Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 25 Mar 2010

Cuma Gününde Yapılması Sünnet Olan Şeyler

Posted by Site - Yönetici Mart 25, 2010

Cuma Gününde Yapılması Sünnet Olan ŞeylerMuharrem ayının onuncu günü Aşûrâ günüdür. Aşûrâ gününde çok büyük ve mühim

Cuma Gününde Yapılması Sünnet Olan Şeyler

Cuma namazına giden kişinin yıkanması sünnettir. Zayıf kav­le göre cuma günü herkesin yıkanması sünnettir. Zamanı ise, cuma günü şafaktan itibaren başlar. Namaza gitmeye yakın bir zamanda yıkanmak daha faziletlidir. Her hangi bir özürden dolayı yıkanama­yan kimse, en sahih kavle göre teyemmüm eder.

Ramazan ve kurban bayramı namazı, güneş ve ay tutulması namazı ve yağmur duası için yıkanmak da sünnettir. Cenazeyi yıka­yan kimsenin yıkanması, deli ve baygın olan kimse ayılmca ve kafir olan müslüman olunca yıkanması sünnettir. Ayrıca hac ibadeti eda edenin de yıkanması sünnettir.

Bu yıkanmaların en faziletli olanı, cenazeyi yıkayan kimsenin yıkanmasıdır. Ondan sonra cuma namazı için yapılan yıkanmadır. İmamın ilk kavline göre cuma günü için yıkanmak daha faziletlidir. Ben diyorum ki; burada İmamın ilk görüşü en zahir olandır. Zira alimlerin çoğunluğu, cenazeyi yıkayan kimsenin yıkanmasının daha faziletli olduğunu tercih etmişlerdir. Bu konuda bir çok sahih hadis varit olmuştur. İmamın son kavline delil olacak sahih bir hadis yok­tur. Allah daha iyi bilir.

Cuma namazına sükunetle yürüyerek erkenden gitmek, yolda ve camide Kur’ân-ı Kerimi okumak veya bir zikirle meşgul olmak, Ön sa­fa geçmek için oturanların omuzları üzerinden atlamamak sünnettir.

Cuma günü beyaz elbiseleri giymek, hoş koku sürünmek, uzamışlarsa tırnakları kesmek ve kötü kokuları izale etmek sünnet­tir. Bıyıkları kısaltmak, koltuk altlarını yolmak ve kasık tıraşı olmak da sünnettir. Ben diyorum ki; cuma gecesi ve günü Kehf suresini okumak, çokça dua etmek ve Resûlüllah’a çokça salât ve selâm ge­tirmek sünnettir. Müezzin iç ezam okumaya başlayınca, kendisine cuma namazı farz olanın alış veriş ve diğer işlerle meşgul olması ha­ramdır. Şayet bu esnada bir muamele yapmış ise sahihtir. Ezandan önce ve zevalden sonra alış verişle meşgul olmak mekruhtur. Allah daha iyi bilir.

Cuma namazının ikinci rükûunda imama yetişen kişi cumayı idrak etmiş sayılır. İmam selâm verdikten sonra bir rekât daha kıla­rak cumayı tamamlar. İkinci rükûdan sonra imama yetişen cumayı kaçırmış sayılır. İmam selâm verdikten sonra namazım dört rekât halinde öğle namazı olarak tamamlar. En sahih kavle göre, ikinci rükûdan sonra imama uyan kimse cuma namazına niyet eder.

İmam hades hali veya başka bir sebeple cuma veya başka bir namazdan ayrılırsa, en zahir kavle göre cemaattan birini yerine ge­çirmesi caizdir. Fakat cuma namazında tayin edilen halef, hades ha­li peyda olmadan önce imama uymuş olmalıdır. En sahih kavle göre halefin hutbe esnasında veya birinci rekâtta hazır bulunması şart değildir. Halef olan kişi cumanın birinci rekâtında imama yetişmiş-se, hem kendisinin hem de cemaatin cuması tamam olur. Birinci rekâtta imama yetişmemişse, en sahih kavle göre imamın dışında cemaatin cuması tamam olur.

Mesbûk kişi imamın yerine geçerse, namazın düzeninde imamın namazına uyar. Cemaate bir rekâtı kıldırınca teşehhüde oturur bu esnada kendisinden ayrılmaları veya onu beklemeleri için cemaate işaret eder. En sahih kavle göre herhangi bir namazda ce­maatin mesbûk olan imama uymaya yeniden niyet etmesi lazım de­ğildir.

Cuma namazında fazla izdiham sebebiyle secde edecek yer bu­lamayan -secdenin şartlarına riayet etmek suretiyle- mümkün ise, Önündeki kişinin sırtına kafasını koyarak secde eder. En sahih kav­le göre bekleyip îma ile secde etmez. Sonra imam daha rükûa var­madan imkan bulursa secde eder. Secdeden kalktığı vakit imam kıyamda ise, kendisi de kıraati yapar. Eğer imam rükûa varmış ise, en sahih kavle göre kendisi de rükûa varır ve mesbûk olan kimse hükmünde olur. İmam rükûdan kalkar ve o rekâtın sonunda selâm vermezse, imamın bulunduğu düzene uyarak namazına devam eder ve sonradan bir rekât daha kılar. Şayet imam selâm verirse cuması geçmiş olur.

İmam rükûa varıncaya kadar secde etme imkanı yoksa, bir kavle göre kendi namazının düzenine riayet eder. En zahir kavle göre imamla birlikte rükûa varır ve en sahih kavle göre bu onun için ilk rükû olur. Bu rekâtı birinci rükûa ve ikinci secdeye bitişmiş oldu­ğundan en sahih kavle göre, bu rekâtla cumayı idrak etmiş sayılır.

İzdiham sebebiyle secde edemeyen kimse namazın düzeninde imama uymanın vacib olduğunu bilir ve kendi namazının düzenine göre secde ederse, namazı batıl olur. Şayet unutarak veya bilmeye­rek kendi namazının düzenine göre secde ederse bu secde sayılmaz. Kıyama kalkıp kıraati ve rükûu yaptıktan sonra ikinci bir secde ya­parsa, bu secde geçerli olup bununla bir rekâtı tamamlamış olur. En sahih kavle göre, bu rekât ile cumayı idrak etmiş olur. Ancak imam namazını tamamlamadan Önce her iki secdeyi tam olarak yapmış ol­ması şarttır. Bir kimse birinci secdeyi unutur ve imam ikinci rükûa varıncaya kadar secde yapmazsa, mezhep alimlerince kabul edilen rivayete göre imamla birlikte rükûa varır.

Kaynak : Açıklamalı minhac tercümesi – İmam  Nevevi

….

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: | 2 Comments »

Şeyh Muhammed Serezî

Posted by Site - Yönetici Mart 25, 2010

1

1

Şeyh Muhammed Serezî

Gaznîn şehrinde derin bilgili bir zâhid vardı. Adı Muhammed, kendisi Serrezli’ydi.

Her akşam, üzüm kökünün ucundaki yapraklarla iftar ederdi.Yedi yıl böyle yaşadı.

Bu zat bir gün bir dağın başına çıktı:

Yâ rabbi! Ya lutfunu bana göster ya da kendimi buradan atacağım. Gaibden bir ses geldi:Daha o ihsanın zamanı gelmedi. Aşağıya atlasan da ölmezsin.”

Cezbe halinin verdiği aşk ve coşkunlukla, kendini dağdan aşağı bırakan Muhammed Serezî hazretleri derin bir suya düştü. Çok özlediği ölüme kavuşamadı. Çünkü ölüm, onun için hayat demekti.

Gaibden gelen ses,

Sahrayı bırak, şehre dön” dedi. Muhammed Serezî, ”Şehirdeki hizmetim ne olacak?” diye sordu.

Nefsini alçaltmak için Abbas-ı Debs gibi dilen. Zenginlerden alıp yoksullara dağıt.”

Şeyh aldığı emir üzerine, çölden Gaznîn şehrine kimseye görünmeden girdi. Eline bir zenbil alıp, kapı kapı, sokak sokak dilenmeye başladı. Diğer dilenciler gibi o da insanlara, ”Allah için bir şeyler verin” diye yalvardı.. Şeyh, bir gün bir beyin evinin kapısını dilenmek için dört kere çaldı. Bey, ”Bu ne yüzsüzlük kardeşim? Bir günde dört defa kapımı çaldın.

Dilenciliğin şerefini iki paralık ettin. Abbas-ı Debs bile sana hizmetçi olamaz” dedi.

Dilenci şeyh, ”Beyim, ben emir kuluyum. Gerçekten ekmek hırsım olsaydı, ekmek isteyen karnımı deşerdim. Bu beden, yedi yıl aşk ateşiyle yandı kavruldu. Üzüm yaprağından başka bir şey yemedi” dedikten sonra hıçkırarak ağlamaya başladı. Şeyhin doğruluğu beyin gönlüne aksedince, ikisi birden ağlamaya başladılar. Uzun bir süre ağladıktan sonar kendilerine geldiler. Bey, ”Şeyhim, işte kasam. Ne istiyorsan, ne kadar istiyorsan o kadar al” dedi. Şeyh, ”Bana beğendiğini al diye izin vermediler. Dilenciler gibi dilen buyruldu” dedi. Beyle helâlleşerek ayrıldı.

Şeyh iki yıl dilencilik yaptıktan sonra;

Bundan sonra vermeye devam edeceksin, fakat kimseden istemeyeceksin. Bizim sana ihsan edeceğimizi sen dağıtacaksın. İhtiyacı olanlara, borçlulara vermek için elini hasırın altına sokman yeterli olacak” denildi.

Şeyhin bir yıl işi gücü bu oldu. İhtiyacını söyleyene de söylemeyene de ihtiyacı ne kadarsa, gönlünden ne istiyorsa, ne fazla ne eksik verirdi.

***

Peygamberler ve onların vârisleri olan Allah dostları, insanlık örtüsüyle örtülmüş birer güneştir. Onların himayesine sığın ki seninle binbir pazarlık yaparak, sana düşmanlık eden nefsinin elinden kurtulasın.

Kaynak : Mesnevide geçen hikayeler.

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Yolculukta okunacak duâ

Posted by Site - Yönetici Mart 25, 2010

Yolculukta okunacak duâ

Yolculukta okunacak duâ

Yolculukta okunacak duâ

Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

Evden çıkarken “Ayet-el kürsi”yi okuyan, eve dönünceye kadar belâlardan emin olur. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

Evinden çıkarkenBismillah, tevekkeltü alellah, La havle vela kuvvete illa billah” diyen, tehlikelerden korunur, şeytan ondan uzaklaşır.

Besmele çekerek “Bismillahi mecraha ve mürsaha inne rabbi le gafururrahim” (Hud 41) ayet-i kerimesini okursa, otobüs, tren, taksi gibi her vasıtaya binerken okuyanın kazadan, belâdan, boğulmaktan korunacağı da bildirilmiştir. Yine bir hadis-i şerifte, gemiye binince, Zümer suresinin 67. ayet-i kerimesini okuyanın boğulmaktan emin olacağı bildirilmiştir. (Kurtubi)

Yolculuğa çıkan iki rekat namaz kılmalı ve sadaka vermelidir! Zahid Ebül-Hasen-i Gazvi hazretleri, “Yolculuğa çıkarken, Liilafiyi okuyan, bütün kötülüklerden emin olur” buyurdu.

Kaynak : 365 gün dua  – Mehmet Oruç

..

Posted in 365 Gün Dua, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

H.z Allah ( C.C.) H.a Âdem’e isimlerin hepsini öğretti

Posted by Site - Yönetici Mart 25, 2010

 Adem a.s Cennetten yeryüzüne indirildigi tepe .... Adem Aleyhisselam nerede yaratıldı ,h-z-allah-c-c-h-a-c3a2deme-isimlerin-hepsini-c3b6c49fretti copy

Te’vîlât-ı Necmiyyeden Tasavvufî Manâlar

Tevilâtı Necmiyyede buyuruldu.

Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti,”

İsimler üç kısım üzeredir.

Birinci kısım, bunlardan bir kısım, ruhanîlerin, melekûtîlerin isimleridir. Bu, meleklerin makamı ve mertebesidir. Melekler bu isimlerin bazısına sahihtirler. Yine bu ilmin bazısına istidatları da vardır. Çünkü onlara ilimleri olmayan şeyler haber verilmiştir. Ruhanîlerin ve melekûtilerinde cismânîler gibi bize şehâdetleri vardır. (İ/İ02)

ikinci kısım: Onlardan bir kısım, cimânîlerin isimleridir. Bu meleklerin mertebesinin altında bir mertebedir. Onların haber vermeleri mümkündür. Çünkü meleklere göre cismânî şeyler, bize nisbetle hayvanlar gibidir. Çünkü hayvanların mertebesi insanların mertebesinin altındadır. İnsan, hayvanların hallerinden haber verebilir.

Üçüncü kısım, ilahiyattır. Bu mertebe meleklerin mertebe­lerinin üstündedir. Allahü Teâlâ Hazretleri buyurdukları gibi.

“Kendilerine hakîm olan Rabblerinden korkarlar ve emrolundukları her şeyi yaparlar.

İnsana ondan haber vermek mümkün değildir. Melekler için­de kendilerini aşan şeyden haber vermek mümkün değildir. Allah’ın kendilerine öğrettiğinin üstünde olanları haber veremez­ler. Çünkü o gaybtır. Meleklere gayb âlemine yükselmek yoktur. O cebârut âlemidir. Melekler ise melekût âlemindedirler. Meleklerin bilinen bir makamı vardır. Onu aşamazlar.

Sidre-i müntehâ’da Cebrail Aleyhisselâm’ın Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerine: “Bir parmak ucu kadar yaklaşsam, yanarım”  demesi  gibi.  Âdem  Aleyhisselâm,  isimleri  bilmekle tahsis  edildi.   Çünkü  Âdem  Aleyhisselâm,   âlemin   hulâsasıdır (Özetidir.) Âdem Aleyhisselâm’ın ruhu âlem ağacının tohumuydu. Onun şahsı âlem ağacının meyvesiydi. Bundan dolayı onun şahsı (âlemin) içindeki her şey yaratıldıktan sonra yaratıldı. Meyve, ağacın tamamen yaratılmasından sonra yaratıldığı gibi. Meyve, ağacın bütün dallarında (parçalarında) olduğu ve hatta ağacın en yüksekliklerinde göründüğü gibi; böylece Âdem Aleyhisselâm da mevcudat ağacının dalları üzerinde tabir edilip o ağacın alt ve üstünde  bulunur.   O  mevcudat  ağacının   bütün  parçalarında (dallarında) onun için bir menfaat, zarar, maslahat ve mefsedet vardır. Mevcudat ağacında var olan her şey “isim” ile isimlen­dirildi. Bu menfaat ve mazarratı (zararlı şeyleri) Allahü Teâlâ Hazretlerinin kendisine öğrettiği ilim ile kavramaktadır. Bunlar, Allahü Teâlâ Hazretlerinin Âdem Aleyhisselâm’dan bilip, melek­lerin bilmediği şeylerin cümlesindendir. Âdem Aleyhisselâm’ın halinin kemâlini beyan etmektedir. Allahü Teâlâ Hazretlerinin isimleri, onun menfaati ve mazarratı üzerine geldi; başkaların isimlerinden fazla olarak.  Bu, Âdem Aleyhisselâm’ın mahluk, Allahü Teâlâ’nm Halik (yaratcı), Âdem Aleyhisselâm, nzıklanan,

Allahü Teâlâ’nm rezzâk (rızik veren), Âdem Aleyhis-selâm, âbid, Allahü Teâlâ Hazretleri ma’bud (ibâdet olunan), Âdem Aleyhisselâm (ve zürriyeti) ayıp sahibi (ayıp işleyenler olunca) Allahü Teâlâ Hazretleri settâr (hataları ve ayıpları örten), Âdem Aleyhisselâm, zelle (ve evladlan günahkâr olunca) Allahü Teâlâ Hazretleri, gaffar (günahları bağışlayıcı), Âdem Aleyhis-selâm, tevbe edici olunca, Allahü Teâlâ Hazretleri, tevvâb (tevbe-leri kabul edici), İnsanlar, faydalı olunca Allahü Teâlâ Hazretleri ona fayda ve menfaati yarattı, İnsanlar, başkalarına zarar verici olunca Allahü Teâlâ hazretleri de ona zarar veren oldu, insanlar, zâlim olunca Allahü Teâlâ Hazretleri adaletiyle tecelli etti, insan mazlum olunca Allahü Teâlâ Hazretleri müntekim (mazlumun hakkını zâlimden alan) oldu ve diğer bütün halleri buna kıyas et.

Kaynak : Ruhu’l Beyan Tefsiri Tercümesi .

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Adem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: