Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Posts Tagged ‘Adab’

BİR ÂDÂB

Posted by Site - Yönetici Ağustos 26, 2013

yemek-yeme-adabiyemek-hakkindaki-birtakim-dini-ve-tibbi-edepler-imam-gazaliihya-i-ulumuddin

BİR ÂDÂB

Sağ elinizle yiyiniz, sağ elinizle içiniz, sağ elinizle alınız ve sağ elinizle veriniz.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)

Bir şey alırken sağ el ile alınır, sağ el ile yenilir, içilir ve musâfaha yapılır, abdest âzâlarını yıkamaya başlarken sağdan başlanır, ayakkabı ve elbise giyerken sağ taraftan başlanır, câmi ve mescidlere, evlere, odalara sağ ayak ile girilir.

Cennetliklerin safları sağda olacak, cehennemliklerin safları da solda olacaktır. Cennet sağdadır, cehennem soldadır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Sağ elinizle yiyiniz, sağ elinizle içiniz, sağ elinizle alınız ve sağ elinizle veriniz. Çünkü şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer, sol eliyle verir ve sol eliyle alır.” buyurmuştur.

Pis ve kirli şeyler sol elle tutulur. Kiri temizlemek, burnu temizlemek, istincâ yapmak veya bir necâseti (pisliği) yıkamak için sol el kullanılır. Ancak sol elin kesik olması veya bir hastalık gibi mâzeretten dolayı bunlar sağ elle yapılabilir.

Bir kimseye kitap veya herhangi bir şey sağ elle verilir.

Makam ve fazilet bakımından kendisinden üstün biriyle yürüyen, onu sağına alır, solundan yürür.

.

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Yemek Hazırlamanın Âdâbı

Posted by Site - Yönetici Şubat 2, 2011

Yemek Hazırlamanın Âdâbı

Yemek Hazırlamanın Âdâbı

Yemek Hazırlamanın Âdâbı

Yemeğin hazırlanmasının beş âdâbı vardır:
1. Yemeği acele vermektir. Yemeği erkenden vermek, misafire ikram etmek demektir.

Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmaktadır:
Allah’a ve son güne iman eden bir kimse misafirine ikramda bulunsun.
Misafirlerin çoğu gelmiş ve hazır olmuşsa, gelmeyen birkaç kişi kalmış veya vakit geçmiş ise, o zaman hazır bulunanların hakkını gözetip bir an önce yemeği yedirmek, gelmeyenlerin hakkını gözetip beklemekten daha iyidir. Ancak geç kalan adam fakir ve beklenilmediği takdirde kalbi kırılacak bir tip ise, o zaman yemek biraz tehir edilirse, bir sakınca yoktur.
İbrahim’in ikrama mazhar olmuş misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Zâriyât/24)

Bu ayet-i celîlenin mânalarından biri şöyledir. Acele tarafından yemek hazırlamakla ikrama mazhar kıldı onları. Nitekim şu ayet de bu mânâya işaret etmektedir:

Az sonra kavrulmuş (semiz) bir buzağıyı (onlara ikram etmek için) getirdi. (Hûd/96)

Aynı mânayı şu ayet de belirtmektedir:
Hemen evine yöneldi; derhal onlara takdim etmek üzere semiz (ve kavrulmuş) bir buzağı getirdi. (Zâriyât/26)

Ayetteki Râfe fiilinin kökü olan ‘Revefan’ aceleyle gitmek demektir. Bazıları da ‘gizlice getirmek demektir’ demiştir. Bazıları da ‘İbrahim (a.s) bir but getirdi’ demektir der. Fakat getirilen buta, acele getirildiği için (tâcil kökünden gelen) âcil ismi verilmiştir.

Hâtim el-Esemm şöyle demiştir:
Acele şeytanın işidir. Fakat beş yerde güzel ve sünnettir:

a) Misafirlere yedirmek hususunda,

b) Bâkire kızını (veya evlâdını) evlendirmek hususunda,

c) Ölünün techizi hususunda,

d) Borcun ödenmesi hususunda,

e) Günahtan tevbe etmek hususunda.

Velime (evlenme ve düğün) yemeğinde de acele etmek müstehabdır’ denilmiştir.
Velime yemeğini, ilk günde vermek sünnettir. İkinci günde örf ve âdete uymaktır. Üçüncü günde ise riyakârlıktır.
2. Yemeğin tertibi şöyle olmalıdır: Eğer varsa, yemekten önce meyveleri vermelidir. Çünkü böyle yapmak tıbben daha uygundur. Zira meyve diğer yemeklerden daha önce hazmedilir. Onun için mide altında kalması daha uygundur.
Kur’an’ın şu ayetlerinde, meyvelerin yemeklerden önce yenmesinin daha uygun olduğuna işaret edilmiştir:
Seçtiklerinden meyve ve iştihalarının çektiği kuş etinden var. (Vakıa/21-22)
Meyveden sonra takdim edilen en faziletli yemek et yahnisidir.

Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmaktadır:
Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü, yahninin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.

Eğer yemekten sonra tatlı da yedirirse, o zaman bütün güzel şeyleri bir araya getirmiş olur.
Et ikram etmekle ziyafetin yeterli olduğuna Allah Teâlâ’nın Hz. İbrahim’in misafiri hakkındaki ayeti işaret eder. Çünkü Hz. İbrahim (a.s) güzelce pişmiş, kavrulmuş bir buzağıyı onlara getirmiştir. Eti sofrada hazır etmek ikramın esasından biridir. Çünkü Allah Teâlâ güzel yemeklerin vasfı hakkında şöyle buyurmaktadır:
Biz sizin üzerinize (ey İsrâiloğulları) Men ve Selva indirdik. (Bakara/57)

Buradaki Men bal (kudret helvası) demektir. Selva ise et demektir. Ete selva denmesinin sebebi, her katığın yerini tuttuğu ve ondan başka hiçbir yemekte bu vasfın bulunmadığındandır. Hz. Peygamber’in şöyle demesinin hikmeti bu olsa gerektir.

Katıkların efendisi ettir. Allah Teâlâ Men ve Selva’dan sonra şöyle buyurmaktadır:
Size rızık olarak verdiklerimizin tayyiblerinden (helâllerinden) yeyiniz.
(Bakara/57)

Bu bakımdan etli ile tatlı tayyib tâbir edilen rızıklardandır.

Ebu Süleyman ed-Dârânî ‘Tayyiblerin yenmesi, insanda Allah’tan razı olmayı doğurur’ demiştir.
Bu tayyiblerin tamamlanması, soğuk su içmek ve ılık su ile yıkamakla tamamlanır.
Me’mûn şöyle demiştir: ‘Buzlu ve soğuk su içmek, nimet vericiye karşı olan şükrü her türlü şüpheden kurtararak sadeleştirir‘.

Ediblerden biri şöyle demiştir: ‘Dostlarını davet edip onlara Hasremiye ve Buranniye yedirip üstüne soğuk su içirirsen o zaman ziyafeti tamamlamış olursun‘. Birisi dostlarına tertip ettiği ziyafet için birçok para harcamıştı. Bu durumu gören hekimlerden biri şöyle demiştir. ‘Ekmeğiniz iyi, suyunuz soğuk ve sirkeniz hoş olduğu takdirde yeter de artar bile. Bunca zahmeti yapmanız gerekmezdi’.

Bazıları da şöyle demiştir: ‘Yemekten sonra tatlı ve yemek çeşitlerinin çokluğundan sofrada temkinli oturmak da iki çeşit yemekten daha hayırlıdır‘. Sofrada sebze olduğu zaman, meleklerin o sofrada hazır olduğu söylenmektedir. O halde, sofrada sebze bulundurmak da müstehabdır. Sebzenin bulundurulmasında yeşillik olduğu için sofrayı süsleme özelliği vardır.

İsrailoğulları’nın üzerine inen sofrada kıras (kereviz) veya havuç otu hariç, bütün sebze ve yeşillikler vardı. Yine bu sofrada baş tarafında sirke, kuyruk tarafında tuz bulunan bir balık, üzerinde birer zeytin, birer nar tanesi bulunan yedi çörek vardı. Kudret sofrasına benzetmek için bütün bunları sofrada bulundurmak güzeldir.
3. Önce sofraya yemek çeşitlerinin en güzelini getirmelidir ki, isteyen ondan doya doya yesin. Ondan sonra gelenlerde pek fazla yemek durumunda kalmasınlar.

Ehl-i keyfin âdeti, önce yemeğin kabasını getirmektir ki, ondan sonra iyiyi gördüğünde isteği yeniden kabarsın. Oysa böyle yapmak fazla yemeye vesile olur.
Eskilerin âdeti, bütün yemek çeşitlerini birden sofraya getirip dizmekti. Böylece herkesin beğendiğini yemesine imkân verirlerdi. Eğer bir çeşit yemekten başka yemeği yoksa, yemeğin başlangıcında misafirlerine durumu bildirmelidir. Çünkü misafirler arasından daha nefis yemek gelir diye, doyasıya yemeyenler çıkabilir. Hatta mürüvvet sahiplerinin yemek listelerini yazıp misafirlere takdim ettikleri rivayet edilmiştir.

Şeyhlerden biri şöyle anlatıyor: ‘Şam’da şeyhlerden birisi bana bir çeşit yemek getirdi. Ona dedim ki, bizim Irak’da bu çeşit yemekler ancak sofranın sonunda getirilir‘. Şeyh ‘Bizim Şam’da da durum böyledir’ dedi. Böylece şeyhin yanında bu yemekten başkasının olmadığını anladım. Bu durum karşısında çok utandım.
Bir başkası şöyle anlatır: ‘Biz bir grup ziyafette idik. Bize pişmiş kellelerden işkembe çorbası ve kavrulmuş etler getirildi. Biz bundan sonra gelecek yemek çeşitlerini beklediğimiz için gelen yemeğe rağbet gösterip yemedik. Bir de baktık ki, ellerimizi yıkamak için leğen getirildi. Artık başka yemek getirilmedi. Bunun üzerine birbirimize bakakaldık. O esnada dâvette bulunan şeyhlerden biri lâtife olarak şöyle dedi:Allah gövdesiz başları yaratmaya kâdirdir‘. Ravi der ki: ‘Biz o gece sahur zamanına kadar aç kalıp ekmek kırıntılarını bile aradık‘. İşte böyle bir mahzura yer vermemek için; ya bütün yemekleri birden sofraya getirmelidir veya yemekleri misafirlere haber vermelidir.

4. Dâvetliler doyup ellerini çekmeden önce yemekleri kaldırmamalıdır. Çünkü davetliler içerisinde önce gelen yemeğin dibinde kalanın gelecek yemekten daha fazla hoşuna gidenler ola bilir veya daha yemek yemeye ihtiyaç duyan kimseler olabilir. Bu bakımdan, eğer acele edip kaldırırsa durumu bulandırmış olur. ‘Sofrada temkinli olmak, iki çeşit yemeği sofraya getirmekten daha hayırlıdır’ kabilindendir bu durum.

Bu sözün, iki mânaya gelmesi muhtemeldir. Yani bu, acele yememek sureti ile temkinli olmak demektir.
Şakacı bir sûfîden şöyle hikâye edilir: ‘Bir ara cimri bir zengine misafir olduk. Bize kızartılmış kuzu takdim edildi. Sofra sahibi cimri olduğundan, misafirlerin kuzuyu parçalayıp yediğini görünce darılarak hizmetçilerine şunu söyledi: ‘Geri kalan gövdeyi kaldır. Onu evdeki çocuklara götür’. Hizmetçi gövdeyi eve doğru götürürken o sûfî kalkıp arkasından koştu ve kendisine ‘Nereye gidiyorsun?’ diye soruldu. Sûfî ‘Çocuklarla birlikte yemek yemeye gidiyorum’ diye cevap verdi. Bu durum karşısında ev sahibi utanıp, kuzu gövdesinin geri getirilmesini emretti’.

Misafirlerden önce elini sofradan çekmemelidir. Çünkü böyle yaptığı takdirde misafirleri utandırır. Demek ki, bütün misafirlerden sonra elini sofradan çekmelidir.

Kerem sahibi insanlar davetlilere yemeğin bütün çeşitlerini haber verirler, onların herbirinden doya doya yemelerine fırsat verip, tam yemekten çekilecekleri bir sırada diz çökerek ellerini yemeğe uzatırlar ve yemeğe başlarlardı. ‘Allah’ın ismiyle yemeğe başlıyorum. Allah, size ve bize bereket ihsan etsin. Bize yardımcı olunuz’ derdi.

5. Sofraya yeteri kadar yemek getirmelidir. Zira yetecek mik-tardan az getirilmesi şerefsizlik olduğu gibi, fazla getirmek de israf ve riyakârlıktır. Hele getirdiğinin hepsinin yenmesine gönlü razı değilse!.. Ancak hepsinin yenmesine razı olup artıklarından bereketlenmeye niyet ederse, o zaman sofraya yeterinden fazla yemek getirilebilir. Çünkü Hz. Peygamber’in hadîsinde, bu niyetle getirdiği yemekten sorguya çekilmeyeceği söylenmektedir, İbrahim b. Ethem sofrasında yeterinden fazla yemek bulundururdu. Bu durumu gören Süfyan es-Sevrî ‘Ey Ebâ İshak! Bu kadar yemeğin getirilmesinin israf olacağından korkmaz mısın?’ deyince, İbrahim ‘Yemekte israf yoktur‘ dedi.
Eğer niyet bu değilse, o zaman sofrada fazla yemek bulundurmak külfet olur.

İbn Mes’ud şöyle demiştir: ‘Yemeği ile gururlananın sofrasına icabet etmekten menedildik’.
Ashab-ı kirâmdan bir cemaat, gurur için verilen bir ziyafete icabet etmeyi kerih görmüşlerdir. Bu sır ve hikmetten ötürü Hz. Peygamber’in sofrasından fazla yemek hiçbir zaman geri götürülmezdi. Çünkü o devirdekiler, sofraya ihtiyaçtan fazlasını getirmezlerdi. Tıka basa yemezlerdi.

Misafir ve dâvetlilere yemek getirmeden önce, evdeki aile fertlerinin paylarını ayırması gereklidir ki; onların gözü yemekten geri gelecek olanda kalmasın. Bir de belki birşey artmaz diye misafirlerin aleyhinde kötü konuşmamalıdır. Aynı zamanda misafirler de, aile fertlerinin payını istemedikleri halde yemiş olurlar. Bu ise, esas hak sahiplerine bir ihanettir.

Sofrada kalan yemek kalıntıları ki, sûfîler ona ‘zillet‘ derler. Misafirlerin onu alıp evlerine götürmek yetkisi yoktur. Ancak yemek sahibi açıkça kendi rızasıyla onlara götürme izni verirse veya karinelerle böyle bir hareketten hoşlanacağı bilinirse, o zaman misafir kalanı götürebilir. Eğer istemediği bilinirse, o zaman almaları hiçbir şekilde uygun değildir.

Yemek sahibinin kalıntıların götürülmesine razı olduğu bi-lindiğinde kişinin arkadaşlarıyla adaletli ve insaflı bir şekilde paylaşması gerekir. Bu bakımdan, dâvetlilerden herhangi birisi ancak payına düşeni alabilir. Ancak arkadaşları utanarak değil, gönül rızası ile kendisine müsamaha ederlerse o zaman başka…

6) Hasremiye üzüm koruğundan yapılmış bir çeşit yemektir. İshale karşı kullanılır. Burâniyye, Me’mûn’un veziri Sehl’in kızı Buran’a yapılmış ve kendisine nisbet edilmiş bir yemektir.

 

Kaynak : İhya-i Ulumu’d-Din – İmam Gazâli

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İhya-i Ulumuddin | Etiketler: , , | 1 Comment »

ERKEĞİN ÖRTÜNMESİ

Posted by Site - Yönetici Ocak 16, 2011

ERKEĞİN ÖRTÜNMESİ

ERKEĞİN ÖRTÜNMESİ

Erkeklerin kendi eşleri dışındaki kimselerin yanında ya da namazda, göbekle diz kapağı arasını örtmeleri farzdır. Sağlam görüşe göre diz kapağı da avret yeri kapsamına girer. Allahü Teala, “Irzlarını da korusunlar.” (en-Nur, 24/30) buyurur. Burada “ferc, çoğulu furûc” sözcüğü kadının cinsel organı anlamına geldiği gibi, her iki cins için “apışarası” anlamım da kapsar. İffet yerini en iyi koruma, örtme ile mümkün olacağı için “avret yerini örtme” de bu kapsama girer.

Elmalılı Hamdi Yazır (ö. 1358/1939) erkeğin avret mahalli ile ilgili olarak şöyle der: “İnsanın avret mahalli, bilinen cinsel organdan ibaret değil, apışarası denilen açıklık boyunca uzar ki, bunun azamisi topuklara kadar varırsa da en yakın bilinen azı, diz üstü oturulduğunda belirleneceği üzere göbek altından dizlere kadardır. Bunun için erkeklerde korunması ve örtülmesi farz olan bir avret mahalli bu bilinen en az miktarıdır. Fazlasını örtmek ise müstehaptır.” (Elmalılı, a.g.e., VI, 12, 13)

Erkeğin avret yerinin sınırları hadisle belirlenmiştir: “Sizden biriniz kölesini veya işçisini evlendirince artık onun göbekle dizleri arasına bakmasın.” (Ebu Davud, Salat, 26, Libas, 34) Başka bir rivayette; “Göbekle iki diz arası avret yeridir” ilavesi vardır.” (Ahmed b. Hanbel, II, 187) Darekutnî’nin naklettiği şu hadisle diz kapakları da kapsama girer: “Diz kapakları avret yerlerindendir.” (ez-Zeylai, Nasbu’r-Raye, 2. baskı, Kahire 1357/1938, I, 297)

Malikîlere göre, erkekler için avret yeri yalnız ön ve arka, yani “galiz avret” sayılan yerlerdir. Onlara göre uyluk kısmı avret sayılmaz. Delil Enes b. Malikten (ö. 91/709) nakledilen şu hadistir: “Hz. Peygamber Hayber günü izarını (alt peştemal) uyluğunun üzerinden kaldırdı, öyle ki ben onun uyluğunun beyazlığını görür gibiyim.” (eş-Şevkani, Neylü’l-Evtar,II, 64) Şu hadis de aynı anlamı desteklemektedir: “Rasülullah (s.a.s) uyluğunu açmış olarak oturuyordu. Ebu Bekir, yanına girmek için izin istedi, ona bu durumda iken izin verdi. Ömer izin istedi, ona da izin verdi. Sonra Hz. Osman izin isteyince, uylukları üstüne elbisesini örttü.” (eş-Şevkani, a.g.e., II, 63)

Ancak Hanefilerin de içinde bulunduğu çoğunluk fakihlere göre ön ve arka ile diz kapakları arasında kalan uyluklar da avret yeri kapsamına girer. Çünkü uyluğun avret yeri olduğunu bildiren başka hadisler de vardır.
(bk. Buhari, Salat, 12; Ebu Davud, Hammam, 1; Tirmizi, Edeb, 40; İbn. Hanbel, III, 478, 479, V, 290.)

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Fıkıh, İslamda Örtünme - Tesettür | Etiketler: , | Leave a Comment »

Gusül Abdestinden Önce Tırnak vs. Kesmek

Posted by Site - Yönetici Ocak 16, 2009

Gusül Abdestinden Önce Tırnak vs. Kesmek

Gusül Abdestinden Önce Tırnak vs. Kesmek

Cünüp kimse gusletmedikçe (cünüpken) tıraş olmamalı, tırnak kesmemeli, bedeninden herhangi bir parçanın ayrılmasına sebep olmamalıdır. Bunları gusledip temizlendikten sonra yapmalıdır.

Cünüp olan kimsenin yıkanmadan tıraş olması ve tırnak kesmesi haram olmasa da iyi değildir. İmam-ı Gazali Hazretleri, İhyâü Ulum ed-Dîn kitabında şöyle diyor: Cünüp olan kimsenin tırnak kesmesi, tıraş olması, etek ve koltuk altını temizlemesi, kan aldırması veya vücuttan herhangi bir parça kopartması uygun değildir. Çünkü âhirette bütün vücud geri döneceğinden yıkanmadan kesilen veya tıraş olunan şey cünüp olarak dönecektir. (Mügni’ I -Muhtaç, c. I. s. 75; Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar )

Gusül eden kimsenin, vücudundaki kılların ve sakalların diplerine suyu ulaştırması vacip olur. Her kılın dibinde cenabetlik hükmü vardır. Bunu temizlemek için saç, sakal, bıyık, kaş gibi yerlerdeki kılların diplerine su ulaştırmak vacip olur. Bu vacibi yerine getirebilmek için de vücudu ovuşturarak temizlemek gerekir.

Kaynak : (Mehmet Emre, Fetvalar)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Fıkıh, Güncel, Gündem, Yorumlar | Etiketler: , , | 4 Comments »

İstibra Usulü

Posted by Site - Yönetici Aralık 12, 2008

Abdest Nasıl Alınır,İstibra Usulü, ibrik legen

İstibra Usulü

(Müslüman Erkegin Dikkatine)

Büyük ve küçük abdest yaptıktan sonra temizlenmektir. İdrardan ve necasetten temiz olma kurulanma demektir.

İDRARDAN KORUNMAK :İdrarın sıçramasına mani olmak için gereken her türlü tedbir alınmalıdır. Peygamber Efendimiz (SAV) : ‘ Sizden biriniz idrar yapmak istedigi zaman , idrar için ( yumuşak ve müsaid ) bir yer bulsun . ’ buyurmuşlardır

AYAKTA İDRAR YAPMAMALIDIR .Özürsüz olarak ayakta idrar yapmak mekruhtur . Peygamberimiz (SAV) mutlaka çömelerek abdest bozardı.

ÇÖMELEREK İDRAR YAPMANIN TIBBİ YÖNÜ: Çömelince karın kasları kasılır, dizler karına tazyik yaparlar .Dolayısıyla mesane baskı altında kalarak tam boşaldıgından , idrar artıgı kalmaz. Bu ise idrar yollarında taşların oluşmasını önledigi gibi , prostat hastalıgı olanlarda da şikayetlerin azalmasını saglar . Çömelerek idrar yaparken hafif sol tarafa meyletmelidir . İdrar yollarının anatomisine (yapısına) uygun olan bu pozisyonda idrar yollarının ve mesanenin tam boşalması mümkün olmaktadır.
Ayakta yapılınca , mesanede bir miktar idrar kalır . Bu kalan idrar , başta taş ve iltihap olmak üzere , birçok idrar yolu hastalıklarının ana sebeplerinden biridir .Bilhassa yaşlıların mesane adeleleri gevşektir ve mesanenin tam boşalmasını saglayamaz. Şayet Prostat büyümesi de mevcut ise durum daha da vahim olur ve mikropların üremesine uygun bir zemin hazırlar . Bu hastalıklardan korunma recetesini Peygamber Efendimiz (sav) l400 sene evvel vermiştir .

Abdestini titizlikle alıp Namazını huşu içerisinde kılmak istiyen müslümanın bu konuya çok dikkat etmesi gerekmektedir..Bu hususlarda Pergamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır.: “İdrardan çok iyi korununuz .Çünkü kulun kabirde en önce hesaba çekilecegi şey odur. Kabir azabının çogu ondandır ” (Cami-i Sagir ve Şerh-i Münir ) buyurmuşlardır .

19.11.2004 Fazilet Takvimi

Erkegin istibra yapması farzdır .Kadında istibra icap etmez. İstibra yapmadan alınan bir abdestten sonra veya abdest alma esnasında çok azda olsa idrar damlası çıksa veya idrar mahallinde bir yaşlık görülürse abdest bozulur . Bu şekilde alınan abdestle yapılacak ibadetler geçersiz olur . Müslümanlar istibraya dikkat etmelidir. Bilhassa İMAMLAR bu duruma daha fazla ehemmiyet vermeli ; hem kendi , hem de cemaatin namazını ifsad etmemelidir .

Hz.Aişe (r.a) validemiz : “ Size Nebiyy-i A’zam (sav) ‘ın ayakta bevlettigini kim haber verirse ona inanmayın . Mutlaka oturarak abdest bozardı ( Süneni Tirmizi. C 1.Sh.1.12 ) buyurmuşlardır .

Hz.Cabir (ra) ‘dan “ Resulullah (sav) ayakta idrar yapmayı yasakladı ” (Süneni Tirmizi. C.1.Sh.19/20 ) buyurmuşlardır .

Çünkü kişi idrardan korunmazsa namazı batıl olur .

İstibraya önem vermiyen namazına önem vermemiştir.

Bu lakayıtlık da kişiyi cehenneme sürükler.

(KAYNAK : İstibra Usülü – Gonca Yayınevi –
Uz.Dr.Ali HATAY- Bevliye Uzmanı )

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | 1 Comment »

ABDESTiN ADABI

Posted by Site - Yönetici Nisan 12, 2008

ABDESTiN ADABI

ABDESTiN ADABI

1- Abdest suyu sicramasin diye yuksek bir yere oturmak.

2- Kibleye dønmek.

3- Baskasindan yardim istememek.

4- Zaruretsiz dunya kelami konusmamak.

5- Rasulullah ( s.a.v. ) Efendimiz`den ve ashabindan rivayet edilen dualari okumak.

6- Her azayi yikarken besmele okumak.

7- Ellerin kucuk parmaklarini kulak deliklerine sokmak.

8- Genis yuzugu oynatmak. ( Dar yuzugu altini yikamak icin oynatmak vaciptir. )

9- Mazmaza ve istinsaki ( Agiz ve buruna su almayi ) sag el ile yapmak.

10- Sumkurmeyi sol el ile yapmak.

11- Øzurlu olmayanin vakit girmeden abdest almasi.

12- Abdestten sonra kibleye dønerek ayakta kelime-i sahadet okumak.

13- Oruclu degilse, abdest suyunun artanindan kibleye yønelerek ayakta icmek ve ” Allahummec`alni minettevvabine vec`alni minel muteahhirin ” duasini okumak.

ABDESTiN iKi MUSTEHABI VARDIR

1- Abdest azalarini yikamaya sagdan baslamak.

2- Boyunu meshetmek ( Bogaz meshedilmez; Bid`attir. )

Fazilet Takvimi – 2008-04-02

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Peygamberimizin (s.a.v) Yeme İçme Adabı

Posted by Site - Yönetici Nisan 10, 2008

Peygamberimizin (s.a.v) Yeme İçme Adabı

Peygamberimizin (s.a.v) Yeme İçme Adabı

Allah, insani adeta butun varliklarin merkezine yerlestirmis. Canli ve cansiz her seyi onun etrafinda pervane etmis. Insanlik aleminin merkezine de rizki koymus.

Bu temel olcuyle, yeme icme adabinin ana hatlari ortaya cikar. O da, istifade edecegimiz bir nimeti, elimize aldigimiz bir rizki Allah’in adiyla yemeye baslamak; nimete saygili olmak, tasidigi sanat incelikleri uzerinde tefekkur, yedikten sonra da Allah’a hamd etmektir.

Ikinci onemli adabi, yeyip ictiklerimizin helalden olmasidir. Bu da hem dinen kullanimi yasak olmamasi, hem de hakkimiz olmasina baglidir. Islamî usullerle kesilmemis hayvan eti, domuz ve diger yenmeyen canlilardan beslenmek ve sarap icmek yasak olanlara ornektir.

Hz. Peygamber, gunde iki kere yemek yerdi. Az yemeyi tavsiye ederdi. Haram olan yiyecek ve icecekler haric, diger yiyecekleri yerdi. Sadece et veya sadece sebze yemek gibi tek yonlu beslenmezdi.

Bazi yemekleri daha cok sevse de, hicbir yemek icin “sevmiyorum” ifadesini kullanmazdi.

[Yani:cogumuzun bazi yemekler icin dedigini demezdi]

Yemek davetlerine katilirdi

.[Yani:davetlere icabet eder,bizler gibi mazeret beyan etmezdi.]

Yemege baslamadan once ve yemekten sonra ellerini yikardi.

[Yani:bizler gibi ellerinin her zaman temiz oldugunu dusunmezdi]

Besmele ile baslar, uygun ve kisa bir dua ile bitirirdi.

[Yani:Bizler gibi sukursuz bir sekilde yemeyip; insan olmanin verdigi sorumlulukla Rabbine sukrederdi.]

Sag eliyle yerdi. Sol eliyle yiyenleri ikaz ederdi. Ortaya konulmus yemegin, kendi onune gelen kismindan yerdi. Yemek yerken saga, sola dayanmaz, yaslanarak yenilmemesini tavsiye ederdi. Yuzu koyun uzanarak yemek yemeyi yasaklardi. Yemegin israf edilmesini menederdi.

[Yani:bizler gibi yemegin dibini asla birakmaz,tam aksine ekmekle sunnetler, ekmek kirintilarini toplar ve parmaklarini bile yalardi.]

Sogan, sarimsak gibi kokusu baskalarini rahatsiz eden yiyecekleri yedikten sonra toplum icine girmeyi hos karsilamazdi.

[Yani:Bizler gibi dusuncesizlik etmez,pis kokan bir seyi yemeden once defalarca dusunur “acaba birisi rahatsiz olur mu” diye dusunur; bazen sevdigi bir seyi bile yemezdi.]

Yemege ve suya uflemeyi yasaklardi. Yemegin cok sicak yenmemesi gerektigini soylerdi. Yemek ve su kaplarinin agzini kapatmayi tavsiye ederdi. Aile fertlerinin yemegi bir arada yemelerini tavsiye eder ve beraber yenen yemegin bereketli oldugunu belirtirdi.

[Yani:bizler gibi ayri ayri yemez, mumkunse birkac kisiyle beraber yemek yerdi.]

Asiriya kacmadan konusup sohbet ederdi.

Bu ve benzeri sunnetlerinden hareketle yeme icme adabi soylece sayilmistir:

1. Yemekten evvel ve sonra elini yikamak,

2. Yemegi kendi onunden almak,

3. Sag eliyle ve oturarak yemek,

4. Lokmayi agza gore almak ve iyice cignedikten sonra yutmak,

5. Lokmayi yutmadikca ikinci lokmaya el uzatmamak agzinda lokma ile konusmamak,

6. Suyu icmeden evvel bardaga bakmak,

7. Suyu bir solukta icmemek,

8. Bardagin icine nefes vermemek,

9. Baskalarini tiksindirecek soz ve hareketten kacinmak,

10. Baskasinin lokmasina ve yedigine bakmamak,

11. Lokmayi agzina korken kafasini tabaga dogru uzatmamak,

12. Yemekte israf etmemek, lokmasini ve aldigi yemegi bitirmek,

13. Agzindan bir sey cikarmak gerektiginde yuzunu sofradan cevirmek ve sol eli ile almak,

14. Disleriyle koparmis oldugu lokmayi yemege batirmamak.

15. Helalinden, temiz yemek ve Allah’a sukretmek,

16. Sofra sahibiyse, utanmamalari icin herkes yeyip bitirmedikce sofradan el cekmemek ve kalkmamak (az yiyen biriyse agir yemeli ve yer gibi davranmali),

17. Once yasca veya mevkîce buyuk olanin baslamasi,

18. Mecbur kalmadikca sokaklarda yemek yememek.

.

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Edep - Hürmet - Saygı, Görgü Kuralları, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , , , | 3 Comments »

Emir Vermek

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2008

201H.z. Âdem’in Peygamberliği

Emir Vermek

“Emir vermeye alışmayın.

Ben vâlidenizden su dahi istemem.

Emir vermekle sözün rûhu ölür.

İhbar, emirden daha müessirdir. Misâl: “Benim oğlum sigara içmez değil mi?” gibi.”

S.Hilmi Tunahan (K.S.A)

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Düşündüren Sözler, Diger Konular, Dini Konular, Görgü Kuralları, Güncel, Gündem, Güzel Sözler, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye | Etiketler: , , | 4 Comments »

Sünnete Riayet Et Şişmanlama !

Posted by Site - Yönetici Ekim 9, 2007

Sünnete Riayet Et Şişmanlama !,yemeksonrasadab

Sünnete Riayet Et Şişmanlama !

Peygamberimiz, asırlar öncesinden şişmanlık tehlikesine dikkatleri çekiyor ve ümmetini uyarıyor.

Peygamberimiz, asırlar öncesinden “Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler: Göbek bağlamak, çok uyku, tembellik ve yakîn (iman) azlığıdır” buyurarak şişmanlık tehlikesine dikkatleri çekiyor ve ümmetini uyarıyor.

Günümüzde de tedavisi için uğraş verilen pek çok sağlık problemleri var. Bunlardan bir tanesi de şişmanlık. Özellikle gelişmiş ve gelişme yolunda olan ülkelerde şişman insan sayısı her geçen gün daha da artıyor. Doktorlar şişmanlığı artık en önemli sağlık problemleri sıralamasına alıyor ve şişmanlığın sebep olduğu hastalıklara karşı insanların dikkatlerini çekmeye çalışıyorlar. Şişmanlık vücudumuzu sadece estetik açıdan bozmakla kalmayıp, aynı zamanda çabuk yorulma, nefes darlığı, eklem ağrıları, şeker hastalığı, damar sertliği gibi beraberinde çeşitli ölümcül rahatsızlıklara da zemin hazırlıyor. Allah Resûlü, asırlar öncesinden “Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler:

Göbek bağlamak, çok uyku, tembellik ve yakîn (iman) azlığıdır.” (Feyzü’l-Kadir, 1/278) buyurarak şişmanlık tehlikesine dikkatleri çekiyor ve ümmetini uyarıyor. Göbek bağlamak; hadisteki ifadesiyle “kiberu’l-batn” kendini gaflete salıp çok yiyen ve tabir caizse yemek için yaşayan ve tabii bunun neticesi olarak da olabildiğine şişman olan insan demektir ki bu, Allah Resulü’nün dünya ve ahiret hayatları adına endişe duyduğu insanların birinci özelliğidir. Uzmanlar, bel çevresi erkekte 94 santimetreden büyükse risk, 102 santimetreden büyük ise yüksek risk; kadında 80 santimetreden büyük ise risk, 88 santimetreden büyük ise, yüksek risk belirleyicisi olduğunu söylüyorlar.

Hareketsiz ve monoton bir yaşam tarzı, beraberinde şişmanlık illetini getiriyor. Modern hayat, kişilere hazır, lezzetli, çeşitli, ucuz fakat yüksek enerjili yiyecekler sunuyor, buna karşılık fizikî aktiviteleri düşürüyor. Özel otomobiller, toplu ulaşım araçlarının yaygınlığı, binalardaki asansörler, televizyon bağımlılığı gibi daha pek çok sebepten dolayı bedenimizin ihtiyacı olan fizikî hareketlerden uzak kalıyoruz. Hadis-i şeriflerden hareketle, “Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra da dört-beş saat yeme. Şifa hazımdadır; yani, kolayca hazmedeceğin miktarda ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, yemek üstüne tekrar yemektir.” diyor meşhur tabibimiz İbni Sina. O halde insan midesinin altında kalıp ezilmemeli, yemesiniiçmesini disipline edebilen bir irade insanı olmalıdır. Yani mide insanı olmamalıdır. Aslında şişmanlık, -tıbbi bir problem yoksa- sünnete riayet eden bir Müslüman’da olmaması gereken bir durumdur. Hayatını sünnete göre programlayan bir kimse, yemesini de ona göre ayarlayacak, sofradan tam doymadan kalkacak ve hem bu dünyada hem de öte dünyada huzurlu ve mesut olacaktır.

AZ YEMEK USTALIK ÇOK YEMEK HASTALIK

Kur’an ve sünneti çok iyi anlayan ve bunu hayatlarına yansıtıp çevrelerini nurlandıran mana âleminin sultanları az yemekle alakalı pek çok altın söz söylemişler. O sözlerden bazıları şunlardır:
İlim ve amel, az yemekte, kalb temizliği az uyumakta, hikmet az konuşmaktadır.
Az yemek ustalık, çok yemek hastalıktır.
Çok yiyen çok uyur, herkesten tembel olur.
Çok yemek heder, çok uyumak kederdir.
Çok yemek zihni çalıştırmaz, çok uyumak menzile ulaştırmaz.
Az yiyenin kalp gözü körleşmez, açlıkla hastalık birleşmez.
Az yemek tembellikten uzaklaştırır, bilgi kazanmayı kolaylaştırır.
Çok yemek, organları çok çalıştırıp yıpratır, tedavi için doktor aratır.
Çok yemek tohumudur her derdin, az yemek ilacıdır her ferdin.
Az ye, az uyu, az söyle, nimete kavuşulur böyle.
Az yemek, meyveli bir ağaçtır, hasta kalplere ilaçtır.

ŞU HUSUSLARA DİKKAT

Kilo almaktan uzak durmak için şu hususlara dikkat edin:

1. Kalorisi, yağ oranı fazla besinlerin alımı azaltılmalı, fizikî aktivite artırılmalı.

2. Bol yağ, karbonhidrat ve kalori içeren gıdalar yerine, vitamin ve lif bakımından zengin, yağca fakir sebze ve meyveler yenilmeli.

3. Bol şekerli ve asitli içeceklerden kaçınılmalı, bol su içilmeli.

4. Çocuklardan fast-food türü yemek, kola ve gazoz içilmesi, kraker, cips ve bisküvi gibi gıdaların tüketilmesi azaltılmalı.

5. Sabahları düzenli olarak sağlıklı kahvaltı yapılmalı.

6. Buzdolabına daha çok yağca fakir gıdalar, meyve ve sebzeler konulmalı.

Posted in Adab-ı Muaşeret, Diger Konular, Güncel, Sağlık | Etiketler: , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: