Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 29 Mar 2010

Eğer Beni Hafız Yapmazsanız!…

Posted by Site - Yönetici Mart 29, 2010

 Eğer Beni Hafız Yapmazsanız!...

Eğer Beni Hafız Yapmazsanız!...

Eğer Beni Hafız Yapmazsanız!…

İlkokulu bitirip kursa gelmişti. Ailesi kendi isteğiyle geldiğini söylemişti. Kayıt için adını sorduğumda:

“-Fatıma” dedi, hiç de çekinmeyen bir tavırla… Ve ekledi:

“-Eğer beni hafız yapmazsanız, kayıt yaptırmak istemiyorum.”

Böyle tehdit edercesine konuşması, onu yaşından daha olgun gösteriyordu. Tebessümle:

“-Korkmayın küçük hanım, siz isteyin hafız da yaparız, hoca da!

O küçük gözlerinin içi parıldadı birden.

Annesi:

“-Hocahanım, çocuk işte, kusuruna bakmayın. İlle de hâfız olacağım der, başka bir şey demez. Bizim köyün hocasından duymuş. Peygamber Efendimiz, “Hâfız olanlara cennette taç giydirilecek!” buyurmuşlar herhalde. Siz daha iyi bilirsiniz ya, biz bu kadar duyduk anladık!

Kendisini teselli etmek ihtiyacı hissettim:

“-Tabii teyze, ne demek! Keşke herkes sizin gibi duyduklarını hemen kabul etse de teslim olsa…Siz hiç merak etmeyin, kızınız önce ALLAH’a sonra bize emanet!..”

Kadıncağız elime yapıştı. Öpecekken ellerimi geri çektim, utandım. Tuttum, ben onun elini öptüm. Gözleri yaşardı.

“-Hocahanım bu eller, gözler hep günahlı, asıl sizinkiler öpülmeye layık!..”

“-Estağfirullâh teyze!” dedim . “O âhirette belli olur.

Bu konuşmadan sonra kaydını yaptığımda FatÎma’nın Erzurumlu olduğunu öğrendim. Bir an düşündüm.

“-Küçük nasıl kalacak, bu kadar uzaklarda...”

Zaman ilerledikçe FatIma’nın edepli tavırları daha da çok etkiledi beni. Azimliydi. Geceleri uykusunun arasında ayetleri sayıklarken görüyordum çoğu kez. Böyle devam ederken arada bir bana gelip çeşitli sorular soruyordu. Birgün:

“-Hocam hâfız olmak için Kur’ân’ı bitirmek mi lazım?” diye sordu. Ben de:

“-Tabii ki hepsini ezberleyeceksin ki,hâfız” adını alacaksın.”

Bu cevabıma çok üzülmüş gibiydi. Bir şey demek istiyordu sanki… Teşekkür etti ve döndü arkasına gitti.

Derslerim arasında onlara sürekli Kur’ân ezberlemekle işin bitmeyeceğini mutlaka içindekileri uygulamanın gerektiğini hatırlatıyordum. Talebelerden biri:

“-Hocam” dedi.Fatıma’nın annesi, abdestli olmayanların hâfızlara dokunamayacağını söylemiş. Bu doğru mu?” diye sordu.

Çok ilginçti doğrusu. İçimden “mâşallâh!” dedim. Ve onların sorularına da cevap vermek için, “Osmanlı zamanında atalarımız Kur’ân’a ve hâfıza kıymet verdiklerinden öyle yaparmış.” dedim.

Çok hoşlarına gitmişti bu iş. Hepsi âdetâ kendilerini ulaşılması zor, vitrindeki altın gibi görüyorlardı.

Görsünler” dedim kendi kendime… Bu yaşta, buralara gelmişler. ALLAH’ın kelâmını ezberliyorlar, onlara fazla görmem bunu.

Bu arada Fatma ara sıra rahatsızlanıyor ve revirde yatıyordu. Zaman geçtikçe Fatıma’nın morali ve sağlığı daha da çok bozuluyordu. Birgün dersini 2 kez aksatınca sormak zorunda kaldım:

“-Ne oldu, yoksa anneni mi özledin?”

Sert bir şekilde bana döndü. Solgun yüzüne bir ciddiyet gelmişti:

“-Hayır“, dedi.

“-Öyleyse neden moralin bozuk? Sık sık da hasta oluyorsun!” dedim.

Yalvarır gibi oldu. Gözleri dolmuştu:

“-Yanlış anlamayın, inanın ki annemi özleyip de gitmek istediğim yok. Burayı çok seviyorum. Allâh’ımdan çok korkuyorum. Buraları terk edersem, bana âhirette hesabını sormaz mı?

Dilim dudağım bağlandı. Bir şey diyemedim. Suçlu bile hissettim, kendimi. O küçük kalbte bu ne îmandı, Yâ Rabbi! Onu hayranlıkla izliyordum.

Birgün çok rahatsızlandı. Doktora götürmek zorunda kaldık. Bir çok tahlillerden sonra, arkadaşım olan doktor hanım:

“-Hocahanım, derhal bu talebeyi ailesinin yanına gönder.” dedi. Şaşkınlıkla:

“-Neden?” diye sordum. Bana:

“-Belki üzülecek, hatta inanmayacaksın ama, bu talebekanser!..”.

Âdeta başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü.

Hastâneden ayrılırken Fatıma’ya hiç bir şey diyemedim. O ise hâlimi anlamış gibi, bana sorular sorup dikkatimi dağıtmaya çalışıyordu. Kulağıma eğilerek:

“-Hocam” dedi.Azrail insanların canını alırken nasıldır?”

Ağlamamak için zor tutum kendimi:

“-Mü’min kullara karşı çok güzel bir sûrettedir.” dedim.

Mırıldandı:

“-Belki hafız olamam, ama Elhamdülillah mü’minim!” diye.

Hâfız olmak için Kur’an’ı bitirmek gerektiğini söylediğimde neden üzüldüğünü şimdi anlamıştım. Demek ki hastalığını biliyordu.

Bir kaç gün sonra eşyalarını hazırlamaya başladık. Çünkü artık dayanılmaz acılar içinde kıvranıyordu. Evine gitmesi gerekiyordu. Ailesi geldi. Fatma yanıma gelerek, mahcûbiyetle:

“-Bana kızmadınız değil mi? Eğer söyleseydim belki kursa almazdınız!..”

“-Ne demek!.. Nasıl kızarım sana..” dedim. “Hem sonra, sakın üzülme hâfızlığımı bitiremedim diye. Bu yola girdin ya, Rabbim seni hâfızlar zümresinden yazmıştır inşâallâh!” dedim.

Öyle sevindi ki! Sarıldı boynuma:

“-Gerçekten ben şimdi hâfız sayılır mıyım? Anne bak duydun değil mi?” Hüngür hüngür ağlıyordu.

Ya Rabbi, bu ne aşktı!

Rabbimin hikmeti tecelli etse de iyi olsaydı şu Fatma, ne güzel bir kul olurdu.

Böylece Fatma’yı gözyaşları ile Erzurum’a uğurladık. Çok geçmedi. Bir iki hafta sonra ailesi ağırlaştığı haberini verdi. Bu bir iki hafta içinde ondan iki mektup almıştım. Bana hep hâfızlık tâcını merak ettiğini, bunun rüyalarına bile girdiğini yazıyordu.

Birgün sabah namazından sonra telefon çaldı. Fatma’nın annesiydi karşımdaki ses… Ağlamaklı bir sesle:

“-Hocahanım Fatıma’yı uğurladık. Rica etsem bir hatim okur musunuz?” deyince, ben de dayanamadım ağlamaya başladım.

Annesi beni teselli edercesine telefonu kapatmadan:

“-Size ölmeden önce şunu söylememi istedi“, dedi. Hıçkırarak:

“-Anneciğim, hocama söyle!.. Azrâil söylediğinden de güzelmiş.

İnsanların En hayırlısı insanlara faydası dokunandır.”

HZ.Muhammed (s.a.s)”

Bu yazıyı gönderen M.Emin Özler bey’e teşekkür eder siz degerli ziyaretçilerimizinde dualarını bekleriz.

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik | 4 Comments »

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Posted by Site - Yönetici Mart 29, 2010

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

ÜSAME KARAKIŞ’IN HABERİ…

CHP’nin tek parti olarak iktidarda olduğu günlerde Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti tarafından hazırlanan tarih kitabında, Kuran ayetlerinin geçerliliğini kaybettiği ve ilk inen ayetlerin kayıp olduğu iddia edilerek, Kuran’ı Kerim’in Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) tarafından yazıldığı söylenmiş.

CHP’nin tek parti olarak iktidarda olduğu dönemde okullarda Tarih kitabı olarak okutulan kitapta İslam dini ile alakası olmayan çok uçuk bilgiler bulunduğu belirlendi.

CHP’li İsmet İnönü’nün Başbakan olduğu dönemlerde, kitap okullarda ‘Tarih 2‘ kitabı olarak okutulmuş. Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti tarafından kaleme alınan, Maarif Vekilliği Talim ve Terbiye Heyeti’nin 12.6.1932 tarih ve 11 sayılı kararı ile ders kitabı olarak kabul edilen ‘Tarih 2‘ adlı bu kitap, 1932’den 1941’e kadar okullarda öğrencilere ‘ders kitabı‘ olarak okutulmuş.

KURAN’I KERİM AYETLERİNİ HZ. MUHAMMED (SAV) HAZIRLADI

Tarih kitabının ‘Orta Zamanlar‘ bölümünün ‘İslam Tarihi‘ kısmındaki ifadeler, insanın kanını donduracak nitelikte. Kabe’nin etrafından dönülerek yapılan ‘tavaf’ ibadetine, ‘ayin‘ denilen kitapta, Kabe’nin kimler tarafından yapıldığının da bilinmediği ifade ediliyor. Kitapta ayrıca Hacer-ül Esved taşının da günahkarların dokunmasından dolayı karardığı iddia ediliyor. Zemzem olayı, İbrahim (as)’nin Kabe’yi inşaatının hepsi Tarih kitabında ‘uydurma‘ olarak yazılmış. Baştan sona yanlışlarla dolu olan kitapta, Kuran’ı Kerim’in, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) tarafından konulan esaslarla hazırlandığı yazılmış. O zamanlar öğrencilere ders okutulan bu kitapta, yanlışlar bunun gibi birçok örnekle mevcut.

KİTABIN İÇİ YANLIŞ VE YALAN BİLGİLERLE DOLU

İşte tarih kitabındaki yanlış ifadelerden bazıları:

* Kuran ve Vahiy: Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahit ve ilham fikri doğmuştu.

* Muhammed’in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok rivayetler vardır. Bunlar pek çok efsanelerle karışmıştır. Hakikatte peygamberin ilk söylediği Kuran ayetlerinin ne olduğu kati surette malum değildir. Muhammed, uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri lüzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu.

* Kuran’ın içindekiler başlıca üç bahiste mütalaa olunabilir. Birincisi ve en mühimi Allah’ın bir olduğuna ve ondan başka Allah olmadığına ve Muhammed’in onun Resulü olduğuna inanmak, ikincisi hukuki hükümler, üçüncüsü tarihe ait malumatlardır. Hukuki hükümler zaman ve mekan içinde değişebileceğinden 14 asır evvelki kanunlar zamanla değişmeğe mahkûmdur. Tarihe ait malumata gelince yeni fenler sayesinde meydana çıkarılan hakikatler en yakın tarih bilgilerin bile temellerinden sarsmaktadır. İmana ait olan birinci esas sadeliği itibariyle hakikaten pek mühimdir.

Bu yazıyı gönderen M.Emin Özler bey’e teşekkür ederiz.

..

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Tarih bunları asla unutmayacak!‏

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel, Tarih, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlginç | 2 Comments »

YEDİĞİN LOKMAYA DİKKAT ET!

Posted by Site - Yönetici Mart 29, 2010

YEDİĞİN LOKMAYA DİKKAT ET!

YEDİĞİN LOKMAYA DİKKAT ET!

YEDİĞİN LOKMAYA DİKKAT ET!

Şâh-ı Nakşibend (k.s.) hazretleri, tasavvufdaki hallerinni kaybolduğunu söyleyen bir talebesine; ‘yediğin lokmaların helâlden olup olmadığını araştır’ buyurmuştur. Talebesi araştırdığında, yemeğini pişirirken ocakta helâl olup olmadığı şüpheli bir odun yakmış olduğunu tesbit ederek tevbe etmiştir.

Namazda hudû ve huşû nasıl elde edilir?‘ diye sorulunca da cevaben buyurdu ki:

Huzurlu bir halde hâlal lokma yiyeceksiniz. Huzur ile abdest alacaksınız ve namaza başlarken iftitah tekbirini kimin huzuruna durduğunuzu bilerek, düşünerek söyleyeceksiniz.’

Hâce Hazretleri, kendisine karşı edepsizlik yapan bir kimseye kızmayıp, tebessümle karşıladı. Fakat edepsizlik yapan kimse büyük bir derde düşüp, helâk olacak hâle geldi. Hatasını anlayıp tevbe etti. Şâh-ı Nakşibend hazretleri bir ara o adamın evinin önünden geçerken, içeri girip hâlini sordu:

Allah Teâlâ şifâ vericidir., korkma iyileşirsin‘ dedi. O kimse bu söz üzerine kalkıp:

‘ ‘ Efendim size karşı edepsizlik ettim, hatırınızı incilttim, beni affediniz.’ dedi. Şâh-ı Nakişbend hazretleri buyurdu ki:

Kalbimiz o zaman incindi. Fakat şu anda gönül aynası tertemiz. İyi bil ki, mürşidlerin kılıcı kınından çıkmış yalın bir kılıçtır. Ama mürşid merhamet sâhibidir. Kimseye kılıç vurmaz. İnsanlar (belâsını arayanlar) gelip kendilerini o kılıca vururlar.

Bu yazıyı gönderen Şeyma hoca kardeşimize teşekkür eder siz degerli ziyaretçilerimizinde dualarını bekleriz.

..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: