Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 03 Mar 2010

Diyalogcular tevbe edin

Posted by Site - Yönetici Mart 3, 2010

Diyalogcular tevbe edin,dinlerarasdiyalog,Diyalogcular tevbe edin,

Diyalogcular tevbe edin

Önce şunu ifade edelim ki; İslam kıyamete dek tüm insanlığa gönderilmiş yegane dindir. Adem (as) den son peygamber Resûlullah (sav) a dek tüm peygamberlerin dini tektir ve islamdır. “Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır.” (Ali İmran 3/19) “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Ali İmran 3/85)

Yani İbrahim (as) in dini de Musa (as) nın dini de İsa (as) nın dinide islamdır. Yahudilik ve hristiyanlık ise, ehli kitabın Tevrat ve incilin asıllarını tahrif ettikten sonra kendilerine taktıkları sıfatlardır. Kur’an-ı kerim de geçen Yahudilik ve hristiyanlık ifadeleri de bu manadadır. Yoksa Allah (cc) Musa (as) ya Yahudilik, isa (as) ya da hristiyanlık diye bir din göndermiş değildir.

Dolayısıyla “Dinler arası diyalog” “semavî dinler” “İbrahimî dinler” gibi ifadelerdeki çoğul takıları Allah (cc) ın birden fazla din indirdiği izlenimi veriyor ki; buna inanmak imanı yok edebilecek tehlikededir.

İbrahimî dinler” ifadesi ise İbrahim (as) e birden fazla din nisbet etmek olup aynı tehlikededir. “İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.” (Ali İmran 3/67)

Diyalogcular da bu ifadelerde suçüstü olduklarının farkına vardılar ki; hilelerini kamufle edecek “dindarlar arası diyalaog” “medeniyetler arası diyalog” “medeniyetler ittifakı” gibi farklı söylemler geliştirdiler. Ancak isim değişikliği işin aslını değiştirmedi.

Diyalogdan maksat değişik inançlardaki insanlar arsında bir yakınlaşma ve hoşgörü ortamın oluşturulması olsa bu zaten asırlardır İslam ümmetinin uyguladığı bir şeydir. Tarih boyu ehli kitap İslam ve Müslümanlara hiçbir hoşgörü örneği sergilemediği halde ne oldu da bin beş yüz yıldır devam eden kin ve nefretten sonra tersi bir tavra büründü. Misyonerlik vb. maksatlarla özel yetiştirilmiş haham ve papazlarla yapılan bu çıkarma neyin nesi?…

Filistin, Keşmir, Çeçenistan, Irak, Afganistan, Sudan, Somali, Eritre, Moro vb nice İslam coğrafyalarında katliam ve soykırım yapan caniler ve coniler bu haham ve papazlarla aynı dinden değillermi? Bu vahşetten iftar sofralarına davet ettiğiniz haham ve papazların dahli yokmu? Peki haberleri de mi yok?

Neden tüm bu katliamlara seyirci kalıyorlar? Neden bu vahşete karşı insanca bir ses vermiyorlar? Bu diyalogun şu an faydası olamayacaksa ne zaman olacak.

Hani diyalogun bir amacı da dünyaya barış gelmesi için çalışmaktı. Savaşları durdurmak, açlıktan ölen mazlum insanlara yardım etmek, dünyayı sarmalayan ahlaksızlıkla mücadele etmek vs… vs…

Biz kendimizi biliyoruz bileli İslam aleminde işgal, sömürü ve katliam hiç durmadı. Kan, gözyaşı ve feryadu-figan hiç dinmedi. Neden?… Biz kendimizi biliyoruz bileli İslam aleminden hiç bir ülke herhangi bir batı ülkesine saldırmadı, onların ise hiç saldırıları durmadı. Neden?…

YERLİ DİYALOGCULARA ÇAĞRI

• Ey! Diyalogcular; bu haham ve papazlar yalan söylüyorlar. Bunlar kendi peygamberlerine bile yalan söylemiş, onları yalanlamış, hatta nice peygamberlerini katletmiş olan mel’un bir soydandırlar. Geri dönünün ve tövbe edin.

• Bunca yıldır ehli kitap sadece aldattı ve aldatmaya da devam ediyorlar. Haham ve papazları rezidanslarda sizlerle diyalog şarkıları söylerken, bombacıları da mazlum Müslümanlara bombardımanlarıyla adeta şarkı söylüyorlar. dönünün ve tövbe edin aksi halde mahkemeyi kübrâda, onların katliamlarına ortaklıktan yargılanabilirsiniz.

• Ehli kitabın da cennetlik olacaklarını fısıldayarak, hem onlara hem de müminlere büyük kötülük yaptınız. Çünkü onların muharref düşüncelerini “semavî dinler” “İbrahimî dinler” gibi ifadelerle meşrulaştırdınız. Siz böyle diyeceğinize Resûlullah (sav) ın yaptığı gibi onları islama davet etseniz enaz içlerinden bir kısmı iman edip kurtulabilirdi. Siz onların hidayet yolunu tıkadınız tövbe edin.

• Sizin bu girişimleriniz sonucu müminlerden niceleri ehli kitabın cennetlik olduğuna inanmaya başladılar. Bir kafirin cennetlik olduğuna inanmak kişiyi küfre götürüp ebedi cehennemlik yapacak kadar büyük bir cürümdür dolayısıyla tövbe edin.

• “Kelimeyi tevhidin sadece birinci bölümünülê ilêhe illellâh” kısmını söyleyip, ikinci kısmını “Muhammedun Resûlullah (sav)” söylemeyenlere rahmet ve merhamet nazarıyla bakılmalıdır.” Diyerek imanın iki rüknünün arasını ayırdınız tövbe edin.

• Ehli kitapla ilgili ayetlerin sert olduğunu, bu ayetlerin eski ehli kitap için olduğunu,bu günkiler için bu ayetlerin geçerli olmadığını söyleyerek Kur’an’a iftara attınız tövbe edin.

• Papaya mektubunuzda haddinizi aşarak tüm ümmeti temsil pozisyonuna girip ümmetin izzetini beş paralık ettiniz tövbe edin.

• “Ehli kitapla âmentüde birliğimiz” var diyerek misyonerlerin ekmeğine yağ sürdünüz. Bunun sonucu olarak kaç vatan evladının din değiştirdiği bilinmiyor. Bunların sayısı belki abartıldı, ancak siz bu batıl fikirleri semavi din diye lanse ederek bir mü’min in bile küfre girmesine sebep olmuşsanız bunun hesabını veremezsiniz bu sebeple dönünün ve tövbe edin.

• Bu milleti ucuz cennetle kandırıp şirke ve tuğyana karşı dik duruş yerine, eğilip bükülmesini onlara öğrettiniz tövbe edin.

• “Baş örtüsü furuattır” “islam’ın temel meselerinden değildir” diyerek tesettür kalesinin yıkılmasına ön ayak oldunuz tövbe edin.

• Filistin vb yerlerde işgal edilen vatan, namus ve mukaddesatı uğruna cihad eden ümmetin yiğit evlatlarına terörist dediniz ve hala da dolaylı olarak demeye devam ediyorsunuz tövbe edin. O halde bizim kurtuluş savaşı kahramanı ecdadımız da teröristler mi?

SONUÇ OLARAK
Ey! Diyalogcular, Gazzede katledilen masum yavrular, kadınlar ve yaşlılar hatırına, nice ebu gureyblerde işgence ve insanlık dışı muamelelere maruz kalan mazlumlar hatırına, namusları payımal edilen mümine kadınlar hatırına, bu gün Yahudi işgali altında inleyen, islamın ilk kıblegâhı, Mîracın ilk durağı ve etrafı mubarek kılınan mescidi aksa hürmetine….
Gelin bu haham ve papazların kanlı ellerini sıkmaktan vazgeçin. Onları iftar sofralarına davet ederek şirk ve katliamlarını meşrulaştırmayın. Yok eğer illede devam edecekseniz diyalog konusunda samimiyetlerini ispat etsinler. Bunun için, İslam aleminde süregelen katliam, vahşet, işgal ve sömürülerin karşısında olduklarını dünya kamu oyuna deklare etsinler. Yok eğer bunu yapmazlarsa Filistinli her malum gibi sizde “hasbunellâhu ve ni’mel vekîl / bize Allah (cc) kâfidir ve o ne güzel vekildir” deyin.
O zaman ne okul ve yurtlarınıza, nede hizmetlerinize bir şey olmaz korkmayın ve dik durun. Şu ayetleri hatılayın. “Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.” (Ali İmran 3/160) “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size
yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.
” (Muhammed 47/7)
Allah (cc) ım şahid ol ki tebliğ ettim…

Diyalogcular tevbe edin

Önce şunu ifade edelim ki; İslam kıyamete dek tüm insanlığa gönderilmiş yegane dindir. Adem (as) den son peygamber Resûlullah (sav) a dek tüm peygamberlerin dini tektir ve islamdır. “Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır.” (Ali İmran 3/19) “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Ali İmran 3/85)
Yani İbrahim (as) in dini de Musa (as) nın dini de İsa (as) nın dinide islamdır. Yahudilik ve hristiyanlık ise, ehli kitabın Tevrat ve incilin asıllarını tahrif ettikten sonra kendilerine taktıkları sıfatlardır. Kur’an-ı kerim de geçen Yahudilik ve hristiyanlık ifadeleri de bu manadadır. Yoksa Allah (cc) Musa (as) ya Yahudilik, isa (as) ya da hristiyanlık diye bir din göndermiş değildir.
Dolayısıyla “Dinler arası diyalog” “semavî dinler” “İbrahimî dinler” gibi ifadelerdeki çoğul takıları Allah (cc) ın birden fazla din indirdiği izlenimi veriyor ki; buna inanmak imanı yok edebilecek tehlikededir.
İbrahimî dinler” ifadesi ise İbrahim (as) e birden fazla din nisbet etmek olup aynı tehlikededir. “İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.” (Ali İmran 3/67)
Diyalogcular da bu ifadelerde suçüstü olduklarının farkına vardılar ki; hilelerini kamufle edecek “dindarlar arası diyalaog” “medeniyetler arası diyalog” “medeniyetler ittifakı” gibi farklı söylemler geliştirdiler. Ancak isim değişikliği işin aslını değiştirmedi.
Diyalogdan maksat değişik inançlardaki insanlar arsında bir yakınlaşma ve hoşgörü ortamın oluşturulması olsa bu zaten asırlardır İslam ümmetinin uyguladığı bir şeydir. Tarih boyu ehli kitap İslam ve Müslümanlara hiçbir hoşgörü örneği sergilemediği halde ne oldu da bin beş yüz yıldır devam eden kin ve nefretten sonra tersi bir tavra büründü. Misyonerlik vb. maksatlarla özel yetiştirilmiş haham ve papazlarla yapılan bu çıkarma neyin nesi?…
Filistin, Keşmir, Çeçenistan, Irak, Afganistan, Sudan, Somali, Eritre, Moro vb nice İslam coğrafyalarında katliam ve soykırım yapan caniler ve coniler bu haham ve papazlarla aynı dinden değillermi? Bu vahşetten iftar sofralarına davet ettiğiniz haham ve papazların dahli yokmu? Peki haberleri de mi yok?
Neden tüm bu katliamlara seyirci kalıyorlar? Neden bu vahşete karşı insanca bir ses vermiyorlar? Bu diyalogun şu an faydası olamayacaksa ne zaman olacak.
Hani diyalogun bir amacı da dünyaya barış gelmesi için çalışmaktı. Savaşları durdurmak, açlıktan ölen mazlum insanlara yardım etmek, dünyayı sarmalayan ahlaksızlıkla mücadele etmek vs… vs…
Biz kendimizi biliyoruz bileli İslam aleminde işgal, sömürü ve katliam hiç durmadı. Kan, gözyaşı ve feryadu-figan hiç dinmedi. Neden?… Biz kendimizi biliyoruz bileli İslam aleminden hiç bir ülke herhangi bir batı ülkesine saldırmadı, onların ise hiç saldırıları durmadı. Neden?…

YERLİ DİYALOGCULARA ÇAĞRI
• Ey! Diyalogcular; bu haham ve papazlar yalan söylüyorlar. Bunlar kendi peygamberlerine bile yalan söylemiş, onları yalanlamış, hatta nice peygamberlerini katletmiş olan mel’un bir soydandırlar. Geri dönünün ve tövbe edin.
• Bunca yıldır ehli kitap sadece aldattı ve aldatmaya da devam ediyorlar. Haham ve papazları rezidanslarda sizlerle diyalog şarkıları söylerken, bombacıları da mazlum Müslümanlara bombardımanlarıyla adeta şarkı söylüyorlar. dönünün ve tövbe edin aksi halde mahkemeyi kübrâda, onların katliamlarına ortaklıktan yargılanabilirsiniz.
• Ehli kitabın da cennetlik olacaklarını fısıldayarak, hem onlara hem de müminlere büyük kötülük yaptınız. Çünkü onların muharref düşüncelerini “semavî dinler

Gerçek diyaloga davet

Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır.” (Ali İmran 3/19) “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Ali İmran 3/85)

Sinsi haçlı ve Siyonistlerin icadı, Kur’an ve sünnetin ruhuna aykırı olan meş’um diyalog’u eleştirdiğimiz zaman, nice iyi niyetli insanlar; “diyalog kurmadan insanları nasıl İslam’a davet edeceğiz” diye savunma yapıyorlar. Bu iyi niyetli insanlar diyalogun gayesinin İslam’a davet olduğunu zannediyorlar. Halbuki diyalogcuların kendileri çok farklı söylüyorlar. Keşke diyalog’un gayesi bu saf insanların zannettikleri gibi İslam’a davet olsa…
İşte diyalog’cuların önde gelenlerinden Prof. dr. Davut Aydüz “dünden bugüne dinler arası diyalog” isimli kitabında şöyle diyor: “Diyalog son derece ahlakî bir faaliyettir, çünkü işin içine yalan girerse sahtekarlıktır, işin içine kandırmaca girerse son derece çirkindir. “hele bunları anlatayım da benim dinime gelsin” demek de haksızlıktır ve doğru değildir. O insan kendi dinini terk etmek için burada değil….” (age s.22)
İnsan şunu sormadan edemiyor; “sizin diyalog içinde olduğunuz haçlı ve Siyonistlerin bunca mezâlimi ve Resûlullah (sav) a onca hakaretleri de ahlakî mi?
Diyaloga katılan diğer din mensupları acaba İslamiyet’in hak din olduğunu ne kadar kabul ediyorlar diye bir soru da sorulmamalı. Çünkü diyalog toplantılarında bu tip şeyler konuşulmaz. O din o din olarak kabul edilir, bu din de bu din olarak kabul edilir….” (age s.23)
Evet diyalog; kendi inandığı dini uygularken öbür dini olduğu gibi değerlendirmek şeklinde olmalıdır. (age. s. 23)
Diyalog’un gayesi, ne başkasını kendi dinine ihtida ettirmek, ne de karşı tarafı dininden şüpheye düşürmektir….” (age. s.28)
Hayreddin Karaman da bu konuda Kur’an-ı kerim’in ruhuna, Resûlullahne (sav) ın sünnetine, binlerce ayet ve hadisin sarih ifadelerine ve Resûlullah (sav) ve tüm peygamberlerin gönderiliş gayelerine tamamen ters olan şu ifadeleri kullanıyor. Ne cür’et, ne cesaret!!!……
Bütün insanların Müslüman olmaları’ dinin, Kur’ân’ın hedefi değildir.” (Polemik Değil Diyalog, s. 41);
Müslümanların çoğu ‘Peygamberin, bütün din sâliklerini İslâm’a çağırdığına’ inanırlar” (age. s. 35);
Peygamberimiz ‘Yahudiler mutlaka Müslüman olsun!’ demiyor, ‘Hıristiyaanlar mutlaka Müslüman olsun!’ demiyor.” (age. s. 35);
Diyaloğun hedefi, tek bir dine varmak, dinleri teke indirgemek olmamalı” (age. s. 36);
Kur’ân-ı Kerîm’de Ehl-i Kitab’la ilgili devamlı vurgulanan şey; Allah’a iman, âhirete iman ve amel-i salihdir. Kur’ân birçok âyette bunu söylüyor; yani ‘Peygambere iman edin’ demiyor.” (age. s. 37);
Hayreddin karaman korkarım ki, burada bilerek çarpıtama yapıyor. Dört mezhebin fıkıh kitaplarına baktığımız zaman diğer kavimlere cihad ilanı öncesinde yapılacaklar şöyle sıralanır;
1. islama davet etmek. Bu durumda kendileriyle savaşmak haramdır.
2. müşrik Araplar dışındaki ehli kitap veya o hükümde olan diğer gayri Müslim olanlar İslamı kabul etmedikleri taktirde cizye vererek İslam devletinin vatandaşı olarak yaşayabilirler ve bunlarla da savaşılmaz.
3. Müslüman olmayı ve cizye vermeyi kabul etmeyen gayri Müslimlerle savaş farzı kifayedir. Ancak onlar herhangi bir İslam ülkesine saldırırlarsa farzı ayn olur. Bu farziyet önce oraya en yakın olan Müslümanlardan başlayarak dalga dalga genişler. Yakın olanlar düşmanın mağlubiyetine güç yetiremiyor veya görevlerini yapmıyorlarsa, farziyet sonraki dairelere doğru genişler.

Öyle zannediyorum ki Hayreddin Karaman cizye vererek İslam devleti içinde yaşama hakkını, İslam’a davet etmeme olarak algılıyor.eğer bunu, Müslüman olmaya zorlamama olarak ifade etse kabul edilebilir, ancak yukarda görüldüğü gibi net bir mugalata yapılmaktadır.

BAZI AYET VE HADİSLER

Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe’ 34/28)

“(Allah, o peygamberi) onlardan henüz kendilerine katılmayan başkalarına da göndermiştir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Cuma 62/3)

Bu Kur’an, âlemler için ancak bir öğüttür.” (Sâd 38/87)

Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” (Bakara 2/193)

Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” (Enfal 8/39)

Resûlullah (sav) şöyle buyurur: “Allah’tan başka ilâh ol¬madığına, Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şâhidlik edinceye, na¬mazı dosdoğru kılıncaya ve zekâtı verinceye kadar, insanlarla savaşmakla emr olundum. Bunu yaptıkları zaman kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. İs¬lam’ın hakkı ile olması müstesna. Hesaplarını görmek ise Yüce Allah’a aittir. (Buharî, iman 17 Müslim, iman 32)

Bu da Resûlullah (sav) ın tarihi mektuplarından biri:

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

Allah’ın kulu ve Peygamberi Muhammed (as)’dan Rumların büyüğü Herakl’e:

Hidayete uyup doğru yola gidene selam olsun. Sizi islam’a davet ediyorum. Müslüman olunuz, selamet bulursunuz. Allah ecrinizi iki kat verir. Bundan yüz çevirirseniz dalalette kalan bütün halkın vebali size yüklenir. Ey Ehl-i Kitap! Geliniz, sizinle aramızda ölçü olan kelime üzerinde birleşelim ki, Allah’tan gayrisine kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım, birbirimizi Allah’tan gayri Rab edinmeyelim. Şayet bundan yüz çevirecek olurlarsa de ki, hepiniz şahit olun, biz işte Müslümanız.” (Al-i İmran, 3/64).

Sonuç olarak; eğer diyalogcular samimiyseler bu ayet ve hadislerin gereğini yaparak diyalog’un gayesinin, ehli kitap da dahil tüm insanları hidayete çağırmak olduğunu ifade etsinler. Sonrasında İslam aleminde sürgit devam eden katliam, işgal ve sömürüye karşı ortak bir tavır sergilesinler ki, işin bir aldatmaca ve iki yüzlülükten ibaret olmadığını bilelim. Böyle yapıldığı taktirde diyalog tüm İslam aleminin desteğini alacaktır. Aksi halde imanın şartını altı olarak kabul eden tüm mü’min’ler bu tuzaktan beridirler.

Diyalogcuların iman şartlarıyla ilgili kafa karıştırma girişimleri de ayrı bir yazı konusu olsun

KIM ALLAHA INANIYOR .KIM KIME TAPIYOR.VEYA TAPTIRILMAK ISDENíYOR.

íYí OKU íYí  DüSüN

MüSLüMAN  KISI  GAYIBE INANMAK MECBURIYETINDE.

PEK IYI ASAGIDAKI KISI GAYIBE INANMISMI ?

Böyle dostlar düşman başına

Her 10 kasım geldiğinde temcit pilavı misali birtakım tartışmalar gündemimizi kuşatır… Mustafa Kemali tabulaştıranlar, hedefe koydukları belli çevreleri Ata üzerinden köşeye sıkıştırma ve belden aşağı vurma operasyonlarını yeniden başlatırlar.

Vatandaşın günübirlik birtakım işleri 10 kasıma gelirse, bunda art niyet ararlar. Çocuğunuzun düğünü, nişanı o güne gelirse, ulusal yas gününde sevinmiş olmaktan mahkum edilebilirsiniz. O günde bir işyeri, fabrika açılışı yaparsanız ata sevginizde büyük bir şüphe oluşturmuş olursunuz. O gün meclise milli barış projesi falan görüşülmesini getirirseniz ataya imanınız! sorgulanır.

Öyle ki; o gün mobese kameralarına kahkahayla gülme, sevinme vb görüntüleriniz takılırsa ataya hakaretten 6 aydan 3 yıla kadar ağırlaştırılmış hapis cezasıyla yargılanabilirsiniz. Tabi sizi yargılayan hakim üst perdeden ceza vermek zorundadır.aksi halde Atatürk düşmanı veya mürteci damgasıyla fişlenmesi kuvvetle muhtemeldir.

Atatürk ü sevdiğini söyleyenler, hatta tabulaştırıp adeta tapınanlar ne yapmak istiyorlar, hala anlamış değilim. Bunlar bilerek veya bilmeyerek ona en büyük kötülüğü yapmaktadırlar; Atatürk e din düşmanı görüntüsü vermeleri bunun en büyük sebebidir. Böyle olunca inanan insanların onun ruhuna bir Fatiha okumaları veya kendisine dua etmeleri ihtimali kalmamaktadır. Zira Fatiha ve rahmet, imanı olan kimseye okunur kafire okunmaz.

Diğer taraftan tabulaştıranlardan bazılarının ata için yazdığı şiir makale vb ilahlaştırıcı ifadeleri de buna sebep olmaktadır.

İşte bazı örnekler:

Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.

Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. (M Kemal)

Cennetse bu yurt, sen onu buldundu harâbe

Bir gün olacaktır anıtın Türklüğe Kâbe.

Zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doldun

Türk ırkının, en son, ulu peygamberi oldun.

Tutsak seni lâyık, yüce Tanrı’yla müsâvi

Toprak olamaz kalp doğabilmişse semâvî

Ölmez bize cennetlerin ufkundan inen ses

İnsanlar ölür, Türklüğe Allah olan ölmez (Edip Ayel)

Tanrı gibi görünüyor her yerde

Topraklarda, denizlerde, göklerde

Gönül tapar, kendisinden geçer de

Hangi yana göz bakarsa: Atatürk. (Halil Bedii)

Topladı avucunda yıldırımı, şimşeği

Yoktan var ediyordu tanrı gibi her şeyi. (Y Ziya Ortaç)

İlk adam, mavi gözlerle baktı toprağa

Toprağın haritasını çizdi bayrağa

Allah değil, o yazdı alın yazımızı (İlhami Bekir)

Denilebilir ki; Atatürk mü beni ilahlaştırın dedi. Orasını bilemem ama, manzara meydanda, ilke ve inkilap adına mukaddes değerlere yapılan kıyım ve saldırılar da meydanda.

Ayrıca ana okulundan üniversiteye varıncaya kadar tüm okul kitaplarında yoğun bir şekilde Atatürk resimleri, her tarafta Atatürk köşesi uygulaması, tüm resmi, gayri resmi daire, kurum ve kuruluşlarının önüne büstler konulması, dağa taşa fotoğraflarının konulması da tamamıyla kabak tadı veriyor. Yani tüm bunlarla siz ataya iyilik değil kötülük yapıyorsunuz.

Eğer ataya iyilik yapmak istiyorsanız; tüm bu tabulaştırmaları kaldırın, saygı duruşu yerine ona dua edin. Atatürk ü koruma kanunlarını falan kaldırın. Bırakın insanlar kendi istekleriyle gönüllü olarak korusunlar. Peygamberler dahil, dünyada hakkında koruma konunu olan bir fani varmı?

Şunu unutmayalım ki insanların bu dünyada herhangi bir insan hakkındaki hükümleri, ilahi adaletin hükmünü değiştirmez. İnsanların fasık, mülhid bir insanı göğe çıkarmaları onun, malükul mülk olan Allah (cc) a karşı kusurlarını örtemediği ve ona herhangi bir fayda veremediği gibi, salih ve mütteki bir insanı karalamaları da ona bir zarar vermez.

Resulullah (sav) ın ifadesiyle, Her birimiz bu dünyadan göçerken mal, servet, rütbe, ehlu iyal her şeyimizi bu dünyada bırakırız. Bizimle sadece amelimiz kabre girer… iyiyse iyi… kötüyse kötü…

Muhammed  özkilic

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

HERKES HALİNE MÜTENASİP DAVRANSIN

Posted by Site - Yönetici Mart 3, 2010

kurban-kesmek-kimlere-vaciptir

HERKES HALİNE MÜTENASİP DAVRANSIN

Fakirlerin koyunları.

Ve Ebu Hüreyre (r.a ) hazretlerinden rivayet olundu.Buyurdu;

‘’Peygamber Efendimiz ( s.a.v.) hazretleri ,zenginlere koyun edinmeleri ( ve beslemelerini ) emretti. Ve fakirlere de tavuk edinmelerini emretti.Ve buyurdu;

‘’ Tavuk fakirlerin koyunlarıdır,Ve Cuma günü de fakirlerin haclarıdır..’’

Zenginler ( Hallerine mütenasip olmayıp: fakirler gibi ) tavuk edindikleri zaman; Allahü Teala Hazretleri, Kentlerin helak olmasına izin verir.

Bu ( yani zenginler,fakirlerin ancak yapabilecekleri  işlere yeltendikleri ve onların işlerini ellerinden aldıkları zaman; Allahü Teala Hazretlerinin memleketlerin helak olmasına izin vermesi ) hakikati gerçekten üzerinde durulacak bir realitedir. Bunun sadece tavuk ile ilgisi yoktur.Bu misaldir.Her işte fakirlerin yapabilecekleri işleri, fakirlere bırakmak lazım. Fakirlerin manevra alanlarını ve çalışma sahalarını daraltmamak lazım.Fakir beslemek ve ticaret için, bir deve,sıgır,manda,koyun ve keçi belki alamaz.Ama bir tavuk besleyebilir. Zenginler, tavuk besleyip, tavuk ihtiyaçlarını fakirlerden satın alarak giderseler; fakirler de bir iş yapmış olurlar.Çarşı pazarda ucuz meyve,sebze ve diger şeyleri  satın almayıp fakirlere bıraksalar ve onlarda kendi hallerine mütenasip şeyleri satın alsalar ve fakirlerin ellerinin rahatlıkla ulaşabilecegi şeyleri fakirlere bıraksalar; sosyal bir denge kurulmuş olur.

Kaynak : Ruhü’l – Beyan Tefsiri Tercümesi  – Cilt 14 – sahife 312-313

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: