Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 22 Mar 2015

Çanakkale’de çocuk olmak..

Posted by Site - Yönetici Mart 22, 2015

Çanakkale’de çocuk olmak...Çanakkale,canakkale,onbeşliler gidiyor,Onbeşliler Çanakkale,Çanakkale Zaferi,çanakkale savaşı, Onbeşliler'den Çanakkale,Şerife Şevval Kardelen

Çanakkale’de çocuk olmak…

Bir çocuk olmak Çanakkale’de…
O mahşerin ortasında, gökten gülle, yerden mayın, her yandan mermi yağan o mahşerin ortasında bir çocuk olmak…
Henüz 13 yaşında bir Osmanlı çocuğu olmak… Elbistan’dan, Gürün’den, Yahyalı’dan, Bağlar’dan, bir ananın memesinden kopartılır gibi getirilmek, Çanakkale’ye.

Çanakkale’de çocuk olmak…
“Rifat, Smail, Memo, İrecep”… gelirken isimleriyle beraber lakaplarını, yerel ağızlarını da getirdiler.
Daha börtü böcekten korkarken, daha anasının koynunda uyanırken sabahları, henüz sarı öküzün buzağıyla oynarken, alıp getirdiler ölüm tarlasına. Kim sarıldı ona korkma diye, kim başını okşadı ürkme yavrum diye bilinmedi.

Çanakkale’de çocuk olmak...
Yamalı şalvarından, dirseği yırtık kazağından hallice kıyafet giydirdiler. Annesi gibi öperek giydirmedi kimse. Oyun oynamak için de giymedi o kıyafetleri, bir ölüm deryasına gitmek için çekti bacağına yünlü pantolu. Uzun geldi, katladılar, kolu göyneğin içinde kaldı sıvadılar, başına büyük geldi Enveriye, ters çevirdiler. Bir oğlan çocuğunu ölüm diyarında oynayacak diye herife benzetmeye çalıştılar.

Çanakkale’de çocuk olmak…
O kolu uzun, bacağı katlı, kirli paslı elbiseleri giyince birden değişti civan oğlanlar. O taze ürkek yürekler pekleşti, gözler keskinleşti, bir küçük askere döndüler. O kol hizasına geçmek, o tırıs yürüyüşe uymak, o hazrol vaziyeti, o topukları birleştirmek… Yavrum köyde oynadığı asker oyunu mu zannetti acaba Çanakkale’yi?…

Çanakkale’de çocuk olmak
Gülen bir tek çocuk fotoğrafı olmadı Çanakkale’de. Gülen kimse yoktur ki zaten, çocuk nereden öğensin gülmeyi. Ağabeyleri ne yaptıysa onlar da aynısını yaptı. Namaz kıldılar cemaatle, saf tuttu bacak hizasında. Secde ettiler kara toprağa seccadesiz, o da temiz, pak anlını koydu yere. Dua ettiler, zaferler muştulasın, düşman zelil olsun diye, ‘amin’ dedi minik elleri havada, amin…

Çanakkale’de çocuk olmak…
Gücü yetmedi bir mavzeri kaldırmaya, bir martiniyi kavramaya. Yoksa gözünden vuracaktı düşmanı, öyle bellemişti. Bir süngü parçasını beline taktı ne olur, ne olmaz diye, dizinden aşağı sarktı kılıç gibi. Boyu yetse gözcülük edecekti, kuvveti olsa mermi taşıyacaktı, hızlı koşabilse ulak olacaktı, çocuk olmasa en başta şehadete atlayacaktı. Anadolu çocuğu işte, böyle olur bizim oranın çocukları, herif gibi gözü kara.

Çanakkale’de çocuk olmak…
Lakin en çok gece korktular, en çok da topların patlamasından ürktüler. Köyde gök gürledi mi babanın dizinin dibine dolanırdı, karanlık bastımı anasının eteğindeydi eli. Gece o mis kokulu, sıcak ana koynunda kim korkardı ki. Lakin Çanakkale geceleri köydekinden daha karanlıktı sanki, gök gürlemesi de daha ürkünçtü. Siperde birine sokulmaya utandı, asker adam korkar mı demelerinden çekindi. Kıvrıldı toprağa, ‘kulvuyu’ okudu, ‘eşedenini’ getirdi.

Çanakkale’de çocuk olmak…
Ferizli’nin, Söğütlü’nün, Taşlıçay’ın köyünden hiç dışarı çıkmamış ki başka başka adamlar görsün. Şimdi kara kara herifler var siperde ağabeylerinin yanında, Arap diyorlar. Böyle anlamadığı dilde konuşan insanlar var, Kürt diyorlar, Çerkez diyorlar, Boşnak diyorlar. ‘Osmanlının çocukları böyle olur yavrum, her Müslüman milletin çocuğu geldi buraya, her milletin anası ağladı Çanakkale’de’ dedi onbaşı komutanı.

18 Mart sabahı bir çocuk olmak

Şerife Şevval Kardelen

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şerife Şevval Kardelen | Etiketler: | 2 Comments »

TEVEKKÜLÜN ASLI OLAN TEVHİD

Posted by Site - Yönetici Mart 22, 2015

Tevekkül tevhid,Kaybolan şeyi bulmak için dua

TEVEKKÜLÜN ASLI OLAN TEVHİD

Tevekkül kalbe ait bir haldir.
İmandan meydana gelir. İmanın çok çeşitleri vardır. Fakat tevekkül bunlardan ikisine dayanmaktadır. Biri tevhide olan iman, diğeri de Allah’ın lütuf ve merhametinin çokluğuna olan imandır.
Tevhidin açıklanması uzun sürer. İlmi, bütün ilimlerin sonudur. Ancak biz tevekkülü açıklamak için gerekli olan tevhidi burada anlatacağız.

Tevhidin dört derecesi vardır:

1-Özü
2-Özünün özü
3-Kabuğu
4-Kabuğun kabuğu,

Demekki tevhidin iki özü, iki de kabuğu vardır. Tevhid taze ceviz gibidir.
İki kabuğu var. Biri içi, birde içinin yağı.

Tevhidin birinci derecesi; dil ile “La ilahe illallah” deyip kalple buna inanmamaktır. Münafıkların tevhidi böyledir.

İkinci derece:La ilahe illallah“a kalbin de inanmasıdır. Bu inanç ya başkalarından görerek, duyarak olur; cahillerin inanışı böyledir. Yahut delil ile, aklın ispatıyla olur. Kelam âlimlerinin inanışı bu şekildedir.

Üçüncü derece: Her şeyin bir yaratıcı tarafından yaratılmış olduğunu görmek, her işin bir yapanı tarafından yapıldığını, başka kimsenin bir şey yapmadığını anlatmaktır. Bu iman, kalpte parlayan bir ışıktır. Her şey bu ışık aracılığıyla görülür. Bu iman cahillerin ve kelam âlimlerinin imanı gibi değildir. Onların imanı taklit ve ispat hileleri ile kalbe vurulan bir bağ gibidir. Ama müşahede ile olan imanda kalbin bağları açılıp çözülmüştür.

Örneğin ev sahibinin evde bulunmasına inanmak üç şekilde olur:
a) Birisinden duyarak inanmaktır. Taklidi iman bunun gibidir.
b) Ev sahibinin her gün kullandığı binek hayvanını, başlığını ve ayakkabılarını evde gördüğü için inanmaktır. Bu kelam âlimlerinin imanıdır.
c) Ev sahibini bizzat evde görerek inanmaktır. Bu da ariflerin tevhididir.

Ariflerin tevhidi çok yüksek bir derecedir. Bu derecede olanlar hem yaratılanı hem yaratanı görüp, yaratılanın bir yaratandan olduğunu bilirler. Bu vahdet dairesini bulanların imanıdır.

Dördüncü derece: Tevhidin en üst derecesidir. Bu derecede olanlar birlikten başka bir şey görmez, her şeyi o birlikte görüp anlarlar. Bunun müşahede ile ilgisi yoktur. Tasavvufçular buna “Tevhidde fena” derler.

Nitekim Hüseyin Hallac, Havas ‘ı çölde gezerken gördü ve: “Burada ne yapıyorsun?” dedi. Havas : “Tevekkülde adımımı sağlamlaştırıyorum.” dedi.
Hüseyin şöyle dedi: “Bütün ömrünü, içinin tamiriyle geçirirsen, tevhide fenaya nasıl kavuş ursun?

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: