Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 13 Nis 2008

İnci-Mercan Değerinde Güzel Sözler

Posted by Site - Yönetici Nisan 13, 2008

İnci-Mercan Değerinde Güzel Sözler

İnci-Mercan Değerinde Güzel Sözler:

v e c i z e l e r

• Dünyada dört nimet vardır, bunlar kendisine verilen kişi dünya ve ahiretin hayrını görmüştür:

– Zikreden dil,

– Şükreden kalp,

– Sıkıntılara katlanan beden

… ve – Saliha bir kadın. (Hadis-i Şerif, Tirmizî, Sünen, Birr 13)

• Akrabalar arasındaki düşmanlar ormandaki ateş gibidir. Hz. Ebu Bekir r.a.

• Nimet, şükrettiğin zaman baki kalır. Hz. Ömer r.a.

• Allah’tan korkmayan kuldan utanmaz. Hz. Ali r.a.

• Öfkeden sakınınız. Çünkü öfkenin başı cinnet sonu ise pişmanlıktır. Hz. Ali r.a.

• Sana hacetini arz eden kimsenin ihtiyacını yerine getirmek vacip olur. Hz. Ali r.a.

• Kalp gaflette bulunduğu surece kulağın dinlemesi bir fayda sağlamaz. Hz. Ali r.a.

• Kadının güzel bir şekilde kendisini kocasının hizmetine vermesi, Allah yolunda cihad etmesi gibidir. Hz. Ali r.a.

• Besmele’yle kesilmeyen bir hayvan nasıl dinen leş olursa, içinde tevhid-i ilahi bulunmayan insanlar da aynı şekilde leşleşmiş birer necis halindedir. Yani onlar da manen ve hakikaten ölmüş ve birer necis haline dönüşmüşlerdir. Süleyman Hilmi Silistrevî k.s.

• Bizim için hayât-ı ebediyye çok mühimdir; onu elde edebilmek için, dünyada nefs-i emmarenin ve şeytan-ı aleyhilla’nenin vesvesesinden kurtulmak lazımdır. Bu da ancak rabıta ile (maneviyat ile) mümkündür. Süleyman Hilmi Silistrevî k.s.

• Biz namaz kılmayanlara kâfir demeyiz. Amma kâfirler de namaz kılmaz deriz…” Süleyman Hilmi Silistrevî k.s.

• Tevazuda israf da israftandır, [gereğinden fazla alçakgönüllülük de israftan sayılır]. Onda da israftan [aşıraya kaçmaktan, ölçüyü kaçırmaktan] kaçınmak lazımdır” Süleyman Hilmi Silistrevî k.s.

• Küberâ ile musâhabe (sohbet ve arkadaşlık), yani Allah dostları ile her daim beraber olmak, insanı çok büyük esrar-ı ilahi ile şerefyâb kılar.” Süleyman Hilmi Silistrevî k.s.

• Âsiler (günahkârlar), ebedi cehennemde kalıcı değillerdir. Ancak tasdiki tekzibe, ikrarı inkâra tebdil edenler, ebedi cehennemdedirler” Süleyman Hilmi Silistrevî k.s.

• İnsanlar maddi hastalığının arkasından koştuğu kadar, manevi hastalığının da peşinden koşsalar (manen tedavi olmaya çalışsalar), herkes hakiki Müslüman olurdu.” Süleyman Hilmi Silistrevî k.s.

• Sekiz şey haksızlık ve cefadır:

1. Yalnız kendi nefsi için dua etmek.

2. Mescide girip de namaz kılmamak.

3. Mezarlıktan geçerken dua etmemek.

4. Semtindeki âlimden bir şey öğrenmemek.

5. Tanışıp da, birbirinin adini sormamak.

6. Meşru davete gitmemek.

7. İmkân varken ilim öğrenmemek.

8. Komsusu aç iken, kendisi tok olmak. [Hem maddi hem de manevi yönden]

• Hanımının yanında yabancı kadınlardan bahsetme. Çünkü, senin yabancı kadınlardan bahsettiğin gibi, o da yabancı erkeklerden bahsetme cesaretini gösterir. İmam-i Azam Ebu Hanife rh.

• Cahillerle girdiğim her tartışmayı kaybetmişimdir. İmam-ı Azam Ebu Hanife rh.

• Maddi hayata tapanlar, deniz suyunu içtikçe susuzları artanlar gibidir. Muhyiddin-i Arabi k.s

• Üç şey vardır ki, çok zordur:

1. Sır saklamak

2. Acıları unutmak

3. Boş zamanı değerlendirmek. Sa””di-yi Şirazi k.s.

Gecenin ne kadar uzun olduğunu ancak hastalar bilir. Sadi-yi Şirazi k.s.

• Akarsu nerdeyse orası yeşerir. Nerede gözyaşı dökülürse oraya Rahmet nazil olur. Mevlana Celaleddin-i Rumi k.s.

• Su ateşe galiptir; ancak bir kaba girerse, ateş o suyu kaynatır, yok eder. Mevlana

• Ana rahminden geldik pazara / Bir kefen aldık donduk mezara. Yunus Emre

• Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma. Atasözü

• Yardım, tıpkı çiçekler gibidir. Ne kadar taze ise insanları o kadar memnun eder. Chilon

• Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgâr yardım etmez. Hichel de MONTAIGNE

• Hiçbir mazeret, başarının yerini tutamaz. Anonim

• Bir hediyeyi verirkenki davranışımız, hediyenin kendisinden daha çok büyük anlam taşır. Pierre Cornielle

• Büyük ruhlar ıztıraplarına sessizce katlanırlar. Fredrich

• Tatsız asa tuz neylesin, Akilsiz basa söz neylesin? Anonim

• Düşünmediğim zaman yasamadığım zamandır. Rembrantd

• İnsan kalbindeki imanı ile mü””mindir. Kafasındaki malumat yığını ile değil. Anonim

• Kurtlarla arkadaş ol, yalnız elinden baltayı bırakma. Rus Atasözü

• Rüzgâra tüküren, kendi yüzüne tükürür. İtalyan Atasözü

• Kör ata ha göz kırpmışsın, ha başını sallamışsın. İngiliz Atasözü

• Böcek olmayı kabullenenler, ezilince şikâyet etmemelidirler. F. Schiller

• Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi vardır. John Lyly

• Aç insan kolay kandırılır. KATHERINE MANSFIELD

• Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner. Konfucyus

• Adalet topaldır, ağır yürür fakat gideceği yere er-geç varır. Mirabeau

• Adaletin gecikmesi, adaletsizliktir. Candar

Hamiş: Hz. Aişe (r.anha) ile Hz. Ali (r.a.) arasındaki anlaşmazlık bu sebepten çıkmıştır. Hz. Osman’ın (r.a.) şehit edilmesinden sonra Hz. Aişe ( r.a.), halife olan Hz. Ali””den (r.a.) katillerin derhal bulunmasını ve mahkemeye çıkarılmasını söyler. Adaletin gecikmemesi için…

Hz. Ali (r.a.) de durumun müsait olmadığını belirtir; ve bu iş için zamana ihtiyacı olduğunu, acele edilmeyip olayların-fitnenin iyice yatışması icap ettiğini ifade eder.

Ancak Hz. Aise ( r.a.) “Adaletin gecikmesi adaletsizliktir” diyerek Hz. Ali””ye (r.a.) karşı çıkar.

Âlimlerin görüşleri, Hz. Ali””nin (r.a.) haklı olduğu yönünde ağır bassa da, ortak görüş; her iki tarafın da kendi açılarından haklı bulundukları yönlerin olduğudur.

Velhasıl, içtihatlarında hata da etseler zaten günahkâr değillerdir. Başkalarını ilzam edecek, dillerine-kalemlerine dolamaya sebep teşkil edecek bir durum yoktur ortada…

Rabbim cümlemizi ve bilcümle Ehl-i Sünnet mensuplarını bu gibi hususlara bulaşmaktan, hâşâ o haklıydı bu haksızdı gibi yanlış ve tehlikeli yaklaşımlardan uzak tutsun, muhafaza buyursun. Amin…

* * *

• Adaletsizliği işleyen, çekenden daha sefildir. Eflatun

• Ahlâkın olmadığı yerde kanun bir şey yapamaz. Napoleon

• Anneler çocuklarının aklından tutacakları yerde ellerinden tutarlar. DUPONLOUP

• Aslanlar kendi tarihlerini yazmadıkları sürece, avcı hikâyelerine inanmak zorundayız. Anonim

• Aşk, gülü dikenle avuçlamak demektir. Anonim

• Başkalarının yolunda yürüyenler, ayak izi bırakmazlar. S.L.BRAUNDON

• Başlamak, bitirmenin yarısıdır. A. Einstein

• Bataklıkta boğulanın ne yuttuğunu araştırmaya gerek yok. Anonim

• Bazen sesini duyurabilmen için susman gerekir. S. LEC

• Amerikalı beyazlar, zencileri olimpiyattan olimpiyata severler. AMERİKAN ATASÖZÜ

• Bildiğimizi zannetmemiz, öğrenmemizin en büyük düşmanıdır. DR.C. BERNARD

• Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır. Lao-Tzu

• Bir insan aç olduğu için değil, hırsız olduğu için çalar. W.S MAUGHAM

• Bir insanin tek başına mutlu olması, utanılacak bir şeydir. A.CAMUS

• Birçok insan mutluluğu, burnunun üstünde unuttuğu gözlük gibi etrafta arar. DROZ

• Bir şeyi birçok insanin kabul etmesi, bir şeyin gerçek olduğuna delil sayılmaz. S.MAUGHAM

• Bir tek kişiye yapılan bir haksizlik, bütün topluma yapılan bir tehdittir. Montesquieu

• Bozulduğu zaman, insandan daha korkunç yaratık yoktur. SOPHOKLES

• Denizi sev, ama kıyıda dur! George Herbert [Hele de yüzme bilmiyorsan…]

• Ders alınmış başarısızlık, başarı demektir. M.S. FORBEY

• Dürüstlük en iyi siyasettir. Japon Atasözü

• Edepsizliğin başladığı yerde, edebiyat biter. MEHMET AKIF ERSOY

• Eğer öküzlerle domuzlar konuşabilseydi, yemden başka şey düşünüp konuşanlarla alay ederlerdi. EPIKTETOS

• Elinden geldiği halde kötülüğe engel olmayan, onu teşvik ediyor demektir. LATİN ATASÖZÜ

• En büyük felaket, günahların ağırlığı altında ezilerek ümitsizliğe düşmektir. Anonim

• En büyük yalancı kimdir? En çok kendinden bahseden… Fotonel

• En güzel öğüt, iyi örnek olmaktır. MALCOLM X

• En insani davranış, bir insanin utanılacak duruma düşmesini önlemektir. NIETSCHE

• Engelleri yollarınızı tıkayan şeyler olarak görmeyin. Onları, size uçmayı öğretecek fırsatlar olarak görün. Anonim

• Fakir insan mali az olan değil, arzusu çok olandır. SENECA

• Gürültü için akordu bozmak yeter. SHAKESPEARE

• Hepimiz ölümün nisanlısıyız… Cenap Şahabettin [Ne zaman evleneceğimiz ise ancak Allah katında bilinmektedir.]

• Hiçbir suç hazırlıksız islenmemiştir. Seneca

• Horozu çok olan köyün sabahı geç olur. Anonim

• Hükümdar haksız olarak bir köylüden yumurta alırsa, adamları köylünün bütün tavuklarını alır. Sadi-yi Şirazî

• İki şey aptallık belirtisidir; söyleyecek yerde susmak, susacak yerde söylemek. Anonim

• İnsanlar, her biri ayrı ses çıkartan enstrümanlara benzerler. Lider, orkestra şefi gibi bu topluluktan gürültü değil melodi çıkartan kişidir. Anonim

• İnsanları inandıkları şeylerden vazgeçirmek bir şeye inandırmaktan daha zordur. E.RENAN

• İstemek, “İstiyorum” demek değil, harekete geçmektir. A.MAURROIS

• İsleriniz iyi gidiyorsa eğitim bütçenizi iki katına çıkarın, isleriniz kötü gidiyorsa dört katına… (Peters)

• İyiliği gizli yapanlar, Allah’a inananlardır. BALZAC

• Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz. LUKIANOS

• Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar. MEVLANA

• Kaybetmemek için zaaflarınızı, kazanmak için gücünüzü bilin. Anonim

• Küçük kafalar insanları, orta kafalar olayları, büyük kafalar fikirleri konuşur. HYMAN G. RICOVER

• Küçük şeylere fazla önem verenler, ellerinden büyük şeyler gelmeyenlerdir. EFLATUN

• Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama kardeşçe yaşamayı öğrenemedik. M. L. KING

• Meyvesi çamura düşüyor diye ağaca mı lânet edilir? HOLDERON

• Ölüm olmasaydı onu icat etmek zorunda kalırdık. VOLTAIRE

• Öyle horozlar vardır ki öttükleri için günesin doğduğunu sanırlar. G.DUMANT

• Reklâmcılık, yarı doğrulardan tam yalanlar üretme sanatıdır. E.SHOAFF

• Samimi olmayı va’dedebilirim, ama tarafsız olmayı asla. GOETHE

• Silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat diyoruz. J.CHRISTIAN

• Siyaset insanin karakterini mahveder. BISMARK

• Tarih değil, hatalar tekerrür eder. SULTAN II. ABDULHAMİD HAN R. ALEYH

• Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliğidir. Anonim

• Uyanık bir tek adam, uyuyan binlerce kişiden daha kuvvetlidir. S.CARNOT

• Yarışlar tekrarlansaydı, kazanmayan kalmazdı. A. ADE

• Yemine gerek görmeyecek kadar sözlerine sadık ol. DALE CARNEGIE

• Yıldızlar ateş böceği sanılmaktan korkmazlar. TAGORE

• Zor iş, zamanında yapmadığımız kolay işlerin birikmesiyle oluşur. H.FORD

• Zorluklar, başarının değerini artıran süslerdir. Anonim

* * *

Bu hikmetli-ibretli, ders yüklü, altın ve platin, inci ve mercan değerindeki güzel sözleri hayatımızda rehber edinmemiz dileği, ümit ve temennisiyle…

Herkese başarılar diliyorum.

Rabbim yâr ve yardımcımız olsun

Halis Ece

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar, İlginç | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

PAYLAŞMAK, AĞLAMAK VE VEFA

Posted by Site - Yönetici Nisan 13, 2008

PAYLAŞMAK, AĞLAMAK VE VEFA

PAYLAŞMAK, AĞLAMAK VE VEFA

Büyük zâtlardan biri, evinde otururken birden kapı çalınır.

İnip bakar. Bir de ne görsün eski tanıdıklarından biri. Allah rızası için sadaka istemeye gelen bu eski dostu mahcup etmemek için, bu zât kendisine görünmez.

Hemen içeri koşup eline sandıktan ne geçtiyse hepsini getirip, kapı aralığından uzatır.

Adam dua ederek gittikten sonra o zât hüngür hüngür ağlamaya başlar…

Hanımı,

“Verdiklerin gözüne çok göründü, yaptığın cömertliğe pişman oldun da ondan dolayı mı ağlıyorsun?” diye sordu.

Adam şöyle cevap verdi:

“Hayır! Hayır!

Aklına gelen şey yanlış. Ben verdiğim para için değil, uzun zamandan beri görmediğim bir dostumun hâlini sorup araştırmadığım için, onu dilenmeye zorlanacak duruma getirişime ağlıyorum!..”

Gelin büyük zâtın hâline iştirak edip biz de ağlayalım!

Teselli bekleyen komşumuza çare olamayışımıza, cevabını yazmayı unuttuğumuz mektuplara, aramadığımız dostlarımıza, ziyaret etmediğimiz hastalara, Ekmeğini yeyip çorbasını içtiğimiz bize ilim irfan öğreten yurtlarımıza, eli öpülesi hocalarımızı arayıp sormayışımıza, mezun olduktan sonra bir daha selam vermeyişimize ağlayalım.

Belki en kötüsü de, bu hissimizi yitirişimize ve

ağlamayı unutuşumuza ağlayalım. Çoğu şeyin farkına varmadan yaşıyoruz.

Sokakta telaşla ilerlerken hayattan ümidini yitirmiş birisi geçiverir yanımızdan bakar geçeriz.

Alaca karanlıkta pazar artıklarını toplayan fakirleri görürüz.

Çöp bidonunu karıştıran adamın parmakları yırtık pabucunun içinde donarken, basit bir boş şişe bulup onunla oynayan minik bir çocuk görürüz.

İyilik yapmayı uzaklarda aramayalım.

Aslında o yanıbaşımızda bizi beklemektedir.

Öyle insanlar vardır ki, parasızlıktan veya maddi yetersizliklerden dolayı değil, sadece sevgi sözcüğüne hasret olarak ilgisizlikten ölür giderler.

Bazen, kedinin ayak tıkırtısı veya rüzgarın sürüklediği kağıdın hışırtısı, ümit uyandırmak için insanın yerini alabiliyor.. .

Bir aile “Acaba hangi lokantaya gitsek?” diye düşünürken,

yan komşusunun yokluktan yiyecek bulamayıp, çocukların feryatlarını ve çaresizlik içinde kıvranan anne-baba’nın hâlini düşünün.

Bunlar işin maddi yönü, bir de mânevi yönü var ki, imana, islâma, ilim ve irfana, ahlâka susamış yüzlerce çocuk var sokaklarda.

Onların elinden tutup, onlara yardımcı olup, gerekirse masraflarını cebimizden karşılayıp bataklıktan çıkaramadığımız gençlerin haline bakıp ta ağlayalım.

Unutmayalım İyilik, hayata anlam kazandırır.

İyilik öyle bir dil’dir ki hem dilsizler konuşabilir onunla,

hem de sağırlar işitir onu…

Hayat bir iyilik yarışıdır ve sevmektir.

Biz de birilerinin elinden tutup hayata kazandıralım,

Bataklıktan kurtaralım.

Sevmek ve paylaşmak ise boş sözle olmaz. Sevmek

ilgilenmektir.

Zaman ayırmaktır.

Paylaşmaktır.

Muhabbetlerimle.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Osmanlı’da Mahalle Mektebleri

Posted by Site - Yönetici Nisan 13, 2008

Osmanlı’da Mahalle Mektebleri,osmanlida-egitim-yili-nasil-baslardi-h1410880858

Osmanlı’da Mahalle Mektebleri

Müslümanlık, kadın-erkek diye ayırmaksızın herkesi dinini öğrenmeye teşvik ediyordu. Âyetler ve hadîslerle ve diğer şer’i delillerle de te’yid edi­len bu mükellefiyet dolayısıyla Osmanlı İmpara­torluğu’nda, hemen hemen her câmi ve mescid bi­tişiğinde veya yakınında yüksek kubbeli tavanla­rı olan mektebler inşâ edildiği gibi, hayır sahipleri tarafından da yâdedilmelerine ve sevâb kazanmalarına vesîle olmaları maksadıyla mek­tebler yaptırılmış ve bunların hizmetlerini devam ettirmeleri için gelir kaynakları vakfedilmiştir.

Ekseriyet îtibariyle taştan yapıldıkları için “taş mekteb” ismi ile de zikredilen bu mekteblerin daha ziyâde “mahalle mektebi” şeklinde isim­lendirildikleri görülmektedir. Nitekim resmî vesîkalarda “sıbyan mektebleri ” olarak geçen bu mekteblerin esas gâyesi İslâm dîninin âdab ve erkânını, bu cümleden olmak üzere Kur’ân okumayı, yazı yazmayı, namaz kılmayı ve ilmihâl bilgilerini öğretmekti. İsteyene tecvid de öğretilirdi. Tecvid kitaplarından bugün de halk arasında mû’teber tutulan ve okunan taşbaskı “Karabaş Tecvidi” isimlisi tercih edilirdi.

Mektebe başlayan çocukların sırasıyla halk arasında “supara” da denen Elifbâ cüzü, Amme cü­zü, Tebâreke ve diğer bazı cüzler ve bu arada mevlid ve en sonunda da Mushaf “Kur’ân” okutu­lurdu.

Çocuğun Kur’ân okumaya başlaması ayrı bir sevinç vesîlesi olur ve “Mushafa çıkmak” diye isimlendirilirdi.

Hocanın nezâretinde Mushafı sonuna kadar okuyup bitirmeye “Hatim indirme” denir ve bile­bildiğimiz kadarıyla sadece kız çocukları için “Ha­tim Duâsı” yapılırdı. Bu merâsimlere de çocuğun âilesi, komşuları ve hatta mahalle sakinleri tara­fından çok ehemmiyet verilirdi ki, bu âdet günü­müzde de küçük yerlerde hemen hemen aynı can­lılıkla yaşamaktadır. Kız ve erkek çocuklarının mektebleri çoğu defa ayrı oluyor, karışık olarak devam edilen mekteplerde ise kız ve erkek çocuk­ları ayrı birer sıra teşkil ediyorlardı.

Çocuklar ye­re, sıraların veya evden getirdikleri rahlelerin önüne, yine evden getirdikleri minderlerin üzerine oturuyorlardı. Derslerin bir kısmı müştereken, yani bütün çocukların katılmasıyla sesli bir şekil­de, bir kısmı da ayrı ayrı yapılır ve okunan dersin sonuna hoca balmumu parçası yapıştırırdı. Ertesi gün tekrar oradan derse başlanırdı. Konuşmamı­zın kesildiği yeri veya son söylediğin sözü unutma mânâsına gelen “Sen buna bal mumu yapıştır” sözü buradan kalmış olsa gerektir. (…) Bevvab adındaki hizmetli her sabah “Haydi Mektebe!..” dâvetiyle çocukları toplar ve omuzunda taşıdığı uzun bir sı­rığa yiyecek çantalarını asarak onları mektebe iletirdi. Akşamları da yine aynı şekilde evlerine dağıtırdı.

(Daha geniş bilgi için bakınız: Ali Birinci-İsmail Kara, Mahalle Mektebleri, Kitabevi, İstanbul)

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Milletlerarası meşhur Nasreddin Hoca fıkraları

Posted by Site - Yönetici Nisan 13, 2008

Milletlerarası Meşhur Nasreddin Hoca Fıkraları

Milletlerarası Meşhur Nasreddin Hoca Fıkraları

Nasreddin Hocamızın (r.aleyh) fıkralarından birinin PAKİSTAN‘daki nakli-anlatımı şöyledir:

Hoca merhum akşam vakti evinde oturmuş, “şimdi bir yerden bir tas çorba gelse ne iyi olur!” diye aklından geçiriyormuş. Derken kapı çalınmış. Hoca bakmış ki, komşunun çocuğu elinde bir kâse ile duruyor. Geliş sebebini sorunca, çocuk cevap vermiş:

– Annem size gönderdi, eğer çorbanız varsa bir kap verin diye…

Hoca hayıflanarak mırıldanmış:

– Anlaşılan komşularımız dilek ve temennilerimizin bile kokusunu alıyorlar.

***

Şu da KAZAKİSTAN‘dan:

Hocanın köyüne ilim adamları gelmiş. Köylülere sormuşlar:

– Bu köyde âlim biri var mı?

Halk;

– Elbette! demişler. Bizim Nasreddin Hocamız var.

Hoca çağırılmış, meclis kurulmuş. Âlimler;

– Hocaefendi! demişler, sana kırk soru soracağız; ancak siz, hepsine iki kelime ile cevap vereceksiniz.

Hocaefendi;

– Tamam, sorunuz! deyip soruları baştan sona dinlemiş.

Herkes cevap için Hoca’nın ağzına bakarken, o iki kelime ile hulâsa etmiş:

– Hiç anlamadım!

***

Bir tane de ÇİN‘den anlatalım…

Nusrdin Avanti‘ye –Çinliler böyle ifade ediyor– bir tefeci gelip tenceresini ister. Nusrdin Avanti şöyle der:

– Çok isterdim, ama tencere şu anda lohusa yatağında doğum yapmaktadır.

Tefeci şaşırır:

– Avanti, alayı bırak benimle!.. Nasıl olur da bakır tencere doğum yaparmış?

Avanti cevabı yapıştırır:

– Bakır doğum yapmaz öyle mi? O halde senin fakir fukaraya verdiğin bakır mangırlar nasıl oluyor da beş-on iken, yüz-yüz elliye çıkıyor?

Posted in Diger Konular, Fıkralar, Güncel, Gündem, Genel, Mizah, Nasreddin Hoca, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: