Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 12 Şub 2008

Tövbekâr Oldum

Posted by Site - Yönetici Şubat 12, 2008

Tövbekâr Oldum


 

Yâ Rab bu aşk bende, benimle her an;
Aşk ile can buldum, canda var oldum!..
Bu zorlu nefsime neyledi zaman?..
Bazen kışa döndüm, kâh bahar oldum!..

Tevhîdin nûruyla, var ettin canı;
Ufkuna nakşettin eşsiz fermânı!..
Tedbirden, takdire dönen her sonu;
Tefekkür ettikçe tövbekâr oldum!..

Kader levhâsında, ince bir sır var;
Bir ömre sığmadı, aşk denen esrâr!..
Âlemi sardıkça bu derin efkâr;
Yanmış ney misâli, âh u zâr oldum!..

Ezelden ebede bu şevk, bu heves;
Firdevs’den, Mevâ’dan, Naim’den bir ses!..
Kutsal emanete yüklü her nefes;
Dal, budak saldıkça, lalezâr oldum!..

Hüzün tezgâhında, süsledin gülü;
Yardın, pâk eyledin mümin gönülü!
Sebepler içinde her tevekkülü;
Sezdikçe hem gizli, aşikâr oldum!..

Yâ Rab yakın sensin, ben benden uzak;
İçimde, iç içe binlerce tuzak!..
Ey gönül geç nefsi, benliği bırak;
Kim demiş âlemde bahtiyâr oldum?!..

Posted in Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Şiir | 3 Comments »

Ekmekte şok iddia

Posted by Site - Yönetici Şubat 12, 2008

Ekmekte domuz katkısı var

Ekmekte şok iddia.

Tüketiciler Birliği Konya Şube Başkanı Mustafa Dinç, gramıyla ve fiyatıyla insan sağlığını tehdit eden ekmeğin, artık ‘domuz’ katkısı ile insan inancını da tehdit etmeye başladığını söyledi. Dinç, “Bu yüzden Tüketiciler Birliği yönetimi olarak biz piyasada satılan ekmekleri almıyor ve yemiyoruz” dedi. Ekmeğe katılan katkı maddelerini değerlendiren Tüketiciler Birliği Konya Şube Başkanı Mustafa Dinç, “Konyalı tüketicinin sağlığı ve geleceği bazı kimselerin siyasi emellerine, kaprislerine ve fırıncıların tamahkarlıklarına alet edilmiştir. Gelinen bu noktada ekmeği artık gramıyla ya da fiyatıyla konuşmanın bir önemi kalmamıştır. Üretici 5 kuruş fazla kazanmak için siyasetçisi ise ucuz ekmek diyebilmek için Konyalıya ‘domuz’ katkılı ekmek yedirmektedirler” dedi.

Gram da düşüyor

Mustafa Dinç, ekmeğin un, su, tuz ve mayadan elde edilmesi gereken bir temel besin maddesi olduğunu belirterek, bundan 15-20 yıl önce Konya’da ekmeğin 500 gram olarak satıldığını, bu rakamın 150 grama kadar düşürüldüğünü aktardı. Dinç, Türkiye’de buğday üretiminin artmasına ve fiyatının düşmesine karşın ekmekte sürekli maliyet artışı olduğuna dikkat çekti. Dinç, şöyle dedi:

“Ekmek de kapitalistleşmenin, liberalleşmenin ve sömürge düzeninin kurbanı oldu. Batı endüstrisinin dayattığı insan sağlığı ile inancına aykırı modeller, insan ruhu gibi ekmeği de bozdu. İnsan bozulunca, ekmeğin bozulması ya da ekmek bozulunca insanın bozulması da denilebilecek bir süreç yaşandı. İslam inancında ve geleneklerimizde ekmek ayrı bir öneme sahiptir. Son 20 yıla kadar yolda bir ekmek kırıntısı gören kişi Peygamberi bir gelenekle onu alır öper temizler yenilebilecek durumda ise yer ya da kuşlara ikram ederdi. Ama şimdi çöplüklerimizden tonlarla ekmek toplar hale geldik.”

Ekmekte domuz katkısı var

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, en çok ekmek tüketen halkın Türk halkı olduğunu belirten Dinç, bunun yanında dünyanın en sağlıksız ve kalitesiz ekmeğini de Türk halkının tükettiğine işaret etti. Dinç, Tüketiciler Birliği olarak 2004 yılından bu yana ekmekle ilgili birçok mücadelenin içinde yer aldıklarını, önemli çalışmalar yaptıklarını söyledi. “Gördük ki ekmek, ekmek olmaktan çıkmıştır. Ekmek, katkı maddecilerinin insan sağlığını ve inancını tehdit ettiği bir zehir topuna dönüşmüştür. Ekmeği sadece fiyatıyla gündeme getirenler, seçim kaygısı, pazarlama kaygısı gibi ahlaki olmayan kaygılar insan sağlığının, toplum sağlığının önüne geçmiştir. Dindar olduğunu iddia edenlerin bile aldırış etmediği bir aymazlıkla karşı karşıyayız” diyen Dinç, bugüne kadar geri adım atılır düşüncesi ile temkinli olarak tüketicileri bilgilendirdikleri ekmekte maalesef domuz katkısı olduğunu ifade etti.

Sağlıklı ve güvenilir belge verilmeli

Tüketiciler Birliği yönetimi olarak piyasada satılan ekmekleri almadıklarını ve yemediklerini belirten Dinç, şöyle devam etti: “Çünkü biz içinde domuz ya da benzer yenmesi sakıncalı hayvanlardan elde edildiği bilinen, E472e olarak kodlanan Mono ve Digliserid Diasetil Tartarik Asit Esterleri’nin bulunduğu bir ekmeği yememiz mümkün değildir. Bu büyük oranda hayvansal menşeili olup yağı bol olan domuzdan elde edilme ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Bu madde ile ilgili tüm üreticiler kendi ürünlerinin domuzdan mamul olmadığını sözle ifade etmekte ancak ‘sağlıklı ve güvenilir belge’ sunmakta zorlanmaktadırlar. Ekmeğin 150 gram olarak üretilebilmesi için katkı kullanmak zorunda olduklarını söyleyen fırıncılar ekmeğin 300 grama çıkarılmasıyla katkı kullanmaya gerek kalmayacağını açıklamalarına rağmen yine bildiklerini okuyup 150 gram ekmeğe zam katkıya devam mantığı ile tüketicinin karşına çıkmışlardır.

Suç duyurusunda bulunacağız

Tüketiciler Birliği Konya Şube Başkanı Mustafa Dinç, “Ekmek Tebliği’ne göre ekmeğin üzerinde etiket olmalı ve ekmek poşetle satılmalıdır. Ekmeğe domuz vb. ürünlerden elde edilen katkıların da etiketine yazılması etiket tebliğine göre zorunluluktur. Ancak bütün bunların hiçbiri yapılmamaktadır. Tarım İl Müdürlüğü yasal denetim görevlerini yapmayarak suç işlemektedir. Yetkililer haklarında derhal suç duyurusunda bulunacağız.”

Kaynak : Milligazete

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye | 1 Comment »

Kırk Akçelik Balta

Posted by Site - Yönetici Şubat 12, 2008

Nasreddin hoca,Nasrettin hoca,nasrettin hodja.Kırk Akçelik Balta

Kırk Akçelik Balta

Nasreddin Hoca evine sık, sık ciğer getirdiği halde bir türlü onları yemek kendisine nasip olmaz. Her seferinde hanımı :
– Kahrolası kedi ciğeri yedi.
– Hınzır hayvan ciğeri yemiş.
– Canı çıkasıca sarman kedi ciğeri aşırmış, diye bahaneler uyduruyormuş.
Bir gün dayanamamış Hoca. Hemen bir kenarda duran baltayı kapıp, mutfak dolabına yerleştirmiş. Hanımı:
– Ne yapıyorsun Hoca demiş, baltanın dolapta işi ne? Hoca cevap vermiş:
– Hanım hanım, sen bizim kediyi hâlâ tanıyamamışsın. Üç akçelik ciğere tenezzül eden hayvan kırk akçelik baltayı bırakır mı sanıyorsun?.

Posted in Fıkralar, Mizah, Muhabbet, Nasreddin Hoca, Türkiye | Leave a Comment »

Cennete Gitmek istersiniz Değilmi !!

Posted by Site - Yönetici Şubat 12, 2008

Arefe Günü Yapılacak Dualar

Cennete Gitmek istersiniz Değilmi !!

Allah Rasulü s.a.v. bir gün sahabilerine sordular:
– Hepiniz cennete girmek istersiniz değil mi?

Sahabiler :
– Evet Ey Allah’ın Rasulü ! Elbette isteriz, dediler.

Bu cevap üzerine Allah Rasulü s.a.v. buyurdular:
– O zaman uzun yasama ümidinizi biraz kisaltin. Ecellerinizi gözlerinizin önünde tutun ve Allah’tan hakkıyla hayâ edin.

Onlar:
– Biz hepimiz Allah’tan hayâ ediyoruz, dediler.

Efendimiz s.a.v. buyurdular:
– Öyle değil! Allah’tan hayâ etmek kabirleri ve kabirlerde sizi bekleyen imtihanları unutmamanızdır. Başınızı ve başınızda taşıdığınız düşünceleri , midenizi ve midenize gireni, size nimet olarak verilen azalarınızı muhafaza etmenizdir. Kim ahireti dilerse dünya hayatının aldatıcı süsünü terk etmeli, ahiret hayatini dünya hayatına tercih etmelidir. işte Allah’tan hakkıyla hayâ etmek böyle olur. işte Allah’ın dostluk ve himayesine böyle ulaşılmış olur. ..

Posted in Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Türkiye | 6 Comments »

Mevlanadan 5 vakte 5 yazı

Posted by Site - Yönetici Şubat 12, 2008

Mevlanadan 5 vakte 5 yazı

Mevlanadan 5 vakte 5 yazı

Sabah Namazı;
Vakit seher? Zamanın rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. Gün doğuyor yine ve yeniden.

Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin. Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin. Hatırla ki, Rab bin seni yokluğun gecesinden varlık ufkuna eriştirdi. Unutulmuşluğun gecesinde bırakmadı seni. Rab bin seni sahipsiz de bırakmadı.

Şimdi seher vakti. Sıyrıl gafletin gecesinden. Sehere aç gözlerini. Rab bine aç kalbini. Uyan. Uyan ve an seni hiç unutmayan Rabbin’i. Herkes unutsa bile seni unutmayan Rab bini herkesin O’nu unuttuğu anda an! Kalk! Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin [asm].

Şimdi sabah namazı vakti…

Öğle Namazı;
Vakit öğle… Güneş göğün en yüksek noktasında. Tıpkı gençliğin gibi. Şimdi gün de bir delikanlı. Heyecanlı ve telaşlı… Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi, hiç akşam olmayacakmış gibi… Oysa güneş şimdi batmaya başladı. Zirveye erişen herkes gibi o da alçalmaya başladı. Akşama akıyor ışıklar artık. Bil ki gün akşamlıdır; bil ki yazın sonu hazandır.

Vakit öğle… O kadar gürültü var ki ortalıkta. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, yer ayır ruhuna. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir.

Şimdi öğle namazı vakti.

İkindi Namazı;
Vakit ikindi. Gün ihtiyarladı. Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne. Hüzün renkli bulutlar sardı göğü. Güneşin saltanatı bitmek üzere. Zevale akıyor ışıklar.

Hatırla ki, sen de bir ömrün ikindisine yürüyorsun. Tenin soluyor. Gözlerinin feri çekiliyor. Öbür kıyısındasın artık nehrin. Güz yaprakları gibi. Hem dalındasın hayatın hem de düşmeye hazırsın.
Rüzgârı bekliyor gibisin. İnceldiğin yerden kopmaya hazırsın. Hoyrat bir rüzgâr artık zaman.

Şimdi ikindi vakti. Secdeye koy alnını. Zamanın Sahibini selâmla. O’na konuş, O’nunla konuş; dualarını fısılda. Sonsuzluğa tutun hece, hece.

Şimdi ikindi namazı vakti.

Akşam Namazı;
Vakit akşam. Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden. Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın. Kara kefenini giyiniyor gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor.

Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek. Dudaklarında donacak gülüşün güneşi. Zaman uçurumun olacak; gelen günün güneşi sana doğmayacak.

Şimdi akşam. Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rab bine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rab bin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.
Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak. Hatırını yalnız O bilecek.Sen de O’nu an şimdi.

Şimdi akşam namazı vakti.

Yatsı Namazı;
Vakit Yatsı. Gün çoktan öldü. Güneş ışıklarını topladı. Gece hükmediyor âleme. Güneşin saltanatı bitti. Işıklar tükendi ufuklarda. Renkler ellerini çekti eşyadan. Gül soldu, gün soldu. Göğe yöneldi gözler.

Hatırla ki, Sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın. Bir adın kalacak geriye. Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni. Belki o da unutacak.

Düşün ki, unutuşun koyu karanlığı çökmüş üzerine. Yokluğuna çoktan alışılmış. Unutuluşun hepten kanıksanmış. Kimsenin özlediği bile değilsin artık.

Hatırla bunları. Hatırla ki, çoklarının Seni unuttuğu bu gece, herkesi unutup Sen de O’nu hatırla. Çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece, Rab bini an, Rabbine kan, Rabbine uyan.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Mevlana, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye | Leave a Comment »

Anne ve babanın yeni doğmuş olan çocuğa karşı dini görevleri nelerdir?

Posted by Site - Yönetici Şubat 12, 2008

anne-ve-babanc4b1n-yeni-doc49fmuc59f-olan-c3a7ocuc49fa-karc59fc4b1-dini-gc3b6revleri-nelerdir

Anne ve babanın yeni doğmuş olan çocuğa karşı dini görevleri nelerdir?

Anne ve babanın çocuğuna karşı vazifeleri, esas itibariyle doğumdan sonra başlasa da; çocuğun ana rahmine düşmesine, hatta babanın, anne adayını tercihine kadar uzanır.

Doğumdan sonraki ilk günlerde, ebeveynin çocuğu için yapması gereken görevleri, ana hatlarıyla vermeye çalışalım:

1. Dua: Dünyaya gözlerini açan çocuğa yapılması gereken ilk iş duadır. Çocuğun Müslüman olarak yaşaması, Allah`ın rızası dairesinde ömür sürmesi, şeytanın şerrinden korunması ve hayırlı bir evlat olması için hayır duada bulunmak, onun hem dünya, hem ahiret saadeti için büyük önem taşır.

Hz. Aişe validemizin rivayetine göre, yeni doğan çocuklar getirildiğinde Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) onlara hayır ve bereket duasında bulunurlardı. Aynı adeti daha sonra Sahabe-i Kiram da devam ettirmişlerdir.

2. Kulağına ezan ve kamet okuyarak çocuğa isim koymak: Bu adet bizzat Peygamber Efendimizden gelmektedir. Sünen-i Tirmizi`de nakledildiğine göre, Hz. Hasan dünyaya gelince Peygamberimiz onun sağ kulağına ezan okumuştur. (1)

Hz. Hüseyin`in rivayetine göre ise Peygamberimiz bu adetlerinin hikmeti hususunda da şöyle buyurmuşlardır:

-Kimin bir çocuğu olur da, sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okursa, o çocuğa ümmüsıbyan hastalığı zarar vermez (cin zarar vermez). ` (2)

Ezan ve kamet çocuğa yapılan ilk iman telkinidir. Çünkü ezanın mana ve muhtevasında tekbir, tevhid, nübüvvet ve namaz gibi dinin esasları bulunmaktadır.

İsim verilirken, çocuğa güzel, İslami isimlerin verilmesine dikkat edilmelidir. Bu hususta Peygamberimizin birçok tavsiye, ikaz ve tatbikleri vardır. Bu hadislerden birisinin meali şöyledir:

-Kıyamet günününde kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyle ise isimlerinizi güzel koyun. ` (3)

Çocuğun isminin doğduğu günün akşamında verilmesi tavsiye edilmektedir; fakat yedinci güne kadar da ertelenebilir.

3. Çocuğun sünnet edilmesi: Kelime-i şehadet gibi Müslümanla kafiri birbirinden ayıran sünnet, bazı alimlerce vacip, bazılarınca da farz olarak kabul edilmiştir. Çocuğu sünnet etme zamanına gelince; bulüğ çağına kadar müsaade varsa da, müstehap olan vaktin doğumun yedinci günüdür.

4. Kurban kesilmesi ve başının tıraş edilmesi: Çocuğun doğumu üzerine kesilen kurbana akika kurbanı denmektedir. Peygamber Efendimiz, çocuğu olan kimsenin akika kurbanı kesmesini tavsiye etmişlerdir.

Hz Fatıma ise, çocukları Hasan, Hüseyin, Zeynep ve Ümmü Gülsüm`üm doğumları üzerine birer koç kesmiştir. Akika kurbanının müstehap olan zamanının yedinci gün olduğu bildirilmektedir.

Bazı alimler, bilhassa Hanefi alimleri akika kurbanını mendup olarak görmüşlerdir. İmkanı olan kimse bunu kesmekle, Allah`a olan şükrün fiili olarak göstermiş olur.

Yine sünnet-i seniyyede yer aldığına göre, akika kurbanı kesildiği günlerde, çocuğun başının tıraş edilip, kesilen saçın ağırlığınca altın veya gümüş tasadduk edilmesi tavsiye edilmektedir. Yine Hz. Fatıma`nın, çocuklarının doğumlarından sonra saçlarını kesip ağırlığınca gümüş tasadduk ettiği bildirilmektedir.

Bunlar ebeveynin çocuğa karşı görevlerinden ilk akla gelenlerdir. Bu meselede daha geniş bilgi için Prof. Dr. İbrahim Canan`ın Hz. Peygamber`in Sünnetinde Terbiye isimli kitabına bakılabilir.

(1) Tirmizi, Edaha:15.
(2) Feyzü’l-Kadir,6:237.
(3) Buhari, Edeb:108.
Kaynak: Mehmed Paksu Çağın Getirdiği Sorular

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Türkiye | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: