Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 28 Şub 2008

Dua, niyaz, tazarru ve ilticanın önemi

Posted by Site - Yönetici Şubat 28, 2008

dua hamdini sozumuze sertac ettik,zikrini kalbimize minhac ettikelmalili hamdi yazir,(3)

Dua, niyaz, tazarru ve ilticanın önemi.

Son devrin büyük âlim ve ve müfessirlerinden Elmalılı M. Hamdi Yazır merhûm, tefsirine, Cenâb-ı Hakk’ın kullarının duâsına verdiği ehemmiyeti beyan eden,“(Resûlüm) de ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” (1) âyet-i kerimesinin mûcibince çok hoş bir münâcât ve tazarru‘ cümleleriyle başlıyor.

Biz de bu güzel duâ ve niyâzı siz değerli okuyucularımızla paylaşmak ve önümüzdeki yaz sezonuna gaflet içinde değil, bu şuur ve idrakle yaklaşlamayı-girmeyi arzu ettik.

Şöyle yalvarıyor Elmalılı merhûm:

İlâhî!
Hamdini sözüme sertâc ettim,
Zikrini kalbime mi‘râc ettim,
Kitâb’ını kendime minhâc ettim.
Ben yoktum vâr ettin,
Varlığından haberdâr ettin,
Aşkınla gönlümü bî-karâr ettin.
İnâyetine sığındım, kapına geldim.
Hidâyetine sığındım lutfuna geldim.
Kulluk edemedim, affına geldim.
Şaşırtma beni, doğruyu söylet.
Neş’eni duyur, hakikati öğret.
Sen duyurmazsan, ben duyamam.
Sen söyletmezsen, ben söyleyemem.
Sen sevdirmezsen, ben sevemem.
Sevdir bize hep sevdiklerini.
Yerdir bize hep yerdiklerini.
Yâr et bize erdirdiklerini.
Sevdin Habîbini, kâinata sevdirdin.
Sevdin de hıl‘at-i risâleti giydirdin.
Makâm-ı İbrâhim’den Makâm-ı Mahmûd’a erdirdin.
Server-i asfiyâ kıldın.
Hâtem-i enbiyâ kıldın.
Muhammed Mustafâ kıldın.
Salât ü selâm, tahıyyet ü ikrâm, her türlü ihtirâm O’na, O’nun âline, ashâbına ve etbâına yâ Râb!” (2)
***

Kur’ân-ı Kerim’de, “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akl-ı selim sahipleri için muhakkak ki açık ibretler vardır” (3) buyuran Rabb’imiz (c.c.), mü’minlerin vasıflarını ve onların duâlarını da şöyle târif ediyor:

Ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (velhâsıl her vakit) Allâh’ı zikreden (o mü’min)ler, göklerle yerin yaratılışı hakkında tefekkür edip (şöyle duâ ederler:) ‘Ey Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azâbından koru.” (4)
***

Evet, bizler de gerek Elmalılı merhûmun ve gerekse âyet-i kerimede vasıfları anlatılan bu zikir ve fikir erbâbı mü’minlerin samimi duâ ve ilticalarına iştirâk ediyor ve ‘âmîn!” diyerek Rabb’imizden kabûlünü niyâz ediyoruz.

DİPNOTLAR
(1) el-Furkan, 77.
(2) Hak Dini Kur’an Dili, Eser Kitabevi, İstanbul, 1971, Mukaddime, 1, 3.
(3) Âl-i İmrân, 190.
(4) Âl-i İmrân, 191.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, İbadet | Leave a Comment »

Nesine güvenir.. Şu insanoğlu ?..

Posted by Site - Yönetici Şubat 28, 2008

Nesine güvenir.. Şu insanoğlu ?..


Akıl dizginleri, nefsin elinde,
İdrâki boğulmuş, kibir selinde,
”Zayıf” tır sıfatı, Kur’ân dilinde,
Nesine güvenir.. Şu insanoğlu ?..

İlâhî Mesaj’a , dudak bükerken,
Hakk’ça yaşamaya,”Bağnazlık” derken,
Allah’a bu kadar, isyan ederken,
Nesine güvenir.. Şu insanoğlu?..

Dağlar dikip, denizleri kazamaz,
Kendi kader kısmetini yazamaz,
Vâdesini bir sâniye bozamaz,
Nesine güvenir.. Şu insanoğlu?..

Bir mum alevine dayanmaz teni,
İncitir canını, bir gül dikeni,
Kara toprak değil midir kökeni,

Nesine güvenir.. Şu insanoğlu?..

Yarınki lokması, bilemez kaçtır,
Rızkını veren var, vermese açtır,
İbret için, karıncaya muhtaçtır,
Nesine güvenir.. Şu insanoğlu?..

Bir hücrenin, can sırrına eremez,
Gaybı sorsan, bir tek cevap veremez,
Karanlıkta, âciz kalır göremez,
Nesine güvenir.. Şu insanoğlu?..

Kurgu-bilim çemberinden çıkamaz,
Güneş desen, çıplak gözle bakamaz,
Bir sineğe, bir kanatçık takamaz,
Nesine güvenir.. Şu insanoğlu?..

Ne zamana hükmü geçer, ne cana;
Tâcı, tahtı, bırakarak bir yana,
Girecektir, bir daracık mekâna,

Nesine güvenir.. Şu insanoğlu?..

Sual melekleri, gelince dile;
Dünyalar dolusu fidye nâfile,
Münker Nekir, kopya vermez gâfile,

Nesine güvenir.. Şu insanoğlu?..

Posted in Şiir | 1 Comment »

Belâ ve musîbetlere sabır ve teslimiyetin karşılığı

Posted by Site - Yönetici Şubat 28, 2008

Belâ ve musîbetlere sabır ve teslimiyetin karşılığı

Belâ ve musîbetlere sabır ve teslimiyetin karşılığı

İnsanlar, zaman zaman çeşitli belâ ve musîbetlere mâruz kalabilir. Bunlar, ya müstahak olduğundan dolayı, veya günahlara keffâret olarak başa gelir; yahut da kişinin mânevî makam ve derecesini yükseltmek için verir Mevlâ-yi zû’l-Celâl… Her türlü halde de kula düşen; sabredip teslimiyet göstermek, aslâ isyan ve itiraza kalkışmamaktır. Zira böyle davranıldığı takdirde, netice mutlaka selâmettir.

***

Dilerseniz, bu mevzûda sözü büyük divan şairimiz Fuzûlî merhûma bırakalım. O, Hadîkatü’s-Süedâ’sında İmam Taberânî’den (rh.) naklen aynen şunları anlatıyor:

“Sahâbe-i kirâmdan Dihye (r.a.) isminde hem sûreti, hem de sîreti güzel bir zât vardı. Çoğu zaman ticaret maksadıyla seyahate çıkar, dönüşte de Rasûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.) huzuruna hediyesiz çıkmazdı. Sevgili Peygamberimiz’in torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhümâ) de, Dihye’nin (r.a.) her gelişinde, orada bulundukça, kendisinden hediye araştırırlardı.

Bir gün Cebrâil (a.s.), Dihye’nin (r.a.) şekline bürünüp Rasûlüllah Efendimiz’le görüşürken, torunları içeri girip Cibrîl aleyhisselâmı Dihye hazretleri sandılar ve teklifsizce dizlerine oturup cebine el attılar. Onların bu hâline Rasûl-i zîşân Efendimiz sıkılıp mâni olmak istediğinde, Cibrîl-i Emîn;

— Yâ Rasûlellah, onlara mâni olma! dedi ve bu hareketleriyle onların bana karşı edebi terk ettiklerini düşünme. Çünkü ben, onların hizmetkârıyım. Çok kere anneleri Fâtıma (r.anhâ) teheccüd namazından sonra uykuya dalıp bunlar ağlamaya başladığında, Allah Teâlâ’dan bana emir gelmiştir ki; beşiklerini sallayıp, gözyaşlarını silmiş ve dindirmişimdir. Tâ ki Hz. Fâtıma, teheccüd namazından sonra uyuyabilsin… Şimdi böyle yanıma gelip yakama sarılmalarına hiç şaşmam. Yalnız şundan dolayı hayretteyim ki, bu araştırmalardan maksatları nedir?..

Rasûl-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem Efendimiz (s.a.v.),

— Seni, dedi, Dihye sandılar. Dihye bizi her ziyaretinde hediyesiz gelmez de onun için böyle yapıyorlar.

O zaman Cebrâil (a.s.), derhal cennetten bir salkım üzümle nar getirip onlara hediye etti. Bunları yemek üzere iken bir dilenci şöyle haykırdı:

— Ey Ehl-i Beyt! Bana o üzümle nardan nasip yok mu?..

Rasûlüllah Efendimiz, yaratılışı iktizâsı, dilenciye kısmetini vermek istediğinde, Cebrâil (a.s.) mâni olarak;

— Yâ Rasûlellah, bu dilenci, şeytânın ta kendisidir. Cennet nimetleri ona haram olduğu için hîle ile yemek istiyor, dedi.

Hz. Hasan’la Hz. Hüseyin (r.anhümâ) meyveleri yemekle meşgul olurken Cibrîl (a.s.) ağlamaya başlayıp devamla;

— Yâ Rasûlellah, dedi, bu iki torunlarınızın birini zehirle, ötekini de kahır kılıcı ile şehid edecekler! Bunlara erişecek musîbet, senin mânevî mevkiinin daha da yükselmesine, onların da şehitlik rütbesine çıkmalarına vesîle olacaktır!”

***

Evet, Rasûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.) bu iki aziz torunları hakkında Cebrâil aleyhisselâmın verdiği bu elîm haber aynen cereyan etmiş; mü’minler, gönülleri yakan bu musîbeti dahi, sabır ve teslimiyetle karşılamışlardır.

HALiS ECE

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Türkiye, İlginç | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: