Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Nisan 2007

Arapca ilahi – Ya Taiba

Posted by Site - Yönetici Nisan 30, 2007

Ya Taiba

Posted in Çocuklar İçin İlahiler | 37 Comments »

ÇOCUKLAR iCiN iLAHiLER

Posted by Site - Yönetici Nisan 30, 2007

1.Süper arapça ilahi

2.Arapca ilahi / kücük kiz

3.Ayna Hijabuke

4.Dua (Arapça) Cocuk

5.Ya mama

6.Min eyne

7.E-B-T 

Posted in Çocuklar İçin İlahiler | 8 Comments »

Hac İbadeti – Belgesel – ViDEO

Posted by Site - Yönetici Nisan 30, 2007

Hac İbadeti – Belgesel

Hac İbadeti – 1. Bölüm

Hac İbadeti – 2. Bölüm

Posted in Belgesel, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hac İbadeti, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Dursun Ali Erzincanlı -Bedir

Posted by Site - Yönetici Nisan 30, 2007

1.Bedir

2.Uhud

3.Sen yoktun

4.kırk yaşındasın

5.  D. A. Erzincanlı.Seccaden kumlardi

6.Mekke

7.Gelseydin

8.Kerbela

9.Delaili’n Nur

10.Medine’nin Gülü

11.52 gün

12.Sen gel diye ey sevgili

13.Asr-ı saadette çocuk olmak

14.Efendim

14.mekkenin fethi

15.Sana muhtacız

16.ENSAR…..

17.Ebu Akil (R.A)

18.Eyup Sultan (R.A)

19.Shabe

20.Tevbe

21.Miraç

22.Genç Sahabe (R.A)

23.Necid Çölleri

24.Kaside-i Bürde

Posted in Genel | 6 Comments »

Osmanlı’dan Ne Kadar Para Kaldı?

Posted by Site - Yönetici Nisan 30, 2007

Osmanlı arması, Kanuni Sultan Suleyman armasi, ottoman,empire of ottoman Osmanlı Döneminde Böyleydi

Osmanlı’dan Ne Kadar Para Kaldı?

Türkiye yıllarca Osmanlı’nın borcunu ödedi. Peki Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyet’e ne kadar para kaldığını merak ettiniz mi? Zaman’dan Mustafa Armağan bu ilginç sorunun peşine düştü. İşte Armağan’ın o haberi:

1. 1929’da ödediğimiz borcun kendisi değil, yalnız faiziydi.

2. Bu ilk ödememizle birlikte ekonomi iflas sinyalleri vermiş ve alacaklılara gerisini getiremeyeceğimizi ilan etmiştik. İşte bundan sonra ödemelere ara verilmiş, görüşmeler 1932’de sonuçlanmış ve asıl borcun ilk düzenli ödemesine 1933’ten itibaren başlamıştık. Oradaki kastım, 1954 yılına kadar devam edecek olan bu ilk düzenli ödemeydi.

3. Ödediğimiz Osmanlı borçlarının tutarı, TL bazında yaklaşık 150 milyon liradır. Peki hiç merak ettiniz mi Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kalan nakit para tutarının ne kadar olduğunu? Tamı tamına 161 milyon TL kâğıt para (bozuklar hariç). Yani Osmanlı hazinesinden 161 milyon TL’yi cebinize koyarken bu para nereden geliyor diye sormuyorsunuz da, borcunuz çıkınca niye mızıklanıyorsunuz? Bir miras olayında alacak ve borç gayet tabii bir durum değil mi?

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tarih, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

BARZANİ’NİN YAHUDİ OLDUĞUNU BELGELEDİ

Posted by Site - Yönetici Nisan 30, 2007

 

TARİHÇİ AHMET UÇAR BARZANİ’NİN YAHUDİ OLDUĞUNU BELGELEDİ

Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan UCLA öğretim üyesi Prof. Yona Sabar, yazdığı kitapta bu iddiaları doğruladı. Tarihçi Ahmet Uçar da, Osmanlı arşivlerinde, Sallum Barzani adlı bir hahamın önce Selanik’e, arkasından da Kudüs’e sürgün edildiğine dair bir belge yayımladı. Bilindiği gibi, Molla Mustafa Barzani ile oğlu Mesut Barzani, İsrail’le kurduğu iyi ilişkilerle tanınıyor ve İsrail öteden beri Irak Kürtleri’nin bağımsızlığını destekliyor.

1982 yılında Yale Üniversitesi tarafından yayımlanan ‘‘The Folk Literature of the Kurdistani Jews: An Anthology (Kürdistan Yahudilerinin Halk Edebiyatı: Antoloji) başlıklı kitap, başlangıçta sıradan bir antropolojik çalışma muamelesi gördü. Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan ve Los Angeles’teki Californiya Üniversitesi’nde (UCLA) görev yapan Prof. Yona Sabar tarafından kaleme alınan kitap, büyük çoğunluğu Kuzey Irak’ta yaşayan Kürt Yahudileri’nin hayatına ışık tutuyordu.

Ancak, Prof. Yona Sabar’ın kitabında daha ilginç bilgiler de vardı. Bunlardan en önemlisi de Barzani ailesi ile ilgiliydi. Prof. Sabar’ın verdiği bilgiye göre, 16. ve 17. yüzyılda bölgede yaşayan ailelerin en ünlülerinden biri Barzani ailesiydi ve bu aileye mensup hahamların kurduğu Yahudi eğitim kurumları büyük bir itibara sahipti. Öyle ki, başta Mısır olmak üzere Ortadoğu’nun muhtelif ülkelerinden buraya öğrenci akını oluyordu. Hatta, Haham Nathanel Barzani, bölgede nadiren görülen zenginlikte bir kütüphaneye de sahipti ve kitapların büyük çoğunluğu da elyazmasıydı. Bu kitaplar, yine haham olan oğlu Samuel Barzani’ye miras kalacaktı. İşin daha da çarpıcı yanı, Amerikan reformcu Yahudileri tarafından tam bir yüzyıl sonra kabul edilecek olan ilk kadın haham da Samuel Barzani’nin kızıydı ve ismi de Asenath Barzani’ydi.

BİR TEK AİLE VAR

İnternet aracılığıyla konuya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz Prof. Yona Sabar, Yahudi Barzani ailesinin kurucusunun 16. yüzyılda yaşayan Haham Samuel Barzani olduğunu belirterek, ailenin sonraki yüzyıllarda Musul, Kerkük ve Erbil yöresinde etkili olduğunu söyledi. Ancak, Barzani ismini taşıyan herkesi Kürt Yahudisi olarak görmenin doğru olmadığını savunan Prof. Yona Sabar, Barzan doğumluların bu isimle çağrıldığını söyledi.

Ancak, tarihçi Ahmet Uçar, Osmanlı arşivlerinde bölgede bir tek Barzani ailesi bulunduğuna dair kayıtların yer aldığını hatırlatarak, günümüz Barzanileri’nin atalarının Yahudi olduğundan şüphe duyulamayacağını ifade etti. Ahmet Uçar, Prof. Sabar’ın, Barzaniler’in ne zaman müslüman olduklarına ilişkin detaylara girmediğini de savundu.

Ahmet Uçar’ın yine Osmanlı arşivinde bulduğu bir başka belge ise 1856 yılında Sallum Barzani isimli bir hahamın, Musul’dan Selanik’e, oradan da Hahambaşılığın özel ricası ile Kudüs’e sürgün edildiğini gösteriyor. Uçar’ın ifadesine göre, ‘‘Kudüs’e Yahudi iskánı ile tereddütler olduğu için; Hariciye Nezareti’nin de görüşü alınarak 29 Şubat 1856’da Hahambaşı’nca verilen dilekçe Osmanlı hükümetince 11 Nisan’da görüşülerek uygun bulunmuş ve Sallum Barzani 20 Nisan 1861’de bir irade ile Kudüs’e sürülmüştü.’’ Uçar, Tarih ve Düşünce Dergisi’nde konu ile ilgili olarak yazdığı yazıda şöyle devam ediyor: ‘‘Mustafa Barzani’nin yıllar sonra kurduğu ilişkiler, hahamlarla Sallum Barzani ailesi arasındaki ilişkilerin yıllarca sürdüğünü göstermektedir. Molla Mustafa Barzani, 1950’den beri sık sık ziyaret ettiği İsrail’de her zaman Kuzey Irak kökenli, Kürtçe konuşan bir Yahudi hahamın evinde kalmaktadır: Haham David Gabay.’’

Ailede pek çok ünlü haham var

Siz Yahudi Kürtler konusu ile ne zaman ilgilenmeye başladınız?

– Batılı seyyahların Kürtçe konuşan Yahudiler’den söz edildiğini görüyorsunuz. Ben bunu okuyunca, Başbakanlık Arşivi’nde, bölgedeki yerleşime ilişkin araştırmalar yaptım ama uzunca bir süre bununla ilgili herhangi bir evrak bulamadım. A. Medyalı isimli birisinin yazdığı ‘‘Kürt Yahudiler’’ isimli bir kitaba rastladım. Faik Bulut’un ‘‘Filistin Rüyası’’ isimli kitabında da İsrail’de Kürtçe konuşan Yahudiler’in bir organizasyonundan bahsediliyordu. Araştırmalarım sonucunda, Kuzey Irak’tan İsrail’e göçler yaşandığını tesbit ettim. Bugün İsrail’de geniş bir Kürtçe konuşan Yahudiler topluluğu mevcut.

Peki ya Barzani ailesi?

– Barzani ailesi ile ilgili ilk iddiaları da Amerika’da yaşayan ve kendisi Kürtçe konuşan bir Yahudi olmakla kalmayıp bu konuda uzman olan Prof. Yona Sabar’ın bir kitabında rastladım. Prof. Sabar, Barzani ailesinden gelen hahamların bölgede dini çalışmalar yaptıklarını söylüyordu. Bunun üzerine ben Barzani ailesinin kökenlerini araştırmaya başladım.

Ne buldunuz?

– Bir defa bölgede Barzani adıyla bilinen tek bir aile var. Bu aile, Kuzey Irak’taki Barzan köyünde yaşıyor. Osmanlı Arşivi’nde çalışırken, bu aile ilgili bir belge buldum. Bu belgede, 1855-56 yılında bu köyün mensuplarından Sallum Barzani adlı bir hahamın önce İstanbul’a, arkasından Selanik’e sürgün edildiği belirtiliyor.

Başka bir belge veya delil var mı elinizde?

– Molla Mustafa Barzani, ilk kez 1967 yılında İsrail’e gidiyor. Kendisini kabul eden İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan’a, hediye olarak bir ‘Kürt hançeri’ ile birlikte, Kerkük petrol rafinelerinin planlarını da getiriyor. Mart 1969’da yapılan bir operasyonda da Barzani-Mossad işbirliğiyle Kerkük rafinerileri bombalanıyor ve çalışamaz hale getiriliyor.

Barzani aşiretinin Yahudi kökenli olduğunun anlaşılması, bölgeye ve tarihe bakışımızda değişikliklere sebep olabilir mi?

– Olmaz mı? Tevrat’ta ‘‘Vaadedilmiş Ülke’’ olarak Nil’le Fırat arasının işaret edildiğine dair yorumlar vardır. Ayrıca, Barzani ailesi sürekli Mehdi çıkartmaktadır. Yahudilik’te de Mehdilik çok önemlidir. Ama bir yanlış anlaşılma olmasın. Ben bütün Kürtler Yahudi’dir filan demiyorum.

MUHSİN KIZILKAYA FARKLI GÖRÜŞTE!..

Nereden başlasam… Biliyorsunuz, Yahudiler dünyanın her yerine dağılmış olan bir kavimdir. Tabiatıyla bir kısmı da Mezopotamya’da Kürtlerle iç içe yaşıyorlardı İsrail devleti kurulunca kadar. Kürtlerle birlikte yaşayan Yahudiler, iki grubu ayrılıyordu. Bir kısmı ticaretle, kuyumculukla, el sanatlarıyla uğraşırken, bir kısmı da toprak işleterek, Kürtler gibi yaşıyordu. Kürtler üzerine araştırma yapmış olan bütün Kürdologlara göre, Kürtlerin en önemli özelliği dillerine karşı olan kıskançlıklarıdır. Yabancı bir dili öğrenmede müthiş bir direnç gösterirken, başkalarına kendi dillerini öğretmede o kadar esnektirler. Kürtlerle birlikte yaşayan Süryaniler’in, Ermeniler’in, Yahudiler’in büyük bir kısmı Kürtçe bilir, fakat Kürtler bu dillerin hiç birini bilmezler.

Kürtlerle birlikte aynı yerlerde yaşayan Süryaniler, Ermeniler gibi, zaman içinde bazı Yahudi aileleri de, çeşitli nedenlerden, dinlerinden vazgeçerek Müslüman olmuşlar. O ailelerin birkaçını ben de tanıyorum ve şu anda Yahudilikle hiçbir ilgileri kalmamıştır. Bu tür ailelere Kürtler, “Binemal Cuhî” (Yahudi Kökenli) diye çağırırlar.

Yahudi aileler Hakkari’de olduğu gibi, Barzan’da da vardı. Barzan bölgesinde yaşayan Yahudiler’e, “Bîrker” denir. “Bîr” geleneksel Kürt kıyafeti olan şel û şepik’lerin dokunduğu tezgahın adıdır. Burada yaşayan Yahudiler’in bir kısmı, Barzan ailesinin erkeklerine şel û şepik dokuyorlardı. Barzaniler de onlara gözü gibi bakıyordu. Hatta Barzaniler bunlara Bêdiyal adlı bir köy vermiş, tümü bu köyde toplu halde yaşıyordu. İsrail devleti kurulunca da bir kısmı İsrail’e gitti, bir kısmı da kendi köylerinde kaldı. Tabiatıyla, bunların içinde hahamlar da vardı, sanatkarlar da, çiftçiler de… Buralarda yaşayan ahali, soyadlarıyla çağrılmaz. Hangi köyde yaşıyorsan, oralısın ve soyadın o köyün adıdır. Yaygın kanının aksine, Barzani adı sadece Barzani sülalesinden gelenlerin adı değildir. Barzan bölgesindeki aşiret konfederasyonuna mensup herkese Barzani denir. İşte Uçar’ın büyük buluş olarak bize sunduğu Sallum Barzani de muhtemelen, o bölgede yaşamış olan bir Yahudidir ve Barzani ailesiyle hiçbir ilişkisi yoktur.

Çünkü tarihçi Uçar’ın iddia ettiği gibi Barzan tek bir aşiret ve köyden müteşekkil değildir. Barzani aşireti, Beroji, Mizorî, Şêrvanî ve Dolemêri gibi dört aşiretten oluşan bir aşiret konfederasyonudur. Kökenleri, Amediye paşası Zübeyir’e dayanmaktadır. Bugünlerde, Doz Yayınları arasında çıkmış olan Mesut Barzani’nin babasının hayat hikayesini anlattığı “Barzani” adlı kitabında da belirttiği gibi, Barzani ailesinin kökleri Amediye paşalarına uzanır. 1600’lü yıllardan bugüne kadar gelen aile seceresinin içinde bir tane yabancı ada rastlanmaz. Aile, baştan beri İslam dinine bağlı, imam ve şeyhleriyle ünlüdür. Amediye Paşası Zübeyir’in oğlu Mansur’dan Mela Sait, Abdülrahim, Şeyh Mehmet, Mela Ehmedê Reş, Sait, Mela Abdülselam, Mela Tacettin, Mela Abdülrahim, Şeyh Mehmet 2, Mela Abdullah, Şeyh Abdülselam, Şeyh Mehmet 2, Musul’da Osmanlılar tarafından asılan Şeyh Abdülselam 2, Şeyh Ahmet ve Mela Mustafa Barzani’ye kadar yaklaşık dört yüz yıllık tarih boyunca Barzaniler, hep otoriteye kafa tutmuş, devletlerle yıldızı barışmamış, yerlerinden yurtlarından edilmiş, sürgüne gönderilmiş, çocukları hapishanelerde doğmuş, kıyıma uğramış bir ailedir.

BARZANİ HER ZAMAN İSRAİL’LE SIKI İLİŞKİ İÇİNDE OLUP ZAMAN ZAMAN CASUSLUK YAPTI

Ünlü Amerikalı gazeteci Jack Anderson, Washington Post’taki bir makalesinde şöyle yazıyordu: “Her ay kimliği belli olmayan bir İsrail yetkilisi İran sınırından Irak’a gizlice girerek Kürt lider Molla Mustafa Barzani’ye 50 bin Amerikan doları veriyor. Bu para Kürtler’in, İsrail karşıtı olan Irak hükümetine karşı faaliyetlerini sürdürmelerini sağlıyor.”

Anderson’ın o sıralarda yayınlanan bir CIA raporuna dayanarak verdiği bilgiler arasında, Molla Mustafa Barzani ile dönemin Mossad şefi Zvi Zamir arasındaki yakın ilişki de vardı.

Söz konusu rapora göre, Zamir, Barzani’yi Kuzey Irak’taki karargahında en azından bir kez ziyaret etmiş ve ondan Bağdat hükümetine karşı yürütülen saldırı ve sabotajların dozunu artırmasını istemişti. Bunun yanında, Irak’taki Yahudilerin İsrail’e gizlice göç edebilmeleri için de Barzani’den yardım istenmişti. Bu tür “rica”ların hepsi, Barzani tarafından olumlu karşılanıyor, İsrailliler de her ay düzenli verilen 50 bin dolarlık yardımların dışında, ekstra ödemeler yapıyorlardı.

İsrailli eski general Rafael Eitan’ın anıları da, İsrail-Barzani iş birliğinin boyutlarını bütün çıplaklığıyla ortaya koyan bilgiler sağlıyordu.

Anılarında yazdığına göre, Rafael Eitan, Mustafa Barzani’nin talebi üzerine, 1969 yılında Kuzey Irak’a giderek ayaklanmayı yakından görmüş ve ayaklanmanın lideri Barzani ile, mücadeleyi daha yaygın bir savaş haline dönüştürme konusunu görüşmüştü. Eitan ziyaretinden sonra, İsrail Savunma Bakanlığı’na, ayaklanan Kürtlerin çok iyi savaşmakla beraber gelişmiş savaş araçları ve silahlarından mahrum olduklarını, kendilerine yardım edilmesi gerektiğini bildiren bir rapor da yazmıştı.

Ayaklanmacı Kürtlerle kurduğu bu gizli ittifak, İsrail’e Irak ordusu hakkında çok önemli istihbaratlara ulaşma fırsatı da veriyordu. 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndan kısa bir süre önce İsraillilerin Irak’tan çaldığı MIG-21 uçağı, bunun en önemli örneğiydi.

İsrailliler, Irak Hava Kuvvetleri’ndeki bir pilotla gizlice bağlantıya geçmişler ve onu bir deneme uçuşu sırasında aniden İsrail’e uçmaya ikna etmişlerdi.

Iraklı pilotla İsraillilerin bağlantısını kuran aracılar ise Kürtlerdi.

Ağustos 1966’da Tel-Aviv’e inen söz konusu MIG, bu Sovyet yapımı uçak hakkında daha önce yetersiz bilgiye sahip olan İsrail’e ve onun Batılı müttefiklerine büyük bir avantaj sağladı.

Hatta bazı yorumlara göre, İsrail’in Altı Gün Savaşı’nın ilk gününde Mısır Hava Kuvvetleri’ne yaptığı büyük baskın, MIG’lerin teknik özellikleri hakkında edinilen bilgi sayesinde mümkün olmuştu.

Altı Gün Savaşı’nın hemen öncesinde ilginç bir olay daha yaşanmıştı. Iraklı bir askeri delegasyon, yaklaşan savaşta “Siyonist düşmana karşı tek bir cephe olarak savaşabilmek için” ayaklanmacı Kürtlere geçici bir ateşkes önermişti. Ancak bu teklife karşı söz alan bir “Kürt gerilla”, ne olursa olsun taviz verilmeyeceğini ve ateşkesin kabul edilemez olduğunu söylemişti. İşin en önemli yanı ise, bu “Kürt gerilla”nın gerçekte İsrail’in bölgeye yolladığı askeri danışmanlardan biri olmasıydı.

Ian Black ve Benny Morris’e göre, Kuzey Irak dağları ile Tel-Aviv arasındaki bu ilişki giderek “Ortadoğu’nun en kötü saklanan sırrı” sıfatını kazandı.

İsrail 1967 yılında Arap ordularından ele geçirdiği çok sayıda Sovyet silahını Kürt ayaklanmacılara yolladı. Kendilerine verilen Doğu Bloku silahlarına önce şaşıran daha sonra çok sevinen Molla Barzani, ayrıca bulduğu İsrail yapımı bombalardan daha çok istemişti. Kendisini silah ve paraya boğan İsrail’in gücüne hayran kalan Barzani, İsraillilere ortak bir seferberlik de önermişti.

Barzani’nin planına göre, Kürt peşmergeler Irak’ı zaptettiğinde İsrail de Suriye’yi işgal edebilecekti.

İsrail’in Kürt ayaklanmacılara giderek artan desteğinin en sembolik göstergelerinden biri, 1967 Eylül’de Kürt hareketinin lideri Molla Mustafa Barzani’nin İsrail’e yaptığı ziyaretti.

Moşe Dayan’a hediye olarak bir Kürt hançeri getiren Barzani, Yahudi devletinde oldukça sıcak bir biçimde ağırlandı. Bu ziyaretin uyandırdığı yankılar, Kuzey Irak’taki Kürt isyanında İsrail’in parmağının var olduğu gerçeğini siyasi gündeme taşımaya başladı.

Mısırlı ünlü gazeteci Muhammed Hasaneyn Heykel’in ulaştığı ve açıkladığı bilgiler de, 1971’de “Kuzey Irak’taki Kürt bölgesindeki İsrailli subayların İsrail ile düzenli bir telsiz bağlantısı içinde olduklarını ve Irak içindeki istihbarat ve sabotaj faaliyetlerini organize ettiklerini” ortaya koydu.

İsrail’in Kürt ayaklanmacılarla olan ittifakı, dönemin Irak basınında da yoğun biçimde konu edilmişti.

Barzani ikinci olarak 1973 yılında İsrail’i ziyaret etti. Bu ziyaretinde de, ilkinde olduğu gibi, 1950 ortalarında İsrail’e göç etmiş Kürt Musevisi David Gabay’ın evinde kalmış, hediye olarak da Moşe Dayan’ın eşi için altın bir kolye getirmişti.

Kuzey Iraklı Kürt ayaklanmacılarla İsrail arasındaki bu iş birliği, 1975 yılına kadar sürdü. O yıl, Kürt isyanının diğer büyük destekçisi olan İran, Irak ile bir anlaşmaya vardı ve bunun üzerine Kürt ayaklanmacılara yaptığı tüm yardımı kesti. ABD de İran ile birlikte hareket edince, Barzani hareketi Bağdat rejimi karşısında savunmasız kaldı.

İsyan, bu rejim tarafından kanlı biçimde bastırıldı. İsrail’in durumu kabullenmekten başka seçeneği yoktu. Ama İsrail, Irak’ın kuzeyindeki Kürtler arasındaki bazı grupların oluşturmak istediği parçalanmış Ortadoğu için en ideal “kart” olduğunu her zaman aklında tutacak ve bu kartı yeniden devreye sokmak için fırsat kollayacaktı.

haberalemi.net

Posted in Diger Konular | 10 Comments »

Bilgisayar Terimlerinin Osmanlica Mealleri

Posted by Site - Yönetici Nisan 30, 2007

Bilgisayar Terimlerinin Osmanlica Mealleri,9c2a30e0-25c3-11e3-a30f-41819d170c0e-jpg20130925125918

Bilgisayar Terimlerinin Osmanlica Mealleri

görev çubuğu: değnek ül vazife

çift tıklama: tikirti ül tekerrür

administrator: sahip-ul edevat

flash disk: edevat ül yumuşak`

hard disk:edevat ül civanmert

anti spyware : müdafa ül hafiye

mouse: zındık faresi

klavye: taht ul hurufat

power supply: kuvvet macunu

my documents – hazine i evrak

internet: allame-i ulul arz

google:kasif-ul ali

google earth:seyr ül arz, kasif ul arz

denetim masası: sehpa-i saltanat

cd- rom – pervane ül hâfıza

ekran: perde ül temasa

kasa: kaide

enter: duhul

virüs: deyyus

antivirüs – akıncı

msn : elçi

hacker: deyyus-ül-ekber

hata raporu: malumat-ül kabahat

mail server: divan-ül mektubat

messenger: havadisçi

chat : muhabbet ül zaby

ctrl alt del : has timar zeamet

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Muhabbet, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Allah üç şeyi üç yerde gizlemiştir.

Posted by Site - Yönetici Nisan 30, 2007

1,Allah

Allah üç şeyi üç yerde gizlemiştir.

1-Rızasını ibadetlerde:
((Öyleyse ibadet adına yapılan hiçbir ameli küçük görmeyelim. Hiç ummadığımız bir anda verdiğimiz ufak bir sadaka bizi ateşe girmekten kurtarabilir.))

2-Kızgınlığını günahlarda:
((Günahların en küçüğünden bile uzak duralım! Hiç önemsemediğimiz bir yanlış ve hata ahirette kaybetmemize sebep olabilir.))

3-Sevgili kulunu da insanlar arasında:
((Herkesi Hızır bilelim ve hiçbir kimsenin kalbini kırmayalım. Saçı başı dağınık nice insanlar vardır ki onlar, Allah’ın veli kulu olabilirler.))

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

KUTUPLARDA NAMAZ

Posted by Site - Yönetici Nisan 30, 2007

11.Kutuplarda Namaz vakitleri.

Kutuplarda Namaz vakitleri.

Vakit, namazın şartı olduğu gibi, vücubunun da sebebidir. Bu bakımdan, bir yerde namaz vakitlerinden biri veya ikisi bulunmasa, o vakitlere ait olan namazlar, o yer halkına farz olmaz. Bazı bölgelerde yılın bir mevsiminde daha şafak kaybolmadan fecir doğarak sabah vakti girmektedir. Bu gibi yerlerde yatsı namazı düşmüş olur; çünkü yatsının vakti bulunmamıştır. Abdest organlarından birini veya ikisini kaybeden kimse için bu organlarını yıkamak zorunluğunun kalkması da bunun gibidir. Bu şekilde fetva verilmiştir. Bununla beraber bazı fıkıh alimlerine göre, bu gibi yerlerde bulunan müslümanlar da, beş vakit namaz kılmakla yükümlüdürler. Bulundukları yerde bu namazlardan herhangi birinin vakti meydana gelmemiş olsa, o namazı kaza şeklinde kılarlar veya beş vaktin bulunduğu kendilerine en yakın bir bölgenin vakitlerine göre, o namaz için vakit belirleyerek namazı yerine getirmeye alışırlar. Gerçek şu ki, vakit namazın şartıdır, bir sebebi ve bir alâmetidir. Fakat namazın asıl sebebi, Allah’ın bir emri oluşudur ve İlâhî nizamın arka arkaya devam edip gitmesidir. Bu bakımdan bütün müslümanlar, bu beş vakti kılmakla yükümlüdürler. Onun için bunları kılmaları gerekir. İmam Şafiî’nin içtihadı da bu şekildedir. İhtiyata uygun olanı da budur. Uzun zaman güneşin batmadığı veya doğmadığı bölgelerde namaz vakitlerinin böyle takdir edilip edilemeyeceği fikrinde fıkıh alimlerinin ihtilâfı vardır. Bu gibi bölgelerde bulundukları kabul edilen müslümanların oruçları ve zekâtları hususunda yine böyle bir ölçü koymak uygun görülmektedir.

Her gün beş vakit namaz kılmanın pek çok hikmetleri vardır. Biz burada yalnız şu kadarını arzedelim: İnsan sabahleyin sanki yeni bir hayata kavuşmuş, karanlıktan aydınlığa çıkmış olur. Yeni bir çalışma gayreti içine girmiş olur. İnsana bu hayat ve çalışma gücünü veren ve insana başarı sağlayacak olan ancak Yüce Allah’dır. Bundan dolayı insan, bu hayat nimetine şükretmek ve bunu bir hayırla sona erdirmek için mübarek sabah namazını kılmakla yükümlü tutulmuştur.

İnsan sabahdan akşama kadar hayatın nimetlerinden yararlanıyor. Bu zaman içinde devamlı olarak maddî bir çalışma gayreti gösteriyor. Bu bir başarı eseridir. İşte bu başarıya şükretmek ve bu başarının ruhları duygusuzluk ve katılık içinde bırakmasına engel olmak için de öğle ile ikindi namazları farz kılınmışlardır. Akşamın yaklaşması ile, sona ermeye yüz tutan bir günlük yaşayışın ve çalışmanın, ruha zevk veren bir ibadetle sona ermesi, bir mutluluk ve şükür nişanı ve bir kulluk görevi olacağından akşam namazı kılınmaktadır.

İnsan daha sonra uyku âlemine can atacaktır. Ölümün bir çeşidi olan bir bakımdan da huzur ve istirahat devresi sayılan bu âleme varmadan önce bir günlük hayata kutsal bir ibadetle son vermek, bir de, o ölüme benzer âleme İlâhî bir zevk ve uyanıklıkla geçmek, yaratıcımızın mağfiretine sığınmak iyi bir sonuç olacağından da yatsı namazı kılınmaktadır.

Sonuç

Gerek insanın ve gerek çevresindeki bütün varlıkların hayatlarında, doğmak, büyümek, duraklamak, yaşlanmak ve sonra da ölüp gitmek gibi değişik beş safha meydana gelmektedir. Artık büyük bir nimet olan bu safhalara bir karşılık olmak ve insanın maddî çalışmaları ile manevî çalışmaları arasında bir denge kurabilmek için, beş vakitte kılınan namazlardan daha yüksek ve daha faziletli bir çare bulunamaz. Bizleri bu kutsal ibadetle yükümlü olmak şerefıne ulaştıran ikramı çok bol mabudumuza ne kadar şükretsek yine azdır.

Kaynak : Namaz Vakitleri – Ömer Nasuhi Bilmen

BÜYÜK İSLÂM İLMİHALİ

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kutuplarda Namaz, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Medine Güzel Şehir

Posted by Site - Yönetici Nisan 29, 2007

Medine, Peygamber Efendimiz ,Al-Madina_Mosque_1950,old madina

Medine Güzel Şehir

Peygamber efendimiz buyuruyor ki; Kim Allah için hacceder, bu esnada kötü işlerden ve Allah`a karşı gelmekten sakınırsa (kul hakları müstesna) annesinin onu doğurduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak döner… (Buhari-Müslim)

MEDİNE-İ MÜNEVVERE

Medine, Peygamber Efendimiz (sav) ve ashabı, Mekke`de baskı ve işkenceye maruz kaldıkları sırada sığındıkları yerdir. Medine`nin
tüm müslümanlar açısından özel bir önemi bulunmaktadır.
Medine, Mekke`nin kuzeyinde 452 km`lik bir mesafededir. Kapladığı alan 59 km2 yi aşar. Nüfusu 300 000`in üzerindedir.
Medine, İslam`ın ilk başkentidir. İlk İslam devleti burada kurulmuştur. Bu şehir İslam tarihinin çok önemli olaylarına sahne olmuştur. Medine`nin daha bir çok faziletleri de vardır.
“Benim mescidimde kılınan bir namaz, başka mescitlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir. Ancak Mescid-i Haram müstesna. Mescid-i Haram`da kılınan bir namaz, başka mescidlerde kılınan namazdan yüzbin defa daha faziletlidir.” (Ahmed b. Hanbel Sened-Sahih ile)

MEDİNE-İ MÜNEVVERE`NİN FAZİLETLERİ

Medine-i Münevvere mübarek bir şehirdir. Efendimizin burada medfun olmalarıyla adeta dünyanın göz bebeği haline gelmiştir. Bir hadis-i şeriflerinde efendimiz ” Benim evimle minberim arasındaki yer, cennet bahçelerinden bir bahçedir” buyurmuşlardır.
Medine`nin en büyük özelliklerinden birisi de toprağının şifa olmasıdır. Efendimiz “Medine`nin toprağı şifadır” buyurarak bunu en güzel bir şekilde ifade etmişlerdir. Tabi bununla birlikte Medine toprağının hiç bir yere taşınamayacağını da belirtmekte fayda vardır.
Bu mübarek beldenin özelliklerinden birisi de kıyamete kadar Deccal`in ve taun hastalığının bu mübarek beldeye kesinlikle giremeyeceğidir. Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde ” Medine`ye Deccal ve taun giremez” buyurmuşlardır. (Buhari-Müslim)
Cenab-ı Allah kıyamet gününde cümlemizi resulünün şefaatine mazhar kılsın. (Amin)
Kim benim mescidimde, hiç kaçırmadan 40 vakit namaz kılarsa, kendisine; biri ateşten kurtulma beratı, biri azaptan kurtulma beratı yazılır ve nifaktan da uzak tutulur. (Ahmed b. Hanbel Sened-i Sahih ile)

ZİYARET YERLERİ VE ADABI

1-PEYGAMBER EFENDİMİZİN KABRİ ŞERİFİNİ ZİYARET
: Alemlere rahmet olarak gönderilen efendimizin mescidini ve kabrini ziyaret etmek hacılarımızın asli görevlerin dendir. Efendimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır: ” Sadece üç mescidi ziyaret için sefere çıkılır; Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa.” (Buhari-Müslim) Diğer bir hadisi şeriflerinde ise ” vefatımdan sonra beni ziyaret eden hayatımda beni ziyaret etmiş gibidir.” Bir diğer hadisi şeriflerinde ise “kabrimi ziyaret eden kimseye şefaatim vacip olur.” Buyurmuşlardır. Ziyaretten önce kafile başkanının talimatına uyularak gerekli temizlik yapıldiktan sonra kabri şerifin önünde selam verilir. Salatü selamlar okunur. Daha sonra da peygamberimi- zin kabrinin hemen yanında bulunan Hz Ebubekir (ra) ve Hz Ömer (ra)`ın kabirlerinin karşısına geçilip selam verilir. Selamlamadan sonra Ravza-i Mutahhara`da (cennet bahçesi) iki rekat Allah(cc) rızası için namaz kılınır. Namazdan sonra ümmet-i islamın kurtuluşu ve müslümanların uyanışı için dualar edilir…

2- UHUD: Uhud dağı haremin 5.5 km kuzeyinde yer almaktadır. Hicretin ikinci senesinde İslam tarihinin ikinci büyük savaşı burada yapılmıştır. Peygamber efendimiz (sav)`in mübarek dişlerinin kırıldığı yerdir. 700 kişilik bir müslüman ordusu 3000 kişilik müşrik ordusu ile burada çarpışmıştır. 70 kadar şehid verilmiştir. Bunlardan bazıları; Peygamber efendimizin amcası Hz Hamza, bayraktarı Mus`ab b. Umeyr, okçuların reisi Abdullah b. Cübeyr`dir. Bu şehidleri Perşembe günü ziyaret etmek müstehaptır.

3- MESCİD-İ KIBLETEYN: Medine`nin kuzey batısında kalır. İlk ismi “Beni Seleme” mescididir. İki kıbleli mescid de denilmektedir. Peygamberimiz (sav) Mekke`de iken Kudüs`teki Mescid-i Aksa`ya yönelerek namaz kılardı. Medine`ye hicretinden 16-17 ay gibi bir zaman sonra inen ayet üzerine Kabe`ye yöneldi. Ayet indiğinde sahabiler bu mescid de ikindi namazını kılıyorlardı. Kıblenin Kabe`ye çevrildiği haberi gelince son iki rekatı da Kabe`ye dönerek kıldılar. Bundan dolayı bu mescide iki kıbleli mescid denilmiştir.

4- HENDEK SAVAŞI VE YEDİ MESCİDLER:
Peygamberimizin Medine`ye hicretinden 5 yıl sonra vuku bulmuştur. Bedir ve Uhud`da ağır kayıplar veren Mekkeli müşrikler iyice hırslan
mışlar, bunun acısını çıkarmak için civar bütün kabileleri ve yahudi- leri de yanlarına alarak 10 000 kişilik bir orduyla Medine`yi muhasa ra etmişlerdi. Peygamberimiz ise ashabı ile istişare ederek Selman-ı Farisi`nin fikri üzerine müşrikler Medine`ye gelmeden şehrin etrafına hendekler kazmışlardı. Bu savaşta müslümanlar yedi şehit vermiş; müşriklerden de dört kişi öldürülmüştür. Hendeğin uzunluğu 2500 m. Derinliği 5 m. Genişliği 6 m. idi. Allah resulü her on kişiye 20 m`lik bir alan vermiş ve hendek Medine`nin kuzey batısında kazılarak tamamlanmıştır. 20 günlük muhasaradan sonra Allahü Teala (cc) tarafından gönderilen şiddetli bir rüzgar sonucu müşrik çadırları ile tüm araç ve gereçleri darmadağın olmuş, kalplerine büyük bir korku gelmiş ve geri de bir sürü ganimet bırakarak Mekke`ye geri dönmek zorunda kalmışlardır. Zafer müslümanların lehine sonuçlanmış, Allah nurunu tamamlamıştır. Savaştaki komuta noktalarına Osmanlılar tarafından yedi adet küçük birer mescid yapılmıştır…

5- KUBA MESCİDİ: Medine`nin güneyinde kalır. Resulullah (sav) efendimiz Medine`ye hicreti esnasında daha şehre girmeden Kuba`da bir müddet kalmış ve burada ilk mescidi inşa etmiştir. Resulullah (sav) bu mescidi cumartesi günleri bazen yaya bazen de bineği ile giderek ziyaret ederdi. Çünkü bu mescid islam`da takva üzerine yapılan ilk mescittir.
“Kim evinde temizlenip abdest alır ve Kuba mescidine gidip namaz kılarsa onun için bir umre sevabı vardır. ” (Taberani)
Evet kardeşler, işte bu mekanları ziyaret edip, Peygamber efendimiz ve ashabının yaşadığı bu yerleri ve şartları tefekkür etmeli, İslam`ı yok etmek için yapılan savaşlardan gerekli dersleri alıp, bu şuur içerisinde hacc ibadetimizi yapmalıyız. Ayrıca burada aldığımız feyz ve bereketle memleketimizde de müslüman kardeşlerimizin uyanmalarına yardımcı olmalıyız….

BAZI TAVSİYELER:
-Farz namazlarını mutlaka Harem-i şerif`te kılmaya özen gösteriniz.
-Mescid-i Nebevi`de kılınan bir namazın diğer mescidlerde kılınan bir namazdan 1000 kat daha faziletli olduğunu unutmayınız..
-Vakitlerinizin çoğunu Haremi Şerifte Kur`an ve zikir ile geçiriniz..
-Medine`de geçireceğiniz kısa ve değerli vaktinizi çarşı-pazarda gezerek harcamayınız. “Hacc meşakkattir” hadisi şerifini hiçbir zaman hatırdan çıkarmayarak hacc esnasında karşılaşacağınız zorluklara karşı sabırlı ve metanetli olmaya gayret gösteriniz…
-Her türlü münakaşa ve tartışmanın hacc ibadetinize zarar vereceği-ni göz önünde bulundurarak bu tür hareketlerden kaçınınız…
-Temizliğinden emin olmadığınız yerden yemek yemeyiniz..

MESCİD-İ NEBEVİ İLE İLGİLİ BİLGİLER
**Eski yapı 18 000 m2 dir. İlave inşaat 82 000 m2 dir. Toplam
100 000 m2 dir.
**Kapalı kısımlarda aynı anda 400 000 kişi namaz kılabilir.
**27 adet hareketli kubbe mevcut olup, her biri 9 tonu ahşap, 60 ton ağırlığındadır.
**Yeni 6 minare ile toplam 10 minarelidir. Yeni minareler beşer şerefeli olup yüksekliği 104 m. dir. Her minare de 334 basamak vardır..
**Hilal: 4200 kg olup, 14 ayar kaplama altındandır. Türkiye`de imal edilmiştir.
**50 000 ton inşaat çeliği, 250 000 ton m3 beton kullanılmıştır. Hafriyat miktarı 574 000 m3 tür.
**91 adet kapı, 140 adet alt katta, 2400 adet de üst katta pencere bulunur.
**Teras kata çıkış için 6 adet yürüyen merdiven, 14 adet normal merdiven bulunur.
**İnşaatın tabanında 8500 adet betonarme kazık vardır. Derinlikleri 20 metre ile 57 metre arasındadır. Zemin katta 2400 adet kolon, normal katta 2020 adet kolon vardır.
**Harem soğuk su ile soğutulmak- tadır. Bu su, uzunluğu 7.5 km olan bir tünel ile Mescid-i Nebevi`ye ulaşmaktadır. İnşaatta 500 000 adet suni granit vardır.
**Yasin-i Şerif mermer levhalara yazılıp kolondan kolona tüm mescidi içten çevrelemiştir.
**Her biri 5 m çapında 2200 kg ağırlığında bronzdan 68 adet avize mevcuttur.
**Gelecekte üste kat çıkılabilmesi için kolon filizleri terasta mevcuttur.
**İnşaatta 3750 kişi çalışmıştır. Maliyeti 2 000 000 000$`dır.
**Haremin kuzeyi, batısı ve güneyinde “U” şeklinde yeraltında iki katlı otopark yapılmıştır. 10 000 araç kapasiteli otoparkın maliyeti
1 500 000 000$`dır…

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: