Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Posts Tagged ‘Cehennem’

Cennetliklerin Çoğu Düşkünler Ve Fakirlerdir. Cehennemliklerin Çoğu İse Zenginler Ve Kadınlardır.

Posted by Site - Yönetici Şubat 18, 2010

5

Cennetliklerin Çoğu Düşkünler Ve Fakirlerdir. Cehennemliklerin Çoğu İse Zenginler Ve Kadınlardır:

İmam Ahmed b. Hanbel… Üsâme b. Zeyd’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennetin kapısında durdum; oraya girenlerin çoğunu düşkünlerin oluş­turduğunu gördüm. Cehennemin kapısında durdum; oraya girenlerin çoğunu İse kadınların oluşturduğunu gördüm.

Abdürrezzak… İmrân b. Husayn’dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennete baktım; oradakilerin çoğunun fakir olduğunu gördüm. Cehen­neme baktım; oradakilerin çoğunun da zengin olduğunu gördüm.”

İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Amr’dan rivayet etti ki: Rasûlul­lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennete baktım; oradakilerin çoğunun fakir olduğunu gördüm. Cehen­neme baktım; oradakilerinse çoğunun zenginler ve kadınlar olduğunu gör­düm.

Kaynak : Ölüm ve ötesi – İbni Kesir

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlginç | Etiketler: , | Leave a Comment »

Müzik Büyük “Afyon”dur ,

Posted by Site - Yönetici Mart 23, 2009

Müzik haram,Müzikli ilahiler,

Müzik Büyük “Afyon“dur

Hamd; ancak Allah’a mahsustur. Salât-ü selâm; Rasûlullah’ın, O nun A’li ve Ashab’ının ve de Kıyamete kadar onların yoluna ittiba edenlerin üzerine olsun…

Allah’ın kullarını saptırmada ve O’nun yolundan kaydırmada Şeytanın kullandığı araçların başında müzik ve türevleri olan şarkılar, türküler vb. gelmektedir.

Müzik, İnsanın dili ve kalbinde meydana getirdiği kötü etkilerden dolayı Allah’ın Kitabının dinlenilmesine bir set olmaktadır. Böylece Kuranda bildirilen şeylere karşı bir gaflet meydana gelir ve şeytanın yolu açılmış, Rahmanın yoluna engel konulmuş olur.

Müzik, İnsanı gaflete sevk ederek, namazla kaim olan ve erişilen tüm güzelliklerin aksi etkiler doğurur. Namazın kötülük ve aşırılıktan menetmesine karşın, müzik bunlara yol açar. Müziği kendinden bir parça haline getiren bir kimse, bu haliyle Allah Azze ve Celle nin hoşnut olacağı yola asla ulaşamaz.

İnsanların beyinlerini kontrol altına almada müziğin büyük bir etkisi vardır. Yahudi, Hıristiyan ve diğer işbirlikçilerinden müteşekkil Şeytan orduları, uluslararası iletişim ağını ellerine geçirerek korkunç bir şekilde nefisleri tahrik edici unsurları kullanmaya başladılar. Bunun için kadın erkek şarkıcılardan bir ordu tesis ettiler.

Allah Azze celle’nin, hakkında hiçbir hüküm indirmediği bu fiillerini içki ve maddeyle pekiştirdiler. Ancak bundan sonra halkları İslama karşı birtakım hedeflere hizmet eder bir hale getirebildiler. Genç kızlarımızı insan görünüşlü kurtların pençesine düşüren nice şarkıların varlığı bir vakıadır. İslam vahdetinden uzaklaştıran, İslam’ı karalayan ırkçı yada yöresel gazellerin, ilhâdi (ateist) düşüncenin yayılmasında çok etkisi olmuştur…

Şarkı nedir: Birtakım duyguları tahrik kastıyla, seslice bir ritim takip edilmek suretiyle okunan şiir ya da nesire şarkı denir. Çalgı aletleri eşliğinde olabileceği gibi, alet yardımı olmaksızın da söylenebilir.

Müzik nedir: Yunan asıllı (fr. musique; lat. musica; yun. musikeden) bir kelime olan müzik, Ud, keman, davul, ney, darbuka vb. âletlerle yapılan sanat dallarının tümüne verilen addır.

Alimler müzik, şarkı ve türküleri sevk ettiği unsurlardan dolayı çeşitli terimlerle adlandırmışlar, boş söz (lehv); hevâ, batıl, yalan söz (zûr); ıslık (mükâ); alkış (tasdiye); zinâ davetçisi (rukiyyetüzzinâ); şeytan sesi (savtuş-şeytân); nifak yeşerten (münbitun-nifak) gibi isimleri onu tarif etmek için kullanmışlardır.

Müziğin özellikleri ve zararları kısaca şunlardır:

* Haramlara teşvik eder ve onları güzel gösterir.

* Fıskı, fücuru ve azgınlığı emreder.

* Nefsi şehevi fiillere iter.

* İnsanın adalet ve mürüvvetini giderir

* Kalbi meşgul ederek Allah’ın zikrinden alı kor.

* Kalbi karartarak iyilik ve kötülüğü ayırt edemez bir hale getirir.

* Şeytani hal ve fiillere güç vererek kötü işlerin yolunu açar.

* İnsanın sözlü ifade yeteneğini azaltır, zihni boş ve faydasız şeylerle meşgul eder.

Hüküm açısından, teganni çeşitleri Şarkı ve türküler, mübah ya da haram olmak üzere hüküm açısından ikiye ayrılır:

Mübah teganniler: Çalgı aletleriyle eşlik edilmeksizin sadece bir nâmeyle ve seslice ardı ardına söylenen sözlerdir. Ancak, bunun mübah olması için bazı şartlar vardır:

1. Muhtevasında: İçkiye, kadına teşvik, İslam ve Müslümanlarla alay etmek, kafirleri övmek gibi Islama aykırı sözler bulunmamalı.

2. Erkeklerin görmemesi için yeterli önlemler alınmış olsa da, erkeklerin duyma ihtimali varsa eğer, bülûğ çağına ermiş bir kadın tarafından söylenmemeli.

3. Farzların edasını engellememeli, sonuçta buna sevk etmemeli.

4. Aşırılığa gidilmemelidir.

Mübah Olan Teganni Çeşitleri:

1- İş ve çalışma sırasında: İş esnasında sıkıntıyı azaltmak, bıkkınlığı gidermek ve azmi artırmak için söylenen ilahiler, marşlar ve güzel nağmeler.

2- Savaş kasidesi ve nağmeler. Mücahidleri teşvik etmek için söylenir.

3- Beşikteki çocuğu sakinleştirmek için annenin söylediği ezgi ve ninniler.

4- Kadınların düğün, sünnet merasimleri ve bayramlarda alet kullanmadan ya da yalnız zilsiz tef kullanarak söyledikleri ezgi ve dizeler. Ancak bu durumda, tefden başka çalgı aletinin olmamasına, erkeklerin değil kadınların çalmasına, tefin kenarlarında zil bulunmamasına, ayrıca aşırılığa giderek bu ruhsatın aşılmamasına dikkat edilme zorunluluğu vardır.

Haram teganniler:

Yukarıdaki şartları taşımayan her tür melodi, ezgi, şarkı ve türkü çeşidi bu gruba dâhildir.

Çalgı aleti eşliğinde söylenen her nevi ezgi, şarkı ve türkü haram olan gruba girer. Dolayısıyla bunlar, farzın edasını engelleyen; İslama aykırı sözler ihtiva eden; kadının erkeğe hitaben söylediği, içkiye, fuhşa çağıran; harama götüren; ehl-i fücûrun besteleyip söylediği haram sınıftan olup kesinlikle caiz değildir.

Bunların tümü Allah’ı anmaktan alı koyar ve insanın yaratılış gayesi oları Allah’a kulluktan tamamen uzaklaştırır.

KUR’AN-DAN DELİLLER

Birinci ayet: “İnsanlardan öyleleri var ki, herhangi bir ilmi delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş sözü (lehvel-hadîsi) satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.”(Lokman, 6)

Abdulah b. Mesud Radıyallahu Anha, lehvel hadisin ne olduğu sorulduğunda, Allah’a andolsun ki, bu çalgıdır diye cevap verdi ve bunu üç kere tekrarladı. Sahabenin önde gelenlerinden İbni Abbas, İbni Ömer ve Cabir b. Abdullah Radıyallahu Anhum da lehvel-hadîsin şarkı olduğunu söylemişlerdir. (İbn Kesir, Taberi)

Tefsir usulünde, Sahabe sözü ve icma ettikleri takdirde Tâbiin sözünün de delil kabul edildiği bilinen bir kuraldır. Bu ayetle ilgili olarak da Sahâbe ve Tâbiin’in tamamı, aksi hiçbir görüş olmaksızın lehvel-hadîs’i müzik olarak tefsir etmiştir.

İkinci ayet: “Allah, (Şeytana defol) git dedi. Onlardan kim sana uyarsa, iyi bilin ki, Cehennem hepinizin cezasıdır. Mükemmel ve tam bir cezai Onlardan gücünün yettiği kimseleri sesinle (davetinle) yerinden oynat (şaşırt): Süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ, mallarına ve evlatlarına ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun. (Onları oyala dur.) Şeytan insanları aldatmadan başka bir vaadde bulunmaz. Şurası muhakkak ki, benim (ihlaslı) kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın (hakimiyetin) olmayacaktır. (Onları) koruyucu olarak Rabb’in yeter.” (isra-63/65)

Tabiinden olan müfessirlerin imamı Mücahid Rahmetullahi Aleyh, bu ayetteki sesinle (bi-savtike) ifadesiyle ilgili olarak; bu; şarkı, müzik, çalgı aletleri, boş ve batıl sözlerdir demiştir. Dahhâk b. Mezâhim de, çalgı aletlerinin sesidir demiştir. (Tefsir Kurtubi 10/288)

Üçüncü ayet:Şimdi siz bu söze -Kur-âna- mı şaşırıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz ve siz habersizce eğleniyorsunuz?” (Necm- 59/61)

İbni Abbâs Radıyallahu Anhüm ayetteki eğleniyorsunuz ifadesinin şarkı olduğunu söylemiştir. Zira Yemen lehçesinde, bizi eğlendir (Esmid lenâ) denildiğinde, bize şarkı söyle (ğanni lena) anlamı kastedilir. Mücâhid Rahmetullahi Aleyh de buradaki ifadenin anlamının, şarkı olduğunu söylemiştir. Aynı şekilde Yemenliler, falan eğlendi (semede fülân) dedikleri zaman, (ğanne fülân) falanın şarkı söylediğini anlatmak isterler. (İğasetül-Lehfan.1/258)

Dördüncü ayet:Onların (müşriklerin), Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve alkıştan başka bir şey değildir.” (Enfal, 35)

Islık çalmak (mükâ), alkış (tasdiye); nağme ve tempo tutmak gibi davranışlardır.

SÜNNET’TEN DELİLLER

Yemin ederim ki, ümmetimden bir topluluk gelecek; zinayı, içkiyi, ipek elbiseyi ve çalgı aletlerini helal sayacaktır”. (Buhari)

Hadisin metninde yer alan el-meâzif, bütün çalgı aletlerini ve onlarla eğlenceyi de kapsayan, bu anlamda geniş bir ifade alanı olan bir kelimedir. Siyer kitaplarında hakkında genişçe yer verildiği üzere bu, Rasûlullah (S.A.V.) in az sözle çok şey ifâde etme (cevâmiul-kelim) vasfındandır.

Rabbim Azze ve celle bana içkiyi, kumarı, kûbe’yi ve şarkı söyleyen kadınları haram kıldı”. (Sahih, İmam Ahmed, 1/274)

Kûbe: -Maalesef onsuz neredeyse hiçbir teganninin olmadığı- darbukadır.

“Bu ümmet içerisinde zillet, zulüm ve çöküntü olacak. Müslümanlardan biri, bunlar ne zaman olacak. diye sordu. Rasûlullah (S.A.V.) içki içilip, kadın oynatıldığı, çalgı aletleriyle şarkı söylenip eğlenildiği zaman diye cevap verdi. (Tirmizi)

Ümmetimden bazı insanlar, içkiye başka isimler vererek içerler. Şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleriyle başlan iner kalkar. Allah, onları yerin dibine batırır da domuzlar ve maymunlar kılar. (İbni Mace)

İki ses mel’undur. -Bunlar- nimet anında çalgı sesi, musibet anında vahlama sesidir.” (Silsületü ehâdisis-sahiha, 427)

“Ümmetimden bir kısım insanlar aşağılanacak, zillete düşüp zulme uğrayacaklardır. Sahabeler sordu: Yâ Rasulallah! Bunlar, Lâ ilâhe İllallah şahâdetinde bulunacaklar mı? Efendimiz (S.A.V.) şöyle cevap verdi, Evet, ama o zaman içki içilecek, çalgı aletleri çalınacak, ipek elbiseler giyilecek.” (Hasen, İbni Ebi Şeybe, 5/164)

Rasûlullah (S.A.V.) çalgı aletleriyle para kazanmayı yasakladı. (sahih, El-Beğavi;şerus-sünne 8/22)

İbni Ömer Radıyallahu Anh’ın kölesi Nâfi anlatıyor: İbni Ömer’in peşinden gidiyordum. Kaval çalmakta olan bir çobana rastladık. İbni Ömer hemen ellerini kulaklarına tıkayarak yürümesini hızlandırdı ve bana Ey Nâfi! Bir şey duyuyor musun? dedi. Ben de, hayır dedim. Bunun üzerine ellerini kulaklarından çekerek şöyle dedi: Bir gün Rasulullah (S.A.V.) ile beraberdim. O da bunun gibi bir şey işitince böyle yapmıştı. (Ebu Davud)

Müfessir Kurtubi Rahmetullahi Aleyh, İbni Ömer’den bu rivayeti naklettikten sonra şöyle diyor: Böyle bir ses karşısında bile onlar bu tür bir tavır takınıyorlarsa, çağımız şarkı ve çalgı aletleri karşısında durum ne olur?

Rasûlullah (S.A.V.) “Zil Şeytanın çalgısıdır demiştir”.(Müslim).

Bir başka rivayet de, Köpek ve zilin bulunduğu yere melekler girmez şeklindedir. (Müslim)

Bir zil, meleklerin nefret etmelerine sebep oluyorsa, insanda her türlü his ve duyguyu uyandırıp harekete geçiren çağdaş elektronik müzik aletleri karşısındaki durum ne olur acaba? Bunun tahribatını varın siz düşünün…

İnsanoğluna zina yapmasından dolayı günahı yazılır. Bunun cezasını her nasılsa çekecektir. Gözün zinası (harama) bakma, kulağın zinası (haram ve müstehcen olan şeyleri) dinlemektir”. (Müslim)

ŞARKI VE MÜZİK HAKKINDA, SAHABE, TABİİN VE DÖRT İMAMDAN NAKLEDİLENLER

Sürekli Allah’ın zikriyle meşgul olan Osman Radıyallahu Anh, Allah’ın kendisine bir lütfu olarak hiçbir zaman bu masiyete bulaşmamıştır. Şöyle demektedir: Ne şarkı söyledim, ne de boş hayallere daldım (bu iki masiyetten uzak kaldım). (İbni Ebi Asım, 2/595)

İbni Ömer Radıyallahu Anhumâ ihramlı bir topluluğa uğradığında, içlerinden biri şarkı söylüyordu. Ona: Allah senin ibâdetini kabul etmesin emi, Allah seni işitmesin emi! dedi. (İbni Ebi-d-Dünya, Zemmül-Melahi)

İbni Mes’ud Radıyallahu Anh, “şarkı, kalpte nifak bitirir” demiştir.

Enes bin Malik Radıyallahu Anh, “en pis kazanç, şarkı ve çalgı aletleriyle kazanılandır” dedi. (İbni Ebi-d-Dünya Zemmül-Melahi)

İbni Abbas Radıyallahu Anh, “tef haramdır, çalgı aletleri haramdır, kûbe (yukarıda geçti) ve ney de haramdır” dedi. (Beyhaki. 10/222)

A’işe Radıyallahu Anhâ validemiz, bir ziyarette bulunuyordu ki evde başını sallayarak şarkı söyleyen bir adam gördü ve ona, Yazıklar olsun sanâ. Bu şeytandır, bunu çıkarın dışarı dedi, o da çıkartıldı. (Buhari, Edebül-müfred)

Ömer b. Abdülaziz şarkı hakkında; başlangıcı şeytandan, sonu da Allah’ın gazabıdır demiştir.(sireti Ömer de İmam Acûri rivayet etmiştir.)

Vâki b. el-Cerrâh, İbni Ömer’in yaptığı gibi çalgı aletlerini alın ve onu sahibinin başında kırın dedi (Hilal, 126)

Fudayl b. İyâd Rahmetullahi Aleyn, müzik ve şarkı, zinanın teşvikçisidir dedi. (İbni Ebid-Dünya)

İmam Ebu Hanife Radıyallahu anh, şarkı ve müziğin haram olduğunu oldukça sert bir şekilde savunuyor ve onu dinlemeyi günah sayıyordu. (İbnilCevzi, Teblisul-İblis)

İmam Mâlik Radıyallahu anh’a şarkıdan soruldu. O da bizim oralarda bu işi günah içinde yüzenler (fasıklar) yapar dedi. (İbni Ebi-d-Dünya, Zemmül-Melâhi)

İmam Şâfi Radıyallahu anh, Şarkı batıla benzeyen, insanı oyalayan boş ve çirkin bir sözdür. Kim onu çok dinlerse sefihtir (beyinsizdir) ve şehadeti kabul edilmez. Şarkı çirkin ve haramdır. Nitekim Allahu Telâla “Allah küfrü, fıskı ve isyanı size kötü göstermiştir (Hücurat, 7) buyurmaktadır. İmam Şafi sözüne şöyle devam etmiştir: Irakta şarkı -tağbîr- denilen bir şey terk ettim ki, onu insanları Kur-ândan uzaklaştırmak için zındıklar keşfetmiştir.

İmam Ahmed Radıyallahu anh, “Kâval, ney, zurna, tanbur, saz, kemençe ve benzerleri haramdır” dedi.

İmam Şâbi Rahmetullahi Aleyh, şarkı söyleyen de, dinleyen de melundur demiştir. (ibni Ebid-Dünya)

Dahhâk Rahmetullahi Aleyh, şarkı kalbi öldürür, Rabbi öfkelendirir demiştir. (İbni Ebid-Dünya)

İmamı Kurtubi Rahmetullahi Aleyh, şarkı, Kitap ve Sünnetle yasaklanmıştır. Demektedir.

İbn-i Salâh Rahmetullahi Aleyh de, şarkı ve müzik aletlerinin haram olduğu konusunda icmâ vardır demiştir.

İCMADAN DELİLLER

Bilindiği üzere Selef-i Salihinin (Sahabe, Tâbiin ve Etbâut-Tâbiin -Allah celle Celaluhu hepsinden razı olsun-, bir meselede görüş birliğine varması olan icmâ, Kitap ve Sünnet’ten sonra İslâmın üçüncü kaynağıdır.

Dolayısıyla icmâ kesin hüccet olup, muhalefet etmek caiz değildir.

Allah Azze ve celle “Her kim de kendisine doğru yol ap-açık belli olduktan sonra Peygambere muhalefet eder ve müminlerin yolundan başkasına giderse, biz de onu döndüğü yolda bırakır, (Ahirette) Cehenneme atarız. O, ne kötü bir dönüş yeridir.” (Nisa, 115)

Bu ayeti kerimede, müminlerin yolundan başka bir yola giden bir kimsenin sonunun (Allah korusun) Cehennem olacağı uyarısı vardır. Müslümanların icmâsı haktır, her kim onların icmasına ters düşerse, bu ayet-i kerimede bildirilen cezaya müstahak olmasından korkulur.

Müzik hakkında Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Nebeviyye ışığında, en hayırlı devir olan Sahabe, Tâbiin ve Tebei Tâbiin-in-Allah onlardan razı olsun sözlerinden çıkan ortak hüküm, şarkı söylenmesini, çalgı aletlerinin çalınmasını ve dinlenilmesini, hakkında hiçbir ruhsat olmaksızın yasaklamış ve bununla iştiğal edenlerin çalgı aletlerinin başlarında kırılmasını emretmiştir.

İcmânın kesin bir hüccet olup, ona muhalefet edilemeyeceği ortaya çıktıktan sonra; Müzik ve mubah olmayanlar kapsamında belirtilen melodilerin haramlığı ihtilaflı bir konu mudur? Yoksa tartışma kapısının kapatıldığı ve bu hususta icma edilen haram bir konu mudur? gibi bir soru sorulursa şu cevap verilir:

Bu konu yukarıda geçtiği gibi Sahabelerin, Tâbiinin ve dört imamın, haramlığı üzerinde ittifak ettikleri bir meseledir. Çünkü ihtilaflı meselelerde fiili işleyenler üzerine bu kadar gidilmez; Fasık, facir, mel’un ve şeytan gibi sıfatlar yakıştırılmaz.

Müzik ruhun gıdasıdır (mı?)

Bazı kimselerin diline doladığı ve çok garip olan bu söz, Kur’ândan ve Sünnetten kopanları insanların, eksikliğini yüreklerinin derinliğinde hissettiği bir boşluğu doldurmak, ne olursa olsun kendisiyle her zaman güçlü oldukları kaynaklara dönmesini engellemek amacıyla üretilmiş basit felsefeden öte bir şey değildir.

Böylece Allah düşmanları kendilerince alternatif(!) bir din oluşturma eğilimi göstermiş insan maneviyatına, ihtiyaç duyduğu desteği müzikle verebilecekleri vehmine kapılmışlardır. Bununla da kalmayıp, bu yolla halkları ve en önemlisi gençleri etki altına almayı başarmışlardır. Hatta bu doğrultuda sözde İslami olan “yeşil pop”(!) tartışmaları bile yapılmaya başlanmıştır. Müslümanları dağın öte yanındaki büyük felaketi görmeye ve yükümlü olduğumuz sorumlulukları eda etmeye davet ediyoruz… Ruh, ancak böyle gıdalanır!

Son olarak…

İslam’da müziğin hükmü açıklandıktan ve müslümanın bundan uzak durması, kaçınması gereken haramlardan biri olduğu belli olduktan sonra, bu günaha düşen kimse artık, Allah Teala ve Rasûlü (S.A.V.) in emrine boyun eğmeli ve teslimiyet içinde olmalıdır ki, hayat bulsun:

Ey İman edenler! Hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlüne (onların çağrılarına) uyun...” (Enfâl, 24)

Şayet kişi, böyle bir günahın içinde değilse, artık Allah’a hamdederek, hak üzere sabit kalmasını O’ndan dilesin ve kardeşlerine nasihatta bulunsun…

Sallallahu alâ Muhammedin ve alâ âlihi ve Sahbihi ecmâîn

VEL-HAMDÜ LİLAHİ RABBİL ALEMİN

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Müzik - Musiki, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Emine Pişiren`den guzel bir yazi

Posted by Site - Yönetici Haziran 7, 2008

malik-bin-dinar-ve-cocukhikayedini-hikayeler

Emine Pişiren`den guzel bir yazi.

“Fatih Sultan Mehmet’in Edremit’e iki kez gelişi” hakkında bir yazı yazıyordum. Elimde bulunan tarihi dökümandan “Sadrettin Konevi’nin, “Miftah’ül Gayb’ülervah” adlı eserini “şerh” etmesini istemiş Fatih Sultan, “Edremit’li Şeyh Ahmet ilah’tan. Google’den her ne kadar araştırdıysam bulamamıştım Şeyh Ahmet İlah’ı.

Ama sizin sayfanıza araştırma esnasında takılı kaldım.

Özellikle Muhiddin Arabi Hz’lerini görünce şevk içinde okuya kaldım. Çünkü yıllar önce elime geçen küçük bir kitapta, onun hadisleri ve anılarını okumuş ama yaşamı hakkında bilgi hiç yer verilmemişti.

Şimdi hakkındaki bilgim tam oldu. Ve size ne kadar teşekkür etsem azdır. Benim de siteye katkım olsun istedim ve Muhiddin Arabi Hz’leri hakkında bir anıyı size aktarmaktan memnun olacağım:

” Muhiddin Arabi Hz’leri, hayır için hep yemek ziyafetleri verdiği bir günmüş. Sofrası yine kalabalık yine bereketliymiş. Dualarla yemek yemeğe başlanıldığı bir sırada Hz’lerin gözüne bir 24 yaşlarında genç ilişmiş. Genç yemek yeme şöyle dursun, her iki gözlerinden yaşlar eteklerine bolca dökülüyormuş.

Kalp gözü açık Muhiddin Arabi Hz’leri;

-” Evlat, neden ağlarsın ve neden yemek yemezsin, aç değil misin?” diye sormuş.

Aslında Hz’leri manevi perdesinde şunları görmüş ve o gencinde kalp gözünün açık olduğunu ve annesinin işlediği bir günah yüzünden cehenneme doğru meleklerin götürdüğünü her ikisi de görmüş. Genç Hz’lerin bu sorusuna yine iki gözü çeşme hıçkırıklar içinde yanıtlamış:

-”Efendim, annem cehennem ateşinde yanacak iken ben burada nasıl yerim. Karnım aç ama acımdan yiyemiyorum…”demiş.

Değerli Zat-ı Muhterem Muhiddin Aarbi Hz’lerine tüm sofrasında konuk olanlar susmuşlar ve bir mucizeye de tanık olmuşlar…

-”Yüce Rabbim, daha önce kendim için okumuş olduğum ve hala üzerimde bulunan 70 bin Kelime-i Tevhid’i,senin rızan için verdiğim bu yemek masamda bulunan şu gencin, ölmüş annesinin ruhuna hediye ediyorum. Kabul eyle Yarabbim!”

-”Aminn!” dedikten sonra ellerini yüzüne sürmüş ve sofrada herkes “Amin!” diye dualar etmişler.

Az sonra o genç, sevinçle ve mutlulukla haykırmış:

-”Allah sizden razı olsun efendim!..Annemi melekler şimdi de, cennete götürüyorlar!”

Allah Yüce İslamı Habibi Hz. Muhammed ile bize hediye vermiş ve Kuran’ı ile yolumuzu aydınlatmıştır. Her kim bu yüce ve kutsal insanları bize bilgisiyle, kalemiyle çıkar amacı gütmeden sunuyorsa, Allah onlardan da razı olsun!

Saygılarımla
Emine Pişiren/Edremit/Akçay

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 11 Comments »

Cennet ve Cehennem şimdi vardır

Posted by Site - Yönetici Mayıs 25, 2008

16,Cennet,Kevser Havzı`nın Mizan`ın Ve Sırat Köprüsü`nün Evsafı,Hazreti Havva'nın Yaratılışı

Cennet ve Cehennem şimdi vardır

Sual: Bir tek Cehennem mi var yoksa birkaç tane mi? Şimdi bunlar mevcut mu?

CEVAP
Cehennem yedi tabakadır, kâfirler durumuna göre tabakaların birinde azap görecektir.
Feraid-ül fevaid kitabında buyuruluyor ki:
Cehennem yedi tabakadır. Birbirinin altındadırlar. Her tabakanın ateşi, üstündekinden daha şiddetlidir. Günahı affedilmemiş olan müminler; birinci tabakada günahları miktarı yanıp, sonra Cehennemden çıkarılarak Cennete götürüleceklerdir.

Diğer altı tabakada çeşitli kâfirler sonsuz yanacaklardır.

Cennet ve Cehennem şimdi mevcuttur. Bazı âlimlere göre, Cehennemin nerede olduğu kesin bilinmemektedir. Bazılarına göre, yedi kat yerin altındadır. Arz küresi, güneş ve bütün yıldızlar birinci sema [gök] içinde olduklarına göre, yeryüzünün neresinde olursak olalım, yedi kat yerin altında sema vardır. Cehennemin yedi kat semadan birisinde bulunduğu anlaşılmaktadır.

Her Müslüman bilir ki?

Sual: Bugün Cennet ve Cehennem var mıdır?

CEVAP
Her Müslüman bilir ki, ilk insan ve bütün insanların babası olan Hazret-i Âdem, yıllarca Cennette yaşadı. Yasak ağaçtan yiyince, dünyaya indirildi. Bu hususta Kur’an-ı kerimde birçok âyet-i kerime vardır. Mesela Bekara suresinin 35 ve 36, Araf suresinin 17. âyet-i kerimesinden 27. âyet-i kerimesine kadar. Taha suresinin 117-119. âyet-i kerimeleri bu hususlardan bahsetmektedir. Kur’an-ı kerimde ayrıca müminler için Cennetin, kâfirler için de Cehennemin hazır vaziyette beklediği bildiriliyor:
(Takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan Cennete koşun.) [Al-i İmran 133]

(Kâfirler için hazırlanmış olan Cehennem ateşinden sakının!) [Al-i İmran 131]

Peygamber efendimiz de, Miraca gidince, Cennet ve Cehennemi de gezdi. Gördüğü şeyleri anlattı. Bunlardan birkaçı şöyle:

(Cennete girdim. İnciden kubbeler gördüm.) [Müslim]

(Miraca çıktığım zaman Cennetin kapısı üzerinde “Sadakanın sevabı on, ödünç vereninki ise on sekiz mislidir” yazılı olduğunu gördüm.) [İbni Mace]

(Miracda Cehenneme baktım. Kokmuş leşler yiyenler gördüm. Bunların kim olduğunu sordum. Cebrail aleyhisselam, “Bunlar, gıybet etmek suretiyle insanların etlerini yiyenlerdir” dedi.) [İ. Ahmed]

Cennet nerede?

Sual: Cennetin bildiğimiz gezegenlerden birinde olacağı mümkün müdür?

CEVAP
Bugün bildiğimiz bütün yıldızlar ve gezegenler birinci kat semadadır. Semalar ise yedi kattır. Diğer katların ise bilinen bu semadan çok büyük olduğu bildirilmiştir. Cennet hakkında Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde bilgi vardır. Cennetin genişliğinin yer ile göğün genişliği kadar olduğu Kur’an-ı kerimde bildirilmiştir. (Hadid 21)

Bu durumda Cennetin gezegenlerde olması mümkün değildir. Cennet daha yukarı semalardadır. (Deylemi)
Sekiz Cennet

Sual: Sekiz Cennetin isimleri nelerdir?

CEVAP
1- Dâr-i celal,
2- Dâr-i karar,
3- Dâr-i selam,
4- Huld,
5- Meva,
6- Adn,
7- Firdevs,
8- Naim.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 2 Comments »

İmanın beşinci şartı: Ahiret gününe inanmak

Posted by Site - Yönetici Mayıs 19, 2008

İmanın beşinci şartı Ahiret gününe inanmakislamic_background6 copy.jpgff

İmanın beşinci şartı: Ahiret gününe inanmak

AHİRET NE DEMEKTİR?

Âhiret, son mânâsına gelen “âhir” kelimesinin müennesidir. Ancak âhiret hayatı insan için son değil, bir menzildir, konak yeridir.

Dinî ilimler ıstılahında/literatüründe âhiret, dünya hayatından sonra başlayıp ebediyyen devam edecek olan ikinci hayatın adıdır. Bu ikinci hayatın varlığına inanmak, altı iman esasından biridir. Âhirete iman, ceza ve mükâfat yerine ve gününe inanmak demektir. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ÂHİRET GÜNÜne de kesinkes inanırlar.”(1)

Âhiret iyiler için mükâfat, kötüler için bir ceza yeri olacaktır. Allah Teâlâ cennette lûtfiyle, cehennemde adâletiyle tecelli eder.

***

AHİRET HAYATI VE SAFHALARI

Ölüm ânından itibaren âhiret hayatı başlar. Ölüm, ebedî âleme açılan bir berzahtır, geçittir. Bu geçiş devresiyle birlikte sonu olmayan hayata adım atılmış olur.

Ölümden sonraki âhiret gününün hâdiseleri birbirini tâkip eder:

Kabir hayatı, ba’s (diriliş), mîzan (amellerin tartılması), amel defterleri, hesap, havz, sırat, cennet ve cehennem. Bütün bunlar haktır, inanılması şarttır.

Bu kısa girişten sonra şimdi maddeler hâlinde bunları ele alalım.

1. Kabir hayatı: Kâfirler ve günahkâr olan bazı mü’minler için kabir azabı haktır.

Hadîs-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

“İdrardan sakınınız! Zira kabirdekilerin çoğunun çektikleri azap o yüzdendir.”(2) Yine Resûlüllah Efendimiz, “Allah mü’minleri, dünya hayatında ve âhirette hak bir söz üzerinde sabit kılar”(3) âyeti, kabir azabı hakkında indirildi buyurmuştur.

Allah Teâlâ’nın affettiği, azap çektirmeyi istemediği bazı günah sahipleri ise azap görmeyecektir.

İbâdet ve tâat ehlinin, sâlih amel sahiplerinin kabirde, Cenâb-ı Hakk’ın bildiği ve dilediği şekilde nimet içinde bulunmaları da haktır.

Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) bir mezarlıktan geçerken iki kabirdeki ölünün bazı ufak şeylerden dolayı azap gördüklerini müşahede etti. Bunlardan birinin koğuculuk ve bozgunculukla çok yakından ilgisi vardı. Diğeri de idrar yaparken ihtiyatlı davranmaz, (sıçrıntılardan) sakınmazdı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz bir yaş ağaç dalı istemiş ve ikiye bölmüş, birini bir kabre, diğerini de öbürüne diktikten sonra şöyle buyurmuştur: ‘Umulur ki bu yaş ağaçlar kuruyuncaya kadar azapları hafifler.”(4)

Yine kabirde Münker ve Nekir’in sual sorması da haktır. Bu iki melek kabre girerek ölüye, ‘Rabbin kimdir? Dinin hangi dindir? Peygamberin kimdir?’ diye sorduğunda, mü’min şu cevabı verir: ‘Rabbim Allah, dinim İslâm, peygamberim Muhammed’dir (s.a.v.).’

Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Ölü mezara gömülünce, gözleri mavi olan iki siyah melek gelir. Bunların birine Münker, diğerine Nekir adı verilir. Ona derler ki:

– ‘Şu zat (Muhammed s.a.v.) hakkında ne dersin?’

O da şöyle cevap verir:

– ‘O Allâh’ın kulu ve resûlüdür. Ben şehâdette bulunurum ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed de onun kulu ve resûlüdür.’

Bunun üzerine melekler:

– ‘Biz senin böyle söyleyeceğini zaten bilmekte idik’ derler. Sonra onun mezarını yetmiş arşın genişletirler; sonra bu ölünün mezarı ışıklandırılır, aydınlatılır. Daha sonra ise melekler ölüye:

– ‘Yat ve uyu’ derler. O da:

– ‘Âileme gidin de durumu haber verin’ der.

Melekler:

– ‘Zifafa giren ve sadece en çok sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi mahşer gününe kadar sen uyumana devam et’ derler.

Ölü münâfık olursa, meleklerin sualine:

– ‘Halkın Muhammed hakkında bir şeyler söylediklerini işitmiş, ben de onlar gibi konuşmuştum, başka bir şey bilmiyorum’ diye cevap verir.

Melekler de:

– ‘Böyle diyeceğini zaten biliyorduk’ derler.

Daha sonra arza, ‘Alabildiğine sıkıştır’ diye hitap edilir. Yer de başlar adamı cendere gibi sıkıştırmaya… O kadar ki, kemikleri hurdahaş olur. Mahşer gününe kadar mezarda böyle işkence görür.”(5)

Yine Peygamberimiz (s.a.v.) buyurur ki, “Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukur olur.”(6)

2. Ba’s: Ba’s kelime olarak gönderme, gönderilme, dirilme, diriltme yayma ve dağılma mânâlarındadır. Akâid ilminde ise, öldükten sonra dirilmedir; canlıların aslî parçalarını bir araya getirerek ve ruhlarını da iade ederek, Allah Teâlâ’nın mezardan çıkarmasıdır. Bu da haktır ve mutlaka gerçeklecektir.

Ba’sla ilgili âyetlerden bazıları şöyledir:

“Bir nutfeden insanı yarattı, ona şekil verdi. Sonra ona yolu (hayır ve şer yolunu seçmeyi) kolaylaştırdı. Sonra onu öldürdü ve kabre koydu. Sonra dilediği bir vakitte onu yeniden diriltir.”(7)

“(İnsan), kendi yaratılışını unutarak bize karşı misâl getirmeye kalkışıyor ve, ‘şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?’ diyor. (Resûlüm) de ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü o, her türlü yaratmayı çok iyi bilir.”(8)

3. Mîzan: Lûgatta mîzan, ölçü, tartı, ölçek, miktar mânâlarına gelir. Bununla birlikte adâlet ve hukuk gibi mânevî olan herhangi bir şeyi mukayese ile tayin etmek için de kullanılır. Bu mîzan’ın mecazî anlamıdır. Mîzân’ın akâid ilmindeki mânâsı ise, amellerin tartılmasıdır ve haktır.

Cenâb-ı Mevlâmız buyuruyor ki:

“O gün vezn (amellerin tartılması) haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.”(9)

4. Amel defterleri: İnsanların dünyada inanıp kabul ettikleri iman esasları ile işledikleri amellerin kaydedildiği belge ki, bu da haktır. Kur’ân-ı Kerim’de bu kavram, kitap ve suhuf (sayfalar) isimleri ile geçmektedir. Bu defterler mü’minlere sağ, kâfirlere sol ve arka taraftan verilir. Bu hususla ilgili bazı âyet mealleri şöyledir:

“İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.”(10)

“Kitabı sağ tarafından verilen, ‘Alın, kitabımı okuyun; doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum’ der. Artık o, meyveleri sarkmış yüce bir cennette hoşnut kalacağı bir hayat içindedir. (Onlara denir ki:) Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık, âfiyetle yeyin-için. Kitabı sol tarafından verilene gelince, o, ‘Keşke, der, bana kitabım verilmeseydi de, hesabımın ne olduğunu bilmeseydim. Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi! Malım bana hiç fayda sağlamadı. Saltanatım da benden (koptu), yok olup gitti.’ (Bu esnada cehennem bekçilerine şu İlâhî buyrukla hitap edilir:) ‘Onu yakalayın da, ellerini boynuna) bağlayın; sonra alevli ateşe atın onu! Sanra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir içinde oraya sokun! Çünkü o, azîm olan Allâh’a iman etmezdi.”(11)

“Kimin kitabı sağından verilirse, kolay bir hesaba çekilecek ve sevinçli olarak ailesine dönecektir. Kimin de kitabı arkasından verilirse, derhal yok olmayı isteyecek; alevli ateşe girecektir. Zira o, (dünyada) ailesi içinde (mal-mülk, şan-şöhret, makam-mevki ve nüfuzu sebebiyle) şımarmıştı.”(12)

5. Hesap (sual): Kıyâmet gününde insanların, Allah Teâlâ’nın huzurunda, dünyada yaptıklarından dolayı sorgulanmasıdır.

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

“Şüphe yok ki Allah Teâlâ (kıyâmet günü) mü’min kuluna yaklaşarak (rahmet) kanatlarını üzerine gerer ve onu örter. Sonra da buyurur ki: ‘Ey kulum, (işlediğin) şu-şu günahları biliyor musun?’ ‘Evet yâ Rabbî.’ Böyle böyle Allah Teâlâ onun bütün günahlarını bir bir sayar. O kadar ki kul, ‘Artık ben mahvoldum, helâk oldum’ kanaatine varır. Bundan sonra Allah Teâlâ, ‘Bu günahları dünyada iken örtmüş, gizli tutmuştum. Bugün de af ve mağfiret ediyorum’ buyurur. Bunun üzerine sorgusu yapılan kişiye, ‘sevaplarını ihtiva eden defteri’ verilir. Allah Teâlâ kâfirlere ve münafıklara ise, bütün halkın ortasında şöyle nida eder: ‘Rablarını yalanlayanlar işte bunlardır! Dikkat! Allâh’ın lâneti zâlimlerin üzerine olsun!”(13)

6. Havz: Bundan maksat, Peygamberimize (s.a.v.) ait olan cennet havuzlarından Kevser Havuzu’dur ve haktır. Allah Teâlâ, “Biz sana Kevser’i verdik”(14) buyurmuştur. Bütün peygamberlerin Haşr meydanında havuzları vardır ve ümmetlerinden hak edenler, cennete girmezden önce bundan içeceklerdir. Peygamber Efendimizin havuzu, ancak sünnetine uyan samimi mü’minler içindir ve son derece büyüktür. Nitekim buyurmuşlardır ki, “Benim havzumın bir kenarı bir aylık mesafedir. Dört açısı ve kenarı birbirine eşittir. Suyu sütten beyaz, kokusu miskten daha hoş, kadehleri gökteki yıldızlardan daha çoktur. Ondan bir defa içen, bir daha ebediyyen susamaz.”(15)

Hak yol olan İslâm’ı bırakıp bâtıl inançlara dönenler, kötü ve murdar işlerle meşgul olanlar -melekler tarafından- bu havuzdan ve cennetten menedileceklerdir.

7. Sırat: Kelime olarak sırat, yol demektir. “Sırât-ı müstakîm”, doğru yol, dümdüz cadde mânâsınadır. Kur’ân-ı Kerim’de, “Allâh’ın gösterdiği hidâyet yolu, İslâm dini” karşılığı olarak geçmektedir. Burada ise bundan maksat, İslâm akâidinde “Sırat köprüsü” olarak bilinen, mahiyetini kavrayamadığımız, ama inanmakla yükümlü bulunduğumuz cehennem üzerinden uzatılmış dehşetli bir geçittir.

Mü’minler sâlih amellerine göre bunun üzerinden geçip cennete giderler. Bazıları bu köprüden yıldırım hızıyla, bazıları fırtına sür’atiyle, diğer bazıları rehvan at üzerinde binmiş gibi, takvâsı az olanlar yürüyen at gibi, günahı arkasına bağlı bulunanlar da yürüyerek geçerler. Münafıklar, müşrikler, mürtedler ve bilumum kâfirler, bu köprünün üzerinden geçerken ayakları sürçer ve cehenneme yuvarlanırlar.

Sırat’tan ilk geçen Peygamberimiz (s.a.v.) olacak… Onun arkasından ümmeti geçecek… Ümmeti geçerken Peygamber Efendimiz Sırat’ın yanında bulunacak, ‘Yâ Rabbî, ümmetime selâmet ver, ümmetimi selâmette kıl’ diye dua edecek. Sahih hadîs kitaplarında, bunlardan bahseden hadîsler vardır. Fakat bu hadîslerde Sırat köprüsünün mahiyeti ve şekli hususunda bir bilgi verilmemiştir.(16)

8. Cennet ve cehennem: Bunlar her ikisi de haktır ve şu anda mevcuttur. Nitekim Kur’an’da şöyle buyrulmuştur:

“Biz, ‘Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin. Orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yeyin. Sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz, her ikiniz de kendine kötülük eden zâlimlerden olursunuz’ dedik.”(17)

“Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!”(18)

“O ateş (cehennem) kâfirler için hazırlandı.”(19)

Hâsılı, cennet ve cehennemin varlığını açıklayan nasslar, hem kimse için gizli kalmayacak kadar gâyet açık, hem de sayılamayacak kadar çoktur.

Âhiret hayatı bâki olduğu gibi cennet ve cehennem de bakîdir, daimîdir, onlara yokluk ârız olmaz. Cennet ve cehennem halkı da fâni değillerdir, ölümsüzdürler. Allah Teâlâ onlar hakkında, “Hâlidîne fîhâ ebedâ: Onlar orada ebediyyen daimîdirler”(20) buyurdu.

***

CENNET NE MÂNÂYA GELMEKTEDİR? Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Din, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İman | Etiketler: , , , , | 3 Comments »

Cennet ve Cehennem ebedidir

Posted by Site - Yönetici Mayıs 15, 2008

Cehennem,cennet,cehennem azabi,kiyamet,mahser,mizan,sirat,hell,the hell,satan,seytan,halal,haram,halal,haram,

Cennet ve Cehennem ebedidir

Sual: Cennet ve Cehennem sonsuz değil midir?

CEVAP
Cehennemin ve Cennetin sonsuz olduğuna dair birçok âyet-i kerime vardır. Mesela Bekara 25, A.İmran 116, Maide 85, Enam 128, Tevbe 68, Hud 107.
Âyet-i kerimede Cehennem için de, Cennet için de (Hüm fiha halidun = Onlar orada ebedi kalırlar) buyuruluyor. (Bekara 81, 82)

Ebedilik sıfatı

Sual: Kur`an-ı kerimde, kâfirlerin Cehennemde, müminlerin Cennette, ebedi kalacağı bildiriliyor. Böyle olunca, Allahü teâlâdan başka şeyler için de, ebedilik sıfatı kullanılmış olmaz mı?

CEVAP
Bunların var olmaları, varlıkta durmaları, kendilerinden olmadığı gibi, ebedi olmaları da, kendilerinden değildir. Bunları, ebedi yapan, Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ, ”Ol!” derse, var olur, ”Yok ol!” derse, yok olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Mahlûkların yok olacaklarına inanmak, yoktan var edildiklerine inanmak gibi, imanın şartıdır. (Arş, Kürsi, Levh, Kalem, Cennet, Cehennem ve Ruh denilen mahlûklar yok olmayacak, sonsuz var olacaklardır) ifadesi, bunlar yok olamaz demek değildir. Allahü teâlâ, var etmiş olduğu şeylerden, dilediklerini, tekrar yok edecek, dilediklerini de, yalnız kendi bileceği fayda ve sebeplerden dolayı, hiç yok etmeyecek, bunlar ebedi, yani sonsuz var olacaklardır demektir. Allahü teâlâ, dilediğini yapar ve istediğini emreder. Demek ki, âlem yani her şey, Allahü teâlânın dilemesi ve kudreti ile vardır. Var olmaları için ve varlıkta kalmaları için, Allahü teâlâya muhtaçtır; çünkü baki olmak demek, varlığın her an devam etmesi demektir. Başka bir şey olmak demek değildir. Hem var olmak, hem de varlıkta kalabilmek, Allahü teâlânın iradesi, dilemesi ile olur.
(3/57)

Cennet de, Cehennem de dolacaktır

Sual: (Cennette boş yer kalınca, doldurmak için yeni insanlar yaratılacaktır) diyenler olduğu gibi, (Cehennemdeki bütün insanlar çıkacak, böylece Cennet dolacak, Cehennemde kimse kalmayacaktır) diyenler de var. Hangisi doğrudur?
CEVAP
İkisi de doğru değildir. Allahü teâlâ, Cenneti de, Cehennemi de dolduracaktır. Müminler, Cennette ebedi kalacak ve sayıları hiç eksilmeyecektir. Kâfirler de, Cehennem de sonsuz kalacak ve sayıları eksilmeyecektir. Cehennemden sadece, günahkâr müminler, cezalarını çektikten sonra çıkıp Cennette girecek ve orada sonsuz kalacaklardır.

Ebedi olan Cennet ve Cehennemin dolacağını bildiren bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Cennet, ” Bana güçsüzler ve yoksullar girecektir ” diye bazı deliller bildirdi. Cehennem de, ” Bana da, cebbarlar ve kibirliler girecektir ” dedi. Allahü teâlâ da buyurdu ki: ” Ey Cehennem, sen benim azabımsın; dilediğim kimseleri [kâfirleri] seninle cezalandırırım. Ey Cennet, sen de benim rahmetimsin; dilediğim kimselere [müminlere] seninle rahmet ederim. İkinizi de dolduracağım.”) [Müslim]

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Güncel, Gündem, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 2 Comments »

Kimler Cennete girer?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 13, 2008

12Kimler Cennete girer,h.z adem,cennet,

Kimler Cennete girer?

Sual: Genel olarak kimler Cennetlik, kimler Cehennemliktir?

CEVAP
Allahü teâlâya inanan, Onun emir ve yasaklarına riayet eden, hepsini beğenen kimse yani Müslüman olarak ölen Cennete gider. Bunun tersi olan da Cehenneme gider. Genelde iyi huylular Cennete, kötü huylular Cehenneme gider. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Cennete gidecek olanları haber veriyorum, dikkatli dinleyin. Zayıftır, mazlumdur, güçleri yetmez. Bir şey için yemin ederlerse, Allahü teâlâ, bu Müslümanların yeminlerini, muhakkak yerine getirir. Cehenneme gidecek olanları da bildiriyorum: Sertlik gösterirler ve kendilerini üstün görürler.) [Tirmizi, Ebu Davud]

Cennet mi, Cehennem mi daha kolay?

Sual: Cennete gitmek mi, yoksa Cehenneme gitmek mi daha kolaydır?

CEVAP
İkisi de kolaydır. Doğru inanan, Müslüman olarak ölen Cennete, inanmayan, kâfir olarak ölen Cehenneme gider.

Nefsine uyanın Cehenneme gitmesi çok kolay, Cennete gitmesi ise çok zordur. Cehenneme gitmek için hiçbir yasağa riayete ihtiyaç yoktur; ama Cennete gitmek için birçok kurallar vardır. Önce doğru iman, sonra haramlardan kaçmak ve ibadetleri yapmak… İki hadis-i şerif meali:

(Cehennem nefse hoş gelen, Cennet ise nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle kuşatılmıştır.) [Buhari]

(Cenneti isteyen de, Cehennemden korkan da uyumaz. Cennet zorluklarla kuşatılmıştır, dünya ise lezzet ve şehvetlere bürünmüştür. Onun lezzet ve şehvetleri sizi Cennetten alıkoymasın.) [Ramuz]

Cennete girecek hayvanlar

Sual: İstisna olarak Cennete girecek hayvanlar hangileridir?

CEVAP
Cennete girecek olan hayvanlar şunlardır:
1- Salih aleyhisselamın devesi,
2- İbrahim aleyhisselamın danası,
3- İsmail aleyhisselamın koçu,
4- Musa aleyhisselamın sığırı,
5- Yunus aleyhisselamın Yunus ismi verilen balığı,
6- Üzeyr aleyhisselamın merkebi,
7- Süleyman aleyhisselamın karıncası,
8- Belkıs’a gönderilen hüdhüd,
9- Eshab-ı Kehfin Kıtmir isimli köpeği,
10- Muhammed aleyhisselamın devesi.
Bu hayvanların, Cennete koç şeklinde gireceği bildirilmiştir. (Mişkatül-Envar, Şir’at-ül-islam şerhi)

Deli Cennete gider mi?

Sual: Deli, ahirette nereye gider? Doğuştan deli ise veya sonradan delirmişse ne olur?

CEVAP
Allahü teâlâ, iman ve ibadette kullarından gücü yetmediği şeyleri istememiştir. Bunun için, Müslüman iken deli olan, uykuda iken ölen kimse, bu halinde imanlı olduğunu tasdik etmiyorsa da, Müslümanlığı devam etmektedir. Kâfir iken deliren de küfrünü ilan etmiyorsa da, önceki küfür hâli devam etmektedir.

Doğuştan deli olan Müslüman evladı Cennete gider. Kâfir çocukları için yedi tane farklı kavil vardır. O kavillerden birisi onlar da Cennete gidecektir. O kavillerin birine göre de, hesaptan sonra toprak olacaktır.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 3 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: