Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 13 Şub 2008

EDEP

Posted by Site - Yönetici Şubat 13, 2008

sadaka taslari,osmanli,edep,

EDEP

Osmanlı’da sadaka taşları varmış, ihtiyacı olan sadaka taşının üzerindeki keseden, yabancı elçilerin de şaşkın şehadetleriyle, sadece ihtiyacı kadarını alırmış. Aynı şey yolların üzerinde vakıflar tarafından kurulan konaklarda da uygulanır, yolcu eğer ihtiyacı varsa yatağının başucundaki keseden alabilirmiş. Binitine ücretsiz bakılır, ücretsiz üç gün yemek verilirmiş.

Eskiden “Kapıyı kapat!” denilmezmiş. Allah (c.c.) kimsenin kapısını kapatmasın diye düşünülürmüş. “Kapıyı ört, ya da sırla” denilirmiş. Kapının kapanmadan yavaşça örtülmesi edebdenmiş.

Lambayı söndür” demezlermiş. Allah (c.c.) kimsenin ışığını söndürmesin, “Lambayı dinlerdir” derlermiş. Lamba yakılmaz, uyandırılırmış. Uyuyan birisi uyandırılmak için sarsılmaz veya adı ile çağırilmazmış. “Agah ol erenler” derlermiş. Nezaket, incelik, edeb her işin başı imiş de ondan… Ona eren uyanık olurmuş. İnsanların sözü kesilmez, işaret ve işmar edilmez, fısıltılar, gizli konuşmalar hoş karşılanmazmış.

Hanımlar “Efendi” derlermiş beylerine, “siz” derlermiş. Hanımefendiliklerini gösterirlermiş. Gezerken yere yumuşak basılır, ses çıkarmamaya çalışılırmış. Yerdeki haşerata basmamaya özen gösterdiği için, adı “Karınca basmaz Efendiye” çıkan insanlar varmış.

Kapıdan çıkarken arkasını dönmemek, geri geri çıkmak edebmiş.Kapı eşiğindeki ayakkabılar, dışarıya doğru değil, içeriye doğru çevrilirmiş. “Git bir daha gelme!” der gibi değil de, “gitsen de ayağının yönü buraya dönük olsun” der gibi dizilirmiş.

Eskiler hayatı o kadar nurani, o kadar temiz, o kadar manâlı yaşarmış.

Komşuya hatır soran sıra sıra terlikler, Ölçülü uzaklıkta yakın beraberlikler.” diye tarif eder Üstad N. Fazıl bu hali…

Eskiler “Edeb Ya Hu!” derler, Onu görüyor gibi yaşamaya çalışırlarmış. O varken başkasına bakmaz, Onu unutmuş gibi hallere girmezlermiş. Ezel ve Ebed Sultanı’nın huzurunda nasıl hareket edilmesi gerekiyorsa öyle hareket etmek isterlermiş. “Bizi takip eden, her halimizi perdesiz, engelsiz gören, şu anda bizim durumumuza bakan Allah var!” der gibi, o mânâyı hatırlatmak için her yere “Edeb Ya Hu!” yazarlarmış. “Allah’ın huzurunda edeb” demekmiş bu…
İnsan nerede olursa olsun Allah’ın huzurunda değil midir?

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Edep - Hürmet - Saygı, Görgü Kuralları, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Osmanlılar, Tavsiyeler, Türkiye, İlginç | Leave a Comment »

Aglayan Kütük!!!

Posted by Site - Yönetici Şubat 13, 2008

 

Aglayan Kütük,aglayan kutuk,aglayan-kc3bctc3bck

Aglayan Kütük!!!

Mescid-i Nebevi inşa edildikten sonra Peygamber(sav)’in hutbe okurken yaslanması ve hatta kalabalık zamanlarda üzerine çıkması için bir hurma kütüğü ayarlanır. Bu kütük yıllarca Sevgili(sav)’nin sesini, nefesini dinler de dinler… Kütüklerin en şanslısı olduğunun sanki farkındadır!

Aradan yıllar geçer ve bir vesile ile benzer birşey gören sahabeden bir zat Peygamber(sav) için marangoz olan bir sahabeye tarifle 3 basamaklı bir minber inşa ettirir. Hayra hizmet eden yeniliklere her zaman açık Peygamber(sav)’imiz bu minberi inşa ettirenlere dualar ederek ilk hutbesini irad etmek için basamakları çıkmaya başlar… İşte o sırada mesciddeki herkesin duyduğu ve olayı rivayet eden sahabelerin annesinden ayrı kalan bir deve yavrusunun sesine benziyordu dedikleri bir inilti duyulur!

Herkes mescidde gözleri ile bir deve yavrusu ararken iniltilerin bu hurma kütüğünden geldiği fakedilir. Bunun üzerine Sevgililer Sevgilisi(sav) onun yanına gitti ve eli ile sıvazlayarak birşeyler fısıldadı. Bunun üzerine iniltiler kesildi! Peygamber(sav)’imiz daha sonra yeni minbere döndü ve dudaklarından inciler dökerek hutbesini irad etti…
şeyh galib- naat

EFENDİM!…
Sultân-ı rüsûl, şâh-ı mümeccedsin Efendim!…
Bîçârelere devlet-i sermedsin Efendim!…
Dîvân-ı İlâhîde ser-âmedsin Efendim!…
Menşûr-ı le’amrüke mü’eyyedsin Efendim!…
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin Efendim!
Hak’dan bize sultân-ı mü’eyyedsin Efendim!…

şeyh galib- naat

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Mucizeler, Tavsiyeler, Türkiye, İlginç | Leave a Comment »

En Sevgili’nin Hilyesi/Şemâili…

Posted by Site - Yönetici Şubat 13, 2008

Peygamberimizin Şemaili,En Sevgili’nin Hilyesi,Şemâili…

En Sevgili’nin Hilyesi/Şemâili…

Sevgili Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz’i en iyi tanıyanlardan biri olan Hazret-i Ali kerramellâhü vecheh, onun güzel ahlâk ve mübârek şemâilini şöyle vasfediyor:

“Resûlüllah (s.a.v.), son derece nezîh ve kibardı. Hiçbir şeye bağırıp çağırmazdı. Çarşı ve pazarda sâkindi. Kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi. Dâima affeder, müsâmahakâr davranırdı. Hiçbir şeye eliyle vurduğu görülmemiş, sadece cihad esnasında vurmuştur. Hiçbir kadın ve hizmetçiye vurmamış, hiçbir kimseden intikam aldığı görülmemiştir. Ancak Allâh’ın haram kıldığı şeyler müstesnâ… Allâh’ın haram kıldığı şeylerden biri çiğnendimi, ona öfkelenir, âdeta aslan kesilirdi.

İki şey arasında muhayyer bırakılırsa, kolay olanını seçerdi.

Hâne halkı arasında onlardan biri gibi olur, ev işlerine bakar, yardım ederdi. Kendi işini kendi görür, koyun sağar, temizlik yapardı.

Dilini gerektiğinde kullanır, boş sözlerle meşgul etmezdi.

İnsanları birleştirmeye çalışır, nefret ettirmezdi.

Her kavmin büyüğüne, onun haysiyetine yakışır şekilde itibar gösterirdi. Onlara, mevkilerine uygun tarzda adamlar gönderirdi.

Herkese güler yüz gösterir, ashâbını gözetir, hâl ve hatırlarını sorar, onları arardı.

İyiyi sever, çirkini beğenmezdi.

Her işte orta yolu tutar; ihtilâfı, aşırılığı sevmezdi.

Her şeye lâyık olduğu değeri verirdi. Hakka riâyete çok dikkat eder, hakkı aslâ çiğnemezdi.

İnsanların hayrını diler, hayatlarını korurdu. Herkese nasîhat eder, iyiliğini isterdi. Yardım edenleri, birbirinin hayrına çalışıp birlik olanları severdi.

Bir yere oturup kalkarken dâima Allâh’ı zikrederdi. Bir cemaatin yanına vardığında, nerede yer varsa oraya otururdu. Başkalarına (rahatsızlık verip omuzlarına) basarak dip sedire (baş köşeye) geçmek istemezdi, ümmetine de bunu tavsiye ederdi. Meclisinde eşitliğe çok dikkat eder, birini diğerine üstün tutmazdı. Bir şey sorana rahatlıkla cevap verir, herkesin ihtiyacını görmeye çalışır, koşardı. İnsanların hepsine bir baba gibi davranırdı…

“Hak hususunda (hukuk mevzuunda), onun nazarında bütün insanlar eşitti. Onun meclisi ilim, hayır, feyz, hayâ ve emniyet meclisi idi… Yüksek sesle konuşulmaz, kimsenin ayıbı söylenmez, kusurlar dile dolanmazdı. Herkes müsâvi idi, insanların biribirine üstünlüğü ancak takvâsıyla olurdu. Meclisinde küçükler sevilir, büyükler sayılır, ihtiyaçlar karşılanır, garipler barınır himâye görürdü.

O, dâima güler yüzlü ve neşeli idi. Ahlâkı yüceydi. Yumuşak huylu idi, lûtuf ve ihsanda bulunmayı severdi. Katı yürekli aslâ değildi. Bağırıp çağırmaz, gürültü koparmazdı. Ayıplayıcı ve cimri değildi.

Sevmediklerinden yüz çevirir, hoşlanmadığı bir soruya cevap vermez, sükût ile karşılık vermiş olurdu.

Kendisi için dünyada üç şeyi terk etmiştir: Kavga, kibr u gurûr ve mâlâyânî (boş, lüzumsuz söz ve fiil).

İnsanlar hakkında da üç şeyi bırakmıştır; dolayısıyla kimseyi zemmetmez, kusurlarını araştırmaz ve ayıplamazdı; ancak sonu hayırlı olacaksa konuşurdu.

O söze başlayınca, yanındakiler başlarında kuş varmış da (âdeta onu uçurtup kaçırtmamaya çalışır gibi) sâkin sâkin dinlerlerdi. Ancak o sözünü bitirip susunca konuşurlardı. Onun yanında aslâ çekinmezlerdi. İçlerinden konuşan olursa sükûnetle dinler, sözünü bitirmesini beklerdi.

Ashâbı bir şeye gülerse, o da gülerdi; onların hayret ettiği bir şeyi, o da hayretle karşılardı. Bir yabancı gelip bir yanlışlık yaparsa, onun yaptığı kabalığa sabır gösterir, müsâmaha ile karşılardı.

Bir hâcet sahibi bir şey istese, onu vermelerini emrederdi. Kimsenin fazla övmesini istemez, kimsenin sözünü kesmezdi. Şayet haddi aşarsa, o zaman keser veya oradan ayrılırdı.

Gâyet sâkin, yumuşak tabiatlı, cömert, düzgün konuşan, muâşereti (geçimi) gâyet tatlı ve en şerefli bir âiledendi. Onu ilk defa gören kimseyi, bir heyecan kaplardı; fakat görüşüp konuşunca (rahatlar) ve onu severdi. Onu vasfedenler şöyle derlerdi: ‘Ondan önce de, ondan sonra da onun benzerini görmedim.”

(Şemâil-i Tirmizî’den hulâsa edilmiştir)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Siyer-i Nebi, Tavsiyeler, Türkiye | Leave a Comment »

PÎRÎ REİS VE ANTİLYE’NİN (AMERİKA) KEŞFİ

Posted by Site - Yönetici Şubat 13, 2008

Piri reis ve amerikanin kesfi, piri resin haritasi,piri reis neden idam edildi,

PÎRÎ REİS VE ANTİLYE’NİN (AMERİKA) KEŞFİ

Tarih kitaplarında bu kıt‘anın 1492 yılında Kristof Kolomb tarafından keşfedildiği yazılıdır. Halbuki Türkler, Ondan çok önce, Amerika’nın mevcudiyetini biliyorlardı. Bu gerçek, 6 Mart 1554 yılında vefat eden meşhur Türk denizcisi Pîrî Reis’in (r.aleyh) “Kitâb-ı Bahriye” isimli eserinde kaydedilmiş ve Amerika’nın Hicrî 870 (Miladî 1465) yılında bulunduğu bildirilmiştir. Nitekim Kanuni Sultan Süleyman Hân’a (rahmetullâhi aleyh) arz olunan eserde, şu mısralar yer almaktadır:

Lodos üstünde bulundu o diyâr

Septe*den dört bin mil uzar

Hangi tarihte bulundu işbu yer

Anlatayım, tarihçiler bak ne der:

Târih-i hicret bu idi o zaman

Tâ SEKİZ YÜZ YETMİŞ idi tam o an

İşbu tarihte bulundu o zemin

İsmine ANTİLYE dediler hemin

Fakat Pîrî Reis‘in (rahmetullâhi aleyh) büyüklüğü, çizdiği iki dünya haritasıyla, ancak 20’nci yüzyılın ikinci yarısında anlaşılabildi. 1513 ve 1528 tarihli bu haritalar, ilim dünyasında hâlâ şaşkınlık uyandırmaya devam etmektedir. Amerika’da yapılan çeşitli incelemeler, Pîrî Reis haritalarının hususiyetlerini şöyle ortaya koydu:

“Pîrî Reis kıt‘aları; kıyıları, adaları, dağ sıralarını, ova ve nehirleri son derece doğru çizmiştir. Öyle ki, bu doğruluk, ancak uydulardan ve fezâ vâsıtalarından (uydurma: uzay araçlarından) çekilen fotoğraflarla anlaşılmıştır.

“Haritalarda gösterilen Antartika dağları, 1592 yılına kadar bilinmiyordu. Bu tarihte, ancak ses yansıtıcı cihazlarla keşfedilmişlerdir.

“Grönland’ın tek bir ada olduğu sanılırken, Pîrî Reis, onu üç ada hâlinde göstermiş… Ve uydulardan çekilen fotoğraflar, Grönland’ın gerçekten de üç adadan meydana geldiğini ortaya koymuştur.

“Dünyaya fezâdan bakıldığında, aşağılara doğru gelen kıt‘alarda bir büzülme görülür. Pîrî Reis’in haritalarında da aynı hususiyet mevcuttur.

***

Günümüzde, ancak uydular vâsıtasıyla doğru-dürüst bir dünya haritası çizmek mümkün olabilmişken, Pîrî Reis, hem de 16’ncı yüzyılın ilk çeyreğinde bunu nasıl yapabilmiştir? Batılı bir yazar (Erich Von Daniken), meseleyi îzah edemeyince, şöyle demekten kendini alamamıştır:

“Haritaların çizildiği çağlarda, fezâ gemileri veya uydular olmadığından, hangi usûllerle ve nasıl bu kadar doğru olarak çizildiğini açıklayamamaktayız. Düşünce sınırlarımızı aştığı ve mantık kâidelerine uymadığı için cevap veremiyoruz. Veya bütün cesaretimizi toplayarak, haritaların, bir fezâ gemisinden çekilen fotoğraflardan faydalanmak suretiyle çizildiğini ileri süreceğiz!”

DİPNOT
* Septe: Kuzey Afrika’da Fas’ın kıyı kesiminde Cebel-i Târık’ın karşısında bir şehir. Hâlen İspanyol hâkimiyetinde olup askerî karakol ve serbest liman olarak kullanılmaktadır.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Osmanlı Tarihi, Osmanlılar, Tarih, Türkiye, İlginç | 1 Comment »

Gece namazları…

Posted by Site - Yönetici Şubat 13, 2008

Gece namazları.

Kul, işlediği günahı sebebiyle geceleri namaz kılmaktan,gündüzleri de oruç tutmaktan mahrum bırakılır.

Hasan-ı Basrî (k.s.) hazretleri demiştir ki:

Kul, işlediği günahı sebebiyle geceleri namaz kılmaktan, gündüzleri de oruç tutmaktan mahrum bırakılır.”

Âlimlerden bir zât ise şöyle demiştir: “Ey insan, oruç tuttuğunda kimin yanında ve ne ile iftar ettiğine dikkat et. Çünkü kulun kalbi ve tefekkürü, yediği şeye göre değişir ve ilk hâline bir daha dönemez.

Bir diğeri de şunları söylemiştir: “Nice yiyecekler vardır ki, sahibinin gece kıyâmına mâni olur. Nice bakışlar vardır ki, Kur’an okumaktan alıkoyar. Kul bir şey yer veya bir iş yapar da, bunlardan dolayı bir sene boyunca gece ibâdeti yapmaktan mahrum bırakılır. Güzel bir tedkik ve iyi bir araştırma ile neyin artırıcı, neyin noksanlaştırıcı olduğunu bilebilir, [günahları azaltabilirsin]. Ve ancak günahları azaltarak kayıplarını görebilir, onlara vâkıf olabilirsin.

Kezâ denilmiştir ki; “Gece namazının uzun olması, kıyâmette rahatlık sebebidir ve bu namaz, büyük günahlara keffârettir… Gece namazları, farz namazlardaki eksiklikleri telâfi eder.” (1)

GECE İBÂDETİNE KALKABİLMEK İÇİN YAPILACAKLAR

Hadîs-i şerifte buyuruldu ki; “Kul, gece ibâdetine kalkabilmek için, şu üç şeyden yardım sağlamalıdır:

1. Helâl yemek,

2. Tevbeye yönelmek,

3. Allâh’ın vaîdi (cehennemi)nin korkusu, va‘di (cenneti)nin şevk ve recâsı (ümidi) içinde bulunmak.” (2)

Demek ki, kulu gece ibâdetlerinden mahrum bırakan veya onu uzun süre gaflet içinde kalmaya mahkûm eden üç sebep vardır. Bunlar;

a) haram ve şüpheli yiyecekler yemek,

b) Israrlı bir şekilde günah işlemeye devam etmek,

c) Dünya düşüncesinin kalbe gâlip gelmesidir.

Dünya düşüncesi ve sevgisinin gâlip geldiği kalp, ne Allâh’ın azâbını hatırlar, ne de cennet ve Cemâli’ni özleyip ümitvâr olur. (3)

DİPNOTLAR
(1) Ebû Tâlibi’l-Mekkî k. s., Kûtu’l-Kulûb, Gecenin ve teheccüd ehlinin evsâfı bahsi.
(2) Buharî, Sahîh, Teheccüd, 13.
(3) Ebû Tâlibi’l-Mekkî, a.g.e. ve bahis.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hasan-ı Basri, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, İbadet | 3 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: