Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 14 May 2007

Senin çektiğin O dilindendir…

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2007

2Şeyhulislâm Zenbilli Ali Efendi

Senin çektiğin O dilindendir…

Rivayet olunurki Süleyman a.s. zamanında bir şahsın kafesinde kuşu vardı çok güzel öter ve kendisini eğlendirirdi. Bir zaman sonra kuş kafesde ötmez oldu.

Adam mütessir oldu Süleyman a.s.’a gidip dert yandı H.z Süleyman a.s. kuşun yanına geldi ey kuş niçin ötmezsin dedi kuş ey Allahın Peygamberi ben eşimden yıllardır ayrı kaldım bir gün eşim kafesimin yanına geldi ve bana senin çektiğin o dilindendir dedi ve gitti.

H.z süleyman kuştan bu cevabı alınca kuşu serbest bıraktı. Kuş uçtu uçarken şöyle dedi beni sûretlendirip havada uçurtan ve kafeste bana sabrettiren yüce Allah’ı takdis ve tesbih ederim. H.z Süleyman kuş kafesde sabredince halas buldu sabretmeseydi halas bulmazdı kurtulamazdı dedi…

.

Posted in Diger Konular, Din, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, İbretlik, İlginç, İslam | Leave a Comment »

Kızını vermekte tereddüt ettiğin siyah yüzlü genc

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2007

20120603_194237 copy.jpgyy

Kızını vermekte tereddüt ettiğin siyah yüzlü genc

Yüzü simsiyahtı. Ama kendisi boyamamıştı ki! Kaldı ki, kalbi bembeyazdı. Buna rağmen onu basite alanlar vardı. Dedi ki:

-Ya Resûlallah, yüzümün siyahlığı cennete girmeme mani midir?

-Asla!

-O halde beni niçin insanlar hor görüyorlar, kimse bana niçin kızını vermiyor?

-Amir bin Veheb’in evine git ve “Resûlullah selamı var, kerimeni bana nikahlamanı emretti.” de.

Siyah yüzlü genç hemen adrestedir. Kızın yanında babaya selamı aynen tebliğ eder ve teklifi de açıkça anlatır.

Baba kızgın, hemen reddeder. Ancak, teklifi dinleyen kızcağız babasını ikaz eder:

-Babacığım, vahiy gelir de sonra seni mahcup eder. Ne biliyorsun bu olayı Rabbimin emretmediğini? Efendimiz (sav)’in o emri tebliğ buyurmadığını? Hemen git, Resûlullah’tan özür dile ve beni o gence nikâhla. Resûlullah’ın uygun bulduğunu ben de uygun bulurum.

Kızının ikazıyla mescide koşan baba özür diler:

-Söylediğinin doğru olup olmadığını bilmiyordum. Demek ki doğruymuş. Kızımı verdim. Şu anda nikahlısıdır.

Efendimizin gence emri:

-Git, evini hazırla, aile oturacak şekilde döşe.

-Benim ev döşeyecek tek dirhemim bile yok!..

-Öyle ise H.z Ali’ye, H.z Osman’a, H.z Abdurrahman bin Avf’a git. Onlar sana ikişer yüz dirhem versinler.

Uçarcasına gider. Onların her biri, emredilenden fazla yardımda bulunurlar ve sıra çarşının yolunu tutmaya gelmiştir. Bir ev hazırlamak için gerekli para elde mevcut. Hele zevcesi, ümidinin de üstünde bir azizedir âdeta…

Çarşı yolunda hızla giderken kulağına bir ses gelir. Önce anlayamaz, duraklar ve nefesi kesilircesine dinler. Evet, evet yanlış anlamamıştır, doğrudur. Ses herkese ilan etmektedir:

-Ey kendini Allah’a asker bilen Müslümanlar!

Derhal atınıza binin, cihada yönelin. Ordu mescidin dışında beklemektedir. Siz böyle gün için varsınız dünyada! Düşman ani baskın yapacak!

Şimdi ne olacak?.. Cihada mı gitsin, evlenmeye mi?.. Yönünü hemen değiştirir, demirciler çarşısına gider. İlk işi bir kılıç, sonra bir zırh, daha sonra da bir at almak olur. Elindeki paranın hepsini de harcamıştır. Ama cihad için lazım olan silahını da tamamlamıştır…

Sıçradığı atının üzerinde kuş gibi uçar, bekleyen orduya toz duman içinde karışır.

-Bu genç, herhalde Bahreyn’den gelen biridir, derler. Ancak onun siyahlığını fark eden Resûlullah Aleyhisselam:

-Sen Saad mısın? buyurur.

-Evet, deyince de dua eder:

-Ceddine saadetler!..

Kumlu çöllerden geçilir, tozlu yollardan gidilir ve nihayet düşmanla müthiş bir savaş başlar… Herkes cesaretle ileri atılır. Ama içlerinden biri herkesten de cesaretle atılır; saldırdığı tarafın adamlarını sağa sola püskürtür. Neden sonra meydan sakinleşir, düşman kaçmış, müşrikler yok olmuşlardır. Şehitler tespit edilirken, bir ses:

-Allahü Ekber! Evlenmek üzere olan Saad da şehit!

Efendimiz onun cesedi başına gelir, mahzun şekilde bakar:

-Seni Havz-ı Kevserimin başında bekleyeceğim!

Bir hayret nidası daha:

-Allahü Ekber!

Sonra döner, oradakilere hitap eder:

-Kılıcını, mızrağını ve atını alın, kendisini gönüllü olarak isteyen kızcağıza verin. Babasına da deyin ki:

-Kızını vermekte tereddüt ettiğin siyah yüzlü gence Allahü Teâla cennet hurilerini lâyık gördü!

Ve hayret nidaları birbirini takip eder:
-Allahü Ekber! Allahü Ekber!…

Posted in Diger Konular, Din, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Genel, Türkiye, İbretlik, İlginç, İslam | Leave a Comment »

Bir Kere ALLAH de Canımı Al

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2007

1,Allah

Bir Kere ALLAH de Canımı Al

Hz. Resülullah (sav) anlatıyor:
“Sizden önceki ümmetler içinde bir padişah, bir de onun sihirbazı vardı Bu sihirbaz yaşlanınca, padişaha,
“Ben yaşlandım, bana genç birini göndersen de ona sihirbazlığı öğretsem” dedi.

Padişah da ona bir genç gönderdi. Gencin yolu üzerinde o zamanki hak dine inanmış ibadetle meşgul bir âlim bulunmaktaydı. Genç ona uğradı, yanında oturdu ve konuşmalarını dinledi, beğendi. Sihirbaza gittiğinde bu âlime uğrar ve yanında bir süre kalırdı. Sihirbaz ona “niçin geç kaldın?” diye kızar ve döverdi. Delikanlı bu durumu âlime şikâyet etti. O da,
“Sihirbazdan korktuğunda, ‘evdekiler alıkoydular’ de; ailenden çekindiğinde de ‘sihirbaz alıkoydu’ dersin.” dedi.
Genç, durumu böylece idare edip giderken, bir gün yolda insanların gelip geçmesine engel olan büyük ve yırtıcı bir hayvana rastladı ve kendi kendine,”Sihirbaz mı yoksa âlimin mi daha üstün olduğunu işte öğreneceğim” diyerek bir taş aldı ve
“Ey Allah’ım, âlimin yaptıklarını sihirbazın yaptıklarından daha çok seviyorsan, şu hayvanı öldür ki insanlar yollarına devam etsinler” dedi ve taşı hayvana doğru fırlatıp onu öldürdü. Halk da geçip gitti. Daha sonra delikanlı âlime olayı anlattı. Âlim ona,
“Delikanlı! Şimdi artık sen benden daha üstünsün. Zira sen, bu gördüğüm mertebeye erişmişsin. Öyle sanıyorum ki, sen yakında bir belaya uğratılacaksın. Böyle bir şey olursa, sakın benim bulunduğum yeri kimseye söyleme” dedi.
“Delikanlı körleri alaca hastalığına tutulmuş olanları kurtarır ve tedavi ederdi. Padişahın o sıralarda kör olmuş bir yakını bunu duydu, değerli hediyelerle birlikte delikanlıya giderek,
“Eğer beni tedavi edersen, bütün bunlar senin olacak” dedi.
Delikanlı,
“Ben kendiliğimden kimseye şifa veremem. Şifayı ancak Allah Teala verir. Eğer sen yüce Allah’a inanırsan, ben dua ederim, o da (dilerse) sana şifa verir.” dedi.
Adam iman etti. Allah Teala da ona şifa verdi. Adam eskiden olduğu gibi padişahın yanına gelip meclisteki yerini aldı. Onu bu halde gören padişah,
“Senin gözünü kim iyi etti?” diye sordu. O da,
“Rabbim” dedi. Bu defa padişah,
“Senin benden başka rabbin mi var?” diye gürledi. Adam,
“Benim de senin de rabbin Allah Teala’dır.” Dedi.
Bunun üzerine sinirlenen padişah adamı tutuklattı ve gencin yerini gösterinceye kadar ona işkence ettirdi. Sonuçta adam gencin yerini söyledi. Delikanlı getirildi. Padişah ona,
“Delikanlı, demek senin sihirbazlığın körleri ve alaca tenli olanları iyi edecek dereceye ulaşmış. Dudum ki sen epeyce işler yapıyormuşsun, öyle mi?” diye sordu.
Delikanlı
“Hayır, ben kimseye şifa veremem, Asıl şifa veren Allah Teala’dır” dedi.
Padişah delikanlıyı tutuklattı ve alimin yerini gösterinceye kadar ona işkence ettirdi. Neticede alim getirildi ve kendisine, “dininden dön” denildi. Alim bu teklife yanaşmadı. Bunun üzerine padişah bir testere getirtip başının tan ortasından alimi ikiye biçtirdi. Adamın parçalarının her biri bir yana düştü.
Sonra padişahın adamı getirildi, ona da, “dininden dön; yoksa öleceksin” diye tehdit edildi, fakat delikanlı kabul etmedi, direndi. Padişah delikanlıyı adamlarından bir gruba teslim etti ve onlara şu talimatı verdi:
“Bunu şu dağın tepesine çıkarın, dininden dönmeyi teklif edin, dönerse ne ala, dönmezse, dağdan aşağıya yuvarlayın gitsin.”

Adamlar delikanlıyı götürdüler, dağın tepesine çıkardılar. Delikanlı,
“Allah’ım beni bunların elinden nasıl istersen öylece kurtar” diye dua etti. Bunun üzerine dağ sallandı. Adamlar dağdan aşağıya yuvarlandılar. Gence bir şey olmadı.
Genç yürüyerek padişahın yanına geldi. Padişah,
“Yanındakiler nerede, onlara ne oldu?” diye sordu. Delikanlı
“Allah beni onların elinden kurtardı” dedi. Bunun üzerine padişah onu adamlarından başka bir grubun eline teslim ederek,
“Bunu gemiye bindirin, denizin ortasına götürün. Dininden dönmesini söyleyin, dönerse ne ala, dönmezse denize atın gitsin” dedi.
Allah’ım beni bunların elinden nasıl istersen öylece kurtar” diye dua etti. O anda denizin suları kabardı, dalgalar gemiye alt üst etti. Adamlar denize düştüler. Delikanlıya bir şey olmadı. O yürüyerek yine padişahın yanına geldi.
Padişah,
“Yanındakiler nerede, onlara ne oldu?” diye sordu. Delikanlı,
“Allah beni onların elinden kurtardı” dedi. Padişah genci öldürmekten aciz kalmış ve ne yapacağını şaşırmıştı.
Delikanlı padişaha,
“Söylediklerimi yapmadıkça beni öldüremezsin” dedi.
Padişah,
“Nedir onlar?” diye sordu. Delikanlı,
“Halkı geniş bir meydanda topla. Beni bir hurma kütüğüne bağla. Ok torbamdan bir ok al yaya yerleştir. Sonra, ‘Delikanlının rabbinin adıyla’ diyerek oku at. Böyle yaparsan beni öldürebilirsin.” dedi.
Padişah hakli geniş bir meydanda topladı. Delikanlıyı hurma kütüğüne bağladı. Sonra delikanlının ok torbasından bir ok aldı, yayına yerleştirdi. “Delikanlının rabbi olan Allah’ın adıyla” deyip oku fırlattı. Ok, delikanlının şakağına isabet etti. Delikanlı elini şakağına koydu oracıkta öldü.
Bunun üzerine halk,
“Biz delikanlının rabbine iman ettik” dediler. Padişahın adamları durumu padişaha ileterek,
“Gördün mü çekindiğin şey başına geldi; halk Allah’a iman etti.” dediler.
Bunun üzerine padişah, sokak başlarına büyük hendekler kazılmasını emretti. Hendekler ateşle doldurulmuştu. Padişah,
“Bu yeni dinden dönmeyen herkesi, zorla ateşe atın yahut onları ateşe girmeye zorlayın” dedi.
Emri yerine getirdiler. En sonunda kucağında çocuğu ile bir kadın getirildi, kadın bir ara ateşe girmemek ister gibi yaptı, geri durdu. Çocuk,
“Anneciğim, sık dişini, sabret, çünkü sen hak din üzeresin!” diyerek cesaret verdi.[Müslim Zühd 73, Tırmızi Tefsirü’l-Kur-an, 76 (nr.3340);Ahmed, Müsned 6/16]
Kadın hak dinden dönmeyip sabretti, ateşe atılmaya razı oldu; böylece şehit olup yüce Rabbine kavuştu.

Bu olay ayet-i kerimede şöyle anlatılır:
“O hendekleri ateşle doldurup iman edenlere azap edenler, müminlerden sadece göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, her türlü hamde layık bulunan yüce Allah’a iman ettikleri için intikam aldılar. Allah her şeyi görmektedir.
İnanmış erkek ve kadınlara azap edip tövbe etmeyenlere cehennem azabı vardır. Onlar için orada özel olarak yanma azabı mevcuttur.
İman edip Salih ameller işleyenlere ise altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.”[Bürüc 85/11.]

Posted in Diger Konular, Din, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Hadis-i Şerifler, Türkiye, İlginç, İslam | Leave a Comment »

YİRMİ SANİYEDE

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2007

Ayasofya

YİRMİ SANİYEDE

Şeytan hizmetçi kılığına girmiş ve yirmi sene Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri’nin yanına gidip gelmişti. Bir türlü gönlüne vesvese vermeye, ona istediklerini yaptırmaya muvaffak olamamıştı. Birgün:
– Ey Üstad! Yoksa siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? dedi.
Hazreti Cüneyd:
– Sen lanetli İblissin. İlk geldiğin andan beri seni tanıyorum, buyurdu.
Şeytan:
– Ey Sultanü’l Muhakkikin! Sizin kadar yüksek dereceye ulaşan başka bir büyük zat tanımıyorum. Yirmi senedir size hiçbir isteğimi yaptırmaya muvaffak olamadım, dedi.
– Defol mel’un! Şimdi de beni kendini beğenme hastalığına düşürerek mahvetmek mi istiyorsun! Yirmi senede yapamadığını yirmi saniyede mi yapacaksın? Yıkıl karşımdan! diye bağırdı.

İnsanın en zayıf damarı “Sensin!” denilerek, koltuğunun altına girmektir. Nice cahil, günahkar, kendisini alim ve faziletli zannederek bu şekilde İslam’a zarar vermiş, verdirilmiştir. Günümüzün de en teklikeli hastalıklarından da birisi budur.

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Şeytan, İslam, İslam Alimleri | Leave a Comment »

YAĞMUR VE GÖZYAŞI

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2007

20120603_194237 copy.jpgttt (2)

YAĞMUR VE GÖZYAŞI

Hicretin 18. yılı başında, Hicaz’da büyük bir kıtlık musibeti yaşanmıştı. Bu yıla ‘kül yılı’ denilmiştir. Çünkü yağmur yokluğundan çorak topraklar kül şeklini almış, rüzgar önünde toprak kül gibi savrulur olmuştu.

Çevre halkı azık için Medine’ye akın ediyor, vahşi hayvanlar da açlıktan insanlara yaklaşmaya çalışıyordu. Halife Hz. Ömer r.a. beytülmalda (hazinede) bulunan bütün gıda maddelerini halka dağıttı. Ayrıca Basra, Mısır ve Şam bölgelerinden kervanlarla gelen yardımlar çevre halkına dağıtıldı. Daha önce süte ekmek doğrayarak yemek yiyen Hz. Ömer, kıtlık döneminde sadece zeytinyağı ve ekmekten başka yemek yiyemez olmuş, bu yüzden rengi değişmiş ve vücudu iyice zayıflamıştı. Bu kıtlık afeti dokuz ay kadar sürmüş, bu arada birçok kişi de açlıktan ölmüştü.

Bu müthiş kıtlık dönemi sonlarında bir zat (Bilal b. Haris), Peygamber s.a.v.’in türbesine yaklaşıp şöyle demişti:

– Ya Rasulallah! Ümmetine yağmur vermesini Allah’tan dile! Çünkü helâk olmak üzereler.

Daha sonra o şahsın rüyasına giren Rasulullah s.a.v. şöyle demişti:

– Ömer’e git, ona selamımı söyle. Yağmur yağacağını müjdele ve benden ona de ki: Ey ömer! Sen sözünde duran bir kişisin. Aklını başına al!

Adam uyanınca, kalkıp Hz. Ömer’e gitti ve rüyasını anlattı. Bu haberden ürperen Hz. Ömer, halka haber salıp onları mescidde topladı ve onlara:

– Sizler bende hoşlanmadığınız bir şey gördünüz mü? dedi.

– Öyle bir şey görmedik. Fakat neden böyle soruyorsun? dediler.

Hz. Ömer r.a. onlara rüya haberini anlattı. Onlar da bunun yağmur duasına işaret olduğu kanaatini belirttiler. Topluca yağmur duasına çıkıldı. Hz. Ömer, Rasulullah s.a.v.’in amcası Hz. Abbas r.a.’ın elinden tuttu, ‘Ya Rabbi, Rasulünün amcası vesilesiyle sana yaklaşıyor, senden mağrifet diliyor ve sana yalvarıyoruz’ diyerek, yağmur dileğiyle duasını sürdürdü. Oldukça yaşlanmış olan Hz. Abbas r.a.’ın da gözyaşları göğsüne dökülüyordu. O anda yoğun bulutlar gökyüzünü kapladı. Oradakiler, başlayan şiddetli yağmurla geri döndüler.

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Dualar, Genel, H.z Ömer, İbretlik, İslam | Leave a Comment »

Yalan Söylemeyen Çocuk – Abdülkâdir Geylâni Hazretleri

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2007

Yalan Söylemeyen Çocuk - Abdülkâdir Geylâni Hazretleri,Sehl bin Abdullah Tüsteri (k.s.) hazretleri Kimdir

Yalan Söylemeyen Çocuk – Abdülkâdir Geylâni Hazretleri

Seyyid Abdülkadir Geylâni hazretleri küçük yaşta iken, bir arefe günü çift sürmek için tarlaya gitti. Bir öküzün kuyruğuna tutunup ardından giderek oynuyordu. O anda bir ses işitti:
”Ey Abdülkâdir! sen bunun için yaratılmadın ve bunlarla emir olunmadın”!
Bu ses, Abdülkâdir Geylâni hazretlerini korkuttu. Eve gelince dama çıktı. Hacıları gördü. Arafat’ta vakfeye durmuşlardı.
-Anneciğim! bana izin ver de Bağdat’a gidip, ilim öğreneyim. Sâlihleri, evliyâyı ziyaret edeyim.
Annesi de dedi ki:
-Ey benim gözümün nûru ve gönlümün tâcı evladım, Abdülkâdir’im! senin ayrılığına dayanamam. Sensiz ben ne yaparım? Bu bakımdan müsâade edemiyorum.
Abdülkâdir-i Geylâni Hazretleri, tarlada olan bitenleri anlattı. Annesi ağladı. Kalkıp babasından miras kalan 80 altını alıp, kırkını kardeşine ayırdı. Kırkını da bir keseye koydu ve keseyi elbisesinin koltuğuna dikti. Sonra oğlunun gözlerinin içine bakarak dedi ki:
-Ey benim gözümün nuru ve gönlümün tacı evlâdım, Abdülkâdir’im! Hak teâlânın rızâsı için olmasaydı katiyyen bırakmazdım. Huzur ve esenlik içinde sefere çık! Yolun açık olsun! seninle belki ebedi olarak ayrılıyoruz. Sana son olarak nasihatım şudur ki:”Eğer beni memnun etmek istiyorsan, hiçbir zaman yalan söyleme , doğruluktan asla ayrılma! Allahü teâlâ her zaman ve her yerde doğrularla beraberdir”.
Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri annesine söz verdi ve ağlayarak elini öptü. Bağdat’a gitmek üzere bulunan bir kervana rastgeldi ve aralarına katıldı. Hemedan’ı geçmişlerdi. Bir müddet yol aldılar. Arz-ı Tetrenk denilen mahalle geldiklerinde kervanda bir bağırıp, çağırma koptu. Önlerine aniden bir sürü eşkıya çıkıp kervana saldırdılar. Bir anda sandıklar yere yıkıldı. Eşyalar yağma edilmeye başlandı. Eşkıyalar, kervandakilere birer birer sual edip, üzerlerinde her ne buldularsa aldılar. Sıra Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerine geldi. Eşkıyalardan biri latife olsun diye bunu önüne çekip sordu:
-Fakir çocuk, söyle bakalım senin neyin var?
-Üzerimde yanlız 40 altınım var.
Eşkıya inanmamıştı. Bırakıp gitti. İkinci bir harâmi sual edip, o da aynı cevabı alınca vaziyeti reislerine bildirdiler.
”Bu çocuk 40 altınım var” diyor dediler.
Bu defa da reisleri sordu:
-Senin üzerinde ne var?
-Hırkamda dikili 40 altınım var.
Reisleri adamlarına dönerek dedi ki:
-Açın bakın, bakalım! Adamları üstünü aradılar, içinde 40 altın bulunan keseyi bulup reislerine verdiler.
Eşkıya reisi hayretle sordu:
-Peki evlât, sen neden üzerinde altın olduğunu söyledin? Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri dedi ki::
-Ben evden ayrılırken anneme asla yalan söylemiyeceğime söz vermiştim. 40 altın için sözümü bozar mıyım?
Bu sözleri duyup hakikate şahit olan eşkıya başının gözleri yaşardı. Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin hakikat dolu gözlerine bakıp onunla kendi yaşını ölçtü. Kendisinin bu yaşa kadar nice hiyanet ve zulümler işlediğini, birgün Hakka yönelmediğini acı acı düşündü ve o güne kadar yaptıklarından pişman olup, ellerini başına vurarak şöyle haykırdı:
-Eyvah! biz de Allahü teâlâ söz vermiştik.::Bunca zamandır şeytana uyup ahdimizi bozduk. Fenalık yaptık. Yarın Hak huzurunda acaba bizim halimiz ne olacak? Sonra arkadaşlarına dönerek dedi ki:
-Ey arkadaşlarım! Bana bakınız, beni dinleyiniz! Ben, bunca senedir Hak teâlâ karşı olan ahdimi bozdum. O’na isyan ettim. İçimden gelen bir pişmanlıkla bütün günahlarıma tövbe ile Rabbimin yoluna iltica ediyorum. Bundan böyle inşaallah, Hak teâlânın râzı ve hoşnut olmadığı bir şeyi yapmıyacağım. Reislerine pek ziyade bağlı olan eşkıyalar hep bir ağızdan dediler ki:
-Efendimiz, reisimiz! Biz de sizden ayrılmayız. Eşkıyalıkta reisimizdin, hidâyette de reisimiz ol!
Bunun üzerine kervan ehlinden ne alınmışsa sahiplerine iâde edildi. Bir sürü eşkıya Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin önünde tövbe etti. Kendisi tekrar yoluna devam ederek Bağdat’a vardı.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Yaşlı Kadınlar Cennete Giremez

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2007

123 Yaşlı Kadınlar Cennete Giremez

Yaşlı Kadınlar Cennete Giremez

Ensardan yaşlı bir kadın Resulullah’a (s.a.) gelerek.
– Ya Resulullah! Bağışlanmam için bana dua et.
Resulullah (s.a.) :
– Bilmiyor musun ki cennete yaşlı kadınlar giremez, buyurdu.
Bunun üzerine kadının ağlamaya başlaması üzerine Resulullah (s.a.) gülümseyerek:
– Sen o gün ihtiyar bir kadın olmayacaksın. Allah’ın “Gerçekten biz hûrileri apayrı biçimde yeni yarattık. Onları, bâkireler kıldık. . Eşlerine düşkün ve yaşıt.” buyruğunu hiç okumadın mı? (Vakıa 36-37)

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

YERMÜK’TE BİR KOMUTAN

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2007

Şeyh Şamil

YERMÜK’TE BİR KOMUTAN

Hz. Ömer R.A.’ın halifelik döneminin başlarında, Suriye’nin fethi sırasında Yermük mevkiinde Bizanslılar ile müslümanlar arasında çok çetin bir savaş olmuştu (Ağustos, 636). Bu savaşta müslümanların komutanı ‘Seyfullah’ lakabını taşıyan Halid bin Velid R.A. idi.
İşte bu savaşın kızıştığı sırada, Bizans ordusunun önde gelen komutanlarından Cerece (Yorgi) öne çıkarak, Halid bin Velid R.A.’ı yanına çağırdı. Omuz omuza yanaşmış atları üzerinde iki komutan şöyle konuştular:
– Halid! Bana doğu söyle. Allah’ın, Peygamberiniz’e gökten bir kılıç indirdiğini ve o kılıcı sana verdiğini söylüyorlar. Sen de bu kılıcı kime çekersen onu hezimete uğratırmışsın, doğru mu?
– Hayır. Allah bize Peygamberi’ni gönderdi. O da bizi imana davet etti. Rasulullah A.S. iman ettiğim sırada bana şöyle demişti: ‘Sen, Allah’ın müşriklere çektiği bir kılıçsın.’ Sonra da zafer kazanmam için bana dua etti. Böylece bana Seyfullah, yani Allah’ın Kılıcı ismi verildi.
– Siz bizi neye davet ediyorsunuz?
– Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed A.S.’ın O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmeye. O’nun Allah’tan getirdiği şeyleri kabul etmeye davet ediyoruz.
– Bugün dininize giren kimse sizinle aynı mükâfata erer mi?
– Evet. Bu gün sizden İslâm’a giren, belki bizden üstün olacaktır. Çünkü bizim Peygamberimiz’den gördüğümüzü siz görmediniz.
Bu konuşmadan sonra, Yorgi Hz. Halid bin Velid R.A.’ın yanına geçerek İslâm’a girdi. O’nun çadırında guslederek iki rekat namaz kıldı. Halid bin Velid R.A. ile çıkıp atına bindi. Bizanslılar’la savaşa girişti.
Bizanslılar durumu görünce çok şiddetli bir hücuma geçtiler. Sonuçta savaşı müslümanlar kazanırken, ancak iki rekat namaz kılabilmiş olan general Yorgi o gün şehid olmuştu.

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Yirmibin Altın

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2007

20120603_194237 copy.jpggy (2)

Yirmibin Altın

Hazret-i Ebû Bekr ‘r.a.’ bütün mal ve mülkünü fîsebilillah sadaka verip, bir hırka ile evinde otururken, bir kimse gelip, kapıyı çaldı. Hazret-i Ebû Bekr dışarı çıkıp, kapıda duran kimdir diye bakdı.
– Ne istersin
– Yâ Ebâ Bekr! Onikibin akça borcum var. Bugün vermemin son günü. Muhakkak vermem lâzım. Şimdi, lutuf ve kerem edip, benim bu borcumu ödeyip, beni kurtar.
– Görmez misin beni, bütün malımı, giyeceklerimi Allahü teâlâ yoluna verdim. Hattâ arkamdaki elbisemi de bir fakîre verdim. Şimdi bir hırka giyip, oturuyorum. Mal ve giyecek kalmadı. Senin borcunu nereden ödeyeyim.
– Biliyorum ve işitdim ki, sende mal kaldı. Senin fadlından ümîd ederim ki, benim bu borcumu ödeyesin.

Hazret-i Ebû Bekrin yapacak bir şeyi kalmadı. Bir yehûdîye vardı. Onikibin akçe istedi.
– İnşâallahü teâlâ yarın öğleden sonra malını vereyim.
– Yâ Ebâ Bekr, yarınki gün malımı bulup vermez isen, ne olur.
– Eğer yarın öğleden sonra senin malını bulup, vermezsem, kendimi sana köle eyledim. Dilersen satıp, parasını al, istersen beni köle gibi kullanırsın.
Bu sözleşme üzerine o yehûdî çıkarıp, hazret-i Ebû Bekre onikibin akçe verdi. Ebû Bekr-i Sıddîk ‘radıyallahü anh’ da o akçeyi o borçlu fakîre verip,
– Borcunu ver, dedi.
Kendisi, oturup, Allahü teâlâ hazretlerine tevekkül eyledi. Yarın vaktinde ödemeği va’d etdiğim, bu borcu ben nereden alıp, ödeyeceğim, diye düşündü. Hiçbir çâre bulamadı. Varıp, o yehûdîye köle olayım diye kalbinden geçdi. Bu şekilde düşünürken, hazret-i Âişenin evine vardı. Selâm verip,
– Yâ kızım Âişe. Bilmiş ol ki, dün bir yehûdîden onikibin akçe alıp, bir fakîrin borcunu ödedim. Bugün öğleden sonra, akçeleri ödemem lâzım. Akçeleri bulup, ödemezsem, kendi nefsimi o yehûdîye verdim. Şimdi vâcib oldu ki, kendimi o yehûdîye köle eyliyeyim. Yâ kızım, âhıret hakkını halâl eyle. Sağ ve asân ol. Ben gidiyorum.
Hazret-i Âişenin ‘radıyallahü teâlâ anhâ’ kalbi mahzûn olup, ağladı. İkisi berâber ağladılar. Hazret-i Ebû Bekr kızının yanından ağlıya ağlıya çıkdı, gitdi.
Hazret-i Âişe annemiz ağlarken, mübârek gözünden bir damla yaş indi. Yere düşdü. Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretlerinin kudretinden bir nûrânî cevher halk oldu. Hazret-i Âişe bu cevheri görüp, sevindi. Babasını çağırdı. Hazret-i Ebû Bekr dönüp geldi.
– Ne dersin yâ kızım!
– Allahü teâlâ bana merhamet eyledi. Gözümün yaşından bir cevher yaratdı. Şimdi var, bu cevheri alıp, pazara götür, satıp, borcunu edâ eyle.

Ebû Bekr-i Sıddîk da o cevheri alıp, pazara gitdi.
Hak Sübhânehü ve teâlâ, Cebrâîl aleyhisselâma emr eyledi ki,
“Yâ Cebrâîl, Habîbim ve Resûlüm Muhammed Mustafânın zevcesi Âişenin göz yaşından kudretim ile bir cevher halk eyledim. Kulum Ebû Bekr o cevheri, pazara satmağa gidiyor. Şimdi çabuk var. Cennetde, kudret hazînemden yirmibin altın al. Bir nûrdan tabak içine koyup, Ebû Bekrin önüne var. O cevheri satın al. Bana getir ki, o cevher bana gerekdir. Arşıma o cevheri koyayım ki, onun nûru arşımda ışık saçsın. Ve de mü’min kullarımın kabri o cevher ile münevver olsun [aydınlansın].”
Cebrâîl aleyhisselâm da yetişip, Cennetin hazînesinden yirmibin altını, bir nûrdan tabak içine koydu. İnsan sûretinde, hazret-i Ebû Bekrin pazar içinde önüne geldi.
– Yâ Ebâ Bekr! Elindeki nedir, satar mısın.
– Satarım.
– Kaça verirsin.
– Onikibin akçaya veririm.
– Bunun değeri onikibin akça değildir. Yirmibin altın vereyim.
– Eğer o fiyâta alır isen sen bilirsin.
– Şimdi aç eteğini.
Ebû Bekr hazretleri eteğini açdı. Cebrâîl aleyhisselâm eteğine altınları dökdü. Hazret-i Ebû Bekr alıp, evlerine geldi. Gördü ki, akça aldığı yehûdî kapı önüne gelmiş. Çağırıp der ki,
– Yâ Ebâ Bekr, gel akçamı ver; yâhud kölemsin; seni hizmetde kullanırım.
Ebû Bekr hazretleri, ardından varınca; o yehûdî ayak sesini duyup, arkasına bakdı. Gördü ki, gelen Ebû Bekrdir.
Yehûdîye dedi ki,
– Aç eteğini.
Açdı. O yirmibin altını yehûdînin eteğine dökdü.
Yehûdî dedi ki,
– Bu altın nedir.
– Yirmibin altındır. Borcuna tut.
– Senin bana borcun onikibin akçadır.
– Bu altın senin akçenin berekâtıdır.
Sonra o yehûdî altının birini eline aldı. Gördü ki, bir yanında, (Lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah) yazılmış. Diğer tarafında (Kulhüvallahü ehad sûresi.) yazılmış. Kudret kalemi ile yazı yazılmış. Yehûdînin kalbine bir hâl gelip, hidâyet-i rabbânî yetişdi. Dedi ki,
– Yâ Ebâ Bekr! Bildim ki, senin dînin hakdır, gerçek evliyâsın. Muhammed aleyhisselâm da hak Peygamberdir.
Şehâdet kelimesi söyleyip, sadakatle müslimân oldu. O altını din aşkına cümle fakîrlere dağıtdı. Kendisi ehl-i havâsdan oldu ‘radıyallahü anh’. Ma’lûmdur ki, Ebû Bekr ‘radıyallahü teâlâ anh’ hazretlerinin menâkıbı ve keşfi ve kerâmetleri nihâyetsizdir. Had ve hudûdu mümkin değildir.

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Dost, Genel, H.z Ebu Bekir, İbretlik, İlginç, İslam | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: