Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 14 Şub 2008

DEPREMLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİLER

Posted by Site - Yönetici Şubat 14, 2008

deprem

DEPREMLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİLER

“HAYAT ÜÇGENİ”

Deprem insanoglunun en sık karsilastigi ve en yikici felaketlerden ilk sirada gelenidir. Maalesef Turkiye’nin bir deprem ulkesi oldugu ve depremle yasamamiz gerektigi artik bilinen bir gercektir.

Hayatinizi kurtarabilecek bu bilgileri sizinle paylasmak istiyorum. Lutfen dikkatli okuyun ve hatta yakinlarinizla da paylasin.

Adim Doug Copp. Dunyanin en tecrubeli kurtarma birimi Amerikan Uluslararasi Kurtarma Ekibinin sefi ve afet olaylari muduruyum. Bu makaledeki bilgiler hayat kurtaracaktir.

875 yikilmis binaya surunerek girdim, 60 ulkeden kurtarma ekipleriyle calistim, bircok ulkede kurtarma ekibinin uyesiyim. 2 yil boyunca birlesmis milletler felaket “azaltma” uzmaniydim. 1985’ten beri ayni anda gerceklesenler haric dunyadaki butun felaketlerde calistim.

1996’da benim hayatta kalma metodumun gecerliligini ortaya koyan bir film yaptik. Turk hukumeti, Istanbul belediyesi, Istanbul Universitesi, Case yapimcilik ve ARTI bu pratik ve bilimsel testin filme alinmasinda isbirligi yaptilar.

Icinde 20 maket olan bir okulu ve evi yiktik. On maket “comel ve korun” metodunu uygularken, 10 maket “hayat ucgeni” metodunu uyguladi. Tasarlanmis yikimdan sonra goruntuleri filme almak ve sonuclari belgelemek icin enkazi gecip binaya girdik. Bina yikimlarinda olusabilecek sartlar dahilinde direct olarak gozlemlenebilen ve bilimsel sartlar altinda hayatta kalma tekniklerimi uyguladigim film “comelip korunan / saklanan” kisiler icin hayatta kalma sansinin sifir oldugunu ortaya koydu. Hayat ucgeni metodumu kullananlar icin hayatta kalma sansi yaklasik olarak %100 oldu. Bu film Turkiye’de ve Avrupanin geri kalan kisminda milyonlarca izleyici tarafindan izlendi. Bu film ABD. Kanada ve Guney Amerika’da Real TV programinda izlendi.

Enkazina girdigim ilk bina 1985 Mexico City depreminde bir okuldu. Butun cocuklar siralarinin altindaydi. Her bir cocuk kemiklerinin kalinligina kadar ezilmislerdi. Siralarinin yanindaki koridorlara uzanmis olsalardi hayatta kalmis olabilirlerdi.Bu “ayipti, gereksizdi” ve cocuklarin neden koridorlarda (siralarin arasinda ) olmadigini merak ettim. O an, cucuklara bir seyin / esyanin altina saklanmalarinin soylendigini bilmiyordum.

Basitce ifade edilirse, binalar yikilirken, objelerin uzerine dusen tavan agirligi veya icerideki mobilyalar bu nesnelere carperken yanlarinda bir yer, bosluk birakirlar. Bu bosluk benim “hayat ucgeni” dedigim alandir.Nesne ne kadar buyuk ve ne kadar dayanikli olursa daha az ezilecektir. Nesneler ne kadar az ezilirse bosluk ve boslugu kullanan kisinin yaralanmama olasiligi o kadar artar. Bir dahaki sefere televizyonda yikilan bina izlerken gordugun ucgenleri say. Heryerdeler, Yikilan bir binada goreceginiz en yaygin bicimdir.

Deprem aninda hayatta kalma, ailelerine bakma ve baskalarini kurtarma hakkinda 750 bin nufuslu Trujillo kentinin itfaiye bolumunu egittim. Trujillo Itfaiye Departmaninin kurtarma sefi Universitede profesordur. Bana her yerde eslik etti. Kisisel ifadeleridir: “Adim Roberto Rosales. Trujillo kurtarma ekibi sefiyim. 11 yasindayken coken bir binada mahsur kaldim. Mahsur kalisim 1972 yilinda 70.000 kisinin oldugu depremde oldu. Erkek kardesimin motosikletinin yaninda olusan “hayat ucgeni” icinde hayatta kaldim Yataklarinin veya siralarin, masalarin altina giren arkadaslarim ezilerek olduler. Ben hayat ucgeninin yasayan ornegiyim. Olen arkadaslarim “comel ve korun ornekleridir.

Doug Copp’un önerileri

1) “Binalar cokerken basitce “comelen ve korunan “ kisiler istisnasiz her defasinda ezilerek oluyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altina giren kisiler her zaman ezilirler.

2) Kediler, kopekler ve bebeklerin hepsi dogal bir sekilde dizlerini ana rahmindaki gibi karinlarina dogru cekerek kivrilirlar. Deprem aninda sizde bu sekilde kivrilmalisiniz. Bu dogal bir guvenlik ve hayatta kalma icgudusudur. Daha kucuk bir boslukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifce ezilecek ama yaninda bosluk yaratacak bir kanepenin, genis bir esyanin yaninda dur.

3) Ahsap evler deprem anindaki en guvenli yapilardir. Sebebi basittir; ahsap esnektir ve depremin zorlamasiyla haraket eder. Eger ahsap bina cokerse genis yasam bosluklari olusur. Ayrica ahsap binalar daha az yogunlukta yikilis agirligina sahiptir.Tugla binalar ayri tugla parcalarina ayrilacaktirlar. Tuglalar bircok yaralanmalara sebep olacaktir, ama beton bloklardan daha az ezilmis vucutlar yaratirlar.

4) Eger gece yataktayken deprem olursa, basitce yuvarlanarak yataktan dusun. Yatagin cevresinde guvenli bir bosluk olusacaktir. Oteller musterilerine deprem aninda yataklarinin yaninda yere uzanmalarini salik veren bir uyari notunu odalarda her kapinin arkasina asarlarsa depremlerde cok buyuk hayatta kalma oranlarini saglayabilirler.

5) Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapidan veya pencereden disari kacmak mumkun degilse, kanepe veya buyuk bir koltugun / sandalyenin yaninda cenin pozisyonunda kivrilarak yere uzanin…

6) Bina cokerken kapi kirislerinin altina gecen herkes olur….. Nasil mi? Eger kapi kirislerinin altina gecerseniz ve kapi kirisi one veya arkaya dogru duserse inen tavanin altinda ezilirsiniz. Eger kapi kirisi yana dogru yikilirsa ikiye bolunursunuz. Her iki durumda da olursunuz!

7) Hicbir zaman merdivenlere gitmeyin Merdivenler (ana binadan) farkli bir “frekans araligina” sahiptir; ana binadan bagimsiz olarak sarsilirlar. Merdivenler ve binanin geri kalani devamli olarak birbirlerine carparlar, ta ki merdivenlerin yikilisi gerceklesene kadar.Merdivenlere ulasan insanlar basamaklar yuzunden yaralanirlar. Korkunc sekilde sakatlanirlar. Bina yikilmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanin hasar gormesi en muhtemel kismidir. Depremde yikilmamis olsa dahi, merdivenler bagirarak kacismaya calisan insanlarin asiri yuklenmesi ile cokebilir. Merdivenler binanin geri kalan kismi zarar gormemis olsa dahi her zaman guvenlik acisindan kontrolden gecirilmelidir.

8) Binanin dis duvarlarina yakin yerlere durun, mumkunse disina cikin. Binanin ic kisimlarindansa dis kisimlarina yakin yerlerde olmak cok daha iyidir. Binanin dis cevresinden ne kadar iceride olursaniz, cikis yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktir.

9) Aynen Nimitz yolundaki katlar arasindaki (yikilan) bloklarin meydana getirdigi gibi, deprem aninda ust yolun yikilmasiyla ezilen araclarin icinde bulunan insanlar ezilirler. San Fransisco depreminin kurbanlarinin hepsi araclarinin icindeydiler. Hepsi oldu. Araclarinin disina cikip, aracin yanina uzanip veya oturarak kolaylikla hayatta kalabilirlerdi. Olen herkes eger araclarindan cikip, araclarinin yanina oturabilseler veya uzanabilselerdi yasiyor olabilirdi. Ezilen butun araclarin yaninda – kolonlarin direct olarak uzerine dustugu araclar haric – 3 feet yukseklikte bosluklar olusmustu.

10 ) Enkaz halindeki gazete ofislerini ve cok miktarda kagidin oldugu ofisleri dolasirken kagidin sikismadigini / ezilmedigini kesfettim. Kagit yiginlarinin / kumelerinin etrafinda genis bosluklar olusur.

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye | 16 Comments »

Güneş’in sıcaklığı derece

Posted by Site - Yönetici Şubat 14, 2008

Güneş’in sıcaklığı derece

Güneş’in sıcaklığı derece.

Güneş, Güneş Sistemi’ndeki en büyük gök cismidir. Çok sıcak ve yanmakta olan bazı gazlardan oluşur. Bu nedenle, yüzeyinde her saniyede milyonlarca atom bombası patlamasına eşit güçte patlamalar olur. Bu patlamalarda boyu Dünyamız’ın büyüklüğünün 40-50 katı olan alevler fışkırır.

Ateşten bir topa benzeyen Güneş, yüzeyinden çok büyük bir ısı ve ışık yayar. Eğer, Güneş olmasaydı, her zaman gece olurdu ve her yer buzla kaplı olurdu. En önemlisi daha önce söylemiştik ya! Dünya’da yaşam yani biz olamazdık.

Güneş’in sıcaklığı derece 6000 dış yüzeyinde, içindeki sıcaklık ise 12 milyon derecedir.

Çünkü, uzay (uzay filmlerinden de hatırlarsınız) karanlık bir yerdir. Dünyamız da bu karanlık yerdeki bir gök cismidir. Bu karanlık yerin içinde Dünyamız’ı Güneş’ten başka aydınlatabilecek ve ısıtabilecek bir gök cismi yoktur.

Ancak, Güneş’ten yayılan ışık çok parlaktır. Havanın açık olduğu bir günde Güneş’e bakmayı denemişsinizdir. Hatırlayın bakalım. Birkaç saniye bakınca gözleriniz kamaşmıştı, değil mi? Aslında, Güneş’e bu parlak ışık nedeniyle doğrudan bakmak çok tehlikelidir. Gözlerimize bu parlak ışık zarar verebilir. Ayrıca, yazın uzun süre Güneş’te kalmak da tehlikelidir. Hatta, cildimizde uzun bir tedaviyi gerektirecek çok ciddi yanıklar oluşabilir. Çünkü, Güneş’ten yayılan ısı özellikle yazın çok yüksek olur. Oysa Güneş, Dünya’ya milyonlarca kilometre uzaktadır ve uzaya yaydığı ısının sadece binde ikisi Dünyamız’a ulaşır.

Peki Güneş’ten çok uzakta olmasına rağmen, Dünyamız’da sıcaklık bu kadar yükselebiliyorsa, acaba Güneş’in üzerindeki sıcaklık ne kadardır?

Bilim adamları, bu konuda yaklaşık sayılar verebilirler. Ama bu sıcaklığı, bildiğimiz herhangi bir şeyin sıcaklığıyla karşılaştırarak anlamak mümkün değildir. Bir düşünün! Güneş’in sıcaklığı derece 6 bin yüzeyinde olduğunu, içinde ise sıcaklığın 12 milyon dereceye kadar yükseldiğini… Bunu bildiğimiz neyle karşılaştırabiliriz ki? Elimizle sıcak suya temas ettiğimizde 50 dereceden fazlasına dayanamayız. En sıcak yaz günlerinde bile hava en fazla 40-50 derece civarındadır. Bu örnekten de anlıyoruz ki, Allah Dünya ile Güneş’in uzaklığını en uygun olacak şekilde yaratmıştır. Güneş bize biraz daha yakın olsaydı, Dünya üzerindeki herşey sıcaktan kavrulur kül olurdu. Ancak, biraz daha uzakta olsaydı, bu sefer de herşey buz tutardı. Tabi ki her iki şekilde de yaşam mümkün olmazdı.

Güneşimiz eğer bizim Dünyamız’a gereğinden fazla yakın olşaydı, Dünyamız bayağı ter dökerdi hatta erirdi. Tüm bu hassas dengeler Allah’ın kontrolündedir.

Aslında, benzer şekilde Güneş’in ısısını daha az alan kutup bölgeleri devamlı bir buz tabakası ile kaplı; daha çok alan Ekvator bölgeleri ise devamlı sıcaktır. Allah, bu bölgeleri bizlere örnek olsun diye yaratmıştır. Diğer yerler ise canlıların yaşamına en uygun şartlarda yaratılmıştır. Bu Allah’ın bize olan şefkatini gösterir. Çünkü, Allah Güneş ile Dünya arasındaki uzaklığı şu anki gibi en uygun şekilde yaratmasaydı, Dünya’daki yaşam çok daha zor olurdu. Hatta olmayabilirdi.

Posted in Bilim, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, İlginç | 1 Comment »

Mümin kul için beş bay­ram

Posted by Site - Yönetici Şubat 14, 2008

Mümin kul için beş bay­ram,Zahr’ül – Abidin

Mümin kul için beş bay­ram

Zahr’ül – Abidin adli eserde yazıldığına göre, mümin kul için beş bay­ram vardır; şöyleki :

1- Hafaza meleklerinin bir günah yazmadığı, mümin üzerinden geçip giden bir gün..

2- Mümin kul, dünyadan geçip giderken imanla, şehadetle gide; şeytanın hilesinden emin ola..

3- Kul, sırat köprüsünden geçe; kıyamet günü zorluğundan emin ola, hasımların ve zebanîlerin elinden kurtula..

4- Kul, cennete gire ve cehennemden emin ola..

5- Cennete girdikten sonra kul, Yüce Rabbını göre..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye | Leave a Comment »

İslâm’da Giyim-Kuşamın Ölçüsü

Posted by Site - Yönetici Şubat 14, 2008

İslâm’da Giyim-Kuşamın Ölçüsü

İslâm’da Giyim-Kuşamın Ölçüsü

IRZ – NÂMUS – HAYÂ VE TESETTÜR

Tanzimat’tan bu yana Batılı olmaya ve modern görünmeye çalıştık. Böylece ilerleyeceğimizi ve medenî olacağımızı zannettik. Hâlbuki umulanın tam aksiyle karşılaştık. Irz, namus, hayâ gibi hasletlerimizle beraber insanlığımızı da kaybettik. Çünkü asıl medeniyet kaynağı olan İslâmî hayattan uzaklaştık. Basının ve medyanın bildirdiklerine göre, kadınlara sataşma ve saldırılar artmaktadır. Niketkim 1992 yılında İstanbul’da gelir ve tahsili orta ve yüksek seviyede olan 500 kadınla, son senelerin moda tabiriyle, “cinsel taciz!” üzerine yapılan bir anketin neticeleri, insanı dahşete düşürecek seviyededir! Kadınların;

— Size elle veya sözle sarkıntılık yapıldı mı? sorusuna, yüzde 76’sı “Evet” demiştir.

— Lâf atıldı mı? sorusuna da, yüzde 98’i “Evet” diye cevap vermiştir.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nden alınan bilgiler de hiç içaçıcı değildir. Hatta “Çağdaş Hayatı Destekleme Derneği” bile bu vaziyetten bîzardır.

Fatih devrine gitmeye gerek yok 50-100 sene evvel bile böyle vakalar, şimdikine nazaran yok denecek kadar azdı. Bir sarkıntılık ve tecâvüz olsa, kıyâmet kopardı. Peki, nasıl oldu da biz bu hâle geldik?!

İşte kısa cevabı:

Tesettüre riayet etmez olduk. Kadın ve kızlarımız, evden dışarı çıkarken şık görünmeye, cazip olmaya çalıştılar. Bunun için de açık-saçık, daracık kıyafetler giyindiler. Yetmiyormuş gibi, bir de “baştan çıkartıcı” parfümler süründüler. Bu halleriyle işlerlerinde ve çeşitli müesseselerde erkeklerle beraber çalıştılar. Sokaklarda gezdiler, erkeklerle karışık tıkış-tıkış kalabalık umumî vasıtalara bindiler… Elbette bu hâl erkeklerin dikkat nazarlarını çekecek, duygulanmaya ve tahrike sebep olacaktı… ve oldu da.

… Bizi dîni millî terbiyemizden uzaklaştıran ana sebep, Batılılaşma ihtirâsıydı. Bütün yayın organları dinîmizin haram kıldığı kılık-kıyafeti âdeta teşvik etti. Hatta bazıları çıplaklığa özendirdi. Hayâ ve sıkılma hissi kalmadı. Vatandaşımız evde, yolda, iş yerlerinde şehvanî hislerin zehirli oklarına hedef oldu.

Hâlbuki dinimiz, kadınların örtünmelerine, namahrem erkeklere haram yerlerini göstermemelerine, erkeklerin de harama bakmamalarına çok büyük ehemmiyet verir. Zira böyle bir günah, sadece fizikî ve dünyevî bir zarara sebep olmakla kalmıyor; kalbi, ruhu kısacası manevî bünyeyi de yaralıyor, hatta tahrîb ediyor. Bu bakımdan İslâmiyet, kadının zaruret ve ihtiyaç olmadıkça evinde oturmasını, dışarı çıkma mecburiyetinde kalırsa örtünmesini emreder.

Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: “(Habibim!) Mü’min erkeklere de ki, gözlerini (kendilerine helâl olmayan şeylerden) kapayıp sakınsınlar.” (1) Bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor: “Kadın avrettir, (örtünmesi/korunması gerekli mahremlerdendir). Dışarı çıktığı vakit şeytan onu tâkip eder. Kadının Allah’a en yakın hâli, evinde bulunduğu zamandır.” (2)

Ahzab suresi 59. âyet-i kerimede de şöyle buyuruluyor: “Ey Peygamber! Kendi hanımlarına, kızlarına ve Müslüman kadınlara söyle ki: ‘(Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış elbiselerini üzerlerine örtsünler. Bu onların (iffetli) tanınmaları, eziyet edilmemeleri için daha uygundur…”

İslâmiyet, cihanşümul bir dindir. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Bu bakımdan İslâm’ın emir ve yasaklarından, kim olursa olsun, ne kadar uzak bir hayat yaşarsa, o kadar zarar görür huzursuz olur.

Cinsî ta’cizin de teknoloji ile gelişme ve ilerlemeyle filan bir alâkası yoktur. Sadece açık-saçıklık, harama-helâle riâyet etmemekle, kısacası Canâb-ı Hakk’a isyan nisbeti ile alâkalıdır. Elbette bu hâl medeniyet değil, denaettir, gelişme değil düşüştür, hatta insanlığın yüz karasıdır. Bu ve benzeri ahlâksızlıklardan kurtulabilmenin çaresi de; insanımızda, hususiyle gençlerimizde ırz, namus ve hayâ duygularının geliştirmesidir. Bunun için de imanlarını kuvvetlendirmemiz gerekir. Çünkü “hayâ imandandır.” Hayâdan yoksun olan bir insandan her şey beklenir.

Kadın ve kızlarımıza açık-saçık giymenin zararları, erkeklerle karışık sürdürülen hayatın tehlikeleri hatırlatılmalı; erkeklere de harama bakmanın, sadece cinsî tâ’ciz ve tecâvüz gibi tahrîbâtları tevlid etmediği, bilhassa iman mahalli olan kalbi yaraladığı, imanı zayıflattığı; dolayısıyla âhirete ait ebedî bir zarara sebebiyet verdiği anlatılmalıdır. Günahkârlar için cehennem azabının şiddet ve dehşeti, küçük yaştan itibaren zihinlere iyice yerleştirilmelidir ki, insanımız bundan sakınıp korunmanın yollarını arasın. Dünya ve âhiret saadetini yakalayabilsin.

***

“KÂSİYÂTÜN– ÂRİYÂTÜN…”

Başlıkta zikrettiğimiz kelimeler bir hadîs-i şerifte geçmekte ve zamanımızdaki çığırından çıkmış kadın giyim-kuşamının ölçüsüzlüğünü ifade etmektedir. Sözü fazla uzatmadan, hadîste geçen bu kavramların izâhına ve günümüze ışık tutan cihetlerine bir göz atalım…

“Kâsiyâtün!..” Kadınlar giyinmişler. Evet, giyinip kuşanmışlar. Ancak yine de “âriyâtün!” uryandırlar. Yani çıplaktırlar, tesettürlü sayılmazlar. Çünkü kadının giyinip örtünmesinden maksat, bedenindeki cazibesini gizlemesi, bakanları tahrik etmemesidir. Hâlbuki bugün, moda adı altında sunulan bu giyimler; öylesine dar, ince ve kısa ki, bedendeki cazibeyi gizleme şöyle dursun, aksine daha da tahrik edici hale getiriyor… Hatta olmayan “özellik” ve güzelliği bile var gibi gösteriyor. İşte bu yüzdendir ki, böyle tahrikçi bir giyim-kuşam içinde olan kadın, görünüşte “kâsiyâtün” (giyinmiş) de olsa, gerçekte “âriyâtün” yani çıplaktır. Zira çıplakken yapacağı tesiri bu giyimle yapıyor, benzeri fitneyi, bu sözde giyimle de uyandırabiliyor.

Evet, zamanımızda kadınların bir kısmında öylesine bir örf, âdet anarşisi yayılmış vaziyette ki, bunlar kendilerini bağlayacak belli bir ölçü ve kaide tanımazlar, bir bakıma sınırsız bir hürriyet arzusundadırlar. Bu bakımdan kendileri, “mâilâtün”dürler, yani meylederler. Sonra da, “mümilâtün”dürler, kendilerine meylettirirler. Giyim-kuşamları, tutum ve tavırları ile kendilerine bakanları meylettirir, cazibelerine takarlar. Hâlbuki Müslüman bir hanım “özellik” ve güzelliği; kimseyi kendine meylettirmemesi, kendisinin de kimseye meyletmemesi, sadece ve yegâne meyledeceği kimsenin nikâhlısı olmasıdır. Nikâhlısının dışındakilere ne kendisi meyleder, ne de kendisine meyledilmesinden memnuniyet duyar.

Hulâsa, imanlı bir kadın, inandığı kimselere benzemek ister. Resûlüllah’ın (s.a.v.) kızı aziz evlâdı Fâtıma (r.anhâ) vâlidemize kulak verir… Onun tarif ve tavsiyelerine uyar. O ise;

— Hanımların hayırlısı hangisidir? sualine şöyle ceavap veriyor:

— Hanımların hayırlısı, kendisi yabancı erkeğe bakmayan, yabancı erkeği de kendisine baktırmayandır!..

***

TESETTÜRDE GAYE NEDİR?

Hazret-i Âişe (r.anhâ) vâlidemiz anlatıyor:

“Allah Teâlâ muhacir kadınlara rahmet eylesin. ‘Kadınlar, baş örtülerini yakalarının üzerini (örtecek şekilde) koysunlar’(3) âyet-i kerîmesi indiği zaman, örtülerini (kenardan) yırtarak onunla (örtülmesi gereken diğer yerlerini de) örttüler.” (4)

İslâm’ın başlangıcında kadınlar, kılık-kıyafetçe cahiliye devrinin örf ve âdetlerine uyuyorlardı. Bu emir üzerine saçlarını-başlarını, kulaklarını-boyunlarını, gerdanlarını-göğüslerini açık tutmayıp derhal örtmeye başladılar.

Müfessirlerin nakline göre, Cahiliye kadınları da başörtüsü kullanıyorlardı. Fakat İslâm’ın emrettiği tarzda ve ölçüde değildi… Ya saçlarını tam örtmeyecek şekilde başlarına takarlar veya enselerine bağlarlardı. Yukaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açığa çıkardı. Zînetleri ve zînet mahalleri görünürdü. Demek ki, son zamanlarda “modernlik-çağdaşlık” sayılan açık-saçıklık, böyle eski bir Cahiliye âdeti imiş… İslâmiyet, böyle açıklığı yasaklayıp, başörtülerinin yakalar üzerine indirilmesini emrederek tesettürü farz kılmıştır. Görüldüğü üzere bu emirde; tesettürün yalnız farziyeti değil, kendine mahsus usûl ve hudûdu da gösterilmiştir.

Cahiliye döneminde ictimaî hayatta, kadın-erkek ihtilâtı esastı. Yani karışık bir halde yaşıyorlardı. Bu hayat tarzı, İslâm’da cinsler arasındaki ayırımı ve kadın kıyafetini tanzim eden Nûr sûresinin 30-31’inci âyetleri gelinceye kadar devam etti. Bu ayetlerin inzalinden sonra ise, cahili âdetlerinin yerine, derhal İlâhi ahlâk esasları kaim ve hâkim oldu.

Tesettürle alâkalı bu iki âyet-i kerîmenin tam olarak meâlleri şöyledir: “(Habîbim), mü’min erkeklere söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, kendileri için çok temiz (bir hareket)dir. Şüphesiz ki Allah, (kullarının ne) yapacaklarından hakkıyla haberdardır.

“Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Görünen kısımları (yüz ve eller) müstesna olmak üzere, zînetlerini (ve zînetlerinin bulunduğu mevzileri ki; baş, kulak, boyun, göğüs, bazu, kol ve ayaklarını) açmasınlar. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mü’min kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zînetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zînetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler! Hep birden Allah’a tevbe edin ki, korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız.”

Hâsılı, bozuk bir cemiyette kurtuluş ümidi olmaz. Cemiyetin bozukluğu da hem erkeklerin hem de kadınların müşterek kusur ve hatalarındandır. Bundan dolayı, başta erkekler olmak üzere bütün mü’minler, imana zarar veren, cahiliye izleri taşıyan kusur ve hatalardan tevbe ile Allâh’a dönüp O’nun yardımına sığınmalıdır… Emir ve yasaklarına da dikkat ve hassasiyet göstermelidirler ki, topluca kurtuluşa erebilsinler.

Tesettürün hikmet ve gayesini ise, Rabbimiz (c.c.) şöyle beyan buyuruyor:

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle: (Bir ihtiyaç için evlerinden dışarı çıktıkları zaman) cilbablarını (dış örtülerini, manto-pardesü gibi ) üzerlerine alsınlar. Bu onların tanınmaları ve incitilmemeleri için en elverişli olanıdır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok rahmet edicidir.” (5)

Görülüyor ki bu âyet-i kerimede de emir, sadece Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in hanımlarına ve kızlarına değildir. Nûr sûresinde olduğu gibi, diğer bütün mü’min kadınlar da bu emrin muhâtabıdırlar.

Cahiliye devrinde Araplar’da tesettür âdet değildi. Kadına hürmet yoktu. Kadınlar arasında da, erkeklerin dikkatlerini çekmek için, göz alıcı biçimde açılıp saçılarak meydanlara çıkan, orta malı olanlar tabiî ki vardı. Bundan dolayı da kız çocuklarını diri diri gömenler olmuştu. İslâmiyet ise kadının şânını-şerefini, iffet ve ismetini vakar ve haysiyetini yükseltiyordu… Ve Müslüman kadınların, hiçbir şekilde eziyete uğramamaları için Cenâb-ı Hak, ‘… Cilbâb(6) larını (dış örtülerini) üzerlerine alsınlar’ buyuruyor. Bu âyet-i kerimeler inzal olduğunda, örtünme emrine, istisnâsız bütün Müslüman kadınlar derhal uyup tatbik etmişlerdir.

İşte bu tesettür, onların tanınmalarına, âdi ve ahlâksız kadınlardan vakar ve iffetleriyle seçilerek hürmet edilmelerine; dolayısıyle incitilmemelerine münasip ve elverişli olan biçimdir.

Gerçi eziyeti kendilerine davet edecek, sataşılmaktan hoşlanacak olan içi bozukların bu hâline tesettür mâni olacak değildir. Fakat imanlı, ahlâklı ve temiz kadınların; pis ve çirkin bakışlardan, yuvalarında-mahfazalarında gizli inciler gibi korunmalarına en uygun olan tarz da budur. (7)

***

MÜSLÜMAN ERKEK VE KADININ GİYİM-KUŞAMI NASIL OLMALI?

“İmam Ahmed ve Ebû Dâvud’un Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet ettikleri bir hadîs-i şerifte Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

“Kadın elbisesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kadına lânet olsun.’

“Metâlibü’l-Mü’minîn isimli eserde de, ‘Kadın erkeğe benzememelidir, erkek de kadına… Şayet benzerlerse, her iki grup ta mel’undur’ denilmektedir.

“Fakîr(8)e göre (İmâm-ı Rabbâni hazretleri kendi zât-ı âlilerini kastediyor) doğru olan; erkeklerin kadınlara ben¬zemesi yasaklanınca, hüküm, (bulunulan yerdeki) kadınların (giyim-kuşamdaki örf ve) âdetlerini bilmeye kalır. Bu durumda bakarız; bir yerde kadınlar, (meselâ) yakası göğüse doğru açılan gömlek giyiyorlarsa, orada münâsip olan, -kadınlara benzememek için- erkeklerin omuzdan açılan gömlek giymeleri gerekir. Ama bir yerde, kadınlar omuza doğru açılan gömlek giyiyorlarsa, orada da erkekler göğüse doğru açılan gömlek giyerler…

“Kur’ân-ı Kerim’de, ‘Her birinin bir yönü vardır, o ona yönelir’ buyurulmuştur. (9)

***

Meselenin özü;

İslâm dini, giyim-kuşam, kılık-kıyâfet mevzuunda hususi bir şekil getirmemiştir. Her beldenin, her mahallin insanlarının, kendilerine mahsus örf, âdet ve gelenekleri vardır. Bu iti¬barla giyim-kuşamda ölçü, dinî sınırlar çerçevesinde, kadın ve erkeğin birbirlerine benzememeleridir.

HALiS ECE .
 
DİPNOTLAR
(1) Nûr sûresi, 30.
(2) Münzirî, et-Tergîb ve’t-Terhîb, 1, 227.
(3) Nûr sûresi, 31.
(4) Ebû Dâvud, Sünen, Libas, 4102.
(5) Ahzab sûresi, 59.
(6) Cilbâb; kadınların, elbiselerinin üzerine giydikleri, vücutlarını baştan aşağı, tepeden tırnağa örten her çeşit dış elbisenin adıdır.
(7) Kaynaklar: Muhtelif tefsir ve hadîs serhleri.
(8) Fakîr, kelime olarak yoksulluk demek. Tasavvufta ise, mâneviyat erbâbının Hak’ta fâni olması ve her hâlükârda kendini ona muhtaç bilmesidir. “Ey insanlar, sizler fakirsiniz; Allâh’a muhtaçsınız” (Fâtır s., 35/15) İki türlü fakr vardır: 1) Sûrî fakirlik: Kişinin malı mülkü olmaması. 2) Mânevî fakirlik: Kişinin kendisini mutlak surette Allâh’a muhtaç bilmesi, varlıklı olma ile yoksul olma hallerini müsavi görmesi, olunca şımarmayıp olmayınca da üzülmemesidir.
(9) Bakara sûresi, 148; el-Mektûbat, İmâm-ı Rabbâni, 1, 313.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Tesettür | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: