Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 15 Nis 2008

Hz osmanın’ın ağlatan şahadeti

Posted by Site - Yönetici Nisan 15, 2008

Hz osmanın'ın ağlatan şahadeti

Hz osmanın’ın ağlatan şahadeti

Kuran okuyordu bir ara susuzluğun verdiği yorgunluğun verdiği tesirle uzaklara daldı kuran okurken… Diz üstü oturmuş kuran okurken başı öne eğildi uykuya dalmıştı birden bire … uykudayken rüyasında önünde bir koridor o koridorlar açılıyordu onu tutanlar götürüyorlardı burdan burdan diyorlardı… Sonra o koridorlardan geçti orda bir ışık kümesi gördü orada birileri oturuyordu yaklaşınca birden ne görsün… Allah’ın resulu oradaydı bir yanında hz ebu Bekir öteki yanında hz ömer vardı Allah’n resuluyla karşı karşıya kalmıştı Allah resulu bakıyor gülümsüyordu
Osman geldin mi ?
Geldim ya resul Allah
Seni susuz mu bıraktılar ?
Beni susuz bıraktılar ya resul Allah
Seni haps mi ettiler ?
Beni haps ettiler
Seni mescide indirtmiyorlarmı ?
Beni mescide indirmiyorlar
Sen aç mı kaldın ?
Ben aç kaldım ya resul Allah
Haydi osman acele et gel bu akşam seni bekliyoruz bereber iftar yapacağız ..
Birden sıçradı uyanmıştı cuma günü akşam üstüydü …
Naile geldi
ne oldu osman dedi
demin resulallahı gördüm beni çağırıyordu
ben gitmek üzereyim demekki !
Birden entarisini çıkardı bana şalvar getirin dedi hayatı boyunca şalvar giymemişti …
O an şalvar giydi sadece o an ve okadar edepliydiki biraz sonra şehit edileceğinden edep yeri açılmasın diye şalvar giyecekti, biliyorduki o zalimler onu yerde sürükleyeceklerdi kapı zorlanıyordu
Ve eşine dediki terk edin burayı beni yanlız bırakın beni kuranla başbaşa bırakın.
Kuran önündeydi başını önüne eğmişti sadece kurana bakıyordu kapıyı kıranlara bakmıyordu bile sonra birisi içieri girdi sakalından tuttu onu ve o an başını kaldırdı baktı birde ne görsün sevdiği bir insanın oğluydu sevdiği bir dostunun oğluydu ve şunu dedi : Baban görseydi bunu , sana ne diyecekti o an gözlerinden yaşlar geldi ağlıyordu halife , Delikanlı bırakıp kaçtı sonra üst üste başına gelen demir darbeleri meleklerin haya ettiği o büyük insan o büyük nur mekanın utandığı o insanın kanı kuranın üzerine damlıyordu

*ONLARA KARŞI SANA ALLAH YETER *AYETİ ÜZERİNE DAMLIYORDU KANI

üçgün boyuca kimse ona yanaşamıyordu cesedini dahi kaldırtmıyorlardı naile elini uzatmış ona inen darbeleri durdurmaya çalışırken Nailenin eli kopmuştu
üçgün sonra 12 sahebe gece karanlığında osamnın yanına gidiyorlardı elbisesi kan içersindeydi beyaz elbisesi beyaz saçı beyaz sakalı kana bulanmıştı

O çoktan iftara gitmişti resulun yanındaydı çok özlediği dostların yanındaydı çile bitmişti

Sırtladılar onu yıkamadılar şehit`ti çünkü elbisesini çıkarmadılar kanla gidecekti hesaba hesap sormak için sırtta giderken boşta kalan mübarek başı kaplıara çarpıyordu tak diye sesler geliyordu ve baki mezarlığının uzağındaki doğrusu kağıtların atıldığı yere gömdüler çünkü oraya müsade ediyorlardı… gecenin geç saatinede gömdüler onu .
Medine mahzundu sahabenin şehitleri çoktan hz Osmanı misafir almışlardı yanındaydılar hz Osmanı çok sevmişlerdi 83 yaşındaki rahmet bereket insanı tek başına tebükü satın alan adam Allah resulunun uhud dur bakalım üstünde şehit var dediği adam garip bir şekilde toprağa verildi …

Medine hz Osmanı hiç unutmayacaklardı bu rahmet adamı gitmeyecekti ve son olarak hz Osman medinedeki sakin Medinedeki o sessiz insan .

Birgün Medineye gittiğinizde hz Osmanı ziyaret edin ve o hüznü yaşayacaksınız hz Osman hep yanlız dır sedece kuranıyla başbaşa kalmıştır …

Posted in Diger Konular, H.z Osman, Yorumlar | Etiketler: , | 11 Comments »

YEMEK DUASI – SOFRA DUASI – TAAM DUASI

Posted by Site - Yönetici Nisan 15, 2008

YEMEK DUASI – SOFRA DUASI – TAAM DUASI – ViDEO

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

YEMEK DUASI – SOFRA DUASI – TAAM DUASI –  ( Turkce )

Elhamdü lillah ( 2 Kere)

Elhamdü lillahillezii et`amenaa vesegaanee vecealenee minel müslimiyn.

Elhamdü lillehi rabbil alemiyn vessaleeti vesseleemü alaa seyyidinaa Muhammedin ve alaa eelihii ve sahbihii ecmaıyn.

Vagfu anne vagfirlenaa verhamnaa ente mevlanaa fensurnaa alel gavmil kefiriyn. ( 3 Kere )

Allahümme salli alaa seyyidinaa Muhammedin biadedi envaaırrızgı velfütüühaat yaa baasıtullezii yebsüturrizga limen yesaau bi gayri hisaab. Übsut aleynaa rizgan veesian min külli cihetin min hazeeini gaybike bigayri minneti mahluug bi mahzi fazlı keramike bigayri hisaab.

Yaa ekramel ekramiyn veya erhamerrahimiyn,

iftahilbaabe yaa Allah ( 3 Kere ) Yaa Allahu yaa kafii yaa fettaah yaa müfettih fettih bil hayr.

Allahümmegfir sahibe hezettaami vel eekiliyn.

Allahümmec al devletenaa daaimen evleedenaa aalimen saaliha velaa tüsallit aleynaa zalimen.

Allahümme zid velaatengus nıgmeten kesiyraten bihurmetil FATIHA…


NOT :Duadaki bazi harfler ikiser yazilmistir, bu o harfleri biraz uzatarak okumak anlamina gelir.


MANASI :

Hamd Allaha mahsustur. ( 3 kere )

Hamd bizi doyuran, sulayan, ve bizi müslümanlardan eyleyen Allaha mahsustur.

Hamd alemlerin rabbi olan Allaha mahsustur. Salatu selam efendimiz Muhammed s.a.v. ile O´nun al ve ashabinin tamami üzerine olsun.

Bizi afv eyle , bizi magfiret eyle , bize rahmet eyle ( Allahim ). sen bizim mevlamizsin; kafir kavimler üzerine- galib gelmemiz icin – bize yardim eyle.( 3 kere )

Allahim rizkin ve fetihlerin her cesidinin adedi kadar, Efendimiz Muhammed Mustafa´ya s.a.v. rahmet eyle.

Ey istedigine rizki hesabsiz olarak yayan Rabbim! Mahlukata minnet ettirmeden, sadece kereminin fazliyla, kendi gayb hazinelerinden, her cihetten bizim üzerimize hesabsiz olarak rizk sac , ey ikram edicilerin en cömerdi ve ey merhamet edicilerin en merhametlisi.

Ya Allah ( hayra ait ) her kapiyi ac,  ( 3 kere )

Ya Allah ya Kafi , ya Fettah , ya Müfettih ! Hayirli olarak ac ( hayirli fetihler nasib eyle )

Allahim bu yemegin sahibi ve yiyenleri magfiret buyur. Allahim onlarin devletlerini daim, evladlarini alim, salih eyle.
Onlar üzerine zalimleri musallat etme !

Allahim Fatiha suresinin sirri hürmetine, -bize- bir cok nimetler fazlalastir, noksanlastirma !

NOT: Yemeklerden sonra bu duá´ya devam edilen evde bereket kesilmez. Ve O ailenin cocuklari anne ve babasina asi olmazlar.


ARAPCA`SI

yemek duasi,YEMEK DUASI – SOFRA DUASI – TAAM DUASI –  ( Turkce )

NOT: Üstteki arabca taam duasinda cok büyük kerametler vardir. Yemeklerden sonra bu duá´ya devam edilen evde bereket kesilmez. Ve O ailenin cocuklari anne ve babasina asi olmazlar.

Kaynak : Dua kitabi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 550 Comments »

Yörüklerde aile ve kadın

Posted by Site - Yönetici Nisan 15, 2008

Yörüklerde Aile ve Kadın

Yörüklerde Aile ve Kadın

Milli kültürümüzün sahip olduğu dinamiklerin belirlenmesinde, milli bünye analizlerinin büyük payı olduğu bilinmektedir. Sosyal yapımızın ana eksenini teşkil eden Türk boy sisteminin incelenmesi, milli kültür sahasındaki araştırmalara da ışık tutacaktır.

Anadolu konar-göçer kültürünün halk kültürümüzdeki yeri ve önemi bu açıdan bizim için son derece ciddi bir konudur.

Yörük hayatı bir bütün halinde incelendiği zaman “bir yığın, şekilsiz bir kümeleşme” olmadığı görülür. “Toplum yapısı ne sadece basit bir varlık olarak ve ne de sert bir şekilde yekpâre kalıplanmış çok sıkı bir tesanütle kaskatı donuk” olan Yörük dünyasında “son derece yumuşak, katılmaları kolaylaştıran, geçişini sağlayan” bir dünya görüşünün hakimiyeti hemen sezilir.

Çadırdan, mühendisin projesiyle kurulmuş eve; kıl çulhadan, karyola ve masaya rahatça geçmişler. Her yerde Yörüklerin yerleşik hayata, zirai kültüre, köy ve şehir yaşayışına hayret edicek derecede kolaylıkla ve kısa zamanda intibak edişilerini müşahede kabildir. Bu kültür değişmesini, tekâmül vetiresini şöyle bir şema içinde gösterebiliriz:

– Çadırda elbiselerin konduğu “ala çulhaların” yerini; çeyiz sandığı, konsol, gardrop almıştır.

– Yer minderi, sedir yerini; divan, sandalye, koluğa terk etmiştir.

– Peynir ve su koymaya mahsus deriden yapılmış “tuluk, tulum” yerini; tahta-ahşap ve bakır kaplara bırakmıştır.

– Yer sofrası yünden örülmüş bir bez örtü olup, yemek onun üzerinde yenilerek köy yerleşme ile sofra bezinin üzerine kasnak ve sini (ya da tepsi) konularak daha sonra masa, sandalye, herkese ayrı porselen servis tabakları, kullanılmaya başlanmıştır.

Eski Türk göçeberinde sosyal organizasyonun çok mürekkep (fazla karışımdan meydana gelmiş, birleşik) ve türlü yasa’ya müstenit kaide, müeyyide ve şekillerle oldukça mükemmel olduğunu görüyoruz. Boyların, oymakların teşekkülü, hakkı-hukuku, vazifesi, mevkii, kudreti belli, muayyen kaidelere göre her zaman tatbik edilmesi elzem mrasimlere tabi idi.

Göçebelerde dini tevekkül ve kanaatkârlık, örf, adet, töreye dayanan cömertlik, diğergamlık, ufak hesaplara bakmama temayülü görünüyor. Bu huylar; sayar, tartar, ölçer, biçerken müşteri lehine, alıcı lehine hareket etmek, süte bir gram dahi su koymamak, en ufak hileye tenezzül etmemek şeklinde tecelli ve tezahür ediyor.

Yörükler, erkek çocuklarını mutlaka sünnet ettirirler. Yaylalara, kışlaklara gezici olarak gelen sünnetçilere, yağ, süt, kıl karşılığı çocuklarını sünnet ettirirler. Temizliği, paklığı seven Yörükler, düğünlerini genellikle kışlakta veya yaz sonunda yaparlar.

Yörükler, son derece konukseverdirler. Gelen konuğa mutlaka kuzu veya oğlak keserek taze kuzu, oğlak eti sunulur.

Askere giden genç kişi için, kurban keserek konu-komşuya dağıtılır. Hayırlısıyla gitsin, gelsin diye. Askerden sağlıklı dönen kişi için de adak kesilir, adak konu-komşuya dağıtılır. Hayırlısı ile gitti-geldi diye adanan bir adak, mutlaka yerine getirilir.

* * *

YÖRÜKLERDE KADININ YERİ

Yörüklerin hayatında kadının önemli bir yeri vardır.

Çadırın yönetimi evin en yaşlı kadınınındır. Kadın evin direğidir.

– Çocuklara o bakar, konuğu kadın ağırlar, kilimi, çadırı, heybeyi, kolanı kadın dokur.

– Keçeyi kadın pişirir. (Dokumarı genellikle küçük boyutlu, bol renkli ve motifleri özgündür)

– Hayvandan sütü kadın sağlar. Üzerlerine giyilen giysiyi kadın diker. Keçiden koyundan kırkılan yünü, kılı o temizler, eğirir boyar bir-bir renkli motife dönüştürür. Çadırda dumanı tüttürür, ekmek, aş yapar.

Sözün özü; Yörük kadını beş parmağında beş hüner, üretkenliğin, sevginin vefanın eşsiz bir örneğidir.

* * *

Mektep-medrese görmemiş göçebe Türk kızlarının ibda’ edercesine (sıfırdan üretircesine) meydana getirdikleri motiflerle müzeyyen halı ve kilimler, yükte hafiftir, ancak bir çuvalı doldurur. Fakat en modern bir şehirdeki, en mutena bir salonu ziynetlendirecek vasıfta, sanat derğerindedir. Ücra dağ başlarında umulmadık yerlerde büyük bir manevi kültürü temsil eder.

Bir çadıra atlı bir misafir geldiği zaman onu genelde mutlaka genç kızı, yoksa kadın karşılar; silahını alır, atını bağlar; en ağır minderleri altına sermek ve dayanarak rahat etmesi için yastıklarını bir biri üzerine etrafına yığmakla ikram ve izaz eder, kahve ve ayran sunar.

Yörükler, kadın-erkek dağda-bayırda çoğu zaman işlerini birlikte görürler. Genç kız ve genç delikanlılarda kaçma-göçme olayına pek sık rastlanmaz, kimsenin namusuna leke gelmez.

Halis Ece
 
KAYNAK
Doç. Dr Pakize AYTAÇ, Yörük ve Türkmenlerde Günlük Hayat Sempozyum Bildirileri Kitabı, YÖRTÜRK VAKFI YAYINLARI

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 2 Comments »

BRAHMANLAR(Hinduizm)

Posted by Site - Yönetici Nisan 15, 2008

BRAHMANLAR(Hinduizm)


Hindu kutsal metinleri 3 kısma ayrılırlar. Bunlar; Vedalar, Upanişatlar ve Purana’lardır. Bu kitapların geçmişi MÖ. 4000 yıllarına kadar uzanır. Puranalar 17 ciltten oluşur. Bunlar arasında temel kitap BHAVİŞYA PURAN olarak bilinir ki, gelecekteki olaylardan bahsettiği için bu isimle anılır. Hindlilere göre kitabın derleyicisi Mahrişi Vyasa isimli birisidir fakat sözlerin sahibi Tanrı’dır. Burada iktibas ettiğimiz nüsha Bombay’da Venkteshwar Press’te basılmıştır. Şu satırlar aynen bu kitaptan alınmıştır ve kelimesi kelime tercüme edilmiştir;

“Melekhalı öğretici, kendi dostlarıyla zuhur edecek. Adı MOHAMMAD olacak. Raca ona en samimi sadakatini ve bütün saygılarını sunduktan sonra şöyle dedi; “Sana bağlı kalacağım. Sen ey Parbatis Nath/Beşeriyetin Efendisi, Arabistanın sakini. Sen şerri yok etmek için büyük bir güç topladın. Ve o, Melekha’lı düşmanlardan kendi kendini korudu. …..ben senin kölenim, beni ayaklarının altına yatır.”

Metnin kelimesi kelimesine tercümesi böyle. Efendimizin ismi, başka hiçbir şahsa uygulanamayacak şekilde açıkça yazılmıştır.

Aynı kitaptan aktarmaya devam edelim. SHALOKAS; 10-27’de açık bir işarete daha rastlanır. Metnin son kısımlarında sanki Efendimiz, Mahrişi Vyasa ile konuşarak getireceği şeriati tebliğ etmektedir;

“Melekhalılar, Arapların meşhur beldelerini yağmaladılar. Bu ülkede Arya Drahma/ilahi kanun’dan bir eser yoktur. …Bu düşmanlar, doğru yolu göstermek ve onları hidayete çağırmak üzere MUHAMAD …ki Pishachaları doğru yola getirmekle meşhurdur. …Geceleyin, melek mizacında olan o zeki adam, bir Pishacha kılığında Raca Bhoj’a şöyle dedi; “…Benim takipçim sünnetli, saç örgüsü olmayan, sakal bırakan ….ibadete çağrı/ezan okuyan… bir adam olacaktır. Domuz hariç her türlü hayvanı yiyecektir. Onlar kutsal su ile değil savaş/cihadla arınacaklar. Dinsizlere karşı mücadele etmeleri yüzünden müslümanlar olarak tanınacaklardır.”

Vedalar da bulunan bir cümle vardır ki, hem Hendek Savaşını hatırlatır, hem de kullanılan bir kelime Efendimizin çok iyi bilinen bir ismine atıf yapar; “Hakikatin Efendisi, ….İbadet eden, dua eden kişinin onbin düşmanını yok ettin” Burada verilen rakam, Hendek Savaşındaki düşman sayısını vermektedir. Fakat asıl önemli olanı bu cümlede geçen iki kelimenin verdiği anlamdır. Birincisi Efendi olarak tercüme edilen kelimenin karşılığı olan Satpatı kelimesidir. Sat, gerçeği ve dürüstlüğü seven manasınadır. Pati de efendi veya üstad manasına gelir ki her ikisinin manası hakikatin efendisi anlamına gelir.

İkincisi; bu cümlede bulunan dua eden diye tercüme edilen sanskritçe karu kelimesidir ki, Hindçe Satoto kelimesinin anlamdaşıdır. Bu da Efendimizin ismi Ahmed’in tam karşılığıdır.

Hendek Savaşını anlatan bu cümlenin devamında gelen cümleler ise konumuzu perçinlemektedir.

“Gücünle kaleleri yıka yıka bir savaştan diğerine gittik. Sen ey yüce kişi, düşmanlarına diz çöktüren Namuchi’yi uzaklaştırdın”

Bilindiği gibi Hendek Savaşında müslümanlarla yaptıkları anlaşmaya ihanet eden yahudileri cezalandırmak üzere kaleleri kuşatılmış ve teslim alınmıştı. Bilindiği gibi Medinenin çevresi, yahudi Kâbîlelerine ait kalelerle çevriliydi. Efendimiz, bu kaleleri teker teker fethetmişler, daha sonra Hayberin etrafındaki yahudi kalelerini de birer birer düşürmüşlerdir. Öyle ki, Efendimiz ve eshabı, bir savaştan diğerine koşuyorlardı. Bu cümlede geçen ve düşmanlar olarak çevrilen “mayinan” kelimenin tam karşılığı hilebaz ve madrabaz anlamına gelmektedir ki; yahudilerin milli karakterlerini ortaya koymaları açısından önemlidir. Ayrıca sanskritçede mayinan, “görünüşte güzel olan gerçekte değeri olmayan” maya kelimesinden türemiştir ki, bu dahi yahudileri anlatır. Aynı tasvire İncil’de de rastlamaktayız. İncil yahudileri; “Sahte gümüş” olarak tanıtır. Yine bu cümlede geçen Namuchi; yağmuru tutan manasına gelmektedir ki; yahudilerin şu vasfını çok güzel resmeder. Yahudiler, ancak kendilerinin vahye mazhar olduklarını kabul ederek Efendimizin peygamberliğini reddediyorlardı.

Vedalarda verilen diğer müjdelere bakalım. “Sen ey Kadir-i Mutlak; övülmüş meşhur yetim ile savaşmaya gelen güçlü araba tekerleklerine sahip 20 kral ve 60.099 kişiyi mahvettin.” Burada geçen övülmüş kişinin karşılığının tam karşılığının Muhammed kelimesi olduğunu görmüştük. Meşhur yetimin ne manaya geldiğini de bütün müslümanlar çok iyi bilirler ki Efendimizi anlatır. O zamanki bütün insanlar Efendimize karşıydı. O tek başınaydı ama içlerinde önemli yöneticilerin de bulunduğu onbinleri dize getirdi.

Vedalardaki şu cümleler hem Efendimizi hem de aziz dostları Eshab-ı kiramı işaret etmektedir.

“Araba sahibi, doğru ve adil olanı seven, hikmetli, güçlü ve cömer Mamah, sözleriyle bana lütuf bahşetti. En güçlü olanın oğlu, her türlü iyi sıfata sahip, dünyalara lütuf onbin kişi ile meşhur oldu.”

Bu cümlenin her kelimesi Efendimizden bahsetmektedir. Çocukluğundan beridir o emin kişiydi. Bu özelliğini düşmanları bile kabul etmek zorunda kalıyorlardı. Güçlüydü; Hendek Savaşı hazırlıklarında kimsenin kıramadığı büyük bir taşı kırmıştı. Kimsenin yenemediği güreşçileri o yere sererdi. Cömertti; savaşlarda ele geçirilen ganimeti olduğu gibi etrafına dağıtırdı ama kendisine bir şey ayırmazdı. Cümlede geçen 10 bin kişiyle meşhur olmak, Mekkenin fethinde bulunan İslam ordusunun sayısını vermektedirki hepsi de eshab-ı kiramdandı. Eshab-ı kiram, Kur’ân-ı Kerîm’de çeşitli vasıflarıyla övülmüştür. Vedalarda da dünyalara lütuf olarak övülmüştür.

Şimdi Vedaların bir başka kitabına bakıyoruz. Sama Veda’da Rişî Vatsah’ın ağzından çıkan cümleler açıkça Efendimizi anlatmaktadır.
Ahmed, şeriati Rabbından aldı. Bu şeriat hikmet doludur. Ben ondan ışığı aldım, tıpkı güneşten aldığım gibi.”

BUDİST METİNLERİ (Seylan kaynaklı)

“Ananda, mukaddes kişiye şöyle dedi.; “Sen gittiğin zaman bize kim öğretecek?” Mukaddes kişi şöyle cevapladı; “Ben, yeryüzüne gelen ilk mukaddes kişi değilim. Benden sonra bir başka mukaddes kişi gelecek. Bu kişi, tam anlamıyla aydınlatılmış ve davranışları hikmet dolu bir kişidir. Hayırlıdır. Kainatı bilir. Eşi olmayan bir önderdir. Benim şimdi ilan ettiğim şekilde en mükemmel ve en saf dini bir hayatı ilan edecektir. Onun bağlılarının sayısı binlerce olacaktır. Oysa benimki yüzlercedir.” Ananda sordu; “Onu nasıl tanıyacağız?” Mukaddes kişi şöyle cevapladı; “O, Maitreya/hayırlı kişi olarak tanınacaktır.”

Çeşitli Budist metinlerinde geleceği müjdelenen kişinin isimleri şöyle geçmektedir; Metteya (Palice), Maitreya (Sanskritçe), Aremideia (Burmaca), Maitaliye (Çince), Byamas-pa (Tibetçe), Miroku (Japonca)

Bu ve benzerleri olan Muhamet, Mahomet gibi kelimelerin tümü; Moh, Maha, Meh kelimelerinden türemiştir ki hepsi de “şerefli kişi, sempatik, büyük şeref sahibi, rahmet yağmuru, ihtişam” manalarına gelmektedir. Yukarıda saydığımız bütün kelimelerin karşılığı ise; “Sevgi öğreticisi, sevginin efendisi, adı iyilik olan, sevgi ve içtenlik, şefkatli kişi, hayırlı, muhabbetli vb.” bu kelimelerin tümü hepsi arapça “rahmet” kelimesinin karşılığıdır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de; “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” buyurulmaktadır. Rahmet ve rahim kelimeleri sadece Kur’ân-ı Kerîm’de 409 kere geçmektedir. Sayfa sayısı 300 bini aşkın hadis-i şerif kitaplarını buna dahil etmiyoruz. Uhud Savaşında düşmanın dört bir taraftan sardığı bir anda yaralanan Efendimiz; “Ya Rabbi, onları affet. Eğer beni tanımış olsalardı yapmazlardı” diye dua etmekteydi.

Tahrif edilmiş Tevratta rahmet ve rahman kelimeleri yerine bol miktarda vahşet sahneleri geçmektedir. Tahrif edilmiş İncillerde ise rahman ve rahim kelimesi sadece 9 defa geçmektedir. Her ne kadar tahrif edilmiş olsalar da Tevrat, İncil ve bunları oluşturan bölümlerde bu ilahi müjde nin pırıltısı görülür.

Posted in Tarih | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: