Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Hikaye (Mûsâ a.s Güvercin ve Doğan )

Posted by Site - Yönetici Aralık 4, 2017

Hikaye (Mûsâ a.s Güvercin ve Doğan )

“Futuhât-i Mekkiyyenin” (Farisî) tercümesinin son cildinde şöyle buyuruldu.
Allâhü Teâlâ hazretleri Mûsâ Aleyhisselâm’a vahiy buyurdu:
-“Ey Mûsâ! Bir ümitle sana gelen ve sana sığınanı koru. Ve senden bir şey isteyeni de mutlaka istediğini ver!

Mûsâ Aleyhisselâm seyahatte bulunuyordu.
Bir güvercin gelip omuzlarının üzerine kondu. Ve hemen onun ardından da bir doğan kuşu geldi. O güvercini kapmak için Mûsâ Aleyhisselâm’m diğer omuzunun üzerine kondu. Güvercin Mûsâ Aleyhisselâm’dan kendisini Doğan kuşuna karşı korumasını istedi. Doğan kuşu, mutlaka güvercini yiyeceğini belirterek, fesîh bir dil ile Mûsâ Aleyhisselâm’a şöyle seslendi:
-“Ey Imrân oğlu! Güvercini koruma! O benim rızkımdır.”
Mûsâ Aleyhisselâm,
-“Ne tez (acele) mübtelâ oldum! (Sığınanı korumak ve istekte bulunanın isteğini reddetmemekle imtihan olundum)!
Mûsâ Aleyhisselâm Allâhü Teâlâ hazretlerine vermiş olduğu ahde sâdık kalmak için eline bıçağı alıp kendi oyluğundan biraz kesip Doğan kuşuna vermek için harekete geçti. Tam bıçağı vuracağı zaman; onlar (Doğan kuşu ve Güvercin) dile geldiler:
-“Ey imrân oğlu! O kadar acele etme! Bizler Allah’ın gönderdiği melekleriz! Senin ahdine olan sıhhat ve sözüne bağlılığı ölçmek için buradayız ve senin ahdine vefa edişini görmek istedik!” dediler…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/50-51.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Ömer’i Ömer’e gösteren o kadın kimdir

Posted by Site - Yönetici Kasım 28, 2017

Ömer’i Ömer’e gösteren o kadın kimdir?

Bir gün Hazret-i Ömer Medine’de gidiyordu. Bir ihtiyar kadın yol kenarında durmuş idi. Bir başka kadın ona dedi ki, içeri gir, emir-ül müminin Ömer gidiyor. İhtiyar kadın, başını dışarı çıkarıp dedi ki, ona dün Ömer derler idi. Bugün emir-ül müminin mi oldu. Hazret-i Ömer o sözü işitti. Geri döndü, dedi ki, Ömer’i Ömer’e gösteren o kadın kimdir. Ömer’in kendini tanımasına, anlamasına sebep oldu.

Ondan sonra her gün o ihtiyar kadının kapısına gelir derdi ki, atılacak çöpün var ise atayım, hizmetin var ise göreyim. Destin boş ise ver, su getireyim. Zira Ömer’i senden gayri kimse tanımadı.

Kaynak : Menâkıb-ı Çıhâr-Yâr-ı Güzîn.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Vaiz olarak ölüm kâfidir

Posted by Site - Yönetici Kasım 25, 2017

Vaiz olarak ölüm kâfidir

Hazret-i Ömer’in yüzüğünde Kefa bil-mevt vaızan ya Ömer yazılı idi. Manası, Ya Ömer, vaiz olarak ölüm kâfidir demektir. Ya Ömer kısmı hariç, hadis-i şeriftir. (Taberani)

Nitekim, Hazret-i Ömer bir kimseye her gün birkaç kere gelip, ölümü hatırlatsın diye birkaç akçe tayin etmişti. Her vakit o kimse gelip, ölümü ona hatırlatırdı. Bir gün o şahsın vazifesine son verdi. Şahıs kusur mu ettim diye üzülünce, buyurdu ki, senin gelip ölümü hatırlatmana ihtiyacım kalmadı. Zira sakalıma ak düştü. Sakalın akı ise ölümün habercisidir. Daima göz önünde olup, ölümü hatırlatır.

Kaynak : Menâkıb-ı Çıhâr-Yâr-ı Güzîn.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

TEVEKKÜL VE DERECELERİ

Posted by Site - Yönetici Kasım 24, 2017

TEVEKKÜL VE DERECELERİ

Seni Allah’ın (CC) fazlından ve her işe, O’nun (CC) nimetini görerek başlamaktan ne alıkoydu?.. Ancak seni bu hale koyan, Haliki (CC) bırakıp mahluka güvenmen olmuştur. Yaratanı (CC) unuttun; yaptığın kara güvendin, Mevla (CC) seni nimetlerini görmekten mahrum etti.

Halk seni, Peygamberin (SAV) çalıştığı gibi çalışıp helal yemekten alıkoyuyor. Sen bu halle kaldıkça, onlardan iyilik bekledikçe, kapılarına gidip ihsan ümit edip dilendikçe, müşrik sayılırsın. Allah-ü Teala (CC), seni bu halinden dolayı helal yemekten mahrum eder. Helal kazançtan, Hakk’a (CC) güvenerek çalışmaktan, seni geri koyar, azarlar.

Sonra… Hele bir zaman halkı bırak. Yaptığın büyük günahtan dön. Helal kazan, helal ye. Yaptığın işlere güvenme, Allah’ın (CC) fazlını gör. Allah’ın (CC) sana verdiği ihsanı unutma. O’nun (CC) ihsanını unutursan yine şirk yolunu tutmuş olursun. İlki kadar büyük olmaz, ama yine de şirktir. Bir gün büyür. Hafi iken, açık ve büyük şirk olur.
Bu haline de tevbe et, şirkin bu derecesini de kaldır. Kârına, kesbine[1] güven, ama asıl kuvvet vereni gör. Bu işleri sana kolaylıkla yaptırana ve sebepleri yaratana bağlan, seni her hayra muvaffak eder. Çünkü her hayra O (CC) götürür, rızık O’nun (CC) elindedir.

Sen devam et, yani O’na (CC) güven, rızkını O’ndan (CC) bil; nasibini çeşitli yollardan sana gönderir. Bazen seni halka gönderir istetir ama bu senin için bir iptila, yada riyazet nevinden bir şey olur. Bu halde çok dikkatli olmak lazım gelir. Bazen de rızkını, sana bir mükafat olarak, vasıtaları göstermeden, onları hakiki sebep göstermeden gönderir. Sen de rahatça O’na (CC) dönersin. O’nun (CC) kudreti önünde ta’zimle eğilirsin. Bu kere perde kalkar O’nun (CC) fazlını görürsün. Mevla (CC) sana bir doktordan daha çok, mizacına uyanı fazlı ve ihsanı icabı verir. Bunları yapmakla seni kötü huylardan muhafaza eder. Başkasına meyil etmekten esirger. Nihayet sana verdiği güzel, büyük nimetlerle gönlünü alır.

Kalbinden cümle kötü istek, şehvet, matlup[2], mahbup[3]… her ne varsa çıktığı zaman ve sende, O’nun (CC) arzusundan başka bir şey kalmadığı vakit, vereceği nimeti çok rahat verir.

Senin için gönderdiği bir rızkı, mutlaka sen alacaksın, başkası el süremez… Çünkü rızkın, senden başkasına nasip değildir. Şehvetini teskin için sana bir ihsan yapar, ihtiyacını onunla giderirsin. Ve sen bunları sana göndereni bilir, anlarsın. Bunları sana nasip edenin Hakk (CC) olduğunu anlar, şükür yolunu tutarsın… Dolayısıyla irfanın artar, ilmin çoğalır. Allah (CC) seni halkın külfetinden uzaklaştırır. Ruhunu masivadan temiz tutmaya seni muvaffak eder.
Sonra kalbin nurlanır, hakiki ilimleri anlamaya kabiliyetin artar. Gönül gözün açılır, kalbin nurlanır. Hakk’a (CC) yakınlığın ilerler, tam o alemin malı olursun.

O manevi, büyük ilmin sırlarını muhafaza edebilecek hale gelirsen, sana rızık ne zaman ve ne vakit gelecekse bilirsin. Bu hal sana Allah’ın (CC) fazlı, keremi olarak verilir. Şanını ta’zim[4] etmek için bu hale getirilirsin. Netice olarak, bunların hepsi sana Allah’ın (CC) bir ihsanıdır. Allah-ü Teala (CC) bak bu manada neler buyuruyor:
– “Biz onların içinden işlerimizin hakikatına eren imamlar yaptık, sabrettikleri takdirde buna ererler. Onlar bizim ayetlerimize inanırlar.”
– “Yolumuzda gerçekten çalışanlara yollarımızı açarız.”
– “Allah’a (CC) karşı ittika[5] sahibi olunuz ki size öğrete.”
Bu hallere erdikten sonra tekvin sıfatı tecellisi gelir. Açık bir emirle o işi yapmaya başlarsın. Bu emirde hiçbir şüphe yoktur. Güneş gibi açık meydandadır. Bu emir sana verilir ki; her tatlıdan daha hoş ve her güzelden daha tatlı… Bu vazifeyi yapmak için, sana gelen ilhamda karşılık bulunmaz. Bu ilham nefsin kirlerini eritir. Allah-ü Teala (CC), Peygamberlerine (AS) gönderdiği bazı kitaplarda şöyle buyurmuştur:
– “Ey Ademoğlu, ben öyle bir Allah’ım ki (CC), benden başka ilah yoktur; ancak ben varım. Ben her neye ‘ol’ desem, olur. Bana itaat et ki, seni de benim gibi kılayım; bir iş için ‘ol’, diyesin ola…”
Bu haller hayret edilecek haller değildir. Bunu Peygamberler (AS) çok yapmıştır. Velilerin de (RA) bir kısmında bunlara benzeyen haller zuhura gelmiştir. Bazan havas tabakasına da bu vergi, Hakk (CC) tarafından bir ihsan olarak verilmiştir…

[1] Çalışıp kazanma
[2] İstenilen, aranılan
[3] Sevgili, muhabbet olunan
[4] Ululama, büyük sayma, saygı
[5] Sakınma, korkma

Kaynak : Kaynak : Futuhu`l Gayb – Abdulkadir Geylani Hazretleri

Posted in Abdülkadir Geylani, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

VELİLERE, ALLAH DOSTLARINA UYMAK

Posted by Site - Yönetici Kasım 23, 2017

VELİLERE, ALLAH DOSTLARINA UYMAK

Sen nefsine, kötü arzularına taptıkça , velilerin derecesine çıkmayı isteme… Halbuki onlar yalnız Mevlaya kulluk ederler. Senin istediğin dünya, onlarınki ise ukba…

Sen yalnız bu dünyayı görürsün, onlar yerin, göğün sahibini görürler.
Sen halkla ünsiyet edersin, onlar daima Hak la olurlar…

Senin kalbin, yerdekilere bağlı; onların kalbleri arşa bağlıdır.
Sen gördüğünü tuzağa düşürmek istersin, onlara gelince, senin gördüklerine iltifat etmezler. Yalnız yaratanı görürler ve O’nun emirlerine uymağa bakarlar.

O, Allah dostları, bulacaklarını Hak’la buldular, ereceklerine erdiler. Sana gelince; zavallı bir halde, şehvetine uydun kaldın.. Yalnız dünyayı ve arzularını gördün. Halbuki onlar; halkı, arzularını, temennilerini bırakarak bu yola girdiler. Yüksek derecelere bu sayade erdiler. Onları bu makama, yaptıkları, ibadet, taat, sena götürdü. Bu da onlara Allah’ın ihsanıdır, ki istediğine verir.
Onlar; ibadete, taata; Allah’ın yardımı ve verdiği kolaylıkla, bıkmadan usanmadan koştular.
İbadet onlara ruh oldu… Manevi bir gıda oldu.
Onlar, bu hale devam ettiklerinde dünya başlarına bela oldu. Bir felaket halini aldı. Fakat onlar bunu duymadılar. Kendilerini cennet evinde gördüler. Onlar her şeyin evvelini aradılar, şimdiki haline aldanmadılar. Hak Taala onları evvelden niçin yarattı ve neyi anlattıysa onu öğrenmeğe çalıştılar.
Yer onların hürmetinde durur. Sema onların duası ile açılır. Ölüm, onların kararı ile olur. Bu salahiyeti onlara mevla vermiştir.
Padişah onları yerin düzeni için yaratmıştır, yer yüzünü onlarla bezetmiştir. Onlar hep birden dağlar gibidirler. Hak’ka giden yollar bunlar arasından açılmıştır.

Malı, mülkü gaye edinip, bunlardan kaçana merhamet yoktur.
Onlar, yeryüzündekilerin hayırlısıdır. Yer, gök baki kaldıkça onlara selam ve saygılar olsun…

Kaynak : Futuhu`l Gayb – Abdulkadir Geylani Hazretleri

Posted in Abdülkadir Geylani, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Medyenlilerin Helaki – Gölge Gününün Azabı

Posted by Site - Yönetici Kasım 22, 2017

Medyenlilerin Helaki – Gölge Gününün Azabı

İbni Abbâs (r.a.) hazretleri buyurdular:
Allâhü Teâlâ hazretleri, onların üzerine cehennem’den bir kapı açtı. Cehennemden onlara çok şiddetli bir sıcaklık gönderdi. Onların canlarını almaya başladı.
Onlar, evlerinin içlerine (en kuytu) yerlerine girdiler.
Hiçbir su ve gölge onlara fayda vermedi.
Sıcaklık onların derilerini yaktı.
Allâhü Teâlâ hazretleri onlara bir gölge gönderdi.
O bulutun içinde çok güzel ve serin bir rüzgar ve bulutun rüzgarı vardı. Kavim birbirlerine çağrışıp bağırdılar:
-“Size bunun altına koşmak lazımdır. (Bulutun altına koşun) diye…
(Hepsi koşuştlar.) O bulutun altında toplandılar. Erkekleri, kadınları, sabileri (çocukları ve büyükleri) hepsi orada toplandı. Allâhü Teâlâ hazretleri, onların üzerine bir ateş gönderdi. Yeryüzü onları salladı (zelzele oldu). Kızarmış çekirgenin yanması gibi yandılar. Ve yanıp kül oldular. Ve işte bu Allâhü Teâlâ hazretlerinin;
-“Gölge gününün azabı...” (Eş-Şuârâ: 26/189) diye beyan ettiği azaptır…

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 9/26-27

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Salih Aleyhisselâm’ın Devesi ve Semûd Kavminin Helakı

Posted by Site - Yönetici Kasım 21, 2017

Salih Aleyhisselâm’ın Devesi ve Semûd Kavminin Helakı

Rivayet olundu:
Deve gün aşırı olarak sulanırdı. (Bir gün deve suya giderdi, diğer gün de Semûd kavmi…) Devenin günü olduğu zaman, başını kuyunun içine koyar; kuyunun bütün suyunu içmeden asla başını kuyudan çıkartmazdı. Kuyunun içindeki bütün suyu içerdi ve hatta kuyuda bir damla su bile bırakmazdı. Sonra deve ayaklarını açar, onu sağarlardı. Deveyi bütün kaplarını süt ile dolduruncaya kadar sağarlardi. O sütten içerler ve onu biriktirirlerdi.
Sonra deve gelmiş olduğu vadinin en yüksek tarafından geri döner giderdi. Çünkü darlığından dolayı suya gittiği yerden dönemezdi…

Devenin Yaz ve Kış Hayatı

Ebû’l-Hasan el-Eş’arî hazretleri buyurdular:
Semûd toprağına gittim. Devenin çıkış yerini ölçtüm. Onu tam altmış zira buldum.
Deve hava sıcak olduğu zaman, vadinin sırtında yazını geçirirdi. Orada bulunan bütün hayvanlar vadinin içlerine doğru giderlerdi. Soğuk olduğu zaman da deve, vadinin içlerine gelirdi. Buradaki hayvanlar da vadinin sırtlarına doğru giderlerdi.
Bu durum, Semûd kavmine çok ağır ve zor geldi. Deveyi tepelemek kendilerine süslü geldi. İki kadın, Anîze ümmü Ganem ve Sıdka binti Muhtar… Onların evcil hayvanları (koyun, keçi, deve sığırları) bu deveden zarar gördüklerinde o deveyi tepelediler. Çünkü bu iki kadının çok hayvanları vardı…

Deveyi Öldürme Planlan

Haddâdî (r.h.) buyurdular:
Semûd Kavminin içinde bir kadın vardı. Ona “Sadûk” deniliyordu. Yaratılışı güzel ve zengin bir kadındı. Bir çok deve, sığır ve koyunları vardı. Salih Aleyhisselâm’a düşmanlık besleyen insanların en şiddetlisiydi. Salih Aleyhisselâm’ın devesi, hayvanlarına zarar verdiği için, o deveyi tepelemek istiyordu. Onun amcasının oğlu istekte bulundu. Amcasının oğluna Misda1 bin Dehr deniliyordu. Kadın, eğer deveyi öldürürse, kendisini ona vereceğini, söyledi. Amcasının oğlu bu konuda ona icabet etti (şartını kabul etti.)

Sonra kadın, Kaddâr bin Sâlif i talep etti. Kırmızı, yeşil ve kısa bir adam idi. Halk, onun veled-i zina olduğunu zannediyorlardı. Lakin o Sâlif İn yatağı üzerinde doğmuştu. Kadına;
Ey Kaddâr! Deveyi öldürmek karşılığında, seninle evlenirim! Yani sen dilediğin zaman bana gelirsin!” dedi.
Kaddâr, kavminin içinde kuvvetli bir kişiydi.
Kaddâr, kadına icabet etti. (isteğini kabul etti.)
Kaddâr ve Misda’ ayrıldılar.
Semûd kavminin ayak takımı ve avenelerinden yardım istediler. Dokuz çete geldi. Deveyi öldürmek üzere birleştiler.
Allâhü Teâlâ hazretleri, Salih Aleyhisselâm’a vahyetti:
Senin kavmin yakında deveyi öldürecekler!” diye… (3/192) Salih Aleyhisselâm, kavmine bunu söyledi. Onlar:
Biz ne yapacağız?” dediler. Sonra da
Allah’a yeminleşerek kavlettiler/sözleştiler: -“Andolsun, ona ve ehline bir gece baskını yapalım…”
Dediler ki:
Biz sefere çıkarız, insanlar bizi görürler. Biz mağaraya gideriz. O mağarada kalırız. Ta ki gece olur. Salih mescide gitmek için çıkar. Biz onu öldürürüz. Sonra yine hemen mağaraya döneriz. Sanki oradaymışız gibi davranırız. Sonra döndüğümüzde de;
“Sonra da velîsine yemin edelim, “Biz onun ehlinin helakine şâhid olmadık!” diyelim! Şüphesiz sözümüz sözdür, sâdıkızdırT dediler.
Yani onlar bizim sefere çıktığımızı bilmiş olurlar…

Salih Aleyhisselâm şehrin içinde yatmazdı. Şehrin dışında onun bir mescidi vardı. Ona “Salih’in mescid”i denilirdi. Orada gecelerdi. Sabah olduğu zamanda kavmine gelir, onlara vaaz ederdi. Gece olduğunda da yine mescidine gitmek üzere şehirden çıkardı.
Bu dokuz çete şehirden ayrıldılar. Mağaraya girdiler. O gece mağara üzerlerine çöktü, hepsini öldürdü. Sabah olduğunda adamın biri onların hepsini ölmüş halde görünce, şehirde bağırdı. Ve; .
Salih onları öldürmedikçe râzî olmadı!” diye yaygara kopardı. Bunun üzerine bütün şehir ehli, deveyi öldürmek üzere toplandılar. {Söz birliği ettiler…)
İbni Ishâk buyurdu:
Deveyi öldüren o dokuz kişi toplandı. Onlar;
Gelin Salih’i öldürelim! Eğer Salih (peygamberliğinde) sâdık ise bizi onu öldürmekten men ederi Eğer Salih yalancı ise onu da devesine katarız (onu da öldürürüz)!” dediler.
Bir gece geldiler. Geceleyin ehliyle beraber ona baskın yapmaya gittiler. Melekler, onları taşladı.
Bazıları;
Kaddâr, Misda’ ve adamları gittiler. Deveyi gözetlediler. Deve sudan ayrıldığında, Misda’ başka bir kayanın altında ona kement attı. Deve, Misda’ın üzerine yürüdü, İkisi ona ok attılar. Dizlerinin kaslarını vurdular. Sonra Kaddâr çıktı onu kılıç ile öldürdü. Deve böğürüyordu. Sonra kılıcını onun gerdanlığına soktu. Ve deveyi kesti. Şehir ehli çıktılar. Devenin etini aralarında paylaştılar. Devenin yavrusu bunu görünce, dağa koştu. 0 dağa el-Kâre deniliyordu. Üç kere böğürdü. Göz yaşları, yaratıldığı kayanın üzerine döküldü. Kaya açıldı. O yavru kayanın içine girdi. İşte bu şu kavl-i şeriftir. “Derken, o nâkayı/deveyi tepelediler.”
“Ve rablarının emrinden tuğyan/azgınlık ettiler.”
Yani onlar Allah’ın emrine imtisal etmekten kibirlendiler. Allah’ın emri, Salih Aleyhisselâm’ın, kendilerine tebliğ ettiği emirdir. Şu kavl-i şerifi ile:
Bırakın onu, Allah’ın arzında otlasın. Emredilenlerdir.
Ve nehiy eden şu kavl-i şeriftir:
Sakının; ona bir fenalıkla dokunmayın ki, sonra elîm/gayet acı bir azaba uğrarsınız.
Veya Allah’ın emrine tabi olmaktan kibirlendiler, demektir. Allah’ın emri, şeriatı ve dinidir.

Azap İstemeleri

Salih Aleyhisselâm’a hitaben ta’cîz ve susturma yoluyla dediler
Hey Salih! bizi tehdit etmekte olduğun azabı getir, görelim!”

Semûd Kavminin Hikayesi

Rivayet olundu:
Onlar deveyi öldürdüklerinde, yavrusu dağa kaçtı. Üç kez böğürdü. Salih Aleyhisselâm, kendisine, deveyi katlettikleri haberi ulaştıktan sonra onlara:
(Koşun) yavruya yetişin! Belki sizden azab kaldırılır!” dedi. (Yavrunun arkasından koştular) ama ona yetişemediler. Yavrunun böğürmesinden sonra kaya açıldı. Yavru kayanın içine girdi. Salih Aleyhisselâm kavmine;
Yavrunun her böğürmesi için, bir gün vardır. Bundan sonra sizler, vatanınızda yani memleketinizde ancak üç gün geçinip yaşayabilirsiniz. Gerçekten bu yalanlanamayacak bir vaadtir…” dedi.

Semûd kavmi Çarşamba günü deveyi öldürdüler.
Salih Aleyhisselâm, onlara;
Müjdelenin! Allah’ın azabı ve cezasını bekleyin!” buyurdu.
Kavmi kendisine sordu:
Bunun alâmeti nedir?” Salih Aleyhisselâm buyurdu:
Perşembe günü yüzleriniz sararacak, sonra;
Cuma günü yüzleriniz kıpkırmızı olmuş olarak sabahlarsınız. Sonra da, Cumartesi günü, yüzleriniz simsiyah (ve kararmış bir şekilde) uyanırsınız. Sonra;
Pazar gününün başında üzerinize azap gelir….”

Sonra hadise peygamberlerinin dediği gibi oldu… Semûd kavmi Perşembe günü yüzleri sanki za’ferân (boyası) ile boyanmış gibi uyandılar; küçükleri ve büyükleri, kadınları ve erkekleri hepsi renkleri sararmıştı.
Yakînen azabın geleceğine inandılar.
Salih Aleyhisselâm’in doğru söylediğini bildiler.
Öldürmek için; Salih Aleyhisselâm’ı aramaya başladılar. Salih Aleyhisselâm onlardan kaçtı. Bir yerde gizlendi. Salih Aleyhisselâm’ı saklandığı yerden göremeyince; onun ashabına {yani Salih Aleyhisselâm’a iman eden mü’minlere) işkence ve zulüm etmeye başladılar; kendilerini Salih Aleyhisselâm’a götürsün ve onun yerini söylesinler diye…
Cuma günü olduğunda, hepsi yüzleri kıpkırmızı olmuş bir halde sabahladılar.
Yüzleri sanki kan ile sıvanmıştı. Hepsi topluca bağırmaya başladılar. Feryat ettiler. Ağladılar.
Azabın gerçekten kendilerine yaklaştığını bildiler …
Onlardan her biri, diğerinin yüzünde görmüş olduğu kırmızılığı ona haber veriyordu.
Cumartesi günü yüzleri simsiyah bir şekilde kararmış olarak sabahladılar.
Yüzleri sanki zift, katran ve çivit ile boyanmıştı.
Hepsi birden bağırıp sayha vurdular:
Ey insanlar! Dikkat edin azab geldi!” dediler.
Pazar gecesi, Salih Aleyhisselâm ve kendisine iman edenler, Semûd kavminin içinden çıkıp Şam’a doğru yola koyuldular. Filistin Remle’sine indiler.
Pazar günü dördüncü gündü. Kuşluk vakti oldu.
Yırtıcı hayvanların kendilerini yememesi için, kendilerini sarısabır ile mumyaladılar. Meşin ve deri ile kefenlendiler. (Semud kavminin kefenleri meşin ve deri idi.)
Canlarını yere attılar. Bazen yüzlerini göğe çeviriyor ve bazen de yere çeviriyorlardı. Azabın hangi taraftan kendilerine geleceğini bilmiyorlardı.
Onlara (önce) bir sayha geldi.
0 sayhanın içinde her yıldırımın sesi ve her bir şeyin sesi vardı.
(Sayha’dan sonra da) yerden bir zelzele geldi.
Göğüslerindeki kalblerini kesti, parçaladı… Onlardan büyük ve küçük hiçbir kimse kalmadı. Cümlesi helak oldu.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi (k.s), Rûhu’l-Beyan Tefsîri :8/ 696-704.

***************************************************************************

Bu ibareleri okuduğunuz zaman sizlerin de üzüldüğünüzü tahmin ediyorum. Semûd kavminin başına gelenleri ve onların göz göre göre azaba gitmeleri ve çaresiz bir şekilde kefenlerini giyip azabı beklemelerine ve iman etme fırsatını kaçırmalarını çok üzüldüm. Bir ara oturup tercümeye ara bile verdim. Ve iman sahibi olduğuma şükrettim. Allâhü Teâlâ hazretlerine beni Müslüman bir memlekette, Müslüman bir anne ve babanın evlâdı olarak dünyaya gönderdiği ve bana böyle doğru yolu buldurduğu için; Allâhü Teâlâ hazretlerine hamd ü senalar ettim. Ve iki rek’at şükür namazı kıldım. Size de tavsiye ederim. Mütercim

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Salih, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Tefekkür Zamanı

Posted by Site - Yönetici Kasım 20, 2017

Tefekkür Zamanı

Her sabah hesabınıza 86.400 TL yatıran bir banka düşünün.
Gün boyu istediğiniz kadar parayı harcamakta veya harcamamakta serbestsiniz. Parayı istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz.

Oyunun sadece tek bir koşulu var: harcamayı başaramadığınız meblağ ertesi güne devretmez, akşam hesabınızdan geri çekilir ve bu paranın hiçbir bölümünü ne sebeple olursa olsun saklayamazsınız.

Bir önceki günün tutarının tamamını harcamış veya hiçbir bölümünü harcamamış da olsanız ertesi sabah hesabınızda yine 86.400 TL bulacaksınız. Nasıl keyifli değil mi? Farkında olsanız da olmasanız da aslında hepimizin böyle bir bankası var. Adı ”ZAMAN” Her sabah 86.400 SANiYE hesabınıza yatıyor ve o gün daha fazlasını asla harcayamıyorsunuz.

Kullanamadığınız kısım ise akıp gidiyor ve hesabınızdan siliniyor, hiç devretmiyor. Her gün size yeni bir hesap açılıyor, her akşam günün bakiyesi siliniyor.

Eğer günlük hesabınızı kullanmadıysanız, bu zarar sizindir, geriye dönüş yok, yarından avans çekmek yok..

Bugünü, bugünkü hesaptan yaşamalısınız..Zaman hiç kimseyi beklemez.. Dün artık mazi oldu..Yarın ise muamma.. Bugün ise avuçlarımızın içinde bize sunulmuş bir armağandır..

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Gençlere Namaz Çağrısı – Haydi Gençler Namaza!

Posted by Site - Yönetici Kasım 19, 2017

Gençlere Namaz Çağrısı – Haydi Gençler Namaza!

Gençler toplumun en aktif, en hareketli, en duygusal ve değişime en açık kesimi oldukları için, şer odaklar şeytani projelerini çoğunlukla onlar aleyhine yaparlar; onları ayartmaya, tahrik etmeye ve hazlarının tutsağı kılmaya yönelik sinsi planlar kurarlar.

Haramlar üzerinden saltanat süren kötülük baronları, kirli sektörlerinin potansiyel malzemesi olarak hep gençleri görürler. Eğer gençler, akleden kalplerini duygularının önüne geçirebilirlerse, kendi üzerlerine yapılan hesapları tersine çevirebilirler.

Hakikat şu ki; bütün peygamberlere ve son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v) ilk iman edenlerin çoğu, toplumun genç kesimleri ve alt katmanlarından oluşuyordu.

Eğer günümüz gençleri de, dinamik enerjilerini ve akleden kalplerini vahyin emrine verebilirlerse, bu çağdaki nebevi değişimin öncüleri olacaklardır.

İnanıyoruz ki, gençlerimiz; vahyin diriltici nefesi ile buluştukları ve “Yürüyen Kur’an” olan Efendimizin (s.a.v) güzel ahlâkı ile tanıştıkları zaman “çağın sahabeleri” olmaya aday hale geleceklerdir.

Bu bağlamda Hz. Yusuf (a.s), “arkadan yırtılan gömleği” ile bugünün gençleri için harika bir “rol model” teşkil eder. O, nefsinin isteğine ve şeytana direnip, ‘Ben Allah’tan korkarım / O’na sığınırım’ diyerek Allah’ın yardımı ile şehvet tuzağından kurtulmuş, Allah’ın rızasını kaybetmek ve ebedi zindana mahkûm olmaktansa, bu dünyanın geçici zindanına girmeyi tercih etmiş dünya güzeli bir genç olarak, çağımız gençliğinin iffetlerini nasıl koruyacaklarına dair muhteşem bir örneklik sunar: Allah’ı, zinanın haram oluşunu, azabı hatırlamak… Zindanı zinaya tercih eden bir bilinçle Allah’ın himayesine girmek…

Dolayısıyla gençlerimiz, kısa süreli ve anlık dünya zevkleri yerine ebedi esenlik yurdunu kazanmaya medar olacak “baki salih amelleri” tercih etmek ve kendi nefislerini buna zorlamak durumundadırlar.

İslâm’ın beş şartında da yer alan bu salih amellerin baş şartı ise namazdır.

“Lâ ilâhe illallah Muhammedürrasüllah: Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed (sav) onun kulu rasülüdür ” esasına dayanan Tevhîd inancı; namaz’la eyleme dönüşür. Bu sebepledir ki Allah’u Teâlâ bütün peygamberlerine Tevhid mücadelesi görevinin ilk adımı olarak namazı emretmiştir.

Hz. Musa’ya (a.s) Tuvâ’da peygamberlik görevi veren Rabbimiz: “Beni hatırlamak için namaz kıl” (Taha, 20/14) buyurmuştur. Hz. İsa (a.s), Meryem annemizin kucağında ilk konuştuğunda, “Rabbim yaşadığım sürece bana namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti” (Meryem, 19/31) buyurmuştur.

Peygamberimiz de (s.a) Kadir gecesinin sabahında Cebrail aleyhisselâmın öğrettiği ilk namazını kılmış, kendisine iman edenlere ilk olarak namazı emretmiş ve namazı; ‘Gözüm(üz)ün nûru’, ‘Müminin mîrâcı’, ‘Cennetin anahtarı’, ‘Din’in direği’, ‘kişi ile küfür ve şirk arasında bir perde’, ‘kulun ilk hesaba çekileceği amel’ olarak tanımlamıştır.

Kısaca namaz; bütün peygamberlerin ve Tevhid dini İslâm’ın olmazsa olmazıdır.

Hayatın hızlı koşusu içinde Allah’ı, ahireti, ölümü, görev ve sorumluluklarını unutan genç insanımız, günde beş kez kendini Allah’a çağıran ezanla kulluğunu hatırlamalıdır. Esasen unutkan bir varlık olan insan için (nisyanla insan aynı köktendir), her namaz vakti büyük bir dirilişin, değişimin başlangıcıdır…

Bu diriliş süreci abdest ile başlar: Abdestle maddi-manevi günah ve kirlerinden temizlenen genç mümin Kâbe’ye yönelir; kalbini, duygu ve düşüncelerini Allah’a odaklar, diğer dünyevi şeylerden yüz çevirir.

Zira yüzünü Kâbe’ye dönüp de özünde başka kıbleler edinen, gerçekte istikbâl-i kıble yapmış olmaz.

Namaz kılan genç, hem dili ile okuduğu âyetlerle, duâlarla, zikirlerle ve tesbihâtla hem de kıyam ederek, rükû ve secdeye vararak, teşehhüde oturarak beden dili ile kulluğunu ifade eder.

Günde beş vakit kıldığı namazın her rekâtında Fatiha sûresini okuyarak Rabbi ile kulluk sözleşmesini yeniler; okuduğu âyetlerde yer alan talimatlar doğrultusunda hayatına yeniden yön verir. Gereği gibi, özenli ve düzenli olarak kılınan güzel bir namaz, genç müminin Dosdoğru Yol’da kararlı ve sebatlı olmasını sağlar; onu Allah’tan başka varlıklara kul olma -mesela kula kul olma, nefse, paraya, şehvete, mîdeye kul olma- zilletinden kurtararak gerçek özgürlüğüne kavuşturur; onu her türlü kötülük ve çirkinlikten uzak tutarak kendisine seçkin bir kimlik ve tertemiz bir kişilik kazandırır; böylece onun bu dünyada onurlu bir hayat yaşamasına, âhirette de ebedi kurtuluşuna vesile olur.

Hâsılı; bir tevhid eylemi olan namaz, müstakim bir şahsiyet kazandırdığı genç mümini, pasif bir nesne olmaktan kurtarıp aktif bir özne yapar. Hz. Şuayb’ın (a.s) kıldığı ve ümmetine kıldırdığı gibi diri, diriltici ve hayata müdahil bir namaz (Hûd, 11/87), genç mümini dünyadan el-etek çektirmez, aksine onu zulme, şirke ve küfre karşı durmaya sevk eden bir dinamizm, bir direniş ve bir diriliş kaynağı olur.

Öyleyse, gençliğe çağrımız şudur: Haydi gençler namaza! Namazla dirilişe! Namazı yaşamaya!

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

Osmanlı Ruhu..

Posted by Site - Yönetici Kasım 18, 2017

Osmanlı Ruhu..

Önce kalpleri fethettiler.

Kılıç yerine kalem oldular, kalkan yerine kitap oldular, mızrak yerine mızrap oldular gönül sazlarına.

Yanık ney oldular sufinin meşkine.

Itri oldular nağme nağme fethettiler gönülleri.

Aşık oldular aşk ile mısra mısra dirilttiler zihinleri.

Irk bilmediler, mezhep bilmediler, ayrılık bilmediler.

Elif gibi diktiler savaşta, Vav gibi eğildiler zaferde.

Osmanlı böyle doğdu.

Osmanlı ruhu böyle yaşadı, yaşattı.

Evlatlarına böyle bir ruh bıraktı.

Orta Asya steplerinden doğan ve usulca Anadolu’ya akan ince bir dereydik. Yağmur sularından, kar tanelerinden beslendik.

Anadolu’nun mümbit topraklarını sabırla dolandık, inançla çapaladık, duayla suladık.

Ahiyan-ı Rum, Baciyan-ı Rum tohumlar ekti, damla damla Fatiha okudu, çisil çisil salavatlarla büyüttü ektiklerini.

Koç yiğitler bitti topraklarımızdan. Adı güzel kendi güzel, gönlü güzel yiğitler nam saldı diyarlara.

Bileği kuvvetli, yüreği geniş, kalbi şevkatli bilgeler hüküm sürdü topraklarımızda.

Eli açık, gözü tok, merhameti deniz, iradesi çelik, sabır taşına inat gül yüzlü kahramanlar doğdu.

Deremizi çağlatılar, ırmak ettiler.

Asya steplerinden Anadolu bozkırına aktılar. Dervişan, müridan, muhibban, sadıkan gürül gürül aktılar; Horasan erenlerine, Şirvan pirlerine, Erdebil dervişleriyle hemhal oldular.

Bir oldular, birlik oldular suladılar bozkırı bereket getirdiler, rahmet getirdiler, aşk getirdiler.

‘Huu’ dediler, ‘Hayy’ dediler, ‘Hakk’ dediler maya çaldılar Anadolu toprağına.

Tohumları fide ettiler, gün doğmadan okudular, gün batmadan secde ettiler onu verene.

‘Ya Mevla’ dediler, ‘Ya Hayyum’ dediler, ‘Ya Kayyum’ dediler bir elden aldılar, öbür elle verdiler şifa arayan ruhlara.

Derdi olana ‘Ya Şafii’ dediler, aç olana ‘Ya Rezzak’ dediler, zulme uğrayana ‘Ya Muntekim’ dediler dua ettiler, sırtlarını sıvazladılar.

Düşmana korku, mümine cesaret verdiler, dağ oldular yaslandı tüm insanlık.

Fideleri ağaç ettiler.

Dallarını gölge ettiler insanlığa. Yaprak yaprak saçıldılar, güneşe açıldılar.

Gören göz, işiten kulak, veren el, seven kalp oldular.

Aşıklar diyarında Yunus oldular, ozanlar diyarında Karacoğlan oldular, Ehlibeyt’in hatırasında Emir Sultan oldular.

‘Huu’ dediler, ‘Hayy’ dediler, ‘Hakk’ dediler, bir oldular, diri oldular, birlik oldular.

Irmakları çağlattılar akarsu ettiler.

Gürül gürül coştular, coşturdular suları akıttılar ovalara Söğüt’e vardılar.

Söğüdün dallarında huzur verdiler, sükun verdiler, adalet verdiler. Darda kalana omuz verdiler, yolda kalana yoldaş oldular, ağlayanla ağladılar, gülenle neşelendiler.

Gözlerini ufka diktiler. ‘Ya Celil’ dediler zalime hiddetlendiler, yürüdüler ‘Ya Müntakim’ dediler mazlumun hesabını sordular.

Fevc fevc ufuklara aktılar, kaleler, beldeler, sancaklar fethettiler.

İndiler nallarından ateş çıkartan atlarından secdeye kapandılar, ‘Ya Allah’ dediler, ‘Malik ül Mülk’ sancağını burçlara diktiler.

Elif gibi diktiler savaşta, Vav gibi eğildiler zaferde.

Çağladılar akarsuları akıttılar Bahr-ül Fuad’a.

Önce kalpleri feth ettiler. Kılıç yerine kalem oldular, kalkan yerine kitap oldular, mızrak yerine mızrap oldular gönül sazlarına.

Yanık ney oldular sufinin meşkine.

Itri oldular, nağme nağme fethettiler gönülleri.

Aşık oldular, aşk ile mısra mısra dirilttiler zihinleri.

İbni Sina oldular, ruhlara şifa, dertlere derman verdiler.

Koca Sinan oldular, Süleymaniye’ye kubbe, Selimiye’ye minare yaptılar bin yıl yaşadılar.

Kılıç ehli olmadılar sadece, top tüfek kurmadılar en önce, mancınıkla attıkları ateş topu değildi evvala.

Aşk vardı ‘El Vedud’ dediler. Muhabbet vardı, zarafet vardı ‘El Halim’ dediler. Dua vardı, zikir vardı ‘Ya Rahman’ dediler.

Diz büktüler, boyun büktüler, hürmet ettiler, ayıpları görmediler ‘Ya Settar’ dediler.

Irk bilmediler, mezhep bilmediler, ayrılık bilmediler.

Önce bunlar fethetti diyarları, evleri, ocakları, bucakları.

Önce insanı fethettiler, sonra kaleleri.

Dereleri, ırmakları, akarsuları durmadı denizlere ulaştı, dalga dalga vurdular surlara.

Karayel oldular, poyraz oldular estiler boğazlarda, haliçlerde, hisarlarda.

Gürlediler ‘Ya Melik’, ‘Ya Allah’ diye.

Fatih oldular, fethettiler Konstantiniye’yi.

Irmakları akrasu, denizleri derya oldu.

Barbaros oldular, Piri Reis oldular keşfettiler ummanı.

Duaları, niyazları kabul oldu. Nice fetihler böyle nasip oldu.

Tohumları fide, söğütleri çınar oldu.

Osmanlı böyle doğdu.

Osmanlı ruhu böyle yaşadı, yaşattı.
.

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: