gönüller, imanlar kâfire peşkeş çekildikten sonra artık ne yaparsan yap!

Küffar istediği gibi at koşturur. Nitekim öyle de oluyor.

Ben müslümanım!” diye ortaya çıkar. “Ben milliyetçiyim, Türkçeyi yayıyorum!” diye ortaya çıkar. Ancak sinsi yüzünü maskesini çıkarttığı zaman der ki “Bayrak da neymiş?

Böyle böyle bu hâinliklerini yayarlar, saf zihinleri ifsad ederler, binlercesinin hâinliğine sebep olurlar.

Bazılarına bugün sorsan Amerika onlar için daha ehvendir. Kendi vatanlarından daha evladır. Bu gibi hâinlikler bu türemelerden türemiştir. Ortalığı da bunlar istilâ etmiştir.

Kâfirle dostluk kuran hâinler, onları hoş gören münafıklar eskiden de vardı. Ancak hiçbirisi bu icraatını İslâm dininin bir emri gibi göstermeye çalışmamıştı.

Zararın en büyüğü işte bu ki, müslüman görünüyorlar, müslüman halka “Müslüman” ismi altında küfrü ve kâfirleri hoş gösteriyorlar. Yavaş yavaş sevdirmeye çalışıyorlar. Bu durum:

İki hasım zümre!” (Hacc: 19)

Âyet-i kerime’sine doğrudan doğruya ters olduğundan birçoklarının imanlarına kastetmiş, imanları küfre peşkeş çekmiş oluyorlar. Bütün bu ihânetler Allah-u Teâlâ’nın gadabını celbeden ahkâm-ı ilâhi’ye tamamen zıt icraatlardır.

Allah-u Teâlâ hakkı ve hakikati açığa çıkarmak, Tevhid’in nûrunu parlatmak, İslâm’ı yüceltmek ve aziz etmek istiyor.

De ki: Rabb’im hakkı ortaya koyar. O gaybları en iyi bilendir.” (Sebe: 48)

Bunlar ise küfrü ortaya koyuyor. Ne acı bir durum!

Ey İman Edenler!
Allah’a ve Peygambere Hâinlik Etmeyin!
(Enfâl: 27)

Allah-u Teâlâ Kelâm-ı kadîm’inde şöyle buyuruyor:

Hidayet kendisine apaçık belli olduktan sonra, peygambere muhalefet edip inananların yolundan başkasına uyan kimseyi döndüğü yolda bırakırız. Ahirette de kendisini cehenneme sokarız. Ne kötü bir dönüş yeridir orası!” (Nisâ: 115)

Görülmemiş kötü işler yapıyorlar. Hem dinde, hem de vatanda.

Âyet-i kerime’de:

Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin!” buyuruluyor. (Münâfikûn: 4)

Müslümanız.” derler. Kendilerini müslüman zannederler. Yaptıkları tahribat kâfirinkinden daha beter, daha büyüktür. Zira kâfirin gayesi belli, ve fakat bunlar hiçbir kâfirin yapamayacağı tahribatı yapıyorlar.

İşte onlar hidayet karşılığında sapıklığı satın almışlardır. Bu alış-veriş kendilerine kâr sağlamamıştır, doğru yolu da bulamamışlardır.” (Bakara: 16)

Biz onları Hazret-i Allah’a, Kitabullah’a, Resulullah’a çağırıyoruz. İslâm’ın emir ve hükümlerini önlerine sürüyoruz. Küfür ile iman arasına berzah koyuyoruz. Çünkü onlar karıştırmak, küfrü hoş göstermek istiyorlar. Küfre kucak açıyor, müslümanları küfre teşvik ediyorlar. Allah’a ve Resulullah’a bundan daha büyük ihânet olur mu?

Ve fakat Allah-u Teâlâ’nın fermanını görmüyorlar:

Ey iman edenler! Allah’a ve peygambere hâinlik etmeyin! Kendiniz bilip dururken emanetlerinize de hâinlik etmeyin!” (Enfâl: 27)

Allah-u Teâlâ; “Allah’a ve Peygamber’ine ihânet etmeyin!” buyurduğu gibi, diğer bir Âyet-i kerime’sinde ise:

Şüphesiz ki Allah hâinlik yapanları sevmez.” buyuruyor. (Enfâl: 58)

Dış düşmanın yapamadığı tahribatı bunlar müslümanmış gibi görünüp içeriden yapıyorlar. Bu verdikleri zarar çok büyük olduğu için de bu hâle düşüyorlar.

Onlara: ‘Allah’ın indirdiği Kur’an’a ve Peygamber’e gelin!’ denildiği zaman, münâfıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.” (Nisâ: 61)

Allah-u Teâlâ bu gibiler hakkında Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:

Resul’üm! De ki: Size amelce en çok ziyana uğrayanları bildireyim mi? Dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar iyi yaptıklarını sanıyorlardı.” (Kehf: 103-104)

Onlar ise İslâm dinini bırakmışlar, onlara hizmet ediyorlar. Diğer taraftan da müslüman gibi görünmeye çalışıyorlar.

Halbuki Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, onunki katiyyen kabul edilmeyecek ve o ahirette kaybedenlerden olacaktır.” (Âl-i imrân: 85)

Allah-u Teâlâ’nın halkettiği bütün mahlukat bu hâinlere lânet eder. Niçin? Çünkü müslüman gibi görünüyor, fakat din-i İslâm’a ihânet ediyor. Bir taraftan dini, diğer taraftan devleti yıkmaya çalışıyor. Fakat onlar bunu bilmezler, gayeleri peşinde koşarlar.

Oysa Cenâb-ı Hakk Âyet-i kerime’sinde:

Hakkı bâtıl ile karıştırmayın, bilerek hakkı gizlemeyin.” buyuruyor. (Bakara: 42)

Onlar makam ve mevkileri için bu emr-i ilâhiyi dinlemezler.

Makam, nam, menfaat için devleti yıkıp, hizmet ettikleri kâfirin arzularını yerine getirmek için vazifelidirler. Bunun için çalışırlar.

Ve fakat müminleri bırakıp kâfirlere hizmet ettiklerinden ötürü azapları kâfirinkinden çok daha şiddetlidir. Çünkü bunlar münafıktırlar.

Nitekim bir Âyet-i kerime’sinde Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

Zulmedenler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını, hangi deliğe tıkılacaklarını yakında görecekler.” (Şuarâ: 227)

Bunlar hakikati bilmediler. İslâm’ı bırakıp küfre hizmet ettiler. İslâm’mış gibi göründüler. Bunun için de çok büyük bir azab-ı ilâhiye düçar oldular.

Üstelik müslümanları da engellemek isterler. Her fırsatta dini ve vatanı yıkmak için iyi şeylere mâni olmak isterler, kötülüğün yayılmasını arzu ederler.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde onlara hitaben buyurur ki:

Ve her yolun başına oturup da tehdit ederek inananları yolundan alıkoymaya ve o Allah yolunu eğriltmeye çalışmayın.” (A’râf: 86)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz birçok Hadis-i şerif’lerinde âhirzaman âlimlerinden haber verdiği gibi, kötü âmirlerden de haber vermiştir.

Kâ’b bin Ucre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Ey Kâ’b bin Ucre! Seni, benden sonra gelecek ümerâya karşı Allah’a sığındırırım. Kim onların kapılarına gider ve onları yalanlarında tasdik eder, zulümlerinde onlara yardımcı olursa, o benden değildir, ben de ondan değilim.

Ahirette Kevser havzının başında yanıma da gelemez.

Kim onların kapısına gitmeyip, yalanlarında onları tasdik etmez, zulümlerinde yardımcı olmazsa, o bendendir, ben de ondanım. O kimse Havz’ın başında yanıma gelecektir.

Ey Kâ’b bin Ucre! Namaz burhandır. Oruç sağlam bir kalkandır. Sadaka hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürdüğü gibi.

Ey Kâ’b bin Ucre! Haramla biten bir ete mutlaka ateş gerekir.” (Tirmizî: 614)

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Kâ’b bin Ucre -radiyallahu anh-i muhatap ederek müslümanlara yalancı, zâlim ve sefih âmirlere karşı nasıl davranılacağını ders vermektedir.

Namaz, oruç, zekat gibi farzları eda ederek, sefih ümerânın yalanlarına kapılmamalı, istikametten ayrılmamalıdır.

Hazret-i Ömer -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Size emirlerinizin en hayırlıları kimlerdir, en şerlileri kimlerdir haber vereyim mi?

Onların en hayırlıları sizlerin sevgisine mazhar olanlar, sizleri sevenlerdir.

Siz onların lehlerinde hayırla duâ edersiniz, onlar da size hayır duâ ederler.

Ümeranızın şerlileri de sizin buğzettiklerinizdir, onlar da size buğzederler. Siz onlara lânet edersiniz, onlar da size lânet ederler.” (Tirmizî)

Bir yönetici kimin kuluysa ona hizmet eder. Samimi bir müslüman ise, Allah-u Teâlâ’nın ve Resulullah Aleyhisselâm’ın emirlerine itaat eder. İslâm dininin muzaffer olması için gayret eder. Canını ve malını o uğurda feda etmekten çekinmez. Her iş ve icraatı Hazret-i Kur’an’a ve Sünnet-i seniyye’ye uygundur. Bu gibi kimselerin müslüman olduklarına şehadet edilir.

İslâm Dini’ne İhânetin Kaynağı
Küffarı, En Büyük Düşmanı Dost Bilmek“tir:
Müminleri bırakıp kâfirlerle dostluk yapmak münafıklığın açık bir delili olduğu gibi, münafıkların en bariz huy ve hususiyetidir.

Kötü âmirler:

Ey inananlar! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Allah’ın aleyhinize apaçık ferman vermesini mi istersiniz?” (Nisâ: 144)

Âyet-i kerime’sini arkalarına attılar, onlarla dostluk kurdular, onların arzu ve istekleri doğrultusunda hareket ettiler, dünyayı ahirete tercih ettiler. Makam ve mevkiye, paraya ve kadına daldılar, dünyaya taptılar. Böylece de gerek küffarın ifsadına, gerekse nefislerinin arzularına uydular ve bu necip milletin bozulmasına sebep oldular, halkı yoldan saptırdılar, vatana büyük darbe vurdular. Birçokları küfür âdetlerini benimsediler.

Cinsi ne olursa olsun küfür, İslâm’a göre tek bir millettir. Müminlerin dostu ise ancak müminlerdir.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:

Sizin dostunuz ancak Allah’tır, O’nun Peygamber’idir. Bir de, Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazlarını kılan, zekatlarını veren müminlerdir.” (Mâide: 55)

Kim Allah’ı, O’nun Peygamber’ini ve müminleri dost edinirse, bilsin ki galip gelecek olanlar Allah’tan yana olanlardır.” (Mâide: 56)

İman İle Küfür Arasındaki Hududu
Allah-u Teâlâ Koymuştur:

Allah-u Teâlâ Kelâm-ı kadim’inde Hazret-i Kur’an’ın hakikat ile dalâlet arasında berzah olduğunu beyan ediyor:

Şüphesiz ki bu Kur’an (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür.” (Târık: 13)

Allah-u Teâlâ bunu mahlûkun zannına bırakmamıştır. Bir berzah çizmiştir, hudutlarla çevirmiştir.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde kendisine inanan ve Resul’ünü tasdik eden kullarına; İslâm’ın bütün hükümlerini benimsemelerini, buyruklarını uygulamalarını, yasakladıklarını terketmelerini emir buyurmaktadır:

Ey iman edenler! Hep birden tam bir teslimiyetle İslâm’ın sulh ve selâmetine girin. Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara: 208)

İslâm bir bütündür. Hükümlerinden hiçbiri birbirinden ayrılmaz.

İyi bilin ki yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabb’i olan Allah’ın şânı ne yücedir.” (A’râf: 54)

Mülk O’nundur. O’ndan başka hiç kimsenin hiçbir şeye müdahale etmeye hakkı ve salâhiyeti yoktur. Hükmünü hiç kimse değiştiremez, verdiği kararı hiç kimse bozamaz. Emir, yasak, tedbir ve irade, tam tasarruf O’na âittir.

Hüküm yüceler yücesi Allah’ındır.” (Mümin: 12)

Çünkü O, mülkünde yücedir, dilediğini yapar, dilediği hükmü verir. O’nun verdiği hükümler, belirli bir zaman ve asır ile sınırlı değildir. Kıyamete kadar geçerlidir.

Rabb’inin sözü doğruluk bakımından da adalet bakımından da tamamlanmıştır, tam kemâlindedir.

O’nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur.” (En’âm: 115)

Tatbikini emir buyurduğu bütün hükümler kemâle ermiş, tamamlanmıştır. Hiçbirisinde noksanlık ve eksiklik tasavvur edilemez, hükmünde yanılması düşünülemez. O’nun haber verdiği her şey gerçeğin tâ kendisidir. O’nun haber verdiği her şey adaletlidir, O’nun dışında hiçbir şey adaletli değildir. O’nun yasakladığı her şey bâtıldır. Hiç kimse O’ndan daha doğru söyleyemez, hiç kimse O’ndan daha âdil hüküm koyamaz. Hükmünde hikmet sahibidir, her şeyi hikmetle yapar.

O’nun sözlerini değiştirebilecek, temyiz edecek, tashih yapacak hiçbir kimse olamaz.

Söz O’nun sözü, hüküm O’nun hükmü, kitap O’nun kitabıdır.

Binaenaleyh bütün insanlar ve cinler birleşerek bir araya gelseler, kasten bir Âyet-i kerime’yi inkâr etseler hepsi kâfir olurlar. Çünkü mahlûkun hükmü yoktur, O’nun hükmü esastır.

O’nun hükmünü kim bozabilir? O’nun hükmünden kim kurtulabilir?

Bunlar Âyet-i kerime’lere inanamazlar, Hadis-i şerif’leri zaten dinlemezler. İşte onun için Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’leri önünüze koyuyoruz.

Onlar ise kendi zanlarını âyet ve hadis yerine koyarlar. Bunun için de gökkubbe altındakilerin en şerlileridirler. Bunun da sebebi halkı şaşırtmalarıdır.

Doğrusu birçokları bilmeden heva ve heveslerine uyarak halkı şaşırtıyorlar.” (En’âm: 119)

Kendi zanlarını hüküm yerine koymak isterler.

Bunların sözüne hem şaşmayın, hem de inanmayın! Bunların iç durumu budur, işin gerçeği budur.

Biz Hazret-i Allah’a, Kitabullah’a, Resulullah’a inanıyoruz.

Bunlar bizim sözümüz değildir, bunlar Hazret-i Allah’ın ve Resulullah’ın beyanlarıdır, size ilâhi beyanları arzediyorum, ahmedin mehmedin sözünü değil.

Resulullah Aleyhisselâm’ın her emrine itaat etmek farz olup, aykırı hareket etmek ise haramdır. Bu ise ilâhî bir hükümdür.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde Resulullah Aleyhisselâm’a itaat edilmesini emrediyor ve şöyle buyuruyor:

Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin. Eğer yüz çevirecek olursanız biliniz ki, Resul’ümüze düşen apaçık bir tebliğdir.” (Teğabün: 12)

O risaletini tebliğ etmiş ve ilâhî emaneti yerine getirmiştir. Sizin kabulünüzden dolayı onun bir menfaati yoktur, yüz çevirmenizin de ona bir zararı olmaz.

Kişi ona itaat etmekle Allah-u Teâlâ’nın emrine itaat etmiş olur. Ona itaat etmeyen ise Allah-u Teâlâ’ya da, gönderdiğine de iman ve itaat etmemiş olur. Bu hakikati böyle bilmek lâzımdır.

Resulullah Aleyhisselâm’a itaat etmek, getirmiş olduğu esasların hepsini kabul etmeyi, Sünnet-i seniyye’sine sımsıkı sarılmayı, ahlâkı ile ahlâklanıp edebiyle edeplenmeyi gerektirir.

Âyet-i kerime’de:

Resulullah size ne verdiyse onu alın, neyi yasak ettiyse ondan sakının!” buyuruluyor. (Haşr: 7)

Bu emr-i ilâhî’yi bizzat Allah-u Teâlâ buyuruyor ve iman edenlere duyuruyor. Bu emr-i ilâhî’yi inkâr eden Allah-u Teâlâ’yı inkâr etmiştir. O’nu ve O’nun emrini inkâr eden de zaten dinden çıkmıştır.

Ona yapılan her türlü itiraz, bu Âyet-i kerime mucibince inkâr ve küfürdür.

Bunlarda iman yok zaten. İşte ispatı da budur.

Bunun içindir ki bunların içyüzünü dışarıya vermek mecburiyetindeyim. Ki gerçek mânâda ihlâslı bir mümin o batağa düşmesin.

Muhakkak ki Rabb’in hududu aşanları çok iyi bilendir.” (En’âm: 119)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen, İslam | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Cinlerin İslâm İçin Mücâdeleleri

Posted by Site - Yönetici Mayıs 27, 2015

Cinlerin İslâm İçin Mücâdeleleri

Cinlerin İslâm İçin Mücâdeleleri

Rivayet olundu:
Mekke kâfirleri. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini öldürmek üzere toplandılar. Onlar bu şekilde toplantı halinde iken, iblis üzerlerine (yanlarına) girdi. Şeytan onlara sordu:
-“Neden böyle toplandınız?” onlar da toplanma maksatlarını şeytana anlattılar. Şeytan Ebû Cehil’e:
.”Ey- Ebu’l-Hakem! Sen tapmakta olduğun putu ve ma’budunu götürüp, Muhammed’in önüne koysan ve orada ona secde etsen; belki o zaman Muhammed, senin putundan bir ses işitir,” dedi.

Ebû Cehil’in cevher ve yakut ile bezenmiş (altın ve gümüşten) yapılma bir putu vardı. Onu sırtına aldı. Götürüp, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin önüne koydu. Ve orada putuna secde etti. Sonra da puta:
-“Ey ma’bûdum! Biz sana ibâdet ederiz ve sana yaklaşmaya çalışıyoruz. Bu Muhammed, sana (putlara) taptığımız için; bizi tenkit ediyor (bize ağır sözler söylüyor). Biz senden bize yardımcı olmanı ve Muhammedi tenkit edip ona (sövmeni) istiyoruz!” dedi.
Put hareket etmeye,. konuşmaya ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin aleyhinde kötü söz söylemeye başladı.
(Üzüntü ve kederden) bir şey, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kalbine girdi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Hazret- Hatîce annemizin evine döndü.
Çok az bir zaman geçmeden hemen kapı çalındı. Elinde kılıç olan bir genç içeriye girdi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine selâm verdi. O genç:
-“Ya Resûlallah (s.a.v.)! Emret, senin emrini yerine getireyim!
dedi. Efendimiz {s.a.v.) hazretleri ona:
-“Sen kimsin?” dedi. 0:
-“Ben cinlerdenim!” dedi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri sordu:
-“Senin kuvvetin ne kadara ulaşır?” 0:
-“Allah’ın izniyle, Hirâ ve Ebû Kubeys dağlarını yerinden söküp (onları omuzlayıp) denize atmaya gücüm yeter!” Efendimiz (s.a.v.) hazretleri sordu:
-“Şu an nereden geldin?” 0:
~”Ben yedinci denizin adasındaydım. Cebrail Aleyhisselâm bana geldi ve;
-“Putun içine girip, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine ağır sözler söyleyen falanca Şeytana yetiş! ve hemen onu bu kılıçla öldür!” dedi. Bunun üzerine dördüncü kat yerde ona yetiştim ve onu öldürdüm, dedi. Efendimiz {s.a.v.) hazretleri ona;
-“Sen dön! Muhakkak ki ben düşmanımdan dolayı sadece Rabbimden yardım dilerim!” buyurdular:
O genç;
-“Ya resûlallah hazretleri benim sizden bir hacet ve dileğim var! dedi.
-“(Nedir o?)
-“Dileğim, senin dün (az önce) olduğun mekâna geri dönmendir. Onlar gidip bunu (Ebû Cehil’e haber verip) ikinci kere putları getirip senin yanında yine ona secde ederler!” dedi.
Ertesi sabah Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, yanında Ebû Bekir Sıddîk (r.a.) hazretleri olduğu halde, o yere gitti. Ebû Cehil yanında putu olduğu halde yine geldi. Dün yaptığı gibi yaptı.
(Yani orada putuna secde etti. Sonra da puta:
-“Ey ma’bûdum! Biz sana ibâdet ederiz ve sana yaklaşmaya çalışıyoruz. Bu Muhammed, sana (putlara) taptığımız için; bizi tenkit ediyor (bize ağır sözler söylüyor). Biz senden bize yardımcı olmanı ve Muhammedi tenkit edip ona (sövmeni) istiyoruz!” dedi.
Put hareket etmeye, konuşmaya başladı. Put:
-“Lâ ilahe illallah Muhamrnedü’r-Resûlüllah- Allah’tan başka ma’bûd yoktur. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın resulüdür…
Ben sadece bir putum! Ne kimseye fayda verebilir ve nede zarar!… Allâhü Teâlâ hazretlerini bırakıp bana tapanlara yazıklar olsun!” dedi.
Ebû Cehîf ve orada olanların hepsi bunu işittiler.
Ebû Cehil ayağa kalktı putunu kırdı. Ve;
-“Muhammedi Putları büyüledi!” dedi.
Bundan anlaşıldı ki, Allahü Teâlâ hazretleri, zahir olan her şeyde hakkı söyler. Lakin münafık ve kâfir olanlar bunu işitmezler.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/372-374.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

DÜŞÜNCE HANGİ SAHADA OLUR VE KAPSAMI NEDİR?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 26, 2015

tefekkür,dua,zikir,rabita,

DÜŞÜNCE HANGİ SAHADA OLUR VE KAPSAMI NEDİR?

Düşünce sahasının sonu yoktur. Zira ilimler sınırsızdır. Düşünce bütün ilimler için geçerlidir. Fakat din için olmayanları anlatmak gayemizin dışındadır. Din ile ilgisi olanı da genişçe açıklamanın sonu gelmeyeceğinden kısaca anlatalım.

Din için gerekli olan işlerden gayemiz kul ile Allah arasında olan işlerdir.
Kul tefekkür yolu ile Yüce Allah’a kavuşur. Kulun tefekkürü (düşüncesi) ya kendi hakkında, ya da Yüce Allah ile ilgili olur.
Kulun düşüncesi Yüce Allah olursa ya Allah’ın zatı ve sıfatları hakkında, ya da acaip işleri ve yaptıkları hakkında olur. Kulun düşüncesi kendi nefsi için olursa, ya Allah’ın sevmediği günah ve felakete götürücü şeylerle ilgili olur, ya da Allah ‘ın sevdiği, kulu ona yaklaştırıcı sıfatlarla ilgili olur.
Sonuç olarak konumuzu dört saha halinde düşünebiliriz. Bunun da aslı iki şeydir: İyi ve kötü olanlar.

Kul, devamlı sevgilisini düşünen aşığa benzer. Eğer sevgilisini düşünmezse, aşkı eksik olur. Zira tam aşk başka bir şeye ve düşünceye yer vermeyen aşktır. Onun için aşığın aklı devamlı olarak sevgilisinin güzelliği ve şekli, yahut onun hareketleri ve ahlakı ile meşgul bulunur. Eğer kendini düşünürse, ya kendisini sevgilisine sevdiren şeyi, yahut da sevgilisinin sevmediği şeyden sakınması gereken şeyi düşünür. Aşk ile olan her düşünce, bu dört şeyle ilgili olur. Allah aşkı ve din sevgisi düşüncesi de
bu dört şeyle ilgili olur.

1. SAHA: Kendi nefsini düşünmek ve kötü sıfatların ne olduğunu bilip ondan sakınmaktır. Kötü sıfatlar ya görünür günahlar, yahut da kalpte olan kötü ahlaktır. Günahların da çeşitleri çoktur. Zira açık günahların bazısı dil, göz, el ve benzerleri gibi yedi organla ilgilidir. Bazısı da bütün vücutla ilgilidir. Kalpteki pislikler de böyledir. Bunların her biri için üç düşünce hali bulunur:

a) Filan iş yahut filan sıfat iyi midir, kötü müdür? Bilinmez. Ancak tefekkürle bilinir.

b) Eğer o sıfat kötü ise, “Ben bu sıfat üzere miyim, değil miyim?” diye düşünmek. Zira nefsin sıfatlarını kolaylıkla bilmek mümkün olmaz. Belki tefekkürle mümkün olur.

c) Nefsinin kötü sıfatları varsa, ondan kurtulmak için ne gerekiyorsa onu yapmalıdır. Her gün bir saat bu durumu düşünmeli ve aklına ilk olarak, görülen günahlar gelmelidir.
Örneğin; dilinin bugün bir şeyler konuşacağını, yalana sapabileceğini düşünmeli ve bundan sakınmanın çarelerini araştırmalıdır. Yine haram yeme tehlikesi varsa bundan nasıl kurtulabileceğini düşünmelidir. Bunun gibi, vücudunun diğer organlarını aklına getirmeli ve günaha saplanmamaları için ne yapmak gerektiğini saptamalıdır.
Bu düşünceleri bitirince sevap kazanmak için neler yapacağını düşünmeli ve bunları tatbik etmelidir.
Mesela: Demelidir ki, dil Allah ‘ı anmak ve insanları rahat ettirmek için yaratılmıştır. Bende şu şekilde Allah ‘ı anabilir ve şöyle konuşarak birisinin kalbini sevindirebilirim. Göz de ahiret saadetini elde etmek için yaratılmıştır. O halde şu din adamına saygı ile şu günahkara da hakaret gözü ile bakıp gözün hakkını ödeyeyim. Muhtaç olduğum zaman da sabretme sevabını kazanayım. Bu gibi şeyleri düşünmekten geri kalmamak gerekir. Zira bazen bir saatlik tefekkür etmekle öyle bir şey akla gelir ki,
ondan dolayı bütün ömrü boyunca günah işlemekten vazgeçer. Onun için: “Bir saat tefekkür, bir yıllık ibadetten üstündür.” buyrulmuştur. Zira bazen bir saat düşüncenin faydası bir ömür boyunca devam eder.
Görünür günahların düşüncesi bitince, kalp ile ilgili günahlara yönelmelidir.
İbadetlerin yalnız Allah için olması, kalbin kötü ahlaktan temizlenmesi, kurtarıcı şeylerin elde edilmesi düşünülmelidir.

İnsanı felakete sürükleyen on şey vardır:
1- Cimrilik,
2- Kibir,
3- İkiyüzlülük,
4- Kıskançlık,
5- Bencillik,
6- Öfke,
7-Yemek hırsı,
8- Konuşma hırsı,
9- Mal sevgisi,
10- Mevki sevgisi.
Bu on şeyden kurtulan gayesine erer.

İnsanı kurtuluşa erdiren şeylerde ondur:
1- Günah işlediğine pişman olmak,
2- Belaya sabretmek,
3- Kazayı (Allah’ın emrini) kabul etmek,
4- Nimete şükretmek
5- Allah’tan korkmak,
6- Allah’tan ümit kesmemek,
7- Dünyadan yüz çevirmek,
8- İbadetleri yalnız Allah için yapmak,
9- İnsanlara karşı iyi davranmak,
10- Allah’ı sevmek.
Bunların her biri için düşünülecek çok şey vardır. Bu da bu konular hakkında daha önce yazdıklarımızı okuyup bilenlerce anlaşılır. Hatta insan sürekli olarak yanında, üzerinde bu sıfatların yazılı bulunduğu bir kağıt bulundurulmalı, birisine çare bulduğu zaman onun üzerine çizgi çizip diğerleri ile meşgul olmalıdır.

2. SAHA: Yüce Allah’ı düşünmek. Yüce Allah ‘ı düşünmek ya zatını, ya sıfatlarını, ya da yaptığı, yarattığı, yarattığı şeyleri düşünmektir. En üstün düşünce, Yüce Allah ‘ın zatı ve sıfatları ile ilgili düşüncelerdir. Ancak insanlar buna dayanamadıklarından ve akılları ermediğinden şeriat bunu yasaklamış , “Yüce Allah’ın zatını düşünmeyin, O’nu anlayamazsınız.” demiştir. Bunun zor olması, Yüce Allah’ın celal ve büyüklüğünün gizli olmasından değil, bilakis çok parlak olmasından ve insan gözünün zayıf, çaresiz ve güçsüz bulunmasından ileri gelir. Nitekim yarasa kuşu gündüz uçamaz. Zira gözü zayıf olduğu için gün ışığına dayanamaz. Ancak akşam olunca gün ışığı azalır ve o da o zaman uçmağa başlar. Halktan olanların derecesi de, yarasa derecesindedir. Ama sıddıklar derecesine ulaşanlar buna bakmaya dayanırlar. Ancak onlarda her zaman dayanamazlar. Bazen güçsüz kalırlar. İnsanın güneşe bakabilmesi, fazla bakınca da gözlerinin kamaşması gibi. Bunun gibi, büyük velilerin de devamlı olarak bakmaları halinde akıllarının bozulması ihtimali vardır.
O halde büyük veliler; Allah’ın gerçek sıfatlarını bakarlar, ancak onları insanlara anlatamazlar. Sadece sıfatlarına yakın sözcükler kullanabilirler.
Yüce Allah âlimdir, dileyicidir, söyleyicidir gibi. Muhatap olan kimse bu anlatılanları kendi sıfatları cinsinden anladığı için temsil ve benzetme olur.
O halde şöyle demek gerekir: Allah söyleyicidir, fakat onun sözü harf ve seslerden meydana gelen senin sözün gibi değildir. Fakat dinleyici bu çeşit anlatımı kaldıramadığı için inkar yoluna gider. Yine Yüce Allah’ın zatı senin zatın gibi değildir. O ne cevherdir, ne arazdır, ne biryerdedir, ne bir yöndedir, ne âleme bağlıdır, ne ondan ayrıdır, ne âlemin içindedir, ne dışındadır, dersen inkar eder; “Bu mümkün değil” der. Zira anlatılanları kendi ile karşılaştırmakta ve bu sözlerin büyüklüğünü anlamamaktadır.
Çünkü cahillerin bildiği büyüklük padişah ve reislerin büyüklüğü olup, taht üzerinde oturmak ve yanlarında hizmetçilerin bulunmasıdır. Onlara Yüce Allah ‘ın sıfatları anlatıldığı zaman, O’nun büyüklüğünü padişahlarınki gibi düşünüp elbette eli, ayağı, dili ve ağzı vardır, derler.
Eğer sineğinde düşünebilme yeteneği olsaydı, o da insanlar gibi düşünerek, beni yaratanın kanat ve kolları var. Zira bana verdiği güç ve kuvvetin kendisinde bulunmamasına imkan yoktur, derdi. İnsanlar da bütün işleri bu mantık tarzına göre kendileriyle karşılaştırırlar. Bu yüzden şeriat Allah’ın zatını düşünmeyi yasaklamıştır.

Geçmiş büyükler kelam ilmini yasaklamışlardı. Yüce Allah hakkında açıkta “Alemin içinde değildir, dışında da değildir. âlemle beraber olmadığı gibi ayrı da değildir” demeyi uygun görmemiş lerdir. Yalnız “Yüce Allah hiçbir şeye benzemez, hiçbir şey de ona benzemez.” demekle yetinmeyi emretmişler. Uzun uzadıya değil de kısaca anlatmışlar. Zira insanların çoğunun aklı bunu kavrayamaz. Bunun için bir Peygambere şöyle vahiy geldi:
Benim kullarıma zatımla ilgili şeylerden söz etmeyin, zira inkar ederler. Anlayabilecekleri kadarını söyleyin.
Öyle ise Allah’ın zatı ile ilgili şeyleri söylememek ve bu hususu düşünmemek daha iyidir. Ancak olgun insanlar bunun dışında kalır. Ama onlar bile sonunda dehşet , hayret ve şaşkınlığa düşmekten kendilerini kurtaramazlar.

O halde Yüce Allah’ın yüceliği ve işlerindeki acaiplik düşünülmelidir. Zira var olan her şey O’nun gücünün ve yüceliğinin narundan bir kıvılcımdır.
Güneşe bakılmasa bile, ışıklarının aydınlattığı yere bakılabilir.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

YAPILAN İŞİN DURUMU BELİRİNCEYE KADAR DURMAK

Posted by Site - Yönetici Mayıs 25, 2015

Fütuhu`l Gayb – Abdülkadir Geylani

YAPILAN İŞİN DURUMU BELİRİNCEYE KADAR DURMAK

Her imanlı ayık olmalı. Kaldı ki ayık olmak, her işin aslını bilmek bir vazifedir. Her geleni almak değil, onun aslını araştırmak gerekir. Ta verilen hüküm belli oluncaya kadar durmalıdır. Helalliği bilinecek, mubah olduğu anlaşılacak, ondan sonra kabul
faslı başlayacaktır.

İman sahibi teftiş eder, sonra alır. İçi bozuk, münafık ise önüne geleni alır.
Peygamber (SAV) Efendimiz bu manaya işaret ederek şöyle buyurdu:
– “Mümin, işin temeline vakıf olandır
Bir başka Hadis-i Şeriflerinde ise şöyle buyurdu
– “Şüpheliyi bırak, şüpheli olmadığı bilindikten sonra kabul et.

İman sahibi önüne serilen her sofraya oturmaz; bekler. Verilen her şeyi içmez.
Teklif edilen her kadını almaz. Bunların dışında kalan diğer işlerde yapılan tekliflere de hemen koşmaz; bekler, sağlam hüküm verilinceye kadar elini sürmez.
O hüküm verildimi iş tamamdır. Yer, içer; ibadet eder. İş bu sayılanlar, her iman sahibinin en az uyması gereken iştir.

Şayet iman sahibi takva derecesinde ise daha titiz davranır. İyi olduğuna dair hüküm verilse dahi yine bekler. Belki de sonra verilecek emirlerin gereği yapılınca şimdikinden üstün dereceler alacaktır. Bilinmez ki…
Burada üç hal anlatmak icap eder:
a) Bu her müminin işidir. Allah’ın (CC) emirlerine göre iş tutmak.
b) Bu velîlik mertebesidir ve fenafillah halidir. Bunlar yalnız kadere uyar.
c) Bu zümre sayılan iki zümreden daha üstündür. Belki de yaptıklarının hiç farkında olmazlar. İşlerinde yalnız kudret eli hüküm sürer; hasılı büyük insanlardır.
Birinci derecede olana yine beklemek gerek. Ama ikinci için değil… Üçüncü dereceye varan için değil…

İş bu üçüncü derecede belirtilen zatlar, yer içerler. Bunlardan ilahi emir dışı hareket çıkmaz. Bu vasfı alan belirttiğimiz iman sahibi kötü işlere karşı mahfuzdur.
İman hudutlarını aşması beklenemez. Allah (CC), Hz. Yusuf’u (AS) esirgediği gibi bu vasfı alan iman sahiplerini de kötülüklerden korur.
Kul, bu durumda esirgenen ve her işi kolaylıkla biten biridir. Sanki iyi yollar onun için sonuna kadar açık. Aksi ise kapalıdır. Rahatça yürür; ilahi emirleri usanmadan, üşenmeden yerine getirir.
İradesi Hakk’a (CC) bağlıdır. Onun rızasını almak, Hakk’ın (CC) rızasını kazanmak olur. Bu makam çok yüksektir, velîlik mertebesinin en üstünüdür. Bunlar Peygamberlik derecesine kadar ulaşmış büyük sır sahipleridir.
Böylece bütün gidişatını, yolunu Allah (CC) yolunun hakiki yolcularına uydurmalıdır…

Kaynak : Fütuhu`l Gayb – Abdülkadir Geylani ( k.s.)

Posted in Abdülkadir Geylani, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Pişmanlık……….

Posted by Site - Yönetici Mayıs 24, 2015

namaz

Pişmanlık……….

Rivayet olundu:
Melekler, bir kulun günahlanyla semâya yükselirler. O günahları Levh-i Mahfûz’a arzettiklerinde, o günahların yerinde hasenat (iyilik ve sevaplar) görürler. Melekler yüzü koyun secdeye kapanırlar ve derler ki:
-“Ey Rabbimiz! Sen biliyorsun ki; biz ancak onun işlediği amelleri yazdık!” Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu:
-“Doğru söylüyorsunuz! Lakin kulum günahlarına pişman oldu. Göz yaşlarıyla benden şefaatçi oldular; ben de onun günahını mağfiretimle yarligadım. Keremle ona muamele ettim. Ben keremde bulunanların en kerimiyim!
(Bu rivayet gösteriyor ki,);
1- İman,
2- Salih amel,
3- Ve hatalara karşı pişmanlık duymak;
4- (Ve günahlarından tövbe etmek; dünya ve âhirette kurtuluşa sebeptir…)
.
Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/398-399.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Hikaye – Allah Sevgisi

Posted by Site - Yönetici Mayıs 24, 2015

Hariciler Kimdir ,Al-Hamdu-Lillah-by-Muslima78692-on-DeviantART1 copy

Hikaye – Allah Sevgisi

Mâlik bin Dinar (k.s.) hazretlerinden rivayet olundu:
Basra sahralarına girdim.
Birden Sa’dûn el-Mecnûn karşılaştım. Ona;
-“Halin nasıl (nasılsın)?” diye sordum. 0:
-“Ey Malik! Sabah ve akşam uzun bir sefere hazırlıksız ve azıksız olarak çıkmayı murad eden ve kullar arasında hükmeden âdil Rabbin huzuruna çıkarılacak olan kişinin hâli nasıl olur?” dedi.
Sonra da şiddetli bir şekilde ağlamaya başladı. Ona sordum:
-“Seni ağlatan nedir?” 0:
-“Vallahi! Ben, dünya hırsından ölüm korkusundan ve belâların gelmesinden dolayı ağlamıyorum!
Lakin ben, salih bir ameli kendisinde güzelce işlemeden geçen ömrüme ağlıyorum!” dedi.
Beni ağlattı! Vallahi, azık azlığı, kurtuluşun uzaklığı ve geçitlerin çetin oluşu beni ağlattı. Ve bundan sonra bilmiyorum cennette mi olacağım yoksa cehennemde mi!
Ben ondan hikmet dolu sözler işittim. Ona;
-“İnsanlar, senin deli olduğunu zannediyorlar?” dedim. O:
-“Ben deli değiliml Lakin Mevlâm’ın sevgisi kalbime ve içimdeki uzuvlarıma karıştı ve hatta etim, kanım ve kemiklerimin arasında akıp dolaştı...” dedi.
Sevgiliye Giden Yol

(Hafız k.s. hazretleri buyurdular:)
-“Leylâ’nın evinin yolunda, bir çok hatıralar vardır.
0 yola ayak tepmenin şartı mecnûn olmaktır.
Kervan yol aldı gitti.
Sen hâlâ uykudasın
Çöl senin önünde kaçıp gidersin.
Yolu kimden soracaksın; ne yapacaksın?.”
.
Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 7/397-398
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

SEVGİ, SEVİLEN VE GEREĞİ

Posted by Site - Yönetici Mayıs 24, 2015

11224018_441737769333843_5784799827216599615_n copy

SEVGİ, SEVİLEN VE GEREĞİ

Acaiptir, bir mümine yakışmaz, ama yine de söyler:
– “Falan yakınlık kazandı veya uzaklaştı.
– “Falana dünyalık verildi veya iflas etti.”
– “Şu adam zengin oldu veya fakirleşti.
– “İşte şu adam var ya, o büyüdü yahut küçüldü.
– “Şu insanı görüyor musun? İşte o dillere destan oldu yahut unutuldu.
Daha bunlar gibi birçok sözler. Hepsi dedikodu cinsinden. Bu sözler, bir iman sahibinin ağzında iyi olmuyor; yakışmıyor. Herkesin kendine has bir karakteri ve yolu vardır. İman sahibinin de bir yolu olmalıdır.
Acaba iman sahibi bilmezmi ki? Allah (CC) birdir, birliği sever. Her şeyde tek olmayı diler. Sevilme babında da tek olmayı ister. Kendinden başkasının sevilmesini istemez. Zaten iki sevgi bir arada olmaz. Hakk’tan (CC) başkası sevilince Hakk (CC) sevgisi kalmaz. İnsan başka sevgilerle ve çeşitli dedikodularla uğraşınca Hakk (CC) sevgisi zedelenir.

Her iyilik edene bağlanmak olmaz. Bir başkası sevilince Hakk (CC) sevgisi kalpte azalır. Allah (CC) Gayûrdur. Orada yalnız kendi sevgisinin bulunmasını ister. Başka şeyleri üzerinden bir yana at. Başkasını dilinden bırak. Onlara koşmaktan vazgeç, onların yaptığı iyiliği Hakk’tan (CC) gör. Eğer kuldan görürsen kulu seversin. Çünkü Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurur:
– “Kalp, iyilik edeni sever.”Allah’ın (CC) sevgisine layıksan o seni esirger. Her yandan halkı senden keser. Her bakımdan O’nu (CC) sevmek için halkın yolunu sana uğratmaz. İşte o zaman Hakk’a (CC) bağlanabilirsen cümle varlığın Hakk’ın (CC) olur.

Biraz kendini dene, yalnız Hakk’ı (CC) sev. Göreceksin ki yalnız hayrın ve şerrin sahibi Allah’tır (CC). Bu halinde ilahi bir cezbe gelir, nefsin de yok olur. İlahî varlığın gayrisi yok olur gider. İşte… o zaman sana hayır elleri açılır. İlk bakışta dünyalık işler senin için bol olur. Diller seni över. Herkes senin arzun olmadan yardıma koşar. Ahiret işlerin daha başka olur. Orası senin için tadına doyulmaz bir yer olur.

Hakk’a (CC) bağlan; ona karşı edepli ol. Seni gözeteni gözet. Sana yar olana sen de yar ol. Seni seveni sev. Seni çağırana koş. Senin işini yoluna koyana elindekini harca.

Seni pislikten koruyana yar ol. Ölümden beri olana borçlu ol. Kötülüklerini giderene minnettar ol. Bir sürü adi vehimlerden seni esirgeyene bağlan. Her şeytan tipinden, aldatıcı ve cahil arkadaşların elinden kurtaran senin en yakın dostundur. Onu ara!
Etrafını bir sürü yol kesiciler sarmışken seni onların önünden alan, elbette ki en yakın dostun sayılır; onun yolunu gözet.

Hak ve bir sürü maddi şeyler ve heva birbirine uyabilir mi? Birtakım maddî kıymetlerin içinde sayılan şeylerle ilahi kuvvetler bir olabilir mi?Ne dünya ile ahiret birdir ne de değersiz şeylerin önünde ilahi kıymetlerin bir olur. Kendini nerede görüyorsun? Sen ve bütün varlıklar; ilk, son, iç ve dış hepsinin gidişi Hakka’dır (CC).
Bütün kalpler onun için atar. Bütün ağırlıklar Hakk (CC) canibindedir. Bütün iyilikler oradan gelir.

Kaynak : Fütuhu`l Gayb – Abdülkadir Geylani ( k.s.)

Posted in Abdülkadir Geylani, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

ÖLÜMSÜZ HAYAT, HAYATSIZ ÖLÜM

Posted by Site - Yönetici Mayıs 23, 2015

Fütuhu`l Gayb – Abdülkadir Geylani ( k.s.)Makkah_Islamic_Wallpaper_by_xtrememediaworx copy

ÖLÜMSÜZ HAYAT, HAYATSIZ ÖLÜM

Bir gün bunaldım. Kendimde bir heyecan oldu. Bana şöyle bir sual soruldu:
– “Ne istiyorsun?
Buna karşılık şöyle dedim:
– “Öyle bir hayat istiyorum ki onda ölmek olmaya ve öyle bir ölüm istiyorum ki onda dirilmek olmaya.
Bunun üzerine bana:
– “Ölümsüz hayat ve dirilmesi olmayan ölüm nasıldır?
Denince devam ettim:
– “Dirilmesi olmayan ölüm halkı unutmam, onların hayrını, şerrini görmemle olur.
Bundan sonra nefsim, iradem, dünya ve ahiret arzularımın hepsi yok olmalıdır. Bu türlü hislerimin benden yok olmasıdır.Ölümü olmayan hayat ise Hakk’ın (CC) varlığı ile var olmamdır… Bu varlıkta benim hiçbir şeyim kalmamalı. Buradaki benim
ölümüm var olmaktır. İradem burada Hakk (CC) iradesi ile birleşmiştir. Bu irade, iradelerin en güzelidir.”

Kaynak : Fütuhu`l Gayb – Abdülkadir Geylani ( k.s.)

Posted in Abdülkadir Geylani, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Allah’a (C.C.) Darılmak Yasak

Posted by Site - Yönetici Mayıs 22, 2015

el hayyul kayyum,Allah hay ve kayyumdur,Allah'a  (C.C.)  Darılmak Yasak

Allah’a  (C.C.)  Darılmak Yasak

Bu dargınlığın neden? Duan kabul olmadı diye Allah’a mı (CC) darılacaksın? Duanı kabul eder, ama biraz geç kalabilir. Geç kalınca darılmak yerinde bir iş olur mu?
Bazen işitiliyor:
– “Doğruyu istedim vermedi, istediğimi vermiyor”, hem de:
– “ ‘Duanın yapılması lazım.’ diye emir veriyor.” diyorsun:
– “Bu sözün yerinde değil, hatalıdır.
Bu sözünden ötürü sana sormak icap eder:
– “Sen kendi başına buyruk musun? Yoksa bir sahibin ve bir efendin mi var?…
Eğer bu söze karşı hür olduğunu, her istediğini yapmaya güçlü olduğunu iddiaya yeltenirsen sana ilk vurulacak damga:
– “Sen kafirsin. Hakk’ı (CC) inkar ediyorsun.”Olur. Aksi halde bir kul olduğunu ve bir sahibin, efendin olduğunu söylersen o zaman sana yine birçok sorular sorarlar:– “Duanın kabulü geç kaldığı için efendini töhmet altına mı alıyorsun? Onun hikmetinden şüphe mi ediyorsun? Halbuki O (CC), seni ve bütün yarattıklarını iyi bilir. Sana ve onlara ne gerekse güzellerini seçer.”

İtham etme. O’nun (CC) hikmetini sez. Hissini bu yolda terbiye et. Söylenenleri yaparsan sana düşecek vazife şükretmektir. Çünkü O (CC) , sana yarayanı daha iyi bilir. Haline uygun nimeti senden daha güzel seçer.
Şayet ithamlarına devam edersen yine sana verilecek hüküm şu olur:
– “Sen kâfirsin, hakikati gizliyorsun.
Çünkü Allah’a (CC) zulüm isnadında bulunmuş oluyorsun. Halbuki Allah (CC), kullarına zulmetmez. Zulüm sözünü de kabul etmez. Bu sözün Hakk (CC) için kullanılması muhaldir; olamaz. Sebebine gelince, bütün mülk O’nundur (CC) .
Zulüm ancak başkasının hakkına tecavüz vaki olunca olur. Hakk’a (CC) darılma yolunu kendine kapa; bu yoldan ayrıl.

Şüphesiz senin Hakk’a (CC) darılman, bazı işine gelmeyen hadiselerden ileri geliyor. Nefsin bazı şeylerden hoşlanmıyor. O’nun (CC) emrini yerine getirebilmek için işin güçleşiyor… Haliyle nefis darılıyor; sen de ona uyarak Hakk’ı (CC) töhmet
altında bırakıyorsun.

Dış alemine ait bir şey olursa dua et. Sabırlı ol. İlahî emirlere uymaya bak. Hakk’a (CC) darılma. Nefsin isteğini yerine getirmeye bakma. Onun boynunu eğdir. Boş şeylere uyma; çünkü boş şeyler insanı Allah (CC) yolundan alıkoyar. Allah (CC) için iyi düşün. O’nun (CC) sözlerini doğrula. Ve böylece işin sonunu bekle.
Eğer birisini mutlaka kötülemen gerekse önce kabahati kendinde gör. Daima isyan bayrağını elinde tutan nefsini itham et; onu kötüle. Nefse darılman Hakk’a (CC) darılmandan daha iyidir. Nefsine:
– “Zalim…
Demen Allah’a (CC) zulüm isnad etmenden daha uygundur. Bütün işlerinde nefse uymaya yanaşma, yaptığı işlere boyun eğme. Çünkü nefis Allah’a (CC) düşmandır.
Nefis, şeytan; bunlar ilahi ve kudsi varlıkların yokluğunu isterler. Bir gizli düşman gibi senin manevî değerini bitirmeye gayret ederler.
Allah’a (CC) sığın. Kurtuluş yollarını ara. Daima onlara:
– “Siz benim ruhumu karartıyorsunuz, sizi bağışlamam.
De. Allah’ın (CC) şu ayetini daima onlara oku:
– “Eğer şükrederseniz ve iman sahibi olursanız Allah (CC) size niçin azap etsin?
Şunu da nefsinin kulağına oku:
– “Allah (CC) hiçbir şeyde insanlara zulmetmez, lakin insanlar kendilerine zulmederler.
Bunlara benzer birçok ayet-i kerime ve Hadis-i Şerif vardır; onları ara, bul, oku.
Allah (CC) için nefsine hasım ol. Nefse karşı bir ilahi asker ol. Çünkü ilahi kuvvetlerin en büyük düşmanı nefistir. Hz. Resul (SAV), Hz. Davud’a (AS) yapılan bir hitabı bize bildirmiştir. Onun burada söylenmesini yerinde buluyoruz:- “Ya
Davud (AS); hevanı, nefsini bırak. Çünkü saltanatım içinde nefis ve hevadan başka benimle çekişen yoktur.

Kaynak : Fütuhu`l Gayb – Abdülkadir Geylani ( k.s.)

Posted in Abdülkadir Geylani, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 558 takipçiye katılın