Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 21 Şub 2008

Hirsizin Hiç Mi Suçu Yok ?

Posted by Site - Yönetici Şubat 21, 2008

Hirsizin Hiçmi Suçu Yok Nasreddin hoca, nasrettin hoca,Nasrettin hoca fikralari,

Hirsizin Hiç mi Suçu Yok ?

Bir gün Nasreddin Hoca’nin esegi çalinmis. Can sikintisi içinde durumu komsularina anlatinca her kafadan bir ses çikmaya baslamis.

Birisi :

– Hocam demis niye ahirin kapisina iyi bir kilit takmadin sanki ?

Bir baskasi :

– Evine hirsiz giriyor da senin nasil haberin olmuyor ? diye konusmus.

Bir digeri de :

– Hocam demis, kusura bakma ama esegin çalinmasina en büyük sebep yine sensin. Çünkü dogru dürüst bir ahirin bile yok. Nerden baksan dökülüyor. Hoca kizmis :

– Yahu demis, iyi, güzel de kabahatin hepsi benim mi ?

Hirsizin hiç mi suçu yok !!!

Posted in Diger Konular, Fıkralar, Güncel, Gündem, Genel, Mizah, Muhabbet, Nasreddin Hoca, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Müslümanların kusurunu örtmek

Posted by Site - Yönetici Şubat 21, 2008

Müslümanların kusurunu örtmek

Müslümanların kusurunu örtmek

Ashâb-ı kiramdan Dühayr (r.a.) içki içen komşularını ihbar etmek istemişti. Bunun üzerine Ukbe (r.a.), ona şöyle demiştir:

“Allah sana iyilik versin! Sana diyorum ki, öyle yapma! Zira ben, Resûlüllah’tan (s.a.v.) ‘Kim bir Müslüman’ın ayıbını örterse, diri olarak toprağa gömülen bir kız çocuğunu kurtarmış gibi sevap kazanmış olur’ diye buyurduğunu işittim.”

Ve yine Hz. Ömer (r.a.), hilâfeti zamanında, zinâ edip hadd cezâsını da yemiş olan bir kız için, “Onu, iffetli imiş gibi evlendirin” demiştir.

Asr-ı Saâdet‘te şu tablolara benzer o kadar çok ibretli vak’a/olay ve bize ışık tutan sahne var ki, bunlarla alâkalı ciltler dolusu kitaplar yazılmıştır. Şimdi, günümüze ve kendimize dönüp bakacak olursak, kendimizden ve kendi dünyamızdan çok şeyler kaybettiğimizi ve kaybetmeğe de devam ettiğimizi çok açık bir şekilde görür ve hayıflanmaktan kendimizi alamayız!..

Belki her birimiz çok şey okuduk, dinledik, biliyoruz da… Ancak tatbikata/uygulamaya çok farklı aksettiği de acı bir gerçek! Daha doğrusu, okuduklarımızı, dinlediklerimizi, bildiklerimizi aynen hayata aksettiremiyoruz… Karartıyoruz! En azından fulu hâle geliyor.

Millet olarak, bilerek veya bilmeyerek çok şeyi ihmâl ettik… Tabiî ihmâllerimizin cezâsını, sadece kendimiz çekmekle kalmıyor, içinde bulunduğumuz cemiyete, millete, hatta topyekün insanlığa çektiriyoruz. Atalarımızın ifadesiyle, “Kurunun yanında, yaş da yanıyor!”

Hâsılı, bugün ihmâl ettiklerimizle muztaribiz. Hem de ıztırapların en acısıyla…

Keşke, başkalarına karşı birbirimizin kusurlarını örtebilsek, birbirimize karşı da, usûlüne göre, kırmadan “Hakkı ve sabrı tavsiye” edebilsek…

Görünen o ki; daha kat‘etmemiz gereken uzun mesafe, almamız gereken çok yol var… Bu hâl, bu keyfiyet ve bu azıkla ayakta kalıp hedefe doğru yol almanın kolay olmadığı da bir gerçek… Çare ise; İslâm’ı kaal’den hâl’e (sözden fiiliyata-uygulamaya) geçirebilmek, hayata tatbik edebilmekte…

Kısaca, bildiklerimizle âbit-âmil, ibadet ve amelimizde de ihlâs sahibi olabilmektedir.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye | Leave a Comment »

İhlâs sûresinin fazileti

Posted by Site - Yönetici Şubat 21, 2008

İhlâs sûresinin fazileti

İhlâs sûresinin fazileti

Câbir bin Abdullah (r.a.) anlatıyor:

Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim her gün elli defa İhlâs sûresini okursa, kıyâmet gününde kabrinden şöyle çağrılır: ‘Kalk, ey Allâh’ı öven kişi, cennete gir!” (1)

Bilindiği gibi Allah Teâlâ’nın takdir ettiği bir zamanda kıyâmet kopacak!.. Bütün canlılar ölecek, her şey helâk olacak. Yine Allâh’ın takdir ve tâyin buyurduğu bir müddet toprak altında bekledikten sonra, yeniden diriliş meydana gelecek. Bu diriliş esnasından herkes niyetine göre ve öldüğü hâl üzere dirilecek… Durumuna göre çağrılacak… Kâfir ve isyankârlar korkunç seslerle ve azap tehditleriyle çağrılırken, Allâh’ın sevgili kulları, salih amel sahibi müminler hoş bir sesle ve cennet müjdesi ile çağrılacaklar.

Hadîs-i şerifte, İhlâs sûresini çok okuyanların kabirlerinden, “Kalk, ey Allâh’ı öven kişi, cennete gir” diye müjde ile çağrılacakları bildirilmektedir. Mahşerde kimin nasıl dirileceği hususu ise, başka hadîs-i şeriflerde beyan olunmaktadır.
* * *

KUR’ÂN’IN ÜÇTE BİRİNE MUÂDİL BİR SÛRE

Hadis kitaplarımızın, “Kitâbü’t-Tefsîr” veya “Fedâilü’l-Kur’an” ismi altındaki kısımlarında, muhtelif âyet ve sûrelerin faziletleri ile alâkalı pek çok rivâyetler vardır. Bu bâblardaki hadislerde nüzûl sebepleri, bazı kelime ve ifadelerin açıklaması, âyet veya sûrelerin fazileti dile getirilip Müslümanlar’ın dikkatlerine arz edilir.

Ubeyy bin Ka‘b, Ömer bin Hattâb, Ebû Mes‘ûd el-Ensarî, Simâk, Enes bin Mâlik ve Ebû Eyyûbi’l-Ensârî (radıyallâhü anhüm) tarafından rivâyet edilen bir hadîs-i şerifte Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Herhangi bir akşam İhlâs sûresini okuyan, o gece Kur’ân’ın üçte birini okumuş olur.” (2)

Buhârî’nin (rh.) Ebû Saîdi’l-Hudrî’den (r.a.), Müslim’in (rh.) Ebudderdâ’dan (r.a.) rivâyet ettiklerine göre Resûlüllah Efendimiz(s.a.v.):

— Kur’ân’ın üçte birini bir gecede okumak size güç gelir mi? diye sordu. Ashâb-ı kirâm:

— Buna hangimizin gücü yetebilir, yâ Resûlellah? dediler.

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz:

— İhlâs sûresi (Kul hüvellâhü ehad) Kur’ân’ın üçte birine denktir, buyurdu.

Müslim’de yer alan Ebû Hüreyre’nin (r.a.) rivâyetinde ise, Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), kendilerine Kur’ân’ın üçte birini okuyacağını bildirerek ashâbını toplar. İhlâs sûresini okur ve hücre-i saâdetine girer. Bir süre sonra çıkar ve:

—“Size Kur’ân’ın üçte birini okuyacağım demiştim. Dikkat ediniz! Bu sûre, Kur’ân’ın üçte birine muâdildir” buyurur.

Ashâb-ı kiramdan Muâviye bin Muâviye el-Müzenî (r.a.) Medine’de vefât etmişti. O sırada Tebük’te bulunan Resûlüllah Efendimize (s.a.v.) Cebrâil (a.s.) haber verdi ve cenâze namazını kılmayı isteyip istemediğini sordu. Resûlüllah Efendimizin (s.a.v.) “Evet” cevabı üzerine, Müzenî’nin (r.a.) cenâzesi Resûlüllah’ın önüne getirildi. Resûlüllah Efendimiz, arkasında her biri 70 bin melekten teşekkül eden iki safla birlikte cenaze namazını kıldı. Sonra Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) , merhûmun bu mazhariyete nasıl ulaştığını sordu. Cebrâil (a.s.):

— İhlâs sûresini sevmesi; otururken, (yanları üzerine) yatarken, yürürken, dururken her hâl ü kârde onu okuması sayesinde!.. cevabını verdi. (3)
* * *

KUR’ÂN-I KERİM’İN GÜNLÜK HAKKI

Ebu’l-Fârûk Süleyman Hilmi Silistrevî (k.s.) hazretleri de, Kur‘ân-ı Kerim ve İhlâs-ı Şerif’le alâkalı olarak buyurmuşlardır ki:

“Her gün hakk-ı Kur‘ân (Kur‘ân-ı Kerim’in günlük hakkı) 200 âyettir; elli İhlâs-ı Şerif okunursa, Kur‘ân-ı Kerim’in hakkı ödenmiş olur. Buna riâyet eden, bu vesîle ile dünyada hiç bir sıkıntı görmez, rızkı da geniş olur.”

DİPNOTLAR
(1) Taberânî, Mu‘cemü’s-Sağîr, 2/781)
(2) Tirmizî, Sünen, Fedâilü’l-Kur’ân, 2
(3) Aliyyü’l-Karî, Mirkâtü’l-Mefâtîh, 2, 355

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye | Etiketler: | Leave a Comment »

DÜNYANIN EN DÜRÜST VE EN MEDENΠMİLLETİ

Posted by Site - Yönetici Şubat 21, 2008

Kuran-i kerim'deki sure isimleri anlamlari

DÜNYANIN EN DÜRÜST VE EN MEDENÎ MİLLETİ 

Ecdâdımız Osmanlılar her sâhada olduğu gibi, ahlâken de bütün milletlerden medenî idiler. Bu, Avrupalı yazarlar tarafından da kabul edilmektedir. Meselâ A. L. Castella’nın Osmanlı ahlâkı hususunda enteresan tesbitleri vardır.

Yazarın arkadaşlarından biri, içinde bin kuruş bulunan bir torba ile İstanbul yakasından Beyoğlu’na gidiyordu. Tophane iskelesine çıkarken torbanın ağzı çözülüp paralar rıhtıma dağıldı. Bazıları da denize yuvarlandı.

Çevreden bunu görenler, adamın yardımına koştular. Herkes bulabildiği kadarını topladı ve adamın torbasına doldurdu. Paranın sahibi şaşkınlık içindeydi. Hatta endişeliydi. Paralarının bir kısmının çalınabileceğinden korkmaktaydı. Fakat, denize düşen paraların bile çıkartılıp kendisine teslim edilmekte olduğunu görünce, içi ferahladı. Nihayet bütün paralar toplandığında adam,

— Size nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum! Bana büyük bir iyilikte bulundunuz. Bu soğukta denize dalıp paralarımı çıkardınız. Bir sürü zahmete katlandınız. Bu iyilikleriniz karşılıksız kalmamalı. Size borcumu ödemem lâzım, dedi ve elini torbasına attı.

Ancak orada bulunanlar, buna itiraz ettiler. İçlerinden biri,

— Bize hiçbir borcun yoktur, dedi, biz sadece vazifemizi yaptık. Bu durumda kim olsa, aynı şeyi yapardı.

Adam hayretler içindeydi.

— Ama nasıl olur? dedi, bunca iyilik karşılıksız yapılır mı?

Yardımseverlerden bir diğeri,

— Neden olmasın? İnsanlık yardımlaşmayı gerektirir. Hem ne yaptık ki?! dedi.

Adam defalarca teşekkür ederek oradan ayrıldı ve evine döndü. İçinde hâlâ bir şüphe vardı. Aceleyle torbasını boşalttı. İçindeki paraları teker teker saydı. Paraları tamamdı. Bir kuruş bile eksik değildi. Bu asîl davranış karşısında şunları düşünmekten kendini alamadı:

“Acaba, diyordu, halkın en fakir tabakasında bile incelik ve zarafetin bu derecesi yalnız Türkler’e mi mahsustu? Hakikaten bütün bu ulvî karakterler onlara ancak şeref verirdi. Hiç şüphesiz ki, ahlâk bakımından Türk siyâsetiyle medenî hayatı bütün cihana örnek olabilecek vaziyetteydi.”
***

Tarihle, ecdatla övünmek güzel de, YA BU GÜN?!!

Tabii ki anlatmaya gerek yok! TV’ler ultroson cihazı, MR makinası gibi iç bünyemizi-ahlaki yapımızı her an olanca çirkefliğiyle ortalığa saçmakta… Söze ne hacet?!

Rabbim sonumuzu hayr etsin.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Osmanlılar, Tavsiyeler, Türkiye, İlginç | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: