Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 19 Mar 2010

Sığırın Dile Gelmesi

Posted by Site - Yönetici Mart 19, 2010

Sığırın Dile Gelmesi

Sığırın Dile Gelmesi

Sığırın Dile Gelmesi

Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinden rivayet olundu:

Adamın biri, sığırını sürüyordu. Ona bindi. Ve sığıra vurdu. Sığır dile geldi:

-“Biz bunun için yaratılmadık! Biz çift sürmek için yaratıldık,“dedi. Orada bulunan (Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin bu haberini işiten insanların bazıları: hiç sığır konuşur mu? Dediler. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri:

-“Ben buna inanıyorum! Ebû Bekir ve Ömer de inanıyor,” dedi. ikisi orada yoktu.

Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretleri devam ettiler:

-“Çobanın biri bir koyun sürüsünün içindeyken, bir kurt sürüye saldırır ve bir koyunu kapıp götürür. Çoban kurdun peşine takılır ve koyunu kurtarır. Bunun üzerine kurt çobana dönerek:

-“Başında hiçbir çobanın bulunmayacağı ve kurtların günü olacak o günde, onları (koyunları) kim benden kurtaracak,” der. Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin etrafinda bulunan bazı insanlar: hiç kurt konuşur mu? Dediler. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri:

-“Ben buna inanıyorum! Ebû bekir ve Ömer de inanıyor,” dedi. İkisi orada yoktu.

Yine bu şekilde Allahü Teâlâ, kıyamet günü kâfirlerin derilerini konuşturacaktır.

Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin avuçlarında çakıl taşlan teşbih etti ve şehâdet kelimesini getirdiler.

Zehirlenmiş olan koyunun pişmiş etleri konuşup kendisinin zehir olduğunu Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerine haber verdi.

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Çanakkale şehitlerinin himmeti devam ediyor.

Posted by Site - Yönetici Mart 19, 2010

Çanakkale şehitlerinin himmeti devam ediyor.

Çanakkale şehitlerinin himmeti devam ediyor.

Çanakkale şehitlerinin himmeti devam ediyor.

Camiler ahır yapılmasın, türbeler-tekkeler meyhane olmasın, ezanlar susmasın, Müslüman halk dinini diyanetini öğrensin. Büyük küçüğü, küçük büyüğü bilsin. Ana nedir, baba nedir, aile nedir, hikmet nedir, hürmet nedir, memleket nedir, millet nedir, toprak, vatan, namus nedir bilinsin ve yaşansın diye, Çanakkale Boğazı’ndan geçit verilmemiştir.

Çanakkale’de yüz binlerce misafir şehidimiz vardır. Hindistan, Afganistan, Medine, Sudan, Somali, Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Doğu Türkistan, Azerbaycan, Kırım, Osetya ve daha sayamadığım onlarca Müslüman topluluklardan yüzlerce asker gelip, İslam topraklarının ve milletinin özgürlüğü için savaşmıştır.

Evet, o gün Çanakkale’de yenilenler öçlerini almak için her fırsatta Türkiye’yi köşeye sıkıştırırken, içimizde yaşayan belli kesimlerin de onlara destek vererek, millete sırtlarını dönmeleri ve akla hayale gelmedik oyunlara başvurmaları anlaşılır gibi değildir.

Çanakkale Zaferi’nin 95. yıldönümünü kutladığımız şu günlerde, Çanakkale ruhunun hâlâ yaşadığını görmek büyük bir umut veriyor insana. Demek ki, Çanakkale’de yatan şehitlerimiz, hâlâ korumasını ve kollamasını sürdürüyor.

Eğer onlar himmetlerini üzerimizden çekmiş olsalardı, bugün çok farklı bir ülke olarak, sınırlarını dünyaya kapatmış, Hıristiyanlığın 400 yıl boyunca yanındakini bile göremeyecek kadar kapalı yaşadığı bir toplum düzenine geçecektik. Allah müsaade etmemiş.

Çanakkale’den sadece o gün savaşanlar mı rahatsız? Hayır, içimizdeki belli kesimler de rahatsız. Çanakkale’yi halkın dilinden ve gönlünden düşürmek için, bu toprakların suyundan, havasından, ekmeğinden aşından beslenen yüzlerce fitne ve fesat üretimi kişi ya da kişiler de rahatsız. Bu nasıl bir zihniyettir ki, düşmandan daha düşmandırlar.

Bu şanlı mücadele bir milletin dişiyle, tırnağıyla kazanılmıştır. Her köyümüzden, her kasabamızdan, her vilayetimizden bir ve birden fazla şehidimiz Gelibolu’da yatmaktadır. Alevisiyle, Sünnisiyle, Kürdüyle, Türküyle, Arabıyla, Acemiyle, Arnavutuyla, siyahıyla, beyazıyla bütün bir Müslüman kardeşliğinin destanıdır ve koyun koyuna yatmaktadırlar.

Tarihini inkâr edenlerin coğrafyasını başkaları çizer.” “Tarihini bilmeyenlerin kültürünü, inancını, değer yargılarını başka kültürler, başka değer yargıları kaplar ve alır götürür.” “Bir milletin mayası, eğer o millete ait değerlerle mayalanmamışsa, o milletten birlik ve beraberlik değil, parçalanma meydana gelir.

Bunları yazarken bir hatıra düştü aklıma. Koalisyon hükümetlerinden birinde ve sol partilerden birinin Milli Eğitim Bakanlığı yaptığı dönemde, ilgili bakan Japonya’ya seyahat eder ve Japon bakanla toplantı yapar. Toplantının bir bölümünde Japon bakan, kendi ülkesinin öğrencilerinin eğitimine dair şunları söyler:

Biz her yıl binlerce ilkokul öğrencimizi Hiroşima’ya götürür, orada yapılan vahşeti anlatır ve ülkelerine bağlılıklarını, millete bağlılıklarını duygusal anlamda öğretiriz.” Japon bakan bu sözleri sarf edince, Türkiye’den giden bakanın da bir şeyler söylemesi gerekir ve Japon bakana hayretle ve özenerek şöyle söylediği anlatılır:

Ne güzel sayın bakan, sizin gençliği yetiştirmek ve tarihinizi öğretmek için Hiroşima’nız var, bizim böyle bir değerimiz yok.” Japon bakan bu sözler karşısında dehşete düşer, şaşırır ve şunları söyler:

Nasıl olur sayın bakan, siz bizden çok daha şanslısınız. Sizin Çanakkale gibi bütün dünya savaşlarına bedel bir tarihiniz var.” Bu sözler karşısında Türk bakanın ne halde olduğunu hesap edin artık. İşte tarihini bilmeyen bir bakanın veya kabul etmeyen birinin, deniz aşırı ötedeki bir ülke bakanının karşısında rezil oluşunun açık halidir.

Çanakkale ruhuna sahip çıkmalıyız. Çanakkale’yi önce anlamalı, sonra anlatmalıyız. Çanakkale ruhu yaşadıkça üzerimizde gezinen siyah bulutlar kaybolup gidecektir.

Hüseyin Öztürk – Vakit

Bu yazıyı gönderen M.Emin Özler beye teşekkür ederiz

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

ÇANAKKALE SAVAŞINDAN İMAN VE VATAN AŞKI İLE DOLU EDİNCİKLİ MEHMET ER…

Posted by Site - Yönetici Mart 19, 2010

şehit

şehit

ÇANAKKALE SAVAŞINDAN İMAN VE VATAN AŞKI İLE DOLU EDİNCİKLİ MEHMET ER…

“Edincikli Mehmet Er’in bir top mermisinin parçaladığı kolundan kanlar içerisinde bir et parçası sarkmaktadır.Yalvarırcasına:

Komutanım ne olur şu kolumu kes!

Sağ eliyle yakaladığı ve tuttuğu sarkık kola bakan Teğmen donmuştur.Edincikli Mehmet Er tek ve emin sesi ile tekrarlar:

Allah Aşkına, Allah Rızası için kes şu kolumu!!!

Bu ilahi cümleleri eimr gibi işiten Teğmen Saip, bıcağı  kola vurur.Gık bile dememiştir, Edincikli Mehmet.Bir sağ elindeki kola, bir ileride Allah! Allah! nidaları arasında çarpışan erlere bakar ve kolu fırlatır: “Bu kol vatana feda olsun,” der.Yerdeki et parçalrından başını kaldıran Teğmen’in karşısında kimse yoktur.Çünkü, Edincikli, Hakla alış verişe başlayınca herşeyi, acıyı, özlemleri unutuyor, rahmet deryalarında, tecelli dalgalarında yıkanıp arınırken, kolunun fani bedenden ayrılma işlemini duymuyordu.O ateş, o yangın fakat getirilmez feryatlar içinde, edincikli bu cehennemi ateş altında kendinden geçti.Bir avuç istek ve özlem halinde yandı, tüttü.

Edincikli Mehmet, çoktan kolunun öcünü almak için vatan için Allah için hücum saflarına katılmıştı.Alayların içine karışır, teke tek vuruşur.Onu durdurmak mümkün değil artık, yine harikalar gösterir, bire bir dövüşür, bire on dövüşür, bire yüz dövüşür… Allah’ın yardımıyla haklamadığı kafir kalmaz.Ama kaderden kaçılmaz ki!

Kolunun kopmasıyla kaybettiği kan onu halsiz düşürmeye başlamış Edincikli’ye şimdi de şehitlik mertebesi ekleniyordu.Güzel yüzü soldu, sarardı, canı teninden süzüldü…Gözü dünyaya kapandı…”

Makaleyi gönderen :  Şeyma


Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 5 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: