Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 26 Nis 2008

Öğüt almanın yaşı yok

Posted by Site - Yönetici Nisan 26, 2008

20120603_194237-copy-jpgr56

Öğüt almanın yaşı yok


ÖĞÜT ALMASINI / NASİHAT DİNLEMESİNİ BİLENE ÖĞÜTLER

Biri sana sarıldığında önce onun kollarını gevşetmesini bekle…

Kendini değiştirebilme gücünü hafife alma, başkalarını değiştirebilme gücüne de çok fazla güvenme…

Zarif ol, kimseyi bile bile kendinden soğutma…

İşi ne kadar önemsiz olursa olsun, ekmek parası için çalışan herkese saygı duy…

İnsanlara üçüncü bir şans verme, bırak ikide kalsınlar….

Herkesin önünde öv ama eleştirilerini bir kenara çekerek söyle…

Asil savaşı kazanmak için küçük bir çarpışmayı yitirmeyi göze al…

Köprülerini atma, aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda kalacağına şaşıracaksın…

Yeterli zamanım yok deme, büyük insanların da günleri 24 saattir…

“Bilmiyorum” demekten çekinme…

Sevdiğine önce çiçeği yolla, sebebini sonra bul…

Başucunda kâğıt kalem bulundur… Milyarlık fikirler bazen sabaha karşı saat 3”te gelir…

Çok çalışarak elde ettiğin bir şeyin zevkini çıkarmaya da zaman ayır…

Yılda en az bir kez güneşin doğuşunu seyret….

İlk önce sen “Merhaba” de….

Herhangi bir konuda öğretmenlik yap, herhangi bir konuda öğrenci de ol…

Hiç kimseden asla umut kesme, mucizeler her gün oluyor…

Hayat arkadaşını çok dikkatli seç, mutluluğun ya da bedbahtlığın yüzde doksan biri bu karara bağlıdır….

İş ve aile ilişkilerinde en önemli şeyin “Güven” olduğunu aklından çıkarma…

Asla birilerinin “umud”unu kırma, belki de sahip oldukları tek şey o”dur….

Yeterli paranın olmamasını asla dert etme, sınırlı imkânlar bazen bir lutûftur çünkü başarmayı başka hiç bir şey bu kadar teşvik edemez…

“Atak” ve “Cesur” ol, bir gün geriye dönüp baktığında yaptıklarından çok yapmadıkların için pişmanlık duyacaksın…

İnsanlara verdiğin nasihatin tersi davranışlarda bulunma…

Hatalarını kabul et…

Zekânı eğlendirmek için kullan, başkaları ile eğlenmeye değil…

Sağlıklı olmanın değerini bil…

Fikren-zihnen bulanık, moralin bozukken kimseye görünme…

Çocuklarla oyun oynadığında bırak kazansınlar…

Eski hatalarına hayıflanmakla zaman kaybetme, onlardan ders al ve arkana bakma…

Gelenek ve göreneklerine saygılı ol… sevdiklerini esirge…

Her şeyi bulduğundan daha iyi bırak…

Gerektiğinde “fazla verici” olma, zaman zaman “hayır” demesini öğren…

Yalnız başlamasını bil….

Değer yargılarınla/kıymet hükümlerinle çelişmeyecek bir meslek seç…

Alçak gönüllü ol, sen gelirken onlar gidiyordu…

Mükemmeli ara, kusursuzu değil…

Açık, esnek ve mantıklı ol…

Tanıştığın herkes senin bilmediğin bir şeyler biliyordur, onlardan öğren…

Hayatın her zaman âdil olmasını bekleme…

Her zaman haline “şükr”et, “nankör” olma…

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Ebu’l-Hasan Harakanî, Kars ve Bazı Hakikatler

Posted by Site - Yönetici Nisan 26, 2008

ebul-hasan-harakani-hazretlerinin-kabri-evliya-camii-kars

Ebu’l-Hasan Harakanî, Kars ve Bazı Hakikatler

Büyük ârif, fâdıl, kâmil ve mükemmil(1) mürşid Ebu’l-Hasan Harakanî hazretleri, Bistam‘a bağlı Harakan‘da dünyaya gelmiştir. Asıl adı Ali b. Ca’fer, künyesi Ebu’l-Hasan, nisbeti el-Harakanî‘dir.

Üstâzı Bâyezid Bistâmî (k.s.) hazretlerinin hemşehrisi ve aynı zamanda türbedârıdır. O’nun rûhaniyetinden feyz alarak “üveysî“(2) tarîkla/usûlle yetişmiş, manevi kemâlata o yolla erişmiştir.

Mu’cemu’l-Büldân müellifi Yakut el-Hamevî (rh.) onun hicri 425’te 10 Muharrem Âşûre gününde (Aralık 1034’te) 73 yaşında iken vefat ettiğini bildirmektedir. Buna göre 352/963 senesinde dünyaya gelmiş olmalıdır ki; doğumu, Silsile-i Zeheb’in/Altun halka’nın 5’incisi ve kendisinin mürşidi olan Bâyezid Bistâmî’nin (k.s.) hazretlerinin vefatından 91 yıl sonradır. Böylece Şeyh hazretleri Silsile-i aliyye’nin 6’ncı halkasını teşkil etmiş oluyorlar. (3)

Hicrî 421-429 tarihleri arasında vukû bulan Kars muharebelerine bir takım akraba ve dervişleriyle katılmış olan Ebu’l-Hasan Harakānî (k.s.), bu savaşların birinde sağ bacağından ve sol pazusundan aldığı darbelerden açılan yaralar neticesinde, Kars sınırında bulunan Yahniler Dağı mevkiinde şehid olmuştur.

***

HİLYESİ, ŞEKİL VE ŞEMAİLİ

Uzun boylu, güzel yüzlü, alnı geniş, gözleri irice, rengi kumral idi. O bu fıtratıyla Hazret-i Ömer’e (r.a.) çok benzerdi. Tabiatı, huyu-ahlâki cihetiyle yaşadığı devirde eşsiz bir insandı. Zamanın kutbu, müminlerin rehberiydi. Hemen herkese doğru yolu gösterip yön veren, ilahi feyzi insanların latifelerine tevzi edip kararmış-katılaşmış gönülleri aydınlatıp yumuşatan bir zattı.

Ebu’l-Kasım Kuşeyri, Ebu’l-Abbas Kassâb, Ebu Said el-Miheni (k.esrarahüm) gibi mutasavıflarla, Gazneli Sultan Mahmud gibi devlet ricaliyle İbn Sina gibi felsefe ve tıb otoriteleriyle muasır/çağdaştır. Kuşeyri ile görüştüğünü Keşfu’l-Mahcûb müellifi Hucviri‘den öğreniyoruz. Hucviri, Kuşeyri‘nin onun hakkında şunları söylediğini nakleder:

“Harakan’a varınca Şeyh Ebu’l-Hasan’ın heybet ve haşmetinden fesahatım sona erdi; ifade gücüm kaybolup sanki dilim tutuldu. Neredeyse velayet makamından azledildiğimi sandım.”

Ebu’l-Abbas Kassâb (rh.) onun hakkında, Tasavvuf pazarında rihlet-i ziyaret (ziyaret yolculuğu) Harakani’ye lâyıktır” demiştir.


***

KARS VE TARİHΖMANEVÎ DEĞERLERİ

Kars, tarihî bir şehir; kalesinden camilerine, köprülerinden kiliselerine kadar pek çok tarihi esere sahip… Ani Harabeleri ise ayrı bir değer… Kars ayrıca manevi şahsiyetleri ile bereketli bir şehir… İşte Şeyh Ebu’l-Hasan Harakani hazretlerinin buradaki makamı/ruhaniyeti bunun en güzel örneği…

Yukarıda da kısaca ifade etmeye çalıştığımız üzre, zamanında tek ziyaret mahalli o ve onun dergâhı idi. Diğer alim ve salih zatlar, kendilerine gelenlere, “Pazarımızda bulunan ne varsa, hepsi zamanın sahibi Harakanî’nindir. Bize de size de ziyaret mahalli orasıdır. Rıhlet onadır. Bize ziyaret, ancak onun vefatından sonradır” derlerdi.

***

Harakani hazretlerinden menkabeler

HANGİ ŞEY GÜZELDİR, İHLÂS NEDİR, FENA VE BEKA’DAN KİM SÖZEDER?

Harakani hazretleri bir gün etrafındakilere sordu:

Hangi şey iyidir? Onlar;

Siz söyleyin efendimiz! dediler. Seyh Ebul Hasan:

– Her zaman kendinde O’nun (Allah’ın) yâdı (zikri) olan gönüldür, dedi.

Sordular:

İhlas nedir?

Buyurdu ki;

– Allah (c.c.) için yaptığın her şey ihlâstır; halk için yaptığın her şeyse riyadır.

Sordular;

– Fena ve Beka’dan söz etmek kime düşer?

Buyurdular;

– Ondan bahsetmek; kendisini bir tel ibrişimle gökten atsalar, ağaçları, binaları, dağları koparan, bütün deryaları dolduran, bir rüzgar esse; yine yerinden kımıldamayan bir kimseye düşer. Yani ancak böyle bir kimse ondan bahsedebilir.

***

EBU’L-HASAN HARKANİ’NİN GELECEĞİNİN MÜJDESİ

Ebu’l-Hasan Harakanî (k.s.) daha dünyaya gelmeden önce, Bâyezid Bistâmi (k.s.) her sene bir defa, Dıhistan‘da şehitlerin kabirlerinin bulunduğu kum tepeyi ziyarete giderdi. Harakan‘dan geçerken durur ve havayı koklardı. Bunun hikmeti sorulunca derdi ki; “Bu kasabadan öyle birisinin kokusu geliyor ki, yıllar sonra bir er zuhur edecek, ulvi, evsaf ve makamata sahip olup zamanın kutbu olacaktır” derdi.

Böylece onun doğacağını-geleceğini yıllarca öncesinden müjdelemiş, onun suret ve sîretine ait nişaneleri, emare ve alametleri birer birer söylemişti… Tarihçiler de tahkik için bunları yazmışlardı. Nitekim Mesnevi’de de denilmiştir ki:

“Bayezid’in Ebu’l-Hasan’ın halini daha evvelce nasıl gördüğünü duymadın mı?Bir gün o takva sultanı, dervişleriyle sahradan geçerken, Ansızın ona Rey civarında Harkan tarafından bir kokudur geldi. Orada iştiyaklı bir feryat çekti, rüzgârdan koku aldı. Âşıkçasına bir kokladı…” Yakup aleyhisselamın, oğlu Yusuf’un (a.s.) kokusunu; âhir zaman peygamberi iki cihan serveri Efendimizin (s.a.v.), Üveys-i Karnî’nin Seher yeliyle Yemen’den gelen kokusunu aldıkları gibi…

***

ÂLÎ-CENÂB OLANLAR DOĞRU SÖYLER

Nakledilir ki, bir İmam Irak’ta Hadis dinliyor ve aynı zamanda da öğreniyordu. Şeyh Ebu’l-Hasan Harakanî (k.s.) hazretleri sordu:

Burada isnadı daha âli (yüksek) olan biri yok mu? İmam:

– Öyle biri yok, dedi. Harkanî hazretleri:

– Ben ümmî (okuma-yazması olmayan) bir kişiyim, Hak Teala bana her ne vermişse, minnet etmemiştir ama kendi ilmini bana verdi ve bunu minnet etti, dedi. İmam:

Ey Şeyh! Sen kimden sema ediyor (işitiyor, dinliyor) ve Hadis öğreniyorsun? diye sordu. Harakanî Hazretleri:

– Rasûlüllah’tan (s.a.v.), dedi. Ama bu söz adamın hoşuna gitmedi, onu kabul etmedi. Gece rüyasında gördüğü o büyük Zat yani Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) kendisine:

“Âlî-cenâblar (civanmertler, temiz-asîl-cömert yaratılışlı kimseler) doğru söyler dedi. Ertesi gün oldu İmam yine Hadis okuma işine başladı. Öyle bir yere geldi ki, Harakanî Hazretleri ona:

– Bu peygamberin hadisi değildir, dedi. İmam:

– Nereden ve neyle biliyorsun? diye sordu. Harakanî Hazretleri:

– Sen hadis okumaya başladığın an benim iki gözüm Nebî Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in iki kaşı üzerinde idi. Kaşlarını çatınca, bu hadisten teberri etmekte olduğu bana malum oldu, diye karşılık verdi.

***

PERDE KALKARSA GÖRÜR, İNERSE GÖREMEYİZ

eş-Şeyh Ebu’l-Haseni’l-Harakânî (k.s.) hazretleri bir gece;

Falan meydanda bu gece savaş yapılıyor. Şu kadar kişi öldü, şu kadar kişi yaralandı, demişti.

Daha sonra araştırıldığında, vaziyetin tam da Ebu’l-Hasan hazretlerinin dediği gibi olduğu anlaşıldı.

Fakat aynı gece düşmanlar, Şeyh hazretlerinin oğlunu öldürüp kapısının eşiğine atmışlardı. Bundan ise onun hiç haberi olmamıştı. Bâtın (mânevîyat) âleminin ince sırlarını idrâkten mahrum olan hanımı, bu hâdise üzerine;

— Şu adama ne demeli! Şu kadar uzakta cereyan eden bir hâdiseyi haber veriyor; ama oğlunun öldürülüp kapısına atıldığından hiç haberi olmuyor! demişti.

Ebu’l-Hasan hazretleri hanımına şu cevabı verdi:

Evet hanım, dedi. Doğru söylüyorsun; ama harp meydanını gördüğümüz zaman, aradaki perde kaldırılmıştı. Oğlumuzu katlettikleri zaman ise, perde inmişti. Biz, perde kalkarsa, en uzak yerleri görürüz. Perde inerse, ayağımızın dibini bile göremeyiz.


***

KURTLAR EMRİNE ÂMÂDE

Bir gün İbn Sina, Şeyh hazretlerini evinde ziyârete geldi… Hanımı onu adeta azarlayarak, kocasının ormana gittiğini söyledi. İbn Sina ormana doğru ilerlerken, Şeyhin, odun yüklü bir arslanla geldiğini gördü.

Bu ne hâl?! diye şaşkınlıkla sorunca,

– (Kendisine sürekli kötü davranan hanımını kastederek) Evimdeki kurdun sıkıntı yükünü taşıdığım için, bu kurt da bizim yükümüzü taşıyor, buyurdu.


***

SULTAN OLARAK GELİP DERVİŞ OLARAK GİTTİ Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: , | 4 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: