Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 18 Nis 2008

GARİP GERÇEKLER

Posted by Site - Yönetici Nisan 18, 2008

Bunları Biliyormuydunuz !

Bunları Biliyormuydunuz !

İşte, uzmanların yaptığı araştırmalar sonucunda ortaya çıkan şaşırtıcı gerçeklerden bazıları:

– Bir yılan 3 yıl uyuyabilir.

– Bal bozulmayan tek gıdadır.

– Ördeğin sesi yankı yapmaz.

– Denizyıldızları’nın beyni yoktur.

– Üzüm mikrodalga fırında patlar.

– İnsan yılda en az bin 460 rüya görür.

– İçtiğimiz sular 3 milyar yaşındadır.

– Karınca iki hafta su altında yaşayabilir.

– İnsan kalbi dakikada 60-80 defa çarpar.

– “Pi” sayısının bir milyarıncı rakamı 9’dur.

– Dünyada insanlardan daha çok tavuk var.

– İnsanın kalça kemiği betondan daha sağlamdır.

– Türkiye’de Mehmet adında 1 milyon 229 kişi var.

– Sabahları elma kahveden daha fazla uykunuzu açar.

– Yerçekimsiz ortamda mum alevi küre şeklinde olur.

– Otomobil sayısı insan sayısından 3 kat daha hızlı artıyor.

– Doğum gününüzü en az 9 milyon kişiyle paylaşıyorsunuz.

– Bir bardak sıcak su, buzdolabında soğuk sudan daha çabuk donar.

– Dünyada bir yılda gerçek paradan daha fazla Monopol parası basılıyor.

– Eksi 90 derecede nefesimiz, havanın ortasında donar ve düşer.

– Vücudumuzdaki tüm damarları uç uca ekleseniz 19 bin 200 kilometre eder.

– Çin’de İngilizce konuşan kişi sayısı Amerika’dan daha fazladır.

– Elma, soğan ve patatesin tadı aynıdır. Fark sadece tamamen kokularından kaynaklanır. Aslında hepsi tatlıdır.

“ABD’DE BİRÇOK OTELDE 13. KATTA ODA BULUNMAZ”

– 13 rakamının uğursuz olarak bilinmesi nedeniyle ABD’de birçok otelde 13. katta oda bulunmaz.

– En uzun boylu insan 1940 yılında ölen 2.72 metre boyunda ABD’li R.P. Wadlow olmuştur.

– Kibrit kutusu büyüklüğündeki altın külçesi yufka gibi açılarak bir tenis kortu büyüklüğüne kadar yırtılmadan uzatılabilir.

– İnsan daha çok oksijen alabilmek ve vücudundaki karbon gazını boşaltmak için esner.

– İnsan bir günde 28-33 bin litre hava, 500-700 litre oksijen, 2 kilogram yiyecek tüketir.

– Dünyanın en hızlı kuşu boğazlı kırlangıçtır. 3 saniye süreyle saatte 128 km. sürate ulaşmıştır.

– Ünlü basketbolcu Michael Jordan bir yılda Nike’tan Nike’ın Malezya fabrikası personelinin hepsinden fazla para kazanıyor.

– ABD, Ohio’da lisans olmadan fare yakalamak yasaktır.

– Eğer aynı zamanda aksırır, hıçkırır ve gaz çıkarırsanız, patlarsınız.

– Aşık olduğumuzda beynimiz “phenylethylamine” üretir. Bu kalp atışınızı hızlandırır ve sizi mutlu yapar. Bu kimyasal madde çikolatada da vardır.

– Uzayda yerçekimi olmadığı için astronotlar ağlayamaz. Çünkü gözyaşı aşağı düşmez.

– Birinci Dünya Savaşı’nda Fransa ülkedeki tüm taksileri devraldı ve askerler cepheye bu taksilerle taşındı.

– 1994 Dünya Kupası’nda, Bulgaristan futbol takımının 11 oyuncusunun hepsinin isminin sonu “OV” ile bitiyordu.

– Sivrisinek kovucu spreyler sinekleri kovmaz, sizi gizler. Sivrisineğin alıcılarını bloke ederek sizin orada olduğunuzu anlamalarını engeller.

– Kahve sarhoş bir insanın ayılmasına yardımcı olmaz. Hatta çoğu zaman alkolün etkisinin artmasına yol açar.

– Kereviz yerken harcanan kalori, kerevizin içindeki kaloriden daha fazladır.

– Bir pire, kendi büyüklüğünün 150 kat yüksekliğine zıplayabilir. Bu oranı tutturmak için insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gereklidir.

– Klinik ölüm sonrası insan 5 dakika içinde hayata geri getirilebilir. 5 dakika sonra beyin hücreleri ölmeye başlar, ama yine de bu süreyi 5 dakika daha uzatmak mümkündür.

– İnsan uzun süre bir böbrek ve bir akciğerle, midesiz, dalaksız yaşayabilir, ama karaciğersiz bir dakika bile yaşayamaz.

– Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlginç | Leave a Comment »

Hamd ve Şükür – 1

Posted by Site - Yönetici Nisan 18, 2008

Hamd ve Şükür – 1

Hamd ve Şükür – 1

“(Allah Teâlâ) buyurdu ki: Ey Musa! Şüphesiz ki ben seni risâletlerimle (sana gönderdiklerimle), kelâmımla (sana konuşmamla, zamanındaki bütün) insanlardan mümtaz kıldım (seni onların başına seçtim). Şimdi şu (lûtfumdan) sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol!” (1)

“Öyleyken Rabbinizin hangi nimetini yalanlayabilirsiniz?” buyuran Allah Teala, hamdin ve şükrün öneminden dolayı Rahman suresinde defalarca bu ikazı tekrarlamıştır.

Allah Teala’ya hamdetmek-şükretmek öylesine mühim ki; namaza, her rek’atta okuduğumuz Fatiha suresindeki “Hamdolsun olsun âlemlerin Rabbi olan Allah’a” diye başlıyoruz.

Buradaki hamd-şükür, aynı zamanda bana ibadet etme imkanı lütfedip, bu fırsatı değerlendirmeyi bana nasip ettiği için Allah’a hamd u senalar-şükürler olsun demektir ki, bu nimet -malum olduğu üzere- herkese de nasip olmuyor.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.): “el-Hamdulillahi Rabbi’l-âlemin, dediğin zaman, muhakkak ki Allah’a şükretmiş olursun.” buyurarak bunun da şükür sayılacağına dikkat çekmiştir.

***

Hazret-i Âişe (ra) anlatıyor ki: “Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.), geceleri mübârek ayakları şişesiye kadar ibâdet için ayakta kalırdı. Ben kendisine:

“Yâ Rasûlallah! Sizin geçmiş ve gelecek günahlarınız bağışlandığı halde niçin böyle yapıyorsunuz?” dediğimde, Rasûlüllah (s.a.v.):

“Çok şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu. (2)

Mevzumuza bu örneklere bakacak olursak şükür, kulun nimetler karşısındaki teşekkür halidir.

Hamd ise “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Böyleyken (bunca âyet ve deliller ortadayken) kâfirler hâlâ Rablerine başkalarını (bir takım putları) eşit sayıyorlar.” (3)

Ayet-i kerimede, “karanlık ve aydınlığı” yaratan / var eden diye buyruluyor. O halde karanlıktaki sabır, aydınlıktaki şükür gerektirecek hallerin bütünüdür hamd…

Şükredilecek her hale hamd edilebilir; fakat, hamd edilecek her vaziyete şükredilmez. Bize verilen bir ihsana-in’âma-ikrama hem şükür hem de hamd edebiliriz. Fakat mesela bir yakınımızın, sevdiğimiz birinin ölümü gibi hallerde şükretmez, ancak sabır ile hamd edebilriz.

***

ŞÜKÜR VE HAMDDEN HANGİSİ DAHA KIYMETLİDİR?

Şükür ve hamdden hangisi daha kıymetlidir sorusuna gelince…

Sünen-i ibn Mace’de, Abdullah bin Ömer’e dayanarak kaydedildiğine göre, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Allah’ın kullarından biri, ‘Ya Rabbi, sana zatının ululuğuna, saltanatının yüceliğine yaraşır biçimde hamd ederim‘ dedi.

Bu sözün değerini ölçemeyen kulun amellerini yazmakla görevli melekler ne yazacaklarını bilemediler. Bunun üzerine Allah’ın huzuruna çıkarak: “Ya Rabbi! Senin kullarından biri öyle bir söz söyledi ki, onu nasıl değerlendirip yazacağımızı bilemiyoruz” dediler.

Allah Teala, -kulunun ne dediğini daha iyi bildiği halde– meleklere: “Kulum ne dedi?” diye sordu. Melekler:

“Ya Rabbi! O, ‘Ey Rabbim! Sana zatının ululuğuna ve saltanatının yüceliğine yaraşır biçimde hamd ederim’ dedi” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Allah Teala o meleklere:

“Kulumun o sözünü ağzından çıktığı gibi yazın. O sözün karşılığını, kulum kıyamet günü huzuruma geldiğinde bizzat ben kararlaştırıp veririm…” buyurdu.

***

ŞÜKÜRLE ALAKALI DİĞER BAZI AYETLER

“Ey iman edenler! Size verdiğimiz nimetlerin iyi-temiz (helâl) olanlarından yeyin. Eğer siz gerçekten yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız, O’na şükredin.” (4)

“Ve düşünün / hatırlayın ki, Rabbiniz şöyle ilan etmiş / bildirmiş idi: Andolsun! Eğer siz şükrederseniz, elbette ben de size (nimetimi) arttrırım. Fakat nankörlük ederseniz, muhakkak ki benim azabım çok şiddetlidir.” (5)

“Ey Davut hanedanı! Siz (Allah’a) şükr için çalışın. Bununla beraber kullarım içinde (hakkıyla) şükreden pek azdır.” (6)

İbn Ata Hazretleri, “… Eğer siz şükrederseniz, elbette ben de size (nimetimi) arttrırım…“ ayetine şöyle bir tefsir-açıklama getirmiştir: Eğer sizler benim Hidayetime şükrederseniz, ben de size hizmetimi arttırırım, ihsanımı bol yaparım; eğer hizmetime şükrederseniz, ben de size müşahedemi arttırırım; eğer müşahedeme şükrederseniz, ben de size velayetimi (dostluğumu) arttırırım; eğer sizler velayetime şükrederseniz, ben de size ru’yetimi (Cemâlimi seyr etmeyi) arttırırım. (7)

Hadis-i kudsidi buyrulmuştur ki: “İnsanlar ve cinler ile benim aramda müthiş ve mühim bir hadise var ki; o da, onları ben yaratırım ama onlar başkasına giderler taparlar. Onların rızkını ben veririm, ama onlar gider başkasına teşekkür ederler.” (8)

Üçüncü ayetin tefsirinde Ebussuud Efendi merhum buyurmuş ki: “Bir kulun ‘şekûr‘ olabilmesi ancak ve ancak her nimetin Allah’ın fazlı u keremi ile husule geldiğini iyi bilmesi, inanması ve tam bir muvahhid olması ile mümkündür.“

***

ŞÜKÜR İÇİN ÜÇ ASIL VARDIR

1. Nimetin kendine, ilahi bir ihsan ve lütüf olduğunu hem bilmek hem de itiraf etmek. Buna Cenab-ı Hak şu ayetiyle işaret buyuruyor:

“Rabbinin nimetine gelince: Onu anlat da anlat, (durmadan ifade et, söyle).” (9) Bunun için de şüphesiz evvela o mün’im-i hakikiyi (hakikatte-esasta nimetleri vereni) bütün âlemi rızıklandıranı yani Allahu Teala’yı iyi bilmek ve iyi tanımak gerekiyor.

2. Allah’ın in’âm ve ihsanına sevinmek.

Ve o nimetleri kullanırken huzu’ huşûdan (Allah’a karşı korku ve sevgi ile boyun eğmekten, tevazudan-alçakgönüllülükten) ayrılmamak, azmamak-azgınlık etmemek lazım. Buna da Cenab-ı Hak şu ayetinle işaret ediyor:

“Öyle değil, öyle değil; insan muhakkak ki azar. Bu da kendisini (ilim ve malda) müstağni (ihtiyaçtan vareste, zengin) görmesindendir.” (10)

3. Allah’ın nimetinden gördüğü ferah ve sevinç nisbetinde Allah’a yaklaşmak ve Ona hakkıyla kul olmakladır.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu hususla alakalı şöyle buyuruyor: “Hz. Allah Musa aleyhisselama şöyle vahyetti: “Ey Musa! Bana hakkıyla şükret.” Musa aleyhisselam da, “Buna kimin gücü yeter ya Rabbi?” dedi. Cevaben Cenab-ı Hak buyurdu ki, “Eğer nimetin benden olduğunu bilir ve itiraf eder isen, işte bu hakiki şükürdür ya Musa!”

***

ŞÜKÜR TAM OLARAK NASIL GERÇEKLEŞİR?

Şükür tam olarak üç a’za (organ) ile tahakuk eder.

Evvela şunu bilelim ki, hamd ile şükür arasında umum-husus vardır.

Hamd mevrid itibari ile yani vücuttan çıkış itibari ile hususi, şümul itibari ile umumidir. Sadece dil ile gerçekleşir ama Allah’tan gelen her şeye yapılabilir.

Şükür ise mevrid itibari ile umumi, şümul itibari ile hususidir. Yani bütün azalarla yapılabilir, fakat sadece nimete ve özellikle de Allah’ın arttırmasını istediğimiz şeylere yapılmalıdır. Mesela bela ve musibete hamd edilebilir, ama şükür edilemez.

1. Kalb ile şükür: Daima hayrı kasd eder olmak, kalbi şükrü gizlemek ama daima mün’im-i hakiki (gerçekte nimetleri veren Allah) ile olmak. Sebeplere-vesilelere takılıp kalmamak.

2. Dil ile şükür: Dil ile daima “el-Hamdülillah, eş-Şükru lillah” lafızlarıyla Allah’a hamd ü sena’da ve şükürde bulunmak.

3. Diğer a’zalar ile şükür: Allah’ın nimetini onun yolunda ona itaatta harcamak masiyette kullanmaktan kaçınmakla olur.

Ebu Hazim Hazretlerine gözün şükrü soruldu, onunla harama bakmamak buyurdu. Dilin şükrü soruldu, hayrı ilan etmek / yaymak şerri ise gizlemek, buyurdu. Kulağın şükrü soruldu, hayrı hıfzetmek / korumak, şerri defn etmek / örtmek, buyurdu. Ellerin şükrü soruldu, emr-i ilahiye yapışmak, haramlara yapışmamak, buyurdu. (İmam Gazali, İhyau ulûm)

Hadis-i şerif meali: “Kıyamet gününde bir münadi (bağırarak duyurmaya çalışan, tellal) nida ederek, ‘Allah’a çok hamd edenler ayağa kalksın’ diyecek ve bir zümre ayağa kalkacak. Ve onlar için bir sancak dikilecek, onlar da o sancağın altında toplanıp hep beraber cennete girecekler. Ashap tarafından denildi ki “Ya Rasûlellah! Onlar kimlerdir?” Peygamberimiz de buyurdu ki “Her hâlukârda Allah’a hamd ve şükredenlerdir…”

Mevzumuzu, şükürle alakalı Arapça bir beyitle noktalamak istiyorum…

“Men lem yeşküri’n-nîame fekad teaarrza lizevâliha

Ve men şekeraha fekad kayyedeha bi-ikaaliha!”

Manası: Kim nimete şükretmezse, onun elden gitmesine sebep olur.

Kim de nimete şükrederse, onu en sağlam şekilde kendine bağlamış olur.

Halis Ece
 
DİPNOTLAR
(1) A’raf suresi, 144.
(2) Buhari, Teheccüt, 6; Müslim, Kitabu Sıfati’l-Müsafirine ve Kasrihim, 18.
(3) En’am suresi, 1.
(4) Bakara suresi, 172.
(5) İbrahim suresi, 7.
(6) Sebe’ suresi, 13.
(7) Bkz. Hafız Ahmet Mahir Efendi, el-Muhkem fî Şerhi’l-Hikem.
(8) Ayntabi Mehmed Efendi, Tefsir-i Tıbyan, C. 1, S. 81.
(9) Duha suresi, 11.
(10) Alak suresi, 6–7.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Hamd ve Şükür – 2

Posted by Site - Yönetici Nisan 18, 2008

PEYGAMBERİMİZE Mİ’RAC’DA ALLAH TEALA’DAN BEŞ VASİYET,mirac mucizesi,

Hamd ve Şükür – 2

PEYGAMBERİMİZE Mİ’RAC’DA ALLAH TEALA’DAN BEŞ VASİYET

Âlemlerin Rabbi olan Mevla-yi zû’l–Celâl ve’l–Kemâl hazretleriMi’rac gecesi Habibi‘ne beş vasiyette bulunmuştur:

1. Kalbini dünyaya bağlama: Çünki dünyayı senin bekan (orada devamlı kalman) için halk eylemedik.

2. İnsanlardan bir şey bekleme: Sen ne isteyeceksen, Rabbinden iste. O sana kâfidir.

3. Hayy ve kayyûm olan Allah’tan başkasına istinad edip / dayanıp, sakın güvenme: Çünki onların hepsi fanidir.

4. Halka ve dünyaya meyledip, aralarına karışma: Onlardan kalben daima uzak ol, uzakta dur, benimle ol.

5. Salat-i Teheccüd’e devam et. (1)

Ebu Hureyre (r.a.) hazretleri demiştir ki: “Beş şey kime nasip olursa, o kimse şu beş şeyden mahrum olmaz:

1. Bir kimseye Allah’ın nimetlerine şükretmek nasip olursa, o kimse mutlaka daha fazla nimete mazhar olur. Çünki Hz. Allah, “Andolsun, eğer siz nimetime şükr ederseniz, ben de size nimetimi arttırırım.” buyuruyor. (2)

2. Kim ki musibete sabrederse, karşılığında ona mutlaka sevap-mükâfat vacip olur. Zira Hz. Allah buyuruyor ki: “Ancak Allah yolunda sabredenlere mükafat(lar)ı hesapsız ödenecektir.” (3)

3. Kime günahlara tevbe etmek nasip olursa, ona tevbenin kabulu ve ilahi mağfiret hasıl olur. Zira Cenab-ı Hak, “O Allah’tır ki, kullarından tevbeyi kabul buyurur, kötülükleri-günahları afv eder ve O bütün yaptıklarınızı bilir.” buyuruyor. (4)

4. Allah’a dua ve iltica etmek kime nasip olursa, o kimse de er veya geç icabetden mahrum kalmaz. Çünki Hz. Allah, “Bana dua edin, ben de size karşılığını vereyim.” buyuruyor. (5)

5. Kim ki muhtaçlara, zayıflara yardım ederse, karşılığını mutlaka görür; Allah onu asla mahrum bırakmaz. Çünki Hz. Allah,“Her neyi hayra harcarsanız, Allah onun arkasından (dünyada ve ahirette) size karşılığını mutlaka verir.” buyuruyor. (6) Sebe’ suresi, 39; Tenbihu’l-Gafilin Tercümesi, C. 2, S. 599.

***

RASÛLÜLLAH EFENDİMİZİN NİMETE HÜRMETİ

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Aişevalidemizin hücresinde, duvarın dibine düşmüş ve tozlanmış bir parça ekmek görüyor. Hemen onu alıyor, siliyor ve yiyor. Sonra da Hz. Aişe’ye şöyle buyuruyor:

“Ya Aişe! Allah’ın nimetine karşı güzel davran ve bil ki, bir hane halkına küsen bir nimet, onlara bir daha zor geri döner.” (7)

***

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (r.anhüma) nimete hürmet eden kölesini azad ediyor.

Hz. Abdullah kölesi ile beraber bir yolculuğa çıkmışlardı. Yolda atılmış bir parça ekmek gördüler.Abdullah b. Ömer hazretleri kölesine, o ekmeği yerden almasını emretti… Akşamleyin de Hz. Abdullah kölesine, “O yerden kaldırdığın ekmek parçası nerede? Onu getir” dedi. Kölesi de onu yediğini söyleyince,Hz. Abdullah bunun üzerine kölesine “Haydi git, seni azad ettim! Artık hürsün. Zira ben Rasûlüllah’tan (s.a.v.) şöyle işittim: “Kim ki yerde bir ekmek parçası görür, yerden kaldırır ve onu yer ise, daha lokma midesine inmeden Allah onun bütün günahlarını bağışlar.” Bu durumda ben, Allah tarafından bağışlanmış bir kimseyi yanımda köle olarak tutmaktan hayâ ederim, buyurdu.” (8)

Şeyh Efdaleddin hazretleribuyuruyor ki: “İnsan, ömrü boyunca Allah’ın bir nimeti karşılığında kor bir ateş üzerinde secdeye kapansa, yine de Allah’ın o bir nimetinin şükrünü eda etmiş olamaz.”

Cüneyd-i Bağdadi hazretlerine, “şükür hakkında ne dersin?” diye sorduklarında şöyle buyurdu: “Şükür odur ki, Allah’ın verdiği nimetler ile Allah’a karşı gelip günah işlemeyesin ve o nimetler ile kuvvet kazanıp, kullarına zulum etmiyesin.” (9)

***

NİMETLERİN KADRİ-KIYMETİ

1. Halife Mansur, İbn SemmakHazretlerinden nimetin kadri ve şükrü hakkında kendisine va’z etmesini istiyor. Hem de elinde bir kâse soğuk su vardır, onu içiyor. İbn Semmak Hazretleri diyor ki:

– “Ya Mansur! Eğer şu Arabistan çölünde şu sıcakta şu suyu bulamasan, bu içtiğin bir bardak suya mülkünün yarısını verir miydin?” Halife Mansur:

– “Elbetde verirdim. Ciğerlerim yandıktan sonra mülkün ne kıymeti var? Can bu! Şaka değil” diyor. İbn Semmak Hazretleri:

– “Peki içtiğin bu suyu idrar yolu ile çıkaramasan, kıvranmaya başlasan, onu rahat çıkarma karşılığında da mülkünün diğer yarısını verir miydin?” Halife Mansur:

– “Elbette verirdim” diyor. O zaman İbn Sammak Hazretleri:

– “Ya Mansur! Demek ki senin bütün mülk ve saltanatın Allah’ın bir bardak suyuna bile muadil değil” buyuruyor.

2. Şakik-ı Belhi hazretlerine İbrahim bin Ethem hazretleri soruyor:

– “Siz Behlliler şükür hakkında ne yaparsınız?” Şakik-ı Belhi de:

– “Biz bulunca şükr eder, bulmayınca sabr ederiz” diye cevap verir. Bunun üzerine İbrahim bin Ethem Hazretleri:

– “Bunu Belh’in köpekleri de yapar. Asalı mesele; bulunca Allah yolunda vermek, bulmayınca da sabr edip şükr etmektir” buyuruyor. (10)

3. Ehlulallah’tan bir zat bir mağrada riyazat’tadır. Allah’a şöyle yalvarıyor:

“Ya Rabbi! Ben sana tam manası ile şükr eden bir kul olmak istiyorum. Bunun için ne yapmalıyım?” Hâtıf’tan ruhuna işleyen bir ses işitiyor:

“İstediğin şeyi yerine getirebilmen için, bu âlemde senden daha çok ilahi nimete ermiş kimsenin olmadığına inanarak şükretmen lazım!” Allah dostu:

“Ya Rabbi! Bu nasıl olur? Senin nebilerin, velilerin, âlimlerin-salihlerin, sultanların, nice nice büyük nimetlerine erdiler” diyor. Yine Hâtıf’tan gelen o ses:

“Onların her biri de benim tarafımdan ayrıca senin için birer nimet değiller mi? Nebiler olmasa, doğru yolu nasıl bulacaktın? Âlimler olmasa, kime uyacaktın? Amirler olmasa, evinde nasıl emin olup yatacaktın? Demek ki bunların her bireri de benden sana ayrı ayrı birer nimettir” buyuruyor. (11)

***

BİR LOKMAYA BİLE HÜRMETİN LÜZUMU

İhyau Ulum’un bir rivayetinde, âbidin biri bir ahbabını yemeğe davet eder ve önüne parçalanmış çörekler koyar. Adam bunu küçümseyerek çöreklerin altlarına acaba yanmışlar mı diye bakmaya başlar.

Bunu gören ev sahibi âbidin canı sıkılır ve,

“Dur!der. Bu senin beğenmediğin çörekte nice hikmetler var! Onu meydana kaç kişinin emeği getirmiş bilir misin?”

Sonra da şöyle izah eder:

“Yağmuru taşıyan buluttan, yerleri sulayan sudan, rüzgârdan, topraktan, çift süren, gübre yapan hayvandan, çalışan insanlardan kaç kişinin emeği geçerek o çöreğin hazırlanıp önüne geldiğini bir kere düşün… Allah’ın bu nimetlerini hatırla! Böyle olduğu halde sen hâlâ çöreği alt üst çeviriyor ve beğenmezlik yapıyorsun, öyle mi?”

Yine İhya’da geçen bir haberde ise, bir lokma ekmeğin pişirilip sofraya getirilmesine kadar o çörek veya lokmaya tam 360 kişinin eli değiyor. Bunların içinde ve başında Allah’ın rahmet bulutlarını sevk eden melekler, meleklerin Peygamberi Mikail (a.s.) bulunuyor. Güneşin verdiği enerji; ay, eflak, yerdeki hayvanlar (gübre yapmakta ve çift sürmekte) ve nihayet un değirmenleri veya fabrikaları ve onu pişiren fırıncılar… İşte bunun içindir ki Hz. Allah, “Allah’ın nimetini saymaya kalksanız onu elbetteki sayamazsınız.” buyuruyor. (12)

Peki, iş bu kadarla bitiyor mu? O ekmeği mideye indirdikten sonra onun hazmı, kana karışması, fazlalıkların dışarı atılması için hizmet veren melekler de var tabii… Nitekim son devir dersiamlarından, Nakşibendi yolu Müceddidin kolu silsilesinin 33. ve son halkasını teşkil edenSüleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretleri buyurmuşlardır ki:

“İnsanoğlunun vücudunda ona hizmet etmek için 384 melek bulunmaktadır. Bunların 364’ü hafaze (koruma melekleri) diğerleri kiramen kâtibin gibi muvazzaf meleklerdir. Bu meleklerin ikisi ise insanın def’i haceti ile görevli melekler olup, bunlar en zor işi yüklendikleri için, diğerlerinin en faziletlisidirler. Bunun için heladan çıkarken her mümin, “el-Hamdü lillâhillezî ezhebe anne’l-ezâ ve âfânî min zâlik” hamdini ve duasını mutlaka okumalıdır.”

Manası: O Allahu zû’l-Celâl’e hamd olsun ki, benden eza veren şeyi (beni rahatsız eden fazlalığı) giderdi ve beni ondan kurtarıp bana afiyet ihsan eyledi.

Ulû’lazm peygamberlerdenİsaaleyhisselâm bir gün; cüzzam hastalığından etleri dökülmüş, kötürüm hale gelmiş, gözleri kör olmuş ve her tarafı perişan âbid bir kula rastladı. Adam şöyle diyordu:

“Kullarından birçoğunu müptela kıldığı dertlerden beni koruyan Allah’a hamd ederim” Hz. İsa o adama yaklaştı ve dedi ki:

– “Daha hangi dert kaldı be adam?”

– “Ey Allah’ın Peygamberi! Onun benim kalbime yerleştirdiği iman ve marifet nuruna sahip olmayanlardan ben çok iyiyim.” Bunun üzerine Hz. İsa,

– “Doğru söylüyorsun” der ve “Ver elini!” diye emr eder. Onun elini tutar ve bir mu’cize olarak onu bütün hastalıklardan kurtarır. O kimse en güzel bir insan olur, yıllarca Hz. İsa’ya havarilik yapar, ona arkadaşlık eder. (13)

***

ŞÜKRÜN KERAMETİ

Hz. Musa (a.s.) Tur-i Sina’ya gidiyordu. Bir âbid karşısına çıktı, ellerini öptü ve adeta yalvararak Hz. Musa’ya,

– “Ya Musa! Herhalde Tur-i Sina’ya Rabbine münacata gidiyorsun. Ne olur Rabbime benim halimi arz et.” Hz. Musa:

– “Nedir o?” diye sorar. Âbid de,

– “Ya Musa! Malım çok, tasarrufunda kusur işleyeceğim de, helak olacağım diye çok korkuyorum. Rabbim benden bu malın bir kısmını alsın. Ricam budur” der. Musa (a.s.) yoluna devam eder, bu defa da çölde çıplak olduğu için yarı beline kadar kuma gömülmüş ve o halde ibadet eden bir başka âbide rastlar. O da Hz. Musa’ya,

– “Ya Musa! Ne olur Rabbime söyle de bana biraz yiyecek, içecek, biraz da giysi ihsan etsin” diye yalvarır.

Hz. Musa (a.s.) Tur-i Sina’ya gider, Rabbine olan münacatını yapar, dönerken o bi şey demeden Hz. Allah buyurur ki:

“Ya Musa! Malının çokluğundan şikayetçi olan ve biraz azaltılmasını benden isteyen kuluma söyle; malının azalmasını istiyorsa, o da şükrünü biraz azaltsın. Diğer çıplak olan, biraz yiyecek içecek isteyen kuluma da söyle; şükrünü çoğaltsın.”

Hz. Musa döner, evvela malının çokluğundan ve şükrünü eda edemeyeceğinden endişe eden zengine uğrar. Zengin ona sorar:

– “Ya Musa Rabbim ne buyurdu?” Hz. Musa,

– “Sen şükrünü çok yapıyormuşsun, onu biraz azaltsın, buyurdu.” O zengin,

– “Rabbimin bana olan bunca nimetine mukabil, ona nasıl şükretmem?” dedi. Ve şükre devam etti; rızkı da arttıkça arttı. Hz. Musa diğer kulun yanına gelince,

– “Rabbim bana ne verdi ki, şükrünü arttırsın, diyor” dedi, o anda hemen bir kasırga çıktı, üzerine örtmüş olduğu kumları da alıp götürdü ve onu çırılçıplak, perişan bir vaziyette bıraktı. (14)

Dikkat: Şükür, nimet mukabili olduğuna göre insanın yaşaması için aldığı her nefeste de, bir alabilme bir de verebilme olmak üzere iki nimet var demektir.

Bir insan da günde ortalama 24 bin defa nefes alıp verdiğine göre, şu halde insan ne kadar çırpınsa bile, değil Allah’ın bütün nimetlerine, yaşaması için şart olan nefes nimetine bile hakkıyla teşekkür etmiş olamaz. Nitekim Kanuni Sultan Süleyman Han Muhibbî mahlasıyla yazdığı şiirlerinden birinde şöyle demiştir:

Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet, cihanda bir nefes sıhhat gibi

Saltanat dedikleri ancak bir cihan kavgasıdır

Olmaya bahtu seadet dünyada vahdet gibi

Rabbimiz celle şânühû da, “Eğer siz Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, sayamazsınız. Muhakkak insan, çok zalim çok nankördür”(15) buyurmuyor muydu?

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de, “Seni tesbih ederim Allah’ım! Sana hakkıyla şükredemedik. Ey Meşkûr olan Rabbim…” diye iltica etmiyor muydu?

Hal böyle olunca Allah’ın nimetlerine kimse tam manasıyla şükredemeyeceğine göre, hiç olmazsa gerçek mün’imin (nimeti verenin)O olduğunu bilmesi, buna inanması, elinden geldiğince Ona ibadet edip şükretmesi gerekmez mi?

Hasılı; bi Allah dostunun dediği gibi…

Kapanırsa bir kapı, ne kapılar açar Mevla

Tevekkül et çekme kaygı, işini hoş yapar Mevla

Gurur etme överlerse, mahzun olma söverlerse

Tahammül et döverlerse, olur çaresize çare Mevla

Ahmet Kuddusi k.s.

***

BİR NÜKTE

Behlüldânâ hazretleri Cuma namazına gitmişti, hatip ise mel’unun biri idi. Hutbeye başlarken, her Hatip gibi, “el-Hamdülillah, el-Hamdülillah, el-Hamdülillah” dedi. Fakat kim bilsin, aklından ne mel’anetler geçiyordu ki, bir türlü gerisini getiremiyordu.

Behlüldânâ bu fırsatı kaçırmadı, aşağıdan güya ona yardım etti ve dedi ki: “Seninle bizi imtihan eden -diğer bir mana ile- seni başımıza bela veren Allah’a …. deyince, hatip daha fazla dayanamadı rezil oldu, hutbe’den inip camii terk etti. (16)

***

BİR LATİFE

İmam Gazali hazretleri İhya’sında anlatıyor:

Fakirin biriHocaları yemeğe davet etmiş… Hocalar da adamın fakir halini bilmeden, ziyafet var diye koşuşmuşlar.

Fakir adam önlerine pişmiş bir kelle getirip onlara ikram etmiş.

Hocalar kellenin vücudu da arkada kızarıyor, gelecek zannı ile ondan bir-iki parça alıp ellerini çekmişler ve beklemeye başlamışlar…

Fakir ev sahibi de oğluna, “Oğlum Hoca efendiler tok galiba, daha yemiyorlar, leğenle ibriği getir, ellerine su dök, sofrayı da kaldır” deyince, hocalardan biri,

“Allah gövdesiz başlar yaratmaya da kadirdir; demek ki bu da öyle bir yaratık, ne yapalım” demiş, kalkıp gitmişler… (17)

***

EN İHATALI – KAPSAMLI ŞÜKÜR

“Ya Rabbi! Zatının, Sıfatının, Esmaının, Ef’alinin hudutsuzluğunca sana hamd u senalar, sana şükürler olsun”

DİPNOTLAR
(1) Muhammed Ali Ziyaüddin, Mecmuatü’l-Cevahir, İstanbul-1979.
(2) İbrahim suresi, 7.
(3) Zümer suresi, 10.
(4) Şûra suresi, 25.
(5) Mü’min-Ğâfir suresi, 60.
(6) Sebe’ suresi, 39; Tenbihu’l-Gafilin Tercümesi, C. 2, S. 599.
(7) İmam Şaranî, Levakihu’l-Envar fî Tabakati’l-Ahyar (Terceme), S. 351.
(8) Tenbihu’l-Gafilin Tercümesi, C. 2, S. 538.
(9) İmam Şa’rani, a.g.e., (Levakihu’l-Envar Tercümesi), S. 418.
(10) Necip Fazıl Kısakürek, Halkadan Pırıltılar, S. 127.
(11) Necip Fazıl Kısakürek, Halkadan Pırıltılar, S. 233.
(12) Nahl suresi, 18; İbrahim suresi, 34; İmam Gazali, İhya Tercümesi, C. 3, S. 213.
(13) İmam Gazali, İhya Tercümesi, C. 4, S. 627.
(14) Terbiyetü’l-Ezhan, S. 65.
(15) İbrahim suresi, 34.
(16) Lebîb Ahmed b. Mustafa el-İstanbulî, [ö. 1284/1867] Cevâhir-i Mültekata, s. 611.
(17) İmam Gazali, İhya Tercümesi, 2, 45.

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: