Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

İmam-ı Gazali’yi Suçlayanlar Art Niyetli

Posted by Site - Yönetici Mart 31, 2015

2,imam gazali,

İmam-ı Gazali’yi Suçlayanlar Art Niyetli.

Müslümanlar niçin geri kaldı, tartışmasını fırsat bilenler, geri kalmanın suçlusu olarak, İslamiyeti ve büyük İslam âlimi İmam-ı Gazali hazretleri gibi bazı İslam büyüklerini göstermeye çalışmaktadır. İmamı Gazali, Farabi, İbni Sina gibi felsefecilerin fikirleri ile mücadele edip yok ettiği için İslam âleminin bu hale düştüğünü iddia etmektedirler.
Halbuki Gazali, dini inançlarımızı temelinden sarsan bu felsefecilerle mücadele yapmamış olsaydı, İslam âlemi bugünkü inanç boşluğuna 11.yüzyılda daha o zaman düşmüş olacaktı. Bunun için her Müslümanın bu büyük imama “teşekkür borcu” vardır. Bizdeki sözde ilim adamları, peşin fikirli Gazali düşmanları böyle söylerken insaf ehli yabancı tarihçiler ise suçun Gazali’de olmadığını yazmaktadırlar.

Mesela, meşhur tarihçi Fernand Braude, Gazali’nin sorumlu tutulması fiikrine katılmaz. Bunun insafsızlık olacağını kaydeder. Batı, yüzyıllarca karanlık çağları yaşarken, İslamın ilimde, medeniyette bir altın çağ yaşadığını anlatır. Misal olarak da Endülüs’te Halife II. Hakem’in kitaplığında 400 bin yazma eser varken, komşusu Fransız Kralı V. Charles’in kütüphanesinde sadece 900 adet kitap bulunduğunu belirtir .(Medeniyetlerin Tarihi)

Tarih boyunca, iman ve fen ilmi atbaşı olduğu sürece devletler başarılı olmuş, halk rahat ve huzur içinde yaşamıştır. Mesela, İspanya’daki Endülüs Emevi Devleti’nde bu dengenin sağlandığı zamanlarda medeniyette zirveye çıkmışlar; ne zaman ki, iman felsefecilerin etkisiyle zafiyete uğramış ardından da çöküş hızlanmış; Osmanlı’da ise teknolojide Batı’ya ayak uydurulamayanca gerileme başlamıştır.

Endülüs ilim ve fen merkeziyken, islâm ahlâkını, Allahü teâlânın emirlerini bıraktıklarından, hattâ Ehl-i sünnet itikâdını bozarak, İslâmiyeti içerden yıkmak alçaklığı başladığından, Pirene dağlarını aşamadılar. İspanyollar, 1492 de, Gırnata şehrini de alıp müslümanları kılınçtan geçirdiler. Böylece, Allahü teâlânın emirlerine uymamanın cezasını buldular. İspanya fâcisı olmasaydı, felsefeci İbnürrüşdün ve İbni Hazmın bozuk fikrleri, belki din ve iman hâlini alıp dünyâya yayılacak, bugünkü hazîn levha, yüzlerce sene önce meydana çıkacaktı.

Osmanlı’dan önce, İslam aleminin gerilemesinin sebebini de, yabancı tarihçiler şöyle açıklar: Fernand Braudel’e göre, Haçlı seferleri, iç savaşlar, Moğol istilası, Müslümanların Akdenizden kopup karalara kapanması, İslamı zora sokmuş ve dünya ekonomisindeki değişmeler gibi son derece karmaşık, sosyal, ekonomik ve siyasi sebepler İslam dünyasının geri kalmasına yol açmıştır. Osmanlıların yükselişi bu gerilemeyi bir ölçüde telafi etmiştir ama istenilen netice tam sağlanamamıştır, yükseliş devam ettirilememiştir.
Çünkü, Osmanlı İmparatorluğu, 16. yüzyılda zirvedeydi. Böyle çok iyi bir durumda olduğumuz bir devrede, Avrupa çok zor durumdaydı. Şartlar Avrupa’yı artık zorlamaya başlamıştı. Bir çıkış yolu aramaya mecbur etti. Bu arayışlarla Amerika keşfedildi, 15. Asırda, 16. Asır ve 17. Asrın başlarına doğru Amerika’dan, özellikle Güney Amerika’dan büyük bir servet Avrupa’ya akmaya başladı. Altın, gümüş ve birçok kıymetli taşlar geliyor; hak hukuk tanımadan kaçırılan bu maddelerle Avrupa zenginleşiyordu.
Bu zenginlik, fiyatların yükselmesine sebep oldu. Osmanlı ülkesinden de mal kaçmaya başladı. Çünkü, mal daima, nerede daha iyi fiyat bulursa, oraya gider. Sadece bununla kalmadılar. Hindistan, Uzakdoğu, Avustralya’da da koloniler kurdular.
Batı, biriken sermayeyi sanayi devriminde kullandı.Sanayi devrimi tabiatıyla Avrupa’yı değiştirdi. İleriye götürdü. Bizde, ise bu devir Osmanlı’nın gerilemesinin hızlandığı bir devredir. Ekonomik olarak o yarışa giremedik. Aynı şeyleri yapamadık, aynı şekilde gelişmemizi sürdüremedik.. Avrupa’nın artan zenginliği bize menfi tesir etti. Ekonomimizi sıkıntıya soktu. Sonunda İslam âlemini temsil eden Osmanlının ekonomisini çökertti.

Özetlemek gerekirse; İslam âleminin iman-teknoloji dengesini zaman zaman sağlayamaması, Hıristiyan âleminin blok halinde Müslümanların üzerine saldırması; haçlı seferleri tertiplemesi ve iç karışıklıklar çıkartması, Osmalının sahip olduğu cağrafyanın yapısı, Batı’nın çaresizlikten dolayı açık denizlere açılması, gasbettiği mallar ile zenginleşerek bunu sanayileşmede kullanması, Osmanlı’nın zirvede bulunması sebebiyle rehavete, gevşekliğe kapılıp Bat’ının ilerlemesine karşılık yeni açılımlar getirememesi gibi sebepler müslümanları bugünkü hale getirmiştir. Suç müslümanlıkta değil; Müslümanlardadır.
Bugün yapılacak olan; şunu bunu suçlamak değil bundan sonra ne yapılabilir, bunun hesabını iyi yapmaktır.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İmam-ı Gazali’ye neden düşmanlar?

Posted by Site - Yönetici Mart 30, 2015

İmam-ı Gazali,Her Müslüman şerîat erbabıdır.

İmam-ı Gazali’ye neden düşmanlar?

Bu sorunun cevabına geçmeden önce, Gazali düşmanlarının bir tahlilini yapmak lazım. Dikkat edilirse bunlar, İslamiyeti kendi kafalarına göre yorumlamak isteyen; kısa akıllarına göre dine ilaveler çıkarmalar yaparak ismi “İslam” olan fakat gençek islamla ilgisi olmayan yeni bir din kurmak isteyenlerdir. Veya alt yapısı müsait olmadığı, dine ait temel bilgilerden yoksun oldukları için bu tür art niyetli kimselerin oyununa gelen kimselerdir.
İşte, imam-ı Gazali hazretleri bu inançsızlık yolunu kapadığı için ona düşman oldular. İmam-ı Gazali bu tehlikeli yolu öyle sağlam engellerle kapatmış ki on asırdır bu yolu açamak için zorluyorlar. İtiraf edelim ki otoban olarak olmasa da stabilize yol olarak geçiş yapabilecek hale getirdiler. Nihai hedefleri otoban haline getirmek.

İmam-ı Gazali hazretlerinin savunduğu doğrular neydi, bunun karşısında olan felsefecilerin yanlışları neydi, şimdi de biraz bunun üzernide duralım:
İmam-ı Gazali hazretleri bir ehli sünnet âlimi idi. İlimde tek ölçüsü vahye dayalı nakil bilgileri idi.Yani Cenab-ı Hakkın, Muhammed aleyhisselam ile bildirdiği bilgilerdi. Gazaliye göre daha doğrusu dinimize göre, bu bilgiler herşeyin üzerinde idi. Başta akıl olmak üzere diğer bilgi kaynakları buna uygun ise bir değer ifade ederdi; uygun değil ise hiçbir kıymeti yoktu.

İmam-ı Gazali hazretlerine karşı olan felsefeciler ise aklı esas almışlardı. Başta Kur’an-ı kerim ve Rusulullahın bildirdikleri olmak üzere herşeyi akıl süzgecinden geçiriliyor, akla uygun değil ise kabul görmüyordu. Bunlarla ilgili bir-iki örnek verecek olursak:
Mesela, Müslümanlara, (yahudilere ve nasârâya ve mecûsîlere) göre, varlıkların maddeleri de, sıfatları da hâdistir. Yani bunlar yok iken sonradan yaratıldı. Sonunda yine yok edileceklerdir. Ezeli ebedi değildirler. Ebedi ve ezeli olan sadece Cenab-ı Haktır.
Aristoya ve onun yolunda olan Fârâbî, İbni Sînâ felsefeciler bunu akıl ile anlayamadıkları için , cisimlerin maddeleri de, sıfatları da kadîmdir. Yâni ezelîdir, hep vardır dediler. Bu sözün yanlış olduğunu, bugün modern kimya bilgisi kesin olarak bildirmektedir. Böyle bir inanç küfürdür.
Aklı yaratan Allahü teâlâdır. Yaratanı bırakıp aklı esas almak, aklı ilahlaştırmak en büyük akılsızlıktır. Felsefenin tek dayanağı akıldır. Fakat, gerek zamanla tecrübî bilgilerin değişmesi ve gerekse bir başka insanın aklının bir önceki filozoftan daha farklı bir yapıya sâhib olması sebebiyle kurdukları felsefik sistemler şu veya bu oranda ve bâzan tamâmen değişmiştir.
Böylece ortaya çıkan çeşitli felsefe okulları birbirini devamlı reddetmişlerdir. Felsefecilerin tek bildiği, hakikati, tekte değil, çokta; nihâyet hakta değil, bâtılda aramanın sanatıdır.Ancak bunlar akılları ile her şeyi çözmeye çalıştıkları için bir sonraki filozof, bir öncekini kötüleyerek yükselmektedir.
Peygamberlerin, aklın dışında ve üstünde bulunan sözlerini, akla danışmaya kalkışmak, akla aykırı bir iş olur. Gecenin koyu karanlığında bilinmiyen yerlerde, pervâsızca yürümeye ve engin denizde, acemi kaptanın, pusulasız yol almasına benzer ki, her ân uçuruma, girdâba düşebilirler.

Nitekim, felsefeciler ve tecrübeleri hayâlleri ile îzâha kalkışan maddeciler, akılları dışında bulunan sözlerinin çoğunda yanılmış, bir yandan birçok hakîkatleri meydana çıkarırken, bir taraftan da, insanların saadet-i ebediyyeye kavuşmalarına mani olmuşlardır.
Yunan, Hind, Fars, Latin felsefelerinden ilhâm alan, İbni Sînâ, Fârâbî, İbni Tufeyl, İbni Rüşt, İbni Bâce gibi filozoflar zuhûr ederek, bazı bilgilerde Kur’an-ı kerimin hak yolundan ayrılmışlardır. Örneğin, İbni Sina, Muad kitabında Kıyamette dirilmeği inkar etmektedir. İbn-i Tufeyl ise öldükten sonra dirilmeye inanmamakla birlikte ilk insanın Âdem aleyhisselâm ile hazret-i Havvâ’dan çoğaldığını kabul etmemektedir.
Bu ve buna benzer inançlarından dolayı, felsefecilerin bütün fikirlerini incelemiş olan İmam-ı Gazali ve İmam-ı Rabbani gibi İslam büyükleri bunların imanlarını kaybettiklerini küfre düştüklerini bildirmişlerdir.

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Mubarek Gün Ve Geceler.

Posted by Site - Yönetici Mart 29, 2015

Mubarek Gün Ve Geceler.

Mubarek Gün Ve Geceler.

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mubarek Gün Ve Geceler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Diken Eken Adam

Posted by Site - Yönetici Mart 29, 2015

Diken Eken Adam,Mesnevide gecen hikayeler

Diken Eken Adam

Tatlı sözlü, fakat sert huylu adamın biri, yolun üstüne dikenler ekti. Oradan geçenler onu ayıpladılar, dikenleri söküp atmasını istediler. Adam söylenenlere aldırış etmedi.
Dikenler her geçen gün büyüyor, gelip geçenleri rahatsız ediyordu. İnsanların elbiseleri dikenlerden yırtılıyor, yoksulların ayakları parçalanıyordu.

O beldenin valisi, ”Bu dikenleri sök” diye emir verdi. Adam da, ”Efendim, bir gün sökeceğim” dedi.
Yarın sökerim, öbür gün sökerim derken zaman geçti. Dikenler iyice kökleşti. Vali adamı yanına çağırıp yine ikaz etti:
Şu dikenleri bir an önce sök. Sözünde dur. İşini erteleme.
Adam yine, ”Merak etmeyin, sökeceğim” deyince vali, ”Sen hep yarın diyerek, yapacağın işi erteliyorsun. Fakat şuna dikkat etmiyorsun. Her geçen gün o dikenler büyüyüp güçleniyor. Derinlere kök salıyor. Dikenleri sökecek olan sen ise her gün ihtiyarlıyorsun. Gücün kuvvetin azalıyor.

***
Sen her kötü huyunu, bir diken bil. O dikenleri, Hz. Ali’nin Hayber Kalesi’nin kapısını kopardığı gibi, nefsinle mücadele ederek sök, at. Öyle yapamıyorsan, o dikenleri aşılayıp, gül fidanı haline getirecek bir mürşid-i kâmili bul. Kötü huylarının iyiye çevrilmesinde, mürşid-i kâmil rehberin olsun.

Kaynak : Mesnevide Geçen Hikayeler.

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

TEVEKKÜLÜN ASLI

Posted by Site - Yönetici Mart 28, 2015

123 copy

TEVEKKÜLÜN ASLI

Tevekkül kalpte meydana gelen bir haldir. Tevhide ve Yüce Allah’ın lütuf ve ihsanının pek çok olduğuna inanmakla meydana gelir. Tevekkülün Asıl anlamı; kalbin vekile güvenmesi, onu doğru ve güvenilir bilip, onunla rahat bulmasıdır. Tevekkül sahibi, dünya malına gönül bağlamaz, dünya işlerinin bozulmasına üzülmez. Yüce Allah ‘ın rızık göndereceğine güvenir. Bunu şöyle bir örnekle açıklayalım: İftiraya uğrayıp mahkemeye verilen kimse kendine bir avukat tutar. Eğer şu üç şeyde avukata güvenirse kalbi rahat olur.

a) Avukatın iftira ve hileyi iyi tanıması.
b) Doğruya inanması ve bildiğini iyi açıklaması.
c) Avukatın müvekkiline inanıp hakkını almak için candan uğraşması.

Avukatı tutan bu üç şeye inanırsa, vekiline güvendiği için kendi yapacağı hilelerden vazgeçer.
Bunun gibi “Allah bize yetişir. O ne güzel vekildi.” (Ali İmran suresi, ayet :173) ayet -i celilesinin anlamını kavrayan ve dünyadaki bütün varlıkların Yüce Allah’ın olduğuna, bütün işlerin O’nun tarafından yapıldığına, ilim ve gücünde noksanlık bulunmadığına, rahmet ve iyiliğinin sonsuzluğuna inanan kimse, Allah’ın fazlına güvenir, tedbire ve sebeplere başvurmaz.
Rızık takdir edilmiş , ayrılmıştır. Vakti gelince de bana ulaşır. Yüce Allah bana, kendi büyüklük ve merhametine yakışacak işler yapar” der. Bazı kimseler buna inanır ama, içlerinden korku ve ümitsizliği yok edemezler.
Zira insan bazen kesin olarak doğru olduğunu bildiği şeye uyamaz da, yanlış olduğunu bildiği şeyi yapar.

Mesela; tatlı yiyen birisinin önündeki tatlıyı birisi pisliğe benzetse, adam bunun yalan olduğunu bildiği halde bu sözden etkilenip tatlıyı yiyemez. Ve yine birçok kimse ölünün cansız olduğunu, hiçbir harekette bulunamayacağını bildiği halde, onunla yalnız başına bir yerde yatmaya cesaret edemez.
O halde tevekkül sahibinin hem kesin inanca, hem de kalp kuvvetine sahip olması gerekir. Böylece kararsızlık yok olup rahatlama ve güven meydana gelir. Kalpte kararsızlık olup, güven olmadıkça tevekkül sahibi olunamaz.
Zira tevekkül, kalbin her işte Allah’a güvenmesidir.

Hz. İbrahim’in imanı tam ve kesin olduğu halde: “Allahım, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster.” dedi. Yüce Allah: “İnanmıyor musun?” diye buyurdu. Hz. İbrahim: “İnanıyorum. Fakat kalbimin rahat etmesi için istedim” dedi. Zira başlangıçta kalbin rahatı his ve hayale bağlı olur. Hayal ve his son bulunca kalp de yakıne bağlı olur ve artık açıkça görmeğe ihtiyaç hissetmez.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Herc ( Fitne ) zamanında ibadet, tıpkı bana hicret gibidir.

Posted by Site - Yönetici Mart 27, 2015

Herc ( Fitne ) zamanında ibadet, tıpkı bana hicret gibidir. Hadis-i Şerif.

Herc ( Fitne ) zamanında ibadet, tıpkı bana hicret gibidir. Hadis-i Şerif.,hadis,fitne zamaninda,ibadet eden, namaz,kuran,hadisi serif,musibbett copy

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Nat’ı Şerif

Posted by Site - Yönetici Mart 27, 2015

1,, (2)Nat'ı Şerif

Nat’ı Şerif

Allâhümme salli ve sellim alâ seyyidil Arabi vel acem
Ve imamil Mekketil Mükerrameti Vel Medinetil Münevverati val Haram
Allemennâse mâ lem Ya’lem
Aslıhu ve nesluhu Âdem
İsmuhuşşerifu mektubun alellevhil mahfuzi biyakutil kalem
Ve cismuhullatifu medfun bil Medinetil Münevverati vel Haram
Sâhibüşşefaati lil Âlemine kâilen Ya Rab
Sellim ümmeti sellim ümmeti ve ya ümmeta ya zellutfi vel Keram
Ve yünadil münadi min kıbelirrahman kabiltü şefaatek kabiltü şefaatek
Ya nebiyyel muhteram
Udhulul cennete lâ havfun aleyküm ve lâ huznun ve lâ elem
Radıyallahu teâlâ an Ebî Bekrin ve Umera ve Usmân ve Aliyyin zil Keram
Yâ Yâ Eyyühel Müştâkune nura cemalihi Sallu aleyhi ve sellimu teslima
Elfu elfin salâtin ve elfu elfi selamin aleyke Ya Rasulallah
Elfu elfin salâtin ve elfu elfi selamin aleyke Ya Habiballah
Elfu elfin salâtin ve elfu elfi selamin aleyke Ya Ya Seyyidel Evveline vel âhirin

****************************
Türkçe Manası

Allahım salât ve selam Arabın ve acemin Efendisi olan zatın üzerine olsun
Ve o zat Mekke-i Mükerreme’nin, Medine-i Münevvere’nin ve Haram(Harem=Mescid-i Haram)’ın imamıdır.
İnsanlara bilmediklerini o öğretti. Onun aslı ve soyu Hz. Âdem’den=İnsanoğlundandır.
Onun şerefli ismi yakut kalemlerle levh-i mahfuzda yazılıdır.
Onun latif cismi=bedeni Medine-i Münevvere’de ve Harem’dedir.
Âlemlerin şefaatçisi olan o zat senden istedi Ey Rabbimiz=Ümmetimi bağışla ümmetimi bağışla lutfun ve kereminle ümmetime muamele et.
Ve rahman olan Allah tarafından bir çağrıcı “senin şefaatini kabul ettim şefaatini kabul ettim” diye duyurdu.
Ey muhterem hürmete layık Elçi. Hepiniz girin cennete, size korku, hüzün, elem yoktur.
Yüce Allah Ebubekir, Ömer, Osman ve kerem sahibi Ali’den razı olsun.
Ey Onun cemalinin nurunu görmeye âşık olanlar. Ona salât edin ve güzel bir teslimiyetle teslim olun.
Milyon kere salât ve milyon kere selam senin üzerine olsun ey Allah’ın Resulü.
Milyon kere salât ve milyon kere selam senin üzerine olsun ey Allah’ın Habibi.
Milyon kere salât ve milyon kere selam senin üzerine olsun ey öncekilerin ve sonrakilerin Efendisi.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Îman ve Nikâha Zarar Veren Sözler

Posted by Site - Yönetici Mart 26, 2015

Îman ve Nikâha Zarar Veren Sözler,şerife şevval kardelen

Îman ve Nikâha Zarar Veren Sözler

Müslüman’ın îmanına zarar veren küfür sözleri, nikâhınıda bozar.
Hâl böyle iken bazı kimselerde büyük bir dikkatsizlik ve mes’uliyetsizlik bahis mevzuu olmaktadır. Adam evlenmiş, âile reisi olmuş hâlâ ağzından çıkanı kulağı duymuyor.

Öfkelenip kızınca sarfettiği küfür dolu sözlerin, eski tâbirle “elfâz-ı küfr“ün, îman ve nikâhını alıp götürdüğünü kaale bile almıyor. Hatta, böylesine büyük tehlikeden haberi bile olmuyor. Daha açık bir ifadeyle; cehâlet, îman ve nikâh bağını koparıp götürüyor da, kılı bile kıpırdamıyor; titreme gereği duymuyor. Halbuki bu işin ehemmiyeti ve şakasının dahi olmadığı hiçbir zaman unutulmamalıdır. Meselâ, kötü bir şey yapmakta olan birisine, “Allah’tan korkmuyor musun?” denilse, o da kızgın halde, ‘hayır‘ diye cevap verse kâfir olur ve karısı bâin olarak boş düşer.” (Aliyyül Kâri, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber)

Kezâ bu sözün kadından sâdır olması da aynı neticeyi doğurur.
Dînimizce mukaddes sayılan, yani İslâm’ın bize kudsî olduğunu bildirdiği nesnelere söven, küfreden, hakâret eden, hafife alan bir kimse, dinden çıkmış, âilesiyle olan nikâh bağını da feshetmiş olur. Dinden çıkmış bir kimsenin nikâhı altında ise Müslüman bir hanım durmaz. Küfür, ayırmış olur.

İşte bunun içindir ki, eski âlimler, yeni evlenen gençleri îkaz ederler; îkaz esnasında da şöyle hatırlatmalarda bulunurlardı:
“Evlâdım, artık evlendin, nikâh sahibi oldun. Bu nikâhını koruman, kollaman şarttır. Bunu koruyup kollamanın yolu da; aslâ dîne, îmana, kitaba ve sâir mukaddesâta sövmemek, küfretmemek, saygısızlıkta bulunmamaktır. Şayet öfkelenince küfretme gibi kötü bir alışkanlığın var idiyse, sakın bundan sonra bunu devam ettirme! Artık sen nikâhlı, evli bir mü’minsin; hâl ve hareketlerinle birlikte ağzından çıkan sözlere de dikkat etmelisin. Allah korusun, eğer böyle bir küfür sözü ağzından kaçarsa; hemen imânını yenile, pişmanlık duyarak tevbe istiğfar et ve nikâhını tazele ki, giden imânın kaybolan nikâhın tekrar yerine gelsin.”
Evet, bu husus Müslümanlar için oldukça dikkat ve hassasiyet gerektiren bir noktadır. Aslında Müslüman, bırakın küfür sözlerini, nezâhet ve nezâket dışı sözleri bile ağzına almamaya, dilini bunlara alıştırmamaya gayret etmelidir. Îmanın da nikâhında şakası olmaz.

şerife şevval kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 2 Comments »

İslam’ı Bozma Gayretleri.

Posted by Site - Yönetici Mart 25, 2015

Dinlerarası diyalog,tasavvuf-mevlana-mevlevi-sufi-islam

“İslam’ı Bozma Gayretleri”

Dinlerarası diyaloğun, reformist faaliyetlerin dinimize verdiği zararı bilenlerin sayısı maalesef çok az. İşte bu az sayıdaki insanlardan biri de M.Şevket Eygi’dir. Sayın Eygi bir yazısında bu tehlikeyi şöyle dile getiriyor:
“İKİNCİ Meşrutiyet hareketi bir Mason-Dönme hareketiydi. O günden bugüne İslâm dinini tahrif etmek (bozmak) için birtakım gizli mihraklar sinsi bir şekilde hiç aralık vermeksizin çalışmaktadır.
Onlar gerçek İslâm’ı kaldırıp, yerine reforme edilmiş, yenilenmiş, ilahî bir din olmaktan çıkartılıp beşerî bir hümanizma veya ideoloji haline getirilmiş muharref bir İslâm koymak istiyorlar.
1950’li, 60’lı yıllara kadar imparatorluk devrinden kalma eski icazetli sünnî ulema, dersiâmlar, müftüler, hakikî hocalar vardı. Onlar dinde yenilik, reform, tağyir (değiştirme), tahrif (bozma), yeni bir din türetme hareketine karşı çıkıyorlardı. Halkı da uyarıyorlardı. Maalesef onlar gittikten sonra dengeler bozuldu ve reformcular, yenilikçiler, tahrifçiler hayli tahribat yaptı.

Reformcular, yenilikçiler, tahripçiler en büyük zararı Kur’ân tercümeleri, mealleri, tefsirleri sahasında vermişlerdir.
Eskiden dinsizler şöyle söyleyip yazıyordu: “Yobaz hocalar aradan çıksın, her Müslüman dinini kutsal kitabın Türkçe tercümesini, mealini, yorumunu bizzat okuyarak öğrensin...”
Böyle bir öğrenme metodu elbette yanlış bir metottur. İslâm dinini öğrenmenin en güzel ve doğru yolu:
1. Hacimce küçük, orta, büyük ilmihal kitaplarını,
2. Ehl-i sünnet ve cemaat ulemasının tertip etmiş oldukları akaid (inanç bilgileri), fıkıh, ahlâk kitaplarını muteber, güvenilir hocalardan okuyup ders almaktır.

İslâm hakkında bilgisi olmayan bir kimseye on ciltlik bir tefsirle, yanında yine on ciltlik bir hadîs külliyatı verseniz, o bu iki kitabı kendi kafasına göre okuyarak abdest almasını, iki rekat namaz kılmasını öğrenemez. İslâm dininin temel bilgilerini öğrenmenin en güzel ve pratik yolu bir ilmihal alarak onları kolayca, kısa zamanda, açık ve seçik olarak öğrenivermektir.

1950’li yıllarda önemli bir mevkide bulunan kodaman bir Farmason ve dinsizin bir içki sofrasında şöyle demiş olduğu rivayet olunmaktadır:
Biz şimdiye kadar cepheden savaşarak dini yıkamadık, bu sefer işi mihraptan halledeceğiz…

Maalesef günümüzde İlahiyat fakültelerine birtakım reformcular, yenilikçiler yuvalanmıştır.
Hoca geçinen bazıları mezhepsizlik, fıkıh ve sünnet düşmanlığı, telfik-i mezahip (Fıkıh mezheplerinin dini hükümlerini karışık şekilde uygulayarak dini oyuncak etmek), Ehl-i Sünnet aleyhtarlığı yapmaktadır.
Sanki İslâm tarihinde doğru dürüst imam, müçtehid, büyük hoca kalmamış gibi azılı Farmason, yalancı, Müslümanları kandıran, İranlı olduğu halde kendisini Afganistanlı olarak tanıtan, şiî olduğu halde takiye yaparak sünnî görünen, arrivist ve maceraperest Cemalüddin Afganî’yi kurtarıcı olarak gösteren bir fırka bile türemiştir.

Ankara İlahiyat Fakültesinde Pakistanlı Fazlurrahman cereyanının hayli taraftarı bulunduğunu öğrendiğim zaman çok üzüldüm. Bu adam İslâm’daki, Kur’ândaki, Şeriat ve fıkıhtaki hükümlerin bir kısmının bu devirde geçerli olmadığını iddia ediyormuş. Böyle bir inanç sapıklık değil midir? Allah’ın inzal etmiş olduğu hükümlerin bir kısmını kabul etmek, bir kısmını reddetmek dalalet değil midir? İslâm bir bütün değil midir?
Tabiî ki, bütün ilahiyatçıları suçlamıyorum. Ehl-i Sünnet dairesi içinde olanlarını tenzih ederim, kendilerine hürmet beslerim.
Maalesef Diyanet İşleri Başkanlığı da hayli yara almıştır. 1970’li yıllarda, Farmason ve yalancı Afganî’nin tilmizi Abduh’un talebesi Reşid Rıza’nın Telfik-i Mezahib konulu bozuk ve kafa karıştırıcı kitabı maalesef Başkanlık yayınları arasında basılmıştır.

İslâm dini ilahî ve kutsal son dindir. Ana kaynaklarında bir kayıp yoktur, herhangi bir tahrifat olmamıştır. İslâm Şeriatının hükümleri Kıyamet’e kadar baki olacaktır. İslâm dininin gelmesi ile diğer dinlerin ve Şeriatların hükümleri ortadan kaldırılmıştır.

Son zamanlarda garip, acayip, şüpheli, şaibeli bir “Dinlerarası Diyalog” cereyanı çıktı. Zünnarlı papazlar, kippalı hahamlar, İslâm hocaları, Bahaîler, Dr. Moon dini temsilcileri bir araya geliyor ve “Diyalog” yapıyorlar. Nedir bu diyalog? Mahiyetini, içyüzünü bilen yok. Diyalog diyorlar ama fazla açıklamıyorlar. Müslümanlar daha önceki dinlerin peygamberlerini kabul ediyor ama ötekiler Hazret-i Muhammed’in hak peygamber olduğunu, Kur’ân’ın hak kitap olduğunu, İslâm’ın hak din olduğunu kabul etmiyorlar. Bu “Dinlerarası Diyalog“un bir tuzak olduğu besbellidir. Her bulaşık işte olduğu gibi bu işte de birtakım kimselerin birtakım rantlar yediklerinden, sebeplendiklerinden şüpheleniyorum.
Aklı başında ve vicdanlı Müslümanlar din konusunda yanlış işler yapmamak, bindikleri dalı kesmemek istiyorlarsa geleneksel Ehl-i Sünnet Müslümanlığına sımsıkı bağlı kalmalıdır. Reform, yenilik, mezhepsizlik, fıkıh ve sünnet düşmanlığı, Kur’ân’ı kendi heva, heves ve re’yi ile tercüme ve tefsir etmek bunlar İslâm’a ve Ümmet’e zarar veren işlerdir.

Dinde reform ve yenilik cereyanını Müslümanlar değil Dönmeler çıkartmıştır.
Nitekim menfi Türkçülüğü, milliyetçiliği de onlar çıkartmıştır. Tekin Alp, nâm-ı diğer Moiz Kohen efendiyi unutmayalım. İslâm’a karşı, dine saldıran bir Türkçülük ve milliyetçilik olmaz. Hakikî Türkçü ve milliyetçi, kendisi dindar olmasa bile dine saygılıdır.
Açıkça beyan ediyorum:
Dinde reform, dinde yenilik, Fazlurrahmancılık, telfik-i mezahip, mezhepsizlik, Sünnet düşmanlığı Mevla’ya götürmez, belaya götürür.
Amerika’nın, İsrail’in, Siyonizmin, Haçlıların, Dönmelerin gayesi İslâm’ı bozmaktır. Bunu yapamayacaklardır. Çünkü dinimiz ilahî koruma altındadır.

Müslümanlar! Din konusunda tartışmayınız, din konusunda hiziplere ve fırkalara ayrılmayınız. Din ticareti yapanlara yardım etmeyiniz. Ehl-i Sünnet çizgisinden bir milimetre bile ayrılmayınız.
Dinde reform ve yenilik yapılmasını istemek İslâm’ın ilahî, mükemmel bir din olduğundan şüphe etmek demektir.

Reform ve yenilik tuzağına düşmeyiniz.
Ehliyetsiz, icazetsiz, liyakatsiz kişilerin para kazanmak veya ortalığı karıştırmak için yazdıkları tercüme, meal, tefsirleri okumayınız.
Sizi akaid, taharet, ibadetler, kısaca muamelat, ahlâk bölümlerini ihtiva eden muteber bir ilmihal kitabı kurtarmaya yeter. Muteber din kitaplarındaki bilgileri öğreniniz ve hayata uygulayınız.”

Kaynak : Dinler Arası Diyalog Tuzagı – Mehmet Oruç

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dinler Arası Diyalog Tuzagı, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye | Etiketler: | Leave a Comment »

İmam-ı Â’zam Hazretlerinin Dilinden Düşürmediği Meşhur Tesbih Duası.

Posted by Site - Yönetici Mart 24, 2015

4  tesbih duası,İman ve nikâh tazelemek - Tecdid-i iman ve nikah duası

İmam-ı Â’zam Hazretlerinin gece gündüz dilinden düşürmediği rivayet edilen meşhur tesbih duası

“Subhâne’l-ebediyyi’l-ebed.

Subhâne’l-vâhidi’l-ehad.

Subhâne’l-ferdi’s-samed.

Subhâne râfi’s-semâi bi-gayri amed.

Subhâne men beseta’l-arda alâ mâin cemed.

Subhâne men haleka’l-halka fe-ahsâhüm aded.

Subhâne men kaseme’l-erzâka ve lem yense ehad.

Subhânellezi lem yettehiz sâhibeten, vela veleden.

Subhânellezi lem yelid ve lem yûled ve lem yeküllehû küfüven ehad.

Subhâne men yerânî ve ya’rifü mekânî ve yerzukunî velâ yensânî… “

Subhânellahi veteala amme yasifun…

**********************************************

Türkçe Manası .

“Ebed ve ebedî olan Allah’ı tesbih ederim.

Bir ve tek olan Allah’ı tesbih ederim.

Tek ve her şey kendisine muhtaç olan Allah’ı tesbih ederim.

Semayı direksiz yükselten Allah’ı tesbih ederim.

Yeryüzünü donmuş su üzerine yayan Allah’ı tesbih ederim.

Mahlukatı yaratan ve onları çeşitlendiren Allah’ı tesbih ederim.

Rızkı taksim eden, hiçbir canlıyı unutmayan Allah’ı tesbih ederim.

Eş ve çocuk edinmeyen Allah’ı tesbih ederim.

Doğurmamış, doğrulmamış ve hiçbir şey de kendisine denk olmayan Allah’ı tesbih ederim. Beni gören, yerimi bilen, beni rızıklandıran ve beni unutmayan Allah’ı tesbih ederim.”
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İmam-ı Azam | Etiketler: | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 523 takipçiye katılın