Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 28 May 2007

ONLAR BÖYLEYDİ

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2007

Sultan abdülmecit

ONLAR BÖYLEYDİ

Sultan abdülmecit peygamber efendimiz`in türbesini tamir ettirmiş, mimarlar türbe kapısının üstüne sultanın adını tasıyan tugrasını asınca sultan bu olaya sinirlenmiş ve mimarlara su fermanı gondermiş;

Siz utanmaz mısınız? Benim adımın peygamber efendimizin türbe kapısının üstünde ne işi var hemen oradan tugrayı sökün ve kapının dibine ayak hizasına koyun ve tugra ayak hizasına indirilmiş.

**************************************************************

Kanije kalesini 1601 yılında 9000 kişiyle 100000 e yakın avusturya ordusuna karsı savunarak büyük bir tarihi zafer kazanan Tiryaki hasan pasa`ya padisah sadrazamlık vermiş ve istanbula cagırmıstır.
Bu fermanı okuyan Hasan pasa 3 gün aglamıs, neden aglıyorsunuz sorusuna ise su cevabı vermiş.
Gormuyormusun ülkemiz için yaptıgımız su küçücük fedakarlıgı bi şey sanmıslarda bana sadrazamlık veriyorlar ben aglamayayımda kimler aglasın

işte bu insanlar sayesinde osmanlı devleti 6 asır dunyayı adaletle ve hukukla yonetti boyle ihtişamlı bir devlet ortaya cıktı
ALLAH onlardan razı olsun…

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Osmanlılar, Tarih, Türkiye, Tevazu, İbretlik, İlginç, İslam | Leave a Comment »

Nuşirevan’ın Adaleti

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2007

Nuşirevan’ın Adaleti,Hazreti Ömer ve Sa’d İbni Vakkas Hazretleri,

Nuşirevan’ın Adaleti

Hazreti Ömer ve Sa’d İbni Vakkas Hazretleri, İran’a at satmaya gitmişlerdi. İran’a vardıkları zaman şehrin girişinde cirit oynayan bir kısım genç görüp seyre daldılar. Bir ara yabancıların kendilerini seyretmekte olduğunun farkına varan gençlerden birisi yanlarına gelip “Bedeviler” gibi sözlerle hakaret ettikten sonra, satmak için getirdikleri ve üzerine bindikleri Arap atlarını ellerinden zorla aldılar.

Hazreti Ömer ve Sa’d ibni Ebi Vakkas Hazretleri ticaret maksadıyla geldikleri şehre meyüs ve mükedder vaziyette girdiler. Yanlarında yiyecek bir şeyleri olmadığı gibi paraları da kalmamıştı. Aç susuz akşam olmasını beklediler. Akşam olunca da bir hana vardılar. Kapıdan girer girmez hancı, misafirlerin yabancı olduğunu ve üzüntülü olduklarını anladı. Neden üzüntülü olduklarını sordu. Hazreti Ömer daha üzüntülü görünüyordu. O hiç konuşmadı. İbni Vakkas Hazretleri ise başından geçenleri hancıya dert yanarak anlattı. Hancı misafirlerini dinledikten sonra:
– Siz kederlenmeyin, bizim hükümdarımız son derece âdildir. Ya atlarınızı buldurur, yahut bedelini tazmin eder. Sizin anlattığınıza göre elinizden atları alan hükümdarın kendi oğludur. Ama o mutlaka bu meseleyi halleder, diyerek teselli verdikten sonra:
-Her sabah hükümdarımız pazar yerinde halkın önünden geçer ve halk ona dert ve dileklerini bildirirler. O da ne icab ediyorsa hemen yapar. Siz sabahleyin hemen pazar yerine gidin vaziyeti anlatın dedi.
Sabah, Hazreti Ömer ve arkadaşı pazar yerine çıkıp hükümdarı beklemeye başladılar. Biraz sonra hükümdar yanında tercümanları olduğu halde geldi. Herkes nesi varsa açık açık söylüyor o da gerekeni hemen orada yapıyor veya yapılmasını emrediyordu. Sıra Hz. Ömer ve İbni Vakkas’a geldi. Onlarda başlarından geçenleri anlattılar., atlarının bulunup geri veilmesini dilediler.
Hükümdar bunları dinleyince yüzü çok asıldı ve üzüntülü olduğu her halinden belli idi. Bir kese altın verdi ve atlarının da bulunacağını söyledi. Hükümdar tercüman vasıtası ile konuşuyordu, tercüman ise atı alanların hükümdarın oğlu olduğunu söylememişti. Hazreti Ömer ve Ebû Vakkas Hazretleri yine akşam kaldıkları hana geldiler. Bu sefer yanlarında paraları da vardı, karınları da toktu. Hancının parasını verdiler, o gece de orada kalıp sabahleyin yola çıkmayı düşünüyorlardı. Hancı ne olduğunu sordu. Onlar hükümdarla görüştüklerini ve atları bulacağını söylediler, dedi.
Hancı birden öfkelendi ve :
-Demek kendi oğlu olduğu zaman iş değişiyor, dedi.
Sabah oldu bu sefer hükümdarın karşısına hancı çıkıp:
-Hükümdarım, suçu işleyen başkası olur ceza verirler de, sizin oğlunuz olursa cezasız kalır öyle mi? dedi.
Nuşirevan bunu duyunca rengi değişti ve çok sinirli olduğu besbelli idi:
-At sahipleri yarın şehir terketsinler… Fakat biri şehrin kuzey, biri güney kapısından çıksın dedi.
Sabah oldu ve atların değerinden fazla para verdi. Hazreti Ömer ve Ebû Vakkas Hazretleri şehri terkediyorlardı. Bir de ne görsünler, şehrin bir kapısına atı alan genç, diğer kapısına ise hükümdara yanlış bilgi veren tercüman asılmışlar ve ölmüşler bile…
Fakat ne yazıktır ki, adaletiyle meşhur bu hükümdara iman nasip olmamış ve Efendimiz (s.a.v.) imansız gittiklerine teessüf ettiği isimler arasında bunu da symıştır.
Aradan zaman geçti, Hazreti Ömer Halife-i İslâm , Sa’d ibni Ebi Vakkas ise Mısır valisi oldu. Mısır’i İslamlaştırma ameliyesinde bir de cami yapılacaktı. Bu camiye en müsait yer ise bir yahudinin yeri idi. Mısır valisi yahudinin yerine cami yapımına başladı. Yahudi çaresiz bir şekilde düşünürken müslümanlardan bir zat:
-Nedir senin bu halin? diye sordu.
O:
-Bir evim vardı, başka bir şeyim yoktu. Vali şimdi oraya cami yapıyor. Ben ne yapabilirim? Şimdi açıkta kaldım, dedi.
Müslüman ona:
-Sen git Medine’ye… Orada Halife Ömer vardır. Derdinei ona anlat. Senin derdine mutlaka çare bulur, dedi.
Yahudi daha islamiyetin nasıl bir din olduğunu bilmiyordu. Medine’ye vardı. Halife’yi sordu, bahçede olduğunu söylediler. Gitti Bahçeyi buldu. Baktı ki, oarad bir adam çalışıyorYanına yaklaşıp:
-Ben Halife Ömer’le görüşmek istiyorum, dedi.
Ona göre hükümdarın tarlada ne işi vardı. Karşısındaki:
-Derdini anlat! Ömer benim, dedi.
Yahudi derdini anlatıp, bir çare bulunmasını söyleyince Hazreti Ömer, öfkelibir şekilde , bir kemiğin üzerine bir şeyler yazıp adamın eline verdi:
-Götür bunu valiye ver, dedi.
Yahudi bu yazışmadan pek bir şey anlamamıştı. Bundan bir şey çıkmaz, diyordu kendi kendine…
Mısır’a gelip kemiği Sa’d ibni Ebi Vakkas’a verince, vali çok korkmuştu. Hemen evi eskisinden daha güzel bir şekilde tamir etti ve yahudiye verdi. Hemde memnun etmek için bir miktar yardımda bulundu. Hazreti Ömer’in gönderdiği kemiğin üzerinde sadece şu iki kelime yazılı idi:
-Ben Nuşirevan’dan daha adilim!…

.

Posted in ADALET, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Din, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ömer, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik, İlginç, İslam | Etiketler: | 2 Comments »

Onlar Oruç Tutmadılar

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2007

11049664_811692038878520_7747185540984720952_n copy

Onlar Oruç Tutmadılar

Peygamberimiz bir gün ashabına oruç tutmalarını emrederek:
– Ben izin vermeden kimse orucunu açmasın, buyurur.
Herkes orucunu tutar. Akşam olunca, teker teker müracaat edenlere, iftar müsaadesi verir. Bu arada bir adam gelerek:
– Ya Resulullah! İki genç kız oruç tuttu ve yoruldular. Zat-i alinize gelmeğe utanıyorlar. Müsaade buyurursanız iftar etsinler, dedi. Resul-i Ekrem (s.a.v.) müsaade etmedi. Adam iki defa daha geldi. Sonunda Resulullah (s.av.)
– Onlar oruç tutmadılar. Bütün gün insanların etini yiyenler, nasıl oruçlu olurlar? Git onlara söyle: Oruç tuttularsa, istifra etsinler bakalım, buyurdu.
Adamcağız gitti, gerekeni söyledi. Onlar da denileni yaptı ve kan parçaları kustular. Adam Resülullah Efendimize dönerek vaziyeti bildirdi. Bunu üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):
– Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki; eğer kusmayıp bu kan parçaları midelerinde kalsaydı, onalrı cehennem ateşi yerdi.

Posted in Diger Konular, Din, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Gıybet Dedikodu, Oruç, Türkiye, İlginç, İslam | 1 Comment »

Ey Nuh O Senin Ehlinden Değildir.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2007

Ey Nuh O Senin Ehlinden Değildir.

Ey Nuh O Senin Ehlinden Değildir.

Hz.Nuh’un kafirlerle beraber bulunan bir oğlu vardı. Hz. Nuh oğlunu dalgalardan kurtulmaya çalışırken görünce selendi:
– Ey oğulcağızım! Bizimle gemiye bin. Sakın kafirlerle beraber olma!
– Beni sudan koruyacak bir dağa sığınırım!
– Allah dilemedikçe, bugün O’nun azabından koruyacak hiçbir şey yoktur.

Hz.Nuh ile oğlunun arasına dalgalar girdi. Hz.Nuh’un oğlu da boğulanlardan oldu. Hz.nuh oğlu için çok üzülmüştü. Nasıl üzülmesinki? O kendi oğlu değil miydi? Hz.Nuh dünyada sudan kurtulamayan oğlunu hiç değilse kıyamet günü kurtarmayı arzu etti!

Muhakkak ki, ateş sudan daha şiddetlidir. Ahiret alemindeki azap daha korkunçtur. Acaba Allah, kulu Nuh’a aile efradını kurtaracağına dair bir söz vermemiş miydi? Elbette vermişti. Allah Teala sözünden caymayacağı için Hz.Nuh Allah katında oğlu için şefaatte bulunmayı istedi.

Hz.Nuh rabbine şöyle yalvardı:
– Şüphesiz oğlum benim aile efradımdandır. Muhakkak ki, senin aile efradımı kurtaracağına dair verdiğin sözün haktır. Sen hakimlerin hakimisin!

Fakat Allah, soylara, soplara değil sadece amellere bakar. Allah kendisine ortak koşanlar hakkında yapılan şefaati kabul etmez. Allah’a ortak koşan bir kimse peygamberin ailesinden biri olamaz. İsterse öz oğlu olsun! Allah, Nuh kulunun dikkatini bu hususa çekerek şöyle buyurdu:
– Ey nuh! O senin ailenden değildir. Çünkü o iyi olmayan amellerin sahibidir. O halde bilmediğinm birşeyi benden isteme. Seni cahillerden olmaktan menederim.

Hz.Nuh (a.s.) hemen hatasını anladı ve derhal Allah’a yönelerek tevbe etti ve yalvardı:
– Ey rabbim! Bilmediğim bişeyi senden istemekten sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, hüsrana düşenlerden olurum.

Posted in Diger Konular, Din, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Peygamberler, Tarih, Türkiye, İbretlik, İlginç, İslam | Leave a Comment »

Öğüt

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2007

201206mevlana nasihat.fff (3)

Öğüt

Birgün Emir Süleyman Pervane, Mevlana’dan kendisine öğüt vermesi için ricada bulumuştu.

Mevlana, bir zaman düşündükten sonra:
– Emir Pervane, Kur’anı ezberlediğini duyuyorum, doğru mu? Dedi.
Pervane:
– Evet.
– Ayrıca, Şeyh Sadreddin’den hadis ilmi okuduğunu da duydum.
– Evet doğrudur.
Bunun üzerine Mevlana şöyle buyurmuştu:
– Mademki, Allah`ın ve onun peygamberinin sözlerini okuyorsun… O sözlerden öğüt alamıyorsan, hiçbir ayet ve hadis’in emrine uyamıyorsan, benim nasihatimi nasıl dinler ve ona uyarsın.
Pervane, bu sözler üzerine ağlıyarak dışarı çıkar.
.

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Mevlana, Soru Ve Cevaplar, Türkiye, İlginç, İslam, İslam Alimleri | Leave a Comment »

Ayyaşın sonu!!! Ve Coban`nin Duasi

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2007

10513391_10203854515917517_8636796481450704460_n copy

Ayyaşın sonu!!!

Herkesin birbirini tanıdığı küçük bir kasabada, bir ayyaş yaşıyordu. Bütün gününü, gecelerinin çoğunu kasabanın meyhanesinde geçiriyordu. evini, işini, çoluk-çocuğunu çoktan unutmuştu. Bu yüzden herkes kendisine antipati duyuyordu. Kimse kendisiyle ne doğru dürüst konuşuyor, ne de selam alıp veriyordu. Bu haldeyken günün birinde vakti saati doldu ve öldü. Kendisine yaşarken duyulan hoşnutsuzluk ölümünden sonra bile sürdürüldü O kadar ki, namazını kılacak kimse çıkmadı.

Cenazesi ortada kaldı Adamın karısı kocasının ölüsünü bir küfeye koyup sırtına yüklendi ve gömmesi için o çevrede yaşayan ve iyilik severliği ile tanınan bir çobana götürdü. Çoban bir çukur açıp adamı gömdü Ardından herkes “Cehennemi boylamıştır” diye dünüşünüyordu. Aradan bir müddet geçti. Beldenin ileri gelenlerin den biri rüyasında ayyaş adamı cennette gördü, “Adam canım rüyadır, rüyada herşey görülür” diye geçiştirdi. Ama her gece aynı rüya tekrarlanıyordu. Hemen imama gidip durumu açtı İmam da aynı rüyayı epeydir kendisinin de görmekte olduğunu söyledi. Bunun üzerine akıllarına bu adamı gömen çobana gidip nasıl gömdüğünü, arka sından ne söylediğini sormak geldi. Birlikte çobana gittiler Selam sabahtan sonra hemen konuya girdiler:

– Bir süre önce defnetmen için karısı tarafından sana bir cenaze getirildi Sen onu nasıl gömdün? Gömerken ne dedin?

– Valla merakınızı anlamıyorum, Biliyorsunuz ben cahil biriyim Bir çukur açtım, adamı koyup üstünü kapatıverdim

– Peki bu sırada hiç birşey söylemedin mi? Bir dua falan?

– Ben pek dua mua bilmem Yalnız şunu söyledim:

Rabbim, şimdiye kadar sen bana birçok misafir gönderdin Allah misafiriyiz diye bana geleni senin rızan için ağırlamaya memnun etmeye çalıştım. Kırk yılda bir, bir misafir de ben sana gönderiyorum. Sen de onu şanına uygun bir şekilde ağırla

.

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, İbretlik, İlginç, İslam | Leave a Comment »

” Beş şeyi hafife alan beş şeyi kaybeder “

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2007

Beş şeyi hafife alan beş şeyi kaybeder

” Beş şeyi hafife alan beş şeyi kaybeder “

Peygamber efendimiz aleyhisselam buyuruyor ki;

Beş şeyi hafife alan beş şeyi kaybeder:

1)Alimleri hafife alan, dinini kaybeder.
2)İdarecileri hafife alan, dünyayı kaybeder.
3)Komşularını hafife alan, menfaatini kaybeder.
4)Akrabalarını hafife alan, sevgiyi kaybeder.
5)Ailesini hafife alan, güzel geçinmeyi kaybeder.

.

Posted in Diger Konular, Din, Dini Konular, Güncel, Gündem, Güzel Sözler, Genel, Hadis-i Şerifler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslam | 1 Comment »

Kus bin Sâide’nin okuduğu, o çok mânalı, veciz hutbenin metni şu idi:

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2007

1-Varaka bin Nevfel,cin dogu turkistan muslumanlari

Varaka bin Nevfel, Tevrat ve İncil’i okurdu. Kus bin Sâide son peygamberin geleceği vaktin yaklaştığını haber verenlerdendi. Fesâhat ve belâğatı ile pek meşhur bir hatip olan Kus bin Sâide’nin, Sû’k-u Ukaz’da (Arapların her sene kurulan en büyük ve en kalabalık panayırı olan, Ukaz panayırında) bir kızıl deve üzerinde îrad ettiği meşhur hutbesini, Peygamber Efendimiz de gençliğinde dinlemiş ve o kadar beğenmişti ki uzaktan da olsa uzun uzun onu seyretmişti. O zamanlar kendisine henüz Nübüvvet gelmemişti.

 Kus bin Sâide’nin okuduğu, o çok mânalı, veciz hutbenin metni şu idi:

            “Ey İnsanlar!.. geliniz, dinleyiniz, belleyiniz, ibret alınız. Yaşayan ölür, ölen çeker gider. Olacak olur. Yağmur yağar, otlar biter, çocuklar doğar, anaların babaların yerini tutar, sonra hepsi mahvolup gider. Vukuatın ardı kesilmez, hemen hepsi birbirini tâkip eder. Kulaklarınızı açınız, dikkat ediniz. Gökte haber var, yerde ibret alacak şeyler var. Yeryüzü geniş bir döşeme, gökyüzü ise bir yüksek tavandır. Yıldızlar yürür, denizler durur. Gelen kalmaz, giden gelmez, acaba gittikleri yerlerden memnun kaldıkları için mi gelmiyorlar, yoksa orada bırakıldıkları için uykuya mı dalıyorlar. Yemin ederim; Allâh’ın indinde bir din vardır ki şimdi bulunduğunuz dinden daha doğrudur ve daha sevimlidir. Allâh’ın gelecek bir peygamberi vardır ki gelmesi pek yakın oldu, gölgesi başımızın üstündedir. O’na îman eden kimseye ne mutludur, O’na isyan ve muhâlefet eden kimseye de yazıklar olsun… Yazıklar olsun ömürleri gaflet içinde geçen kimselere.

            Ey cemaat-i iyad!.. Hani ecdadımız ve babalarımız?, Hani taştan saraylar yapan A’d ve Semud kavimleri?, Hani dünyâ malına güvenerek kavmine; “Ben sizin rabbinizim” diyen Firavun ve Nemrud? Onlar size nisbetle daha zengin ve kuvvet bakımından da sizden daha kuvvetli değiller mi idi? Bu yer, onları değirmeninde öğüttü, toz etti dağıttı, kemikleri ile çürüyüp dağıldı. Evleri yıkılıp ıssız kaldı. Yerlerini yurtlarını şimdi köpekler şenlendiriyor. Sakın onlar gibi gaflet etmeyin, onların yolunda gitmeyin. Her şey fânidir, bâkî ancak Allah’dır ki birdir, şerîki ve nazîri yoktur. İbâdet edilecek ancak O’dur. Doğmamış ve doğurulmamıştır. Evvel gelip geçenlerde ibret alınacak çok şeyler vardır. Ölüm ırmağının girecek yerleri vardır ama çıkacak yerleri yoktur. Büyük küçük hep göçüp gidiyor. Giden geri gelmiyor. Anladım ki herkese olan şey bana da olacaktır.”

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Din, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslam | Etiketler: , | Leave a Comment »

EN GÜZEL ATASÖZLERİ -1

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2007

11 Hayvanlara Merhamet,)

EN GÜZEL ATASÖZLERİ -1

Ağaca balta vurmuşlar “sapı bedenimde”demiş.

Ağaca çıkan keçinin doğurduğu oğlak dala bakarmış.

Ağaca dayanma çürür,insana dayanma ölür.

Ağacı kurt, insanı dert bitirir.

Ağaç ne kadar meyve verirse ,dalı o kadar yere eğilir.

Ağaç ne kadar uzarsa uzasın göğe değmez.

Ağaç ne kadar yüksek olsa da yaprakları yere düşer.

Ağaç yaş iken eğilir.

Ağaçlı köyü su basmaz.

Ağaçtan maşa, aptaldan (çingenden) paşa olmaz.

Ağır kazan geç kaynar.

Ağır otur, batman götür.

Ağır taş batman döver.

Ağız yemeyince yüz utanmaz.

Ağlama ölü için, ağla deli için.

Ağlamayan çocuğa meme vermezler.

Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar.

Ağlayak da gözden mi olak?

Ağlayanın malı, gülene hayır etmez.

Ağrısız baş mezarda gerek.

Ağustos ayında beyni kaynayanın, zemheride (Zahmarıda) kazanı kaynar.

Ağzı açık ayran delisi.

Ahmak misafir, ev sahibini ağırlar.

Ak akçe kara gün içindir.

Ak koyunun kara kuzusu da olur.

Akan su yosun tutmaz.

Akan su, pis tutmaz.

Akçe bulsam, çıkı yok.

Akıl akıldan üstündür.

Akıl yaşta değil baştadır

Posted in Diger Konular, Güncel, Genel, Muhabbet, Türkiye | 3 Comments »

Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 28, 2007

37

Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı.

Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı…Bu ayet beni çok etkiliyor:(

Diyelim başınıza istemediğiniz bir olay geldi.
Yıkık, perişansınız. Kimse ile görüşmek istemiyorsunuz. Çoğunluk size küsmüş gibi. Yalnızsınız. Herkes
benden uzak, herkes bana kırgın düşüncesi içinde çöküntü yaşıyorsunuz. Yalnızlığınızın karanlık mağarasına şu ayet bir güneş gibi doğuyor: ”Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı”(Duha-3) Kim kırılırsa kırılsın, kim darılırsa darılsın, kim terk ederse etsin.
Rabbim terk etmiyor, kırılmıyor ya, ne gam! .. Bu ne büyük ferahlık değil mi?
………
Başınızda ağır bir dert var. Sanki hiç bitmeyecek gibi geliyor. Sanki bu sorun hayatınızın sonunu hazırlıyor gibi. İşte o an ayet yetişiyor
imdada: ”Demek ki, zorluğun yanında bir kolaylık mutlaka var! Zorluğun yanında bir kolaylık muhakkak var! ” (İnşirah-5/6)
Garantiyi veren Allah! .. Hem de ne garanti, her zorlukla beraber bir de kolaylık geleceği ”mutlaka” ifadesi ile pekiştirilip ikna olalım diye iki kere tekrarlanıyor. Ayet; kolaylığın zorluk içinde saklı olduğunu, çözümün sorunda gizli olduğunu da fısıldıyor. Bu manayı duymuş olan Niyazi Mısri(k.s) şöyle demiş: ”Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş”
………
Yakup, oğlu Yusuf’u yitireli 40 yıl olmuş. Bedeni bu ıstıraba dayanamamış da gözleri kör olmuş. Ama hala ümit içinde evladını bekliyor. Kardeşler Mısır’dan kervanla dönünce: “Kervanda Yusuf kokusu alıyorum” demiş Yakup. Oğulları acı acı gülerek:
”Baba, 40 yıl geçti, hala mı ümit, hala mı Yusuf? Geç bunları geç” demişler. Yakup’un cevabı ümit dolu: “Allah ın rahmetinden ümit kesmeyiniz; çukurundan çıkamayacak gibi hissediyorsunuz kendinizi. İşte hem teselli hem ümit size: ”Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Zümer-53)
………
Maddi sıkıntınız hat safhada. Yoksul düştüğünüzü hissediyorsunuz. İflas ettiniz.. Sıfırı tükettiniz yani. Nasıl ayağa kalkarım düşüncesi içinde boğulurken ayet size yeni bir ümit veriyor: “Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe-28)
………
Bir yakınınız ölümcül hastalıkla yatağa düştü. Doktorlar fazlaca ümit vermiyorlar. Çoğu kere Onu nasıl teselli edeceğinizi dahi bilemiyorsunuz. Gerçek ortada iken moral vermeye çalışmak sanki sahte davranmak gibi geliyor size. Ciddi bir delil olmalı ki hastanıza siz de inanarak moral verebilesiniz. Eyyub Nebi var Kur’an’da…Hastalıkların, dertlerin en ağırına müptela olmuş ama sıhhate kavuşmuş. Onun hali size dayanak oluyor: Kulumuz Eyyub u da an, o zaman Rabbine şöyle nida etmişti: “Bak bana, meşekkat ve acı ile şeytan dokundu! Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir misli daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, temiz akıllılar için bir ibret olsun. (Sa’d-41/43)
………
Olayları, gelişmeleri yorumlamakta, tavır belirlemekte zorlanıyorsunuz. Bazen her şey lehinize giderken, bazı dönemlerde de yığınla aleyhinize gelişmeler oluyor. Aslında Allah Sisteminde lehte yada aleyhte düzenlemeler söz konusu değil. Sadece olması gereken; olması gerektiği en uygun vakitte gelişiyor. Ama yine de bazı şeyleri yediremiyorsunuz kendinize. Bir tutamak arıyorsunuz. Ayet el veriyor size: “Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa o, hakkınızda hayırlıdır. Olur ki, siz bir şeyi seversiniz; ama o, sizin hakkınızda bir fenalıktır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (Bakara-216)
………
Rabbimiz Allah, Rasülümüz Muhammed(s.a.v) , Kitabımız Kur’an, Yolumuz Sırat-ı Müstakim! .. Bizden bahtiyarı yok dünyada! .. Her ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın zafer ve başarı bizim. Bunu da kafadan söylemiyoruz, Kur’an konuşuyor: Vel Akıbetü lil Müttakin(Kasas-83): Akıbet(hayırlı son, güzel sonuç) Müttakiler (takvayı kuşananlar, korunanlar, inanca sarılanlar) içindir! .

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kur`anı Kerim, Nasihat, İslam | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: