Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 11 Mar 2015

Çoluk – Çocugu Olanın Tevekkülü

Posted by Site - Yönetici Mart 11, 2015

tevekkül,tevekkül

Çoluk – Çocugu Olanın Tevekkülü

Çoluk – çocuk sahibi kimsenin şehirden çıkıp çöle gitmesi ve kazanç sebeplerini bırakması doğru değildir.
Evli olanın tevekkülü ancak yukarıda anlattığımız üçüncü derecedeki, çalışanların tevekkülü olabilir. Nitekim Hz. Ebu Bekir çalışarak tevekkül etmiştir. Zira tevekkül iki kısımdır:
a) Açlığa sabredip, ot bile olsa bulduğunu yemekle yetinmek.
b) Açlıktan ölürse, bunun kendisi için hayırlı olduğuna inanmak.

Çoluk – çocuk bu tevekküle dayanamaz. Kendi nefsi de çoluk -çocuğa dahildir. Bırakın çoluk – çocuğu, kendi sabredemeyen kimsenin de, çalışmadan tevekkül etmesi doğru değildir. Eğer çoluk-çocuk da sabretmeye ve tevekkülü razı olsalar o zaman çalışmadan tevekkül etmek caiz olur. Ancak benim görüşüme göre kendini sıkıntıya, sabretmeye zorlamak caiz ise de, çoluk – çocuğu zorlamak caiz değildir.
Eksiksiz imana sahip olup takva ile meşgul olan kimseye, çalışmasa da rızkı ona ulaşır. Tıpkı ana rahminde bulunan çocuk gibi. Aciz iken rızık ona göbeğinden ulaşır. Dünyaya gelince, anasının göğsünden ulaşır. Bir şeyler yiyebilecek yaşa gelince dişleri çıkar. Ana-babası ölür de yetim kalırsa, anasına şefkat verip güzel baktırdığı gibi, başkalarına da şefkat verip güzel baktırır. Daha önce ona şefkatle bakan bir annesi var iken, şimdi herkes ona şefkatle bakmaktadır. Çocuk büyüyüp olgunlaşınca ona çalışma gücünü verir, akıl verir. Böylece çocuk iken annesine verilen şefkate benzer bir şefkat de kendisine veriler ve bununla kendine bakar.
Zahid kendi ihtiyaçlarından vazgeçip çalışmayı bıraktığı, takvaya yöneldiği an, bütün kalpler ona karşı şefkat dolar. Böylece herkes ona karşı şefkat duyup; “Bu, Yüce Allah ile meşguldür. Her şeyin iyisini buna vermek gerekir.” der ve herkes ona acımaya başlar. Ama takva ile meşgul olmayıp tembellik yüzünden çalışmayan kimselere karşı bu şefkat duyulmaz. O halde böyle kimselerin çalışmayıp tevekkül etmeleri caiz değildir. Zira kendi nefsine uyanın ihtiyacını kendisi karşılamalıdır. Ama Allah’a yönelen, yetim gibi olur. O zaman Allah insanların kalbini onun için merhamet le doldurur. Bundan dolayı Allah yolunda çalışanın açlıktan öldüğü görülmemiştir.

Yüce Allah buyuruyor ki:
Allah’ın yeryüzünde rızık vermediği bir mahluk yoktur.”

2. Derece: Mal ve yiyecek saklamak yoluyla olan tevekküldür.
Yalnız başına yaşayanın, bir yıllık ihtiyacını toplayıp saklaması tevekkülü bozar. Zira sebeplere güvenmiş olur. Ancak doyacak kadar gıda alan ve örtünecek kadar elbise giyen tevekkül etmiş olur. Fakat bazı büyükler diyor ki: “Kırk günlük yiyecek saklamakla tevekkül bozulmaz. Daha fazla olursa bozulur.”
Ebu Talib-i Mekki de yiyeceğe güvenmemek şartı ile kırk günden fazla için de saklansa tevekkül bozulmaz, demiştir.

Bişr-i Hafi diyor ki:
Tevekkül sağlam olursa, yiyecek sağlamak zarar vermez.
Tevekkülün aslı uzun yaşama özlemini duymamaktır. Bunun belirtisi de mal ve yiyecek saklamamaktır.
Çoluk – çocuk sahibi olan kimse, bir yıllık yiyecek saklarsa, tevekkülü bozulmaz. Daha fazla süre için tevekkül bozulur. Resulullah çoluk-çocuğu için bir yıllık yiyecek saklardı. Zira çocukların dayanıklılığı yoktur. Ama kendisi için sabahleyin akşama birşey saklamazdı. Saklasa bile tevekkülüne zarar gelmezdi. Zira yiyeceğin kendi elinde olması ile baş kasının elinde bulunması arasında onun için fark etmezdi.
Yiyecek ve gıdasını saklamayınca kalbi rahat etmeyen, başkasının getirmesini bekleyen kimsenin yiyecek saklaması daha iyidir. Zira bunu yapmazsa kalbi rahat etmez ve zikir ile meşgul olamaz. Eğer mal ve yiyecek saklamak kalbine huzur veriyorsa, bunu yapması daha iyidir. Zira asıl gaye, kalbin rahat ve üzüntüsüz Yüce Allah’ı düşünmesidir.

Malın varlığı bazı kimseleri meşgul eder. Malın düşünces inden rahat ibadet edemez. Böyle kimselerin malının olmaması daha iyidir. Bazılarının da geçinecek kadar malı olunca rahat ederler. Böyle kimseler içinde geçinecek kadar mala sahip olup rahat etmeyenler ve daha çok kazanç peşine düşenler, Müslümanlığa bağlı kalpler değildir. Bunları hesaba katmıyoruz.

3. Derece: Zarardan sakınmakta tevekkül, insanı zarardan koruyan sebepler arasında etkisi kesin olan veya etki ihtimali çok olan sebepleri bırakmak tevekkülün şartı değildir. Mesela: Tevekkül sahibinin hırsız girmesin diye evinin kapısını kilitlemesi tevekkülü bozmaz. Yine düşmandan sakınmak için yanına silah, binek hayvanı ve azık almak veya soğuktan korunmak için palto giymek, başına bir şey sarmak tevekkülü bozmaz. Fakat vücudun ısınması için bazı yiyecekler yemek ve bu çeşit sebeplere başvurmak tevekkülü bozar. Dağlamak, okutmak da böyledir.
Görünür sebeplerden birini bırakmak tevekkülün şartı değildir. Bir bedevi, Resulullah’ın yanına geldi. Resulullah: “Deveyi ne yaptın?” dedi. Bedevi:
Serbest bırakıp tevekkül ettim.” dedi. Resulullah: “Deveni bağla, ondan sonra tevekkül et .” buyurdu.

Baş kasının verdiği sıkıntılara tahammül edip, zararını yok etmeye çalışmamak tevekküldür. Nitekim, Yüce Allah buyuruyor ki:
Kâfirlerin ve münafıkların verdikleri sıkıntılara sabret . Ben onların cezasını veririm. Onlardan kurtulmak için Allah’a tevekkül et .” (Ahzap sures i, ayet: 48)
Ama insanlardan değil de yırtıcı ve tehlikeli hayvanlardan gelen tehlike ve sıkıntıya sabretmek doğru değildir. Onları savmak gerekir.
Demek ki düşmanından korunmak için silah kuşanan, taşıdığı silaha değil, Allah ‘ına güvendiği zaman; kapısını kilitleyen de kilide değil yine Allah’a güvendiği zaman tevekkül etmiş olur. Zira çok kilitler hırsızlar tarafından açılabilir.

Tevekkülün belirtisi şudur: Evine gelip de eşyalarının çalınmış olduğunu görünce üzülmemek, “Yüce Allah böyle istemiş .” deyip kazaya razı olmak. Tevekkül sahibi dışarı çıkıp kapısını kilitleyince şöyle düşünmelidir: “Ben Allah ‘ın kazasını değiştirmek için değil, O’nun adetine uymak için kilit takıyorum. Allah ‘ım, eğer birini mâlıma müssallat edersen, senin takdirine razıyım. Zira bu malı benim içinmi, yoksa başkası içinmi yarattın, bilmiyorum.
Kapısını kilitleyen kimse, döndüğünde eşyalarının çalınmış olduğunu görünce üzülürse, tevekkül sahibi olmadığını bilmelidir. Sakin olup şikayet etmezse, tevekkül sahibi olmasa da, sabır sevabını alır. Eğer şikayet edip hırsızı soruşturursa sabır
sevabını da kaybeder. Böyle davranan sabır ve tevekkül sahibi olmadığını anlamalıdır.

SORU: Malı çalınan, bu mala muhtaç olmasaydı, kapısını kilit lemezdi.
İnsanın ihtiyacını gidermek için sakladığı bir şeyin çalınmasına üzülmesi doğal değil midir?
CEVAP: Yüce Allah bu eşyayı kendisine verince, bunun kendisi için hayırlı olduğunu bilmelidir. “Yüce Allah’ın verdiği herşeyde hayır vardır.” demelidir. Bunun gibi, eşyanın gitmesini de kendisi için hayır kabul etmeli, “Allah’ın vermesinde hayır bulunduğu gibi almasında da hayır vardır” demelidir.
O halde hayırlı olan şeylere sevinmek gerekir. Hangi şeyin kendis i için hayırlı olduğunu ancak Allah bilir. Bu babası doktor olan bir kimsenin durumuna benzer. Böyle birine babası etli – tatlı yiyecekler verince sevinip:
Babam hastalığımı tedavi etmek için bunları bana vermiyor” der.
Yüce Allah ‘ın da verip vermemesinde böylesine iman olmadıkça, tevekkül sağlam olmaz.

Kaynak : Kimya-i Saadet – İmam Gazali

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kimya-i Saadet - İmam Gazali, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: