Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for the ‘Kimya-i Saadet – İmam Gazali’ Category

CİNSİ ŞEHVET – Cinsi Münasebetin Fayda ve Zararları – Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted by Site - Yönetici Ocak 3, 2017

201cinsi-munasebetin-fayda-ve-zararlari

CİNSİ ŞEHVET – Cinsi Münasebetin Fayda ve Zararları

Cinsi münasebet şehveti iki faydayı sağlaması için sana verilmiştir:

1. FAYDA: Cinsi münasebetin zevkine varmakla, ahiretteki daha büyük zevki hatırlamak ve ona hazırlanmak. Cinsi münasebetin zevki kısa bir süre değil de devamlı olsaydı, bütün zevklerin en kuvvetlisi olurdu. Ahirette ise bu zevk devamlıdır. Herhangi bir şeye teşvik veya herhangi bir şeyden korku insanı saadete ulaştırır. Bu da daha önce zevkine ermek veya acısını tatmakla olur. zevki bilinmeyen şeye fazla rağbet edilmez.

2. FAYDA: Soyun kesilmemesidir.
Cinsi münasebet şehvetinin bu iki faydası vardır. Ancak bu faydaların yanında insanı felakete sürükleyen zararları da vardır. İnsan bu şehvetine hakim olup onu normal durumda tutmazsa hem dünyada hemde ahirette perişan olur.
Ey Rabbim, güç getiremeyeceğimiz şeyleri bize yükleme” ayeti celilesinin yorumunda, güç getiremeyeceğimiz şeyin aşırı şehvet olduğunu söylemiş lerdir.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Allah’ım, gözümün , kulağımın, edep yerimin ve menimin şerrinden sana sığınırım.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Kadınlar şeytan aleti ve vasıtalarıdır.”

Musa (A.S.) bir yerde oturuyordu. Yanına başörtülü birisi geldi. Sonra başörtüsünü çıkarıp yere koydu ve Musa (A.S.)’a selam verdi. Musa (A.S.) sordu:
“Sen kimsin?” karşısındaki:
“Ben İblisim” dedi.
Musa: “Sana selam yok. Buraya niçin geldin?”
İblis : “Senin Allah katındaki mevkini bildiğim için sana selam vermeye geldim.”
Musa (A.S.): “Başındaki şey nedir?”
İblis : “Burnuştur (Bir nevi baş örtüsü). Bununla insanları kendime çeker sonra da kalblerine girerim.”
Musa (A.S.): “Ne zaman insanlara galip gelirsin.”
İblis : ” İnsan kendini beğendiği Allah için yaptıklarını çok gördüğü ve günahlarını unuttuğu zaman ona galip gelirim. Ey Musa! Üç şeyten sakın:
a) Mahremin olmayan kadınla bir arada bulunma. Zira ikisinden baş ka üçüncü kişi ben olur ve onları aldatırım.
b) Yapamayacağın şeyi söz verme, verdiğin sözde de dur.
c) Ayırdığın sadakayı bekletmeden ver. Şayet hemen vermezsen ben araya girer, verilmesine engel olurum.” dedi. Sonra da “Eyvah Musa (A.S.) insanları nelerden koruyacağını öğrendi.” diye feryat etti.

Bir büyüğümüze göre şeytan kadına şöyle der:
“Benim kuvvetimin yarısı senden meydana gelmiştir. Sen tam hedefe varan ok gibisin. Benim mahrem yerim ve ihtiyaç anında elçim sensin.” Şeytanın ordusunun yarısı öfke ve kin, diğer yarısı da şehvettir. Şehvetlerin en büyüğü ise kadın şehvetidir.
Bu şehvetin de diğer şehvetler gibi aşırı tarafı ve orta derecesi vardır.
Aşırı tarafı aklı yener, insanın düşünce ve yakınlığını kadınlara sarfettirir.
Bu derecede şehvetinin esiri olanlar ahiret yolunu kaybeder, dinlerini unuturlar. Artık fahişeler peşinde koşmaktan başka bir şey düşünmezler.

Bu aşırı şehvet bazılarını çok kötü iki yola sevk eder:
1- Fazla münasebette bulunabilmek için şehveti artıcı şeyler kullanmak. Çok yemek yemek için iştah ve sindirme ilaçları kullanmak gibi. Fazla yemek ve münasebet şehveti hastalıktır. Zevki, bu hastalığı arttırmakta değil, bundan kurtulmakla olur.
Bir hadis te rivayet edildiğine göre,
Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Cebrail’e münasebet zafiyetimden şikayet ettim. O da bana Herise (keş kek) yememi tavsiye etti.”
Bana göre şehevi arzusu için değil, dokuz eşinin hakkını ödemek için bu kuvvet talebinde bulunmuştur. Peygamber efendimizin dokuz eşi vardı.
Bunların hakkını ödemek kendisine borç idi. Onları boşasaydı baş kalariyle evlenmeleri yasak ve haramdı. Zira onlar mü’minlerin anneleri idiler.

2- Bir zarar da bu şehvetin insanı aşk sapıklıklarına sürüklemesidir. Bu ise en büyük akılsızlıktır. Hatta hayvandan bile daha aşağı olmaktır. Zira aşık, şehvetinin tatmini ile yetinmez. Aşk, şehvetlerin en çirkini ve en çok utanılacak olanıdır. Ona göre şehvetini teskin etmenin tek yeri maşukudur.
Oysa hayvan böyle değildir. Bir yerde şehveti teskin olunca artık dinlenir.
Ama aşık maşukundan başka bir şey düşünmez. Ona adeta tapar ve onun için her zillete katlanır. Aklını da şehvetinin hizmetine verir. Oysa akıl şehvete hizmet etmek için değil, şehvetin kendisine hizmet etmesi için yaratılmıştır.

Aşk, şehvetin en aşırı durumudur. Buna düşmemek için kadınlara bakmaktan veya onları düşünmekten kendini alıkoymak gerekir.
Başlangıçta bunlardan kaçınılmazsa, tutulduktan sonra vazgeçmek, yerleşmiş olan aşkı söküp atmak zor olur. Kadına karşı duyulan aşkta durum böyle olduğu gibi, mal ve mevkiye karşı duyulan aşk için de durum aynıdır. Tamamiyle tutulduktan sonra ayrılmak zordur. Bazı kimseler bu durumlara düşmüş dünya ve ahirette perişan olmuşlardır.

İlk başlangıçta aşkın hücumuna karşı koyan kimse, ilk dönemeçte şahlanmak üzere olan atın dizginini çeken biniciye benzer. Eğer ilk etapta dizgini çekmezse atı şahlanıp onu parçalayabilir. Onun için ilk başta, iş işten geçmeden ihtiyatlı davranmak gerekir. İş işten geçtikten sonra ise çok çetin mücadele etmek gerekir. İnsanı ölüme kadar götürebilir.

Şehvetin bir de iktidarsız olmak veya hiç evlenmemek gibi geri derecesi vardır ki o da kötüdür. Makbul olan orta derecede olmak akıl ve şeriata uygun hareket etmektir. Şehvette aşırıya kaçan hemen evlensin veya oruç tutsun.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Ey gençler, evleniniz. Evlenmeğe gücü yetmeyenler ise oruç tutsunlar. Zira oruç şehveti kırar.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslama Göre Cinsel Hayat | Etiketler: , | Leave a Comment »

EVLİLİKTEN KAÇINMAK – Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted by Site - Yönetici Ocak 2, 2017

evlilikten-kacinmak-kimyay-i-saadet-imam-gazaliosmanli-da-en-ilginc-evlilik-yontemi-1596803-copy

EVLİLİKTEN KAÇINMAK

İlk zamanlar mürit evlenmekten kaçınmalıdır. Zira evlenme işi müridi yolundan alıkoyabilecek bir uğraşıdır. Evlenmek müridi kadınla ilgilenmeye sevkeder ve ona yaklaştırır. Oysa Allah’tan başkasına yaklaşan kimse Allah’tan ayrı düşer ve Allah’la beraber olmaya vakit bulamaz.
Peygamberimizin eşlerinin çokluğu müridi aldatmasın. Zira onun kalbini hiçbir şey Allah’tan uzaklaştıramadı. Bir hükümdar ile bir demirci arasında fark vardır.

Ebu Süleyman-i Darrani diyor ki:
Evlenen, dünyaya meyletmiş sayılır. Evlenen hiçbir müridi eskisi gibi bulamadım.

Peygamber ile başkası karşılaştırılamaz. Onun Yüce Allah’ın sevgi deryasına dalışı öyle kuvvetlidir ki, ruhunu yakıp kavuran bu sevginin vücuduna geçme tehlikesi vardı. Bunun için Hz. Aişe’ye (R.Anha) dokunarak “Benimle konuş ey Ayşe” derdi. Gayesi, içinde bulunduğu duruma vücudunun dayanamayacağını anladığı için Aişe (R. Anha) ile meşgul olmaktı. Onun asıl tabiatı. Allah ile yakın olmaktır. İnsanlarla yakınlaşması geçicidir. Zayıf olan bir insan kendisine bu açıdan bakarsa aldanır. Zira Peygamberimizin işlerindeki sırları anlatmaktan akıllar acizdir.

Mürid için gerekli olan, marifette kuvvetleninceye dek eğer şehvetine hakim olabiliyorsa evlenmemektir. Şehvetini yenmiyorsa devamlı oruç tutmalı, uzun açlık çekmelidir. Eğer bununla da şehvetine hakim olamazsa, mesela zina etmese bile gözünü mahremden alıkoyamazsa, evlenmesi daha uygun olur. Zira gözünü koruyamayan kimse, düşüncesini de koruyamaz.
Kafası oraya takılır ve Allah korusun felakete düşer. Esasen göz zinası, küçük günahlar serisinin hatırı sayılır bir halkasıdır. Gözünü koruyamayan kimse, kendisini de koruyamaz.

İsa (A.S.) buyuruyor ki:
Sakın namahreme bakmayın. Zira o bakış kalbe şehvet tohumunu eker. Bu da fitne için yeterlidir.

Said b. Cübeyr diyor ki:
Yahya (A.S.) a “Zinanın başlangıcı nedir?” diye sordular, şu cevabı verdi:
Bakmak ve düşünmektir.” Fudeyl diyor ki: “Şeytan; O bakış benim ok ve yayımdır. Onunla daima hedefe vururum demiş .”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Bakmak şeytanın zehirli oklarından biridir. Kim Allah’tan korktuğu için namahreme bakmazsa, Yüce Allah onun kalbine zevk duyacağı bir iman yerleştirir.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Erkeklere kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Dünyadan bilhassa kadınların fitnesinden sakınınız. Zira İsrailoğullarına ilk fitne kadınlardan geldi.”

Yüce Allah buyuruyor ki:
Müslüman (erkeklere) söyle gözlerini harama kapasınlar.
NUR SURESİ, Ayet : 30

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Her insan oğlunun zinadan nasibi vardır. Gözler zina eder; gözlerin zinası bakmaktır. Eller zina eder; ellerin zinası ellemektir. Ayaklar zina eder; ayakların zinası yürümektir. Ağız zina eder; onun zinası da öpmektir. Kalb de arzu eder veya umar. Cinsi uzuvlar ise ya tasdik veya tekzip eder.”

Peygamberimizin (S.A.S.) muhterem eşleri Ümmü Seleme (R.A.) diyor ki:
“Bir gün gözleri görmeyen ibni Ümmü Mektum, Peygamberin yanına girmek için izin istedi. Ben ve diğer eşi Meymune oradaydık. Peygamber efendimiz bize,
“Çekilin ve saklanın” buyurdu. Biz: “Bu adamın gözleri görmüyor. Niçin çekilelim?” dediğimizde Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“O görmüyorsa siz de mi görmüyorsunuz?”

Açıkça görüldüğü gibi kadınların gözleri görmeyen erkeklerle bile bir arada bulunmaları caiz değildir. Bir kadının yabancı kör bir erkekle bir arada bulunup ona bakması haramdır. Ancak ihtiyaç halinde kadın yabancı erkeklerle bir arada bulunup konuşabilir.
Gözlerini kadından koruyup parlak oğlanlardan koruyamamanın günahı sizi büyülüyor. Böyle kimselerin evlenmeleri gerekir. Zira çocukların fitnesi kadınlarınkinden daha fazladır. İnsan beğendiği bir kadınla evlenip kendisine helal edebilir, ama erkek çocuk için böyle bir şey mümkün değildir. Dolaysıyla erkek çocuğa şehvetle bakmak büyük günahlardandır.
Genç çocuğa bakmanın haramlığı ölçüsü, gence bakarken, şehvet duyup rahatlamaktır. Bu hissi duyanların erkek çocuklara bakması haramdır. Eğer çocuğa bakarken bir akarsuyu, yeşilliği, çiçeği veya tabiattan daha başka bir şey seyrettiği zamanki rahatlığı
duyuyorsa, o zaman bakmanın zararı yoktur. Zira insanda bu saydıklarımızda birleşme arzusu olamaz. Gül ve çiçek ne kadar güzel olursa olsun, onu öpüp okşama arzusu duyulmaz.

Gençlere bakmaktaki şehvet ölçüsü, öpme ve okşama arzusunun
doğmasıdır.
Müridlerden biri diyor ki:
“Müridliğe başladığım ilk sıralarda bir türlü şehvetime hakim olamıyordum.
Beni kurtarması için Yüce Allah’a çok yalvardım. Bir gece rüyamda bir adam gördüm. Hâlimi sordu. Ben de durumumu anlattım. Elini göğsüme koydu. Uyandığımda şehvetin benden gittiğini gördüm. Aradan bir yıl geçti.
Yine eski durumuma döndüm. Tekrar Allah’a yalvardım. Rüyamda aynı şahsı gördüm. Bu kez boynumu vurdu. Uyandığımda şehvetim yok olmuştu. Bir yıl sonra şehvetim yine meydana çıktı. Bu kez de Allah’a yalvardım ve rüyamda aynı adamı gördüm. Adam bana şöyle dedi: “Yüce Allah ‘ın senden kalkmasını istemediği şehvetin kalkması için neden ısrar ediyorsun?” Bu rüyadan sonra evlendim. Hem şehvetim durgunlaştı, hemde çocuklarım oldu.”

Evlenme ihtiyacını duyan mürid, evlenirken ve evlilik halinde müridliğin şartlarını terketmemelidir. İyi niyetle evlenmeli, güzel ahlaka sahip olmalı, kadının haklarını yerine getirmelidir. İyi niyet sahibi olmasının delili, zenginleri aramadan, dindar ve yoksul birisiyle evlenmektir.

Büyüklerden biri diyor ki:
“Zengin kadınla evlenen erkek beş sıkıntı ile karşılaşır:
1- Nikah parası çok olur.
2- Evlenme sürümcemede kalır.
3- Kadın kocasına hizmet etmez.
4- Zengin kadın çok nafaka ister.
5- Boşanmak icap ettiği zaman, mal düşüncesiyle boşayamaz.”

Yoksul ve dindar bir kadında yukarıda saydıklarımızdan hiçbiri bulunmaz.

Büyüklerden biri diyor ki:
“Dört hususta kadının erkekten düşük olması daha uygundur.
1- Yaş .
2- Boy.
3- Mal.
4- As alet .
Aks i takdirde kadın erkeği hor görür.

Dört hususta da kadın erkekten üstün olmalıdır:
1- Güzellik.
2- Terbiye.
3- Güzel ahlak.
4- Şüpheden sakınmak.”

Erkek evlendiği kadının fiziki kusurlarını görmemezlikten gelmelidir.
Müridlerden biri güzel bir kadınla evlendi. Tam zifafa girecekleri sırada kadının vücudunda siyah sivilceler meydana geldi. Kadının akrabaları “Kızımızı sevmiyecek” diye üzüldüler. Bunu farkeden mürid, onları üzüntülerinden kurtarmak için gözleri kör olmuş gibi kendini gösterdi.
Kadınla yirmi yıl yaşadı ve bu süre zarfında gözlerinin gördüğünü söylemedi. Kadın öldükten sonra gözlerini açtı.
“Niçin böyle yaptın?” diyenlere şöyle dedi:
“Akrabalarının üzüntülerini gidermek için böyle davrandım.” Arkadaşları:
“Bu güzel ahlakınla bizi geçtin” dediler.

Sofilerden biri kötü huylu bir kadınla evlenir ve eziyetlerine sabreder.
Arkadaşları: “Niçin kahrını çekiyorsun? Boşa gitsin” derler. Şu cevabı verir: “Kötülüğüne dayanamayacak birisinin onu alıp çok zahmet çekmesinden korktuğum için onu boşamıyorum.”

Bütün bunları eğer evlenmesi gerekiyorsa müridin karısına karşı nasıl davranması gerektiğini anlatmak için yazdık. Mürid eğer Allah’a yakınlığı bekarlıkta buluyorsa ve şehvet ine hakim olabiliyorsa evlenmemesi uygundur. Ama eğer şehvetine hakim olamıyorsa evlenmesi daha iyidir.

Şehvet hastalığının üç çeşit tedavisi vardır:
a) Açlık (oruç tutmak).
b) Namahreme (evlenebileceği kadına) bakmamak.
c) Kalbi başka bir düşünce ile meşgul etmek.
Bu üç şey de fayda etmezse o zaman hemen evlenmek gerek. Onun için eski adamlar böyle durumlarda hemen evlenir ve çocuklarını da erkenden evlendirirlerdi.

Abdullah b. Vedaa diyor ki:
“Said b. Müseyyebin sohbetlerine katılırdım. Ailem öldüğü için bir süre yanına gitmedim. Sonra gittiğimde:
“Nerede kaldın?” diye sordu. Ben de:
“Ailem öldü. Defin ve matem ile meşguldüm. Onun için gelemedim.” dedim.
“Bize haber verseydin biz de cenazeye gelirdi.” dedi. Bir süre oturdum, sonra kalkmak istedim. Sordu:
“Kendine bir eş buldun mu?”
“Cebimde iki-üç dirhem para var. Bana kim kadın verir?” dedim.
“Ben kısımı sana veririm” dedi.
“Ciddi mi sölüyorsun?” dedim.
“Evet , ciddi söylüyorum” dedi. Yüce Allah’a hamdü sena etti ve
Peygambere selatü selam getirdi. İki-üç dirhemle kızını bana nikahladı. Oradan sevinç içinde ayrıldım. Ne yapacağımı bilemiyordum. Eve geldim.
Düğün için kimden borç alabileceğimi düşünmeye başladım. Oruçlu idim.
Akşam oldu. Namazımı kıldım, lambamı yaktım ve iftara oturdum. Yemeğim biraz pekmezle bir miktar zeytinyağı idi. Tam bu sırada kapı çalındı. “Kim o” diye seslendim. “Ben Said” dedi. Bütün Saidleri düşündüm, fakat hangisi olabileceğini anlayamadım. Hele kayınpederim Said b. Müseyyeb.
“Bir şey mi oldu efendim? Haber verseydiniz hemen gelirdim” dedim.
“Hayır, senin ayağına gelmek daha iyidir” dedi. Ben: “Emirleriniz nedir efendim?” dedim. “Bekar bir adamsın. Bu gece yalnız kalmanı iyi bulmadım.
İşte sana aileni getirdim” dedi ve kendi boyunda olan kızıyla içeri girdi.
Kadın utancından yıkılıyordu. Yardım edip içeri aldım. Fakat görünmesin diye hemen ekmek ve zeytinyağını karanlığa koydum. Sonra çıkıp komşuları çağırdım, kendilerine durumu anlattım. Annem de geldi. Herkes Said’in kızını bana vermesine hayret ediyordu. Annem üç gün kızı yanına aldı.
Sonra gerdeğe girdim. Kız çok güzel, dini çok iyi bilen ve koca haklarını gözeten bir kadındı. Tam bir ay Said’in yanına gidemedim. O da gelmedi.
Bir aydan sonra ziyaretine gittim. Etrafında kalabalık bir dinleyici topluluğu vardı. Selam verdim. Selamımı aldı ve oturdum. Herkes gittikten sonra bana dönüp kızının durumunu sordu. Çok iyi olduğunu söyledim.
Eğer sana itaatsizlik yaparsa sopaya sarıl dedi. Nihayet müsaade alıp evime döndüm. Arkamdan yirmi bin dirhem para gönderdi.”

Abdullah b. Süleyman diyor ki:
Said’in kızını hemen o gece getirmesi, damadını şehvet gailesinden kurtarmak içindi. Şehvet ateşi nikah suyu ile hemen söndürülmelidir.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

GÖZ İLE CİNSİ MÜNASEBET ŞEHVETLERİNE UYMAMANIN ÜSTÜNLÜĞÜ

Posted by Site - Yönetici Aralık 19, 2016

goz-zinasi-nedir-ne-kadar-gunahtir-goz-zinasiislama-gore-iliskicinsi-munasebetzinakadina-bakmak

GÖZ İLE CİNSİ MÜNASEBET ŞEHVETLERİNE UYMAMANIN ÜSTÜNLÜĞÜ

Şehvetlerin en büyüğü cinsi münasebette bulunma şehvetidir.
Bu şehvet kabardığı zaman isyan akıl zincirini kırar ve isyan eder. Neticesi çirkin olup duyulması halinde insan rezil ve perişan olmaktan korkar.
Genellikle insanların buna yaklaşmaması ve acizliklerinden, ya korkularından ya utanmalarından ya da kalb ve vücutlarını korumak içindir. Zira bütün bunlar nefsin bir arzusunu diğer bir arzusuna tercihten ibarettir. Bununla beraber hangi sebepten dolayı olursa olsun kötülükten kaçınmakta fayda vardır.

Yukarıda saydığımız engellerin faydaları açıktır. İnsanı günahtan korur. Hangi sebepten olursa olsun zinayı terketmekle insan günahtan kurtulmuş olur. Ancak asıl fazilet ve büyük mükafat , maddi şartlar müsait olduğu halde sadece Allah korkusundan dolayı günahlardan vazgeçmektir.
Hele bütün şartlar uygun olup da şehvet galeyana geldiği sırada sadece Allah korkusu yüzünden zinadan kaçınmak, en büyük fazilet ve en büyük derecedir. Bu derece sıddıkların dereces idir.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Aşık olduğu halde utandığı için bunu gizliyen ve arkasından bu yüzden ölen kimse şehittir.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Kıyamet günü yedi gurup kimse, arşın gölgesi altında olacaklardır. Bu yedi guruptan birisi de genç, asil ve mevki sahibi bir kadının zina davetini,”Ben Allah’tan korkarım” diyerek reddeden kimsedir.”

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Yusuf’un bütün imkanlar mevcut iken Zeliha’ya yaklaşmamasını övmekte ve şehvet hususunda şeytan ile yapılan bu mücadeleyi herkes için örnek teşkil etmiştir.

Çok yakışıklı bir delikanlı olduğu söylenen Süleyman b. Yesar diyor ki:
“Bir gün hanımın biri yanıma gelip yakınlık istedi. Kadını reddettim ve ondan uzaklaştım. O gece rüyamda Yusuf’u (A.S.) gördüm. Ben kendisine “Sen Yusuf musun?” diye sordum. O da: “Evet , ben azmeden Yusuf, sen de azmetmeyen Süleymansın” dedi.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Bir zamanlar üç arkadaş yola çıktılar. Akşam oldu, bir mağaraya girdiler.
Mağaranın ağzına bir taş düştü çıkış yolunu kapadı. İçerde kalan üç arkadaş kendi aralarında “Yapmış olduğumuz iyi amellerle Yüce Allah’a yalvarmaktan başka hiçbir kuvvet bizi buradan çıkaramaz, dediler ve birincisi dua etmeye başladı:
“Allahım, bilirsin çok yaşlı bir anne ve babam vardı. Akşamları onların yemeğini yedirip ihtiyaçlarını görmeden önce hiç kimseye bakmazdım. Bir akşam ot ve ağaç toplamak için gittiğim merada geciktim. Vaktinde yetişemediğim için onlar uyuya kalmışlardı.
Akşam içecekleri sütü sağdım.
Onları uyur bulduğum için onlardan önce ailemin diğer fertlerine yedirmeği uygun bulmadım. Elimde sütleri baş uçlarına sabaha kadar bekledim. Oysa çocuklar ayaklarıma dolanıp süt istiyorlardı. Sabah olunca ana-babam uyandılar, sütlerini içirdim sonra diğer işlerime baktım. Allahım, bunu senin rızan (hoş nutluğun) için yaptım. Şayet rızana uygun düştüyse bizi bu taştan kurtar.” dedi. O anda taş biraz kaydı ve bir ışık deliği açıldı.
Ancak çıkmak için yeterli değildi.

İkincisi:
Allahım, amcamın çok sevdiğim bir kızı vardı. Onunla münasebet kurmak istedim fakat kabul etmedi. Bir yıllık kıtlık olup darda kalınca bana geldi.
Ben de bana teslim olması şartıyle yüzyirmi altın verdim. Tam temasa geçeceğim sırada: “Allah’tan kork, nikahsız olarak mührü bozma” dedi. Bu sözü üzerine ben de çok sevdiğim halde ona yaklaşmaktan vazgeçtim. Allah ‘ım bunu senin rızan için yaptım. Eğer rızana uygun ise bizi burdan kurtar.” dedi. Taş biraz daha açıldı fakat yine açıklık çıkmaları için yeterli değildi.

Üçüncüsü:
“Allahım ben ücretli işçi çalıştırır ve ücretlerini öderdim. Ancak bir tanesi ücretini azımsayıp almadı. Ben de onun parasını değerlendirdim onun namına çoğaldı. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra adam geldi ve hakkını istedi. ben de: “İşte şu gördüğün deve, inek, koyun ve köleler senindir. Al götür.” dedim. Adam inanmadı “Benimle alaymı ediyorsun. Hakkımı ver” dedi. Ben “Hayır alay etmiyorum. Bu mallar senin yevmiyenden meydana gelmiştir. Al götür” dedim. Adam da hepsini alıp götürdü. Allahım bu işi rızan için yaptım. Eğer rızana uygun düştüyse bizi buradan kurtar” dedi ve taş kayıp açıldı. Onlar da çıkıp yollarına devam
ettiler.”

Ebu b. Abdullah diyor ki:
“Bir kasap komşusunun cariyesine aşık olmuştu. Bir gün cariyeyi köye birinin evine gönderdiler. Kasap cariyenin arkasından gidip uygun bir yerde ona sarıldı. Cariye: “Senin beni sevmenden daha çok ben seni seviyorum. Fakat Allah’tan korkuyorum.” dedi.
Kasap:
“Sen Allah’tan korkuyorsun da ben niçin korkmayayım” dedi ve tövbe edip geri döndü. Yolda bayılacak derecede susadı. O sırada bir peygamberlerin elçisine rastladı ve ciğerlerinin hararetten yanmakta olduğunu söyledi. Elçi “Gel dua edelim. Belki bir parça bulut gelir de gideceğimiz yere kadar başımızın üzerinde gölge olur.” dedi. Kasap: “Benim makbule geçecek bir ibadetim yok. Sen dua et ben de amin derim” dedi. Öyle yaptılar ki bulut geldi yollarının sonuna kadar onları güneşten korudu. Ayrıldıkları sırada
bulut kasabın gittiği tarafa yöneldi. Elçi kasaba: “Hani taatim yok diyordun. Oysa senin taatin varmış . Çünkü bulut seninle geliyor. Bunun hikmeti nedir bana anlat” dedi. Kasap durumunu anlatınca elçi şöyle dedi:
“Kabul edilen tövbenin derecesi her mevkiden üstündür.”

Ahmet Ebu Said diyor ki:
“Kufe de yanımızda yakışıklı bir genç vardı. Beş vakit namazını camide kılar, ibadetini ihmal etmezdi. Güzel bir kadın bu gence aşık oldu. Bir gün camiye giden gencin yoluna çıkar:
Sana söyleyeceklerim var. Dinle sonra git” der. Genç dinlemez Camiye gider. Camiden dönerken kadın yine yoluna çıkar. “Sana söyleyeceklerim var, beni dinle” der. Delikanlı: “Seninle konuşmam şüphe uyandırır. Böyle işlerden hoşlanmam der.” Kadın: “Ben seni biliyorum. Fakat seni seviyorum. İkimizi de Allah’a havale ediyorum.” dedi. Genç eve dönünce namaz kılamadı. Oturup kadına Allah’a dönmesi için mektup yazdı. Kadın ölünceye kadar ibadete devam etti.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

DİLİN ZARARLARI

Posted by Site - Yönetici Aralık 10, 2016

kimyay-i-saadet-imam-gazalidilin-zararlaridil-yanmasina-ne-iyi-gelir-1-copy

DİLİN ZARARLARI

Dil, Yüce Allah’ın büyük hizmet lerinden ve akıl almaz ince sanatının en önemlilerinden biridir. Dilin kendisi küçük, fakat itaat veya isyanı büyüktür. Zira kulun şehadet ve küfrü ancak dilinin söylemes inden anlaşılır. Küfür insanın, iman ise taatin son haddidir.

Dil görünüşte bir et parçasıdır, fakat aslında var olan her şey, hatta var olmayan şeyler bile dilin tasarrufu altındadır. Zira hem varlık, hem de yokluk onunla ifade edilir. Dil, belki aklın tercümanıdır. Her şey ise aklın içindedir. Akla veya hayale gelen şeyi dil söyler. Diğer organların bu kadar geniş kapsamlı görevleri yoktur. Mesela göz yalnız renk veya şekilleri görür. Kulak ses duyar, el dokunur. Bunlar gibi diğer organların da ancak birer ödevleri vardır. Oysa dilin bütün organlarla ilgisi vardır.

Dil kalbin karşıtı olduğu gibi aynı zamanda kalbe etki eden bir organdır.
Mesela dil yalvarıp ağlama – sızlama sesleri meydana gelir, şehvet kamçılanır. Bunun gibi dilin söylediği her söze uygun olarak kalbte bir sıfat meydana gelir. Kötü söylerse kararır, doğru ve iyi şeyler söylerse parlar. Yalan, eğri – büğrü söylerse kalb de eğri olur ve artık hiçbir şeyi doğru olarak görmez. Bu dünyada doğruyu görmeyip eğri – büğrü görenler ahirette de Yüce Allah ‘ı olduğu gibi görmenin zevkinden mahrum kalacaklardır.

Dilin sahası geniştir. – insanı hem iyiliğe, hem de kötülüğe götüren bir araçtır -. Şeytan, diline sahip olmayanı istediği sahada oynatır. Onu uçuruma yuvarlayarak mahvolmasına yol açar. İnsan dilin kötülüklerinden ancak, ona şeriatın dizginlerini takmakla kurtulabilir.

Dili hangi konularda salıvermenin iyi veya kötü olduğunu bilmek ve istenilen şekilde kullanmak zordur. İnsana en çok karşı koyan organı, dildir. Zira dil istediği tarafa gider, onu sallamakta bir zorluk yoktur.

İnsanlar dilin felaket ve zararlarından ürkmez olmuşlar. Çünkü dil, şeytanın en büyük silahıdır. Biz bundan sonraki konularımızda dil ile ilgili her şeyi genişçe izah edeceğiz.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

KADINLARA BAKMANIN ZARARI

Posted by Site - Yönetici Aralık 8, 2016

kadinlara-bakmanin-zararlari

KADINLARA BAKMANIN ZARARI

Gözü korumakta çok önemlidir. Zira göz zinanın başlangıcıdır. “Bakmakla ne olur?” diye aldırış etmemek, büyük tehlikeler doğurur.
Kadının örtüsüne bile bakmak caiz değildir. Zira muhakkak ondan kalbe arzu ve şehvet düşer.”
Esasen kadınların elbisesine bakmaktan, güzel kokularını koklamaktan ve seslerini dinlemekten kaçınmak farzdır. Hatta güzel kadınların bulunduğu yerden bile geçmekten sakınmak gerekir. Zira nefsi uyandırır, kalbe bozuk fikirlerin girmesine sebep olur.

Kadınların da güzel erkeklere bakmaktan kaçınmaları gerekir. İster kadının erkeğe, ister erkeğin kadına şehvetle bakması haramdır. Şehvetle elbiseye bakmak bile haramdır. Ama tesadüfen göze ilişirse haram olmaz. Fakat gözüne hakim olup fazla bakmamak gerekir. İlk defa göz iliştikten sonra gözünü ayırmamak veya ikinci defa bakmak haramdır.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Kasıtsız olan ilk bakış senindir. (Mesuliyet yoktur.) Ama ikincisi senin aleyhinedir. (Mesuliyet vardır.)”

Tesadüfen bir kere bakan, ikinci kez bakmaktan kendini korumalı, bakmayı istememeli ve bakmak arzusunu kalbinde bulundurmalıdır.

Toplantılarda, misafirliklerde ve diğer toplantı yerlerinde arada perde bulunmaması kadar büyük bir fesad yoktur. Kadınların örtülü ve peçeli olması yetmez. Zira beyaz renkli örtü ve peçe de şehveti tahrik eder. Bazen peçeli iken daha da güzel görülebilir. O halde kadınların beyaz peçe ve yaşmak bağlayarak süslenip püslenip dışarı çıkmaları haramdır. Bunu yapan kadın asi olur. Kadının bu haline ses çıkarmayan kocası, babası ve kardeşi de bu günahına ortak olurlar.

Hiçbir erkeğin şehvet kasdıyla kadın elbisesi giymesi veya ellemesi caiz değildir. Yine yabancı kadına çiçek, elma gibi güzel şeyler vermek veya almak, onlarla yumuşak ve tatlı konuşmak caiz değildir. Kadın ve kızların da erkeklerle yumuşak ve tatlı konuşmaları caiz değildir.

Yüce Allah buyuruyor ki:
Kadınlarla yumuşak ve tatlı konuşmayınız. Kalbinde hastalık olan tama eder.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Erkeklerle güzel sesle konuşmayınız.”

Kasten kadın ve kızların su içtikleri bardağın dudaklarının değdiği yerinden su içmek doğru değildir. Kadınların dişlediği yerden meyveyi yemek te böyledir.

Hakem der ki:
Ebu Eyyub-i Ensari’nin ailesi, Peygamberin önünden kaldırdıkları yemek kaplarının, peygamberin elinin ve ağzının değdiği yerlerini teberrük niyetiyle yalar ve gözlerini sürerlerdi.” Bunu sevap kazanmak için yaparlardı. Şehvetle bunu yapmak şüphesiz ki haramdır.

Hiçbir şey, kadınlarla ilgili olan işlerden kaçınmak kadar önemli değildir.
Yolda karşılaşılan kadın veya oğlana bakmak için şeytan zorlar. Şeytanla münakaşa edip: “Niçin bakayım. Eğer çirkin ise mahcup olur günah işlerim.
Zira güzel olmasını isterim. Güzel ise günaha girmiş olurum. Günah, hasret bende kalır, o gider. Arkasından gidersem dilimi ve ömrümü harcamış olurum. Bununla beraber belki de gayeye kavuşamam” demelidir.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Birisi bir kadına rastlar ve şeytan, şehvetini tahrik ederse evine gitsin ve eşiyle sohbet etsin (ilişkide bulunsun). Zira o yabancı kadında olan, kendi eşinde de vardır.”

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

FAZLA KONUŞMAK

Posted by Site - Yönetici Kasım 27, 2016

fazla-konusmak

FAZLA KONUŞMAK

Boş ve gereksiz şeylerden söz etmek veya gerekli işlerde haddinden çok konuşmak fazla konuşmaktır. Zira maksadını kısa cümlelerle anlatmak mümkün iken onu uzun cümlelerle ve tekrar tekrar izah etmek yersizdir.
Bir kelime veya cümle ile ifade edilebilecek şey, iki kelime veya cümle ile ifade edilirse bu ikincileri fazla olur. bu fazla konuşma günah ve zarara sebep olduğundan yukarıda anlattığımız nedenlerden dolayı hoş karşılanmaz.

Sahabeden biri diyor ki:
Bazen benden öyle şeyler sorulur ki, sıcaktan kavrulan adamın soğuk suya doyduğu hevesden daha büyük bir hevesle bu soruyu cevaplandırmak isterim. Fakat fazla konuşma olur korkusuyla bu arzumu yerine getirme, soruyu cevaplandırmam.”

Gereksiz sözlerin hepsini belirtmek zordur. Ancak önemli olanları Kur’an-ı Kerim de anlatılmıştır.
Yüce Allah buyuruyor ki:
“Sadaka vermeyi, iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi emretmelerinden başka onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur.
Kim Allah ‘ın rızasını arayarak böyle yaparsa (Sadaka vermeyi, iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi emrederse) ona çok büyük bir mükafat vereceğiz.”
NİSA SURESİ, Ayet : 114

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Sözünün fazlasını tutmuş ve malının fazlasını harcamış kimseye müjdeler olsun.”
İnsanlar tamamen bunun tersini yaparlar. Mallarının fazlasını tutup dillerini alabildiğine salarlar.

Mitras ‘ın babası Abdullah diyor ki:
“Amir oğullarından birkaç kişi Resulü Ekrem’in huzuruna çıktılar: “Sen bizim atamızsın, efendimizsin, en büyüğümüzsün, şöylesin, böylesin” diye övgülere başladılar.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Söylediğinizi söyleyin, şeytan sizi şaşırtıp durmasın.”
Dil doğruyu bile olsa övmeye başlayınca, şeytan onu heves lendirip aşırıya gitmesine sebep olabilir.

İbn-i Mesud diyor ki:
Gereksiz konuşmalardan sakının. İhtiyaç kadarınca konuşmakla yetinin.”

Rivayete göre Süleyman (A.S.) ifritlerden birini bir yere gönderdi.
Arkasına da başka bir ifrit taktırıp “Bak bakalım ne yapıyor” dedi. Takipçi gelip: “Sokakta önce başını göklere kaldırıyor. Sonra da insanlara bakıp sallıyor” dedi. İfrit dönünce Süleyman (A.S.):
Niçin öyle yaptın?” diye sordu. İfrit şöyle dedi:
İnsanların başları üzerinde bulunan meleklerin nasıl süratli yazı yazdıklarına ve altlarında bulunan insanların süratli temayüllerine şaştım, onun için kafa salladım.”

İbrahim Teymi diyor ki:
Mümin konuşacağı zaman sözüne bakar; eğer lehinde ise konuşur,aleyhinde ise konuşmaz. Facir ise düşünmez. Ağzına her geleni peş peşe sıralar.

Hasan Basri diyor ki:
Çok konuşmanın yalanı çok olur. Malı artanın günahları artar. Kötü huylu olanın nefsi azaba uğramış olur.

Amr b. Dinar diyor ki:
Resulü Ekrem’in huzurunda konuşan biri lafını uzattı.
Resulallah:
Dilinin üzerinde kaç perde var?” diye sordu. Adam:
Dudak ve dişlerim var” dedi. Resulallah:
Bunlardan hiçbiri sözlerini durduramadımı” buyurdu. Huzurunda kendisini aşırı derecede öven birisine Peygamberimiz şöyle buyurdu:
Kişinin en büyük kötülüğü fazla konuşmasıdır.

Ömer b. Abdulaziz diyor ki:
Kendimi överim korkusu ile birçok şeyi söylemekten kaçınırım.”

İbni Ömer (R.A.) diyor ki:
Kimi için önemli olan şey dilini fazla konuşmaktan temizlemektir.”

Ebu Derda kaba sözlü bir kadın gördü ve: “keşke dilsiz olsaydı” dedi.

İbrahim Nehai diyor ki:
İnsanları iki şey mahveder: Biri fazla mal toplamak, diğeri de fazla konuşmaktır.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

BOŞ VE GÜNAH ŞEYLERİ ANLATMAK

Posted by Site - Yönetici Kasım 26, 2016

dedikodudedi-kodugevezecok-konusmak-gunahbos-ve-gunah-seyleri-anlatmak

BOŞ VE GÜNAH ŞEYLERİ ANLATMAK

Dilin bir zararı da kadınla, içkiyle, zevk ve sefa ile debdebe ile ilgili şeylerden bahsetmektir. Zira bunların hiçbirinden bahsetmek helal değildir.

Oysa gereksiz sözler haram değildir. Fakat gereksiz sözlerle uğraşanlar günaha düşmekten emin olamazlar. İnsanların çoğu konuşma zevkini tatmak için toplanırlar ama dedikodu yapmaktan veya günaha düşmekten kurtulamazlar.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Kimisi mükafat alacağını sanmadan bir söz söyler. Yüce Allah, rızasına uygun düşen bu söz için kıyamete kadar kendisinden razı olur. Kimisi de hiç önemsemediği bir söz söyler. Bu sözü ile kıyamete kadar Allah’ın gazabına uğrar.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Kıyamet günü en büyük hatada olanlar, dünyada en çok batıla dalan insanlardır.

Yüce Allah buyuruyor ki:
Başka söze dönünceye kadar onlarla (batıla dalanlarla) bir arada oturmayın. Yoksa siz de onlar gibi olursunuz.

Bu anlattıklarımız batıla dalmanın cezalarıdır. İleride anlatacağımız dedikodu, çekiştirme, fuhuş ve diğerlerinden ayrıdır. Bu, geçmişte olmuş kötü şeylerden bahsetmek veya dini bir zaruret olmaksızın onları düşünmektir. Bid’attan ve sahabeleri suçlayacak şeylerden bahsetmek de bu kısma girer.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

BOŞ SÖZ SÖYLEMEK

Posted by Site - Yönetici Kasım 22, 2016

boc59f-ve-gc3bcnah-c59feyleri-anlatmakdedikodu-copy

BOŞ SÖZ SÖYLEMEK

İnsan için en iyi durum dedikodu, yalan vs . gibi zararlı sözlerden kurtularak başkalarına hiçbir zararı dokunmayan sözleri konuşmasıdır.
Fakat insanoğlu hiç ihtiyaç hissetmediği halde boş ve yararsız sözlerle meşgul olur. böylece hem zamanını boş yere harcamış olur hem de bu yüzden hesaba çekilir. Bu şekilde hayırlıyı atıp kötüyü almış olur. Oysa kıymetli zamanını Yüce Allah ‘ı düşünmeye onu zikretmeye sarfetse onun için daha hayırlı olur. Öyle kelimeler olur ki Yüce Allah onun karşılığında cennette bir köşk verir. Bir hazine kazanmaya gücü yetenin faydasız bir boncuğu tercih etmesi büyük bir aldanıştır. Allah ‘ı zikretmeyi terkedip mübah bile olsa faydasız şeylerle meşgul olanın durumu böyledir. Böyleleri mübah ile meşgul olurken her ne kadar günaha girmiyorlarsa da, Allah’ı zikretmekle kazanacağı büyük sevaptan mahrum kaldıkları için
zarardadırlar.

İnsanın en büyük sermayesi vaktidir. Onu boş yere harcar ve ahiret için sevap kazanmaya harcamazsa iflas etmiş olur.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Boş ve faydasız işleri terketme, İslamın güzelliğindendir.”

Resulü Ekrem bir süredir kabı görmemişti. Nerede olduğunu sorunca hasta olduğunu söylediler. Resulü Ekrem ziyaretine gitti ve:
“Bu kapıdan ilk girecek olan cennet ehlinden biridir.” buyurdu. Ve biraz sonra Abdullah b. Selam içeri girdi. Ashap hemen resulü Ekrem’in müjdesini kendisine ulaştırıp şöyle dedi: “Ben zayıf bir insanım. En kuvvetli ümidim kimse için kötü düşünmemek ve boş söz sarfetmemiş olmamdır. Başka bir şeyim yoktur.”

Ebu Zer diyor ki:
Resulü Ekrem bana:
“Sana vücut için hafif, fakat terazide ağır gelen bir amel öğreteyim mi?” buyurdu. Ben de:
“Evet Ya Resulallah” deyince O devamlı şöyle dedi:
“Susmak, güzel ahlaka sahip olmak ve gereksiz şeyleri terketmek.”

İbni Abbas diyor ki:
“Şu beş şey benim için eğerlenmiş binmeme hazır bekletilen arap atından daha değerlidir:

1- Üzerine lazım olmayan ve faydası dokunmayan hususlarda konuşmamak.
Zira bu tür konuşma hem fazladır. Hem de insana zararı dokunmadığından emin olunamaz.

2- Lüzumlu dahi olsa yerini bulmayan konuşmayı yapmamak. Çok kez faydalı söz yerini bulmaz, kaybolur gider.

3- Hâlim, sefih ve ahmak kimselerle konuşmamak, zira bunlar insana eziyet ederler.

4- Yanından ayrılan tanıdığın kendi hakkında nasıl konuşması isteniyorsa onu da öyle anlatmak.

5- Suçlu olarak yakalandığı halde iyilik ve mükafat görenin ameli gibi amel etmek.”

Lokmanı Hekime sormuşlar: “Hikmetin nedir?” şu cevabı vermiş :
“Benden gizlenen şeyi araştırmamak. Üzerime lazım olmayan şeye karışmamak.”

Mevril el Aceli diyor ki:
“Yirmi yıldır bir dava peşinde koştuğum halde hala başarılı olamadım.
Fakat yine de ardını bırakmayacağım.” “Davan nedir?” diye soranlara şu cevabı verdi: “Sükuttur.” Boş ve faydasız sözlerden kaçınmaktır.

Hz. Ömer (R.A.) diyor ki:
“Seni ilgilendirmeyen işe karışma. Dünyadan uzaklaş , dostundan sakın.
Ancak güvendiğin kimselerle birlikte ol. Güvenilir kimse, Yüce Allah’tan korkan kimsedir. Tacir ile sohbet etme, kötülüğü sana geçer. Sırrını da ona verme. İşinde Yüce Allah’tan korkan kimselerle danış .”
Boş ve yararsız sözler, konuşmasan günahkar olmayacağın ve hiçbir zarar görmeyeceğin sözlerdir. Seyahatten dönen birisinin gördüğü dağ, ova, şehir, ırmak vs . gibi şeyleri anlatması boş ve yararsız sözlerdir.
Kendisini ilgilendirmeyen bir şeyi başkasına sormak da boş yararsız konuşmaktır. Zira sormakla hem kendin zaman kaybediyorsun, hem de karşındakine kaybettiriyorsun. Hatta bazen konuşmaktan zarar görmek de vardır. Mesela tutar da bir adama (Oruçlumusun?) dersen, adam:
“Evet oruçluyum” cevabını verirse ibadetine riya karışmış olabilir. Riya karışmasa bile gizliliğini kaybetmiş olur. Oysa gizli yapılan ibadetler, açıkça yapılan ibadetlerden kat kat üstündür. Adam oruçlu olduğu halde “Değilim” derse, yalan söylemiş olur. Sorduğun soruyu cevapsız bırakırsa sana hakaret etmiş olur. Şayet kaçamaklı cevap verecekse, çareler aramakla yorulmuş olur. demekki ibadet hususunda soracağın yersiz bir soru ile adamı ya riyaya, ya yalana, ya sana hakaret etmeye veya bir sürü zahmete sokmuş olacaksın.

Birisinden duyurmak istemediği bir şeyi sormak başkasının söylediği söz hakkında bir diğerine sen bu hususta ne dersin demek, yolda karşılaşılan adama: Kimsin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun? şeklinde sorular sormakta yukarıda anlattığımız gibidir. Bu çeşit sözler yalnız boş ve zararsız değil, aynı zamanda zararlı sözlerdir.

Boş ve zararsız sözlerin amacı, gereksiz şeyleri bilmeğe heveslenmek tatlı tatlı sohbet ve gereksiz hikayelerle zaman öldürmektir. Bundan kurtulmanın çaresi, ölümün çok yakın olduğunu bilmektir. Dilini ihmal edip başı boş salıvermek büyük zarara sebep olur. ilim açısından ilaç budur.

Yukarıdaki gerçekleri bilip ona göre diline hakim olmak gerekir. Amel yönünden tedavisi ise yalnız kalmak veya Hz. Ebu Bekir gibi ağızda taş taşımak, lüzumlu bazı şeylerde susmaya alışmaktır.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Susmanın Sevabı

Posted by Site - Yönetici Ekim 1, 2016

susmanin-sevabikaynak-kimyay-i-saadet-imam-gazali

Susmanın Sevabı

Dilin zararları çoktur ve bu zararlardan korunmak da zordur.
En iyi çare susmaktır. İnsan zaruret miktarından fazla konuşmamalıdır.

Peygamberimiz buyuruyor ki: “Susan kurtulmuş tur.”

Yine Peygamberimiz buyuruyor ki:
Susmak hikmettir, fakat susanlar ne yazıkki, azdır.”

Abdullah b. Süfyan diyor ki: Babam, Resulü Ekrem’ e sordu: ” İslamiyet hakkında bana öyle bir şey öğretki, artık başkasına bir şey sormama lüzum kalmasın.”
Peygamberimiz buyurdu ki:
Allah’a inanalım da, sonra da doğru yolu takip et .” Babam: “En çok neden çekineyim” dedi. Resulü Ekrem dilini gösterip “Buna sahip ol” dedi.

Ukbe b. Amir Peygamber efendimizden sordu: “Kurtuluş çaresi nedir?”
Peygamberimiz: “Dilini tut . Evinde otur ve hatalarına ağla.” buyurdu .

Peygamberimiz buyuruyor ki:
İki çenesi ile iki bacağı arasında bulunanlar hususunda bana kefalet veren kimsenin, bende cennete girmesine kefil olurum.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Midesinin, cinsel organının ve dilinin kötülüğünden korunan kimse, bütün kötülüklerden korunmuş olur.
İnsanları mahveden bu üç şeydir.

Midenin ve cinsel organın kötülüklerini yazdık. Şimdi de dilin zararlarını anlatacağız.
Peygamber efendimize: ” İnsanların en çok cennete girmelerine sebep olan amel nedir?” diye sorulduğunda Peygamberimiz, “Allah korkusu ne güzel huy” diye cevap verdi. Tekrar sordular: ” İnsanları en çok cehenneme götürecek günahlar nelerdir?” Şöyle buyurdu: “Ağız ve cinsel organ boşlukları

Muaz b. Cebel sordu: “Ya Resulallah, hangi amel daha üstündür.” Peygamber efendimiz dilini çıkararak eliyle dilini tutup gösterdi ve bundan kurtulmanın en büyük amel olduğunu anlatmak istedi.

Peygamberimiz buyuruyor ki: “Kişinin kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Selamette kalmayı arzu eden, sükuta devam etsin.”

Peygamberimiz buyuruyor ki: “ İnsanoğlu sabah kalktığında bütün organları diline şöyle derler. Bizim için Allah’tan kork. Zira sen doğrulur, doğruyu söyler, doğru yolda olursan hepimiz doğrulur, selamette oluruz. Şayet sen eğrilirsen hepimiz eğriliriz.

Hz. Ömer (R.A.), Hz. Ebu Bekir’in (R.A.) eliyle dilini çekip çevirdiğini görünce “Ne yapıyorsun” diye sordu. Ebu Bekir şöyle dedi: ” Başıma ne geldiyse bunun yüzünden gelmiştir. Zira peygamberden şöyle duydum: “Vücudun her parçası yaptıklarından ötürü dili Allah’a şikayet eder.”

İbni Mesut Safa tepesinde telbiyeden sonra şöyle derdi: “Ey dil! Hayırlı şey söyle ki faydalanasın. Kötü şey söyleme ki pişmanlık duymadan selamet bulasın.” Bu sözü duyanlar: “Bunu kendinden mi çıkardın yoksa bu hususta bir duyduğun mu var” dediler. Şöyle dedi: Peygamberimiz buyuruyor ki: “ İnsanoğlunun hatalarının çoğu dilindendir.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Dilini koruyan kimsenin kusurlarını Allah örter. Öfkesine hakim olan kimseyi Yüce Allah azabından korur. Allah’tan özür dileyenin özürünü Allah kabul eder.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Yüce Allah’a kendini ölmüş sayarak ve onu görüyormuş casına ibadet et . İsterseniz bütün bunları içine alan daha önemli bir şeyi size hatırlatayım: “Dilinizi tutun.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Size ibadetin en kolayını ve vücut için en hafif olanını söyliyeyimmi? Susmak ve güzel ahlak.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Yüce Allah’a ve kıyamet gününe inanan kimse, ya hayır konuşsun veya sussun.”

İs a (A.S.)’a “Bizi cennete götüren şeyi söyleyin” dediler. “Hiç konuşmayın” buyurdu . “Buna imkan yok” dediler. “O halde hayır şeyler söyleyin” dedi.

Süleyman (A.S.) diyor ki: “Söz gümüş , sükut altındır.

Bir bedevi Peygambere gelerek: “Ya Resulallah, beni cennete götürecek bir amel bana öğret .” dedi. “Aç doyur, susuza su ver, iyiyi emret , kötülükten alıkoy. Bunlara gücün yetmezse, hayırlı olmayan söz söyleme.”

Peygamberimiz buyuruyor ki: “Hayır olmayan her sözü söylemekten kaçın.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Suskun ve vakarlı gördüğünüz mümine yaklaşınız. Zira onun bu hali hikmet telkin etmektedir.

Peygamberimiz buyuruyor ki: ” İnsanlar üç kısımdır. Bir kısmı karda bir kısmı selamette bir kısmı da felakettedir.
Karda olanlar Allah’ı zikredenlerdir.
Selamette olanlar diline sahip olanlardır.
Felakette olanlar ise batıl ve boş sözlere dalanlardır.”
TABERANİ

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Müminin dili kalbinden de ötedir. Bir şey söyleyeceği zaman önce onu düşünür. Sonra konuşur. Münafık ise aksine, dili kalbinin önündedir. Bir şey söylediği zaman düşünmeden söyler.” HASAN BASRİ

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Çok konuşanın hataları çok olur. Hataları çok olanın günahı çok olur. Günahı çok olana yakışan da ateşdir.” İBNİ ÖMER

Ebu Bekir (R.A.) konuşmamak için ağzına çakıl taşı koyar “Başıma bütün felaketler bunun yüzünden gelmiştir” derdi.

Abdullah İbn Mesud (R.A.) diyor ki: “Allah’a yemin ederim ki, dilden daha çok uzun süre tevkife muhtaç olan bir şey yoktur.”

Tavus diyor ki: “Dilim öyle yırtıcı bir hayvandır ki, onu bırakırsam hemen beni mahveder.

Evzari diyor ki: – Ömer b. Abdülaziz bize gönderdiği bir mektupta şöyle demişti. “Bilin ki ölümü çokça hatırlıyan kimse, az dünyalık ile yetinir. Sözünün de ameline dahil olduğunu bilen, az konuşur ve ancak lüzumlu sözleri söyler.”

Muhammed b. Vasi diyor ki: Dili korumak altın ve gümüşü korumaktan daha zordur.

Hasan Basri diyor ki: “Bir gün muaviye adamlariyle konuşuyordu. Adamlarından her biri bir şeyler söyleyip duruyordu. Yalnız aralarında bulunan Ahmet b. Kays susmuş dinliyordu. Bunu farkeden Muaviye “Sen niçin konuşmuyorsun?” dedi. Ahnef şunları söyledi: “Yalan konuşursam Allah’tan, doğru konuşursam senden korktuğum için susuyorum.

Ebu b. Ayyaş diyor ki: “Bir defasında Hind, Çin, Kisra ve Kayser hükümdarları bir yerde buluşup sohbet ettiler.”

Birincisi dedi ki: “Ben konuşmadığıma değil, konuştuğuma pişman olurum.”
İkincisi: “Ben bir söz söylediğim zaman onun kumandası altında girerim. Fakat konuşmadığım zaman söz benim hakimiyetim altındadır.”
Üçüncüsü: “Döndüğü zaman kendisine zarar veren, dönmediği zaman da kendisine bir şey kazandırmayan konuşmayı yapan insana şaşarım.”
Dördüncü de şöyle dedi: “Konuşmayı reddetmek, söylediğini reddetmekten daha kolaydır.”

SORU: Konuşmaktan kaçınmanın bu derece üstün olması neden ileri gelir?

CEVAP: Konuşmanın yalan, hata, çekiştirme, söz gezdirme, iki yüzlülük, bozgunculuk, kendini övme, boş şeylere dalma, kıskançlık ve kinden başka izah etme,
fazlalaştırma, incitme, şerefe dokunma gibi ek birçok zararları vardır. İnsan konuşmaktan kaçınmakla işte bu kadar çok zarardan kurtulmuş olur. Dil bu zararları işlerken rahattır, üstelik gönül de bundan hoşlanır. Zira şeytan insanı buna teşvik eder. Bunlara bir kez dalan kimse artık kendisini kolay kolay kurtarmaz. Onun için susmakta fayda vardır. Üstelik fazla konuşmaktan kaçınan kimse daha fazla düşünme imkanını bulur, ağırbaşlı olur. zikir ve ibadete fazla zaman ayırabilir. Dünyada dedikodudan ahirette ise bunların hesabını vermekten kurtulmuş olur. Yüce Allah buyuruyor ki: “Her ne söz söylerse mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır.” KAF SURESİ, Ayet : 18

Ağızdan çıkan sözleri dört kısma ayırmak mümkündür.
1. Kısım: Yalnız zarardır.
2. Kısım: Yalnız yarardır.
3. Kısım: Kar ve zarar karışıktır.
4. KISIM: Ne kar ne de zarardır.
Yalnız zarar olan sözleri söylemenin kötülüğü apaçıktır.

Ne kar ne de zarar olan sözlere gelince, bunlar da vakit öldürmeye sebep oldukları için terk etmekte fayda vardır.

Görüldüğü gibi sözlerin dörtte üçlük kısmı gitti. Geriye ancak sözlerin dörtte birini teşkil eden yararlı kısmı kaldı. Bunlar da yine tehlike vardır. Zira bu tür sözlere de
gösteriş , iki yüzlülük, gıybet gibi şeyler hiç farkında olmadan karış abilir. O halde bundan bile insan için tehlike vardır.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

LANET ETMEK

Posted by Site - Yönetici Ağustos 18, 2016

Lanet etmek,lanet-hakkc4b1nda-hadislerlanet-etmek-lanet-ne-demek-hocaeefendiden-dua-copy

LANET ETMEK

Lanet ister insan, ister hayvan ve ister bitkilere olsun, kötüdür.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Mümin lanet etmez.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:
Allah’ın gazabiyle, lanetiyle ve cehennemle lanetleşmeyin.

Kuteyde diyor ki:
Birbirlerine lanet okuyan kavim, laneti hak eder.

Peygamberimiz (s.a.v.) seferde iken bir kadın devesine kızarak ona lanet okudu. Peygamberimiz (s.a.v.): “Devenin yükünü alın, semerini çıkarın. Zira o lanatlenmiştir” buyurdu .

Ebu Derda (R.A.) diyor ki:
Yere lanet okuyana yer şöyle der: Kim Allah’a karşı geliyorsa, lanet ona olsun.

Hz. Aiş e (R.A.) diyor ki:
“Hz. Ebu Bekir (R.A.) kölelerinden bazılarını lanetliyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) ona dönerek şöyle buyurdu:
Ey Ebu Bekir, hem sıddıklık, hem de lanet edicilik bir arada olur mu?
Kabe’nin Rabbine yemin ederim ki olamaz.
Bunun üzerine Ebu Bekir kölelerine hürriyetlerine bağışladı ve bir daha lanet etmiyeceğine dair Resulullaha söz verdi.”

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Lanet edenler, kıyamet gününde ne şefaatçı olabilirler ne de şahit.

Lanet , Allah’tan kovulmak, uzaklaştırmak anlamındadır. Onun için ancak bu sıfata sahip olanlara lanet okunabilir. Başka türlü caiz değildir. O sıfatlar da küfür ve zulümdür.

Laneti gerektiren sebepler:
Laneti gerektiren üç sebep vardır:
1-Küfür,
2-Bid’at ve
3-Fısk.

Her birine lanet de üç dereceye ayrılır.

1- Genel lanetleme: “Allah’ın laneti, Kâfirler, bid’at sahipleri ve fasıklar üzerine olsun” gibi.

2- Özel bir sıfata lanetlemektir. “Hıristiyanlara, yahudilere, putperest lere,faiz yiyenlere lanet olsun” gibi. Yalnız bid’at sahiplerine lanet okumak tehlikelidir. Zira Bid’ati bilmek zordur.

3- Belli bir şahsa lanet okumaktır. “Kemale Allah lanet etsin. Kâfir fasık veya – bid’at sahibidir” gibi bu, çok tehlikelidir. Gerçi şer’an küfrü sabit olan kimseye okumakta zarar yoktur. “Allah ‘ın laneti Firavun ve Ebu Cehilin üzerine olsun” gibi. Bunların küfür üzere öldükleri sabittir. Fakat zamanında yaşıyan biri için Müslüman değilse bile lanet okumak çok kötüdür. Zira lanet edilen şahısa Müs lüman olarak ölebilir.

SORU: Bir Müslümana, dinden çıkma tehlikesi bulunduğu halde rahmet okunabildiği halde Kâfire, Müslüman olma ihtimali var diye Kâfir olduğu zaman neden lanet okunmasın?

CEVAP: Müslümana rahmet okumak yani “Allah ratmen etsin” demek, İslam dininde ve itaatte Allah onu sabit kılsın demektir. Fakat Kâfir için, Allah onu o kötü halinde sabit kılsın demek mümkün değildir. Çünkü böyle demek, küfrü istemektir. Küfrü
istemekle küfürdür. Ancak “küfür lehinde ise Allah lanet etsin, Müslüman olursa lanet etmesin” denilebilir. Bu da bilinemez. Gerçek durumu ancak Allah bilir. Ne olursa olsun lanette tehlike var, fakat laneti terketmekte tehlike yoktur.

Kâfir için durum böyle olunca, fasık veya bid’at sahibi için laneti terketmenin ne kadar açık olduğu meydandadır. Onun için lanet tehlikelidir.
Zira her an durumları değişebilir.
Hz. Muhammed’in lanet etmesi başkalarının da lanet etmesi gerektirmez.

Allah dilediğini ona bildirir. Bunun için belli kavim lanetlemiş , Ebu Cehil ve Utbe’ye beddua etmiştir. Onlar da Bedir savaşında küfür üzere ölmüşlerdir, hatta Resulü Ekrem bile ne olacaklarını bilmediği kimseleri lanetlemekten nehyedilmiştir. Rivayete göre maune kuyusunda ashabını öldürenlere bir ay kunut duasında lanet okudu. Bunun üzerine:
Yüce Allah buyuruyor ki:
Allah’ın onların tevbelerini kabul etmesi veya onlara azap etmesi işiyle senin bir ilişiğin yok. Çünkü onlar, muhakkak zâlim kimselerdir.” ALİ İMRAN SURESİ, Ayet : 128
Yani onlar belki Müslüman olurlar, sen lanetlenmiş olduklarını nereden biliyorsun .
Peygamber (S.A.S.) Taif’e giderken gördüğü bir mezarın kime ait olduğunu sormuş Hz. Ebu Bekir: “Bu Allah ve Resulüne asi olan sa’d b. As’ın mezarıdır” demiş . Orada bulunan sa’dın oğlu Ömer üzülmüş ve şöyle demiş :
“Ya Resulallah, bu mezar yemek yediren ve Ebu Kuhafenin açlığını gideren adamın mezarıdır.” Ebu Bekir: “Bu adam bana sataşıyor” (Zira Kuhafe Ebu Bekirin babasıydı) deyince Resulü Ekrem İbni Saide “Ebu Bekir’den dilini çek” buyurdu ve sonra da Ebu Bekir’e dönüp şöyle dedi.
Kâfirleri umumi bir şekilde anın, yalnız birisini ele almayın çünkü eğer böyle yaparsanız evlatları babaları için kızarlar.”
Onun için kesin olarak küfürde bulunduğunu bildiğimiz kimselere bile, eğer Müs lüman yakınları alınacaksa lanet okumak caiz değildir.
Nuayman adında biri birkaç defa içki için her defasında peygamberin (S.A.S.) huzurunda cezalandırıldı. Ashabtan biri:
Lanet olası ne çok içiyor” deyince Peygamber (S.A.S.):
Kardeşin hakkında şeytana yardımcı olma” başka bir rivayete göre de:
Böyle deme. Zira o Allah ve Resulünü seviyor” buyurdu.
Böylece içki içen adama lanet okumayı yasakladı.

SORU: Hz. Hüs eyin’i öldüren veya öldürten Yezid’e lanet caiz midir?

CEVAP: Yezid’in Hz. Hüseyini öldürdüğü veya öldürülmesini emrett iği hususu kesin olarak belli değildir. Onun için o öldürdü, veya o emretti demekte caiz değildir. O halde nasıl lanet edilebilir; zira kesin olarak bilinmedikten sonra bir Müslümana günah yüklemek caiz değildir. Onun için iyice araştırmadan bir Müslümanı fısk veya küfürle karalamak caiz değildir. Nitekim:
Peygamberimiz buyuruyor ki:
Bir kimse başkasını küfür veya fısk ile suçlar da bu suçlamasında haksız olursa, suçlamaya çalıştığı suç kendisine döner.

Peygamberimiz buyuruyor ki:
Bir kimse başka birinin küfrüne şahitlik ederse, ikisinden biri Kâfir olur.
Eğer söyleyen doğru söylüyorsa, hakkında şahitlik yapılan Kâfirdir. Eğer doğruyu söylemiyorsa o zaman kendisi Kâfir olur.
Yani Müslüman olduğunu bildiği halde onu küfürle suçlarsa, kendisi Kâfir olur. Eğer bid’at davranış veya hareketlerinden dolayı Kâfir olduğunu sanarak onu küfürle suçlarsa o zaman Kâfir olmaz, belki hataya düşmüş olur.

Peygamberimiz (S.A.S.) Muaz (R.A.) şöyle buyurdu:
Müslümana kötü söylemekten ve adil yöneticiye isyan etmekten seni menederim.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Ölüler aleyhine konuşmayınız. Zira onlar daha önce gönderdiklerine ulaşmışlardır.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Ölüler için kötü konuşmayın. Zira hayattaki yakınlarını incitmiş olursunuz.

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
Ey insanlar; Ashabım, kardeşlerim ve yakınlarım hususunda beni düşünün, aleyhlerinde konuşmayın. Ey insanlar; ölenin arkasından (kötülüklerini değil) iyiliklerini anın.”

SORU: “Hz. Hüseyin’i öldürene veya öldürülmesini emredene Allah lanet etsin” demek doğrumudur?

CEVAP: Hz. Hüs eyin’i öldüren veya öldürülmesini emreden kimse, eğer; tevbe etmeden öldü ise, lanet etmek caizdir. Fakat ölmeden önce tövbe etmiş ise lanet caiz olmaz. Çünkü, Kâfiriken Hz. Hamza’yı öldüren Vahşi, sonradan tevbe ettiği için artık ona lanet caiz olmamıştır. Adam öldürmek büyük günahlardan olmakla beraber, küfür derecesinde değildir. yani o da tevbekar olabilir. Onun için tevbe etmişse, kaydını koymadan Hz. Hüseyin’i öldüren veya öldürülmesini emredene lanet okumak tehlikelidir. Oysa lanet etmemekte hiçbir tehlike yoktur ve doğru yol da budur.
Lanet konusunu bu kadar çok işlememizin nedeni, insanların bu kelimeyi çok kullanmalarıdır. Halbuki mümine lanet etmek yakışmaz. Her ne kadar önceki satırlarımızda kati küfür üzere ölenlere lanet etmenin caiz olduğunu söylediysekte üstelik şeytana bile olsa lanet etmemekte bir mesuliyet bulunmadığına göre laneti terk edip onun yerine zikirle meşgul olmak daha iyidir. Bunu yapamıyanın susması gerekir.

Mekki b. İbrahim diyor ki:
” İbn Avn’ın yanında, valiliği sırasında kendisine eziyet eden Bilal b. Ebu Burde’yi lanetliyorduk. Kendisi ise hiç sesini çıkarmıyordu. Bir ara kendis ine:
Sana eziyet etti diye bir adamı lanetleyip duruyoruz. Sen ise hiç sesini çıkarmıyorsun.” dedik. Şu cevabı verdi:
La ilahe illallah” ile “Allah şunu lanet etsin” sözlerinin ikisi de amel defterimize geçirilecektir. Kıyamet günü amel defterimde “La ilahe illallah” kelimesinin yazılmış olması diğer kelimenin yazılmış olmasından daha iyidir.. Onun için lanet kelimesini değil de tevhid kelimesini söylüyorum.”

Birisi Resulü Ekreme:
Bana öğüt ver” dedi. Resulü Ekrem şöyle buyurdu:
Lanetçi olmamanı tavsiye ederim.”

İbni Ömer (R.A.) diyor ki:
Allah katında en sevimsiz insan, başkası için kötü konuşup lanet eden kimsedir.

Başka bir mü’mine lanet etmenin, o nu öldürmek kadar ağır olduğunu söylemiştir.

Hammad b. Zeyd: “Bu sözün, Peygamberimize (S.A.S.) ait bir hadis olduğunu söylesem, mübalağa etmiş olmam” demiş .

Beddua etmekte lanete yakın bir şeydir. Hatta zâlime “Allah onu dertten kurtarmasın, onu refaha çıkarmasın” şeklinde beddua etmekte iyi değildir.

Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: