Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 09 Mar 2010

AMR İBNU’L-AS

Posted by Site - Yönetici Mart 9, 2010

AMR  İBNU'L-AS

AMR İBNU'L-AS

AMR  İBNU’L-AS

Mısır’ı Bizanslılardan kurtaran.

Onlar, Kureyş içinde üç kişilerdi, davasına karşı koymak ve ashabına en şiddetli işkenceleri yapmakla Resûiüllah’i (s.a.v.] cok yormuşlardı…

Resûlüllah {s.a.v.) onlar hakkında beddua etmeye ve yüce Rabbine, onlara azabını İndirmesi  için yalvarmaya başladı…

Böyle dua edip dururken, ona şu âyet-i kerime nazil oldu: «Allah’ın, onların tövbelerini kabul veya onlara azap etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur; çünkü onlar zalimdirler». (Alü İmran/12S) Peygamber [s.a.v.) bu âyetten, kendisine, onlara beddua etmekten vazgeçmesinin ve onların durumunu sadece Allah’a bırakmasının emredildiğini anladı…

Ya onlar zulümlerinde devam edecekler ve Allah’ın azabı onlara-inecekti…

Ya da tövbe ettikleri için Allah onların tövbelerini kabul edecek ve rahmeti onlara ulaşacaktı…

Allah onlar için tövbe ve rahmet yolunu seçti ve onları İslâm’a yöneltti…

Amr ibnu’I-As mücadeleci bir müsiümana, İsâm’ın yiğit komutanlarından bir komutana dönüştü…

Amr’ın niçin öy!e yaptığını anlıyamadığımız bazı tutumlarına rağmen fedakâr ve mücadeleci bir sahâbî olarak yaptıkları, gözlerimizi ve kalplerimizi ona doğru çevirtecektir.

Burada, Özellikle Mısır’da, İslâm’ı mükemmel ve şerefli bir din olarak, onun peygamberini rahmet, nimet, Allah’a davet eden, hayata doğruluk ve takva ilham eden büyük bîr doğruluk peygamberi, ola­rak gören kimseler olacaktır…

Yine, Mısır’a İsiâm’ı, İslâm’a Mısır’ı hediye etmek için kaderin kendisini bir sebep  ne sebep  kıldığı adama sevgiyle bilenerek bu imanı taşıyan kimseler olacaktır… Bu ne güzel hediyedir ve ne iyi hediye verendir.

İste o,  Amr  ibnu’l-As’tır. Allah ondan  razı   olsun…

Genellikle  tarihçiler Amr’ı  «Mısır Fatihi»  diye tarif etmişlerdir.

Ancak biz bu tarifte  ifrat ve tefrit görüyoruz. Belki Amr’a lâyık en  iyi tarif onu  Mısır’ın kurtarıcısı  adlandırmamızdır.

İslâm, modern anlayışla, ülkeleri fethetmek için fethetmiyordu. Ancak oraları insanları ve ülkeleri çok kötü işkenceye tabi tutan iki imparatorluğun hakimiyetinden kurtarıyordu. Bu iki imparatorluk, İran imparatorluğu ve Bizans imparatorluğuydu…

Mısır, özellikle, orada İslâm’ın öncüleri göründüğü gün Bizanslı­ların yağma yeriydi…

Mısır halkı  boş yere direniyordu… Memleketlerinin  tepelerinde  inançlı  birliklerin; «Allahu ekber,

Allahu ekber… sesleri gürlediğinde, hepsi gelen sabaha doğru şerefli bir kalabalık içinde koşuştular ve Kayser ve Bizanslılardan kurtuluşlarını onda bularak, ona kucak açtılar…

O halde, Amr ibnul’-As ve adamları, Mısır’ı fethetmediler, onlar sadece, akıbetinin hakka ulaşması, kaderinin adalete bağlanması, kendini’ ve hakiki durumunu Allah’ın kelimelerinin ışığında ve İslâm’ın prensiplerinde bulması için Mısır’ın önündeki yolu açtılar.

O (r.a.), savaşın sadece, kendisiyle, ülkeyi işgal eden ve halkın erzağmı yağmalayan Bizans askerleri arasında kalması için Mısır halkını ve kıptîleri  çarpışmadan  uzak tutmayı  çok  istiyordu…

Bu yüzden, onun o günkü hıristiyanların ileri gelenlerine ve bü­yük piskoposlara şu konuşmayı yaptığını  görüyoruz:

«— Allah Teâlâ Muhammedi hakk ile göndermiş ve o hakkı em­retmiştir.

O da (s.a.v.) peygamberliğini yerine getirip bizi açıklık üzerinde  yani açık ve doğru yol  üzerinde bıraktıktan  sonra gitti…

İnsanlara yumuşak davranmak onun bize emrettiği şeylerdendi. Böyle olunca, sizi İslâm’a davet ediyoruz…

Kim bizim davetimize icabet ederse, o bizdendir. Bizim lehimize olan onun da lehinedir. Bizim aleyhimize olan onun da aleyhinedir…

Kim bizim İslâm’a girme davetimizi kabul etmezse, ona cizye  yani vergi  teklif eder ve himayemize alırız…

Peygamberimiz bize, Mısır’ı fethedeceğimizi ve halkına iyi dav­ranmamızı söyledi. Bu konuda şöyle buyurmuştur: «Siz benden son­ra Mısır’ı fethedeceksiniz, oranın haîkı olan kıptîlere iyi davranınız Onlarla anlaşma ve akrabalık vardır…»

Eğer sizi kendisine davet ettiğimiz şeyi kabul ederseniz, sizin için anlaşma üstüne anlaşma vardır».

Amr sözlerini bitirir bitirmez bazı piskopos ve rahipler şöyle hay­kırdılar:

«— Peygamberinizin size tavsiye ettiği akrabalık uzak bir akra­balıktır, bunun gibisine ancak peygamberler ulaşırlar!…»

Bizanslı komutanlar boşa çıkarmak için gayret sarfetmişlerse de, Amr’dan korkanlar ve Mısır kıptîleriyle anlaşmak için iyi bir başlan­gıçtı…

Amr ibnu’l-As İslâm’a ilk girenlerden değildi. Mekke’nin fethin­den az önce Halid İbnu’l-Velîd’le birlikte müslüman olmuştu.

Gariptir ki, onun müslüman olması, Habeşistan’daki Necsşî’nin vasıtası ile başlamıştı. Çünkü Necaşî Amr’ı tanıyor ve Habeşistan’a çok sık gelmesi ve Necaşî’ye getirdiği birçok hediyeler sebebiyle ona saygı gösteriyordu. Bu ülkeye son gelişinde Arap yarımadasında tev-hîd (Allah’ın bir olduğunu) ve güzel ahlâkla seslenen bir peygamberin adı da gelmişti.

Habeşistan kralı Amr’a Muhammed’in Allah’ın gerçek elçisi oi-duğu halde, niçin ona iman etmeyip uymadığını sordu…

Amr da Necaşî’ye şunu sordu:

«— O,  gerçekten  Öyle  midir?»

”  Necaşî ona:

«_ Evet… Amr! Beni dirile de ona uy. Çünkü o, hakk üzerinde­dir. O, kendisine muhalefet edene kesinlikle üstün gelecektir» diye cevap verdi.

Amr hemen, Medine’ye dönmek, âlemlerin Rabbi Allah’a teslim olmak için gemiye bindi.

Medine’ye götüren yoida, Mekke’den gelmekte olan ve müslü-man olmak için Resûlüllah’a (s.a.v.) biat etmeye koşan Haltd ibnu’l-Velîd’le karşılaştı…

Onların gelmekte olduğunu gören Resûlüüah’ın (s.a.v.) yüzü se­vinçten parlayıp ashabına şöyle dedi:

«Mekke ciğerpârelerîni size attı…» Halid öne geçip biat etti…

Arkasından Amr ilerleyip:

«— Ya Resûlellah!

Ben sana, Allah’ın geçmiş günâhlarımı affetmesi ümidiyle biat ediyorum...» dedi.

Resûlüllah (s.a.v.) da ona:

«— Ya Amr!

Biat et, İslâm öncekileri keser, saymaz» diye cevap verdi…

Amr biat edip dehasını ve cesaretini yeni dinin hizmetine verdi…

Hz. Peygamber {s.a.v.) Refîk-i A’lâ’ya kavuştuğunda Amr Umman valisi idi…

Hz. Ömer’in halifeliği devrinde, Suriye savaşlarından sonra Mı­sır’ın Bizanslıların hakimiyetinden kurtulmasında şahit olunan kahra­manlığını gösterdi.

Keşke Amr ibnu’l-As içindeki başkan olma sevgisin* frenleyebil-seydi…

O zaman, bu sevginin onu tehlikeye atan bazı davranışlar! tamamen  önleyebilirdi.

Amr’ın başkanlık  sevgisi,  bir  noktaya kadar,  Allah vergisi  olan özelliklerinin otomatik olarak ifadesi demekti…

Hatta onun dış şekli, yürüyüş ve konuşmasındaki usûlü, onun başkanlık için yaratıldığını gösteriyordu… Hatta şöyle rivayet edil­miştir. Müminlerin emiri Ömer ibnu’l-Hattab bir gün Amr’ı gelirken görünce, onun yürüyüşüne gülüp:

«— Ebû Abdullah’a yeryüzünde başkan olarak yürümekten baş kası yakışmaz!» demişti!…

Gerçekten Ebû Abdullah (Amr) kendini bu haktan mahrum bırak­madı…

Hatta tehlikeli olaylar müslümanları siiip süpürürken bile Amr, bu olaylar karşısında bir başkan üslubuyla, hem de zekâsıyla, deha­sıyla, onu kendine güvenli hale getiren gücüyle bir emir üslubuyla davranıyordu!…

Fakat valilerini seçmede çok ihtiyatlı olan Hz. Ömer Amr’a gü­vendiği için onu Filistin ve Ürdün’e vali yapar. Sonra, Ömer kendi hayatı boyunca onu Mısır valiliğinde bırakır…

Hatta Emîrulmüminin, Amr’ın rahat yaşamada valilerinin devamlı aynı seviyede veya en azından halkın seviyesine yakın bir seviyede olmaları için onlardan istediği sınırı Amr’ın aştığını öğrendiğinde bile onu valilikte bırakmıştı…

Biz diyoruz ki: Halife Amr’ın, çok rahat bîr hayat sürdüğünü öğ rendiğinde  bile, onu  azletmedi. Ancak ona  Muhammed İbn   Mesle me’yi gönderip mallarının ve eşyalarının tümünü ikiye bölüp yarısın kendisine  bırakmasını ve  öbür yarısını  da Muhammed   îbn   Mesleme’yle Medine’deki Beytü’l-mâle göndermesini emretti.

Emîrulmüminin, Amr’ın başkanlık sevgisinin onu sorumlulukla­rında aşırılığa sevkettiğini bilseydi, temiz vicdanı bir an olsun onu valilikte tutmaya dayanamazdı.

Amr (r.a.) keskin zekâlı, ani buluşta güçlü ve derin görüşlüydü.,

Hatta Emirulmüminin Hz. Ömer (r.a.) kurnazlığı olmayan bir in­san görünce, hayretten ellerini çırpar ve şöyle derdi:

«— Sübhânellah!

Bunun yaratıcısıyla Amr İbnu’l-As’ın yaratıcısı aynı ilâh!.

Yine o, son derece cesur ve atılgandı…

Bazı yerlerde cesaretini dehasıyla karıştırır, fakat bu korkaklık veya telâşlılık zannedilirdi. Ancak Amr kendini tehlikeli darboğazlar­dan kurtarmak için müthiş bir ustalıkla hilesini yapardı!.

Müminlerin emiri Ömer, onun bu özelliklerini bilir ve onları takdir ederdi.

Bu yüzden, Mısır’a gitmeden önce onu, Suriye’ye gönderdiğinde, Emirulmüminine: Suriye’deki Bizans ordularının başında dahî cengâ-verİerden olan komutan Artabon var, denildi… Hz. Ömer’in cevabı şu oldu:

«— Biz Bizanslıların Artabon’una Arapların Artabon’unu attık. Bakalım, işler nasıl yoluna girer?!»

İşte Arapların Artabon’u ve tehlikeli dahîsi Amr’ın, ordusunu ye­nilgiye terkedip Mısır’a kaçan Bizans’ın Artabon’unu mahveden bîr galibiyetle yoluna girdi. Kısa bir süre sonra da, İslâm bayrağının, gü­venli evlerinin damlarında dalgalanması için Amr Mısır’da ona ye­tişti

Amr’ın zekâ ve dehasının parladığı ne kadar çok davranışı vardır. Biz onun hakem olayında, Ebu Musa el-Eş’ârî ile, durumu müslü-manlar arasındaki bir şuraya havale etmek için her birinin Aliyle Muâ-viye’yi azletmek üzere anlaştıklarında Ebû Musa’ya karşı tutumunu bu davranışlarından saymasak da, Ebû Musa anlaşmayı yerine getir­miş, Amr ise onu yerine getirmekten çekinmiştir.

Eğer onun kurnazlıkta ve ani buluşta ustalığına dair bir tabloya şahit olmak istersek, Mısır’da Bizanslılarla yaptığı savaş esnasında Babilyon kalesi komutanına davranışında böyle bir tablo vardır, (Baş­ka bir tarihi rivayette, anlatacağımız olay Yermûk’ta Bizanslı Artabon’Ia geçmiştir).

Artabon konuşmak için onu çağırmıştı. Bu arada bazı adamları­na, Amr kaleden ayrıldıktan hemen sonra tepesine bir kaya atmala­rını emretti. Amr’ın öldürülmesi kesinleşsin diye her şey hazırlan­mıştı…

Amr hiçbir şeyden şüphelenmeden komutanın yanına girdi. Gö­rüşmelerini yaptılar.

Kalenin dışına götüren yoldayken, surların tepesinde, hemen sakınma duygusunu harekete geçiren, kuşku veren bir hareketi far-ketti.

Hemen şaşırtıcı  bir davranışta bulundu.

Kendisini hiçbir şey korkutmamış ve hiç şüphelenmemiş gibi emin, sakin, ağırbaşlı adım ve duygularla kale komutanına döndü!…

Komutanın  yanına girip:

«— Sana açıklamak istediğim bir şeyi hatırladım. Beraberirrıdeki arkadaşlarımın arasında Peygamber’in (s.a.v.) ashabından İslâm’a ilk girenler var. Mü’minlerin emin onlara danışmadan hiçbir işe karar vermez. Savaşacakların ve askerlerin başına onları vermeden İslâm ordularından hiçbir orduyu göndermez. Benim duyduklarımın aynısını senden duymaları ve benim sahip olduğum bilgilere onların da sahip olmaları için onları sana getirmeyi düşündüm...» dedi.

Bizanslı komutan Amr’ın iyi niyetle, kendisine yaşama fırsatı ver­diğini zannetti! Böylece onun görüşünü kabul etsin ki, Amr yanında müslümanların ileri gelenlerinden, seçkin kişilerinden ve komutan­larından büyük bir sayıyla dönünce, sadece Amr’ın işini bitirmek yerine, onların  hepsinin  işini bitirsin…

Görülmeyecek bir şekilde Amr’ın öldürülmesi için hazırlanan plâ­nı erteleme emrini verdi…

Komutan izzet, ikram ile Amr’ı uğurladı, hararetle onu kucakladı… Kaleden  ayrılırken Arab’ın dahisi gülümsedi…

Sabahleyin Amr, ordusunun başında alaycı ve düşmanın başına gelenlere güler gibi kişneyerek kahkaha atan kısrağının üstünde ka­leye geldi.

Evet…  O da sahibinin kurnazlıklarından çoğunu biliyordu

Hicretin 43. yılında ölüm, Amr İbnu’l-As’a valisi olduğu Mısır’da geldi…

Göç anlarında hayatını anlatmaya başladı:

İlkin kâfir idim… Resûlüllah’a (s.a.v.) karşı en sert kişiler­dendim. Eğer o gün ölseydim. Cehennemi boylardım.

Daha sonra Resûlüllah’a (s.a.v.) biat ettim. İnsanlardan onun ka­dar sevdiğim ve gözümde onun kadar muhterem hiç kimse yoktu. Şa­yet benden onu tarif etmem istense bunu beceremezdim, çünkü say­gımdan dolayı ona bakamıyordum… Şayet o gün ölseydim, mutlaka Cennetlik olacağımı  umardım…

Daha sonra başıma idarecilik ve lehime mi, aleyhime mi olduğunu bilemediğim birçok şey  geldi..

Arkasından  gözünü, yalvarırcasına merhametli  ve yüce Rabbin yakarırcasma semaya kaldırdı ve şöyle dedi:

«— Allah’ım! Tertemiz (suçsuz) değilim ki özür dileyeyim. Aziz (güçiü) değilim “ki,  üstün geleyim,

Bana rahmetin (merhametin) yetişmezse mahvolurum». Devamlı yalvarıp yakardı. Nihayet ruhu Allah’a yükseldi. Son sö­zü de: ‘Lâ ilahe illallah oldu.

Amr’ın, İslâm’ın yolunu tarif ettiği Mısır toprağının altında cesedi vardır.

Amr’ın öğretmek, hüküm vermek ve idare etmek üzere oturduğu yerdeki toplantı tavanlarının altındajıâlâ devam ederken, Mısır’ın sağ­lam toprağının üstünde, içinde tek olan Allah’ın adının zikredildiği, duvarları arasında ve minberinin üstünden, Allah’ın sözlerinin ve İs­lâm’ın prensiplerinin ilân edildiği, Mısır’ın ilk camisi  Amr camii  vardır.

Kaynak :  Sahabelerin Hayatından Tablolar

Posted in Ashab-ı Kram, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

8 Mart hangi dünyanın kadınlar günü?

Posted by Site - Yönetici Mart 9, 2010

8 Mart hangi dünyanın kadınlar günü?

8 Mart hangi dünyanın kadınlar günü?

8 Mart hangi dünyanın kadınlar günü?

Batı’da birçok gün ihdas edilmiştir. Bu günlerde çeşitli konularda kutlamalar gerçekleştirilmektedir. Onlar için bu son derece tabiidir.

Zira tarih boyunca kadın bu dünyada haklardan mahrumdu; karanlık bir ortamdan yeni kurtuldular. Bu sayfayı kapatamaya ve bir daha eski olaylara dönmemeye gayret gösteriyorlar.

Anlayabildiğimiz kadarıyla, bu kurtulmalar yahut ihdas edilen günler dolayısıyla halen devam eden sorunların çözümünde mevcut kuşakların şuurlandırılması yahut gelecek kuşakların aydınlatılması düşüncesi yatar.

Bir olgu eğer hayatın içinde unutulmuşsa, yaşanmıyorsa onu arada sırada anarak yaşatmaya çalışmak bizim âdetimiz değildir. Biz yaşarak gösteririz.

Bizde kutlama yılda sadece iki defa yapılır. O da dini bayramlardır. Bu bayramlarda oruç ve hac gibi iki kapsamlı ibadetin ifasında başarı göstermenin sevinci yaşanır, kulluk kutlanır.

Batıda ana-babaya gereken değer verilmediği için, yılda bir defa hatırlamak üzere, anneler ve babalar günü kutlanır. Sevgi eksik olduğu için yine sevgililer günü çıkarılmıştır. Yakında kızlar, oğullar, gelinler ve kaynanalar günü de çıkarılabilir.

Son bir asırda İslam dünyasında da buna paralel olarak anılan gün ve katlamaların yapılması âdet halini almıştır. Batı’yı taklit etmeyi hayat felsefesi haline getirenlerin bunu yapması fazla yadırganacak bir şey değildir.

Bir ibret vesilesi olması itibarıyla kısmen faydası olduğunu söylesek de buna ihtiyacımız yoktur. Çünkü Müslümanlar hayat dini olan İslam’da herkese hakkını veriyorlar. İyi bir Müslüman olmak yeterlidir.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü” Batı’da gerçekleştirilen kutlamalardan biridir.

Sekiz Mart, dünya kadınlar günü olarak ilan edilmiş ve başta Batılı ülkeler olmak üzere, onlara gönülden bağlı olan ülkelerde kutlama haftası başlar, toplantılar düzenlenir, kadına vurgu yapılır, hakları konuşulur, haklarını elde edişi kutlanır, tarih ile şimdiki zaman arasında gidilip gelinir.

Aslında bu konu çok önemli, kutlamalar da Batı için gerçekten anlamlı olabilir. Çünkü yaşamadıkları şeyleri hatırlamaktadırlar, senede bir defa da olsa…

Fakat İslam dünyası ve bizim ülkemiz için bir anlam ifade etmiyor bu kutlamalar… en çok bundan yararlananlar, belki satıcılar olur.

1960’lı yıllara kadar seçme ve seçilme, miras alma gibi en temel hakları henüz elde edebilmiş olan Batı kadını için bu günler önemlidir.

Fakat İslam dünyası için pek de önem ifade ettiğini söylemek mümkün değildir. Zira İslam kadınları 15 asır önce siyasal, sosyal, dini ve ekonomik bütün haklarını elde etmişlerdir. Hem de mücadele etmeksizin… İndirilen âyetlerle…

Batı’da elde edilen haklar esasen gecikmiş olan haklardır. Bu sebeple şunu ifade etmeliyiz ki, Dünya Kadınlar Günü Batı’ya çok şey vermiş olabilir, Batı için önemli olabilir. Fakat Müslümanlar için bu kadar önem taşımaz.

Burada bir noktanın altını çizmemiz gerekir. “Dünya Kadınlar Gününü” esasında “Dünya Müslüman Olmayan Kadınlar Günü” olarak değerlendirmek hatta böyle ilan etmek belki gerçeğe daha uygun olur.

Zira bu günlerde Müslüman kadınların Bat’dan ve Batı eksenli rejimlerden çektikleri işkence, sıkıntı, aşağılanma ve hak ihlalleri hiç dile getirilmemekte, Müslüman kadının dertleri ele alınmamakta, bu dertlere ortak olunmamaktadır.

Bugüne kadar İslam kadınları, Müslüman yönetimlerinden yani kendi yönetimlerinden hiç bu kadar şiddete ve haksızlıklara maruz kalmamışlardır.

Fakat Batı’dan ve Batı uydusu rejimlerden, çağdaş engizisyon zulüm ve işkencesi çekmektedirler. Bunu Batılılar ve Batıcılar görmezlikten geliyorlar. Fakat biz bunu görmek ve üzerinde ısrarla durmak durumundayız.

Batılılar Dünya Kadınlar Günü kutlamaları düzenleyecekleri yerde, ezilen, dışlanan, haklarından mahrum bırakılan, okuma ve görev yapma gibi asli vatandaşlık hakları ellerinden alınan mazlum Müslüman kadınların dramını dile getirmeye çalışmalı ve onlara haklarını iade gayreti içine girmelidirler.

Başörtüsü sorunu halledilmedikçe Dünya kadınlar gününü kutlamak bir anlam ifade etmez. Sadece Batılı kadınlar için anlam ifade eder.

Hulasa olarak, Dünya Kadınlar Günü, bütün kadınları kapsamına almamaktadır. Belki bu günün, Batılı ve Batı tarzındaki hayatı kabullenen kadınlar günü olarak isimlendirilmesi gerekir.

Bu yanlışların düzeltilmediği sürece, 8 Mart Gününün adının da değiştirilmesi gerekir. Zira 8 Mart Günü tüm kadınları kapsamamaktadır. Yanlı ve eksik kutlamalar ne anlam ifade eder ki?

Milyonlarca İslam kadını, inandığı gibi yaşama, devletine hizmet etme, öğrenim görme ve öğretme haklarından mahrum bırakılmıştır. 8 Mart gününü kutlayanlar esas bunu dile getirmelidirler; bu eksiğin giderilmesi için mücadele etmelidirler. 8 Mart Kadılar günü işte bu mücadelelerdeki başarıdan sonra yapılırsa ancak bir anlam ifade eder.

Yunus Vehbi Yavuz

Katkilarindan dolayi M.Emin Ozler bey`e tesekkur ederiz.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: