Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

RESÛLULLÂH’IN YEDİ TAVSİYESİ

Posted by Site - Yönetici Şubat 9, 2016

RESÛLULLÂH’IN YEDİ TAVSİYESİ,nasihat,

RESÛLULLÂH’IN YEDİ TAVSİYESİ

Ashâb-ı Kirâm’dan Ebû Zer (r.a.) şöyle demiştir:

Peygamberimiz (s.a.v.) bana şu yedi şeyi tavsiye buyurdular:

• Fakirleri sevip, onlara yakınlık göstermeyi,

• (Mal, yaratılış ve dünya zînetleri husûsunda) kendimden aşağıda olanlara bakıp, benden üstün olanlara bakmamayı,

• Akrabalarım benimle alâkayı kesip cefa etseler bile onlarla alâkayı kesmemeyi,

• “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm” duâsını çok okumayı,

• Acı da olsa hakkı söylemeyi,

• Allâhü Teâlâ’nın dini uğrunda gayretimden dolayı hiç kimsenin ayıplamasından korkmamayı,

• Zarûret olmadıkça kimseden bir şey istememeyi.

(Taberanî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İYİ KİTAP

Posted by Site - Yönetici Şubat 8, 2016

iyi kitap,kitap okumak,en iyi kitap,kitap arkastir, cocuk kitaplari,dini kitaplar,ilim,bilgi,islam,fazilet,takva,goynem.beysehir.konya,

İYİ KİTAP

İyi ve mûteber kitap, birlikte oturup sohbet edilecek ne güzel yâren, yalnızlık zamanında ne iyi bir dost, gurbet diyârında ne iyi tanıdık ve ne güzel arkadaştır. İyi bir vezir ve müsteşârdır.

İyi kitab, ilim doldurulmuş kaptır. İstersen seni nâdir ve zarîf hikâyeleri ile neşelendirir, dilersen seni vaazlarıyla ağlatır. Onun gibi vâiz bulamazsın. Dili olmadan konuşur.

O öyle bir dosttur ki: Sen uyumadan uyumaz, sadece hoşuna gideni konuşur. Onun kadar yeryüzünde kimseye güvenemezsin. Sırları ve emânetleri sahibinden daha iyi saklar. Ondan daha hayırlı ve iyi komşu, ondan daha söz dinler arkadaş bulunmaz. O gâyet mütevâzı hocadır.

Ondan daha uzun ömürlü ve meyvesi daha tatlı ağaç yoktur.

Geçmiş kavimlerin haberlerini, onların hile ve tedbirlerini, acâip ve garip haberlerini hep bildirir.

Eğer hikmetler ve ilimler kitaplara yazılmış olmasa idi ilimlerin ekserisi zâyi olurdu.

İyi kitap, seni asla terketmeyen, riyakârlık ve yağcılık yapmayan, aslâ eziyeti dokunmayan ve senden nefret etmeyen dosttur. Yardımda gevşeklik göstermeyen komşudur.

Öyle bir arkadaştır ki ondan ayrılırsan seni tahkîr etmez. Her ne vakit onu eline alsan çektiğin yalnızlığı giderir de seni kötü arkadaştan muhâfaza eder.

İyi kitap seni rahata alışmaktan, oyun ve eğlence ile azîz ömrünü ve vakitlerini zâyi etmekten alıkoyar. Aklını artırır. Her şeyini mîrâs bırakacak kimseyi gafletten îkâz eder (uyandırır).

Bizden öncekilerin hikmetli eserleri ile müşkillerimizi çözer, hiç tanımadığımız büyük zâtları ve hizmetlerini onlardan öğreniriz. Az olan bilgilerimize onların bilgilerini katar ve idrâk edemediklerimizi onlarla idrâk ederiz.

Fazilet Takvimi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Bâyezîd-i Velî Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Şubat 7, 2016

Bâyezîd-i Velî Kimdir

Bâyezîd-i Velî Kimdir ?

Bâyezîd-i Velî ve Yavuz Sultan Selîm devri Osmanlı âlimlerinden ve velî.
İsmi, Abdülhalîm bin Ali’dir. Kastamonulu olup, doğum târihi biiinmemeKtedir. Zamanın âlimlerinden ayrıca Molla Alâeddîn-i Arabi’nin hizmetlerinde bulunup, naklî ve manevî ilimleri ondan tahsil etti. Molla Alâeddîn-i Arabî vefat ettikten sonra, Arab diyarına gidip, orada çeşitli ilimleri öğrendikten sonra, hac ibâdetini yerine getirip İran’a gitti. O beldenin âlimieriyle de ilmî sohbetlerde bulundu. Sûfîyyenin ileri gelenlerinden Şeyh Mahdûmî’nin hizmet ve sohbetinde bulunup, ondan feyz aldı.

Daha sonra asıl memleketi olan Kastamonu’ya döndü. Yavuz Sultan Selîm Han pâdişâh olmadan önce, Trabzon’da vali iken Halîmî Çelebi’yi kendine hoca edinip, talebe oldu ve ondan feyz aldı. Gece-gündüz onun huzurundan ayrılmazdı ve devamlı sohbetinde bulunurdu. Abdülhalîm Efendiye pek çok iltifat ve ihsanlarda bulundu. Allahü teâlânın inayet ve ihsâniyle Osmanlı tahtına geçip pâdişâh olunca, onu yine yanından ayırmadı. Devamlı birlikte olmak İster ve kendisiyle ilmî sohbetlerde bulunurdu. Halîmî Çelebi, Yavuz Sultan Selîm Han ile birlikte Mısır Seferine katıldı. Nakledilir ki: Yavuz Sultan Selîm Han zamanında. Molla Şemseddîn diye bir saray hocası vardı. Teheccüd namazını kılan, iyi huylu bir zâttı. Yazması çok süratliydi ki, on günde bir mushaf-ı şerifi yazıp bitirirdi. Yavuz Sultan Selîm Han, Mısır feth olununca, hocası, Halîmî Efendiye buyurdu ki:
Şemseddîn bize Tarih-i Vassâf yazsın.” Halîmî Çelebi, pâdişâhın emrini Şemseddîn Efendiye bildirdikten sonra. Şemseddîn Efendi yirmi beş gün mühlet alıp, Halîmî Çelebi’nin evinde yazmaya başladı. Ancak Halîmî Çelebi’yi ziyarete gelenlerden bâzıları
Molla Şemseddîn’le tanış olduklarından onun hücresine de uğrarlar ve çalışmasına mâni olurlardı. Bunun için odasının kapısını kilitleyip ve üstten kapının sürgüsünü çekip hızla yazmayı sürdürdüğü sırada aniden yanında bir kimseyi oturur haide gördü. Korkup heyecanlandı. Bunun üzerine o kimse yaklaşıp, dizine yapıştı ve; Korkma, biz de senin gibi insanız. Seni ziyaret için geldik.” dedi. Molla Şemseddîn, kapıların kilitli ve pencerelerin demirli olduğunu görüp, bu kimsenin ricâl-i gaipten olduğunu anladı. Yazmayı bırakıp, sohbete başladılar. İlk Önce şöyle sordu: Arap diyarının tamâmı fethedilip Osmanlı topraklarına katılacak mı? Yoksa dönüşten sonra tekrar başka milletlerin eline mi geçecek?” O zât dedi ki: Yavuz Suitan Selîm Hân bu vazife ile vazifelendirildi. Mübarek beldelerin, Mekke ve Medine’nin hizmeti ona ve nesline verildi. Şimdi islâm pâdişâhları arasında makbul olan Âl-i Osman’dır. Selîm Hân dahî evliyanın dışında değildir.” dedi. Molla Şemseddîn dedi Sultan Selîm’in saltanat süresi uzun sürer mi?” O kimse; Üç yıl vakti vardır.” dedi. Molla Şemseddîn tekrar sordu: Konağında oturduğum Halîmî Efendinin sonu nicedir? Yâni ne zaman vefat eder?” O zât dedi ki: Şam’ı öteye geçemez, orada kalır. Şemseddîn Efendi dedi ki: Ya benim ölümüm ne zaman olur?” O zât; “Kişiye kendi ölüm zamanını bilmek âdetullaha ters düşer. Hiçbir nefs nerede öleceğini bilemez.” dedi. Şemseddîn Efendi; Ricâl-ül-Gayb, Allahü teâlânın bildirmesiyle bilebilirler. Lutf edip de beni uyarınız.”
dedi. Bunun üzerine; Allahü teâlâ bilir, ama sen dahi Halîmî Çelebi ile aynı günde vefat edip, sizinle birlikte bir cenaze daha zuhur eder. Yavuz Sultan Selîm Hân, üçünüzün de cenaze namazında hazır bulunur.” dedi. Koynundan bir arâkiyye (tiftikten ince başlık) çıkarıp, Şemseddîn Efendiye;
Bu, Selîm Hana hediyemizdir. Ona iletin.” buyurdu. Bir daha çıkarıp:
Bunu da Halîmî Çelebi’ye veresin” dedi. Bunun üzerine Şemseddîn Efendi;
Bana bir hâtıranız olmaz mı.” dedi.
Sana bir şey hazırlamadım. Eğer kötü demezsen, basımdaki arâkiyyeyi vereyim.” dedi. Şemseddîn Efendinin istek göstermesi üzerine başındaki arâkiyyeyi ona verip; “Kitabını yaz bakayım, nice hızlı yazarsın göreyim.” dedi. Şemseddîn Efendi yazmaya başladı. Gaybden gelen o zât hemen gözden kayboldu. Bu durumları Hasan Çan’a anlatıp, arâkiyyeyi Selîm Hana ulaştırması için verdi. Hasan Can da arâkiyyeyi vermek üzere Selîm Hanın huzuruna vardı. Olanları anlatıp, arâkiyyeyi Seîîm Hana verdi. Selîm Han arâkiyyeyi alıp, kokladı ve yüzüne saygı İle sürdü. Pâdişâh Mısır’dan Şam’a doğru yola çıkınca, Halîmî Efendi hastalandı. Hekimlerin ilaçları fayda etmedi. Yavuz Sultan Selîm Han onu zaman zaman ziyaret edip kalbini hoş tutmaya çalıştı. Üçüncü günde, Halîmî Çelebi vefat etti. Aynı gün. Molla Şemseddîn ve Pâdişâhın sarayından bir hoca da vefat etti. Üçünün de cenaze namazı aynı yerde kılınıp, Yavuz Sultan Selîm Han hazır bulundu. Yavuz Sultan Selîm Hân Anadolu topraklarına ayak basınca, sık sık hocasını hatırlar:
Mevlanâ Abdülhalîm ile sefere çıktık, şimdi ise, sâdece onun hâtıralarıyla dönüyoruz.” diyerek, saygı ve sevgisini dile getirdi. Molla Abdülhalîm Efendi; ilim ve irfanı yüksek, ilmiyle âmil, fazîlet sahibi bir zâttı. Dînî ve dünyevî fazîletlerde yüksek derece sahibi, cömert, vefakâr, kerem ehli ve halım yumuşak huyluydu. Az konuşur, çok dinlerdi. Kusur aramaz, iyiyi ve doğruyu görmeye çalışırdı. Kimseyi arkasından çekiştirmez, herkesi bir takım meziyetleriyle değerlendirirdi. Fakîr ve kimsesizlere çok yardım ederdi. Bu sebeple, onun adı her tarafta duyulmuştu. 1516 (H.922) senesinde. Yavuz Sultan Selîm Han ile birlikte gittiği Mısır Seferi dönüşünde, Şam’da vefat etti. Orada, Muhyiddîn-i Arabî hazretlerinin türbesine defnedildi.

Kaynak: Türkiye Gazetesi. Evliyalar Ansiklopedisi,

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İLMİHÂL OĞRENMEK HER MÜSLÜMANA FARZDIR

Posted by Site - Yönetici Şubat 6, 2016

İlm(-i hâlini) öğrenmek (erkek-kadın) her Müslüman üzerine farzdır.

İLMİHÂL OĞRENMEK HER MÜSLÜMANA FARZDIR

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

İlm(-i hâlini) öğrenmek (erkek-kadın) her Müslüman üzerine farzdır.

(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)

Ehl-i Sünnet mezhebini ve îtikâdını ehlinden öğrenip inandıktan sonra, kötü huy ve ahlâklardan sakınacak, güzel ahlâk ile ahlâklanacak kadar ilim sâhibi olmak, erkek, kadın bütün müslümanlara lazımdır.

Her Müslüman, çoluk çocuğuna ve eşine ilmihâlini öğretip, onları dine uymayan şeylerden korumalıdır. Emri altında bulunanlara da ilmihâllerini öğretip, onları korumalıdır. Önce ehl-i sünnet îtikâdını, inancını, sonra amel bilgilerini, sonra ahlâk ilmini, daha sonra da alışveriş vb. muâmelât bilgilerini öğretmelidir. Bu bilgilere “İlmihâl” denir. Bunları bilmek herkese farz-ı ayındır.

Çocuklara daha küçükken ehl-i sünnet îtikâdını; inancını ve Kur’ân-ı Kerîm okumasını öğretmelidir. Çocuğa üzerine farz olan amellerin farzlarını ve vâciblerini yerine getirecek ve haramlardan sakınacak kadar ilim öğretmek farzdır. Mesela abdest, namaz, oruç, -zengin ise- zekât ve hac bilgilerinin öğretilmesi farzdır. Bundan sonra geçimini temin edeceği bir iş, bir sanat öğretmelidir.

Bir sanatla uğraşıyorsa, mesleğinde harâma düşmeyecek kadar ilim öğrenmesi farzdır. Alışveriş bilgilerini öğrenmek gibi. Çünkü bir kimse, bu bilgileri öğrenmeden alışveriş ve ticaret yaparsa, şüphesiz harama düşme tehlikesi vardır.

Eğer bir şey farz veya haram ise onun ilmini öğrenmek farzdır.

Eğer vâcib veya kerâhet-i tahrîmiye ile mekruh ise onun ilmini öğrenmek vâcibdir.

Eğer sünnet veya kerâhet-i tenzîhiye ile mekruh ise onun ilmini öğrenmek sünnettir.

Müstehab ise onun ilmi de müstehabdır. Mübah ise ilmini öğrenmek de mübah olur.

İlmi ile amel eden âlimlerin meclisinde bulunmalıdır.

Ebû Hüreyre (r.a.) buyurdu ki: “Bir saat ilim meclisinde bulunup, dînimde lâzım olanları öğrenmem, bana Kadir Gecesi’ni ihyâ etmekten daha sevimlidir.

Fazilet Takvimi : 31.01.2016

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cuma Günü….

Posted by Site - Yönetici Şubat 5, 2016

Cuma Günü

Cuma Günü

Cuma gecesi Duhân suresini okumalıdır. Cuma günü zevalden önce ise deccalin şerrinden korunmak için Kehf suresini okumalıdır.

Camiin kapısına geldiği zaman Allâhü Teâlâ’ya, kendisini ona yaklaşanların en yakını kılması için dua eder.
Hutbeyi dinlemek için imama yakın bir yere oturur. Cemaatin omuzlarını aşarak ileriye doğru gitmez. Ancak saflarda boş yer varsa yolu üzerinde oturanların omuzlarını aşarak geçer.

Camide yanyana oturan iki kişinin arasını ayırmaz. Oturduğu yerde uykusu gelirse yerini değiştirir. Parmaklarının ucu ile başının sağ tarafına üç kere vurur ve sonra oturur.

İmam minbere çıkmak için yerinden ayrıldığı zaman susar ve onu dinler. Artık konuşmaz ve namaz kılmaz. Hutbe okunurken, arkadaşına sus dahi demez, hatta parmağı ile susması için işaret de etmez.

Cemaat, namazdan önce camide halka şeklinde oturmaz. Hutbe esnasında arkasını yere koyup makadı üzerine oturarak ve dizlerini dikerek ellerini dizlerine dolamaz.

Cuma namazından az bir vakit önce yolculuğa çıkmamalıdır. İmam hutbeye çıkarken dua etmeyi fırsat bilmelidir. Çünkü bazı hadis-i şeriflerde bu anın duaların kabulünün ümit edildiği bir an olduğu bildirilmiştir.

Sadece cuma günü oruç tutmaz, yalnız cuma gecesini ibadette geçirmez. Ancak Cuma günü çok zikretmeli ve çok salevât-ı şerife okumalıdır.

Cuma namazından sonra nafile hac ve umre sevabına nail olmak için ikindi namazını kılana kadar mescitte kalır.

Ashab-ı kiramın bazıları yemeği Cuma namazından sonra yer ve kaylûle yapar, uyurlardı. Bazıları da kaylûleyi günün evvelinde yapardı. Kaylûleyi dilediği vakitte yapabilir.

Kaynak : Şir’atü’l İslâm
İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî

Fazilet Neşriyat

Alinti : http://islamnimeti.blogspot.no/2016/01/cuma-gunu.html

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

EYYY SEVGİLİİİ

Posted by Site - Yönetici Şubat 4, 2016

12048428_10153705968209421_957711961_n copy

EYYY SEVGİLİİİ

Benimde gözümün yaşını siler misin?

Ey Resul !!!…

Ey; gözlerinde cenneti saklayan, ayağını bastığı yerler cennet kokan nebi!.

Ey; Yaradan’ın en guzel eseri! “Sen olmasaydın, sen olmasaydın…alemleri yaratmazdım!.” buyurduğu! Var oluşunun şerefine, bütün varlığı hediye ettiği!

Ey; insanoğlunun ufku -en güzel insan.. Allah’ın sevgilisi, kainatın gözbebeği!.

Ey; rahmeten li’l-alemin!.

Sen den şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem.. şefaat eder misin?

Ey; kupkuru çölleri cennete ceviren gül!

Ey; gönlünden gül dökülen resul!

Küçük kız çocuğunun elinden tutup da giden, kuşu ölen çocuğa başsağlığı dileyen.. gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen resul.!

Benim de gözümün yaşını siler misin?

Küçük kız çocuğunun tuttuğu gibi tutsam elinden; yüreğimden binlerce kuş uctu, bin’i de öldü desem.. bana cennet kuşlarından bir kuş bahşeder misin?

Ey; Islam’ın peygamberi! Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin.. en guzel çiçeği! Ama mahzun, ama kederli…

Daima düşüncede, daima hüzün icinde ömründe, bir defa bile, kahkahayla gülmemiş… gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!

Gözlerimi yumsam, ve; hulyana dalsam… o gül kokulu gülüşün ile, benim de gözlerimin içine güler misin?

Bir kerecik olsun seni düşünerek başımı koyduğum olmuşsa yastığıma, tutunduğum olmuşsa sana ve senin sevdana… işte onun, işte onun hatrına!

Ey; gözünü sevdiğim, özünü sevdiğim, sözünü sevdiğim!

Ey; gönlümün sultanı efendim! Ümidim, muradım, kurtarıcım, mujdecim…

Seninle Kevser havuzunun başında bulusabilecek miyim?. desem…bulundugun yerden, yureğime bir damla su serper misin?

Seni sevsem!. Cok, cok sevsem!. Öyle cok sevsem ki; sen koksa özüm, yüreğim… sen koksa nazım, edam… gönlüm sen dolsa, benim herşeyim sen olsan !

Ali’n, Fatıma’n gibi olsam! Seni, onlar gibi seviyor olsam… sen
de; beni, onları sevdiğin gibi sever misin?

Ey; bize bizden daha ziyade merhamet eden! “Ümmetim, ümmetim!.” diyerek, üstümüze titreyen!

Ey; en ziyade muhtacımız, en cok isteyenimiz! Bizi, Hak’tan
dileyenimiz!.

Sen, umanı umutsuzluğa düşürmezsin! Sen, senden isteyeni geri çevirmezsin!.

Senden, senin şefaetini dilesem… ey; alemlere rahmet olsun diye gönderilen, banada şefaat eder misin?

[Asr-ı saadet’ten değilim!. Kokladığın gül, soludugun hava, yediğin hurma, içtiğin süt, okşadığın kuzu, bindiğin deve, avuçladıgın kum dahi değilim!.

Bir kez olsun, yüzüne yüz sürmedim!.

Lakin; ben, senin.. “Kardeşlerim!.” dediğindenim!. Ve; sana ve
sünnetine revan olmak isteyenlerdenim! Ve lakin; daha hala sevgili…

Veysel Karani’nin tırnağının ucu misali bile değilim, desem… bana da hırkandan gonderir misin?

Bi gecede yüreğime, bir nur olup düşer misin?

Sevgili Peygamberim! Rabbim; sana ve, senin al ve ashabına..
ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları sayısınca salat, selam ve bereketler ihsan eylesin.

Şerife Şevval Kardelen.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Ömer Nasuhi BİLMEN Kimdir ?

Posted by Site - Yönetici Şubat 3, 2016

Büyük İslam İlmihali ömer nasuhi bilmen,Ömer Nasuhi BİLMEN Kimdir

Ömer Nasuhi BİLMEN Kimdir ?

1883’te Erzurum’un Salasar köyünde doğdu. Babası Hacı Ahmet Efendi, annesi Muhibe Hanım’dır. Küçük yaştayken babasının vefat etmesi üzerine, Erzurum Ahmediyye Medresesi müderrisi ve nakibüleşraf kaymakamı olan amcası Abdürrezzak İlmi Efendi’nin himayesine girdi. Amcasının ve Erzurum müftüsü Narmanlı Hüseyin Efendi’nin rahle-i tedrisinden geçti.

İki hocası da yakın aralıklarla ölünce, 1908’de İstanbul’a giderek derslerine devam ettiği Fatih dersiamlarından Tokatlı Şakir Efendi’den icazet aldı. Ders Vekaleti’nce açılan imtihanı kazanarak 1912’de dersiâmlık şehadetnâmesi aldı. Bu arada okumakta olduğu Medresetü’l kudat’ı da bitirdi. 1912 yılının eylül ayında Bayezid Medresesi dersiâmı olarak göreve başladı. 1913’te Fetvâhâne-i Ali müsevvid mülazımlığına tayin edildi. Bir yıl sonra başmülazımlığa terfi edildi. 1915’te Heyet-i Te’lifFiyye üyesi oldu, 1922’de bu dairenin kaldırılması üzerine dersiâmlığa devam etti.

1943’te İstanbul müftülüğüne getirildi. 30 Haziran 1960 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin beşinci Diyanet İşleri Başkanı olarak atandı ve daha bir yılını bile doldurmadan emekliye ayrıldı. On ay gibi kısa bir sürede görevinden ayrılmasının nedeni, dönemin yöneticilerinin
Türkçe ezan ve daha bir çok konuda Diyanet İşleri Başkanlığı’nı politik amaçlarına alet etmek istemesiydi. Ömer Nasuhi Bilmen de, selefleri gibi dini meseleler konusunda asla taviz vermeyen bir yapıya sahipti. Nitekim, 1960’lı yıllarda dinde reform gerekliliğini savunan ve bunun için çabalayanlara:
Bozulmayan bir dinde reform mu olur” diyor ve İslam’ın ortaya koyduğu iman, ahlak ve hukuk ilkelerinin orjinalliğini, evrenselliğini kendinden beklenen liyakat ve cesaretle savunuyordu.

Uzun memuriyet hayatı boyunca öğretmenlik hizmetinde de bulunan Ömer Nasuhi Bilmen, Darüşşafaka Lisesi’nde yirmi yıla yakın bir süre ahlak ve yurttaşlık dersi okuttu. İstanbul İmam Hatip Okulu’nda ve Yüksek İslam Enstitüsü’nde usul-i fıkıh ve kelam dersleri verdi. Hayatının sonuna kadar ilmi çalışmalarını sürdürdü ve sekiz ciltlik tefsirini emekli olduktan sonra yazdı. 12 Ekim 1971’de İstanbul’da vefat eden Ömer Nasuhi Bilmen Edirnekapı Sakızağacı Şehitliğine defnedildi.

Ömer Nasuhi Bilmen, İstanbul müftülüğüne tayin edildiği tarihten itibaren vefat edinceye kadar gerek ilmi ve ahlaki otoritesi, gerekse sâmimi dindarlığı ve tevazuu ile dini konularda ülke insanının başlıca güven kaynağı olmuştu. Ehl-i sünnet mezhebini şahsında tam bir liyakatla temsil ettiği için herkesin sevgi ve saygısını kazanmıştı. Bunda şüphesiz, yaşadığı sürece aktif politikanın dışında kalmasının da önemli bir rolü vardır. Arapça ve Farsça’yı da çok iyi bilen, Türkçe ile birlikte üç dilde şiir yazabilen Ömer Nasuhi Bilmen, bir ara Fransızca’ya da merak sarınış ve bu dili de tercüme yapabilecek kadar öğrenmişti. Kendisi Erzurum ağzı ile konuştuğu halde eserlerinde kullandığı üslup ağdalı fakat mükemmel denebilecek kadar sağlamdır. Gençliğinde yazdığı Türkçe ve Farsça şiirlerinde de duygu, düşünce ve ölçü açısından oldukça başarılıdır.

Hayatının büyük bir kısmını telifle geçiren ve temel islami ilimler alanında çok sayıda eser veren Ömer Nasuhi Bilmen’in başlıca eserleri şunlardır:

Latin harflerinin kabulünden sonra Türkiye’de İslam hukuku alanında kaleme alınmış ilk ve en muhtevalı eser olan ve o dönemde akademik çevrelerde büyük yankı uyandıran Hukuk-ı Islamiyye ve Islahat-ı Fıkhıyye Kâmûsu; mezhepler arası mukayeseli sistematik bir İslam hukuku kitabıdır. Onun Türkiye çapında tanınmasını sağlayan diğer önemli bir eseri de, Büyük İslam İlmihali’ dir. Diğerleri ise;

Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meali Alisi
Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Tefsiri,
Büyük Tefsir Tarihi,
Kur’an-ı Kerim’den Dersler ve Öğütler,
Sure-i Fethin Türkçe Tefsiri
İ’tilâ-yı İslam ile İstanbul Tarihçesi,
Hikmet Goncaları,
Muvazzah-ı İlm-i Kelâm,
Mülahhas İlm-i Tevhid
Akaid-i-İslamiye,
Yüksek islam Ahlakı,
Dini Bilgiler’dir.

Şerife Şevval Kardelen.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

ŞARKI SÖYLEMEK VE ŞİİR OKUMAK

Posted by Site - Yönetici Şubat 2, 2016

ŞARKI SÖYLEMEK VE ŞİİR OKUMAK

ŞARKI SÖYLEMEK VE ŞİİR OKUMAK

Sema konusunu işlerken, şarkı söylemek ve dinlemek hususunu iyice incelemiştik. Burada tekrarlamaya gerek yoktur.

Şiire gelince; şiir bir sözdür. Güzeli güzel, çirkini ise çirkindir. Ancak yalnız şiirle meşgul olmak iyi değildir.
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki: “Bir kimsenin içinin gözle görülecek kadar cerahatle dolu olması, onun hakkında, şiirle dolu olmaktan daha hayırlıdır.

Mesruk’a “ şiir hususundaki görüşün nedir?” diye sordular. Şu cevabı verdi: “Amel defterimde şiir bulunmasından hoşlanma.” İçinde çirkin söz bulunmayan şiiri yazmak veya okumak haram değildir.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki: “Şiirden bazısı hikmettir.” Şiirden gaye övmek, yermek veya edebiyat yapmaktır. Bazen şiire yalan da karışır.

Resulü Ekremi Hassan b. Sabit Kâfirleri yeren şiirler söylemesini emretmiştir. Övmede aşırı kaçmak yalan ise de haram olan yalana girmez. Örneğin şair diyor ki: “O kadar cömerttir ki, elinde canından başka bir şey yoksa, canını vermekten çekinmez. O halde kendisinden isteyen Allah’tan korksun ve insaf etsin.” Şair cömertliğin son haddini belirtmek istemiş, bir başkasını inandırıp aldatmayı istemiyor, onun için diğer yalanlarla aynı bir tutulamaz.

Resulü Ekremin huzurunda söylenen birçok şiirler de bu çeşit sözlere rastlanır. Oysa Resulü Ekrem bunları yasaklamamıştır. Hz. Aişe (R.Anha) diyor ki: “Bir gün evde oturmuştu. Resulü Ekrem nalınlarını tamir ediyordu, ben de yün eğiriyordum. Resulü Ekrem’in alnından inci gibi terler aktığını hayretle gördüm. Başını bana çevirdi “Neye şaşırdın” dedi. Ben: “Ey Allah’ın Resulü, sana baktım. Alnından ışıkta parlayan inci taneleri gibi terlerin aktığını gördüm. Kendi kendime dedim ki eğer şair Ebu Kebir el Hüzeli sizin bu halini görseydi söylediği şiirlere ne kadar layık olduğunuzu anlardı.” dedim ve Ebu Kebir’in iki şiirini okudum. Resulü Ekrem elindeki işi bırakarak kalktı ve alnımdan öpüp şöyle buyurdu: “Allah seni hayırla mükafatlandırsın ey Aişe. Sen beni sevindirdiğin kadar ben seni sevindiremedim.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Bir kimsenin ilmihal bilgileri edinmesi farz mıdır?

Posted by Site - Yönetici Şubat 1, 2016

Bir kimsenin ilmihal bilgileri edinmesi farz mıdır,ilmihal,islam ilmihali,omer nasuhi bilmen,diyanet ilmihali,bc3bcyc3bck-islam-ilmihali-c3b6mer-nasuhc3ae-bilmen-copy

Bir kimsenin ilmihal bilgileri edinmesi farz mıdır?

Sorunun cevabına geçmeden önce, İslâm ilmihalinde hangi konuların yer aldığına bakmak gerekecektir.

Bilindiği gibi, bugün mevcut ilmihallerde belli başlı şu konulara ağırlık verilir: İmanın ve İslâmın şartları, ibadetler, helâl ve haram olan şeyler…

Zaten “ilmihal”, hal ilmi, hayat ilmi, İslâmı yaşama ilmi demektir. İslâmiyet de ancak bilerek, öğrenerek yaşanır. Öğrenmek için de dinî bilgilerin toplu halde bulunduğu bir kitabı okumak gerekecektir ki, bu ihtiyacı büyük ölçüde ilmihal karşılar.

İlmihal bilgisinin temelini Peygamber Efendimizin (a.s.m.) şu hadis-i şerifi teşkil eder:

İlim tahsil etmek her Müslümanın üzerine farzdır.” (İbn-i Mace, Mukaddime:17 )

Reyzâvî, “Hadisteki ilimden maksat, Kâinatın Yaratıcısını tanımak, Onun birliğini ve Resulullahın (a.s.m.) peygamberliğini bilmek; namazın nasıl ve ne gibi hükümler çerçevesinde kılınacağına dair bilgileri öğrenmektir.” buyurur..

Beyhakî, “Hadisteki bilgiden maksat, erginlik çağına ermiş aklı başında bir Müslümanın normal olarak bilmesi beklenen ve bilmemesi düşünülemeyen genel dinî bilgilerdir.” buyurur.

Bazı âlimler de meseleyi şöyle değerlendirmişlerdir:

“Helâl ve haramla, İslâmın şartları ve itikatla alakalı bilgileri öğrenmek farzdır. Ayrıca hadisden, insanların faydasına olan her ilmi öğrenmek kasdedilmiş olabilir. Çünkü Müslümanların ihtiyacını karşılayabilecek ilimleri öğremek bütün Müslümanlara farzdır…

Evet, bu izahlarda da görüleceği gibi, ilmihallerde yer alan bilgiler, gerek itikatta, gerekse ibadet ve günlük hayatta her Müslümanın bilmesi gereken konulardır.

Oruç, zekât ve hac için de aynı hususlar geçerlidir. Bu ibadetleri yapabilmek için konuyla ilgili malumatı elde etmek gerekir.

Helâl ve haramla ilgili konular için de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Günlük hayatta neyin helâl, neyin haram olduğunu bilmeden İslâmî bir hayatın yaşanamayacağı âşikârdır. Bunları öğrenmek ise farzdır….

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Leave a Comment »

Kur’an Oku Kardeşim

Posted by Site - Yönetici Ocak 31, 2016

Kur'an Oku Kardeşim,coran,learn quran,islam,kuran okumak.siir,kuran siiri,serife sevval kardelen ,

Kur’an Oku Kardeşim

Başın darda kalırsa
İşin zorda kalırsa
Aklın kadre kalırsa
Kur’an oku kardeşim

Aldatana kanarsan
Günahına yanarsan
Harabeye dönersen
Kur’an oku kardeşim

Gam bulaşsa başına
Zehir düşe aşına
Halal gelse işine
Kur’an oku kardeşim

Rabbinin adını an
Resulün sözüne kan
Her derde derman Kur’an
Kur’an oku kardeşim

Gafletten gel uyan da
Hak aşkına boyan da
ALLAH nuruna yan da
Kur’an oku kardeşim

Dimağında tat olsun
Çocuğunda ad olsun
Kalbin huzurla dolsun
Kur’an oku kardeşim

Şeytan korku salmasın
İmanını almasın
Sana mani olmasın
Kur’an oku kardeşim

Şu nefsine hesap sor
Belli bir mahalde dur
Duygularına gem vur
Kur’an oku kardeşim

Bir gün sen de ölürsün
Hak ettiğin bulursun
Çok perişan olursun
Kur’an oku kardeşim

Yaratıldın ne diye
Rabbin verdi hediye
Aklını düşün diye
Kur’an oku kardeşim…

Şerife Şevval Kardelen.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kur`anı Kerim, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen, Şiir | Leave a Comment »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 625 takipçiye katılın