Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 23 Mar 2010

Kalbi Olana Veya Hazırken Kulak Verene Öğüt Olan, İmrendirip Korkutan Bir Hutbe

Posted by Site - Yönetici Mart 23, 2010

Kalbi Olana Veya Hazırken Kulak Verene Öğüt Olan, İmrendirip Korkutan Bir Hutbe

Kalbi Olana Veya Hazırken Kulak Verene Öğüt Olan, İmrendirip Korkutan Bir Hutbe

Kalbi Olana Veya Hazırken Kulak Verene Öğüt Olan, İmrendirip Korkutan Bir Hutbe

Beyhakî… Mücahid’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Yezid b. Şecere, zahid insanlardandı. Muaviye onu komutan olarak çalıştırırdı. Yezid bir gün bize bir hutbe irâd etti. Allah’a hamd-ü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:

Ey İnsanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini anın. Kırmızı ile sarı ve diğer renkler arasında, yüklere ve onların içindekilerde gördüklerimi keski görebilseydiniz. Doğrusu namaz kılındığında göğün ve cennetin kapıları açı­lır. İri gözlü huriler süslenir. Sizden biri şahsen savaşa yöneldiğinde iri gözü huriler onun için süslenir ve koşupAllahım! Ona sebat ver. Allahım! Ona yardım etderler. Ama o adam arkasını düşmana dönerse huriler ona görün­mez veAllahım! Ona lanet et.” derler. Anam babam size feda olsun. Düş­manın kanını için. Bu uğurda sizin vücudunuzdan düşecek ilk kan damlası, ağacın yaprağının dalından düşürülmesi gibi sizin de günahlarınızı vücudu­nuzdan düşürür. Cephede biriniz yaralanıp yere düşünce o hurilerden iki ta­nesi hemen koşup onun yüzündeki toprağı siler veSana kurban olalımder­ler. O daBen size kurban olayımder. Kendisine yüz elbise giydirilir. Bu elbiseler (o kadar incedirler ki,) şu iki parmağımın arasına konulsalar, sığar­lar. Çünkü insanlar tarafından dokunmamışlardır. Onlar cennet elbiseleridir.

Ey İnsanlar! Allah katında isimleriniz, simanız, fısıltılarınız, helal ve ha­ram işleriniz, meclisleriniz (oturduğunuz yerler ve o yerlerde yaptığınız ko­nuşmalar) yazılıdır. Kıyamet günü olduğundaEy falan! Şu senin nurundur. Ey falan! Şu da senin nurundur. Ey falan! Senin nurun yoktur.” denilir. Doğ­rusu cehennemin deniz kıyısı gibi bir kıyısı vardır. Orada buhatî (yani sekiz dokuz yaşlarındaki horasan) develeri kadar iri haşere ve yılanlar vardır. Ce­hennemlikler azâblarınm hafifletilmesini dilediklerinde onlara,Kuyuya çı­kın” denilir. O kuyuya çıktıklarında haşere (ve yılan)lar onların dudaklarını, böğürlerini ve Allah’ın dilediği yerleri ısırırlar. Allah bu hayvanları onalra musallat kılar. Sonra o suçlular geri döner, ateşin göbeğine gömülürler. Son­ra uyuzluğa müptelâ olurlar. Öyleki onlardan biri, kemiği ortaya çıkıncaya dek derisini kaşır. Kendisine:Ey falan! Bu sana eziyet veriyor mu?diye sorulur.Evetdeyince ona denilir ki: “İşte bu durum, dünyadayken mümin­lere eziyet vermiş olmandan ötürü başına geldi!

Tirmizî… Ebû Saîd’den rivayet etti ki; Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

Bir kimse Allah’tan üç kez cenneti isterse, cennet:Allahım, onu cen­nete koyder. Bir kimse de cehennem ateşinden kurtulmak için üç kez aman dilerse, cehennem:Allahım! Onu cehennemden koru” der.”

Cehennemin Sıcağından Ve Soğuğundan İhlasla Aman Dileyenlere Allah’ın Rahmeti Yakındır:

Beyhakî… Ebû Hüceyre’den (veya çoğu hadisçilere göre Ebû Hürey-re’den) rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Sıcak bir gün olduğunda Cenab-ı Allah yer ve gök halkını dinleyip gö­zetler. Kul:La ilahe illallah, bu gün ne kadar da çok sıcak! Allahım! Beni cehennem ateşinin sıcaklığından koru.” deyince, Cenab-ı Allah cehenneme şöyle der:Kullarımdan biri senden bana sığındı. Şâhid ol ki sana karşı ben ona âmân verdim.” Şiddetli bir soğuk güne gelindiğinde de Cenab-ı Allah, yer ve gök halkım dinleyip gözetler. KulLâ ilahe illallah, bu gün ne kadar da soğuk!” Allahım! Beni cehennemin zemheri soğuğundan koru!deyince, Cenab-ı Allah cehenneme şöyle der:Kullarımdan biri senin zemherinden bana sığındı. Şâhid ol ki, sana karşı ben ona âmân verdim.” Ashab: “Cehen­nemin zemherisi nedir?diye sorduğunda Rasûlullah (s.a.v.) şu cevabı ver­mişti:Cenab-ı Allah kâfiri cehenneme attığında cehennem, soğuğunun şid­detinden ötürü çatlayıp birbirinden  ayrılır.

Cehennemin Tabakaları:

Oralarda azâb görmekten Allah’a sığınırız.

Kurtubî, âlimlerin bu hususta şöyle dediklerini nakletmiştir: Cehenne­min en üstteki tabakası, Muhammed (s.a.v.)’in ümmetinin günahkâr ve asi­lerine mahsustur. Orası, içindekilerden tahliye edilecek ve rüzgar kapılarına çarpacaktır. Bundan sonraki tabakalar da sırasıyla şunlardır: Lezâ, Hutame, Şâir, Sakar, Cehim, Haviye.

Dahhâk dedi ki: “Cehennemin üst tabakasında (günahkâr) Muhammedi-ler, ikinci tabakasında hristiyanlar, üçüncü tabakasında yahudiler, dördüncü tabakasında yıldızperestler, bdşinci tabakasında mecusiler, altıncı tabakasın­da arap müşrikleri, yedinci tabakasında da münafıklar bulunacaktır.”

Ben derim ki: Bu tabakaların adlarının belirlenmesi ve malum sınıflara tahsis edilmesinin kesinlik kazanması için, her bakımdan masum olan Pey-garaber (s.a.v.)’e dayanan sahih bir senede ihtiyaç hissettirmektedir. O ma­sum insan ki; kendiliğinden konuşmamaktadır.Onun konuşması ancak bil­dirilen bir vahiy iledir. Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğ­retmiştir.” (Necm, 53/4-5)

Bilindiği gibi yukarıda serd edilen sınıfların hepsi ateşe gireceklerdir. Ama anlatılan şekil ve tertipte girip girmeyecekleri meselesine gelince, bununcak Allah bilir. Münafıkların cehennemin en alt tabakasında azâb görecek­leri kesiıdir ve bu hususta Kur’ân nassı vardır. Kurtubî dedi ki: “Bu isimler­den bazıları örneğin cehennem, saîr ve lezâ cehennem ateşinin genelini kap­ayan özel isimlerdir. Yani Cehennemin hususi manada bazı tabakalarının adları değildir. Bunu söyleyen doğru söylemiştir. Allah ondan razı olsun.

Kaynak : Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

..

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Dört unsurun mertebe ve tabiatlerini ve birbirine çevrilmelerini ve dönüşmelerini bildirir.

Posted by Site - Yönetici Mart 23, 2010

tumblr_o6014vrjww1v53vrbo1_540

Dört unsurun mertebe ve tabiatlerini ve birbirine çevrilmelerini ve dönüşmelerini bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar ve astronomlar söz birliği etmişlerdir ki: Ay feleğinin altında, ateş küresidir. Onun altında hava küresidir. Onun altıda su küresidir. Onun altında toprak küresidir ki, hepsinden aşağı ve sudan ağırdır.

Ateş tabakasının havanın üstünde olduğuna delil odur ki, ateş dumanıyle yukarılara gidip müşahede olunduğu gibi aslında meyl eder ve döner. Hava tabakasının suyun üstünde olduğuna delil odur ki, eğer bir hava dolu balonu su havuzunun dibine götürseler, suyun altında durmayıp, üstüne çıkar. Su tabakasının toprağın üstünde olduğuna delil odur ki, eğer bir taşı veya bir demiri suyun üstüne koysalar, suyun üstünde durmayıp aslına meyl ile dibine iner. Çünkü toprak suyun altındadır. Bütün eşyanın da altındadır.

Kendi tabakalarında duran dört unsur, birbirine yavaş yavaş değişirler. Nitekim ateş, günlerin geçmesiyle ateş suretini terk edip, hava suretine girerek, ateş havaya çevrilir. Hava dahi, yavaş yavaş hava suretini terk edip su suretine girer, hava su olur. Su dahi yavaş yavaş toprak suretini tutup, su toprak olur. Toprak dahi ateş suretine girip, toprak ateş olur. Bu yolla ve tersiyle dört unsur, bir suretten bir surete döner, sonunda yine kendi suretlerine geçerler. Bu unsurların suret değiştirmesine istihale (başkalaşım) derler.

Ateşin tabiatı kuru ve sıcaktır. Havanın tabiatı sıcak ve rutubetlidir. Suyun tabiatı yaş ve soğuktur. Toprağın tabiatı soğuk ve urudur. Şüphe yoktur ki, ateş hava ile sıcaklıkta müşterektir. Hava su ile rutubette müşterektir. Su toprak ile soğuklukta müşterektir. Toprak ateş ile kurulukta müşterektir. O halde ateşin kuruluğu, havanın rutubetine dönse, ateş sıcak ve rutubetli olup havaya çevrilir. Havanın sıcaklığı suyun soğukluğuna bürünse hava rutubetli ve soğuk olup suya döner. Suyun rutubeti toprağın kuruluğuna bürünse, su soğuk ve kuru olup toprağa döner. Toprağın soğukluğu ateşi sıcaklığına bürünse, toprak kuru ve sıcak olup ateşe döner. Yani ateş hava olur, hava su olur, su toprak olur, toprak ateş olur ki, bu başkalaşıma başlangıç yolu derler ve öyle olur ki, dört unsur bu başkalaşımı aksi üzere kabul edip; toprağın kuruluğu suyun rutubetine bürünüp, toprak su olur, suyun soğukluğu havanın sıcaklığına bürünüp, su hava olur; havanın rutubeti ateşin kuruluğuna dönüşüp, hava ateş olur; ateşin sıcaklığı toprağın soğukluğuna bürünüp, ateş toprak olur. Bu başkalaşıma da sonuç yolu derler.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

..

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Marifetname, Yorumlar | Leave a Comment »

Ebû Yeziyd El-Bestâmî (k.s.) Hazretleri kimdir !

Posted by Site - Yönetici Mart 23, 2010

Ebû Yeziyd El-Bestâmî (k.s.) Hazretleri kimdir !,cuma-gc3bcnc3bcnde-yapc4b1lmasc4b1-sc3bcnnet-olan-c59feylermuharrem-ayc4b1nc4b1n-onuncu-gc3bcnc3bc-ac59fc3bbrc3a2-gc3bcnc3bcdc3bcr-ac59fc3bbrc3a2-gc3bcnc3bcn

Ebû Yeziyd El-Bestâmî (k.s.) Hazretleri kimdir !

Ebû Yeziyd El-Bestâmî (k.s.) Hazretleri, Bâyezid-i Bestâmî Hazretlerinin asıl adı, Tayfur, bin isa’dır. Sultan-ül-Ârifîn lakabı ile meşhurdur. Künyesi Ebu Yezid’dir. Evliyâ’nın büyüklerinden olan Bâyezid-i Bestâmi Hazretleri, 776 (H. 160) veya 803 (H. 188) tarihinde İranda Hazar denizi Kenarında Bestâm’da doğdu. Bâyezid-i Bestâmî Hazretleri, Islâmî edep, terbiye ve Efendimiz (s.a.v.)’in sünneti seniyyesine çok önem verirdi.

Bir gün talebeleri kendisine filan yerde büyük bir şeyh vardır. Fazilet ve keramet sahibi bir velî’dir, derler. Talebleriyie beraber, o zatın bulunduğu yere gittiler. Günlerce yorulduktan sonra övülen o zatı mescidden çıkarken gördüler. O şeyh, camide çıkarken halkın içinde esnedi, esnerken ağzını  kapatmadı ve bütün halkın içinde kıbleye karşı tükürdü.

Bâyezid-i Bestâmî Hazretleri, talebe ve müridlerine; “Dinî hükümlere riâyet etmeyen, Resûlüllah’ın sünnetine uymayan, fslâmî edep ve terbiye’den yoksun olan bir kişi kim olursa olsun, asla fazilet ve keramet sahibi olan bir evliya olamaz. Esnerken ağzını kapatmayan ve halkın içinde kıbleye karşı tüküren, edep yoksunu bu adamı görmeye gereK yoktur,” deyip geri dönerler. Bâyezid-i Bestâmî Hazretleri, (H.261) veya (H.26Z ) senesinde yine Bestam’a vefat etti.

Kaynak :  İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslam Alimleri | 5 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: