Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Osmanlı Ruhu..

Posted by Site - Yönetici Kasım 18, 2017

Osmanlı Ruhu..

Önce kalpleri fethettiler.

Kılıç yerine kalem oldular, kalkan yerine kitap oldular, mızrak yerine mızrap oldular gönül sazlarına.

Yanık ney oldular sufinin meşkine.

Itri oldular nağme nağme fethettiler gönülleri.

Aşık oldular aşk ile mısra mısra dirilttiler zihinleri.

Irk bilmediler, mezhep bilmediler, ayrılık bilmediler.

Elif gibi diktiler savaşta, Vav gibi eğildiler zaferde.

Osmanlı böyle doğdu.

Osmanlı ruhu böyle yaşadı, yaşattı.

Evlatlarına böyle bir ruh bıraktı.

Orta Asya steplerinden doğan ve usulca Anadolu’ya akan ince bir dereydik. Yağmur sularından, kar tanelerinden beslendik.

Anadolu’nun mümbit topraklarını sabırla dolandık, inançla çapaladık, duayla suladık.

Ahiyan-ı Rum, Baciyan-ı Rum tohumlar ekti, damla damla Fatiha okudu, çisil çisil salavatlarla büyüttü ektiklerini.

Koç yiğitler bitti topraklarımızdan. Adı güzel kendi güzel, gönlü güzel yiğitler nam saldı diyarlara.

Bileği kuvvetli, yüreği geniş, kalbi şevkatli bilgeler hüküm sürdü topraklarımızda.

Eli açık, gözü tok, merhameti deniz, iradesi çelik, sabır taşına inat gül yüzlü kahramanlar doğdu.

Deremizi çağlatılar, ırmak ettiler.

Asya steplerinden Anadolu bozkırına aktılar. Dervişan, müridan, muhibban, sadıkan gürül gürül aktılar; Horasan erenlerine, Şirvan pirlerine, Erdebil dervişleriyle hemhal oldular.

Bir oldular, birlik oldular suladılar bozkırı bereket getirdiler, rahmet getirdiler, aşk getirdiler.

‘Huu’ dediler, ‘Hayy’ dediler, ‘Hakk’ dediler maya çaldılar Anadolu toprağına.

Tohumları fide ettiler, gün doğmadan okudular, gün batmadan secde ettiler onu verene.

‘Ya Mevla’ dediler, ‘Ya Hayyum’ dediler, ‘Ya Kayyum’ dediler bir elden aldılar, öbür elle verdiler şifa arayan ruhlara.

Derdi olana ‘Ya Şafii’ dediler, aç olana ‘Ya Rezzak’ dediler, zulme uğrayana ‘Ya Muntekim’ dediler dua ettiler, sırtlarını sıvazladılar.

Düşmana korku, mümine cesaret verdiler, dağ oldular yaslandı tüm insanlık.

Fideleri ağaç ettiler.

Dallarını gölge ettiler insanlığa. Yaprak yaprak saçıldılar, güneşe açıldılar.

Gören göz, işiten kulak, veren el, seven kalp oldular.

Aşıklar diyarında Yunus oldular, ozanlar diyarında Karacoğlan oldular, Ehlibeyt’in hatırasında Emir Sultan oldular.

‘Huu’ dediler, ‘Hayy’ dediler, ‘Hakk’ dediler, bir oldular, diri oldular, birlik oldular.

Irmakları çağlattılar akarsu ettiler.

Gürül gürül coştular, coşturdular suları akıttılar ovalara Söğüt’e vardılar.

Söğüdün dallarında huzur verdiler, sükun verdiler, adalet verdiler. Darda kalana omuz verdiler, yolda kalana yoldaş oldular, ağlayanla ağladılar, gülenle neşelendiler.

Gözlerini ufka diktiler. ‘Ya Celil’ dediler zalime hiddetlendiler, yürüdüler ‘Ya Müntakim’ dediler mazlumun hesabını sordular.

Fevc fevc ufuklara aktılar, kaleler, beldeler, sancaklar fethettiler.

İndiler nallarından ateş çıkartan atlarından secdeye kapandılar, ‘Ya Allah’ dediler, ‘Malik ül Mülk’ sancağını burçlara diktiler.

Elif gibi diktiler savaşta, Vav gibi eğildiler zaferde.

Çağladılar akarsuları akıttılar Bahr-ül Fuad’a.

Önce kalpleri feth ettiler. Kılıç yerine kalem oldular, kalkan yerine kitap oldular, mızrak yerine mızrap oldular gönül sazlarına.

Yanık ney oldular sufinin meşkine.

Itri oldular, nağme nağme fethettiler gönülleri.

Aşık oldular, aşk ile mısra mısra dirilttiler zihinleri.

İbni Sina oldular, ruhlara şifa, dertlere derman verdiler.

Koca Sinan oldular, Süleymaniye’ye kubbe, Selimiye’ye minare yaptılar bin yıl yaşadılar.

Kılıç ehli olmadılar sadece, top tüfek kurmadılar en önce, mancınıkla attıkları ateş topu değildi evvala.

Aşk vardı ‘El Vedud’ dediler. Muhabbet vardı, zarafet vardı ‘El Halim’ dediler. Dua vardı, zikir vardı ‘Ya Rahman’ dediler.

Diz büktüler, boyun büktüler, hürmet ettiler, ayıpları görmediler ‘Ya Settar’ dediler.

Irk bilmediler, mezhep bilmediler, ayrılık bilmediler.

Önce bunlar fethetti diyarları, evleri, ocakları, bucakları.

Önce insanı fethettiler, sonra kaleleri.

Dereleri, ırmakları, akarsuları durmadı denizlere ulaştı, dalga dalga vurdular surlara.

Karayel oldular, poyraz oldular estiler boğazlarda, haliçlerde, hisarlarda.

Gürlediler ‘Ya Melik’, ‘Ya Allah’ diye.

Fatih oldular, fethettiler Konstantiniye’yi.

Irmakları akrasu, denizleri derya oldu.

Barbaros oldular, Piri Reis oldular keşfettiler ummanı.

Duaları, niyazları kabul oldu. Nice fetihler böyle nasip oldu.

Tohumları fide, söğütleri çınar oldu.

Osmanlı böyle doğdu.

Osmanlı ruhu böyle yaşadı, yaşattı.
.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Peygamberimizin Tevazuu…

Posted by Site - Yönetici Kasım 17, 2017

Peygamberimizin Tevazuu…

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, fakirler ve miskinlerle beraber oturur ve onlarla beraber yemek yerdi.
Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, çocuklara uğrar ve onlara selâm verirdi.

Bir adam geldi. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin heybetinden titremeye başladı. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona buyurdular:
Sakin ol!
Korkma!
Ben bir melik değiiim!
Ben Kureyş’ten kadîd (güneşte kurutulmuş et) yiyen bir kadının oğluyum!” buyurdular.

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ashabının içine karışarak onlarla beraber otururdu. Sanki onlardan biriydi. Hatta bir yabancı geldiğinde, sahabelere bakar ve onların içinde hangisinin Efendimiz (s.a.v.) hazretleri olduğunu bilmezdi. (Efendimiz s.a.v. hazretlerinin sahabelerden daha özel bir hâli, hareketi, oturması ve giyimi yoktu….) Yabancı kişi, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini tanımak için sorardı.
Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini biri çağırdığında mutlaka ona;
Buyurunuz!” derdi.
Bütün bunlar, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin tevazuu ve onun mütevazı olmasındandı…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/557-558.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Edep - Hürmet - Saygı, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Karar: Fatihin Elinin Kesilmesine..!

Posted by Site - Yönetici Kasım 16, 2017

Karar: Fatihin Elinin Kesilmesine..!

Üsküdar’da sahile çok yakın bir mahkeme vardır … Adı Fatih Mahkemesi’dir… İstanbul’u fetheden sultanın elinin kesilmesine karar verilen yer… İşte olayın başı, mahkemesi ve sonu…

Bir devletin iki temel vazifesi vardır: Birincisi, ülke sınırları içinde adaleti ayakta tutarak vatandaşlarının haklarını korumak ve ikincisi de vatanın sınırlarını düşmanlara karşı savunmaktır. İşte şanlı Osmanlı Devleti’nin etrafını saran düşman devletlerin toplam nüfuslarının kendinden 3-4 kat fazla olmasına rağmen 600 yılı aşkın bir süre böyle bir coğrafyada ayakta kalabilmesinin sırlarından biri de bu adaleti ayakta tutma çabasıdır..

İşte o adaletin zirveye ulaştığı dönemden altın bir sayfa:

Belgrat’ta düşmanı ters yüz eden ve daha 21 yaşında iken İstanbul’u fethedip Bizans’a haddini bildiren büyük sultan Fatih Sultan Mehmed Han İstanbul’u fethettikten sonra yaptıracağı camiin belli bir sayıda sütuna oturtulmasını ister ve Rum mimar Sinan Atik’e bu mevzuda talimat verir. Fakat Rum mimar, bu talimata uymayarak sütun sayısını eksik tutar ve Fatih’e göre önemli bir mimarî hata işler. Bunun üzerine Fatih, Rum mimarın elinin kesilmesini emreder ve mimarın eli kesilir. Bunun üzerine eli kesilen Mimar Sinan Atik, padişah aleyhine dava açar. İstanbul Kadısı Hızır Bey mimarın şikayetini kabul ederek davayı açar.. Fatih Han da kararı mahkeme salonunda davacı ile aynı hizada ve ayakta dinler. Üsküdar’da yapılan mahkemenin sonucunda Rum mimar davasında haklı bulunarak kısas ile Fatih Han’ın elinin kesilmesine karar verilir..

Bir cihan sultanının aleyhine çıkan kararla irkilen Rum mimar bu adaleti gördükten sonra ailesinin geçinebileceği nafakanın temini şartıyla davasından vazgeçer. Ve böylece davacının geri adım atmasıyla Fatih’in eli kesilmekten kurtulmuş olur.

Fatih Han şahsi mal varlığından karşılanmak kaydıyla günde 10 altın tazminata mahkum olur ve hatta kısastan kurtulduğu için, bu tazminatı kendiliğinden 20 altına çıkarır.

Evliya Çelebi’nin naklettiğine göre Fatih Han, mahkemeden sonra Hızır Çelebi’ye dönerek: “Eğer Allah’ın hükmüyle hükmetmeseydin, şu kılıçla senin kelleni indirecektim!” der. Bunun karşısında Hızır Çelebi de “Eğer verdiğim hükmü kabul etmeseydin, ben de adaleti uygulayacaktım!” diyerek sakladığı hançeri göstererir..”

Bu davanın görüldüğü Üsküdar Gülfem Mahallesi’ndeki 11 numaralı kırmızı taş bina günümüzde de ziyaretçilere açıktır..

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fatih Sultan mehmet, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Kalbimiz ” Allah ” Dedikçe…

Posted by Site - Yönetici Kasım 15, 2017

Kalbimiz ” Allah ” Dedikçe…

Dilden kalbe, kalpten gönle düşen, insanı saran ve sardıkça mânevi tat veren ilâhi bir duygudur zikir.

Kalbimize dirilik verir. İçimizi huzurla doldurur. Gönül iklimimizi adeta gül bahçesine çevirir. Mânevi dünyamızı onarır, îmar eder. Işığı sönen dünyamıza ışık, ziyâsı giden gözlerimize nûr olur. Kalbimizde yanan bir kandil gibidir zikir. Kandile yağ verirsek, aşk ile Allah deriz. Ömür boyu bu dünyamızı, sonra da ahretimizi aydınlatmış oluruz.

Zikirle cümle günahlar bedenimizden dökülür. Pir ü pâk olur her zerremiz. Yeni doğmuş gibi saf ve temiz oluruz.

Kalbimiz Allah dedikçe, duygularımız berraklaşır, hâlimiz kemâle erer. Kelimelerimiz manaya bürünür.

Yağmur taneleri gibi berraktır zikrin kelimeleri. Billur gibi ışıltılıdır. Rengi vardır, gül gibi kokusu vardır, canı vardır.

Canı vardır ki can verir ölü kalplere. Hayat verir gaflete düşen gönüllere. Zikir ehli olan ile olmayan arasında hâl farklılığı vardır. Birisi arz-ı hâl peşinde diğeri arz-ı endâm peşinde olur. ⚋Zâkirin dilinde hep lafzatullah vardır. Lafzatullah esmânın şâhıdır. Esmânın hüsnâsıdır. Her Allah deyişte yer ve gök şahitlik eder ona.

Zikir, bir zaman sonra daimi hale gelir. Sabah, akşam, yolda, evde bir an olsun düşmez dilinden. Adeta Rabbinin ‘‘Ey iman edenler, Allah’ı çok zikredin, O’nu sabah ve akşam tesbih edin, yüceltin.’’ (Ahzab, 41) ayetine muhatap olurcasına. Bu devamlılık neticesinde zikir, Zikr-i sultâni olur.

Zikrin en tatlısı tenhalarda söylenen zikirdir. Gecenin bir vaktinde. Seherin feyzi ile. Sadıklarla, Salihlerle beraber olma şuuru ile el ele, diz dize, gönül gönüle vererek. Zâkirin kalbi Allah dedikçe, kalbinin perdeleri açılır. İyilerle vuslat, günahlardan firak olur. Göz, dünyanın zahirini, kalp gözü ise batınını görür. Allah zikri, kâinat kitabını kaynağından okumayı öğretir.

Allah (cc), gerçek zâkirlerini idrak seviyesi yüksek akıl sahipleri olarak ifade ediyor: ve şöyle buyuruyor: ‘‘Akıl sahipleri o kimselerdir ki, ayakta iken, otururken ve yatarken (daima) Allah’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve şöyle derler:”Ey Rabbimiz sen bunları boşuna yaratmadın. Sen batıl şey yaratmadan münezzehsin. Artık bizi cehennem ateşinden koru.’’ (Al-i İmran, l9l)

Allah dedikçe zâkirin kalbi ürperir, titrer. Bu titreyişin altında Rabbine olan muhabbet vardır. ⚋Allah (cc) gerçek müminlerin tarifini beyan ederken öyle buyuruyor: ‘‘Gerçek müminler o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri korkarak ürperir. Onlara Allah’ın ayetleri okunduğu zaman imanlarını artırır ve onlar, yalnız Rablerine tevekkül ederler.’’ (Enfal, 2)

Bir de O’nun esmâsı vardır. En güzel isimlerden oluşan. Rahman, Rahim, Latif, Aziz ve Kerim…

Allah (cc), her şeyden müstağni, her şey O’na muhtaçtır. Bu ihlâs ile dilimiz ve kalbimiz ulvi bir ahenkte buluşur. Allah diye diye merhamet denizine düşeriz. İlahi vuslatın eşiğine varır ummanlara dalarız. Kalbimiz Allah dedikçe, varlık âleminden çıkıp yokluğumuzu, acziyetimizi ve hiçliğimizi görürüz.

Zikir, kalpte mânevi bir devr-i daimdir.
Dünya döner, kâinat döner. Her ne varsa varlık âleminde her biri döner.
Zerreden küreye bir dönüş ve o dönüşün merkezinde ilahi bir kudret vardır. Her varlık kendi haliyle Allah der.

Zikir kâinatın ahengidir. O ahengi oluşturan her varlık Allah zikrine kendi sesiyle iştirak eder. Denizler dalgalarının sesiyle, ağaçlar yapraklarının hışırtısıyla, rüzgârlar ‘hu’ der uğultusuyla ve dağlar, taşlar sükûtî lisan ile hep O’nu anar. Eğer girer isek kâinat halkasına ve katılırsak o devrana, her zerrenin, her katrenin sesini duyarız.

Severiz, sevgimizi muhabbetullaha tebdil ederiz. Sevdikçe aşka gelir kendimizden geçeriz. Gül alıp gül veririz. Gül bahçelerinde şakıyan bülbüller gibi Allah diye diye döneriz. Zikrin sıcaklığında yanar yanar eririz.

Merhamet ve şefkat kuşanır gönül dünyamız. Uçar gideriz adeta bir ovadan öbür ovaya. Coşkun duygularla dağları, tepeleri geçeriz. Kalbimiz Allah dedikçe, yer ve gök aşka gelir, zikrin ritmine uyar.

Rabbimiz bizi zikrine çağırıyor. Kendisini hatırlamaya davet ediyor. Zatını anmaya ve yüceliğini ikrar etmeye. En büyük zikir Kur’andır diyor. Kalpleriniz ancak zikirle huzur buluyor diyor ayrıca. Ve beni zikredin ben de sizi anayım buyuruyor. Sabah akşam her şey O’nu tesbih ediyor. Bu yüzden Kur’ânın her kelimesi zikirdir. Namaz zikirdir. Hac zikirdir. Cihad zikirdir. Bir an bile O’nu unutmadan, gaflete düşmeden yaşamak zikirdir.

Kâinat kitabını okumak, gönül dünyamızı dokumak için kalbimizin her atışında Allah demeli. Allah ism-i şerîfi rengimiz, ruhumuz, tadımız, tuzumuz olmalı…

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 1 Comment »

İffetli ve Salih Nesiller İçin Helal Lokma

Posted by Site - Yönetici Kasım 14, 2017

İffetli ve Salih Nesiller İçin Helal Lokma

Ailelerinin helal rızıkla beslenmesi, çocuklarının manevî açıdan da selim fıtrat üzere doğmasında etkilidir. İmam Gazâlî (ks), “Çocuğun şirret olmasının kaynağı haram yemektir.”der.

Ehlullah’tan biri de “Ahmak ve gafil kadının sütü zarar verir; gafletle emzirdi isen kustur!” diyerek bu konudaki hassasiyet ölçüsüne işaret eder. Öyleyse, çocuğunun fizikî ve biyolojik açıdan sağlıklı doğması için gereken her şarta riayet eden ve yüzde bir-iki nispetinde dahi olsa her ihtimali değerlendirip en doğru olanı yapmaya çalışan validenin, onun manevî yönden sıhhatli olması için de aynı hassasiyeti göstermesi gerekmez mi? Allah korusun, şayet yediğimiz haram, içtiğimiz haram, giydiğimiz haram ve hayatımız haramlarla iç içe ise, hem kendi manevî hayatımızı karartıyoruz hem de çocuklarımızın saadet ihtimalini yok ediyoruz demektir.

Gıdaların çocuğun üzerinde, eğitiminde etkisi çok, tesiri fazladır. Onun için atalarımız, eş arayanlara; “Allah helal süt emmiş nasip etsin” derler. Ayrıca iyi yetişmiş, terbiyeli, ahlaklı bir çocuk veya genç görünce: “Helal süt emmiş” diye iltifat ederler. Yine annelerimiz çocuklarına tavsiye ve uyarılarda bulunurken: “Ben sana haram süt emzirmedim, haram lokma yedirmedim” derler.

Çocuk eğitimi, aslında eş seçimiyle başlar ve ana rahminde, ana kucağında, aile ocağında devam eder. Ana rahminden itibaren çocuğun gelişiminde, terbiyesinde en önemli faktör, aileye, ailenin sofrasına helal lokma girmesi, haramdan uzak durulmasıdır. Bâyezid-i Bistami’nin (ks) annesi bu konudaki hassasiyetini şöyle anlatır:“Ben Bâyezid’e hamile iken her ne zaman şüpheli bir yiyecek yesem, karnımda ayağı ile beni tekmelerdi. Ağzımdan lokmayı çıkarıncaya, istifra edinceye, kusuncaya kadar rahat bırakmazdı.” Bu itibarla, bir lokma haramın, insanı inhirafa götürmesi ve hatta onun çoluk-çocuğunun genel durumuna da tesir etmesi her zaman söz konusudur. İnsanın yediği haram lokmanın zararı sadece kendisine değildir.

Temiz bir nesil isteyenler “Dede ekşi koruk yemiş, torununun dişi kamaşmış” atasözünü unutmadan anne-babanın damarlarındaki bir parça haramın, çocuğun muvakkat veya müebbet kayma sebeplerinden biri olabileceğinin bilincinde olmalılardır.

Haram yemek kendimiz ve çocuklarımız hakkında en çok korkmamız gereken hususlardan biri olmalıdır. Helal, kalbin cilası olduğu gibi, haram da onun karasıdır.

İbadetlerinin mûteber, dualarının makbul ve çocuklarının salih birer kul olmasını arzu edenler, helal dairesinden ayrılmamaya azami derecede itina göstermelilerdir. Haram lokma ile beslenen çocuklar başta anne babalarına olmak üzere toplumuna kan kusturacaklardır. Helal ve harama dikkat etmeyerek yetiştirdiğimiz çocuklarımızın bu nedenle gelecek saadetlerini körerttiğimizin farkında olmalıyız.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | 1 Comment »

99 Peygamberin Kabiri Nerededir?

Posted by Site - Yönetici Kasım 13, 2017

99 Peygamberin Kabiri Nerededir?

Bazı (âlimler) buyurdular:
Rükün (Hacer-i esved) Makam-ı İbrâhim ve Zemzem kuyusunun arasında tam doksan dokuz peygamberin kabr-i şerifi vardır.

Muhakkak ki;
1- Hûd Aleyhisselâm,
2– Şuayb Aleyhisselâm,
3- Salih Aleyhisselâm,
4- İsmail Aleyhisselâm,
5- (Lut Aleyhisselâm gibi)
Kavmi helak olan bir çok peygamberin) kabr-i şerifleri makamdadır….

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri:8/677..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , , , | 1 Comment »

Şeyh Beka (k.s.) Hazretleri Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Kasım 12, 2017

Şeyh Beka (k.s.) Hazretleri Kimdir ?

Şeyh Beka (k.s.) hazretlerinin ismi. Beka bin Batû İrâkî’dir.
Sıddîkûn denilen evliyanın önde gelenlerindendir.
Doğum yeri ve târihi belli değildir.
Hayâtı hakkında kaynaklarda fazla bir bilgi yoktur.
Nehr-ül-Mülk köylerinden Nânbûs’ta yaşadı.
Beka bin Batû, şaşılacak kerametler ve üstünlükler sahibi, derecesi çok yüksek bir zât idi.

Evliyanın sultânı Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî bu zâtı çok över ve kendisinden hürmet ile bahsederdi.

Zamanında bulunan fıkıh âlimlerinden üçü. bir akşam Beka bin Batû hazretlerini ziyarete geldiler. Yatsı namazını onun arkasında kıldılar. Namazdaki kıraatini, okumasını, arzu ettikleri gibi bulmadılar. Sû-i zânda bulunup, hakkında kötü şeyler düşündüler. O gece, Beka bin Batû hazretlerinin talebelerinin yanında misafir olarak kaldılar. Üçü de o gece ihtilâm oldu. Yakında bulunan nehirde gusletmek için, tekkenin kapısından çıktılar. Nehre indiler. Guslediyorlardı. Bir de baktılar ki, büyük bir arslan gelip bunların elbiselerinin üzerine yattı. Soğuğun da çok şiddetli olduğu bir geceydi. Donacaklarını iyice anlamışlardı ki, tam o sırada Beka hazretleri tekkeden çıktı. Arslan onu görünce hemen yanına koştu. Yüzünü ayaklarına sürmeye başladı. O kimseler bu hâli görünce kabahatlerini anlayıp, tövbe ve istiğfar ettiler. Beka hazretleri hakkında yanlış düşündüklerini anladılar. Bundan sonra kendisini çok sevdiler. Allahü teâlânın velî kullarından birisi hakkında sâdece kalpten yanlış düşünen kimseye, büyük bir arslan musallat olursa, evliyaya açıktan muhalefet ve düşmanlık edenlerin hâllerinin ne kadar tehlikeli olduğunu düşünmelidir dediler.

Seyyid Abdülkâdir-İ Geylânî hazretleri. Beka bin Batû’yu çok sever, kendisini medheder ve; “Diğer evliyaya verilen derecelerin, yüksekliklerin hepsi ölçü ile verildi. Ama Beka bin Batû bundan müstesna. Ona verilenlerin hepsi sayısız, ölçüsüz verildi.” buyururdu.

“Bir kalp, insanları kötülükten çekmek ve onlara faydalı olmak için çırpınmıyorsa, o kalp viranedir.”

“Nefsine karşı Allahü teâlâdan yardım istemeyen kimse, nefsine yenilip mağlûb olur.” Şeyh Beka hazretleri 1158 (H.553) senesinde Nânbûsta vefat etti.
Kabri bilinmekte ve ziyaret edilmektedir.

Kaynak : Evliyalar Ansiklopedisi,

Nehrü’l-Mülk, Bağdat şehrinde İsa nehrinden sonra gelen en büyük ve geniş bir nehirdir. Üçyüz altmış kadar köyü içine almaktadır. İskender yani Zülkarneyn Aleyhisselâm veya Hazret-i Süleyman tarafından açıldığı rivayet edilir. Başka kişilerin de bu nehri açtığı hakkında rivayetler vardır.

Kaynak : Mu’cemü’l-Buldan, c. 5. s. 375,

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Çok Konuşanın Hatası Çok Olur.

Posted by Site - Yönetici Kasım 11, 2017

Çok Konuşanın Hatası Çok Olur.

Resûlullah Efendimiz Muhammed Mustafa (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular:

İbâdetin en kolay ve bedene en hafif olanını size haber vereyim mi? Susmak (faydasız konuşmamak) ve güzel ahlâktır.” (Hadîs-i Şerîf, Feyzu’l-Kadîr)

Müslüman, konuşurken sesini yükseltmemelidir. Çünkü seslerin en çirkini yüksek olanıdır. Allâhü Teâlâ (meâlen):

Yürüyüşünde mu’tedil ol (mütevazı ve orta bir yürüyüşle yürü), sesini yükseltme, bağırma...” (Lokman sûresi, 19. âyet) buyurmuştur.

Çok konuşmaktan kaçınmalıdır. Zira çok söz yalansız olmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Çok konuşanın hatası çok olur. Hatası çok olanın günâhı çok olur. Günâhı çok olan kimseye de cehennem ateşi daha lâyık olur.” buyurmuşlardır.

Müslüman, her duyduğunu söylememelidir. Yoksa söylediklerinden dolayı günâha girer. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Duyduğu her şeyi söylemesi, kişiye günah olarak yeter.” buyurmuştur.

Konuşurken yavaş yavaş, tane tane konuşmalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), herkes anlayabilsin diye tane tane konuşur, bir kimse mübarek ağzından çıkan kelimeleri saymak istese sayabilirdi.

Müslüman’a yakışan, istiğfarı, kelime-i tevhîdi (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah) ve Peygamber Efendimize salevâtı çok okumaktır.

Söyleyeceği bir şeyi unuttuğu zaman Peygamber Efendimize salevât okursa, ya unuttuğunu hatırlar veya unutup da söyleyeceği şeyin sevâbından daha çok sevab kazanır.

Bir şeyi unutmak istemeyen “Elhamdü lillâhi müzekkiri’l-hayri ve fâilihî.” duâsını okumalıdır.

Bir şey söylediği veya söz verdiği zaman “İnşâallâh” demelidir.

Kaynak : Şerhu Şir’atü’l-İslâm

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

MİDE ŞEHVETİNİ KIRMA

Posted by Site - Yönetici Kasım 10, 2017

MİDE ŞEHVETİNİ KIRMA

Mide vücudun havuzu, insanın yedi organına giden damarlar da bu havuzdan boşalan ırmaklar gibidir.
Bütün arzuların kaynağı midedir.
Yemek arzusu, insandaki en kuvvetli arzudur. Bu arzu diğer bütün arzuların aslıdır. Zira insanın kalbi tok olunca evlenme isteği doğar.

Midenin isteklerini karşılamak ancak mal ile mümkün olur.
Böylece mal düşkünlüğü meydana gelir.
Mal da mevki ve şöhretle elde edilir.
Böylece mevki ve şöhret hırsı meydana gelir.
Mal ve mevkiyi korumak başkalarıyle mücadele etmekle mümkün olur. Böylece insanda kızgınlık, hiddet, düşmanlık, kibir, kin ve kıskançlık sıfatları meydana gelir.

Demek ki mideyi kendi haline bırakmak, bütün günahların temelidir. Ona, arzusundan alıkoyup az yemeği adet edinmek bütün sevapların başıdır.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam Gazali.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

CENNETTE ÖLÜM, UYKU VE YORULMAK YOKTUR

Posted by Site - Yönetici Kasım 8, 2017

CENNETTE ÖLÜM, UYKU VE YORULMAK YOKTUR

Bir sahabî Peygamber Efendimize (s.a.v.):

“Yâ Resûlallâh, uyku Allâhü Teâlâ’nın dünyada gözlerimize verdiği bir şeydir. Cennette uyku olacak mı?” diye sordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

“Hayır. Zira uyku ölümün kardeşidir. Cennette ise asla ölüm yoktur.” buyurdular.

“Yâ Resûlallâh! Öyleyse cennet ehli nasıl istirahat edecekler?” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Orada yorulmak, zayıf düşmek yoktur. Onların her yaptıkları rahatlıktır.” buyurdular. Bunun üzerine Fâtır sûresinin “Burada bize yorgunluk gelmeyecek, burada bize usanç dokunmayacak.” meâlindeki 35. âyeti nâzil oldu.
(Sıfatu Ehli’l-Cennet)

Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular:
“Her nimet yok olur ancak cennet ehlinin nimeti yok olmaz.
Her üzüntü kesilir; biter. Ancak cehennem ehlinin üzüntüsü kesilmez. Bir günah işlediğin zaman hemen arkasından güzel bir amel işle.”

(Hadîs-i Şerîf, Kenzü’l-Ummâl)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: