Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 08 Şub 2011

Karşı Taraf Müstahak Değilse, Lanet Sahibine Döner

Posted by Site - Yönetici Şubat 8, 2011

Lanet Sahibine Döner,lanet-hakkc4b1nda-hadislerlanet-etmek-lanet-ne-demek-hocaeefendiden-dua-copy

Karşı Taraf Müstahak Değilse, Lanet Sahibine Döner

Sonra bilki, eğer kendisine lanet okunan kişi, lanete ehil değilse, yani laneti hakketmemiş ise o lanet, muhakkak ki, laneti okuyan kişiye döner. İsmiyle bir mü’mine lanet okumak, onu öldürmek gibidir. Kişi malından herhangi bir şeye lanet okursa, Allah o malın bereketini kaldırır. Allahü Teâlâ’nın mahlûkâtından hiçbir şeye lanet okunmaz. Ne câmidât, ne hayvan ve ne de insana hiçbir şeye lanet okunmaz. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri şöyle buyurdular: Allah dünyaya lanet etsin, dediği zaman, dünya, Allah, Rabbine âsî olanlara lanet etsin,[1] der. Kişiye gereken lanet okuma yerine, Allah’ın zikri ve tesbih ile meşgul olmaktır. Çünkü zikir ve tesbihte sevap vardır. Lanete müstehak olsa bile birine lanette sevap yoktur. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular:

Cehennem ateşini gördüm. Buradakilerin çoğu kadınlardı. Çünkü kadınlar, fazlaca küfürde bulunurlar, Denildi ki:

Allah’a mı küfrederler. Resülüllah buyurdu:

Hayır! kocalarının iyiliğine nankörlük ederek küfranı nimette bulunurlar. Eğer sen bir ömür boyu bunlardan birine iyilikte bulunsan, sonra da senden bir şey görse,  ‘senden hiçbir şey görmedim‘, der.”[2]

Hazreti Ali (r.a.) buyurdular: ” Kim ilmi olmadan fetva verirse, yer ve gök melekleri ona lanet etsin.

Ali El-Belhî’nin kızı kendisine, boğazdan çıktığı zamanki kusmadan sordu. 0 da Abdestin yenilenmesinin gerekli olduğuna dair fetva verdi. Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerini rüyâ’da gördü. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri ona:

-“Hayır! Ya Ali, ağız dolusu kusarsa abdest alması gerekir?” buyurdu. Bunun üzerine Ali EI-Belhî Hazretleri:

-“Ben anladım ki, fetvaları, Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerine arzetmek gerekir. Bundan sonra ebediyyen nefsimi, fetva vermekten alıkoydum,” buyurdular. Ravza’da da böyle buyurdu.

Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi- İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri


[1] Feyzül-kadir, hadis no: 1967

[2] Kenzül-Ummâl, hadis no: 45074

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

Kelime-i Şehâdet ve Kelime-i Tevhid

Posted by Site - Yönetici Şubat 8, 2011

Kelime-i Şehâdet ve Kelime-i Tevhid

Kelime-i Şehâdet ve Kelime-i Tevhid

Kelime-i Şehâdet ve Kelime-i Tevhid

KELİME-İ ŞEHÂDET NEDİR?

Evet, İslâm’ın şartları yukarıda hadîs-i şerifte belirtilen maddeler olmakla birlikte, Müslüman olmak için, ilk şart olan kelime-i şehâdeti kalple tasdik edip dil ile de ikrar etmek kâfidir.

Kelime-i şehâdet, “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh” kelimeleridir.

Kelime-i şehâdeti söylemek, yani Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığını, Hz. Muhammed Mustafâ’nın (s.a.v.) onun kulu ve resûlü olduğunu kalbiyle tasdik etmek, Müslüman olmak için temel şarttır. Bu, imanın özüdür.

Bir kimse, Allâh’tan başka ilah olmadığına inandığı, onun varlığını-birliğini, eşi-benzeri olmadığını tasdik ettiği halde, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğini kabul etmiyorsa Müslüman olamaz. Kelime-i şehâdet bir bütündür; yarısına değil, tamamına inanmak gerekir.

***

İHLÂSLA SÖYLENEN KELİME-İ ŞEHÂDETİN AĞIRLIĞI

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bir gün, ihlâsla söylenmiş bir kelime-i şehâdetin, âhirette mü’minin terâzisinin sağ kefesini nasıl yükselteceğini şöyle anlatmışlardır:

Azîz ve Celîl olan Allah Teâlâ kıyâmet günü, ümmetimden bir adamı halkın içerisinden alır ve onun için doksan dokuz adet büyük defter açar. Her defter, gözün alabildiği kadar kocamandır. Allah Teâlâ adama sorar:

Bu defterlerde yazılı olanları inkâr ediyor musun? Muhâfız kâtiplerim (olmadık şeyler yazarak sana) zulmetmişler mi?

Kul:

Hayır, ey Rabb’im, (hepsi doğrudur!) der.

Allah Teâlâ sorar:

– (Bunları işlemenden dolayı açıklamak istediğin) bir özrün var mı?

Kul:

– (Beyan edecek bir özrüm) yok, ey Rabb’im, der.

Azîz ve Celîl olan Allah Teâlâ:

Evet, senin bizim yanımızda (büyük ve makbul) bir de hasenen (iyiliğin) var. Biz bugün sana zulmetmeyeceğiz! buyurur. Hemen bir kart çıkarılır. Üzerinde,Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah”(1) yazılı.

Sonra Allah Teâlâ buyurur:

Ağırlığını (yani ibâdetlerini ve sâlih amellerini) hazırla!

Kul sorar:

Ey Rabb’im! Bu defterlerin yanındaki şu kart da ne?

Allah Teâlâ ona (tekrar):

Sana zulmedilmeyecektir! buyurur.

Hemen defterler mîzânın bir kefesine konulur, kart da diğer kefesine… Tartılırlar. Neticede defterler hafif kalır, kart ağır basar. Esasen Allâh’ın ismi yanında hiçbir şey ağır olamaz!”

***

“KELİME-İ TEVHİD” VE ÖNEMİ

Süfyân bin Uyeyne (725-813) hazretleri buyurmuştur ki:

Maddî hayatın devamı için dünyadaki su ne kadar mühimse, mânevî hayat için de,Lâ ilâhe illallahkelime-i tevhîdi o kadar, hatta ondan daha fazla ehemmiyet arz eder.

Bu kelimenin ulvî mânâsını kalbine-rûhuna sindirebilen kimse diridir. Bu yüksek mânâyı rûhuna nakşedemeyen kimse ölüdür. Zira Allah Teâlâ’nın kullarına ihsân ettiği nimetlerin en büyüğü bu kelimedir.

Beyhakî’nin (rh.) Ebudderdâ’dan (r.a.) rivâyet ettiği bir hadîs-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

Yüz kereLâ ilâhe illallahdiyen (ve buna her gün devam eden) bir kimseyi, Allah Teâlâ kıyâmet gününde, yüzü ayın on dördü gibi parlak ve güzel olarak haşr edecek (diriltecek)tir. Ve o gün, o şahsın amelinden daha güzel bir amel, yükseltilip kabul edilmeyecektir. Ancak onun gibi veya daha fazla (Kelime-i tevhîd zikrine) devam eden kullar müstesnâ.”(2)

Ebû Ya’lâ’nın (rh.) Hz. Ebû Bekir’den (r.a.) rivâyet ettiği bir hadîs-i şerifte, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır

Lâ ilâhe illallah’ demeniz ve istiğfâr etmeniz lâzımdır. O halde bu ikisini çokça söyleyiniz. Zira şeytan diyor ki: ‘Günah işlemek zevkini insanların kalbine atmak suretiyle onları helâk ederim. Onlar ise, Lâ ilâhe illallah (kelime-i tevhîdi) ve istiğfar ile beni helâk ederler. Bundan dolayı ben de, bu hâli gördüğüm vakit, onların heveslerini uyandırıp nefsânî arzuları ile bana uyanları helâk ederim. Halbuki onlar, hidâyet yolunda olduklarını zannederler.”(3)

“Lâilâhe illallah’ kelime-i tevhîdi, âfâkî ve enfüsî yani dıştaki ve içteki putların kırılıp atılması için konmuştur. Nefsin tezkiyesinde-temizlenmesinde çok faydalıdır… Nakşibendî yolunun büyükleri, nefsin temizlenmesi için bu mübârek cümleyi seçmişlerdir.

Nefis azgınlık, inat, ahdi/anlaşmayı bozmak ve fesatçılık (verdiği sözde durmamak ve bozgunculuk etmek) makamında bulunduğu sürece, kelime-i tevhîdi sıkça tekrar ederek imanı yenilemek gerekir.

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz buyurdu ki, ‘İmanınızı lâ ilâhe illallah kelâmı ile yenileyiniz.’ Hatta bu kelimenin her zaman tekrar edilmesi lâzımdır. Çünkü nefs-i emmâre, devamlı olarak habâset (kötülük-fenalık) makamındadır.

Yine bu kelimenin faziletiyle ilgili olarak Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’den şu haber nakl olunmuştur:

Yeryüzü ve gökler terazinin bir kefesine, bu mübârek kelime de diğer kefesine konulsa, elbette bu kelime ağır gelirdi.’(4)

Hz. Ömer radıyallâhü anh anlatıyor:

“Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular ki:

Kim çarşıya girince,Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemûtü bi-yedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr’(5) temcid (yüceltme-ululama) kelimelerini okursa, Allah ona bir milyon sevap yazar, bir milyon günahını affeder ve mertebesini de bir milyon derece yüceltir.”(6)

Bütün hadîs âlimleri, müfessirler, müellifler, şârihler bunu okuyan mü’mine verilen bu mükâfat ve müjde karşısında hayretlerini gizleyememişlerdir. O bakımdan bu duâyı kendimiz ihmâl etmediğimiz gibi, çoluk-çocuğumuza, yakınlarımıza, konu-komşumuza da mutlaka öğretmeliyiz. Bunun ehemmiyetini onlara da anlatmalıyız.

Tîbî rahımehullah’ın açıklamasına göre, çarşı-pazar gibi alış-veriş yerleri, hadîs-i şeriflerde, Allâh’ı zikre karşı en çok gaflet edilen mahaller olarak anlatılmıştır. Bir başka ifade ile buralar, daha çok şeytanın hükmünün geçerli olduğu ve askerlerinin toplandığı yerlerdir. O bakımdan buralarda zikir, şeytanla savaş ve onun askerlerini hezîmete uğratmak demektir. Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bu hadîs-i şeriflerinde, şeytana karşı bu savaşı veren kimsenin Allah indinde kavuşacağı ecri-mükâfâtı müjdelemektedir.

Kişi, ecrini-sevabını düşünerek, çarşıya girmeden bu tevhid-temcid-tehlil kelimelirini okursa, oranın yoğun gafletine karşı tedbirini almış, şuur ve idrâkini zikre hazırlamış olur, gaflete düşmez.

Bu temcid kelimelerinin okunma şekli, mutlak olarak ifade edilmiştir; dileyen sesli okur, dileyen sessiz.

Ve yine Tîbî rahımehüllah der ki:

Kim çarşıda-pazarda Allâh’ı zikrederse, o kişi, haklarında Cenâb-ı Hakk’ın, ‘Onları ne ticaret ve ne de alış-veriş, Allâh’ı zikretmekten, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoyar. Bunlar, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar’(7) buyurduğu zümreye-gruba dâhil olur.

Halis ECE

DİPNOTLAR Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: