Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Posts Tagged ‘Bunları Biliyormuydunuz’

Bunları Biliyormuydunuz ?

Posted by Site - Yönetici Ekim 6, 2014

İmam-ı Azam Hazretleri,Imam-ı Azam Hazretlerinin kabri

İmam-ı Azam Hazretlerini, zorla sırtı üstü yatırıp ağzına zehirli şerbeti dökerek, 767 (H. 150) senesinde Bağdat zindanlarında şehid ettiler.

İmam-ı Âzam ve Kadılık

İmam-ı Azam Ebû Hanife hazretleri, kendisine teklif edilen Kadılığı kabul etmediği için öldürüldü. İslam’ın hakim olduğu ve şer-î kanunların yürürlükte olduğu bir dönemde bile, Imam-ı Azam Hazretleri gibi büyük bir âlim, “Kadı olup, insanların malı ve canı hakkında ahkam vermektense ölümü tercih ederim” diyerek hakimliği kabul etmemiştir.
Hakimliği kabul etmediği için, hapse atılmış ve zindanda günlerce işkence gördükten sonra, şahadet şerbetini içmiştir.
Imam-ı Azam hazretleri, geçimini esnaflık ile sağlıyordu.
Devletten bir görev ve maaş almadı. (Dört büyük imamın hiçbiri devlet memuru değildi. Büyük hizmetler, memuriyetle değil, aşk, şevk, heyecan ve büyük bir özveriyle çalışmakla olur…)
Halife Mansur’un kendisine verdiği. Temyiz Mahkemesi Reisliğini kabul etmediği için zindana atıldı.
İşkence ettikten sonra, ayaklarının altından kanlar akan ve halsiz düşen Imam-ı Azam Hazretlerini, zorla sırtı üstü yatırıp ağzına zehirli şerbeti dökerek, 767 (H. 150) senesinde Bağdat zindanlarında şehid ettiler. Mütercim.

Kaynak :Dipnot : İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 6/536-537.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İmam-ı Azam | Etiketler: , | Leave a Comment »

BUNLARI BİLİYORMUYDUNUZ !

Posted by Site - Yönetici Ocak 5, 2010

Bunları Biliyormuydunuz

BUNLARI BİLİYORMUYDUNUZ !

Akan kanı durdurmak !

Deve’nin tüyü yakılır ve külü akmakta olan bir kanın üzerine konulursa ;hemen onu keser.( Kanın akması durur )

Aşkı izale etmek.

Deve’nin meme uçları,aşık olam kimsenin yenine baglanırsa ; onda olan aşkı ( ve kara sevdayı ) giderir…

Cima kuvveti

Devenin eti, yatak kuvvetini yani cimayı ziyadesiyle kuvvetlendirir.

Acaiplikler Görmek İstersen

Sen şaşılacak şeyler görmek istedigin zaman; bir testinin içini sıgırın iç yagıyla tamamen yagla ve sonra da o testiyi azgına kadar,topraga göm,Pirelerin hepsi oraya toplanır.

Akrepleri kovmak

Sıgırın iç yagını zırnık ile beraber yakılıp onların dumanıyla ev tütsülenirse; haşerat ve hususiyetle de akrep o evden kaçar.

Sıgırın Şifa ve Hastalık Olan tarafı

Peygamber Efendimiz ( s.a.v.) buyurdular ki;

‘’ Size sıgırın,süt ( ürünlerini ) ve yaglarını tavsiye ederim.Sıgır etini yemekten sizi sakındırırım.Çünkü sıgırın sütü ve yagı deva’dır ve işfa’dır. Ama sıgırın eti ise hastalıktır.’’

Bu ( sıgırın süt ve yagının şifa ve etinin de hastalık olması ) Hicaz bölgesinin kuru ve sıgırın etinin de kuru; süt ve yagının da rutubet tabiatlı olmasındandır.Efendimiz (s.a.v.) hazretleri,sanki bunun ihtisasını gördü.

Dişleri beyazlatmak

İmam Demiri hazretleri buyurdu ; Toklu’nun taze cigeri yakılır ve onunla dişler ovalanırsa ; dişleri bembeyaz eder.

Agaçların meyvelerinin çok olması için

Toklu’nun boynuzu, herhangi bir agacın altına gömülürse; o agacın meyvesi çok olur.

Kadının hamilelikten kesilmesi

Kadın, dişi koyun yünü giyerse; hamilelikten kesilir.

Karıncaları kovmak

İçi bal ile dolu olan bir kap, beyaz keçi tüyü(nden imal edilmiş bir şey ) ile sarılırsa; ona karıncalar, yaklaşamaz.

Kaynak : Ruhü’l – Beyan Tefsiri Tercümesi  – Cilt 14

….

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlginç | Etiketler: | 1 Comment »

Müzik Büyük “Afyon”dur ,

Posted by Site - Yönetici Mart 23, 2009

Müzik haram,Müzikli ilahiler,

Müzik Büyük “Afyon“dur

Hamd; ancak Allah’a mahsustur. Salât-ü selâm; Rasûlullah’ın, O nun A’li ve Ashab’ının ve de Kıyamete kadar onların yoluna ittiba edenlerin üzerine olsun…

Allah’ın kullarını saptırmada ve O’nun yolundan kaydırmada Şeytanın kullandığı araçların başında müzik ve türevleri olan şarkılar, türküler vb. gelmektedir.

Müzik, İnsanın dili ve kalbinde meydana getirdiği kötü etkilerden dolayı Allah’ın Kitabının dinlenilmesine bir set olmaktadır. Böylece Kuranda bildirilen şeylere karşı bir gaflet meydana gelir ve şeytanın yolu açılmış, Rahmanın yoluna engel konulmuş olur.

Müzik, İnsanı gaflete sevk ederek, namazla kaim olan ve erişilen tüm güzelliklerin aksi etkiler doğurur. Namazın kötülük ve aşırılıktan menetmesine karşın, müzik bunlara yol açar. Müziği kendinden bir parça haline getiren bir kimse, bu haliyle Allah Azze ve Celle nin hoşnut olacağı yola asla ulaşamaz.

İnsanların beyinlerini kontrol altına almada müziğin büyük bir etkisi vardır. Yahudi, Hıristiyan ve diğer işbirlikçilerinden müteşekkil Şeytan orduları, uluslararası iletişim ağını ellerine geçirerek korkunç bir şekilde nefisleri tahrik edici unsurları kullanmaya başladılar. Bunun için kadın erkek şarkıcılardan bir ordu tesis ettiler.

Allah Azze celle’nin, hakkında hiçbir hüküm indirmediği bu fiillerini içki ve maddeyle pekiştirdiler. Ancak bundan sonra halkları İslama karşı birtakım hedeflere hizmet eder bir hale getirebildiler. Genç kızlarımızı insan görünüşlü kurtların pençesine düşüren nice şarkıların varlığı bir vakıadır. İslam vahdetinden uzaklaştıran, İslam’ı karalayan ırkçı yada yöresel gazellerin, ilhâdi (ateist) düşüncenin yayılmasında çok etkisi olmuştur…

Şarkı nedir: Birtakım duyguları tahrik kastıyla, seslice bir ritim takip edilmek suretiyle okunan şiir ya da nesire şarkı denir. Çalgı aletleri eşliğinde olabileceği gibi, alet yardımı olmaksızın da söylenebilir.

Müzik nedir: Yunan asıllı (fr. musique; lat. musica; yun. musikeden) bir kelime olan müzik, Ud, keman, davul, ney, darbuka vb. âletlerle yapılan sanat dallarının tümüne verilen addır.

Alimler müzik, şarkı ve türküleri sevk ettiği unsurlardan dolayı çeşitli terimlerle adlandırmışlar, boş söz (lehv); hevâ, batıl, yalan söz (zûr); ıslık (mükâ); alkış (tasdiye); zinâ davetçisi (rukiyyetüzzinâ); şeytan sesi (savtuş-şeytân); nifak yeşerten (münbitun-nifak) gibi isimleri onu tarif etmek için kullanmışlardır.

Müziğin özellikleri ve zararları kısaca şunlardır:

* Haramlara teşvik eder ve onları güzel gösterir.

* Fıskı, fücuru ve azgınlığı emreder.

* Nefsi şehevi fiillere iter.

* İnsanın adalet ve mürüvvetini giderir

* Kalbi meşgul ederek Allah’ın zikrinden alı kor.

* Kalbi karartarak iyilik ve kötülüğü ayırt edemez bir hale getirir.

* Şeytani hal ve fiillere güç vererek kötü işlerin yolunu açar.

* İnsanın sözlü ifade yeteneğini azaltır, zihni boş ve faydasız şeylerle meşgul eder.

Hüküm açısından, teganni çeşitleri Şarkı ve türküler, mübah ya da haram olmak üzere hüküm açısından ikiye ayrılır:

Mübah teganniler: Çalgı aletleriyle eşlik edilmeksizin sadece bir nâmeyle ve seslice ardı ardına söylenen sözlerdir. Ancak, bunun mübah olması için bazı şartlar vardır:

1. Muhtevasında: İçkiye, kadına teşvik, İslam ve Müslümanlarla alay etmek, kafirleri övmek gibi Islama aykırı sözler bulunmamalı.

2. Erkeklerin görmemesi için yeterli önlemler alınmış olsa da, erkeklerin duyma ihtimali varsa eğer, bülûğ çağına ermiş bir kadın tarafından söylenmemeli.

3. Farzların edasını engellememeli, sonuçta buna sevk etmemeli.

4. Aşırılığa gidilmemelidir.

Mübah Olan Teganni Çeşitleri:

1- İş ve çalışma sırasında: İş esnasında sıkıntıyı azaltmak, bıkkınlığı gidermek ve azmi artırmak için söylenen ilahiler, marşlar ve güzel nağmeler.

2- Savaş kasidesi ve nağmeler. Mücahidleri teşvik etmek için söylenir.

3- Beşikteki çocuğu sakinleştirmek için annenin söylediği ezgi ve ninniler.

4- Kadınların düğün, sünnet merasimleri ve bayramlarda alet kullanmadan ya da yalnız zilsiz tef kullanarak söyledikleri ezgi ve dizeler. Ancak bu durumda, tefden başka çalgı aletinin olmamasına, erkeklerin değil kadınların çalmasına, tefin kenarlarında zil bulunmamasına, ayrıca aşırılığa giderek bu ruhsatın aşılmamasına dikkat edilme zorunluluğu vardır.

Haram teganniler:

Yukarıdaki şartları taşımayan her tür melodi, ezgi, şarkı ve türkü çeşidi bu gruba dâhildir.

Çalgı aleti eşliğinde söylenen her nevi ezgi, şarkı ve türkü haram olan gruba girer. Dolayısıyla bunlar, farzın edasını engelleyen; İslama aykırı sözler ihtiva eden; kadının erkeğe hitaben söylediği, içkiye, fuhşa çağıran; harama götüren; ehl-i fücûrun besteleyip söylediği haram sınıftan olup kesinlikle caiz değildir.

Bunların tümü Allah’ı anmaktan alı koyar ve insanın yaratılış gayesi oları Allah’a kulluktan tamamen uzaklaştırır.

KUR’AN-DAN DELİLLER

Birinci ayet: “İnsanlardan öyleleri var ki, herhangi bir ilmi delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş sözü (lehvel-hadîsi) satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.”(Lokman, 6)

Abdulah b. Mesud Radıyallahu Anha, lehvel hadisin ne olduğu sorulduğunda, Allah’a andolsun ki, bu çalgıdır diye cevap verdi ve bunu üç kere tekrarladı. Sahabenin önde gelenlerinden İbni Abbas, İbni Ömer ve Cabir b. Abdullah Radıyallahu Anhum da lehvel-hadîsin şarkı olduğunu söylemişlerdir. (İbn Kesir, Taberi)

Tefsir usulünde, Sahabe sözü ve icma ettikleri takdirde Tâbiin sözünün de delil kabul edildiği bilinen bir kuraldır. Bu ayetle ilgili olarak da Sahâbe ve Tâbiin’in tamamı, aksi hiçbir görüş olmaksızın lehvel-hadîs’i müzik olarak tefsir etmiştir.

İkinci ayet: “Allah, (Şeytana defol) git dedi. Onlardan kim sana uyarsa, iyi bilin ki, Cehennem hepinizin cezasıdır. Mükemmel ve tam bir cezai Onlardan gücünün yettiği kimseleri sesinle (davetinle) yerinden oynat (şaşırt): Süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ, mallarına ve evlatlarına ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun. (Onları oyala dur.) Şeytan insanları aldatmadan başka bir vaadde bulunmaz. Şurası muhakkak ki, benim (ihlaslı) kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın (hakimiyetin) olmayacaktır. (Onları) koruyucu olarak Rabb’in yeter.” (isra-63/65)

Tabiinden olan müfessirlerin imamı Mücahid Rahmetullahi Aleyh, bu ayetteki sesinle (bi-savtike) ifadesiyle ilgili olarak; bu; şarkı, müzik, çalgı aletleri, boş ve batıl sözlerdir demiştir. Dahhâk b. Mezâhim de, çalgı aletlerinin sesidir demiştir. (Tefsir Kurtubi 10/288)

Üçüncü ayet:Şimdi siz bu söze -Kur-âna- mı şaşırıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz ve siz habersizce eğleniyorsunuz?” (Necm- 59/61)

İbni Abbâs Radıyallahu Anhüm ayetteki eğleniyorsunuz ifadesinin şarkı olduğunu söylemiştir. Zira Yemen lehçesinde, bizi eğlendir (Esmid lenâ) denildiğinde, bize şarkı söyle (ğanni lena) anlamı kastedilir. Mücâhid Rahmetullahi Aleyh de buradaki ifadenin anlamının, şarkı olduğunu söylemiştir. Aynı şekilde Yemenliler, falan eğlendi (semede fülân) dedikleri zaman, (ğanne fülân) falanın şarkı söylediğini anlatmak isterler. (İğasetül-Lehfan.1/258)

Dördüncü ayet:Onların (müşriklerin), Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve alkıştan başka bir şey değildir.” (Enfal, 35)

Islık çalmak (mükâ), alkış (tasdiye); nağme ve tempo tutmak gibi davranışlardır.

SÜNNET’TEN DELİLLER

Yemin ederim ki, ümmetimden bir topluluk gelecek; zinayı, içkiyi, ipek elbiseyi ve çalgı aletlerini helal sayacaktır”. (Buhari)

Hadisin metninde yer alan el-meâzif, bütün çalgı aletlerini ve onlarla eğlenceyi de kapsayan, bu anlamda geniş bir ifade alanı olan bir kelimedir. Siyer kitaplarında hakkında genişçe yer verildiği üzere bu, Rasûlullah (S.A.V.) in az sözle çok şey ifâde etme (cevâmiul-kelim) vasfındandır.

Rabbim Azze ve celle bana içkiyi, kumarı, kûbe’yi ve şarkı söyleyen kadınları haram kıldı”. (Sahih, İmam Ahmed, 1/274)

Kûbe: -Maalesef onsuz neredeyse hiçbir teganninin olmadığı- darbukadır.

“Bu ümmet içerisinde zillet, zulüm ve çöküntü olacak. Müslümanlardan biri, bunlar ne zaman olacak. diye sordu. Rasûlullah (S.A.V.) içki içilip, kadın oynatıldığı, çalgı aletleriyle şarkı söylenip eğlenildiği zaman diye cevap verdi. (Tirmizi)

Ümmetimden bazı insanlar, içkiye başka isimler vererek içerler. Şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleriyle başlan iner kalkar. Allah, onları yerin dibine batırır da domuzlar ve maymunlar kılar. (İbni Mace)

İki ses mel’undur. -Bunlar- nimet anında çalgı sesi, musibet anında vahlama sesidir.” (Silsületü ehâdisis-sahiha, 427)

“Ümmetimden bir kısım insanlar aşağılanacak, zillete düşüp zulme uğrayacaklardır. Sahabeler sordu: Yâ Rasulallah! Bunlar, Lâ ilâhe İllallah şahâdetinde bulunacaklar mı? Efendimiz (S.A.V.) şöyle cevap verdi, Evet, ama o zaman içki içilecek, çalgı aletleri çalınacak, ipek elbiseler giyilecek.” (Hasen, İbni Ebi Şeybe, 5/164)

Rasûlullah (S.A.V.) çalgı aletleriyle para kazanmayı yasakladı. (sahih, El-Beğavi;şerus-sünne 8/22)

İbni Ömer Radıyallahu Anh’ın kölesi Nâfi anlatıyor: İbni Ömer’in peşinden gidiyordum. Kaval çalmakta olan bir çobana rastladık. İbni Ömer hemen ellerini kulaklarına tıkayarak yürümesini hızlandırdı ve bana Ey Nâfi! Bir şey duyuyor musun? dedi. Ben de, hayır dedim. Bunun üzerine ellerini kulaklarından çekerek şöyle dedi: Bir gün Rasulullah (S.A.V.) ile beraberdim. O da bunun gibi bir şey işitince böyle yapmıştı. (Ebu Davud)

Müfessir Kurtubi Rahmetullahi Aleyh, İbni Ömer’den bu rivayeti naklettikten sonra şöyle diyor: Böyle bir ses karşısında bile onlar bu tür bir tavır takınıyorlarsa, çağımız şarkı ve çalgı aletleri karşısında durum ne olur?

Rasûlullah (S.A.V.) “Zil Şeytanın çalgısıdır demiştir”.(Müslim).

Bir başka rivayet de, Köpek ve zilin bulunduğu yere melekler girmez şeklindedir. (Müslim)

Bir zil, meleklerin nefret etmelerine sebep oluyorsa, insanda her türlü his ve duyguyu uyandırıp harekete geçiren çağdaş elektronik müzik aletleri karşısındaki durum ne olur acaba? Bunun tahribatını varın siz düşünün…

İnsanoğluna zina yapmasından dolayı günahı yazılır. Bunun cezasını her nasılsa çekecektir. Gözün zinası (harama) bakma, kulağın zinası (haram ve müstehcen olan şeyleri) dinlemektir”. (Müslim)

ŞARKI VE MÜZİK HAKKINDA, SAHABE, TABİİN VE DÖRT İMAMDAN NAKLEDİLENLER

Sürekli Allah’ın zikriyle meşgul olan Osman Radıyallahu Anh, Allah’ın kendisine bir lütfu olarak hiçbir zaman bu masiyete bulaşmamıştır. Şöyle demektedir: Ne şarkı söyledim, ne de boş hayallere daldım (bu iki masiyetten uzak kaldım). (İbni Ebi Asım, 2/595)

İbni Ömer Radıyallahu Anhumâ ihramlı bir topluluğa uğradığında, içlerinden biri şarkı söylüyordu. Ona: Allah senin ibâdetini kabul etmesin emi, Allah seni işitmesin emi! dedi. (İbni Ebi-d-Dünya, Zemmül-Melahi)

İbni Mes’ud Radıyallahu Anh, “şarkı, kalpte nifak bitirir” demiştir.

Enes bin Malik Radıyallahu Anh, “en pis kazanç, şarkı ve çalgı aletleriyle kazanılandır” dedi. (İbni Ebi-d-Dünya Zemmül-Melahi)

İbni Abbas Radıyallahu Anh, “tef haramdır, çalgı aletleri haramdır, kûbe (yukarıda geçti) ve ney de haramdır” dedi. (Beyhaki. 10/222)

A’işe Radıyallahu Anhâ validemiz, bir ziyarette bulunuyordu ki evde başını sallayarak şarkı söyleyen bir adam gördü ve ona, Yazıklar olsun sanâ. Bu şeytandır, bunu çıkarın dışarı dedi, o da çıkartıldı. (Buhari, Edebül-müfred)

Ömer b. Abdülaziz şarkı hakkında; başlangıcı şeytandan, sonu da Allah’ın gazabıdır demiştir.(sireti Ömer de İmam Acûri rivayet etmiştir.)

Vâki b. el-Cerrâh, İbni Ömer’in yaptığı gibi çalgı aletlerini alın ve onu sahibinin başında kırın dedi (Hilal, 126)

Fudayl b. İyâd Rahmetullahi Aleyn, müzik ve şarkı, zinanın teşvikçisidir dedi. (İbni Ebid-Dünya)

İmam Ebu Hanife Radıyallahu anh, şarkı ve müziğin haram olduğunu oldukça sert bir şekilde savunuyor ve onu dinlemeyi günah sayıyordu. (İbnilCevzi, Teblisul-İblis)

İmam Mâlik Radıyallahu anh’a şarkıdan soruldu. O da bizim oralarda bu işi günah içinde yüzenler (fasıklar) yapar dedi. (İbni Ebi-d-Dünya, Zemmül-Melâhi)

İmam Şâfi Radıyallahu anh, Şarkı batıla benzeyen, insanı oyalayan boş ve çirkin bir sözdür. Kim onu çok dinlerse sefihtir (beyinsizdir) ve şehadeti kabul edilmez. Şarkı çirkin ve haramdır. Nitekim Allahu Telâla “Allah küfrü, fıskı ve isyanı size kötü göstermiştir (Hücurat, 7) buyurmaktadır. İmam Şafi sözüne şöyle devam etmiştir: Irakta şarkı -tağbîr- denilen bir şey terk ettim ki, onu insanları Kur-ândan uzaklaştırmak için zındıklar keşfetmiştir.

İmam Ahmed Radıyallahu anh, “Kâval, ney, zurna, tanbur, saz, kemençe ve benzerleri haramdır” dedi.

İmam Şâbi Rahmetullahi Aleyh, şarkı söyleyen de, dinleyen de melundur demiştir. (ibni Ebid-Dünya)

Dahhâk Rahmetullahi Aleyh, şarkı kalbi öldürür, Rabbi öfkelendirir demiştir. (İbni Ebid-Dünya)

İmamı Kurtubi Rahmetullahi Aleyh, şarkı, Kitap ve Sünnetle yasaklanmıştır. Demektedir.

İbn-i Salâh Rahmetullahi Aleyh de, şarkı ve müzik aletlerinin haram olduğu konusunda icmâ vardır demiştir.

İCMADAN DELİLLER

Bilindiği üzere Selef-i Salihinin (Sahabe, Tâbiin ve Etbâut-Tâbiin -Allah celle Celaluhu hepsinden razı olsun-, bir meselede görüş birliğine varması olan icmâ, Kitap ve Sünnet’ten sonra İslâmın üçüncü kaynağıdır.

Dolayısıyla icmâ kesin hüccet olup, muhalefet etmek caiz değildir.

Allah Azze ve celle “Her kim de kendisine doğru yol ap-açık belli olduktan sonra Peygambere muhalefet eder ve müminlerin yolundan başkasına giderse, biz de onu döndüğü yolda bırakır, (Ahirette) Cehenneme atarız. O, ne kötü bir dönüş yeridir.” (Nisa, 115)

Bu ayeti kerimede, müminlerin yolundan başka bir yola giden bir kimsenin sonunun (Allah korusun) Cehennem olacağı uyarısı vardır. Müslümanların icmâsı haktır, her kim onların icmasına ters düşerse, bu ayet-i kerimede bildirilen cezaya müstahak olmasından korkulur.

Müzik hakkında Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Nebeviyye ışığında, en hayırlı devir olan Sahabe, Tâbiin ve Tebei Tâbiin-in-Allah onlardan razı olsun sözlerinden çıkan ortak hüküm, şarkı söylenmesini, çalgı aletlerinin çalınmasını ve dinlenilmesini, hakkında hiçbir ruhsat olmaksızın yasaklamış ve bununla iştiğal edenlerin çalgı aletlerinin başlarında kırılmasını emretmiştir.

İcmânın kesin bir hüccet olup, ona muhalefet edilemeyeceği ortaya çıktıktan sonra; Müzik ve mubah olmayanlar kapsamında belirtilen melodilerin haramlığı ihtilaflı bir konu mudur? Yoksa tartışma kapısının kapatıldığı ve bu hususta icma edilen haram bir konu mudur? gibi bir soru sorulursa şu cevap verilir:

Bu konu yukarıda geçtiği gibi Sahabelerin, Tâbiinin ve dört imamın, haramlığı üzerinde ittifak ettikleri bir meseledir. Çünkü ihtilaflı meselelerde fiili işleyenler üzerine bu kadar gidilmez; Fasık, facir, mel’un ve şeytan gibi sıfatlar yakıştırılmaz.

Müzik ruhun gıdasıdır (mı?)

Bazı kimselerin diline doladığı ve çok garip olan bu söz, Kur’ândan ve Sünnetten kopanları insanların, eksikliğini yüreklerinin derinliğinde hissettiği bir boşluğu doldurmak, ne olursa olsun kendisiyle her zaman güçlü oldukları kaynaklara dönmesini engellemek amacıyla üretilmiş basit felsefeden öte bir şey değildir.

Böylece Allah düşmanları kendilerince alternatif(!) bir din oluşturma eğilimi göstermiş insan maneviyatına, ihtiyaç duyduğu desteği müzikle verebilecekleri vehmine kapılmışlardır. Bununla da kalmayıp, bu yolla halkları ve en önemlisi gençleri etki altına almayı başarmışlardır. Hatta bu doğrultuda sözde İslami olan “yeşil pop”(!) tartışmaları bile yapılmaya başlanmıştır. Müslümanları dağın öte yanındaki büyük felaketi görmeye ve yükümlü olduğumuz sorumlulukları eda etmeye davet ediyoruz… Ruh, ancak böyle gıdalanır!

Son olarak…

İslam’da müziğin hükmü açıklandıktan ve müslümanın bundan uzak durması, kaçınması gereken haramlardan biri olduğu belli olduktan sonra, bu günaha düşen kimse artık, Allah Teala ve Rasûlü (S.A.V.) in emrine boyun eğmeli ve teslimiyet içinde olmalıdır ki, hayat bulsun:

Ey İman edenler! Hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlüne (onların çağrılarına) uyun...” (Enfâl, 24)

Şayet kişi, böyle bir günahın içinde değilse, artık Allah’a hamdederek, hak üzere sabit kalmasını O’ndan dilesin ve kardeşlerine nasihatta bulunsun…

Sallallahu alâ Muhammedin ve alâ âlihi ve Sahbihi ecmâîn

VEL-HAMDÜ LİLAHİ RABBİL ALEMİN

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Müzik - Musiki, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

ADEM ALEYHİSSELAM’IN YARATILIŞI . ( Adem Aleyhisselam’ın Topragı )

Posted by Site - Yönetici Ocak 31, 2009

ADEM ALEYHİSSELAM’IN YARATILIŞI . ( Adem Aleyhisselam’ın Topragı )

ADEM ALEYHİSSELAM’IN YARATILIŞI . ( Adem Aleyhisselam’ın Topragı )

Veheb bin Münebbih Hazretleri buyurdular ; Allahü Teala Hazretleri , Adem Aleyhisselam’ı yaratmayı murat ettiği zaman, yeryüzüne vahyetti yani yeryüzüne anlattı ve ona ilham etti.

‘’ Ben senden halife kılacagım, onlardan kim bana itaat ederse onu Cennetime koyarım ve onlardan kim bana asi olursa onu da Cehenneme koyarım.’’ Dedi. Yeryüzü ( Toprak ) ;

‘’ Benden bir varlık yaratacaksın da o da Cehennemlikmi olacak?’’ diye sordu : Allahü Teala Hazretleri:

‘’ Evet ‘’ dedi. Yeryüzü ( arz ) ağlamaya başladı. Topragın ağlamasından, kendisinden kıyamete kadar akacak olan pınarlar fışkırdı. Allahü Teala Hazretleri, yeryüzünün dört zaviyesinden toprağın siyahından,beyazından,kırmızısından,güzelinden ve ovasından kendisine bir avuç toprak getirmesi için, Cebrail Aleyhisselam’ı yeryüzüne gönderdi. Cebrail Aleyhisselam,yeryüzünden toprak almak için geldiğinde, toprak şöyle yalvardı :

‘’ Benden toprak alman için gönderen Allah’ın aşkına, benden bir şey alma,’’ diye yakardı.Çünkü Sultana yaklaşmakta birçok menfeatler olduğu gibi, büyük bir tehlıke de vardır.

Cebrail Aleyhisselam,ondan bir şey almadan mekanına geri döndü.

‘’ Yeryüzü senin büyük adına yemin ederek bana yalvardı.Bunun üzerine ondan birşeyı almayı kerih ( çirkin ve kötü ) gödüm.

Allahü Teala Hazretleri, Mikail Aleyhisselam’ı gönderdi. Mikail Aleyhisselam , yeryüzüne indi.Yeryüzü, Cebrail Aleyhisselam’a dediğinin aynısını söyledi. Mikail Aleyhisselam,bir şey almadan geri döndü ve Cebrail Aleyhisselam’ın söylediğinin aynısını söyledi.

Allahü Teala Hazretleri, İsrafil Aleyhisselam’ı gönderdi. İsrafil Aleyhisselam da bir şey almadan döndü, Cebrail Aleyhisselam’ın dediği gibi mazeret beyan etti.

Allahü Teala Hazretleri, ölüm melegi ( Azrail Aleyhisselamı ) gönderdi. Azrail Aleyhisselam, yeryüzüne geldiğinde, arz (yeryüzü ) ona:

‘’ Seni gönderen Allah’ın izzet ( ve üstünlüğüne ) sığınırım. Bugün benden alacagın bir avuç toprak yarın Cehennemde olacak ‘’ dedi, Azrail Aleyhisselam:

‘’ Bende o yüce ve aziz olan Allah’ın bie emrine asi olmaktan ona sığınırım,’’ dedi. Azrail Aleyhisselam, yeryüzünün dört köşesinde ( açı ve boyutunda ) kırk zira kadar bir avuç toprak kapıp aldı. Bundan dolayı topraktan yaratılan insan oglu, yeryüzünün değişik renklerinden dolayı değişik renk ve vasıflarda dünyaya gelmektedirler. Onlardan kimi beyaz,siyah,kırmızı, yumuşak ve serttir. Bütün zürriyet bu avuç topraktan oldu. İnsanın bedeninin aslı bu topraktır. İnsan vefat ettiği zaman, topragın alındığı yere defnedilir. Azrail Aleyhisselam bu toprağı aldıktan sonra göğe yükselir. Allahü Teala Hazretleri, Azrail Aleyhisselam’a sordu :

‘’ Yeryüzü sana yalvardığında ona rahmet edip acımadın mı ?’’ dedi. Azrail Aleyhisselam :

‘’ Ya Rabbi ! Senin emrinmi üstün, yeryüzünün yalvarması mı ? ‘’ dedi. Allahü Teala Hazretleri buyurdular:

‘’ Sen onun enladının ruhlarını kabzetmeye ( almaya ) elverişlisin.’’ Buyurdu.

Ravzatül-ulema’da buyuruldu : Yeryüzü Allahü Teala Hazretleri’ne şikayette bulundu:

‘’ Ya Rabbi ! ( İnsanın yaratılması için benden alınan toprak ile ) ben eksiliyorum.’’ Dedi. Allahü Teala Hazretleri:

‘’ ( Senden alınan toprağın ) en iyi ve en güzel kokar bir şekilde elbette sana geri iade edeceğim.’’ Buyurdu. Onun için cenazelere misk ve güzel kokular sürülmektedir.

Adem Aleyhisselam nerede yaratıldı ?

Allahü Teala Hazretleri, Azrail Aleyhisselam’a emretti. Adem Aleyhisselam için yeryüzünden alınan topragı,Mekke ile Taif arasında bulunan Nu’man vadisine koydu. Bu topragın yarısını Cennette ve diğer yarısını ateşe koyduktan sonra onu orada Allahü Teala Hazretlerinin dilediği zamana kadar terk etti. Sonra onu çıkarttı.Sonra üzerine ‘’ Kerem ‘’ yağmurunu yağdırdı. Onu yapışkan bir çamur haline getirdi. Allahü Teala Hazretleri, o topraktan Adem Aleyhisselama suret ve şekil verdi.

Adem Aleyhisselamın yaratılışında yaratıldığı yer hakkında ihtilaf ettiler. Bazı alimler tarafından denildi ki: Adem Aleyhisselam,gökte yaratıldı,Bazıları dünya cennetlerinden bir cennette yaratıldı.Nil’in ve diğer nehirlerin kendisine aktığı cennetler gibi.Müfessirlerin coguna göre, Adem Aleyhisselama ‘’ Adn cennet’’inde yaratıldığı ve oradan çıkarıldıgı görüşündedir.

Adem Aleyhisselamın yaratılışı

Hadis-i kudsi’de buyuruldu : ‘’ Ben Adem’in topragını kırk sabah ( yed-i ) kudretimle yoğurdum.’’

Yani kırk gün, ( o alemin her günü ) dünya seneleriyle tam bin sene kadar uzun bir zaman dilimidir. Sonra Allah onu kırk yıl terk etti yani olduğu gibi bıraktı. Ta kuruyasıya kadar. Adem Aleyhisselam’ın çamuru ‘’ salsal ‘’ ( kuru balçık ) haline geldi. Salsal, kurumuş bir çamurdur.Gayet kuruduğu için ‘’ fehhar ‘’ yani balçıktan yapılan çanak,çömlek, testi ve bardak gibi ses veriyordu. Sonra Allahü Teala Hazretleri onun üzerine tam otuz dokuz (39) yıl ‘’ hüzün ‘’ üzüntü yagmurunu yağdırdı. Sonra onun üzerine bir sene de ‘’ sürur ‘’ yani sevinç yağmurunu yagdırdı. Bundan dolayı insan olgunun düşünce ve üzüntüleri çok olur. Lakin ekıbeti sevinçle biter.

Melekler, Adem Aleyhisselamın ( daha kuru çamur halinde olan cesedine ) uğrayıp geçiyorlardı. Adem Aleyhisselam’ın suret ve şeklinin güzelliğine ve boyunun uzunluğuna taaccubla bakıp hayran kalıyorlardı. Çünkü uzunluğu beşyüz zira idi. Amma hangi zira ile beşyüz zira olduğunu ancak Allah bilir. Adem Aleyhisselam’ın başı göklere degiyordu. Melekler daha önce ona benzeyen bir suret görmemişlerdi.

İblis ona uğradı, Adem Aleyhisselam’ı gördü. Ona, niçin hangi iş için yaratıldın dedi.İblis eliyle Adem Aleyhisselam’ın salsal halindeki cesedine vurdu. ( Çıkardığı sesten ) içinin boş olduğunu anladı. İçine girip öbür tarafından cıktı. İblis beraberindeki meleklere: Bu boş olarak yaratılmış ! Bir yerde sabit kalamaz ve dayanılmaz, dedi. Sonra meleklere :

‘’ Siz bunun sizden daha faziletli olduğunu mu sanıyorsunuz? Siz ne yapıyorsunuz? ‘’ dedi. Melekler :

‘’ Biz Rabbimize itaat ediyoruz,’’ dediler. Şeytan kendi kendi-ne şöyle söylendi: Eğer bu benden faziletli yaratılırsa vallahi ben ona itaat etmem.Eger ben ondan üstün olursam elbette onu helak edecegim.’’ Akıbeti söyledigi gibi oldu. Tükrüğünü azgında topladı ve sonra tükrüğünü Adem Aleyhisselam’ın salsal halindeki cesedine fırlattı. Melun şeytanın tükrüğü, Adem Aleyhisselam’ın göbeginin olduğu yere düştü. Allahü Teala Hazretleri, Cebrail Aleyhisselam’a, Adem Aleyhisselam’ın karnından şeytanın tükrüğünü oyup çıkarmasını emretti. Cebrail Aleyhisselam’ın oymasıyla Adem Aleyhisselam’ın karnı kazılmış oldu.

Köpeğin yaratılışı

Cebrail Aleyhisselam’ın oyup çıkardığı Adem Aleyhisselam’ın göbeginden köpek yaratıldı.Köpekte üç izellik vardır.

1.Köpek Adem Aleyhisselam’ın çamurundan yaratıldığı için, insan olguna ünsiyet ve yakınlık etmektedir.

2.Gecelerin çoğunu uykusuz geçirir, Cebrail Aleyhisselam onun çamuruna dokunduğu için.

3. İnsan ve başkasını ısırır.Kendisine eziyet edildiği halde köpek sahibine ihanet etmez. İblisin tükrüğünün eser ve izi olarak.

Adem Aleyhisselam’a ruh verilme zamanı

Adem Aleyhisselam, Cuma günü ikindiden sonra yaratıldı.Yeryüzünden alınan topraktan yaratıldığı için kendisine ‘’ Adem ‘ adı verildi. Çünkü Adem Aleyhisselam, topragın her çeşidinden yaratıldı. Allahü Teala Hazretleri, Adem Aleyhisselam’a ruh üflemek istediği zaman, ruh’a Adem Aleyhisselam’ın içine girmesini emretti. Ruh:

‘’ Ya Rabbi ! Çok derin,uzak ve karanlık bir yerdir.’’ Dedi. Allahü Teala Hazretleri, ikinci kere emredince yine:

‘’ Ya Rabbi ! Çok derin,uzak ve karanlık bir yerdir.’’ Dedi. Üçüncü kere emredince yine:

‘’ Ya Rabbi ! Çok derin,uzak ve karanlık bir yerdir.’’ Dedi. Allahü Teala Hazretleri:

‘’ Ey ruh! Kerhen yani istemeyerek de olsa gir: kerhen de yani istemiyerek de çık. Bundan dolayı ruh bedenden ancak ( kerhen ) istemeyerek çıkar. Ruh, Adem Aleyhisselam’ın içine girdiğinde, Adem Aleyhisselam’ın başına,alnına,kulaklarına ve dillerine girmeye başladı. Sonra ruh, bütün cesedine sirayet etti. Hatta ruh ayaklarına indi. Ruh, çıkış yeri bulamadı. Burnuna geldi. Burnuna gelince aksırmaya başladı. Aksırdığı zaman, Rabbi ona:

Elhamdülillahirabbilalemin ‘’ Hamd alemrin Rabbine mahsustur.’’ Dedi. Adem Aleyhisselam,’’ Elhamdülillahirabbilalemin ‘’ deyince, Allahü Teala Hazretleri, ona’’ Yerhamkellah ‘’ Allah sana rahmet etsin dedi. Allahü Teala Hazretleri : ‘’ Ey Adem seni bunun için yarattım’’ buyurdu. Ruh dizlerine kadar indiğinde, Adem Aleyhisselam, sıçrayarak ayağa kalkmak istedi.Ayağa kalkamadı.Buna gücü yetmedi. Ruh ayaklarına ulaşınca, ayağa kalktı. Allahü Teala Hazretleri, ‘’Ve kanel insane acüle’’ insan pek acelecidir, Huligal insane min acel ‘’ insan aceleci olarak yaratılmıştır’’ buyurdu.

Böylece Adem Aleyhisselam, et,kan,kemik,sinir ve barsakları ( iç organları olan ) bir beşer ( insan )haline geldi. Sonra Allahü Teala Hazretleri ona , tırnaktan elbise giydirdi. Cesedi her gün, ziyadeleşmeye başladı.Hızla gelişti. Cesedinde dokuz kapı vardı. Başında iki kulak açıldı. Onlar ile işitmeye başladı. İki göz açıldı. Gözler ile görmeye başladı.İki burun deliği açıldı. Burun delikleriyle her tğrlü koku ve nefes aldı.Bir ağız açıldı.Ağzın içinde dili olup onunla konuşmaya başladı.Kendisine damak verildi.Damak ile her şeyin tadını buldu.İki kapı da cesedine açıldı. Onlar ön ve arkasıdır. Bunlardan da yediklerinin ve içtiklerinin ağırlıkları çıkmaktadır.

Allahü Teala Hazretleri,

Adem Aleyhisselam’ın: aklını dimağına,

iştahını böbreklerine,

Gadabını karaciğerine,

şeceatini ( cesaretini ) kalbine,

rağbetini ( bir şeye yönelmesini ) akciğerine,

gülmesini dalağına,

sevinç ve üzüntüsünü yüzüne koydu.

Adem Aleyhisselam’ı, kemikle işitir,yağ ile görür, et ile konuşur ve kan ile bilir hale getiren Allahü Teala Hazretleri gerçekten noksan sıfatlardan münezzehtir. Adem Aleyhisselam, tam tesviye edilince, her şeyi kendisine verilince ona kendi ruhundan üfledi.

Kaynak : Ruhu’ul Beyan Tercümesi – cilt – 1 – sayfa – 368-373

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Adem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik, İlginç, İslam Tarihi | Etiketler: , , , , , | 23 Comments »

Gusül Abdestinden Önce Tırnak vs. Kesmek

Posted by Site - Yönetici Ocak 16, 2009

Gusül Abdestinden Önce Tırnak vs. Kesmek

Gusül Abdestinden Önce Tırnak vs. Kesmek

Cünüp kimse gusletmedikçe (cünüpken) tıraş olmamalı, tırnak kesmemeli, bedeninden herhangi bir parçanın ayrılmasına sebep olmamalıdır. Bunları gusledip temizlendikten sonra yapmalıdır.

Cünüp olan kimsenin yıkanmadan tıraş olması ve tırnak kesmesi haram olmasa da iyi değildir. İmam-ı Gazali Hazretleri, İhyâü Ulum ed-Dîn kitabında şöyle diyor: Cünüp olan kimsenin tırnak kesmesi, tıraş olması, etek ve koltuk altını temizlemesi, kan aldırması veya vücuttan herhangi bir parça kopartması uygun değildir. Çünkü âhirette bütün vücud geri döneceğinden yıkanmadan kesilen veya tıraş olunan şey cünüp olarak dönecektir. (Mügni’ I -Muhtaç, c. I. s. 75; Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar )

Gusül eden kimsenin, vücudundaki kılların ve sakalların diplerine suyu ulaştırması vacip olur. Her kılın dibinde cenabetlik hükmü vardır. Bunu temizlemek için saç, sakal, bıyık, kaş gibi yerlerdeki kılların diplerine su ulaştırmak vacip olur. Bu vacibi yerine getirebilmek için de vücudu ovuşturarak temizlemek gerekir.

Kaynak : (Mehmet Emre, Fetvalar)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Fıkıh, Güncel, Gündem, Yorumlar | Etiketler: , , | 4 Comments »

Gerçeklesen ( Bazı ) KIYAMET Alametleri

Posted by Site - Yönetici Ocak 14, 2009

Kıyamet Alâmetleri.Gerçeklesen ( Bazı ) KIYAMET Alametleri,,İçki İçenlerin Ahiretteki Hali..

Gerçeklesen ( Bazı ) KIYAMET Alametleri

Kıyamet alametleri olarak haber verilen olaylar bu günümüze nasıl uyuyor tam haber verildiği gibi aynen bu gün bu işler heryerde işlenmekte

(Ortalık bozulacak, dine uymak avuçta ateş tutmak gibi zor olacak.) [Hakim]

(Çeşitli isimler altında şaraplar çıkacak, helal sayılacak.) [İ.Ahmed]

(Köpek beslemek, evlat yetiştirmekten daha cazip olacak.) [Hakim]

(Kötü kadınlar, çoğalıp, zina bir toplum içinde yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş [frengi, AIDS gibi] bulaşıcı hastalıklara maruz kalır. Ölçüde, tartıda hile yapılırsa, geçim darlığı baş gösterir.) [Beyheki]

(Erkekler azalacak, kadınlar çoğalacak.) [Buhari]

(Çalgı her yere yayılacak, güvenlik güçleri çoğalacak.) [Beyheki]

(Anarşi ve ölüm çoğalacak.) [İbni Mace]

(İşler, ehli olmayana verilecek.) [Buhari]

(Bu dinin başlangıcı gibi, sonu da garip olacak!) [Tirmizi]

(Sadece tanıdıklara selam verilecek ve yazarlar çoğalacak.) [Hakim]

(Zengine malı için tazim edilecek, fuhuş yayılacak. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmeyecek. Kurtlar, kuzu postuna bürünecek.) [Hakim]

Kıyametin kopması ile ilgili hadis-i şerifler:

(Erkek erkekle, kadın kadınla yetinmedikçe, kıyamet kopmayacak.) [Hatib]

(Lutilik mubah sayılmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Deylemi]

(Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmayacak.) [Buhari]

(Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Deylemi]

(Kötüler dünyaya hakim olmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Tirmizi]

(Müslümanlarla Yahudiler savaşmadıkça kıyamet kopmayacak.) [Müslim]

(Allah’a inanan müslüman kaldığı müddetçe kıyamet kopmayacak.) [Müslim]

Yukarıda bildirilen küçük alametlerin çoğu çıktı. Henüz çıkmamış olan küçük alametlerden bazıları şunlardır:

(Kişi yol kenarında kadınla beraber olacak.) [Hakim]

(Konuşan hayvanlar olacak.) [Tirmizi]

(Kıyamet alametidir ki, erkek evde yokken kadının yaptıklarını ayakkabısı haber verecektir.) [İ. Ahmed]

Kıyametin büyük alametleri de şunlardır:

(Mehdi gelecek.) [Ebu Nuaym]

(Deccal gelecek.) [İ.E. Şeybe]

(İsa gökten inecek, duman çıkacak, Kâbe yıkılacak.) [Buhari]

(Dabbet-ül-arz çıkacak) [Tirmizi]

(Yecüc ve Mecüc çıkacak.) [İbni Cerir]

(Ateş çıkacak, güneş batıdan doğacak.) [Müslim]

Güneşin batıdan doğmasını, bâtıniler, batılıların Müslüman olması diye tevil etmişlerse de, bu tevilleri bâtıldır. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. Güneş batıdan doğunca, insanlar onu görür ve hepsi de iman ederler. Fakat bu imanları fayda vermez.)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Kıyamet Alametleri, Yorumlar | Etiketler: , , | 6 Comments »

MUHARREM-İ ŞERİF VE AŞURE GÜNÜ

Posted by Site - Yönetici Ocak 7, 2009

Cennet nimetlerinin çeşitleri ve Cennetlerde bulunan huri ve gılmanlar,goynem,beysehir,sennet,ibrahim hakki hazretleri,takva,facebook,

MUHARREM-İ ŞERİF VE AŞURE GÜNÜ

H.Ş. (İbn-i Abbas R.A.den) : Zilhiccenin son günü ile Muharrem’in 1.nci günü oruç tutan, geçmiş yılı oruçla bitirip, gelecek yıla oruçla başlamış olur. Allah-ü Teala o kimsenin 50 yıllık günahını affeder.

H.Ş.: Muharrem-i Şerif’te tutulan her oruca 30 gün oruç tutmuş sevabı verilir. Muharrem-i Şerif’in birinden onuna kadar oruç tutup, onuncu günü aşure pişirmenin ecri büyüktür. Böyle yapamayan hiç değilse 8-9-10.günleri oruç tutmalı.

Bu ayda Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri peşpeşe oruç tutana 900 senelik nafile oruç sevabı ihsan olunur.
Aşure günü vuku bulan hadiseler: Hadis-i Şeriflerde şöyle beyan edilmiş:

1. İbrahim A.S.Aşure günü doğdu.
2. Allah-ü Teala onu Nemrud’un ateşinden Aşure günü himaye buyurdu.
3. Musa A.S. Firavn’un şerrinden kurtuldu ve düşmanları denizde boğuldu.
4. İdris A.S. semaya (Yüce makama) yükseldi.
5. Eyyüb A.S.’a şifa ihsan olundu.
6. İsa A.S. semaya götürüldü.
Bazı büyükler, “Bu güne aşure denilmesi; Allah-ü Teala 10 peygambere 10 ikramda bulunduğundandır.” dediler:
1– Adem A.S.’ın tevbesi kabul olundu.
2– Nuh A.S.’ın gemisi tufandan kurtuldu.
3– Süleyman A.S.’a mülk (saltanat) verildi.
4– Yunus A.S. balığın karnından kurtuldu.
5– Yusuf A.S. babasına kavuştu.
6– İdris A.S. semaya götürüldü.
7– İbrahim A.S. Nemrud’un ateşinden kurtuldu.
8– Musa A.S. Firavn’un şerrinden kurtuldu.
9– Eyyüb A.S. hastalıktan şifa buldu.
10– İsa A.S. semaya götürüldü.

Cebrail, Mikail, İsrafil, Arş, Kürsi, Kalem, Gökler yer ve Cennet aşure günü yaratılmışlardır.
Âdem A.S. ve Havva anamız aşure günü yaratıldı. Tuba ağacı o gün dikilmiş, kemal sahiplerinin cennete kavuşmasına sebep olan kıyamet aşure günü kopacak, müminler cennetteki makamlarına kavuşacak.

Aşure günü ve gecesinde yapılacak ibadetler:
H.Ş. Aşure gününün faziletine kavuşmaya bakınız. Çünkü o Allah-ü Teala’nın günler arasındaki seçtiği mübarek bir gündür. O günde oruç tutana Allah-ü Teala nezdinde bulunan meleklerin, peygamberlerin, şehitlerin ve Salihlerin ibadetleri kadar sevap verir.
H.Ş. Aşure günü gusleden ölüm hastalığından başka hastalık görmez. Aşure günü bir hastayı ziyaret eden bütün insanları ziyaret etmiş gibi olur. Aşure günü bir kimseye su veren hiç isyan etmemiş gibi olur.
O gün gusleden (Boy abdesti alan) bir sene ufak tefek hastalıklardan korunur.
H.Ş. Aşure günü gusleden anadan doğduğu gün gibi günahlarından temizlenir.
H.Ş. Aşure günü iki defa gusleden kişinin gözlerinde ebediyen hastalık olmaz.
H.Ş. (İbni Abbas A.A.’den): Aşure günü oruç tutana 10 bin melek sevabı verilir. Muharrem’in Aşure gününde oruç tutana 10 bin şehit, 10 bin hac, 10 bin umre sevabı verilir. Muharrem’in onuncu günü olan Aşure gününde bir yetimin başını okşayana Allah-ü Teala o yetimin başındaki kıllar sayısınca cennette derece ihsan eder.

Aşure günü akşamı bir mümine iftar veren kimseye ınd-i ilahide bütün müminlere iftar vermiş ve doyurmuş sevabı verilir.
H.Ş.: (Ebu Hureyre R.A.den) Bir kimse Aşure günü çoluk çocuğuna iyilik yapsa onları sevindirse, Allah-ü Teala ona senenin güzel geçmesini müyesser kılar. Aşure günü oruç tutanın orucu 40 yıllık günahın affına sebep olur. Aşure gecesini ihya edip sabahında oruçlu olan kimse vefat ederken ölüm acısı duymaz.
H.Ş.: (Hz.Ali R.A.’dan ) Aşure gecesini ihya edeni, Allah-ü Teala dilediği gibi diriltir.
Zühretu’r-riyad’da bildirilmiş: “Rasülallah S.A.V.’den avcı eline düşmüş bir geyik yavrularını emzirip gelmek için şefaat istedi. Efendimiz bu isteği avcıya teklif etti. Avcı akşam olmadan gelmesini istedi, geyik: “Bu gün Aşure günüdür; bu güne hürmeten yavrularımızı gündüz emzirmeyiz.” dedi. Avcı;
– “Ya Rasülallah! Bu geyiği zat-ı şerifinize hediye ettim” dedi. Efendimiz de geyiği salıverdi.
Bu hadisede iki nükte vardır.
1. Hayvanların dahi bu mübarek güne hürmet etmeleri.
2. Bu günün şerefine hayvanın avcı elinden kurtulması.
Aşure günü oruç tutmak sünnettir. Geçmişte büyükler bu gün çocuklarına bir şey yedirmezlerdi.
Rasülüllah S.A.V. hurmayı mübarek ağzında ıslatır, çocuklara verir, onlar da bunun bereketiyle doyar ve akşama kadar bir şey yemezlerdi.
H.Ş. : Aşure günü tutulan oruç bir senelik geçmiş günahların affına sebeptir.
H.Ş.: Ramazanı şerif ve Aşure günü orucundan faziletli oruç yoktur.
Aşure günü masraf görüp, eve ufak tefek bir şeyler almak, sene boyunca bereketin devamına sebeptir.
O gün en az 10 kişiye selam verilir, veya bir kişiye 10 selam verilirse bütün Müslümanlara selam vermiş ecri ihsan olunur.
O gün fakir fukara sevindirilir.
İhlasla eda edilen ibadetler belalara manidir, sahibini korur. Şu sözü anlayanın kazancı büyük olur.

Dua ve İbadetler – Günyetütalibin – Şir’a ve Riyadün-Nasihin’den alınmıştır.

Bu ayda ve bütün sene yapılması lazım gelen ibadetler, DUA VE İBADETLER MECMUASI’nda izah edilmiştir.
.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Mubarek Gün Ve Geceler, Tavsiyeler, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

İşte Yahudileri korkutan Hadis-i Şerif ve Gargad Ağacı

Posted by Site - Yönetici Ocak 6, 2009

İşte Yahudileri korkutan Hadis-i Şerif ve Gargad Ağacı

İşte Yahudileri korkutan Hadis-i Şerif ve Gargad Ağacı

Ortadoğu’daki gelişmeleri yakından izleyen, başta İsrail olmak üzere bölge ülkelerine sık sık gelip giden ve bu coğrafyanın tarihsel sürecine ilişkin çok sayıda yayını bulunan tarih profesörü bir dostum bana önceki gün; “Yahudiler İsrail’de en çok hangi ağacı dikiyorlar ve bunun sebebi nedir biliyor musunuz?” diye sordu.

Kendisine, özellikle tarım konusunda İsraillilerin dünyanın en önemli araştırmalarına imza attıklarını biliyorum ama bir ağaca karşı özel ilgileri olup olmadığı konusunda bilgi sahibi değilim dedim. İsrail’e de şimdiye kadar hiç gitmediğimi söyledim. Kısacası sorunun cevabı bende yoktu.

Verdiği cevap çok ilginç oldu. Yahudilerin İsrail’de en çok diktikleri ağacın gargat ağacı olduğunu, bunun nedeninin ise bir hadis- i şeriften kaynaklandığını söyledi. “Yahudiler hadis-i şeriflere itibar ediyorlar mı ki” dedim. Etmiyorlar ama yine de içleri rahat değil. Tedbiren de olsa yine de bu ağacı dikmekten geri kalmıyorlar dedi. Sonra Peygamber Efendimizin konuyla ilgili bir hadis-i şerifini okudu.

Tarihçi dostumun yanından ayrıldıktan sonra bu hadis-i şerifi kaynaklarıyla birlikte sizlerle paylaşmak üzere kütüphanemdeki kitaplardan aradım buldum.

İlginçtir, hadis-i şerif daha çok kıyamet alametlerinin zikredildiği bölümlerde geçiyor. Kaynaklarda kıyamet alametleri sıralanırken, fitnenin artması, Yahudilerin Müslümanlara yönelik taşkınlık ve zulmü inanılmaz boyutlara varınca, sabır sınırı taşıp artık bu zulme bir dur demek isteyen Müslümanların kendilerini bulup cezalandırmasından çekinen Yahudilerin bulabildikleri her yere kaçıp saklanacağından söz ediliyor.

Hadis-i Şerif’te, Yahudilerin taşların ve ağaçların bile arkasına saklanacağı, buna karşın Gargat ağacından başka bütün taş ve ağaçların: “Ey Müslüman, Ey Allahın kulu, Yahudi arkamdadır, gel onu öldür” diyeceği ifade ediliyor. (Buhârî, Tecrid, IX, 73; Tirmizî, Birr, 25; Fiten, 2; et-Tâc, I, 25).

Bahsi geçen hadis-i şerif Sahih-i Müslim’de; “Öyle ki Yahudiler taşların ve ağaçların arkasına saklanacak ama ağaç ve taş dile gelerek ‘Ya Müslim! Ey Allah (c.c.) kulu! Gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır. diyecek. Sadece ‘gargat’ ağacı bunu söylemeyecek çünkü o Yahudi ağacıdır” buyuruluyor. (Kitab-ul Fiten H. 2239).

Bu kadar yalın bir gerçeklikle ifade edilen hadis-i şerif üzerinde ayrıca bir yorumda bulunma ihtiyacı duymuyorum. Her şey gayet açık ortada

Fakat izniniz olursa Gazze’de yaşanan son vahşet görüntülerinden de yola çıkarak hadis-i şerifin son cümlesinin altını bir kez daha çizmek istiyorum. Ne buyuruyor Peygamber Efendimiz; “Ağaç ve taş dile gelerek, Ey Müslüman, gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır” diyecek.

Demek ki Yahudilerin artık haddi iyice aşmış zulmüne tanıklık etmek ağaçların ve taşların bile deyim yerindeyse canına öyle bir tak edecek ki, sabırları taşacak ve ihbarda bulunmak üzere dile gelecekler.

Hadis-i Şerif temel kaynaklarda böyle geçiyor. Birileri rahatsız olacak diye lafı eğip bükecek değiliz. Peygamber Efendimiz söylüyorsa El Hak doğrudur.

Nitekim Yahudiler de yaptıkları işin sonunun nereye varacağını ve tarihteki örneklerinde de görüldüğü gibi hep böyle sürüp gitmesinin mümkün olmayacağının az da olsa farkında olmalılar ki, hadis-i şerifte “sadece o ağaç söylemeyecek” denilen gargat ağacını tarih profesörünün tespitiyle ülkenin her yanına dikmekten geri kalmıyorlar. İsrailliler her yana bu ağaçtan dikeceklerine zulme son verseler daha iyi olur. O zaman muhakkak ki daha güvende olacaklardır. Bu iş hep böyle gitmez. Tarih bunun örnekleriyle dolu.

Tüm dünya tepkili

Siz bakmayın İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamların sadece İslam dünyasında tepki oluşturmuş gibi bir görüntü ortaya koyduğuna İsrail’in yıllar yılı bölgede uyguladığı ölçüsüz şiddet ve tarih boyu yapıp edegeldikleri fenalıklar tüm dünya ülkelerinde gizliden gizliye öylesine derin bir nefretin oluşmasına zemin hazırladı ki, yabancılarla konu üzerinde biraz konuşmaya başladığınızda hemen fark ediyorsunuz bunu. Kaldı ki dinsel öğretileri ve tarihsel tecrübeleri de buna uygun. Yahudilerin günümüzdeki tutum ve davranışları da bu acıları tazeleyecek türden. Burada ayıplanacak olan durum nefret duymak değil, nefrete neden olacak eylem ve davranışlara göstere göstere zemin hazırlamamaktır.

Dünyanın önde gelen medya kuruluşları ve ajansları büyük ölçüde Yahudi sermayesinin kontrolünde olduğu için, hükümetler aleyhlerine kampanya yürütülmesin, yıpratılmasınlar diye tepki göstermekte tutuk davranıyorlar. Kısacası, dünyanın gözleri önünde cereyan eden zulme karşı dünya kamuoyunda oluşan nefret henüz kitle iletişim araçları vasıtasıyla beklendiği ölçüde dillendirilmeye başlanmadı. Fanusun kapağı bir açılmaya görsün, dalga hızla büyüyecek ve zulme karşı kitlelerde oluşan nefret daha rahat gözlemlenebilecektir. Kaldı ki bu tür açık bir zulme karşı tepkili olmak için din olarak sadece İslam’a mensup olmak gerekmiyor. İnsanlık duygularını kaybetmemek yeterlidir.
Yazının başında yer verdiğimiz hadis-i şerifin vermek istediği mesajı, Gazze’de yaşanan vahşet karşısında ruhlarda oluşan kabarmayı hissedince daha rahat algılayabiliyoruz. Savaşın bile adabı vardır. Bu kadar mı gaddar olur bir insan?

Yazımızı İsra süresinden konuyla ilgili bir ayetle sonlandıralım:

“Kitapta İsrailoğulları’na şu hükmü verdik: “Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa (iktidar olup) bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz. Ve nitekim o iki vaadden ilkinin zamanı geldiğinde, son derece zorlu ve güçlü kullarımızı üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu, yerine getirilmesi gereken bir sözdü ve gerçekleşti” (İsra, 4-5)

Prof. Dr. Osman ÖZSOY Haber7

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Yorumlar | Etiketler: , | 17 Comments »

Hz. Peygamber s.a.v Filistinde Bir Vakfı

Posted by Site - Yönetici Ocak 6, 2009

Hz. Peygamber ( s.a.v )`in Filistinde Bir Vakfı

Hz. Peygamber ( s.a.v )`in Filistinde Bir Vakfı

Hz. Peygamber s.a.v Filistinde Bir Vakfı Ve Osmanlı Devleti’nin Vakıf Ve Tapu-Kadastro Anlayışını Gösteren Bir Belge

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz

Osmanlı devletinin vakıf müessesesine olan yaklaşımı ve elde ettikleri toprakların maddî ve manevî tapusunu çıkarmaktaki maharetleri inkâr edilemez bir gerçektir. Yavuz Sultan Selim ve Kânunî zamanlarında yapılan tapu tahrir işlemleri, günümüzdeki modern tapu-kadostro işlemlerine göre daha ileri ve ayrıntılı bir teknikle yapılmıştır. Bugün üzerinde 30 küsur devletin bulunduğu Osmanlı hakimiyetindeki bütün toprakların ayrıntılı tapuları, asırlarca Kuyûd-ı Hâkâniye adı altında muhafaza edilen Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki bin küsur Tapu Tahrir Defterlerinde mevcuttur. Biz bunların nasıl bir incelik ve itina ile tutulduğunu ve Osmanlı Devleti’nin vakıf müessesesine nasıl hürmet gösterdiklerini gösteren bir önemli vesikadan burada bahsedeceğiz.

Hicretin IV yahut X. yılında Temim Dari isimli bir sahabe Hz. Peygamber’e gelir ve henüz fethedilmediği halde Filistin arazisinden muayyen bir kısım arazinin kendisine tahsis edilmesini arzu eder. Gelecekte bu toprakların müslümanların eline geçeceğini gözle görmüş Hz. Peygamber, Temim Dari’nin bu arzusuna müsbet cevap verir ve bu tahsisin yazılı bir senet şeklinde Temim Dari’ye verilmesi için şöyle bir emirnâmede yazdırır.

Bu yazılı belgede Allahın Peygamberi Muhammed’in Temim Dari ailesine, Allah fethini nasib ettiği zaman bağışladığı ve tahsis ettiği arazi yazılıdır. Bunlar Beyt-i Aynun, Habrûn ve Beyt-i İbrahim’dir. Ebediyyen kendilerine verilmiştir.
Şahitler
Abbas, Ebubekir, Omer, Osman ve Ali” [1]

Yavuz Dönemine Ait Tapu-Tahrir Defterindeki Vakıf Kaydı

Bu senedin muhtevasındaki emir, Hz. Ömer devrinde Filistin Arazisi müslümanlar tarafından fethedildiği zaman yerine getirilmiştir. Hz. Peygamber’in yazdırdığı deri parçası (intaâi şerif), Temim Dari ailesinin elinde mevcut olduğu ve bunu bizzat gördüklerini tarihçiler zikr etmektedirler.[2] Aslında bir temlikî ikta tasarrufu olan bu tasarruf ebediyyen kaydıyla yapıldığı için vakıf haline gelmiştir.

Filistin toprakları, 922/1517 yılında Osmanlı Devletinin eline geçmiş ve Filistin’deki şehirler birer Liva olarak Şam vilayetine bağlanmıştır. 1527 yılından itibaren bu çevrede fethedilen arazinin tapu-tahrirleri yani tapu kadastrosu, bugün bile hayal edemeyeceğimiz modern bir tarzda yapılmaya başlanmıştır. Bu defterlere, her mahaldeki vergi mükellefleri, vergiden muaf olanların adları, arazinin kimin dirliği, mülkü yahut vakfı olduğu yazılmıştır: Şahıs veya arazilerden vergiden muaf olanların muafiyet sebebi ve ilgili fermanın kaydı düşülerek işlenmiştir. Her tapu-tahrir defterinin başına ait olduğu sancak veya eyalete ait hususî bir Kanunnâme varsa o kanunun metni yazılmıştır.[3]

İşte Filistin arazisinin tapu-tahriri yapılırken Hz. Peygamber’in Temim Dâri ailesine yaptığı vakıf araziye sıra gelmiştir. Osmanlı padişahlarının fermanıyla bütün vakıflara gösterilen hürmet, buna da fazlasıyla gösterilmiştir. Hz. Peygamberin deri üzerine yazdırdığı senet ve ilgili kayıtlar esas alınarak Osmanlı Tapu Tahrir defterlerine bu arazi Hz. Peygamber’in vakfı olarak kayda geçmiştir. Kanunî zamanında yazılan bir 980/1572 tarihli ve 522 no.lu Tapu Tahrir Defterinde mevcut olan ve bugün Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunan bu kayıt aynen şöyledir:

“Bütün Peygamberlerin seyyidi; Âlemlerin Rabbi olan Al­lah (C.C.)’ın habibi; Arap ve Acemin efendisi; Mekke ve Ha­rem’in imamı olan Hâşim oğlu Abd-i Menaf oğlu Abdülmuttalip oğlu Abdullah oğlu Muhammed’in (üzerine salât ü selâm olsun) Ensâr’dan Temim Dari, evladı, evladının evladı, zürriyetleri ve bütün nesil ve neseplerine yapılan vakfın, Hz. Peygamberin yazılı emri ve Ali Beg Evkâfı kayıtları gereğince kaydedilen suretidir.

Halilü-Rahman’a Tâbi Beyt-i Aynun Köyü Tamamen
Habrun ve Sarra Diye Bilinen Halilür-Rahman Şehrine ait Arazi Tamamen
Halilür-Rahman’a Tâbi Mertun Mezreası Tamamen
Halilür-Rahman Şehrinde 65 adet Temim Vakfı Diye Bili­nen Dükkânlar.[4]”.

Osmanlı tapu-kadastro sisteminin bir nümunesi olarak takdim ettiğimiz bu belge, Osmanlı Devleti’nin vakıf müessesesine verdiği ehemmiyeti ve fethettikleri topraklar üzerinde icra ettikleri tapu-kadastro işlemlerinin mükemmelliğini açıkça göstermektedir. Osmanlı Devletinin büyük bir itina ile muhafaza ettiği Vakıflar, müslim-gayri müslim, yerli ve yabancı herkese karşı dermeyan edilebilen müslüman toprakların tapusu haline gelmiştir.

Vakıf, Allah (C.C.) ve insan sevgisinden doğan mukaddes bir müessesedir. Osmanlı Devletinin bu tutumu kendileri hakkında diğer müslümanların da takdirlerini celb etmiştir. Bir Hanefî hukukçusu olan Hamevi’nin şu sözleri enteresan olduğu kadar çok da manidardır: “Osmanoğulları ehl-i keşif ve irfanın kitaplarında sahabeden sonra en âdil devlet adamlarıdır diye tavsif edilmektedirler”.[5]

——————————————————————————–
[1] Kalkaşandi, Ebül-Abbas Ahmed, Subhul-A’şa, Kahire 1915, C.13, sh. 118-122.

[2] Kalkaşandi, 13/122.

[3] Lütfü Paşa; Asafnâme, İstanbuI 1326, sh. 24-25.

[4] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Tapu Tahrir Defteri, No. 522, sh. 166.

[5] El-Hamevi, Ahmed, EI Ecvibe, Sül. Kütb., Esat Ef., No. 1152

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Papazdan şeker, imamdan dayak yiyen çocuklar…

Posted by Site - Yönetici Ocak 3, 2009

Papazdan şeker, imamdan dayak yiyen çocuklar…

Papazdan şeker, imamdan dayak yiyen çocuklar…

Çocukluğumuz Almanya’da geçtiği için kiliselere de, kilise çanlarının seslerine de yabancı değildik. Evimizin üst bölgesinde bulunan kilisenin bahçe kısmında oyunlar oynardık kardeşlerimle ve arkadaşlarla. Özellikle hafta sonu olduğundan mutlaka düğün veya kilise ayinine gelen Almanlar çok olurdu.

Bazen kilisenin bahçesine çıkan papaz yanımıza gelir, hal-hatır sorardı. Bizimle bir müddet konuştuktan sonra bizlere bazen şeker bazen de çikolata ikram edip kiliseye dönerdi.

Bize niçin iyi davrandığını, niçin çikolata verdiğini o zamanlar anlamıyordum. Şimdi “misyonerler”in nasıl çalıştığını bildiğim için, şeker ve çikolataların sebebini daha iyi anlıyorum.

Papaz şeker dağıtırken imam niçin dayak attı?

Almanya’da yaşayan aileler çocuklarına din eğitimi vermek için Türkiye’de olduğu gibi yazları camiye gönderemezler. Çünkü yaz dönemini herkes için ailesi ve memleketiyle hasret giderme zamanıdır. Avrupa’da yaşayan aileler çocuklarının din eğitimi alması için onları okuldan kalan zamanlarında, bölge camisine veya derneklerine göndererek Kur’an okumayı öğrenmelerini ve temel dini bilgiler almalarını sağlarlar.

Çocukluğumuzda okul dışında kalan zamanımızın önemli kısmını camide din eğitimi almakla geçirirdik. Kişisel olarak camide görev yapan, bizlere Kuran ve dini bilgileri öğreten hocalarımızdan pek dayak yememiş olsam bile, birçok arkadaşımın yediği dayağa şahit oldum.

Secdeye kapandığın zaman ayak topuklarını niçin birleştirmedin. Kaç defa anlatacağım ben sana bunu?” diye dayak yiyen arkadaşımın hıçkırıkları hââ aklımdadır. Çocuklar dayak yiyen bir arkadaşlarını gördükleri zaman dayak yemiş gibi etkilenirler.

* * *

Çocukluğu yurt dışında geçmiş bir arkadaşım dini yaşantıdan uzak oluşunun nedenini anlatırken, çocukluğuna ait bir hatırasını anlatmıştı.

Biz memleketimizden uzaklardayız, çocuklarımız milli ve dini değerlerimizden uzak büyümesin!” diye, babam beni camiye gönderdi. Aradan birkaç gün geçmemişti ki cami hocasına bana tokat attı. O güne kadar hiç dayak yememiş olduğum için yanağımdan çok kalbim acıdı. Babama durumu anlatınca babam çok öfkelendi. Ertesi gün cami hocasının yanına geldi. “Ben evladıma kıyamıyorum. Sen kim oluyorsun da benim oğluma şamar atıyorsun?” diye hocaya kızdı. O günden sonra bir daha da camiye gitmedim.

Elbette camilerde dayak yiyen camiden, Kur’an Kursun da dayak yiyen Kur’an’dan uzaklaşama hakkına sahip değildir. Ancak din eğitimi vermeye çalışırken çocukları dinden uzaklaştırma hatasından vazgeçmek zorundayız.

* * *

Önümüzdeki hafta tüm camilerde yaz kursları başlayacak. Okulların tatile girmesiyle çocuklar zamanlarının bir kısmını camilerde Kur’an ve dini bilgiler öğrenmekle geçirecek. Cami de yaşadığı olumsuz hatıralar yüzünden camiden ve dinden uzaklaşan birçok insan hikayesini sizlerde dinlemişsinizdir.

Çocukları camilere sokmak değil, camileri çocukların kalbine sokabilmek önemlidir. Camileri çocukların kalbine yerleştirmek zorundayız. Çocuklara sadece Kuran-ı Kerim öğretmek değil, Kuran ve Peygamber sevgisi aşılamak önemlidir.

Türkiye’de çocuklara papazlar şeker dağıtmaz belki. Ancak papazlardan daha beter tuzakların ortasında yaşadıklarını anlamak zorundayız. Çocuklar camiye geldiklerinde şeker ve çikolatalarla karşılansalar, zihinlerinde tatlı hatıralarla yaz kurslarını geçirseler, yerli papazların tuzaklarına düşmezler.

Bunları söylerken tüm sorumluluğu ve yükü çocukları okutan görevlilere atmanın doğru olmadığını da belirtmek isterim. Bir din görevlisinin maddi gücü buna yetmeyebilir. Bölge halkı bu konuda din görevlilerine maddi ve manevi destekte bulunarak çok önemli bir destek sağlayabilirler.

Anne-babasının zoruyla camiye gelen çocuklar camilerde sıkılır bir an önce dersten kaçmak ister. Elif-be ile başlayan Kur’an okumayı öğrenme serüveni sonunda çocuklar camiden uzaklaşmamalı. Çocukların bedenleri camide, akılları internet cafe’de kalmamalı. Yarım kulakla hocayı dinleyen çocuk, dersten çıkar çıkmaz dört gözle bilgisayarın başına oturursa papazlar sevinir.

Son yıllarda camilere gelen çocuklara verilen eğitim konusunda Diyanet İşleri Başkanlığının [gönüllü kuruluşların] ciddi mesafeler aldığını biliyorum. Millet olarak tüm sorumluluğu Diyanet İşlerine veya din görevlisine yüklememiz gerekiyor.

Hıristiyanlarda din görevlisi Papazdır. Ancak bizde, her Müslüman dininin görevlisidir.

Bir papazın dinine hizmet ettiği kadar, her Müslüman dinine hizmet etmiş olsa geleceğimiz daha aydınlık olur inşallah.

Camileri çocukların kalbine sokmak için hepimize görev düşüyor.

Sait ÇAMLICA, Eğitimci – Yazar,

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: