Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘H.z İbrahim’ Category

İsmail Aleyhisselâm ve Kurban ..

Posted by Site - Yönetici Temmuz 1, 2016

Dall Sheep (Ovis dalli)

İsmail Aleyhisselâm ve Kurban ..

İbrâhim aleyhisselâm ateşten kurtulunca,
– Yâ Rabbî! Bana sâlihlerden bir çocuk ihsân buyur, diye duâ etti.
Allahü teâlâ ona hazret-i İsmâil’i müjdeledi. Âyet-i kerîmede meâlen:
– Biz de ona halîm bir oğul müjdeledik, buyuruldu.
İsmâil aleyhisselâmın doğumundan sonra, Allahü teâlânın emri ile, İsmâil aleyhisselâmı ve annesi Hâcer vâlidemizi Mekke’ye bırakıp Şam’a döndü. Zaman zaman gider, onları Mekke’de ziyâret ederdi.
Yüzünde, Muhammed aleyhisselâmın temiz babalardan temiz ve afîf analara geçip gelen nûru parlayan hazret-i İsmâil çok güzeldi. Bu sebepten İbrâhim aleyhisselâmın, oğlu İsmâil’e karşı muhabbeti fazla idi.

İsmâil aleyhisselâm yedi yaşında iken birgün İbrâhim aleyhisselâm ibâdet ettiği mihrâbda, bu muhabbet içinde uyudu. Rü’yâsında oğlu İsmâil ile otururken, bir melek gelip:
– Ben, Allahü teâlânın elçisiyim. Allahü teâlâ, bu oğlunu kurban etmeni istiyor, dedi.
İbrâhim aleyhisselâm korku ile uyandı. “Rü’yâ Rahmânî midir, yoksa şeytânî midir?” diye tereddüt etti. O gün hep bu rü’yâyı düşündü. Onun için bugüne Terviye denildi. İkinci gece aynı rü’yâyı gördü. Rahmânî olduğunu anladı. Bu güne Arefe denildi. Üçüncü gece yine aynı rü’yâyı gördü. Artık Hak teâlânın emri olduğuna şüphesi kalmadı. Hanımı Hâcer’in yanına geldi:
– Ey Hâcer, benim gözümün nûru oğlum İsmâil’i yıka, en iyi elbisesini giydir, saçını tara, onu dostuma götüreceğim, dedi.
Sonra; hazret-i İsmâil’e dedi ki:
– Yanına iple bıçak al!
– Bunları ne yapacağız baba?
– Allah rızâsı için kurban keseriz, cevâbını verdi.
Yolda giderken, hazret-i İsmâil, babasına sordu:
– Nereye gidiyoruz?
– Dostuma.
– Evi nerededir?
– O, evden ve mekândan münezzehtir. Yer ve gök O’nun mülküdür.
– Babacağım! O bizimle oturup yemek yer mi?”
– O yemekten ve içmekten de münezzehtir.
O sırada şeytân, bir fırsatını bulup, yaşlı bir adam kıyâfetinde hazret-i İbrâhim’in hanımı Hâcer’in yanına geldi. Ona:
– İbrâhim, oğlunu nereye götürdü?” deyince, hazret-i Hâcer:
– Bir dostunu ziyârete, diye cevap verdi. Şeytan:
– Hayır, onu kesmeye götürdü, dedi.
Hâcer vâlidemiz:
– Baba, oğlunu boğazlamaz. Şefkat buna mânidir, karşılığını verdi. Şeytan:
– Öyle zannederim ki, Allah emretmiştir, deyince, hzret-i Hâcer:
– Allahü teâlânın emrine uymak elbette lâzımdır. O’nun emrini, cân-ü gönülden kabûl ederiz, dedi.
Şeytan ondan yüz bulamayınca, yine aynı kıyâfette hazret-i İsmâil’in yanına geldi ve ona sordu:
– Baban seni nereye götürüyor biliyor musun?
– Dostunun ziyâretine.
– Vallahi seni öldürmeğe götürüyor.
– Hiç babanın oğlunu öldürdüğünü gördün mü?
– Öyle zannederim, Allah emretmiştir.
– O emretti ise, cân-ü gönülden râzıyım.
İsmâil aleyhisselâm, ihtiyar kılığındaki, şeytandan sıkılmıştı. Çünkü ihtiyar, İsmâil aleyhisselâmı, babasına dolayısıyla cenâb-ı Hakka karşı isyana teşvik ediyordu. Bunun için babasına;
– Bu ihtiyâr beni rahatsız ediyor, kalbime vesvese vermek istiyor, dedi.
İbrâhim aleyhisselâm,
– Taş at! Yanından uzaklaşsın! buyurdu.
İsmâil aleyhisselâm taş atarak şeytanı yanından uzaklaştırdı. Bu sırada Minâ’da olduklarından hacıların şeytan taşlaması buradan kaldı.
Hazret-i İsmâil’den de yüz bulamayan şeytan, İbrâhim aleyhisselâmın yanına sokularak:
– Ey İbrâhim, sen yanlış hareket ediyorsun. Şeytan sana vesvese verdi. Sakın oğlunu boğazlama, sonra pişman olursun. Ama fayda etmez, dedi.
İbrâhim aleyhisselâm onun şeytan olduğunu anladı.
– Vallahi bu, Hak teâlânın emridir ve sen şeytansın. İbrâhim’e ve akrabasına zarar yapamazsın! buyurdu.
Şeytan rezîl olup geri döndü. Nihayet Buseyr dağına vardıklarında göğün yedi katındaki melekler; “Sübhânallah! Bir peygamber, bir peygamberi boğazlamaya götürüyor” dediler.
Hazret-i İbrâhim, oğluna dönüp:
– Ey oğlum! Rü’yâmda seni kurban etmem emredildi. Buna ne dersin? dedi.
İsmâil aleyhisselâm sordu:
– Babacığım! Hak teâlâ, beni boğazlamanı emretti mi?
– Evet evladım!
Hazret-i İsmâil babasının, “Evet” demesi üzerine, Rabbinin emriyle kurban edileceğini, buna sabrederse Hak teâlânın rızâsına kavuşacağını anlayıp çok sevindi. Babası da, Onun bu sevincine sevindi:
– Evlâdım! Seni öldüreceğimi haber veriyorum, sen ise seviniyorsun!
– Babacığım nasıl sevinmiyeyim. Benim tek arzum, Allahü teâlâya, O’nun rızâsı üzere kavuşmaktır. Böylece O’nun rahmet ve Cennetine de nâil olurum. Dünyanın ömrü müddetince eziyet çeksem, bu devlete kavuşmak çok zor. Şimdi ise bu devlete kolayca kavuşacağım. Babacığım, nasıl emir almışsan onu yap. Oğul fedâ eylemek senden, can fedâ eylemek de bendendir. İşini çabuk bitir. Zîrâ canım dosta kavuşmakta acele ediyor. Babacığım, Nemrûd seni ateşe atınca sabrettin ve Hak teâlâ senden râzı oldu. Ben de boğazlanmağa sabredeceğim. O zaman belki Hak teâlâ benden de râzı olur. Böylece Cennet ni’metlerine kavuşurum. Babacığım, kesilmek acısı bir anlık olup, ona sabretmek kolaydır. Benim asıl tasam, senden dolayıdır. Çünkü kendi elinle oğlunu boğazlayacaksın. Ömrün boyunca unutamadığın gibi, evlat hasreti de ölünceye kadar senden gitmez. Keşke daha önce haber verseydin de anneme vedâ edip, birbirimizin boynuna sarılıp ağlasaydık.
– Haber verince senden veya annenden bir gevşeklik olur da azarlanırız diye korktum.
– Babacığım, senin rızândan başka murâdım yoktur ve senin gibi babanın hakkını ödemek, saâdetimin sermâyesidir. Kaldı ki, bu işte, Allahü teâlânın rızâsı ve emri vardır. Eğer izin verirsen, size söyleyecek birkaç vasıyetim var.
– Söyle, ey saâdetli oğlum.
– Birincisi; bu ip ile elimi ve ayağımı kuvvetlice bağla ki, can acısı ile bir kusûr işlemeyeyim. İkincisi; mübârek eteğini topla ki, kanımdan sıçramasın. Üçüncüsü; bıçağı iyi bile ki, can vermek kolay olsun ve senin işin iyi görülsün. Dördüncüsü; bıçağı vururken yüzüme bakıp da babalık şefkatiyle emri geciktirme. Beşincisi; gömleğimi çıkarıp boğazla ki, kan bulaşmasın. Sonra o gömleği anneme götür ve benden selâm söyle. Benim kokumu bu gömlekten alsın, ağlamasın, teselli olsun. Benim için çok elem çekmesin. Ona; “Oğlun sana şefâ’atçi olarak Allahü teâlâya gitti. Kıyâmet gününde cenâb-ı Haktan senden başka bir şey istemez” de! Ümid edilir ki, Hak teâlâ benim bu isteğimi red eylemez. Altıncı vasiyetim; her nerede benim yaşımda bir çocuk görürsen beni hatırla!
İbrâhim aleyhisselâm, oğlunun yürek parçalayan bu sözlerini dinleyince, mübârek gözlerinden yaşlar boşandı ve çok ağladı.
İbrahim aleyhisselâm oğlu İsmâil aleyhisselâmı kurban etmek üzere son hazırlığını yaptı. Bu esnada İsmâil aleyhisselâm ellerini kaldırıp;
– Yâ Rabbî! Bana sabır ver! diye niyazda bulunduktan sonra, babasına dönüp;
– Babacığım! Görüyor musun? Gök kapıları açılmış, bazı melekler bize bakıp hayretlerinden cenâb-ı Hakka secde etmişler. Bazıları da Hak teâlâya münâcât edip; “Yâ Rabbî! Bir peygamber bir peygambere bıçak çekmiş, başı uçunda duruyor. Senin rızânı gözetmek için onu boğazlamak istiyor. Sen onlara merhamet eyle.” diyorlar, dedi.
Daha sonra İbrâhim aleyhisselâm oğlunu güzelce bağladı, yüzükoyun yatırıp, boğazını tuttu ve;
– Yâ Rabbî! Bu benim oğlum, gözümün nûru, gönlümün sürûrudur. Kurban etmemi emrettin. Şu anda emrini yapmak için hâlis niyetle geldim. Kurban etmeğe hazırım. Sana hamd ve senâ ederim. Yâ Rabbî! Bu kıymetli yavrumu kurban etmekte bana sabır ver, dedi.
Sonra bıçağı oğlunun boynuna yaklaştırdı ve son olarak;
– Ey yavrum! Kıyâmete kadar sana vedâ olsun. Tekrar görüşmek, Kıyâmet günü olur, dedi.
Bu arada İsmâil aleyhisselâm;
– Ey babacığım! Acele et. Rabbimizin emrini çabuk yerine getir. Emir yapmakta geciktiğimiz için Rabbimizin bizi azarlamasından korkuyorum. Babacığım, elimi ayağımı çöz, melekler, kendi isteğimle kurban olduğumu görsünler ve Halîl’in oğlunun, Allahü teâlânın işinden râzı olduğunu bilsinler, dedi.
İbrâhim aleyhisselâm, bu söz üzerine ellerini çözüp bıçağı boğazına dayayınca, İsmâil aleyhisselâm güldü.
– Ey oğlum, bu halde iken niçin güldün? diye sordu
– Babacığım, bıçakta Bismillâhirrahmâhnirrahîm yazılı olduğunu görüyorum. Üzerinde Dostun ismi yazılı olan bıçak, nasıl keser? diye cevap verdi.
İbrâhim aleyhisselâm, Hak teâlânın ismini zikrederek bütün gücüyle bıcağı oğlunun boynuna çaldı. O anda Hak teâlâ, Cebrâil’e emrederek;
– Yetiş! Bıçağı çevir! buyurdu.
O da Sidret-ül-müntehâ’dan bir anda gelip, bıçağı ters çevirdi. Bıçak kesmedi. Bir daha çaldı, yine kesmedi ve ne kadar uğraştı ise kâr etmedi.
İsmâil aleyhisselâm;
– Babacığım! Ne kadar şefkatlisin, bıçağı kuvvetli vuramıyorsun. Yüzüme bakma, böylece hizmette kusur etmezsin, dedi.
Hazret-i İbrâhim, bıçağı tekrar biledi ve oğlunun boğazına daha kuvvetli çaldı. Yine kesmedi. İsmâil aleyhisselâm;
– Babacığım, bıçağın ucunu şah damarıma bastır! deyince, öyle yaptı ve diziyle de bastırdı. Bıçak iki kat olmasına rağmen boynuna izi bile çıkmadı. İbrâhim aleyhisselâm, üzülüp bıçağı taşa çalınca, taş ikiye bölündü. Bıçak dile gelip sordu:
– Ey İbrâhim! Nemrûd seni ateşe attığı vakit seni niçin yakmadı?
– Hak teâlâ, yakma diye emreylediği için,
– Ey İbrâhim! Hak teâlâ ateşe bir kerre “Yakma” diye emreylediyse, bana yetmiş defa kesme kesme diye emreyledi.
O anda Allahü teâlâdan vahiy geldi:
– Yâ İbrahim, elbette sen rü’yânı tasdik ettin. Sana düşen vazifeni tam olarak yaptın. Şimdi sıra bende. Lütuf ve keremimi görmek için şu dağa bak!
İbrahim aleyhisselâm, dağa bakınca, Cennetten gelmiş eşsiz güzellikte bir koç gördü. Allahü teâlâ buyurdu:
– Bu senin oğluna fedadır.
Cebrail aleyhisselâm koçu getirirken, “Allahü ekber”, İbrahim aleyhisselâm da koçu yakalarken, “Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber,” İsmail aleyhisselâm da, “Allahü ekber ve lillâhil hamd” dedi. Böylece, bayram tekbiri meydana geldi:
“Allahü ekber. Allahü ekber. Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allahü ekber ve lillâhil hamd.”
Sonra, İsmâil aleyhisselâm yerine, bu koç kurban edildi. Bu koçun boynuzları, Abdullah bin Zübeyr zamanına kadar Kâ’be duvarında asılı idi. Sonra çıkan yangında yandı.
Bu koçun kurban edildiği yer, Mina olduğu için, hacılar kurbanlarını burada kesmektedirler.

İkinci kurban olayı

Peygamberimizin dedesi, Abdülmuttalib’e rü’yâsında:
– Kalk! Zemzem kuyusunu kaz! diye emredilince, oğlu Hâris ile beraber Kâ’benin yakınındaki, işâret edilen yeri kazmaya başladılar.
Önceleri pek ilgilenmiyen Kureyşliler, Zemzem kuyusunun açıldığını görünce, bunlar da hak talep ettiler. Dediler ki:
– Bu bizim dedelerimizin kuyusudur. Burada bizim de hakkımız var. Üstelik senin bir tek oğlum var. Eğer bizim teklifimizi kabûl etmezsen bizimle başa çıkamazsın!
Abdülmuttalip, tamamen kendi hakkı olan kuyuya, başkalarının da ortak olmak istemelerine üzüldü. Gerçekten de onlarla mücadele edecek, hakkını savunacak durumda değildi. Bu duruma çok üzüldü, içi burkuldu. Cenâb-ı Hakka şöyle yalvardı:
– Yâ Rabbî! Bana on çocuk ihsân eyle! Eğer bu duâmı kabûl edersen, içlerinden birini Kâ’bede sana kurban edeceğim.
Allahü teâlâ duâsını kabûl etti. On oğlu oldu. Bu on oğlundan birinin adı Abdullah’tı.
Abdülmuttalib, Zemzem kuyusunu bulduktan ve on oğlu olduktan sonra, şânı, şöhreti iyice artmıştı. Oğullarından da en çok Abdullah’ı seviyordu. Onda diğerlerine göre çok farklılık vardı.
Bir gece Abdülmuttalib’e rü’yâsında şöyle bir ikâz yapıldı:
– Yâ Abdülmuttalib, adağını yerine getir!
Abdülmuttalib seneler önceki adağını unutmuştu. Adak diye ikâz edilince, sabahleyin hemen bir koç kesti.Ertesi gece yine ikâz edildi:
– Ondan daha büyük kurban kes!
Bu defa da bir sığır kurban etti. Yine ikâz edildi.
– Daha büyüğünü kes!
Bu defa da bir deve kurban etti. Fakat yine ikâz devam ediyordu. Bunun üzerine rü’yâda sordu:
– Bundan büyüğü ne olabilir, ne kesmeliyim?
O zaman kendisine şöyle cevap verildi:
– Hatırlarsın, seneler önce oğullarından birini kurban etmeyi adamıştın. Bu adağını yerine getir!
Adağını hatırlayan Abdülmuttalib, ertesi gün çocuklarını topladı. Kendilerine durumu anlattı.
Hiçbiri itiraz etmedi. Memnuniyetle:
– Hangimizi istersen kurban edebilirsin, dediler.
Abdülmuttalib kurban edeceği oğlunu kur’a ile tesbit etmek istedi. Kur’a en çok sevdiği oğlu, Abdullah’a isabet etti. Fakat söz vermişti. Adağını yerine getirmeliydi. Keskin bir bıçak ile beraber oğlu Abdullah’ı alıp Kâ’be-i şerîfin yanına geldi.
Bu hâdiseyi duyan Kureyşliler hemen yanına koşup dediler ki:
– Biz bu işe asla râzı değiliz. Eğer sen bu işi yaparsan, bu âdet hâline gelir. Herkes, oğlunu kurban etmek zorunda kalır. Buna başka bir çare bulalım.
Sonra şöyle bir çare bulundu. O zaman Kureyş’te insan diyeti on deve idi. Develer ve oğulları arasında kur’a çekilecekti. Oğullarına isabet ettiği müddetçe her defasında on deve ilave edilerek kur’a develere çıkana kadar buna devam edilecekti.
Kur’aya başlandı. Fakat çekilen her kur’a Abdullah’a isabet ediyordu. Her defasında on ilâve edilerek devam ediliyordu. Onuncu kur’ada deve sayısı yüz olunca kur’a develere çıktı. Hemen yüz deve kurban edildi. Abdülmuttalib, oğullarından kimseye etini vermeden tamamını fakirlere dağıttı.
İsmâil aleyhisselâmın, kurban edilme hâdisesinden sonra ikinci evlâd kurban edilme hâdisesi de bu olmuş oldu. Peygamber efendimizin soyu İsmâil aleyhisselâma dayandığı için, “Ben, iki kurbanlığın oğluyum.” buyururdu.

.

Kayak : 365 Gün Dua – Mehmet Oruç

Posted in 365 Gün Dua, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, H.z İsmail, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İbrahim Aleyhisselâm

Posted by Site - Yönetici Ekim 27, 2015

İbrahim Aleyhisselâm,makami ibrahim,kabe,ibrahim prophet,abraham prphet,

İbrahim Aleyhisselâm

Malûmattan geldi (rivayet olundu) ki, Nemrud bin Ken’ân (kendi zamanında) yeryüzünün pâdişâhı idi… Yeryüzü onun devleti veya devletine bağlıydı. Kendisi Bâbil şehrinde oturuyordu. Bir gece bir rüya gördü. Rüyasında, ufukta bir yıldızın doğduğunu gördü. Yıldız o kadar nurânîydi ki, onun ışıklarının yanında güneş sönük kaldı. Ay tamamen yok oldu. Nemrûd gayet fazla korktu. Memleketin kâhin ve hakimleri o rüyayı şöyle tabir ettiler:
-“Bu sene bâbil vilâyetinde bir çocuk doğacak… Vücudu yokluktan varlık sahrasına düştü. Senin ve memleketinin ehlinin helaki onun elinde olacaktır. O çocuk henüz babasının sulbündedir. Annesinin rahmine daha ulaşmış değildir…” dediler.
Nemrud emretti, kadınlar ile erkeklerin arasını ayırttılar. On sekiz kişinin başına bir vekil (ve âmir) tayin etti.
Âzer ise, Nemrut’un sırdaşı, yakını ve en güvendiği kişilerden biriydi. Vekillerden gizlice, kendi eşi Evfâ binti Nemr ile halvet etme imkanı buldu. Eşi hamile kaldı. Sabahleyin kâhinler, Nemrut’a
-“Bu gece o çocuk annesinin rahmine düştü!” dediler.
Nemrud kızdı. Kükrecü ve emir verdi:
-‘Her hamile kadının başına vekil (görevli) tayin edin! Eğer erkek çocuk doğurursa, hemen oğlunu öldürsünler!” dedi.
Bunun üzerine vazifeliler, hamile kadınları teftiş ve araştırmaya başladılar.
İbrahim Aleyhisselâm’ın annesinde hamilelik eserleri görülmedi. İbrahim Aleyhisselâm’ın annesinin hamile olduğu anlaşılmadığı için, kimse kendisine iltifat etmedi. Doğum zamanı yaklaştığında, Evfâ çok korktu. Eğer erkek doğurursa, haber hemen Nemrut’a erişir ve Nemrud onun çocuğunu öldürürdü. Bunun üzerine şehirden dışarıya çıktı. Şehrin dışında bulunan dağda bir mağarada İbrahim Aleyhisselâm’ı doğurdu. Onu çaputlara sardı. İkisi de kurtulmuşlardı. Mağaranın ağzını kapattı. (Sonra evine geldi).
Âzer kendisine hamli ne ettiğini sordu. 0;
-“Nemrut’un korkusundan sahraya kaçarken doğurdum. Düşürdüm. Onu orada defnettim!” dedi. Âzer ona inandı.
Evfâ, başka bir gün mağaraya geldi. İbrahim Aleyhisselâm’ın parmağının birinden süt ve diğerinden bal akarken gördü. İbrahim Aleyhisselâm onları emiyordu. 0 orada hoş vakit geçirdi. 0 güzel halleri görünce sevindi. Onu şehre getirmedi…

Kıssa: İbrahim Aleyhisselâm, ilâhî inayetin bostanında süt ve bal ile beslenmekle, bir günde başka çocukların bir aylıkları gibi oldu. Bir aylık iken diğer çocukların bir yaşında olanları gibiydi…
Yani doğan ay, onun yarın gönlünü aydınlattı.
Onun doğurduğu, gün be gün aydınlandı (yetişti)…
İbrahim Aleyhisselâm on beş aylık olduğunda, on beş yaşındaki bir delikanlı gibi görünüyordu. Annesi onu eve getirdi.
(Bazı tefsir ve tarih âlimleri) buyurdular;
1- İbrahim Aleyhisselâm, mağarada yedi sene kaldı,
2- On üç (13) yıl kaldı.
3- On yedi sene mağarada kaldı…
Bu takdirlerin hepsinde de, İbrahim Aleyhisselâm büyüktü. Evfâ, Âzer’e dedi ki,
-“O gün sana oğlunun ölümüyle ilgili vermiş olduğum haberde yalan söyledim. Senin oğlun büyüdü civan ve delikanlı oldu. Çok güzel bir yüze sahiptir. Ahlakı da o ölçüde güzeldir...” dedi. Sonra Azer ile beraber (İbrahim Aleyhisselâm’ın bulunduğu) mağaraya gitti. İbrahim Aleyhisselâm, görünüşü, kokusu ve boyu, Azerin çok hoşuna gitti. Âzer, İbrahim Aleyhisselâm’ı çok sevdi. (3/59) Âzer, Evfâ’ya;
-“Onu mağaradan eve getir ki, Nemrut’un meclisine götüreyim!” dedi.
Azerle Evfâ gittiler. Onu akşam namazı vaktinde mağaradan Çıkarttılar. Mağaranın yanında atlar, katırlar, koyun sürüleri (ve diğer hayvanlar) toplanmışlardı. İbrahim Aleyhisselâm annesine sordu:
-“Bunları kim besliyor?” Annesinin,
-“Bunları Allah besliyor!” demesini istedi. Annesi ise,
-“Güneş!” dedi. İbrahim Aleyhisselâm, annesine;
-“Hiç şüphesiz her mahlûkun bir halikı olmalıdır. Bunun çâresi yoktur. Mutlaka her mahlûkatm bir yaratıcısı vardır! Eğer yaratıcı olmasaydı, bu tertip ve düzen bozuk ve kötü olurdu…” dedi. Ve sonra annesine sordu:
-“Benim Rabbim kimdir?” Annesi:
-“Senin Rabbin benim!” dedi. İbrahim Aleyhisselâm sordu:
-“Senin Rabbin kimdir?” Annesi:
-“Senin babandır!” İbrahim Aleyhisselâm, sordu:
-“Onun İlâhı (Huda’sı) kimdir?” Annesi:
-“Nemrut’tur!” dedi. İbrahim Aleyhisselâm sordu:
-“Nemrut’un Rabbi kimdir?” annesi, bağırdı:
-“Ey İbrahim! Sus! Bu benzeri sorulan sorma! Zira bu sorular, büyük bir tehlikedir!” dedi.
Nemrut’un zamanında bazıları, yıldız, güneş ve aya tapıyordu. Bazıları da putlara tapıyordu.
Bunların hepsi (gerek yıldız, güneş, ay ve putlara tapanlar aynı zamanda) Nemrut’a da tapıyorlardı.
ibrahim Aleyhisselâm annesiyle beraber şehre doğru yol aldı.
Vaktâ ki, üzerini gece kapladı, bir yıldız gördü,
Sonra yıldızlara tapan bazı kişileri, yıldızlara secde ederken gördü.
Bu imiş rabbim! dedi;
Yani bunlar mı benim Rabbim? dedi. İbrahim Aleyhisselâm bunu, istifham yolu üzere veya kavminin inançlarına göre söyledi.
“Derken batıverince, “Ben öyle batanları sevmem!” dedi…”
Yıldızın değeri gitti. İbrahim Aleyhisselâm’ın dışarıya çıktığı zaman, ayın on dördüydü. Ay, yeşil sinilerin üzerinde olan gümüş tabak gibi bir kenardan görünüverdi.
Vaktâ ki, ay doğmak üzere iken gördü.
Ay’a tapanların hepsi onun önünde secdeye kapanıyorlardı, “Bu imiş rabbim!” dedi; derken batınca…” Yani günün yarısından batmaya doğru meylettiğinde;
Kasem ederim ki” dedi;
rabbim beni hidâyetine mazhar etmeseydi, muhakkak şu şaşkın kavimden olacakmışım...”
Ay yavaş yavaş batmaya başladı. Güneşte batmaya başladı. Güneşe tapanlar, ona yöneldi ve ona tapmaya başladılar.
Vaktâ ki, güneş doğmak üzere iken gördü, “Bu imiş rabbim, bu hepsinden büyük!” dedi. O da batınca, “Ey kavmim!” dedi; “Haberiniz olsun, ben sizin şirk koştuğunuz şeylerden beriyim...”
Benim ve bütün dinlerin üzerinde olduğu tevhit üzereyim. ‘
-“Ben her dinden geçip sâde hakka eğilerek, yüzümü, o gökleri ve yeri yaratmış olan Fâtır’a döndüm...”
Ve ben müşriklerden değilim.

Yaratıcı Daha Güzel Olur?

“Münir Tefsirinde şöyle zikredilmektedir:
İbrahim Aleyhisselâm, şehre geldiğinde, biri İbrahim Aleyhisselâm’i gördü. Onu alıp Nemrut’a götürdü. Ve ibrahim Aleyhisselâm, Çirkin yüzlü Nemrutun çevresinde, ay yüzlü köleler, güzel yüzlü cariyeler, tahtının çevresinde oturduklarını gördü. O saf ve temiz kalpli çocuk (İbrahim Aleyhisselâm) annesine sordu:
-“Bu kimdir?” O da;
-“O bizim yaratıcımız ve ilâhımızdir!” dedi.
ibrahim Aleyhisselâm tebessüm etti ve buyurdu:
-“Anneciğim! Nasıl oluyor da sizin ilâhınız kendisinden daha güzel câriye ve köleler yaratmış! Halbuki yaratıcının kendi yaratıklarından daha güzel olması gerekmez mi?

Kaynak :İsmail Hakkı Bursevi (k. S.) Ruhu’l –Beyan Tefsiri 7/567-570.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

İbrahim Aleyhisselâm’ın Tevekkülü

Posted by Site - Yönetici Ağustos 7, 2014

h.z ibrahim,İbrahim Aleyhisselâm'm Tevekkülü

İbrahim Aleyhisselâm’ın Tevekkülü

İbrâhim Aleyhisselâm’ın tevekkülünü görmüyor musun?
Nemrut ve kavmi İbrahim Aleyhisselâm’a el uzatıp (ve onu bağlayarak) ateşe atmayı kastettiklerinde, Cebrail Aleyhisselâm geldi. İbrahim Aleyhisselâm (mancınıkla atılmış ve daha ateşe düşmeden) havada idi…
Cebrail Aleyhisselâm ona sordu:
-“Bir hacet (ve dileğin) var mı?”
İbrahim Aleyhisselâm, Hazret-i Cebrail’e senden hiçbir bir dileğim ve ihtiyacım yok… (Bu ara) İbrâhim Aleyhisselâm’ın ağzı (yani dili);
-“Hasbiyallahü ve ni’mel vekil, Allâhü Teâlâ hazretleri bana kâfidir! Ve O ne güzel vekildir!” demekle meşguldü.

Efendimizin (s.a.v.) Tevekkülü

Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin tevekkülüne bak! Allâhü Teâlâ hazretleri, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden ye ashabından müşriklerin ellerini defetti. Re’sen Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ve ashabına saldırmaya kaadir olamadılar. Belki hallerin çoğunda akıllarına gelmeyen değişik belâlara müptela oldular. Müslümanlara düşündükleri ve tasarladıkları sû-i kast ve kötü maksatlarına ceza olarak hep belâya uğradılar.

Mesnevi` de buyuruldu:
Âd ve Semûd’ün hikâyesini bir bak da peygamberlerin yüceliğini anla!
Bu yere batma, başlarına taş yağma ve korkunç bir sesle helak olmak hep ruhun yüceliği için idi

Tevekkül

Tevekkül, mukarrabîn (Allâhü Teâlâ hazretlerine yaklaşanların yüksek derecelerindendir. Mü’min kişiye düşen vazife, Övülen (tevekkül) sıfatlarıyla süslenmektir.
Güzel bir siyret (gidişle) tarik-i hakda yürümelidir.
Hatâm (hikmet ehlinden) biri, bir adamın (hanesine) girdi. Yepyeni (güzel) ve (ev eşyası, halılar ve sergilerle) düşenmiş (ve donatılmış) bir ev gördü. Ev sahibini faziletten hâli ve erdemlik-ten yoksun görünce, öksürdü ve ev sahibinin yüzüne tükürdü. Ev sahibi:
-“Ey hakîm (bilgi, irfan ve hikmet sahibi)! Bu ne sefahat (ve beyinsizlik)!” dedi. Hakîm kişi:
-“Hayır, belki o (senin yüzüne tükürmem) hikmetin tâ kendisidir!
Çünkü tükürük bu evde olan eşyanın en hasis ve değersizine yapıştı. Zira sen Bâtınî ve kalbî faziletlerden hâli ve mahrum olduğun için; senin evinde gerçekten senden daha değersiz hiçbir şey görmedim!” dedi.

Hikmet sahibi kişi bu sözleriyle, o kişiyi alçaklığına tembih etmek, lezzetlere ve şehevî arzulara dalıp giden ve bütün vakitlerini zahirinin imâr ve süsüne harcayan (fakat kalbî güzellik ve ibâdete önem vermeyen) kişinin çirkinliğini söyleyerek onu uyarmak istedi.

İmtihan Dünyası

Sonra bil ki:
Her şey, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kaza ve takdiriyledir. Allâhü Teâlâ hazretleri dilediği şekilde kullarını imtihan etmeyi murad eder. Kullara düşen vazife,
1- Zorlukta,
2- Kolaylıkta
3- Sevinçte,
4- Üzüntüde,
5- Varlık ve
6- Yoklukta,
7- Her halinde Allâhü Teâlâ hazretlerine tevekkül etmektir.

İsa Aleyhisselâm’ın Tevekkülleri:

Ebu Osman (r.h.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdu-
İsa Aleyhisselâm bir dağ başında namaz kılıyor (ve Allâhü Teâlâ hazretlerine ibâdet ediyordu.) iblis aleyhilla’ne kendisine geldi. Ve
-“Ey Isa! Sen her şeyin Allah’ın kaza ve kaderiyle olduğunu zanneden o kişi değil misin?” İsa Aleyhisselâm:
-“Evetr dedi. Şeytan:
-“Öyleyse kendini şu dağdan aşığıya at! Ve sonra bu Allâhü Teâlâ hazretlerinin benim hakkımda olan takdiri idil” de. İsa Aleyhisselâm:
-“Ey mel’ûnl Allâhü Teâlâ hazretleri, kulları, imtihan eder. Kullar, Allâhü Teâlâ hazretlerini imtihan edemezler. Kula düşen vazife, Allâhü Teâlâ hazretlerine tevekkül etmek ve onun nimetlerine şükretmektir…” dedi.

İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 6/ 324-325.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, H.z İsa, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

H.z İbrahim – Halilurrahman İsmi Nerden Gelmiştir ?

Posted by Site - Yönetici Nisan 28, 2014

Allah,muhammed Allah'a Yönelememek

Hikâye (Halil İsmi ) Halilurrahman İsmi Nerden Gelmiştir ? 

Rivayet olundu:
İbrahim Aleyhisselâm, insanlara (kıtlık) isabet ettiği zamanlarda, Mısır’da bulunan bir dostuna adamlar gönderdi. Ondan erzak alıyorlardı. İbrahim Aleyhisselâm’ın dostu:
-“Eğer ibrahim Aleyhisselam, bu erzakı kendisi için istemiş olsaydı, elbette emrini hemen yerine getirirdim. Lakin ibrahim aleyhisselam bu erzakı müsâfırlere yedirmek için istemektedir, insanların başına gelen yokluk ve kıtlık bize de isabet etti!” dedi ve gelen adamlara bir şey vermeden geri gönderdi.

İbrahim Aleyhisselâm’ın gençleri, boş çuvallarla Mısırdan dönmekten utandılar. Çölde hararlarına (büyük çuvallarına) kum, çakıl ve taş doldurdular.
Hizmetçiler, bu kötü haberi (arkadaşının bir şey vermediğini) İbrahim Aleyhisselâm’a haber verdiler. İbrahim Aleyhisselam (kapısına gelen ihtiyaç sahiplerine verecek bir şey bulamadığı için) çok üzüldü. Gözleri yaşardı. Gitti uyudu.

İbrahim Aleyhisselâm’ın eşi, Hazret-i Sâre annemiz, uykudan uyandı. (Onun bir şeyden haberi yoktu. Adamlarının Mısır’dan un ve buğday getirdiğini sanıyordu. Kum dolu) Çuvalların başına gitti. Birini açtı. İçi en iyi un ile doluydu. Ekmek yaptırdı. İbrahim Aleyhisselam uyandı. Çok güzel bir ekmek kokusu hissetti. Sordu:
-“Bu size nereden geldi?” Hazret-i Sâre, buyurdu:
-“Senin Mısırlı dostundan…” İbrahim Aleyhisselam;
-“Hayir! dedi.
Bu belki benim halilim Allâhü Teâlâ hazretle-rindendir…”
Bu hadise üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri, İbrahim Aleyhisselâm’a “Halil” adını verdi.

Hikaye (Halilliğe layık)

Haber’de geldi:
Melekler, ibrahim Aleyhisselâm’ın malı ve hizmetçilerinin çokluğuna taaccub ettiler. Şaştılar, ibrahim Aleyhisselâm’ın beş bin koyun sürüsü vardı. Beş bin sürüyü güden bir o kadar çoban köpekleri vardı. Çoban köpeklerinin hepsinin boyunlarında altın tasma vardı.
ibrahim Aleyhisselam kırda (çölde) koyunlarına bakarken; insan suretinde bir melek ona göründü. Melek:
“Allâhü Teâlâ hazretleri, noksan sıfatlardan münezzehtir. Bütün ayıplardan arınmış ve tertemizdir. Allah, meleklerin ve ruh’un Rabbidir.”
ibrahim Aleyhisselam ona:
-“Rabbimin zikrini bir daha tekrarla; şu görmüş olduğun mallarımın yarısını sana vereyim!” dedi. Melek tekrarladı. İbrahim Aleyhisselam:
-“Rabbimi, tekrar teşbih et, sana malımın hepsini vereyim,” dedi.
Melek, İbrahim Aleyhisselâm’ın haline hayret etti. Ve:
-“Allâhü Teâlâ hazretlerinin seni Halîl (dost) edinmesine ve senin adının bütün millet ve dinlerde güzel anılmasına gerçekten sen layıksın,” dedi.
Buna göre, Halil’e halil adı verilmesi, meleklerin dilleri üzerinedir.

Dostluk

Kâd-ı lyâz (r.h.) hazretleri, “Şifâ-i Şerif isimli kitabında buyurdular:
Buradaki dostluk evlâtlıktan daha kuvvetlidir. Çünkü evlâdlıkta bazen düşmanlık olabilir. Allâhü Teâlâ buyurdu:
“Ey o bütün iman edenler! Haberiniz olsun ki eşleriniz ve evlatlarınızdan size düşman vardır.”
Dostlukla beraber düşmanlığın olması sahih değildir.

Halil Olmanın Şartları

Dostluğun şartı, kulun bütün hallerinde Allah rızâsı için Allâhü Teâlâ hazretlerine teslim olmasıdır.
Allâhü Teâlâ hazretleriyle beraber olmada hiçbir şeyi biriktirmemesi;
1- Malından,
2- Cesedinden,
3- Nefsinden,
4- Ruhundan,
5- Ebediliğinden,
6- Ehlinden,
7- Ve evlâdından hiçbir şeyi saklamaması…
8- Her şeyini halilinin yolunda seve seve vermektir. İbrahim Aleyhisselâm’ın hâli işte böyleydi…

Cânân’nın Yoluna Cân Kurban

O can ki, canân’a kurban olmadı.
Ten’in cifesi o candan daha iyi oldu.
Her kim ki dostun yolunda cân vermezse,
Murdar lâşe o candan daha iyidir…

Mecnûn’a Sordular

Mecnûn Benî Amir’e sordular:
-“Adın nedir?” Dedi ki:
-“Leylâ!

Kaynaklar : Tefsîr-i Kebir: c. 11, s. 43,
İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri: 5/686.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cömertlik ve İbrahim (a.s.)

Posted by Site - Yönetici Ocak 18, 2013

ibrahim aleyhisselam,halil ibrahim sofrasi,koyun sürüsü

Cömertlik ve İbrahim (a.s.)

Denildi ki: İbrahim Aleyhisselâm’ın beş bin koyun sürüsü vardı. Beş bin sürüyü güden bir o kadar çoban köpeği vardı. Beş bin köpeğin hepsinin boyunlarında altın tasma vardı.

İbrahim Aleyhisselâm çölde koyunlarına bakarken; insan suretinde bir melek ona göründü. Melek:

Allâhü Teâlâ hazretleri, noksan sıfatlardan münezzehtir. Bütün ayıplardan arınmış ve tertemizdir. Allah, meleklerin ve rûh’un Rabbidir.  Bu teşbih dua kitaplarında şu ifâdelerle geçmektedir: (“Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver-rûhBu teşbihi günde bir kere. ayda bir kere senede bir kere ve ömründe bir kere okursa. Allâh’ü Teâlâ onun geçmiş bütün günahlarını bağışlar. Günahları denizlerin köpükleri ve kum tanecikleri kadar olsa bile: Kenzul-Ummâl hadis no: 3840,)

İbrahim Aleyhisselâm ona:

-“Rabbimin zikrini bir daha tekrarla; şu görmüş olduğun mallarımın yarısını sana vereyim!” dedi. Melek tekrarladı, ibrahim

Aleyhisselâm:

-“Rabbimi, tekrar teşbih et, sana malının hepsini vereyim,” dedi.

Melek, İbrahim Aleyhisselâm’ın hâline hayret etti. Ve:”Allâhü Teâlâ hazretlerinin seni Halîl (dost) edinmesine ve senin adının bütün millet ve dinlerde güzel anılmasına gerçekten sen layıksın,” dedi.


Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercumesi : 3/136

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

İbrahim Aleyhisselâm’ın Erkek Evlâdı – Çocukları

Posted by Site - Yönetici Ocak 26, 2012

İbrahim Aleyhisselâm’ın Erkek Evlâdı – Çocukları

İbrahim Aleyhisselârrfm sekiz oğlu vardı:
1-İsmail Aleyhisselâm, annesi Kıbtîolan Hz. Hâcer idi.
2-lshâk Aleyhisselâm, annesi Hz. Sâre idi.
Diğer altı oğlunun ise anneleri, Kantûrâ binti Yaktan el-Kel’ânî’dir. Hz. Sârenin vefatından sonra İbrahim Aleyhisselâm onunla evlendi. Ondan altı oğlu doğdu. Onlar:
3-Medyen,
4-Medâyin,
5-Zemrân,
6-Yakşân,
7-Yaşbuk,
8-Nûh’dur. (Bu alti ismi şöyle sıralayanlarda vardır: Medyen. Medâyin, Nehşân, Zemrân, Neşikve Şeyûh)

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 2/87.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İbrahim Aleyhisselâm’ın Tefekkürü Ve Rabbi`ni Arayışı !

Posted by Site - Yönetici Ocak 23, 2012

ibrahim aleyhisselam,nemrut,,İbrahim Aleyhisselâm'ın Tefekkürü Ve Rabbi`ni Arayışı

İbrahim Aleyhisselâm’ın Tefekkürü Ve Rabbi`ni Arayışı !

İbrahim Aleyhisselâm gelişip genç haline geldiğinde, annesine:
-“Benim Rabbim kimdir?” dedi. Annesi:
-“Benim!” dedi. Yine sordu:
-“Senin Rabbin kimdir?” Annesi:
-“Babandır!” dedi. İbrahim Aleyhisselâm yine sordu:
-“Babamın Rabbi kimdir?” Annesi:
-“Nemruddur,” dedi. İbrahim Aleyhisselâm yine sordu:
-“Nemrud’un Rabbi kimdir?” dedi. Annesi, ona:
-“Sus!” dedi. Annesi eve döndü. Kocasına:
-“Görüyor musun? Yeryüzündeki dini değiştireceğini konuştuğumuz çocuk, senin oğlundur,” dedi ve olup bitenleri ona anlattı. Babası Azer hemen kalkıp, mağaraya geldi. İbrahim Aleyhisselâm bu defa ona sordu:
-“Benim Rabbim kimdir?” dedi. Azer:
-“Senin annendir!” dedi. Yine sordu:
-“Annemin Rabbi kimdir?” Azer:
-“Benim!” dedi. İbrahim Aleyhisselâm yine sordu:
-“Senin Rabbin kimdir?” Azer:
-“Nemruddur,” dedi. ibrahim Aleyhisselâm yine sordu:
-“Nemrud’un Rabbi kimdir?” dedi. Azer, onu tokatladı. Yüzüne vurdu. Ve ona:
-“Sus!” dedi
Gece olduğunda, İbrahim Aleyhisselâm mağaranın kapısına geldi. Mağaranın kapısının üzerinde olan kayanın aralıklarından gök yüzüne baktı. Gök yüzünü ve içindeki yıldızları gördü. Yer ve göklerin yaratılışı hakkında tefekkür etti. Ve şöyle dedi:
-“Muhakkak ki, beni yaratan, beni rızıklandıran, bana yediren, bana içiren benim Rabbimdir. Benim ondan başka Rabbim olamaz.” Sonra gökyüzüne baktı orada yıldızları gördü. Ve; Benim Rabbim budur,” dedi. Yıldıza baktı. Gözlerini yıldıza dikti. Uzun süre baktı. Yıldızın yavaş yavaş battığını gördü. Yıldız sönüp battı. Bunun üzerine İbrahim Aleyhisselâm:
Ben batanları sevmem,” dedi. Sonra ayı gördü.
Ay daha parlak ve daha büyüktü. İbrahim Aleyhisselâm: “Benim Rabbim budur,” dedi. Aya baktı. Sabaha
doğru ay da battı.
Ben batanları sevmem,” dedi.   Sonra güneş doğdu. Güneş daha büyük ve daha parlaktı. Bütün yeryüzünü aydınlatıyordu, ibrahim Aleyhisselâm:
Benim Rabbim budur! Bu daha büyüktür,
dedi. Sonra güneşte battı. Güneş için de yıldız ve aya söylediği gibi söyledi:
Ben batanları sevmem.” dedi. Düşündü ve şöyle seslendi:
Ey kavmim! Ben sizin (Allah’a) ortak  koştuğunuz şeylerden uzağım“.

İbrahim Aleyhisselâm’ın Arayışı Hakkında İhtilaf

Âlimler, ibrahim AleyhisselânYm yukarıda geçen sözleri hakkında ihtilaf ettiler, (ibrahim Aleyhisselâm’ın çok az bir süre de olsa yıldız, ay ve güneşe bir aralık “bu benim Rabbimdir,” demesi caiz mi değil mi konusunda ayrılığa düştüler. Bu konuda görüş vardır:)

(Birincisi:) Bâzı âlimler, bu sözleri zahiri manâsına çektiler. Ve dediler ki, ibrahim Aleyhisselâm, bu sözleri söylerken, tevhidi arayan ve irşad olunmak isteyen bir talebeydi. Bütün gördükleri ve konuşmaları üzerine Allah, ona tevhid bulma muvaffakiyetini verdi ve onu irşâd etti. İbrahim Aleyhisselâm’ın delil arama esnasında yıldız, ay ve güneş için: “Bu benim Rabbimdir,” demesi kendisine yani iman ve tevhidine zarar vermez, dediler.

Yine buyurdular: Bu durum yani ibrahim aleyhisselâm, yıldız, ay ve güneş için; “bu benim Rabbimdir,” demesi onun çocukluğu döneminde, üzerinde kalem geçmeden önce kendisinden sadır oldu. Dolayısıyla bu sözleri asla küfür değildir.

(İkincisi:) Diğer âlimler, bu sözlerin (gerçek manâsında kullanılmasını) inkâr ettiler. Ve dediler ki: “ibrahim Aleyhisselâm gibi bir peygamberden bunlara benzer sözlerin meydana gelmesi nasıl tasavvur edilir? Yıldızları görmekle nasıl; “bu benim Rabbimdir” der? Ve böyle bir şeye inanır? Bunlar ebediyyen olmaz! Böyle bir şey asla mümkün değildir, ibrahim Aleyhis-selâm’ın delil arama esnasında yıldız, ay ve güneş için: “Bu benim Rabbimdir,” sözünü tevil ettiler. (Değişik manâlarda yorumladılar.)
Âlimlerin, İbrahim Aleyhisselâm’ın delil arama esnasında yıldız, ay ve güneş için: “Bu benim Rabbimdir,” demesi hakkındaki bu tevilleri, İmâm Muhyi’s-Sünneh hazretleri tefsirinin En’âm sûresinde zikretti.

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/83-84.
Mealimi Tenzil (Tefsir-i Bağavî) c. 2, s. 91

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar | Leave a Comment »

İbrahim Aleyhisselâm Süryânice Konuşurdu

Posted by Site - Yönetici Ocak 11, 2012

20İbrahim Aleyhisselâm Süryânice Konuşurdu)

İbrahim Aleyhisselâm Süryânice Konuşurdu

İbrahim Aleyhisselâm, Süryânice konuşuyordu. İsmail Aleyhis¬selâm Arabça konuşuyordu. Birbirlerini anlıyorlardi. Kelimeleri birbirlerine karıştırmıyorlardı.

Kureyşin Kâbeyi bina etmesi.
Kureyş’in Kabe’yi bina etmeleri çok meşhurdur ve orada zikredilen yılan haberi çok yaygındır. (Bilindiği üzere, yüzyıllardan beri devamlı yağmur ve sel sularına karşı koyan Kâbenin duvarları iyice yıpranmış ve yıkılmaya yüz tutmuştu. Bir kadının sıçrattığı bir kıvılcım yüzünden Kâbenin örtüsü ve kapısı yanmıştı. Kabe’yi harabe halden kurtarmak isteyen) Kureyşliler, Kabe’yi yıkıp yerine yeniden bina etmek istiyorlardı. Kureyşliler toplandılar. Kâbeyi yıkmak için yaklaştıklarında yılan onlara mâni oldu. Kureyşliler, Kâbeyi, tamir etmek için yıkamadılar. Bunun üzerine bütün Kureyşliler, toplandılar. Yüksek sesle Allah’a seslendiler:
-“Biz kötülük yapmak istemiyoruz. Biz senin beytini (harabe halden kurtarıp onu eskisi gibi) şerefli bir hale getirmek ve senin beytini süslemek istiyoruz. Eğer sen buna râzî isen. bu yılanı buradan defet. Yok eğer sen buna razı değilsen beytin istediğin halde kalsın,” dediler. Gökte kanat çarpan bir kuşun kanat seslerini işittiler. Büyük bir kuşun kanatlarının sesiydi. Akbaba’dan daha büyük bir kuştu. Sırtı siyah, karnı ve ayakları beyazdı. Kuş gelip pençesini yılanın kafasına attı. Sonra yılanı ta uzunca olan kuyruğu görünesiye kadar Kabe’den çekti. Sonra onu alıp, Ecyâd dağına götürdü.  Bunun  üzerine,  Kureyşliler,  Kabe’yi yıktılar. Kureyşliler, vadilerden omuzlarında taşlar çekerek, Kâbeyi bina ettiler. Ve böylece Kâbeyi yirmi zira kadar yüksekliğe çıkarttılar.

Kaynak : İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 2/58.

Posted in Diger Konular, Güncel, Genel, H.z İbrahim, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar | Leave a Comment »

İSMAİL ve İSHAK ALEYHİSSELAM

Posted by Site - Yönetici Aralık 30, 2009

20120603_194f237-copy

İSMAİL ve İSHAK ALEYHİSSELAM

Hz. İbrahim (a.s)’ın hanımı sare’nin hiç çocugu olmamıştı.Hz Sare bundan dolayı Hacer adındaki cariyesini kocasına bagışladı. Ondan Hz İsmail Aleyhisselam dogdu.

Bu sefer Sare çok üzülüp kederlendi.Cenab-ı Hakk da ona merhamet ve inayet etti.İhtiyarlık çagında,Hz İshak Aleyhisselamı dünyaya getirdi.

Sonra  da Hacer ile oglu İsmail’i kıskandı ve kocası İbrahim Aleyhisselam’a  ‘’ Bu diyardan ırak olsunlar ! ‘’ diye ayak diredi.Hz İbrahim Aleyhisselam çaresiz kaldı. Bunun üzerine Hacer ile İsmail’i aldı ; Mekke’ye götürüp orada bıraktı. Cürhüm kabileleri o vakit Mekke civarındaydılar. Hz İsmail Aleyhisselam onlara yakınlık kurdu ve onlardan kız aldı. On iki çocugu oldu.Bu münasebetle cürhüm kabilelerinden bazıları gelip Mekke’ye yerleşmişlerdir.

Ondan sonra Cenab-ı Hakk’ın emriyle Hz İbrahim Aleyhisselam Mekke’ye gitti ve Hz İsmail Aleyhisselam ile birlikte Ka’be-i Şerif’i yeniden bina ettiler.

İsmail Aleyhisselam, Yemen kabilelerine ve Amalika’ya Peygamber gönderildi. O vakit Amalika kabileleri Arap yarımadasının Şam tarafında otururlardı.

Sonra Hz.İsmail’in ogulları ve torunları çogaldı ve etrafa yayıldı.Nereye vardılarsa galip oldular ve Amalika’yı o topraklardan sürüp çıkardılar.

Hz.İbrahim Aleyhisselam vefat edince yerine Hz.İshak Aleyhisselam geçti. Onun iki oglu oldu.Bunların biri Ays,digeri Ya’kub idi.

Ays amcası İsmail Aleyhisselam’ın kızı ile evlendi ve ondan çok çocugu oldu.Onlar da çogaldılar ve Dimeşk ( Şam ) tarafına sahip oldular.

Hz.Ya’kub Aleyhisselam ise babası H.z İshak Aleyhisselam’ın vefatından sonra Peygamber oldu. Atasının yurdu olan Ken’an ilinde kaldı. Onun da o diyarda çocuk ve torunları çogaldı.

Hz Ya’kub Aleyhisselamı’ın lakabı İsrail idi.Onun için ogullarına ve torunlarına Beni İsrail ( İsrail ogulları ) denir.

Kaynak : Fazilet takvimi 28 Aralık 2009


Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, H.z İsmail, Yorumlar | Etiketler: | 3 Comments »

HAZRETİ İBRAHİM’İN OĞLU İSMAİL’İ KURBAN EDİŞİ

Posted by Site - Yönetici Kasım 15, 2009

HAZRETİ İBRAHİM’İN OĞLU İSMAİL’İ KURBAN EDİŞİ

HAZRETİ İBRAHİM’İN OĞLU İSMAİL’İ KURBAN EDİŞİ

Bu kıssa Kuranı Kerimde Sâffat sûresinde zikredilmiştir. Şöyle ki:

Allâh’ü Teala İbrahim Aleyhisselâm’ı Nemrud’un ateşinden kurtardıktan ve O da Babil’den Şam’a hicret etmeye niyet ettikten sonra şöyle dedi: Ben Rabbime gidiyorum. Yani, Rabbimin bana emrettiği yere, Şam’a gidiyorum. Bu ayet hicrette asıldır ve ilk hicret eden de İbrahim Aleyhisselâm’dır. O, beni yoluna iletir.İbrahim Aleyhisselâm Şam’a ulaştığı zaman mahlukatın rabbine dua etti ve şöyle dedi.Ey Rabbim! Bana Salihlerden (bir oğul) ihsan et.Biz de ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Biz de ona bir oğul hibe ettik. Gelişip büyüdü. Oğlu, (İbrahim’in) yanında koşacak çağa gelince; Yani büyüyüp onunla birlikte ihtiyaçları ve menfaatleri için koşturacak duruma gelince.Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görmekteyim. Yani Allah için kurban ettiğimi görmekteyim.Artık bak, bu konuda ne düşünürsün? dedi. Çocuk da; “Babacığım! Sana ne emredildiyse yap. İnşallah beni (Allâh’ü Teâlâ’nın bu imtihanına) sabredenlerden bulacaksın” dedi. Vakta ki onlar Allah’ın emrine boyun eğerek teslim oldular.

İbrahim Aleyhisselâm oğlunu alnı üzerine yatırdı. Hadise Mina’da vuku bulmuştur. Bıçağı boğazına sürdü. Ama bıçak, kudreti ilâhiyyeden bir mani sebebiyle hiç kesmedi.Biz de ona şöyle seslendik. Ey İbrahim! Gerçekten sen rüyana (emredileni yerine getirmeye azmetmek suretiyle) sadakat gösterdin. Bu sana yeter. Şüphe yok ki Biz emre imtisal etmekle nefislerine iyi davrananları böyle mükafatlandırırız. Muhakkak ki bu, açık bir imtihandı. Ve ona (boğazlamak ve emredilen işi yerine getirmek üzere) büyük bir koçu çocuğun yerine fidye verdik. (Sâffat-99-107)

Bu kurbanlık, Habil’in takdim edip de kendisinden kabul edilen koç idi ve Cebrail Aleyhisselâm Cennetten getirmişti. İbrahim Aleyhisselâm tekbir getirerek onu kesti. (Ruhul Beyan ve Celaleyn)

 KISSANIN TAFSİLİ

Vakta ki İbrahim Aleyhisselâm Allah’ü Teâlâ’dan kendisine salih bir evlat vermesini istedi. Cebrail Aleyhisselâm geldi ve bir oğlan çocuğu olacağını müjdeledi. İbrahim Aleyhisselâm da aşırı sevincinden, onu, Allah rızası için kurban edeceğini nezretti. Sonra İsmail Aleyhisselâm dünyaya geldi. Yedi veya on üç yaşına geldiğinde Halil-İbrahim Aleyhisselâm Celil olan Rabbinin emriyle Hazreti İsmail’in de yardımı ile Kabe’yi bina etti. Kabe’nin inşaası bitince Beyt-i Şerifi haccetti. Hac vazifelerini bitirdikten sonra Zilhiccenin sekizinci gecesi rüyasında:

Rabbin sana şu çocuğu kurban etmeni emrediyor” denildiğini gördü.Sabahleyin tefekkür etti. “Allah’tan mı, yoksa şeytandan mı? diye iyiden iyiye düşündü. Bu güne “Tevriye günü” denildi. Sabahleyin koyunlarının en iyilerinden yüz tane seçti ve onları kurban etti. Bir ateş geldi, onları yok etti. İbrahim Aleyhisselâm da bunların kafi olduğunu zannetti.İkinci gece (dokuzuncu gece) aynı rüyayı tekrar gördü. Bunun Allah’tan olduğunu anladı. Onun için dokuzuncu güne “Arefe” adı verildi. Bu sefer develerinden yüz tanesini seçti ve onları da kurban etti.Üçüncü gece (kurban bayramı gecesi) tekrar aynı rüyayı gördü ve;“İlâhi, benim kurbanım nedir?” dedi. Cenab-ı Hak:“Sevgide bana ortak ettiğin oğlundur,” buyurdu. İbrahim Aleyhisselâm istiğfar ederek uyandı. Oğlunu kesmeye karar verdi. Zilhiccenin onuncu günü olan bu gün “Nahr” kurban kesme günü diye isimlendirildi.

Hazreti İbrahim oğluna şefkat eder vaziyette İsmail Aleyhisselâm’ın annesi Hacer validemizin yanına geldi, dedi ki: “Başını yıka, koku ve yağ sür, en güzel elbiselerini giydir. Onunla koyun gütmeye gitmek istiyorum.”

İbrahim Aleyhisselâm yola çıkarken yanına ip ve bıçak aldı. Kesilecek yere yöneldiklerinde Şeytan İbrahim Aleyhisselâm’ın yanına geldi. Gönlüne fitne ve fesat sokmak istiyordu. Dedi ki:“Bu işte acele etme. Belki Allah bu kesim işinden sizi muaf tutar. Çocuğun boyunu,endamını, sîret ve suretinin güzelliğini görmüyor musun?” İbrahim Aleyhisselâm:“Bu bana Rabbimin emridir. Bu hayırlı bir iştir. Hayırlı iş geciktirilmez,” dedi. Hazreti İbrahim’den ümidini kesen Şeytan İsmail Aleyhisselâm’ın yanına geldi, şöyle dedi: “Sen sevinip duruyorsun. Ama babanın yanında bıçak var. Rabbinin emrettiği zannıyla seni kesmek istiyor.” İsmail Aleyhisselâm şeytana şöyle cevap verdi:“Peygamberlerin vahyinde yalan olmaz. Eğer böyle yapmak isterse dinler ve itaat ederim.” Şeytan başka sözler de söylemek istediğinde İsmail Aleyhisselâm eline taş aldı ve ona attı. Sol gözünü kör etti. Şeytan Aleyhillane eli boş ve üzüntülü olarak oradan kaçtı.Onun içindir ki Hazreti Allah, şeytanı kovmak için taşları atmayı (hacılara şeytan taşlamayı) vacib kıldı.Melun, bundan sonra Hacer validemizin yanına geldi. Çeşitli şekillerde gönlüne vesvese vermek istedi. Onu aldatmaya da muvaffak olamadı. Hayret içinde kaldı ve perişan oldu. Vakta ki Mina’daki kesim yerine ulaştılar. İbrahim Aleyhisselâm oğlunu imtihan için şöyle dedi: “Oğulcağızım! Rüyada seni kesiyor görüyorum. Sen buna ne dersin, nasıl bir reyde bulunursun?” İsmail Aleyhisselâm:

Babacığım! Emr olunduğun şeyi işle, İnşaallah beni sabredenlerden bulursun,” dedi.Kesmeye azmettiğinde İsmail Aleyhisselâm dedi ki:

Babacığım, ellerimi bağla ki hareket etmeyeyim. Yüzümü yere doğru getir ki bana bakıp da merhamete gelmeyesin. Gömleğimi de anneme götür de ona hatıra olsun. Ayrıca ona benden selam söyle ve “Allah’ın emrine sabret” de.”

Sonra kesilmek üzere yatırılan koyun gibi, oğlunu sağ yanı üzerine yatırdı. Ellerini bağladı. Hazreti İsmail kendi kendine düşündü. Dedi ki:

El ve ayaklarımı çöz babacığım. Ta ki Allâh’ü Teâlâ’nın emrini zorla yaptığımız zannedilmesin. Bıçağı da boğazımın üzerine süratle çekmek için koy ki, melekler Allah’ın emrine itaatkar olduğumu bilsin.”

 Sevgilinin eliyle bana zehir sunulsaydı,

Bu zehir onun elinden iyi gelirdi.

Hazreti İsmail elleri ve ayaklarını bağlanmamış vaziyette uzatıverdi. Yüzünü de yere doğru çevirdi. İbrahim Aleyhisselâm bıçağı onun boğazına koydu ve bütün kuvvetiyle çekti.

O anda Hazreti Allah meleklerin gözlerinden perdeyi kaldırdı. Bir de ne görsünler, İbrahim Aleyhisselâm oğlu İsmail’i kurban ediyor. Bu manzarayı görünce hemen secdeye vardılar.

Allâh’ü Teâlâ meleklere buyurdu ki: “Dostum İbrahim’e bakın, benim rızamı kazanmak ve emrimi yerine getirmek için oğlunun boynuna bıçağı nasıl sürüyor ? Halbuki siz:

Yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek bir kavim mi yaratacaksın? Halbuki biz sana hamd etmek suretiyle tesbih ve takdis ediyoruz,” (Bakara-30) demiştiniz.

Rivayete göre;

Hazreti İbrahim bıçağı her çekişinde bıçak tersine, sırtı üstüne döndü ve Allah’ın izniyle kesmedi. İsmail Aleyhisselâm şöyle haykırdı:

Babacığım! Bana olan sevginin şiddetinden dolayı, korktuğum başına geldi. Elinin kuvveti gitti, kesmeye gücün yetmiyor. Babacığım, bıçağını tekrar bile.”

Hazreti İbrahim kayaya dayandı. Bıçağını tekrar biledi. Bıçak sanki bir ateş parçası gibi oldu. Sonra tekrar sürdü. Allah’ın izniyle yine kesmedi. Oğlu:

Sana ne oluyor da tembel davranıyorsun?” dedi.

Bunun üzerine İbrahim Aleyhisselâm öfkelendi ve bıçağı bir taşa vurdu. Taş iki parçaya ayrildi,

Çok acaib bir iş yaptın. Taşı kesiyor, ama et parçasını kesmiyorsun” dedi. Bıçak onun öfkesinden koktu. Allâh’ü Teâlâ’nın kudretiyle konuştu ve şöyle dedi:

Ya İbrahim! Sen “kes” diyorsun, alemlerin İlâhı ise “kesme diyor.” Kendisine şöyle nida edildi:

Ey İbrahim! Gerçekten sen rüyana sadakat gösterdin.”

O anda Allâh’ü Teâlâ Cebrail Aleyhisselâm’a şöyle emretti.

Cennete gir, boynuzlu, alaca bir koç al, İbrahim’e götür ve benim tarafımdan ona de ki:

“Oğlunu sana hibe ettim. Oğlunun yerine şu dağdan inip gelen koçu kurban et.”

Cebrail Aleyhisselâm Cennete girip de koçun boynundan tutuğu vakit bunu görenler İsmail Aleyhisselâm’ın Rabbi yanındaki kerametine, kadrü kıymetine hayret ettiler. Bunun

üzerine Hazreti Allah şöyle buyurdu:

İzzetim ve celalim hakkı için, bütün melekler boyunlarını İsmail’e fidye olarak koysalardı yine de onun “babacığım, sana ne emredildiyse yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın” sözüne mükafat olamazdı.”

Cebrail Aleyhisselâm dünya semasına geldiğinde Hazreti İbrahim’i, oğlunu kesmek için aceleyle bıçağı boynuna çekerken gördü.

Allâh’ü Ekber,” diye tekbir aldı. İbrahim Aleyhisselâm da başını dağa doğru kaldırdığı zaman Mina’ya yakın olan dağdan boynuzlu, alaca bir koçun aşağı doğru yavaş yavaş indiğini gördü. Bunun Allah’tan bir müjde olduğunu anladı ve “Lâ İlâhe illallâhü vallâhü ekber,” dedi. Hamd ve şükür makamında bulunan İsmail Aleyhisselâm da:

Allâh’ü Ekber ve lillâhil hamd,” diye hamd etti. Cebrail Aleyhisselâm Hazreti İbrahim’e:

Şu kurbanlık, oğlun için bir fidyedir, onu değil, bunu kes,” dedi. İbrahim Aleyhisselâm koçu alıp getirmesi için oğlunu gönderdi. Koç kaçtı. Hazreti İsmail takip etti, “birinci cemre” denilen yere kadar çıktı. İsmail Aleyhisselâm yedi adet taş attı ve oradan çevirdi. Koç “ikinci cemre” ye geldi. Orada da yedi taş attı ve çıkardı. Hazreti İbrahim koçu tuttu ve kesti.

Koçun kaçmasının faydası, kurban kesim yerinin izhar edilmesi idi. Bu da Mina mevki idi. Taşların atılması sünnet, teşrik tekbiri vacip olarak kaldı

Tefciruttesnim

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, H.z İbrahim, H.z İsmail, Tavsiyeler, Yorumlar | Etiketler: | 13 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: