Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 01 Mar 2010

Ayasofya, Zihinlerde Niçin Hâlâ Kilise?..

Posted by Site - Yönetici Mart 1, 2010

Ayasofya, zihinlerde niçin hâlâ kilise..Ayasofya

AYASOFYA

Ayasofya, zihinlerde niçin hâlâ kilise?..

Değerli okuyucular!
Sizinle bir üzüntümü paylaşmadan önce, hatırlatma kabilinden biraz önbilgi vermek istiyorum.
Ayasofya… Mübârek mâbed…
O gün de sultan bugün de sultan olan ve zihnimizde kıyamete kadar da sultan kalacak olan Sultan Fâtih Mehmet Han’ın bize hediye ettiği dünya başkenti İstanbul’un ortasındaki inci, yakut, zümrüt, zeberced…
Bizans’tan İstanbul’u alan Fâtih, muzaffer ve meşrû kumandanlık hakkını kullanarak 557 sene önce Ayasofya’yı câmiye çevirdi. Hicrî takvime göre 574 sene önce…
İsteseydi, meşrû hakkını kullanır, bütün kiliseleri câmiye çevirirdi. Yapmadı…

İstanbul’un fethi de Ayasofya’nın câmiye çevrilmesi de, Allah’ın birliğini reddedip üç ilaha inanan Hıristiyan âlemini canevinden vurdu. Fâtih’e o kadar kin bağlamışlardı ki, Sultan zehirlenerek şehid edilince, Hıristiyan âlemi papanın öncülüğünde “Büyük kartal öldü” diye günlerce sevinç gösterisi yaptı.
Buna rağmen, İstanbul ve Ayasofya acısı hâlâ yüreklerinde. Hâlâ İstanbul demez, Kostantinapolis derler. Ayasofya’dan kilise olarak bahsederler. Kimler? Hıristiyanlar…
Ayasofya, 24 Ekim 1934’de câmilikten çıkarılıp müze yapıldı. Buna rağmen Hıristiyan âlemi Ayasofya’dan müze olarak bahsetmez. Çünkü onların zihninde Ayasofya ebedî olarak kilisedir..

.
Sadece onların değil, Hıristiyan olmayan bazılarının zihninde de kilisedir. Meselâ kimlerin?..
Meselâ görünüşte bizden, ama zihnen onlardan olan “İngiliz muhibleri (sevenler) cemiyeti” mensupları da Ayasofya’yı câmi olarak görmek istemezlerdi…
O zaman dünyanın jandarması İngiltere olduğu için, İngiliz severler vardı, bugün Amerika sevenler var. O gün İngiliz severler Ayasofya’yı kilise olarak görüyorlardı, bugün de ABD sevenler…
Bir de ezan ve namazla alâkaları olmadığı halde, “Biz namaz kılmayız ama sizin kıldığınız namazın ezanının ille de Türkçe olmasını istiyoruz” diyen zorbalar var ki, onlar da bu düşünceye yakın…

İstanbul’un fethiyle câmiye çevrilen Ayasofya, Fâtih’in vakfiyesinde câmilikten çıkaranlara lânet etmesine rağmen, -yukarıda işaret ettiğimiz gibi- maalesef 1934’de câmilikten çıkarılıp müze yapıldı. Ondan sonra da “Ayasofya ibâdete açılsın” isteği hiç bitmedi. Açılana kadar bitmemesi de şart…
Müze yapılınca, “Kilise olmasa da hiç olmazsa artık câmi de değil” düşüncesiyle, Hıristiyanlar biraz teselli bulsalar da biz Müslümanlar o gün bu gündür bunun acısını yaşıyoruz.
Ama beterin beteri olduğu gibi bundan daha acı olanı var. O da, bizim gibi inananların, Ayasofya’yı zihinlerinde kilise olarak gören Hıristiyanların ağzıyla konuşmalarıdır. İşte bizi esas üzen, üzmekten öte kahreden bu…
Diğerlerini anlıyoruz, vazifelerini yapıyorlar. Ama bizimkilere ne oluyor? Nedir bizimkilerdeki bu kilise aşkı?!!
Değerli okuyucular, başta söylediğim üzüntüm işte bu. Meseleyi anlatayım efendim:
16 Ocak 2010 Cumartesi tarihli Zaman gazetesinde, Ayhan Hülagü imzasıyla “Bir Düş Uçuşu, Türkiye” başlıklı bir haber yayınlandı. Haberde, Alp Alper isimli fotoğraf sanatçısının helikopterden çektiği fotoğraflardan meydana gelen “Bir Düş Uçuşu, Türkiye” isimli kitaptan bahsediliyor. Yani bu kitabın tanıtımı yapılıyor.
Buraya kadar normal… Ama ifadeler enteresan. Lütfen dikkatle okuyunuz. Haberin girişi aynen şöyle:
Yukarıdan nasıl göründüğünüzü merak ettiniz mi hiç? Portreniz ya da bulunduğunuz oda, yaşadığınız mahalle, şehir, bölge veyahut ülke…
Uçuş uzmanı ve fotoğraf sanatçısı Alp Alper, bu merakla yola çıkarak Türkiye’nin tarihî mekânlarını, doğa güzelliklerini gökyüzünden görüntüledi. Ayasofya Kilisesi’nden Küçük Çekmece Gölü’ne, Haydarpaşa Garı’ndan Meriç Nehri’ne kadar aklınıza gelecek birçok şey…

Gördüğünüz gibi, Ayasofya’yı açıktan açığa “Kilise” olarak anıyor.
Peki Ayasofya kilise mi? Hıristiyanlara göre öyle olabilir, BİZE GÖRE KİLİSE Mİ?!!
Zaman gazetesi mensubu dostlarımız, “Ayasofya Câmii” demek istemeyebilirler. Peki sadece Ayasofya denilemez mi?
Niçin “Ayasofya Müzesi” bile denilmiyor da “Ayasofya kilisesi” deniliyor?!!! Niçin niçin?!!
Ayasofya Hıristiyanların dilinde kilisedir. Bu bizimkilere ne oluyor?!!!
Haberin başlığındaki ilk cümlede “Yukarıdan nasıl göründüğünüzü merak ettiniz mi hiç?” deniliyor.
Ben de bu dostlarıma sormak isterim:
Ayasofya’ya kilise dediğiniz için, Müslümanların zihninde ve gözünde nasıl göründüğünüzü merak ettiniz mi hiç?

Değerli okuyucular!

Tasavvufun tanınmış siması Hallacı Mansur Hazretleri, “Ene ale’lhak/ ben hak üzereyim” demek istediği halde, “Ene-l-Hak” dediği için şeriatın zâhiri hükmünce idam edilmişti.

İdama götürülürken insanlar taş atıyor, o da gülüyormuş. Bir ara tanıdıklarından birisi de bir gül atmış. Bunun üzerine Hallacı Mansur hazretleri “Aaah!” diye inlemiş.

Sormuşlar: “Yumuşacık bir gül atılınca ah çektin, halbuki taş atıldıkça gülüyordun” demişler.

Şöyle söylemiş: “Bana taş atanlar beni tanımayan, anlamayan kimselerdir. Onların attığı taşlar bana gül gibi gelir. Fakat gül atan kişi beni bilen, anlayan birisidir. Beni anlayanların kahırla attıkları gül bana taş gibi acı verir.

Değerli okuyucular! Biz de o hali yaşıyoruz işte. Varsın Hıristiyan âlemi kıyamete kadar Ayasofya’ya kilise deyip dursun. Elbette diyeceklerdir. Çünkü onların hayal ve idealleri o yöndedir.

Ama inançlı insanların okuduğu Zaman gibi bir gazetenin, Ayasofya’ya “Kilise” demesi ve Hıristiyanları “şefkat duyulacak insanlar” olarak göstermesi, bizde işte kahırla atılan gül tesiri yapıyor…

Bilmem anlatabildim mi?..

Ali Eren – Vakit
M.Emin Ozler bey`e katkilarindan dolayi tesekkur ederiz.

….

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

Cehennemin Adlarıyla İlgili Olarak Nakl Edilen Hadisler.

Posted by Site - Yönetici Mart 1, 2010

Cehennem,Mizan  Ve  Şefaat,azap,azap melekleri,cehennem zebanileri,Hak Yoldan Dönenlerin Azabı

Cehennemin Adlarıyla İlgili Olarak Nakl Edilen Hadisler. Bunlardan Hangisinin Sahih, Hangisinin Sahih Olmadığının Beyanı:

Haviye: İbn Cüreyc: “Haviye, cehennemin en alt tabakasıdır” demiştir. Yüce Allah buyurdu ki: “Tartıları hafif gelenler ise, onun yeri bir çukur (ha-viye)dİr.” (Karia, 101/8-9)

Bu âyeti şöyle man âl andıranlar da olmuştur: “Onun kafatası (cehenne­me) düşer!” Nitekim bir hadis-i şerifte de şöyle Duyurulmuştur: “Adam, Al­lah’ı gazaplandıracak bir söz söyler. Bu yüzden o, yetmiş bahar (yıl) boyun­ca cehennem ateşine düşer.”

Başka bir rivayette ise şöyle denilmiştir: “O, doğuyla batı ufku arasın­daki mesafeden daha uzun bir derinlikteki cehennem ateşine düşer.”

Bazıları demişler ki: Ayette geçen “Fe ümmühu Haviye“den kasıt; onun varacağı yer, cehennemin en alt tabakasıdır. Ya da bu söz, cehennem ateşi­nin mahiyetini bildiren bir vasıftır. Bu manayı takviye edici bir hadiste riva­yet edilmiştir: Doğrusunu Allah bilir.

Ebubekir Ahmed b. Mûsâ b. Merdeveyh… Enes b. Mâlik’ten rivayet et­ti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Mümin öldüğünde onu sorarlar. (Eğer erkekse) “Falan adam ne yap­tı?”; (Eğer kadınsa) “Falan kadın ne yaptı?” derler. Eğer o mümin ölmüş te yanlarına gelmemişse, “O ters yoldan, annesi haviyeye (yani cehenneme) gö­türüldü. O ne kötü anadır! O ne kötü bir mürebbiyedir!” derler. Nihayet şu­nu da sorarlar: “Falan adam ne yaptı! Evlendi mi? Falan kadın ne yaptı? Ev­lendi mi?” Sonra da şöyle derler: “Bırakın da dinlensin. Çünkü o, (dünya de­nen) gemiden yeni çıkmıştır.”

İbn Cerir… Ma’mer’den rivayet etti ki; Eş’as b. Abdullah el-A’mâ’mn şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Mümin kişi öldüğünde ruhu, diğer mümin­lerin ruhlarının yanına gider.Kardeşinizi evlendirin. Çünkü o, dünyanın gam ve kederi içindeydi.” derler. Ona: “Falan adam ne yaptı?” diye sorarlar. O da; “Öldü; yanınıza gelmedimi yoksa?” diye karşılık verir. Onlar derler ki: “Demek ki o, anası haviyeye (cehennemin en alt tabakasına) gitti!

Hafız Ziya… Abdullah b. Mes’ud’dan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) öyle buyurmuştur:

Allah yolunda şehid olmak, emanet günahı dışında tüm günahları örter. Emanete hıyanet suçu işlemiş bir adam huzura getirilir. Ona, “Emanetini öde!” denir. O da der ki: “Ya Rab! Ben nasıl ve nereden öderim?!. Dünya da geride kalmıştır artık.” Bu sözünü üç kez tekrarlar. “Onu Haviye’ye götü­rün!” denilir. Oraya atılır, dibine düşer. Emaneti orada, olduğu gibi görür. Alıp omuzuna koyar. Sonra onunla birlikte cehennem ateşinin içinde (yuka­rılara doğru) tırmanır. Tam çıkacağını sandığı bir sırada ayağı kayar ve geri­sin geri aşağıya düşer. Ve sonsuza dek orada kalır. Emanet, namazdadır. Emanet, oruçtadır. Emanet abdesttedir. Emanet, sözdedir. Bundan daha şid­detlisi, emanet olarak bırakılan eşyadadır.”

Bu hadisi rivayet edenlerden biri olan Zadân diyor ki: “Bera’a rastladım. Ona, “Abdullah’ın kardeşinin dediğini duymuyor musun?” diye sordum. O da: “O, doğru söylüyor” dedi.”   Bu hadis, müsnedde ve kütüb-ü sittede yok­tur.

Cehennemin Bols Adlı Zindanı:

Aziz ve Celil olan Allah bizi oradan korusun. Bu zindanla ilgili olarak imam Ahmed b. Hanbel’in… Amr.b. Şuayb’m dedesinden rivayet ettiği ha­dis, önceki sayfalarda geçti.

Cübbü’I-Hazen:

Ali b. Harb… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Cübbü’l-Hazen’den Allah’a sığının.” Sahabîler, “Cübbü’I-Hazen nedir ya RasûlaJlah?” diye sordular. Buyurdu ki: “O, cehennem de bir vadidir. Ce­hennemin kendisi ondan her gün dört yüz kez Allah’a sığınır. O vadi, amel­leri ile gösteriş yapan kurrâlar için hazırlanmıştır. Allah’ın en çok öfke duy­duğu kurcalar, zalim ümerâya riyakârlık yapan kurrâlardır,” Tirmizî ile İbn Mâce de bu hadisi rivayet etmişlerdir. Tirmizî bunun ga­rip olduğunu söylemiştir. Onun rivayetinde, “Cehennemin kendisi, Cübbü’l-Hazan’den günde yüz kez Allah’a sığınır”denmektedir.

Dünyadaki Pisliklerin, Kokuşmuş Şeylerin Ve Çöplerin Atıldığı Çöplüğü Andıran Bir Nehrin Cennette Var Olacağı:

Yüce Allah kendi lütuf ve keremiyle bizi oradan korusun. Sürekli içki içen, akrabalık bağlarını koparan, sihri doğrulayan kimse cennete giremez.

İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Musa’dan rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Üç kişi, sürekli içki içen, akrabalık bağlarını koparan, sihri tasdik eden kimse cennete giremez. İçki içmeye devam ederek ölen kimseye Cenab-ı Al­lah, Gota ırmağından içirir.” Gota ırmağı nedir? diye sorulduğunda buyurdu ki: “Fahişelerin tenasül organlarından akan bir ırmaktır. Onların tenasül or­ganlarının kokusu cehennemliklere ezâ verir.”

Lemlem Vadisi:

Hasan b. Süfyân… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cehennemde öyle bir vadi var ki, ona Lemlem denir. Cehennemin di­ğer vadileri onun sıcaklığından Allah’a sığınırlar.” Bu, garip bir hadistir.

Hebheb Vadisi Ve Kuyusu:

Ebubekir b. Ebi’d-Dünya… Ezher b. Süfyan’dan rivayet etti ki; Muham-med b. Vasi şöyle demiştir: Bilâl b. Ebi Bürde’nin yanma gittim. Kendisine dedim ki: Ey Bilâl! Baban, kendi babasından (yani senin dedenden) rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Doğrusu cehennemde Hebheb denen bir vadi vardır. Her zorbayı oraya yerleştirmesi, Cenab-ı Allah’ın üzerinde haktır. Ey falan! Allah’ın oraya yer­leştirdiklerinden biri OİmayaSin Sakin!

Taberanî… Ezher b. Sinan’dan rivayet etti ki; Muhammed b. Vasi’, Bi­lâl b. Ebi Bürde b. Ebi Musa’nın yanına girdi ve ona şöyle dedi: Baban, de­denden rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Doğrusu cehennemde bir vadi, o vadi de de Hebheb adında bir kuyu vardır. Her zorbayı oraya yerleştirmesi, Cenab-ı Allah’ın üzerinde haktır.”

Veyl Ve Saûd:

Veylin Anlamı:

Yüce Allah buyurdu ki: “O gün, yalanlamış olanlara veyl vardır.”

Onu sarp bir yokuşa (Saûd’a) sardıracağım.” (Müddessir, 74/17)

İmam Ahmed b. Hİnbel… Ebû Saîd’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Veyl, cehennemde bir vadidir. Kâfirler oraya kırk bahar (sene) müddet­le düşerler, ama yine de dibine ulaşamazlar. Saûd ise ateşten bir dağdır. Ora­ya yetmiş baharda (senede) tırmanılır. Sonra aynı süre kadar oradan aşağıya düşülür. Bu, ebediyete kadar böyle devam eder.

Bu, garip, hatta münker bir hadistir.

Veyl kelimesi, kuvvetli görüşe göre şu manâya gelir: Veyl; selâmet ve kurtuluşun zıddıdır. Nitekim araplar; “Veyl ona olsun! Veyl ona!” derler.

Saûd’un Anlamı:

Bezzâr… Ebû Saîd’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.), Saûd kelime­sinin anlamı hakkında şöyle buyurmuştur:

Saud, cehennemdeki bir dağdır. Kâfir, oraya tırmanmakla yükümlü kı­lınır. Elini üzerine koyduğunda erir. Elini kaldırdığında eski haline döner. Ayağını üzerine koyduğunda erir. Kaldırdığında da eski haline döner.”

Katâde, İbn Abbas’ın şöye dediğini rivayet etmiştir:

Saûd, cehennemdeki bir kayadır. Kâfir, onun üzerinde yüz üstü sürük­lenir.”

Süddî dedi ki: “Saûd, cehennemde düz ve kaygan bir kayadır. Kâfir ora­ya tırmanmakla yükümlü kılınır.” Mücahid dedi ki: “Onu sarp bir yokuşa (sa-ud’a) sardıracağım” (Müddessir, 74/17) âyetinde geçen Saûd kelimesi, zorlu azâb anlamına gelir. Katâde ise bu kelimenin, içinde rahat olmayan bir azâb anlâ-mına geldiğim söylemiş, İbn Cerir de bu görüşü benimsemiştir.

Kaynak: Ölüm ve ötesi – İbni Kesir

..

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: